Tarih Andrew Jackson'a Karşı - James Fester: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
779 kelime 187 kel/dk

Video özeti: Kurgusal bir mahkeme tartışması, ABD Başkanı Andrew Jackson’ın ihtilaflı mirasını inceliyor. İddia ve savunma makamları onun halkçı imajını, siyasi atamaları, ekonomik kararları ve Yerli halkların zorla yerinden edilmesini ele alıyor; sonunda toplum geçmişi yeniden değerlendirdikçe tarihsel yargıların da değiştiği sonucuna varılıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. deified or vilified — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: Bir kamu figürünü neredeyse tanrı mertebesine yükseltmek ile onu kötü biri olarak mahkûm etmek arasındaki güçlü ve resmî karşıtlığı anlayın. Tarih yazılarında, siyasi yorumlarda ve kutuplaşmış itibarları ele alan medya tartışmalarında ifadenin taşıdığı yoğun değerlendirme tonunu ayırt edebilirsiniz. 2. the spoils system, — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: Seçimi kazanan partinin destekçilerine devlet görevleri dağıtması uygulamasını anlatan Amerikan siyasi terimini öğrenin. Bu eleştirel etiketi, görev değişimini daha tarafsız gösteren ifadelerden ayırabilir ve farklı adlandırmaların aynı atama politikasını nasıl farklı çerçevelediğini görebilirsiniz. 3. on trial. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Hukuki bir ifadenin, tarih anlayışımızı sürekli sorgulayıp değerlendirme fikrini anlatan bir metafora dönüşmesini fark edin. Finaldeki imgenin mahkeme düzenine yeniden bağlanarak anlatıyı nasıl bütünleştirdiğini ve geçmiş liderlere ilişkin görüşlerin yeniden değerlendirmeye açık kaldığını anlayabilirsiniz.

Bu derste

A national hero or public enemy number one. Notlar

0:06

Bir ulusal kahraman mı yoksa bir numaralı halk düşmanı mı.

Anlatım akışı

A national hero or public enemy number one: A or B ile tartışma çerçevesi kurmak

Bu açılış, aynı kişiyi iki uç etiketin arasına yerleştirir: A national hero ve public enemy number one. A or B kalıbı, bunların mümkün olan tek iki değerlendirme olduğunu iddia etmez. Kişiyi tartışmalı biri olarak çerçeveler ve dinleyiciye üzerinde düşünmesi için bir soru sunar. Başlık benzeri eksiltili bir ifade olduğu için hemen bir hüküm vermez. Keskin karşıtlık merak uyandırır; devamındaki bölüm ise kanıtları ve daha incelikli görüşleri sunabilir.

Alıştırma

Hangi açılış, bir kişi hakkındaki tartışmalı değerlendirmeyi sunmak için aynı A or B çerçevesini kullanır?

  1. A visionary reformer or a dangerous radical?
  2. The reformer published three laws in 1830.
  3. Many leaders have complicated biographies.
  4. Please choose one of the two available tickets.
Cevabı göster

A visionary reformer or a dangerous radical?

Deyimler

public enemy number one: en büyük tehdidi belirten güçlü bir etiket

Public enemy number one, halkın ya da yetkililerin en büyük tehdit veya en kötü şöhretli düşman olarak gördüğü kişi için kullanılan kalıplaşmış ve çok güçlü bir etikettir. Number one, algılanan tehdit ya da düşmanlık bakımından en üst sırayı belirtir; zaman içinde ortaya çıkan ilk düşman anlamına gelmez. Burada national hero ile karşı karşıya getirilerek aynı kişi hakkında iki zıt değerlendirme oluşturulur.

Alıştırma

Hangi cümlede public enemy number one kalıplaşmış anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The two countries became enemies after the border dispute.
  2. After the nationwide fraud scandal, the businessman was labeled public enemy number one.
  3. The city opened its number one public library last year.
  4. She was the first enemy to arrive at the gate.
Cevabı göster

After the nationwide fraud scandal, the businessman was labeled public enemy number one.

Historical figures are often controversial,

0:09

Tarihsel şahsiyetler genellikle tartışmalıdır,

but few were as deified or vilified in their lifetime Notlar

0:12

ancak çok azı hayattayken bu kadar ilahlaştırılmış veya kötülenmiştir,

as the seventh president of the United States.

0:16

Amerika Birleşik Devletleri'nin yedinci başkanı kadar.

Dilbilgisi

few were as ... as ...: aynı dereceye ulaşanların çok az olduğunu vurgulamak

few were as ... as ... yapısı, neredeyse olumsuz anlam taşıyan few miktar belirteciyle kurulan bir karşılaştırmadır. Bir niteliğe veya duruma, karşılaştırılan kişiyle aynı ölçüde sahip olanların çok az olduğunu belirtir. Buradaki few yalnızca birkaç anlamına gelmez; nadirliği vurgular. İlk as karşılaştırılan niteliği veya durumu, yani kişinin yaşamı boyunca tanrılaştırılmasını ya da kötülenmesini getirir. İkinci as karşılaştırma ölçütünü, yani yedinci başkanı getirir. Bu yapı, onun sadece çok tartışmalı olduğunu değil, bu düzeydeki durumun ne kadar sıra dışı olduğunu vurgular.

Alıştırma

Başka mimarlar arasında Luis kadar yaratıcı olanların neredeyse hiç olmadığını anlatmak için cümleyi tamamlayın: ____ architects were ____ creative ____ Luis.

Cevabı göster

Few · as · as

Kelime

deified or vilified: aşırı kamuoyu değerlendirmeleri

deified ve vilified burada edilgen yapıda kullanılan, anlamı güçlü geçmiş ortaçlardır. To be deified birine tanrı gibi davranılması veya onun sıradan insan ölçülerinin üstüne çıkarılması demektir; to be vilified ise birine kamuoyu önünde ağır biçimde saldırılması ya da onun son derece kötü biri olarak gösterilmesi demektir. Bu iki kelime sıradan övgü ve eleştiriden daha güçlüdür. or ile bağlanan bu iki kelime, bir itibarın iki zıt ucunu gösterir: aynı kişi hayranları tarafından neredeyse ilahi bir konuma yükseltilebilir ve karşıtları tarafından yaşamı boyunca sert biçimde kınanabilir.

Alıştırma

Bir kişinin aşırı ve birbirine zıt kamuoyu yargıları almasını en açık biçimde anlatan cümleyi seçin.

  1. The mayor was deified by some supporters and vilified by others.
  2. The mayor was praised at the ceremony and thanked by the staff.
  3. The mayor was introduced at the ceremony and interviewed afterward.
Cevabı göster

The mayor was deified by some supporters and vilified by others.

This is

0:19

Bu,

History vs. Andrew Jackson.

0:20

Tarih, Andrew Jackson'a Karşı.

Order,

0:23

Düzen,

order.

0:23

sessizlik lütfen.

Now,

0:24

Şimdi,

what were we?

0:24

nerede kalmıştık?

Ah,

0:25

Ah,

yes.

0:25

evet.

Mr. Jackson,

0:26

Bay Jackson,

you stand accused of degrading the office of the presidency, Notlar

0:27

başkanlık makamını küçümsemek,

Kalıp ifadeler

stand accused of: resmî bir suçlama

Stand accused of, bir kişinin bir suçlamayla karşı karşıya olduğunu resmî bir dille anlatır. Bu cümlede, hitap edilen kişiye yönelik suçlamanın resmen ortaya konduğunu belirtir. Kalıp, stand fiilinin uygun çekimi + accused of + isim veya -ing biçimidir. Burada stand fiziksel olarak ayakta durmayı anlatmaz; kişinin o andaki suçlanma durumunu sunar. Bu ifade yalnızca bir iddiayı bildirir; mahkûmiyet ya da kanıtlanmış suçluluk anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu resmî suçlama cümlesini stand accused of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The former official ____ corruption.

Cevabı göster

stands accused of

Kelime

office of the presidency: kamu kurumu olarak başkanlık makamı

Office of the presidency ifadesinde office, kamu görevini ve bu görevin yetkisini, sorumluluklarını ve kurumsal saygınlığını anlatır. Presidency, başkan olma rolüne veya başkanlık kurumuna gönderme yapar; dolayısıyla ifade fiziksel bir çalışma alanını belirtmez. Bu nedenle degrading the office of the presidency, başkanlık makamının saygınlığını veya itibarını düşürmek demektir. Eleştiri yalnızca bir odaya ya da bir başkanın kişisel itibarına değil, kamu görevine ve onun temsil ettiği değerlere yöneliktir.

Alıştırma

Bu cümlede office of the presidency ne anlama geliyor?

  1. Toplantıları planlayan personel ofisi
  2. Başkanın çalıştığı bir oda
  3. Bir başkanın görev süresinin uzunluğu
  4. Başkanın kamu görevi ve bu görevin temsil ettiği kurum
Cevabı göster

Başkanın kamu görevi ve bu görevin temsil ettiği kurum

causing financial collapse,

0:31

finansal çöküşe neden olmak

and wanton cruelty against American Indians. Kelime

0:33

ve Amerikan Yerlilerine karşı nedensiz zulüm yapmakla suçlanıyorsunuz.

Kelime

wanton cruelty: haksız ve dizginsiz zulüm

Wanton cruelty, haklı bir gerekçe veya sınır olmadan ve verilen zarara aldırmadan uygulanan acımasızlık anlamına gelir. Wanton, cruelty sözcüğünü niteler ve suçlamayı bir davranışa yalnızca sert veya kaba demekten çok daha güçlü hâle getirir. Bu cümlede ifade, Amerika yerlilerine yapılan muameleye yönelik resmî bir ahlaki kınamadır. Buradaki wanton, anlam bakımından want ile bağlantılı değildir ve istenen anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede wanton cruelty doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The commuter described a two-minute delay as wanton cruelty.
  2. The review praised the restaurant's wanton cruelty toward dessert.
  3. The student called a forgotten pencil wanton cruelty.
  4. The investigation documented wanton cruelty toward unarmed prisoners.
Cevabı göster

The investigation documented wanton cruelty toward unarmed prisoners.

How do you plead? Kültür

0:36

Savunmanız nedir?

Kültür

How do you plead?: mahkemede savunma beyanında bulunmak

How do you plead?, sanığın bir ceza suçlamasına karşı resmî savunma beyanını açıklamasını isteyen kalıplaşmış bir mahkeme sorusudur. Tipik yanıtlar arasında Guilty ve Not guilty bulunur. Burada plead, yalvarmak değil, hukuki bir beyanda bulunmak anlamına gelir. Video, tarihî bir kişi hakkındaki yargıyı bir duruşmaymış gibi sunmak için bu mahkeme kalıbını kullanır.

Alıştırma

Bir hâkim sanıktan suçlu ya da suçsuz olduğuna dair beyanını açıklamasını istiyor. Standart soru hangisidir?

  1. Why do you complain?
  2. Who did you plead with?
  3. What are you pleading for?
  4. How do you plead?
Cevabı göster

How do you plead?

Now,

0:39

Şey,

your honor,

0:39

sayın yargıç,

I am not a big city lawyer,

0:39

ben büyük şehir avukatı değilim,

but I do know a few things. Dilbilgisi

0:41

ama birkaç şey bilirim.

Dilbilgisi

but I do know: olumlu cümlede vurgu yapan do

Olumlu bir cümlede do, vurgu eklemek için fiilin yalın hâlinden önce gelebilir. Burada I do know, “gerçekten biliyorum” veya “kesinlikle biliyorum” anlamına gelir; do bir soru ya da olumsuzluk oluşturmamaktadır. Cümle önce I am not a big city lawyer ile beklentiyi düşürür, ardından but bir karşıtlık getirir ve vurgulu do konuşanın iddiasını daha güçlü kılar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp do/does/did + fiilin yalın hâlidir: I do know, she does understand ve we did call.

Alıştırma

Konuşanın iddiasını güçlü biçimde doğrulamasını sağlayan vurgu yardımcı fiilini yazın: I may be new here, but I ____ know how this machine works.

Cevabı göster

do

And I know that President Jackson was a self-made frontiersman, Kelime

0:43

Ve biliyorum ki Başkan Jackson, kendi kendini yetiştirmiş bir öncü,

Kelime

self-made frontiersman: kendi gücüne dayanan sınır öncüsü imajı

Self-made, statü ya da başarıya esas olarak kendi çabasıyla ulaşmış olarak sunulan birini tanımlar. ABD tarih dilinde frontiersman, yalnızca modern bir ülke sınırının yakınında yaşayan biri değil, genişleyen sınır bölgesindeki yerleşim ve yaşamla ilişkilendirilen bir erkekti. Self-made frontiersman birlikte kullanıldığında övgü içeren bir karakter etiketidir. Bu cümlede Başkan Jackson'ı mütevazı bir başlangıçtan gelip kendi çabasıyla yükselen ve bağımsızlık, dayanıklılık ve girişimcilik gibi sınır bölgesi niteliklerini taşıyan biri olarak sunar. Bu, tarafsız bir meslek adı değil, imaj oluşturan bir dildir.

Alıştırma

Self-made frontiersman etiketi bu cümlede nasıl bir imaj oluşturuyor?

  1. Kendi çabasıyla yükselmiş ve tarihsel sınır bölgesiyle bağlantılı bir erkek
  2. Uluslararası bir sınırda yolcuları kontrol eden modern bir görevli
  3. Konumunu ailesinden alan varlıklı bir şehir sakini
Cevabı göster

Kendi çabasıyla yükselmiş ve tarihsel sınır bölgesiyle bağlantılı bir erkek

a great general,

0:46

harika bir general,

a real man of the people. Deyimler

0:47

gerçek bir halk adamıydı.

Deyimler

man of the people: sıradan halkı temsil etmeye yönelik siyasi etiket

Burada a man of the people, sıradan insanları anladığı, onların kaygılarını paylaştığı ve çıkarlarını temsil ettiği düşünülen bir erkeği anlatır. Yalnızca kalabalığın içindeki bir adam anlamına gelmez. Bu ifade övgü içeren siyasi bir etikettir, ancak imaj oluşturmak için de kullanılabilir. Birine a man of the people demek, herkesi gerçekten temsil ettiğini kanıtlamadan onu sıradan vatandaşlara yakın gösterir.

Alıştırma

Sıradan vatandaşları anlayan ve temsil eden biri olarak sunulan erkek bir adayı en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. a man of the people
  2. a people person
  3. an ordinary man
Cevabı göster

a man of the people

Your honor,

0:50

Sayın yargıç,

this man of the people was a gambler,

0:51

bu halk adamı bir kumarbaz,

a drunk,

0:53

bir ayyaş

and a brawler.

0:53

ve bir kavgacıydı.

Why,

0:54

Vay canına,

I've heard it said that he would fight at the drop of a hat Deyimler

0:54

en ufak bir bahaneyle bile kavgaya tutuştuğunu duymuşumdur,

Deyimler

at the drop of a hat: tereddüt etmeden hemen harekete geçmek

At the drop of a hat, neredeyse hiç tereddüt etmeden, hazırlık yapmadan veya teşvik beklemeden hemen harekete geçmek anlamına gelen bir deyimdir. he would fight at the drop of a hat ifadesinde, kişinin belki de çok küçük bir nedenle hemen kavga başlattığını anlatır. Bu ifade gerçek bir şapkayla ilgili değildir. Birinin bir eylemi ne kadar kolay veya aniden yaptığını anlatan bütün bir kalıp olarak kullanılır.

Alıştırma

“Hemen ve tereddüt etmeden” anlamındaki bu notta yer alan deyimle cümleyi tamamlayın: When her friend needs support, Maya will help ____.

Cevabı göster

at the drop of a hat

and then drop the hat himself. Anlatım akışı

0:56

ve o bahaneyi de çoğunlukla kendisi yaratırdı.

Anlatım akışı

drop the hat himself: bir deyimi gerçek anlamıyla yeniden yorumlamak

Önceki at the drop of a hat ifadesi, hemen veya en ufak bir kışkırtmayla anlamına gelen bir deyimdir. Ardından gelen drop the hat himself ise drop ve hat sözcüklerini gerçek anlamlarıyla yeniden kullanır: kişinin gerçek bir şapkayı bizzat düşürdüğü hayal edilir. Deyimsel anlamdan gerçek anlama yapılan bu geçiş şakayı oluşturur. Aynı zamanda eleştiriyi de güçlendirir: bu kişi yalnızca kolayca kavga etmiyor, kavga fırsatını kendisi bile yaratıyor olabilir. Drop the hat himself ayrı bir kalıplaşmış deyim değildir.

Alıştırma

Bu cümlede drop the hat himself neden komiktir?

  1. Önceki deyimdeki hat sözcüğünü gerçek bir şapkaya dönüştürür ve kişinin kavga fırsatını kendisinin yarattığını ima eder.
  2. Öfkesini kaybetmek anlamına gelen ikinci bir deyim sunar.
  3. İnsanların kavga etmeden önce şapkalarını çıkarmak zorunda olduğunu açıklar.
Cevabı göster

Önceki deyimdeki hat sözcüğünü gerçek bir şapkaya dönüştürür ve kişinin kavga fırsatını kendisinin yarattığını ima eder.

I ask you,

0:58

Size soruyorum,

was such a man fit for the most distinguished office in the nation? Kalıp ifadeler

0:59

böyle bir adam ülkenin en seçkin makamına layık mıydı?

Kalıp ifadeler

fit for: bir role veya amaca uygunluk

be fit for + isim yapısında fit, bir rol, amaç veya durum için uygun, yeterli ya da layık olmak demektir. Buradaki soru, böyle bir adamın karakterinin ve davranışlarının onu ülkenin en yüksek makamına uygun kılıp kılmadığıdır; konu fiziksel zindelik veya kıyafet bedeni değildir. be fit for yapısını isim öbeklerinden önce kullanın: fit for the job, fit for office, fit for use. Bir kişinin uygunluğu bağlama göre yetenek, muhakeme ve karakteri kapsayabilir.

Alıştırma

Cümleyi fit ve doğru edatla tamamlayın: After the safety inspection, the bridge was declared ____ public use.

Cevabı göster

fit for

Can we forget the debacle of his inauguration? Kültür

1:03

Göreve başlama törenindeki fiyaskoyu unutabilir miyiz?

Kültür

the debacle of his inauguration: sert ve olumsuz bir değerlendirme

the debacle of his inauguration ifadesinin tamamında debacle, göreve başlama törenini göz önünde gerçekleşen, küçük düşürücü bir başarısızlık veya ciddi bir kargaşa olarak niteler. problem ya da mistake sözcüklerinden çok daha güçlüdür. Inauguration, birinin resmen göreve başlamasını belirleyen törendir ve özellikle başkanların göreve başlama törenleri için kullanılır. Burada his törenin kime ait olduğunu gösterir, of ise debacle ile bu olayı bağlar. İfade tarafsız bir olay adı değil, sert bir değerlendirmedir.

Alıştırma

Cümledeki the debacle of his inauguration ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Töreni başlamadan önce resmen iptal etti.
  2. Yeni bir işe başladıktan sonra sıradan bir kutlamaya katıldı.
  3. Resmen göreve başlama töreni, ciddi biçimde düzensiz ve utanç verici bir olaya dönüştü.
  4. Göreve başlama töreninde önemsiz, küçük bir hata oldu.
Cevabı göster

Resmen göreve başlama töreni, ciddi biçimde düzensiz ve utanç verici bir olaya dönüştü.

Whoever heard of inviting a drunken mob into the White House? Ton ve niyet

1:05

Sarhoş bir kalabalığı Beyaz Saray'a davet etmeyi kim duymuş?

Ton ve niyet

Whoever heard of ...?: retorik bir itiraz

Whoever heard of ...?, “Böyle bir şey duyulmamıştır; bu saçma veya kabul edilemez” anlamına gelen retorik bir sorudur. Konuşan kişi gerçekten bunu kimin duyduğunun söylenmesini beklemez; whoever, şaşkınlığı ve eleştiriyi güçlendirir. heard of sonrasında eleştirilen şeyi veya davranışı belirtmek için bir isim ya da -ing ile biten bir gerund kullanılır. Bu cümlede inviting, eleştirilen eylemi belirtir.

Alıştırma

Retorik soruyu bu dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ charging guests for tap water?

Cevabı göster

Whoever heard of

It took ages to get the upholstery clean. Notlar

1:09

Mobilyaları temizlemek asırlar sürdü.

Kalıp ifadeler

It took ages to ...: bir şeyin çok uzun sürdüğünü anlatan samimi abartı

It took ages to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmanın çok uzun sürdüğünü belirtir. Buradaki ages gerçek anlamında değildir; abartılı bir ifadedir. Bu yapı çoğu zaman hafif bir rahatsızlık, mizah veya vurgu katar. Kesin süreyi değil, konuşanın gecikmeyle ilgili hissini anlatır.

Alıştırma

Görevin çok uzun sürdüğünü belirten ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: It ____ finish the report.

Cevabı göster

took ages to

Dilbilgisi

get the upholstery clean: get + nesne + sıfat

get the upholstery clean ifadesinde get + nesne + sıfat, nesnenin sıfatla belirtilen duruma gelmesini sağlamak anlamına gelir. The upholstery nesnedir; clean ise son durumu anlatan bir sıfattır, fiil değildir. Upholstery, mobilyanın üzerindeki kumaş, deri veya dolgulu kaplamadır. Bu yapı, sonuca ulaşmak için yapılan her eylemi saymak yerine sonucun elde edilmesine odaklanır.

Alıştırma

Hangi cümle bir sonucu anlatmak için get + nesne + sıfat yapısını doğru kullanıyor?

  1. We need to get the room ready before the guests arrive.
  2. We need to get the room prepare before the guests arrive.
  3. We need to get ready the room before the guests arrive.
Cevabı göster

We need to get the room ready before the guests arrive.

That drunken mob, Anlatım akışı

1:12

O sarhoş kalabalık,

sir,

1:13

efendim,

was the American people,

1:13

Amerikan halkıydı,

and they deserved to celebrate their victory.

1:15

ve zaferlerini kutlamayı hak etmişlerdi.

Anlatım akışı

That drunken mob ... was the American people: aynı grubu yeniden çerçevelemek

Konuşmacı karşı tarafın kullandığı That drunken mob etiketini tekrarlayıp ardından bu kişilerin the American people olduğunu söyleyerek aynı gruba ilişkin iki betimleme sunuyor. Yeni bir kalabalıktan söz etmiyor; X was Y kalıbı dinleyicinin dikkatini bir etiketten diğerine yöneltiyor. Bu, yeniden çerçevelemedir. İlk etiket düzensizlik ve tehlike çağrıştırırken ikincisi kalabalığı demokratik meşruiyete sahip yurttaşlar olarak sunar. Sir hitabı resmî ve kibar tutar, ancak yanıt önceki yargıya doğrudan karşı çıkar.

Alıştırma

Hangi cümle, olumsuz bir etiketi daha meşru bir ifadeyle değiştirerek aynı grubu en açık biçimde yeniden çerçeveliyor?

  1. The residents were upset about the delay.
  2. They called the protesters a nuisance; the organizer called them concerned citizens.
  3. The report counted how many people joined the march.
  4. The organizer repeated the word nuisance and changed the subject.
Cevabı göster

They called the protesters a nuisance; the organizer called them concerned citizens.

Order,

1:18

Düzen,

order.

1:18

sessizlik.

Now,

1:19

Pekala,

did this celebration have pie?

1:19

bu kutlamada turta var mıydı?

Very well.

1:21

Çok güzel.

Mr. Jackson,

1:22

Bay Jackson,

is it not the case that immediately upon assuming office, Notlar

1:23

göreve gelir gelmez,

Ton ve niyet

is it not the case that: resmî ve yönlendirici bir soru

Is it not the case that + yan cümle? dinleyiciye bir önerme sunup ondan bunu doğrulamasını isteyen resmî bir olumsuz sorudur. Bu cümlede that, immediately upon assuming office ile başlayan içeriği sunar. Dil bilgisi bakımından bir soru olsa da çoğu zaman yönlendirici bir sorgulama işlevi görür: konuşmacı önermenin doğru olduğuna inandığını gösterir ve karşı tarafı bunu kabul etmeye zorlar. Yalnızca ne olduğunu soran bir soruya göre daha az açık uçludur.

Alıştırma

Resmî bir çapraz sorguda, dinleyicinin doğrulaması için bir önermeyi en güçlü biçimde sunan soru hangisidir?

  1. What happened after the invoice arrived?
  2. Is it not the case that you approved the payment?
  3. Could you explain how the payment was approved?
  4. Was the meeting useful?
Cevabı göster

Is it not the case that you approved the payment?

Kalıp ifadeler

immediately upon assuming office: “göreve gelir gelmez” anlamında resmî ifade

Bu cümlede immediately upon assuming office, “kişinin resmî olarak görevine başlamasının hemen ardından” demektir. Assume office, “resmî bir göreve başlamak” anlamındaki kalıplaşmış bir ifadedir; “bir ofisin var olduğunu varsaymak” anlamına gelmez. Upon + -ing, bir eylemin başladığı “anda” veya “hemen sonrasında” anlamına gelen resmî bir zaman yapısıdır. Immediately, sonraki eylemin hiç gecikmeden gerçekleştiğini belirtir.

Alıştırma

“Valinin resmî olarak göreve başlamasının hemen ardından” anlamındaki hedef ifadeyle resmî cümleyi tamamlayın: ____, the governor announced a new ethics policy.

Cevabı göster

Immediately upon assuming office

you introduced the spoils system, Kültür

1:25

ganimet sistemini getirdiğiniz,

Kültür

the spoils system: destekçileri kamu görevleriyle ödüllendiren ganimet sistemi

The spoils system, ABD siyasi tarihinde seçim kazanan bir parti veya liderin, yetkilileri öncelikle liyakate göre seçmek yerine sadakatleri ya da seçim kampanyasına yardımları karşılığında siyasi destekçilere kamu görevleri vermesi uygulamasıdır. Spoils sözcüğü normalde galibin ele geçirdiği ganimet anlamına gelir. Bu terimde kamu görevleri ve bunların sağladığı çıkarlar, kazananlar arasında paylaştırılan ganimetlere benzetilir; bu nedenle adlandırma genellikle eleştireldir.

Alıştırma

Bir haber metninde, hangi durum bir işe alım uygulamasının the spoils system olarak adlandırılmasını en açık şekilde haklı çıkarır?

  1. Bir kurum çalışanlarını yayımlanmış performans ölçütlerine göre terfi ettirir.
  2. Seçimi kazanan bir parti, sadık kampanya destekçilerine kamu görevleri verir.
  3. Bir şehir adayları rekabete dayalı sınavlarla işe alır.
Cevabı göster

Seçimi kazanan bir parti, sadık kampanya destekçilerine kamu görevleri verir.

replacing hundreds of perfectly good federal employees with incompetent party loyalists? Kelime

1:27

yüzlerce yetkin federal çalışanı yetersiz parti sadıklarıyla değiştirdiğiniz doğru değil mi?

Kelime

incompetent party loyalists: yeterlilik ile siyasi sadakat karşıtlığı

Bu cümlede incompetent party loyalists, bir siyasi partiye sadık olan ancak işlerini iyi yapamayacakları düşünülen kişileri anlatır. Incompetent onların yeterliliğini, party ise neye sadık olduklarını belirtir. Loyalists tek başına tarafsız olabilir. Burada incompetent sözcüğü ifadeyi açıkça eleştirel hâle getirir ve atamaların liyakate değil parti sadakatine dayandığı suçlamasını destekler.

Alıştırma

Burada incompetent party loyalists hangi eleştiriyi ifade ediyor?

  1. Bir partiye sadıktırlar, ancak işlerini iyi yapamayacakları düşünülür.
  2. Yetenekleri hakkında değerlendirme yapılmayan sıradan parti üyeleridir.
  3. Hiçbir siyasi bağı olmayan yetenekli çalışanlardır.
Cevabı göster

Bir partiye sadıktırlar, ancak işlerini iyi yapamayacakları düşünülür.

Your honor,

1:33

Sayın yargıç,

the president did no such thing. Ton ve niyet

1:33

başkan böyle bir şey yapmadı.

Ton ve niyet

did no such thing: kesin bir inkâr

Did no such thing, “az önce sözü edilen eylemi kesinlikle yapmadı” anlamına gelir. Such thing daha önceki bir iddia veya suçlamaya gönderme yapar; bu nedenle konuşan kişi eylemin tamamını yeniden söylemek zorunda kalmaz. Bu ifade vurguludur: yalnızca eylemin gerçekleşmediğini bildirmek yerine, önceki açıklamayı yanlış bularak kesin biçimde reddeder.

Alıştırma

Yanıtı hedef ifade did no such thing ile tamamlayın: Bir raporda 'Jordan deleted the records.' deniyor. Jordan, 'I ____.' diye yanıt veriyor.

Cevabı göster

did no such thing

He tried to institute rotation in office Kültür

1:35

Görevde rotasyon kurumu oluşturmaya çalıştı

Kültür

Reform yanlısı bir siyasi etiket olarak rotation in office

rotation in office ifadesinde office bir oda ya da iş yeri değil, bir kamu görevi veya makamıdır; rotation ise bu görevleri üstlenen kişilerin belirli aralıklarla değiştirilmesi anlamına gelir. Bu cümlede institute, uygulamayı bir politika olarak yürürlüğe koymak demektir. Savunma tarafı bu ifadeyle personel değişikliklerini, görevlilerin çok uzun süre iktidarda kalmasını ve yozlaşmasını önleyen bir güvence olarak sunar. Bu, politikanın belirtilen amacını reform yanlısı bir dille anlatır; politikanın bütün sonuçlarına ilişkin tarafsız bir yargı değildir.

Alıştırma

Bir tarih tartışmasında rotation in office ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Aynı görevlilere makamları üzerinde kalıcı denetim vermek
  2. Kamu görevlerini üstlenen kişileri düzenli aralıklarla değiştirmek
  3. Devlet binalarını bir şehirden başka bir şehre taşımak
Cevabı göster

Kamu görevlerini üstlenen kişileri düzenli aralıklarla değiştirmek

to avoid any profiteering or funny business. Deyimler

1:38

ki herhangi bir haksız kazanç veya karanlık iş dönmesin.

Deyimler

funny business: şüpheli veya uygunsuz işler

Funny business, şüpheli, dürüst olmayan veya uygunsuz faaliyetler için kullanılan gündelik bir deyimdir. Burada funny komik değil, şüphe uyandıracak kadar tuhaf anlamındadır; business ise bir şirketi değil, faaliyetleri veya yapılan işleri anlatır. Profiteering sözcüğünün ardından gelen bu kasıtlı olarak belirsiz ifade, belirli bir suçlamada bulunmadan uyarının kapsamını hile, yolsuzluk veya gizlice kural çiğneme gibi davranışlara genişletir.

Alıştırma

Cümleyi ‘şüpheli veya uygunsuz davranış’ anlamındaki iki sözcüklü gündelik deyimle tamamlayın: The referee warned both teams that there must be no ____.

Cevabı göster

funny business

It was the rest of the party who insisted on giving posts to their lackeys. Notlar

1:41

Kendi yandaşlarına makam verilmesinde ısrar eden partinin geri kalanıydı.

Dilbilgisi

insisted on giving: insist on + -ing yapısı

Insist on + isim ya da fiilin -ing biçimi, bir şeyi kesin biçimde talep etmek veya bir eylemi yapmakta diretmek anlamına gelir. Bu cümlede insisted on giving, diğer parti üyelerinin makamları verme eylemini kararlılıkla dayattığını anlatır. On bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: insist on giving. Bu anlamda normalde insist to give kullanılmaz.

Alıştırma

Check fiilini insist on sonrasında gereken biçime getirerek cümleyi tamamlayın: The editor insisted on ____ every source before publication.

Cevabı göster

checking

Kelime

posts to their lackeys: uşaklarına verilen makamlar

Burada posts, sosyal medya gönderileri değil, bir hükümet veya kuruluştaki resmî makamlar ya da görevler anlamına gelir. Giving posts to their lackeys, kendi sadık yandaşlarını bu makamlara atamak demektir. Lackeys son derece aşağılayıcı bir sözcüktür. Bu kişileri güçlü birine itaat eden veya dalkavukluk yapan köle ruhlu takipçiler olarak gösterir. İfadenin tamamı kayırmacılık veya ahbap çavuş ilişkisi ima eder: makamlar liyakate değil, kişisel sadakate göre verilmektedir.

Alıştırma

“The minister gave several posts to his lackeys,” cümlesindeki ifade ne anlama gelir?

  1. Sosyal medya gönderilerini yardımcılarıyla paylaştı
  2. Bağımsız uzmanlardan atamaları incelemelerini istedi
  3. Resmî makamları köle ruhlu takipçilere verdi
Cevabı göster

Resmî makamları köle ruhlu takipçilere verdi

But Mr. Jackson complied,

1:45

Ama Bay Jackson da buna boyun eğdi,

did he not? Ton ve niyet

1:47

öyle değil mi?

Ton ve niyet

did he not?: resmî ve baskı kuran bir soru eklentisi

Did he not?, olumlu ve basit geçmiş zamandaki Mr. Jackson complied cümlesine eklenen olumsuz bir soru eklentisidir. complied basit geçmiş zamandaki normal bir fiil olduğu için eklentide did kullanılır; he, Mr. Jackson'ı yeniden belirtir. Olumlu bir cümlenin ardından olumsuz soru eklentisi gelir. Burada konuşmacı onun söyleneni yapmasını beklenen bir gerçek gibi sunar ve bilinmeyen bir bilgiyi sormak yerine dinleyiciyi bunu kabul etmeye zorlar. Kısaltılmamış did he not? biçimi, didn't he? biçiminden daha resmî ve kasıtlı duyulur.

Alıştırma

Resmî bir sorgulama bağlamında But Mr. Jackson complied, did he not? cümlesinin temel etkisi nedir?

  1. Bay Jackson'a söyleneni yapmama izni verir.
  2. Bay Jackson'ın gelecekte söyleneni yapıp yapmayacağını sorar.
  3. Dinleyiciyi Bay Jackson'ın söyleneni yaptığını kabul etmeye zorlar.
Cevabı göster

Dinleyiciyi Bay Jackson'ın söyleneni yaptığını kabul etmeye zorlar.

Now,

1:48

Şimdi,

see here. Ton ve niyet

1:49

dinleyin.

Ton ve niyet

see here: eski tarz bir itiraz

See here, karşılık vermeden önce söz kesmek, itiraz etmek veya dikkat istemek için kullanılan kalıplaşmış bir söylem ifadesidir. Now, see here içinde see, birine gerçek anlamda gözlerini bir yere çevirmesini söylemez; ifade Listen to me veya Hold on anlamına daha yakındır. Konuşmacı bu ifadeyi sözü ele almak ve hoşnutsuzluğunu göstermek için kullanır. Eski tarz ve teatral bir havası vardır; özellikle dönem yapımlarında, mahkeme sahnelerinde veya üsluplaştırılmış tartışmalarda kolayca fark edilir.

Alıştırma

Konuşmacı Now, see here? diyerek ne yapıyor?

  1. İtiraz etmek ve dikkat istemek için söz kesiyor
  2. Kibarca kabul edip tartışmayı bitiriyor
  3. Birini yakındaki bir yere bakmaya davet ediyor
Cevabı göster

İtiraz etmek ve dikkat istemek için söz kesiyor

Moving on,

1:50

Devam edelim,

Mr. Jackson,

1:50

Bay Jackson,

did you not help to cause the financial panic of 1837 Notlar

1:51

1837 finansal paniğine

Kalıp ifadeler

help to cause: katkıda bulunan bir nedeni belirtmek

Help to cause, bir sonucun ortaya çıkmasına katkıda bulunmak demektir. Özneyi açıkça katkıda bulunan nedenlerden biri olarak gösterir; dolayısıyla öznenin tek ya da başlıca neden olması gerekmez. Buradaki soru, muhataba panik konusunda bir miktar sorumluluk yükler, ancak krizi tek başına onun yarattığını ileri sürmez. Help sözcüğünden sonra başka bir fiil gelirken to isteğe bağlıdır: help to cause ile help cause temelde aynı anlama gelir. Karmaşık bir olayın etkenlerinden birini açıklarken help (to) cause + sonuç kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Bir politikanın düşüşün çeşitli nedenlerinden biri olduğunu en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The policy caused the decline by itself.
  2. The policy helped to cause the decline.
  3. The policy had no effect on the decline.
Cevabı göster

The policy helped to cause the decline.

Kültür

the financial panic of 1837: kişisel korku değil, ekonomik kriz

The financial panic of 1837, Amerika Birleşik Devletleri tarihindeki büyük bir mali kriz olan 1837 Paniği’ni ifade eder. Bu cümleyi anlamak için gerekli temel bilgi, konuşmacının muhatabına ekonomi genelini etkileyen bir krizin ortaya çıkmasına katkıda bulunup bulunmadığını sormasıdır. Ekonomi tarihinde financial panic, bankalara ve mali piyasalara duyulan güvenin aniden çökmesidir ve çoğu zaman bankalara hücum ile kredide keskin bir daralmayı içerir. Buradaki panic, bir kişinin hissettiği korkuyu değil, bir mali kriz türünü adlandırır; of 1837 ise belirli olayı yılıyla tanımlar.

Alıştırma

Bu cümlede the financial panic of 1837 neyi ifade eder?

  1. 1837’de yapılan siyasi bir seçim
  2. 1837’de başlayan büyük bir mali kriz
  3. Bir kişinin 1837’de para konusunda aniden hissettiği korku
Cevabı göster

1837’de başlayan büyük bir mali kriz

and the ensuing economic depression

1:55

ve ardından gelen ekonomik buhrana neden olmadınız mı,

with your obsessive war against the Bank of the United States Deyimler

1:57

Amerika Birleşik Devletleri Bankası'na karşı takıntılı savaşınızla,

Deyimler

obsessive war against the Bank of the United States: siyasi bir mecaz

Burada war against X, X'i yenmeyi veya zayıflatmayı amaçlayan uzun süreli ve saldırgan bir siyasi kampanyayı anlatan bir mecazdır. Gerçek bir askerî çatışma kastedilmez. Obsessive, konuşanın bu kampanyayı sağlıklı bir politikadan çok saplantının yönlendirdiği aşırı bir hareket olarak gördüğünü belirtir. Bu nedenle ifadenin tamamı, anlaşmazlığın tarafsız bir açıklaması değil, bir suçlamadır.

Alıştırma

Burada obsessive war against the Bank of the United States ne anlama geliyor?

  1. Bankaya karşı yürütülen yoğun ve uzun süreli, aşırı olduğu düşünülen bir siyasi kampanya
  2. Bankayı reforme etmek için hazırlanan bir iş birliği planı
  3. Bankaya karşı gerçek bir askerî saldırı
Cevabı göster

Bankaya karşı yürütülen yoğun ve uzun süreli, aşırı olduğu düşünülen bir siyasi kampanya

was not vetoing its reauthorization, Kültür

2:01

ve yetki yenilemesini veto ederek,

Kültür

vetoing its reauthorization: yenilenen yasal yetkiyi engellemek

Vetoing, onayı reddetmek için resmî yasal veya anayasal yetkinin kullanılmasıdır. Reauthorization, mevcut bir kurumun, yasanın ya da programın devam etmesine izin veren yetkiyi yenileyen yeni bir resmî işlemdir. Its, daha önce sözü edilen Birleşik Devletler Bankası'na gönderme yapar. Bu nedenle vetoing its reauthorization, mevcut yetkisi sona erdikten sonra bankanın devam etmesini sağlayacak yenilemeyi resmen engellemek demektir. Bu, bankaya verilen ilk yetki değildir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi vetoing a program's reauthorization ifadesiyle anlatılır?

  1. Çalışanlar önerilen yeni bir program hakkında gayriresmî biçimde fikir ayrılığı yaşar.
  2. Bir kurum faaliyete başlamak için ilk yetkisini alır.
  3. Yetkili bir görevli, mevcut bir programın devam etmesini sağlayacak yetki yenilemesini engeller.
Cevabı göster

Yetkili bir görevli, mevcut bir programın devam etmesini sağlayacak yetki yenilemesini engeller.

as you did in 1832,

2:03

tıpkı 1832'de yaptığınız gibi,

an act of irresponsible populace pandering Kelime

2:05

hiçbir ekonomik mantığı olmayan

Kelime

populace pandering: halka yaranmaya yönelik olumsuz bir niteleme

Bu cümlede populace pandering, sağlam ilkelere veya mantıklı bir değerlendirmeye bağlı kalmak yerine halka istediğini vererek halkın onayını kazanmaya çalışmak anlamına gelir. Pandering son derece olumsuz bir ifadedir; populace ise genel halkı belirten resmî bir kelimedir. Kısaltılmış isim öbeği populace pandering, pandering to the populace ile aynı yapıyı ifade eder. Bu davranışı halka tarafsız biçimde hizmet etmek olarak değil, fırsatçı bir hareket olarak niteler.

Alıştırma

Populace pandering ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Destek kazanmak için ilke veya sağduyudan ödün vererek halkı memnun etmeye çalışmak
  2. Halkın haklarını yürürlükteki yasalarla korumak
  3. Bir politikayı halka tarafsız bir dille anlatmak
Cevabı göster

Destek kazanmak için ilke veya sağduyudan ödün vererek halkı memnun etmeye çalışmak

that made no economic sense? Kalıp ifadeler

2:08

sorumsuz bir popülist dalkavukluk eylemiyle?

Kalıp ifadeler

made no economic sense: bir şeyi ekonomik açıdan mantıksız bulmak

Made no economic sense ifadesindeki make sense, mantıklı veya anlaşılır olmak anlamına gelir. Economic sıfatı değerlendirmenin kapsamını daraltır: Eylem; maliyetler, faydalar, teşvikler veya diğer ekonomik unsurlar açısından değerlendirildiğinde mantıksızdı. Made geçmiş zamandadır çünkü konuşmacı geçmişteki bir eylemi değerlendirir. Aynı kalıpta bakış açısı değiştirilebilir: make no legal sense, make no practical sense veya make no financial sense. Cümleciği soru şeklinde bitirmek değerlendirmeyi bir meydan okumaya dönüştürür: Konuşmacı, dinleyiciden iddiayı doğrulamasını ya da onunla doğrudan yüzleşmesini ister.

Alıştırma

Hedef ifadeyi doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: With no customers and extremely high rent, opening another store ____.

Cevabı göster

makes no economic sense

Your honor,

2:10

Sayın yargıç,

the gentleman has quite the imagination. Ton ve niyet

2:10

beyefendinin oldukça geniş bir hayal gücü var.

Ton ve niyet

has quite the imagination: samimi değil, alaycı bir övgü

Has quite the imagination ifadesi kelime anlamıyla beyefendinin hayal gücünü olağanüstü güçlü gösterir. Ancak bu karşı çıkışta övgü ironiktir: Konuşan kişi, beyefendinin gerçekleri aktarmak yerine anlatısını uydurduğunu ya da büyük ölçüde süslediğini ima eder. quite the + isim öbeği kalıbı, bir kişiyi, şeyi veya niteliği dikkat çekici ve sıra dışı olarak gösterir. Kalıp her zaman olumlu değildir; hayranlık mı yoksa alay mı olduğu bağlam ve ses tonundan anlaşılır.

Alıştırma

Bir tartışmada biri "The gentleman has quite the imagination." diye yanıt veriyor. Bu yanıt büyük olasılıkla neyi ima eder?

  1. Konuşan kişi, beyefendinin hikâyesini uydurduğunu veya büyük ölçüde süslediğini düşünüyor.
  2. Konuşan kişi, beyefendinin sanatsal yeteneğini içtenlikle övüyor.
  3. Konuşan kişi, beyefendiden bir roman yazmasını istiyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi, beyefendinin hikâyesini uydurduğunu veya büyük ölçüde süslediğini düşünüyor.

That bank was just a way for rich yanks to get richer. Kelime

2:12

O banka sadece zengin kuzeylilerin daha da zenginleşmesi için bir yoldu.

Kelime

rich yanks: bölgesel ve sınıfsal yük taşıyan bir etiket

Bu cümlede rich yanks, düşmanca bir Güneyli veya sınır bölgesi bakış açısından ABD'nin kuzeyindeki varlıklı insanları ifade eder. Rich sözcüğü sınıfsal bir öfke de katar: Konuşan kişi bankayı, zaten ayrıcalıklı olan Kuzeyli bir gruba yarar sağlayan araç olarak gösterir. Yank ve Yanks sözcüklerinin kimi ifade ettiği yere ve tarihsel döneme göre değişir. ABD içindeki tarihsel çatışmalarda Kuzeyli veya Kuzeyliler anlamına gelebilirken ABD dışında daha genel olarak Amerikalı veya Amerikalılar anlamında kullanılabilir. Buradaki siyasi saldırı, etiketi tarafsız değil küçümseyici yapar.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı: Yanks her zaman ABD'nin kuzeyindeki insanları ifade eder ve her zaman tarafsız bir tona sahiptir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

And all that money panic was caused when British banks raised interest rates and cut lending. Kalıp ifadeler

2:15

Ve tüm o para paniği, İngiliz bankalarının faiz oranlarını artırıp kredileri kesmesiyle ortaya çıktı.

Kalıp ifadeler

raised interest rates and cut lending: faizleri yükseltip kredi vermeyi azaltmak

Burada raised interest rates, borç alanların ödediği faiz oranlarını yükseltmek; cut lending ise verilen kredilerin miktarını veya erişilebilirliğini azaltmak anlamına gelir. Cut fiziksel bir kesme eylemini değil, bir faaliyetin azaltılmasını anlatır. Geçmiş zamandaki iki fiil öbeği British banks öznesini paylaşır ve and ile bağlanır. Birlikte krediyi sıkılaştıran iki eylem sunarlar: borçlanma daha pahalı olur ve daha az krediye erişilebilir.

Alıştırma

Cümleyi raise ve cut fiillerinin geçmiş zaman biçimleriyle tamamlayın: Last year, the bank ____ interest rates and ____ lending to new businesses.

Cevabı göster

raised · cut

To blame it on the president is preposterous, Kalıp ifadeler

2:20

Suçu başkana atmak saçmalıktır,

Kalıp ifadeler

To blame it on ...: blame A on B yapısını mastar özne olarak kullanmak

Blame A on B, B'nin A'ya yol açtığını veya A'dan sorumlu olduğunu söylemek anlamına gelir. Burada it daha önce sözü edilen finansal paniğe gönderme yapar; the president ise sorumluluk yüklenen kişidir. On, iddia edilen nedeni veya sorumlu tarafı getirir. To blame it on the president, is preposterous ifadesinin öznesi olarak işlev gören bir mastar öbeğidir. Konuşan kişi başkanı suçlamaz; başkanı suçlama eylemini saçma olarak değerlendirir. Daha genel olan To + fiil öbeği + be + değerlendirme kalıbı bir eylemi değerlendirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle blame A on B yapısını kullanarak fırtınayı uçuş gecikmesinin nedeni olarak gösterir?

  1. To blame the flight delay on the storm would be reasonable.
  2. To blame the storm on the flight delay would be reasonable.
  3. To blame the flight delay for the storm would be reasonable.
Cevabı göster

To blame the flight delay on the storm would be reasonable.

I say.

2:22

diyorum.

But if Mr. Jackson had not destroyed the National Bank, Dilbilgisi

2:23

Ancak Bay Jackson Ulusal Banka'yı yok etmeseydi,

it would have been able to lend to farmers and businesses

2:26

o banka çiftçilere ve işletmelere kredi verebilecekti

when other credit dried up, Öbek fiiller

2:29

diğer kredi kaynakları kuruduğunda,

Öbek fiiller

credit dried up: krediye erişim ortadan kalktı

Bu cümlede credit, övgü veya akademik kredi değil, borç verme yoluyla erişilebilen para anlamındadır. Credit dried up, kredi verenlerin sundukları kredileri büyük ölçüde azaltması veya tamamen durdurması demektir. Dry up kelimesi gerçek anlamıyla bir su kaynağının kurumasını anlatır. credit, funding, orders veya opportunities gibi kaynaklarla kullanıldığında arzın azaldığını ya da ortadan kalktığını mecazi olarak ifade eder.

Alıştırma

Bir iş raporunda credit dried up ne anlama gelir?

  1. Şirketler yaptıkları işler için daha az övgü aldı.
  2. Kredi verenler sundukları kredileri büyük ölçüde azalttı veya durdurdu.
  3. Öğrenciler ders kredilerini kaybetti.
Cevabı göster

Kredi verenler sundukları kredileri büyük ölçüde azalttı veya durdurdu.

would it not?

2:31

öyle değil mi?

Dilbilgisi

If ... had not ..., ... would have been able to ...: geçmişe ilişkin gerçek dışı koşul

if yan cümlesi, geçmişte gerçekte olanın tersine bir koşul kurmak için had not + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Burada if Mr. Jackson had not destroyed the bank, bankanın ortadan kaldırılmadığı alternatif bir tarih sunar. Sonuç cümlesi, bu gerçek dışı koşulda var olacak bir beceri veya fırsatı anlatmak için would have been able to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. If + had (not) + geçmiş zaman ortacı, ... would have been able to + fiilin yalın hâli kalıbı bir bütün olarak geçmişteki koşulun gerçekleşmediğini, dolayısıyla belirtilen olanağın da gerçekleşmediğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle gerçek dışı bir geçmişi anlatır: şehir köprüyü gerçekten kapattı ve bu yüzden otobüsler köprüden geçemedi?

  1. If the city did not close the bridge, buses would be able to cross it tomorrow.
  2. If the city had not closed the bridge, buses would have been able to cross it.
  3. If the city had not closed the bridge, buses will be able to cross it.
Cevabı göster

If the city had not closed the bridge, buses would have been able to cross it.

This is all highly speculative. Kelime

2:32

Bunların hepsi fazlasıyla spekülatif.

Kelime

all highly speculative: tüm savı kanıt yönünden zayıf bulmak

Bu cümlede all highly speculative, daha önce sunulan akıl yürütmenin tamamını değerlendirir. Speculative, sağlam kanıtlardan çok tahminlere veya doğrulanmamış varsayımlara dayanmak anlamına gelir; highly bu yargıyı güçlendirir, all ise değerlendirmeyi tüm savı kapsayacak biçimde genişletir. Konuşmacı savın yanlış olduğunu kanıtlamaz. Savın güvenilirliğini sorgular ve onu kesinleşmiş bir gerçek olarak kabul edilemeyecek kadar belirsiz gösterir.

Alıştırma

Bir rapor hiçbir veri sunmuyor ve doğrulanmamış birkaç varsayıma dayanıyor. En doğru resmî değerlendirme hangisidir?

  1. The conclusion is carefully documented.
  2. The conclusion is legally binding.
  3. The conclusion is highly speculative.
Cevabı göster

The conclusion is highly speculative.

Can we move on? Öbek fiiller

2:34

Devam edebilir miyiz?

Öbek fiiller

we move on?: bir konuyu bitirip sonrakine başlamak

Burada move on, konuşmanın akışını yönetmek için kullanılan bir öbek fiildir. Mevcut konuyu tartışmayı bırakıp sonraki konuya veya aşamaya geçmek anlamına gelir; fiziksel bir hareketi anlatmaz. Can we move on? soru biçimiyle, konuyu değiştirmek için grubun onayı istenir; ancak konuşmacının bu konuya yeterince zaman ayrıldığını düşündüğünü de gösterebilir. Sonraki konuyu belirtmek için move on to the next question örneğindeki gibi move on to + isim yapısı kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, burada öğretilen ve 'gündemin sonraki maddesine geçmek' anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: We've finished the introductions. Let's ____ to the first question.

Cevabı göster

move on

Certainly,

2:35

Elbette,

your honor.

2:35

sayın yargıç.

We now come to Mr. Jackson's most terrible offense, Anlatım akışı

2:36

Şimdi Bay Jackson'ın en korkunç suçuna geliyoruz,

Anlatım akışı

We now come to ...: resmî bir geçiş ifadesi

We now come to ... düzenli bir anlatımda dinleyicinin dikkatini bir sonraki konuya veya maddeye yönelten resmî bir geçiş ifadesidir. Burada come to fiziksel olarak bir yere varmak değil, bir konuyu ele almaya başlamak anlamına gelir; now ise savın yeni bir aşamaya geçtiği noktayı belirtir. İfadenin ardından genellikle the final question veya our next concern gibi yeni konuyu adlandıran bir isim öbeği gelir. Böylece bir konuşmanın, raporun, tartışmanın veya dersin yapısını takip etmek kolaylaşır.

Alıştırma

Resmî bir sunumda bir sonraki maddeyi doğal biçimde hangi cümle tanıtır?

  1. The final question has now come to us.
  2. We now return from the final question.
  3. We now come to the final question.
Cevabı göster

We now come to the final question.

forcing entire tribes out of their native lands Öbek fiiller

2:39

Kızılderili Tehcir Yasası aracılığıyla

Öbek fiiller

force ... out of ...: birini bir yerden zorla çıkarmak

force + kişi veya grup + out of + yer kalıbı, birilerini güç, baskı veya şiddet kullanarak bir yeri terk etmek zorunda bırakmak anlamına gelir. force sözcüğünden sonraki nesne kimin yerinden edildiğini, out of ise geride bırakılan yeri belirtir ve uzaklaştırmanın sonucuyla yönünü vurgular. Burada forcing, suçun ne olduğunu açıklayan bir -ing biçimidir. Entire tribes bütün kabile topluluklarını, native lands ise bu toplulukların başlangıçtan beri veya geleneksel olarak yaşadığı toprakları ifade eder.

Alıştırma

Selin sakinleri evlerini terk etmek zorunda bıraktığını anlatmak için force ... out of ... kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The flood forced hundreds of residents out of their homes.
  2. Hundreds of residents forced the flood out of their homes.
  3. The flood forced hundreds of residents into their homes.
Cevabı göster

The flood forced hundreds of residents out of their homes.

via the Indian Removal Act. Kültür

2:41

bütün kabileleri anavatanlarından zorla çıkarmasına.

Kültür

the Indian Removal Act: 1830 tarihli ABD Yerli halkları sürgün yasası

The Indian Removal Act, 1830’da kabul edilen bir ABD federal yasasıydı. ABD’nin güneydoğusundaki Yerli ulusların Mississippi Nehri’nin batısındaki topraklara taşınması için yasal bir çerçeve oluşturdu; uygulanması baskı ve zorla yerinden edilmeyi, Cherokee halkının Gözyaşı Yolu’nu da içeriyordu. Bu resmî tarihî ad içinde Indian, Hindistan’dan gelen kişileri değil, ABD’nin Yerli halklarını ifade eder. Bu arka plan, Cherokee halkına, Gözyaşı Yolu’na ve zorla yerinden edilmenin sorumluluğuna yapılan göndermelerin neden bu yasayla bağlantılı olduğunu açıklar.

Alıştırma

Bu tarihî bağlamda the Indian Removal Act neyi ifade eder?

  1. Hindistan’dan gelen kişilerle ilgili bir ABD göçmenlik yasasıydı.
  2. Yerli halkları batıya taşımak için bir çerçeve oluşturan 1830 tarihli bir ABD yasasıydı.
  3. Yerli topraklarıyla ilgili tüm anlaşmazlıkları hemen sona erdiren bir antlaşmaydı.
Cevabı göster

Yerli halkları batıya taşımak için bir çerçeve oluşturan 1830 tarihli bir ABD yasasıydı.

I resent that accusation, Ton ve niyet

2:44

Bu suçlamayı reddediyorum,

Ton ve niyet

I resent that accusation: suçlamaya karşı gücenmiş öfke ifade etmek

I resent that accusation, “Bu suçlamayı haksız ya da aşağılayıcı bulduğum için güceniyor ve öfkeleniyorum” demektir. Resent, dislike veya disagree with ifadelerinden daha güçlü ve daha resmîdir. Burada resent, hemen ardından that accusation ad öbeği gelen geçişli bir fiildir. Cümle duygusal bir tepkiyi ifade eder; tek başına suçlamanın yanlış olduğunu söylemez veya kanıtlamaz.

Alıştırma

Konuşan, bir suçlamanın yalnızca yanlış olduğunu söylemek yerine haksız ve kişisel olarak incitici geldiğini vurgulamak istiyor. Bu duyguyu en iyi hangi yanıt ifade eder?

  1. I withdraw that accusation.
  2. I resent that accusation.
  3. I deny that accusation.
Cevabı göster

I resent that accusation.

sir.

2:45

efendim.

The U.S. of A. bought that land from the Indians

2:45

Amerika Birleşik Devletleri o toprakları Kızılderililerden satın aldı,

fair and square. Deyimler

2:48

dürüst ve adil bir şekilde.

Deyimler

fair and square: dürüstçe ve kurallara uygun olarak

Fair and square, “dürüstçe, adil biçimde ve kurallara uygun olarak” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Bu cümlede, konuşanın iddiasına göre toprak alımının nasıl gerçekleştiğini açıklayan bir zarf ifadesi olarak kullanılır. Buradaki square bir şekli anlatmaz. İfadenin tamamını tek bir birim olarak anlamak gerekir. Bir yarışmada, anlaşmada veya sonuçta hile ya da uygunsuz bir avantaj olmadığını ileri sürmek için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “dürüstçe ve kurallara uygun olarak” anlamındaki deyimle tamamlayın: Maya won the final ____.

Cevabı göster

fair and square

Do you call coercion and threats by a nation with a far more powerful army Ton ve niyet

2:49

Çok daha güçlü bir orduya sahip bir ulusun baskı ve tehditlerini

fair and square?

2:54

dürüst ve adil mi adlandırıyorsunuz?

Ton ve niyet

Do you call ... fair and square?: retorik bir itiraz

Do you call X Y? yapısında call, “X’i Y olarak tanımlamak veya görmek” anlamına gelir. Burada X, çok daha güçlü bir devletin baskı ve tehditleridir; Y ise fair and square ifadesidir. Bu soru retoriktir: Konuşan kişi hayır yanıtını bekler ve olumlu nitelendirmeye itiraz eder. Gerçekler bir tanımla uyuşmuyor gibi göründüğünde şu kalıp başka durumlara aktarılabilir: Do you call + eylem veya durum + değerlendirme?

Alıştırma

Hangi cümle, oyunun ortasında kuralları değiştirmenin adil olduğu iddiasına Do you call X Y? yapısıyla itiraz eder?

  1. Do you call to ask whether the rules are fair?
  2. Do you call changing the rules halfway through fair and square?
  3. Did you call the referee when the rules changed?
Cevabı göster

Do you call changing the rules halfway through fair and square?

Or signing a treaty for removing the Cherokee with a small group Kalıp ifadeler

2:55

Ya da Çerokileri yerlerinden etmek için gerçek liderlerini içermeyen küçük bir grupla

Kalıp ifadeler

signing a treaty: resmî bir siyasi anlaşmayı imzalamak

Sign a treaty, bir antlaşmaya imza atmayı anlatan doğal ve resmî bir sözcük birlikteliğidir. Treaty; devletler, hükûmetler, kabileler veya diğer siyasi oluşumlar arasındaki resmî yazılı anlaşmadır. Bu yüzden ifade özellikle tarih, diplomasi ve hukuk bağlamlarında kullanılır. Bu cümlede signing a treaty, Çerokilerin yerinden edilmesiyle ilgili resmî anlaşmanın imzalanmasını anlatır. Bu sözler yalnızca imzalama eylemini belirtir; imzalayanların herkesi temsil ettiğini, antlaşmanın adil olduğunu veya sonraki bütün onay aşamalarının tamamlandığını tek başına göstermez.

Alıştırma

İki ülkenin bir savaşı resmen sona erdirmesini hangi cümle doğal biçimde anlatır?

  1. The two countries signed a peace treaty.
  2. The two countries signed a rental agreement for an office.
  3. The two countries signed a contract to hire an interpreter.
Cevabı göster

The two countries signed a peace treaty.

that didn't include their actual leaders?

2:59

anlaşma imzalamayı?

They didn't even have time to properly supply themselves Ton ve niyet

3:01

Ordunun gelip onları Gözyaşı Yolu'nda yürümeye zorlamasından önce

Ton ve niyet

They didn't even have time to ...: temel bir eyleme bile zaman olmaması

They didn't even have time to + fiilin yalın hâli, olayların o kadar hızlı geliştiğini ve ardından gelen eylemi yapamadıklarını anlatır. Even, bu eylemi temel veya beklenen en düşük gereklilik olarak öne çıkarır; böylece zamanın olmaması şaşırtıcı ya da aşırı görünür. Burada ifade, Çerokilerin tamamlamaları için zaman verilmemiş olan düzgün erzak hazırlığını temel bir hazırlık olarak sunar. They didn't have time to ... ile karşılaştırıldığında yalnızca tarafsız bir zaman bilgisi vermek yerine daha güçlü bir hayal kırıklığı veya eleştiri katar.

Alıştırma

Didn't even ifadesinin ardından have time to kullanarak cümleyi tamamlayın: I ____ read the agenda before the meeting began.

Cevabı göster

didn't even have time to

before the army came and forced them to march the Trail of Tears. Kültür

3:03

kendilerine yeterli erzak sağlamak için bile vakitleri olmadı.

Kültür

Tarihsel bir ad olarak the Trail of Tears

the Trail of Tears, en çok Cherokee halkının 1838–1839 yıllarında ABD'nin güneydoğusundaki ata topraklarından o zamanki Indian Territory'ye zorla gönderilmesiyle ilişkilendirilen tarihsel addır. Bu yolculuk çok büyük acılara ve birçok ölüme yol açtı. Bu cümlede ad, hem yürümeye zorlandıkları güzergâhı hem de tarihsel olayı belirtir. Tears özel adın bir parçasıdır; yalnızca birinin ağladığını anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede the Trail of Tears ne anlama geliyor?

  1. Özellikle Cherokee halkıyla ilişkilendirilen zorunlu göç yolculuğunun ve tarihsel olayın adıdır.
  2. Bir kişinin kısa süreli üzüntüsünü anlatır.
  3. Sıradan bir yürüyüş parkuruna verilen şiirsel bir addır.
Cevabı göster

Özellikle Cherokee halkıyla ilişkilendirilen zorunlu göç yolculuğunun ve tarihsel olayın adıdır.

Now,

3:07

Şimdi,

hold on a minute. Ton ve niyet

3:07

bir dakika bekleyin.

Ton ve niyet

hold on a minute: itiraz etmek veya açıklığa kavuşturmak için duraklama

Burada hold on a minute, “kısaca bekle” anlamına gelir. Konuşmanın akışını keserek konuşana az önce söylenenleri sorgulama, düzeltme veya yeniden değerlendirme fırsatı verir. hold on burada gerçek anlamıyla kullanılmaz. a minute kesin bir süre belirtmez: konuşan kişi mutlaka altmış saniye değil, kısa bir ara istemektedir.

Alıştırma

Araya girmeyi dersteki ifadeyle tamamlayın: ____—that isn't what I said.

Cevabı göster

Hold on a minute

This was all Van Buren's doing after President Jackson left office. Kelime

3:08

Bunların hepsi Başkan Jackson görevden ayrıldıktan sonra Van Buren'in işiydi.

Kelime

Van Buren's doing: sorumluluğu Van Buren'a yüklemek

“Van Buren's doing” ifadesinde doing, Van Buren'ın neden olduğu, ayarladığı veya gerçekleşmesini sağladığı bir şeyi belirten isimdir. İyelik biçimi Van Buren's, kimin sorumlu olduğunu gösterir; onun o anda bir eylemi yapmakta olduğu anlamına gelmez. all sözcüğüyle birlikte cümle, meselenin tamamını ona yükler. “someone's doing” kalıbı, bir sonuç için birini takdir etmek veya suçlamak amacıyla sıkça kullanılır.

Alıştırma

“The delay was Nora's doing” ne anlama gelir?

  1. Gecikmeye Nora neden oldu veya gecikmeyi Nora ayarladı.
  2. Gecikme Nora gelmeden önce yaşandı.
  3. Nora, gecikme olduğunda meşguldü.
Cevabı göster

Gecikmeye Nora neden oldu veya gecikmeyi Nora ayarladı.

But Mr. Jackson laid the groundwork Deyimler

3:12

Ancak Bay Jackson zemini hazırladı

Deyimler

laid the groundwork: daha sonraki bir sonuca zemin hazırlamak

Lay the groundwork, daha sonraki bir plan, değişiklik veya sonuç için gerekli koşulları oluşturan ilk çalışmaları yapmak anlamına gelen bir mecazdır. Burada groundwork fiziksel bir temel değildir ve laid, lay fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu cümlede Bay Jackson, daha sonraki eylemi başka biri gerçekleştirmiş olsa bile önceden yolu hazırlayan kişi olarak sunulur. İfade, önemli bir dolaylı katkıyı anlatır; onun son adımı tamamladığı veya sonucu kaçınılmaz hâle getirdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“lay the groundwork” ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: The early tests ____ for the safer design.

Cevabı göster

laid the groundwork

and made sure the treaty was ratified. Kültür

3:14

ve anlaşmanın onaylanmasını sağladı.

Kültür

treaty was ratified: imzadan sonraki resmî onay

Bu cümlede treaty was ratified, antlaşmanın gerekli hükûmet veya hukuk prosedürü aracılığıyla resmî onay aldığı anlamına gelir. Edilgen was ratified yapısı, onayı veren makamdan çok antlaşmaya ve onay sürecinin tamamlanmış olmasına odaklanır. Ratification, genellikle temsilcilerin üzerinde anlaşılan metni imzalamasından sonra gelen usule ilişkin bir adımdır. Ratify yalnızca belgeyi müzakere etmek veya imzalamak anlamına gelmez; kesin hukuki etkisi ilgili sisteme bağlıdır.

Alıştırma

Müzakereciler bir antlaşmayı imzaladı, ancak ülkenin yasama organı henüz resmî onay vermedi. Hangi cümle doğrudur?

  1. The treaty has been negotiated, so it is automatically ratified.
  2. The treaty has been ratified but not yet signed.
  3. The treaty has been signed but not yet ratified.
Cevabı göster

The treaty has been signed but not yet ratified.

All President Van Buren had to do afterwards was enforce it. Dilbilgisi

3:16

Başkan Van Buren'in daha sonra tek yapması gereken onu uygulamaktı.

Dilbilgisi

All ... had to do was enforce: geriye kalan tek eylem

All + özne + had to do + was + fiilin yalın hâli, gereken veya geriye kalan tek eylemi belirten bir kalıptır. Buna çoğu zaman pseudo-cleft yapısı denir. Burada All President Van Buren had to do, “Başkan Van Buren'ın yapması gereken tek şey” anlamına gelir; enforce it ise bu eylemi belirtir. İlk bölümde do bulunduğunda, was'tan sonra odaklanan eylem genellikle to olmadan fiilin yalın hâliyle kullanılır: was enforce. To enforce kullanılan bir biçim de mümkündür, ancak was enforced bu kalıbı tamamlamaz. Afterwards eylemi olay dizisinin daha sonraki bir aşamasına yerleştirir. Bu bağlamda kalıp, önceki hazırlıkların tamamlandığını gösterir ve Van Buren'ın rolünü uygulamayla sınırlar.

Alıştırma

Yönlendiriciyi yeniden başlatmanın gereken tek eylem olduğunu ifade eden tam kalıpla cümleyi tamamlayın: All I ____ was reset the router.

Cevabı göster

had to do

Look here,

3:20

Bakın,

your honor.

3:21

sayın yargıç.

Our government's been purchasing Indian land since the beginning, Dilbilgisi

3:22

Hükümetimiz başından beri Kızılderili topraklarını satın alıyordu

Dilbilgisi

has been purchasing ... since the beginning: geçmişten bugüne süren bir etkinlik

government's been purchasing ifadesindeki 's, has anlamına gelir; dolayısıyla has been purchasing, present perfect continuous yapısındadır. Satın alma eylemini tek bir tamamlanmış işlem olarak değil, geçmişte başlayıp konuşanın bugününe kadar süren veya tekrarlanan bir faaliyet ya da uygulama olarak sunar. Since the beginning başlangıç noktasını verir. Since, başlangıç zamanı veya olayıyla kullanılır; burada the beginning, bu savda hükûmet tarihinin başlangıcını ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi repair fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: The city ____ the bridge since Monday.

Cevabı göster

has been repairing

and my client was negotiating these deals even before he was president.

3:25

ve müvekkilim daha başkan olmadan önce bile bu anlaşmaları müzakere ediyordu.

President Jackson truly believed it was best for the Indians to get compensated for their land Notlar

3:29

Başkan Jackson gerçekten de Kızılderililer için en iyisinin toprakları için tazminat alıp

Dilbilgisi

believed it was best for ... to ...: bir yargıyı sahibine atfetmek

believe it is/was best for someone to do something kalıbı, en iyi eylemin ne olduğu hakkındaki bir kişinin yargısını aktarır. It biçimsel öznedir; gerçekte değerlendirilen içerik for öbeği ile to-infinitive yapısıdır. Burada the Indians, get compensated eyleminin anlamca öznesidir. Yan cümle believed fiiline bağlı olduğu için yargı Başkan Jackson'a atfedilir. Cümle, politikanın nesnel olarak en iyi seçenek olduğunu veya etkilenen kişilerin bu görüşe katıldığını göstermez.

Alıştırma

Cümleyi believed it was best for someone to do something kalıbıyla tamamlayın: The coach believed ____ the injured player ____ rest.

Cevabı göster

it was best for · to

Kalıp ifadeler

get compensated for their land: bir kayıp için tazminat almak

get compensated ifadesinde get + geçmiş zaman ortacı edilgen bir anlam oluşturur: kişiler tazminatı ödeyen değil, alan taraftır. Yapı, para veya başka bir telafi alma sonucuna odaklanır. Kalıp get compensated for + kayıp, mülk, iş veya zarar şeklindedir. Burada for their land, tazminatın nedenini, yani teslim edilen veya ellerinden alınan toprağı belirtir; “toprak elde etmek için” gibi bir amaç bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi get compensated for ile tamamlayın: If the concert is canceled, ticket holders should ____ their travel costs.

Cevabı göster

get compensated for

and move out west, Kelime

3:33

batıya taşınmaları olduğuna inanıyordu,

Kelime

move out west: batı bölgesine taşınmak

Move out west, bir ülkenin veya bölgenin batı kısmına taşınmak anlamına gelir. Bu ABD tarihi bağlamında, daha batıdaki topraklara doğru göç etmeyi ifade eder. Out west, hedef veya konum bildiren bir zarf ifadesi olarak kullanılır. İfadeyi move out (“bir evden taşınmak”) ve west olarak ayırmayın; “Batı'dan ayrılmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Ailenin ülkenin batı kısmına taşındığını anlatan cümle hangisidir?

  1. The family moved out of their western apartment.
  2. The family moved out of the West.
  3. The family moved out west.
Cevabı göster

The family moved out west.

where there was plenty of space for them to keep living the way they were accustomed, Dilbilgisi

3:34

orada alıştıkları şekilde yaşamaya devam etmeleri için bolca alan vardı,

Dilbilgisi

the way they were accustomed: alışılmış bir biçimi ifade etme

The way + yan cümle yapısı, bir eylemin nasıl yapıldığını anlatabilir. Burada the way they were accustomed, living ifadesini niteler ve onların alışkın olduğu biçimde anlamına gelir. Accustomed onların alışkın olma durumunu anlatır; başka birinin onları alıştırdığı anlamında edilgen bir eylem değildir. Standart İngilizcede accustomed normalde to alır: be accustomed to + isim veya -ing biçimi. Cümle, accustomed sonrasında anlamı bağlamla tamamlar; özenli konuşma veya yazıda the way they were accustomed to ya da as they were accustomed to living kullanılır.

Alıştırma

Nina’nın alışkın olduğu biçimde çalışmaya devam ettiğini doğal olarak anlatan cümle hangisidir?

  1. Nina continued working the way she was accustomed to.
  2. Nina continued working the way she was accustomed.
  3. Nina continued working the way she accustomed to.
Cevabı göster

Nina continued working the way she was accustomed to.

rather than stick around and keep butting heads with the white settlers, Notlar

3:38

etrafta kalıp beyaz yerleşimcilerle çatışmaya devam etmek yerine,

Dilbilgisi

rather than: reddedilen seçeneği tanıtma

Rather than, reddedilen, kaçınılan veya daha az tercih edilen bir seçeneği tanıtır. Burada kalıp çatışmayı sürdürme eylemini daha önce sözü edilen plana alternatif olarak gösterir. Rather than eylemleri bağlıyorsa karşılaştırılan yapıları paralel tutun. İlk seçenekte mastar varsa İngilizce çoğu zaman ikinci to sözcüğünü kullanmaz: choose to leave rather than stay. Cümledeki stick around ve keep butting heads, yalın fiillerden oluşan eş görevli ifadelerdir.

Alıştırma

Reddedilen seçeneği tanıtan ifadeyle cümleyi tamamlayın: We decided to take the train ____ drive through the storm.

Cevabı göster

rather than

Öbek fiiller

stick around: ayrılmak yerine kalmak

Stick around, bir yerde veya o yerin yakınında kalıp ayrılmamak anlamına gelen günlük ve resmî olmayan bir öbek fiildir. Bu cümlede, başka bir yere gitmek yerine bulundukları yerde kalmaları anlamına gelir. İki sözcüğü tek bir ifade olarak anlayın: Burada stick bir şeyi yapıştırıcıyla tutturmak, around ise daire çizerek hareket etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi stick around ile tamamlayın: Could you ____ for a few minutes after the meeting?

Cevabı göster

stick around

Deyimler

butting heads with: biriyle tekrar tekrar çatışmak

Butt heads with someone, biriyle tartışmak, karşılıklı olarak birbirine karşı çıkmak ya da kararlar veya çıkarlar yüzünden tekrar tekrar çatışmak anlamına gelir. Bu cümlede keep butting heads with, çatışmanın yalnızca bir kez olmayıp süreceğini gösterir. Bu görüntü, hayvanların başlarını birbirine doğru itmesinden gelir; ancak insanlar için kullanıldığında genellikle gerçek bir baş temasını değil, karşılıklı anlaşmazlığı veya karşıtlığı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi butting heads with ile tamamlayın: Dana keeps ____ her manager over deadlines.

Cevabı göster

butting heads with

some of whom,

3:41

ki bazı beyazlar,

I remind our court,

3:42

mahkememize hatırlatırım,

wanted to exterminate them outright. Kelime

3:43

onları tamamen yok etmek istiyordu.

Kelime

wanted to exterminate them outright: bir grubu tamamen yok etme niyeti

wanted to + fiil, tamamlanmış bir eylemi değil, bir istek ya da niyeti bildirir. Burada exterminate them, insanları yalnızca yenmek veya uzaklaştırmak değil, bir grup olarak öldürüp ortadan kaldırmak anlamına gelir. Outright, fiil öbeğinden sonra gelerek anlamı güçlendirir. Bu cümlede planlanan yok etmenin tam ve koşulsuz olduğunu vurgular; dolayısıyla ifade aşırı bir imha niyetini anlatır.

Alıştırma

wanted to exterminate them outright ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Grubu tamamen yok etme niyeti.
  2. Grubu yok etmeden yenme niyeti.
  3. Grubun geçici olarak ayrılmasını sağlama niyeti.
Cevabı göster

Grubu tamamen yok etme niyeti.

It was a different time. Anlatım akışı

3:45

O zamanlar farklıydı.

Anlatım akışı

a different time: geçmişteki bir davranışı kendi dönemi üzerinden çerçevelemek

Kelime anlamıyla a different time, bir dönemi başka bir dönemle karşılaştırır. Bu savda It was a different time, odağı eylemin kendisinden o dönemin kurallarına ve baskılarına kaydırır. Bu kayma çoğu zaman eleştiriyi yumuşatır veya bir kişiyi günümüz değerleriyle yargılanmaya karşı savunur. Tarihsel bağlamın dikkate alınmasını ister, ancak davranışın doğru veya herkes tarafından kabul edilmiş olduğunu tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

It was a different time burada büyük olasılıkla hangi sav işlevini yerine getiriyor?

  1. Olayın kesin tarihini verir.
  2. Geçmişteki bir davranışa yönelik yargıyı yumuşatmak için tarihsel kurallara başvurur.
  3. Geçmişte herkesin bu davranışı desteklediğini kanıtlar.
Cevabı göster

Geçmişteki bir davranışa yönelik yargıyı yumuşatmak için tarihsel kurallara başvurur.

And yet, Anlatım akışı

3:46

Ve yine de,

even in this different time,

3:47

bu farklı zamanda bile,

Anlatım akışı

And yet, even in this different time: çürütmeden önce ödün verme

And yet, daha önceki bir iddia veya savunmaya karşı güçlü bir dönüşü gösterir. Even in this different time ise tarihsel dönemin farklı olduğu noktasını geçici olarak kabul eder. Bu iki bölüm birlikte önce ödün verip sonra çürütme düzeni kurar: konuşan kişi arka plan koşulunu kabul eder, ardından gelecek kanıtların bu savunmayı yine de sorguladığını belirtir. Virgülle biten bu ifade, ardından gelecek ana cümleye zemin hazırlar.

Alıştırma

And yet, even in this different time, nasıl bir tartışma hamlesi yapıyor?

  1. Önceki konuyu bitirir ve ilgisiz bir dönemden söz etmeye başlar.
  2. Dönemin farklı olduğunu kabul eder, sonra da bu gerçeğin tartışmayı sonuçlandırmadığını belirtir.
  3. Önceki savunmayı tamamen kabul eder ve onu destekleyen başka bir neden ekler.
Cevabı göster

Dönemin farklı olduğunu kabul eder, sonra da bu gerçeğin tartışmayı sonuçlandırmadığını belirtir.

there were many in Congress and even the Supreme Court who saw how wrong the Removal Act was Dilbilgisi

3:49

Kongre'de ve hatta Yüksek Mahkeme'de Tehcir Yasası'nın ne kadar yanlış olduğunu gören

Dilbilgisi

saw how wrong the Removal Act was: gömülü derece yan cümlesi

Buradaki saw, yalnızca gözle görmek değil, fark etmek veya anlamak demektir. How wrong the Removal Act was, derece bildiren gömülü bir yan cümledir; how wrong, yasanın ne ölçüde yanlış olduğunu vurgular. Bu yan cümle saw sözcüğünden sonra gömülü olduğu için düz cümle sırasını kullanır: how wrong + özne + be. Bu nedenle how wrong the Removal Act was denir; how wrong was the Removal Act denmez.

Alıştırma

Gömülü how yan cümlesinin doğru sözcük sırasını kullanan cümleyi seçin.

  1. They realized how serious was the problem.
  2. They realized how was serious the problem.
  3. They realized how serious the problem was.
Cevabı göster

They realized how serious the problem was.

and loudly opposed it, Kalıp ifadeler

3:53

ve buna yüksek sesle karşı çıkan pek çok kişi vardı,

Kalıp ifadeler

loudly opposed it: açık ve güçlü biçimde karşı çıkmak

Oppose geçişli bir fiildir, bu nedenle nesnesini doğrudan alır: opposed it. Buradaki it, Removal Act'i ifade eder. Loudly, karşı çıkışın nasıl ifade edildiğini anlatır. Kamusal veya siyasi bir tartışmada yalnızca sesin yüksek olduğunu değil, görüşün açıkça ve güçlü biçimde dile getirildiğini de gösterebilir. Bu yüzden ifade, karşı çıkışı görünür ve etkili olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede loudly opposed it ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Ona açıkça ve güçlü biçimde karşı çıktılar.
  2. Bazı kaygıları olmasına rağmen onu sessizce kabul ettiler.
  3. Başkaları gürültü yaparken onu tartıştılar.
Cevabı göster

Ona açıkça ve güçlü biçimde karşı çıktılar.

were there not?

3:54

yok muydu?

My client was under a great deal of pressure. Kalıp ifadeler

3:56

Müvekkilim büyük bir baskı altındaydı.

Kalıp ifadeler

was under a great deal of pressure: çok yoğun baskı altında olmak

Be under pressure, taleplerin, beklentilerin veya tehditlerin harekete geçmeyi ya da karar vermeyi zorlaştırdığı bir durumda olmak demektir. Under fiziksel bir konumu değil, soyut bir durumu anlatır. A great deal of büyük miktarda anlamına gelir ve sayılamayan pressure ismini doğal biçimde niteler. Bu nedenle was under a great deal of pressure, baskının çok yoğun olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: Before the deadline, the team was ____ to finish the report.

Cevabı göster

under a great deal of pressure

I say,

3:58

Söylesenize,

do you think it's easy governing such a huge country Dilbilgisi

3:59

bu kadar devasa bir ülkeyi yönetmenin

Dilbilgisi

it's easy governing: it + be + sıfat + -ing

it's easy governing such a huge country yapısında it biçimsel bir öznedir; governing such a huge country biçimindeki -ing yan cümlesi ise değerlendirilen eylemi belirtir. easy sıfatı bu eylemin ne kadar zor olduğunu değerlendirir. Buradaki governing, sürerlik bildiren bir zamanın parçası değildir. it + be + adjective + -ing kalıbı, özellikle easy, hard veya difficult gibi sözcüklerle bir eylemi konuşma dilinde değerlendirmek için yaygındır. Mastarlı it's easy to govern such a huge country biçimi de mümkündür ve daha tarafsız duyulur.

Alıştırma

Cümleyi manage fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: It isn't easy ____ a busy restaurant.

Cevabı göster

managing

and keeping the Union together Kalıp ifadeler

4:01

ve Birliği bir arada tutmanın kolay olduğunu mu sanıyorsunuz,

Kalıp ifadeler

keeping the Union together: keep + nesne + together

keep + object + together kalıbı, bir grubun veya bütünün birlik içinde kalmasını sağlamak ve parçalanmasını önlemek anlamına gelir. keeping the Union together ifadesindeki together, fiziksel yakınlığı değil, siyasi birliğin devam etmesini anlatır. Bu ABD tarihi bağlamında büyük harfle yazılan Union, federal bir siyasi bütün olarak Amerika Birleşik Devletleri'ni ifade eder. -ing biçimindeki keeping, daha önceki governing ile paraleldir: governing such a huge country ve keeping the Union together, kolay olup olmadıkları değerlendirilen iki eylemdir.

Alıştırma

Kulüp hâlâ birlik içindedir, ancak bir çatışma onu bölebilir. Hangi cümle başkanın mevcut birliği korumaya çalıştığını anlatır?

  1. The chairperson worked to bring the club together for the first time.
  2. The chairperson worked to keep the club in the same room.
  3. The chairperson worked to keep the club together.
Cevabı göster

The chairperson worked to keep the club together.

when states are fixing to nullify federal laws? Notlar

4:03

eyaletler federal yasaları iptal etmeye hazırlanırken?

Kelime

are fixing to: yakın gelecek niyetini bildiren bölgesel ve gündelik kullanım

be fixing to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapmaya hazırlanmak” veya “çok yakında yapmayı düşünmek” anlamına gelir. are fixing to nullify ifadesinde eyaletlerin eylemi gerçekleştirmeye hazır ve niyetli olduğu anlatılır. Buradaki fixing, “tamir etmek” anlamına gelmez. fixing to kalıbını yakın geleceğe yönelik niyet bildiren tek bir fiil öbeği olarak düşünün.

Alıştırma

"The neighbors are fixing to leave" cümlesindeki bölgesel ifadeyi en iyi hangi cümle yeniden anlatır?

  1. The neighbors left a long time ago.
  2. The neighbors are about to leave.
  3. The neighbors are repairing their car.
Cevabı göster

The neighbors are about to leave.

Kültür

nullify federal laws: hukuki etkileri olmadığını ileri sürmek

nullify a law, bir yasayı hukuken geçersiz kılmak ya da hiçbir hukuki gücü olmadığını ileri sürmek demektir. Burada nullify federal laws, eyaletlerin federal yasaların kendi sınırları içinde uygulanmaması gerektiğini ileri sürmesini anlatır; yalnızca bu yasaları çiğnemek anlamına gelmez. Cümle, Güney Carolina'nın belirli federal yasaları reddetme yetkisi olduğunu öne sürdüğü ABD'deki Hükümsüz Kılma Krizi'ne gönderme yapar. Bu, eyalet ve federal güç hakkında tartışmalı bir anayasal iddiaydı; eyaletlerin sıradan biçimde kullanabileceği bir yetki değildi.

Alıştırma

Bir eyalet, federal bir yasanın kendi sınırları içinde hukuki etkisi olmadığını ileri sürüyor. Bu iddiayı en doğru hangi cümle anlatır?

  1. The state is violating the federal law.
  2. The state is trying to nullify the federal law.
  3. The state is asking Congress to repeal the federal law.
Cevabı göster

The state is trying to nullify the federal law.

President Jackson barely got South Carolina to back down Öbek fiiller

4:06

Başkan Jackson, Güney Karolina'nın geri adım atmasını zar zor sağladı,

Öbek fiiller

barely got South Carolina to back down: kıl payı geri adım attırmak

get + nesne + to-infinitive yapısı, birinin bir şey yapmasını sağlamak veya onu buna ikna etmek anlamına gelir. Bu cümlede got South Carolina to back down, Jackson'ın baskı veya nüfuz kullanarak Güney Carolina'nın kararlı tutumundan vazgeçmesini sağladığını belirtir. Back down, bir anlaşmazlıkta veya çatışmada geri adım atmak demektir; fiziksel olarak geriye doğru hareket etmek değildir. Barely, got fiilini niteler ve 'ancak kıl payı başarmak' anlamına gelir. Sonuç gerçekten gerçekleşmiştir: Güney Carolina geri adım atmıştır. Ancak bunu sağlamak çok zordu ve Jackson başarısız olmaya çok yaklaşmıştır.

Alıştırma

barely got South Carolina to back down ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Jackson başarıya yaklaştı, ancak Güney Carolina hiç geri adım atmadı.
  2. Güney Carolina hemen ve hiçbir baskı olmadan geri adım attı.
  3. Jackson, büyük güçlükle de olsa Güney Carolina'nın geri adım atmasını sağladı.
Cevabı göster

Jackson, büyük güçlükle de olsa Güney Carolina'nın geri adım atmasını sağladı.

over those import tariffs.

4:09

o ithalat gümrük vergileri yüzünden.

And then Georgia had to go discover gold

4:10

Ve sonra Georgia'nın gidip altın bulması

and start grabbing up Cherokee land. Öbek fiiller

4:12

ve Çeroki topraklarını gasp etmeye başlaması gerekti.

Öbek fiiller

grabbing up Cherokee land: toprakları hızla ve istekle ele geçirmek

Grab up, bir şeyi hızlı ve istekli biçimde almak, satın almak veya sahiplenmek anlamına gelir; çoğu zaman başkaları elde etmeden önce davranma anlamı taşır. Toprakla kullanıldığında nötr bir mülkiyet devrinden çok hızlı bir el koymayı düşündürür. Burada grabbing up Cherokee land, eylemi fırsatçı bir ele geçirme olarak eleştirel biçimde sunar. Up, yukarı doğru hareketi anlatmaz; toplama veya sahip olma anlamını güçlendirir.

Alıştırma

Hangi cümlede grab up aynı hızlı, istekli ve eleştirel olabilecek anlamda kullanılmıştır?

  1. Speculators grabbed up the remaining farmland before local families could bid.
  2. Volunteers protected the remaining farmland from erosion.
  3. Surveyors carefully measured the remaining farmland.
Cevabı göster

Speculators grabbed up the remaining farmland before local families could bid.

It was either get the Indians to move Dilbilgisi

4:14

Ya Kızılderilileri taşınmaya ikna edecekti

or get in another fight with a state government.

4:16

ya da bir eyalet hükümetiyle başka bir kavgaya girecekti.

Dilbilgisi

It was either ... or ...: zorunlu bir seçim sunmak

It was either A or B, A ve B'yi mevcut iki seçenek olarak sunar: ya bir eylem gerçekleşir ya da diğeri. Burada either ve or sonrasındaki bölümler, fiilin yalın hâliyle kurulan paralel fiil öbekleridir: get the Indians to move ve get in another fight with a state government. Bir tartışmada bu yapı yalnızca seçenekleri sıralamakla kalmayabilir. Başka olasılıklar bulunmuş olsa bile karmaşık bir durumu yalnızca iki sonuç arasında zorunlu bir seçim gibi çerçeveleyebilir.

Alıştırma

Zorunlu seçim cümlesini eşleşen either ... or sözcükleriyle tamamlayın: With the road blocked, it was ____ turn back ____ wait for help.

Cevabı göster

either · or

So you admit that Mr. Jackson sacrificed moral principles Kalıp ifadeler

4:19

Yani Bay Jackson'ın bazı siyasi hedeflere ulaşmak için

to achieve some political goals?

4:22

ahlaki ilkeleri feda ettiğini kabul ediyorsunuz?

Kalıp ifadeler

sacrificed moral principles to achieve ...: Y için X'i feda etmek

sacrifice X to achieve Y yapısında X, vazgeçilen, zayıflatılan veya ihlal edilen değerli bir şeydir; Y ise hedeftir. Bu cümlede moral principles ödenen bedel, political goals ise amaçlanan sonuçtur. to achieve, amaç bildiren bir mastardır. Nesne moral principles gibi soyut olduğunda sacrifice, dinî bir sunuyu ifade etmez. Soru, önceki kararı ahlaken kınanacak bir ödün olarak yeniden çerçeveler; bu nedenle So you admit that ... tarafsız değil, suçlayıcı duyulur.

Alıştırma

Güvenliğin bedel, daha hızlı büyümenin ise hedef olduğunu göstermek için sacrifice X to achieve Y yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The company sacrificed faster growth to achieve stricter safety standards.
  2. The company sacrificed safety standards to achieve faster growth.
  3. The company achieved faster growth without changing its safety standards.
Cevabı göster

The company sacrificed safety standards to achieve faster growth.

I do declare. Kelime

4:23

Beyan ederim.

Kelime

I do declare: vurgulu, eski moda ve teatral bir tepki

Bu cümlede do, yalın hâldeki declare fiilinden önce gelen vurgu yardımcı fiilidir. Tepkiyi güçlendirir; konuşan kişi resmî bir duyuru yapmamaktadır. I do declare kalıbının bütünü eski moda ve teatraldir. Abartılı şaşkınlık, itiraz ya da yapmacık bir ciddiyet ifade edebilir. Bu nedenle burada kasıtlı olarak gösterişli söyleyiş, bir şeyi ilan etme şeklindeki gerçek anlamdan daha önemlidir.

Alıştırma

Bu cümledeki I do declare ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Konuşan kişi nötr ve resmî bir kamu duyurusu yapıyor.
  2. Konuşan kişi bir tepkiyi vurgulamak için eski moda ve teatral bir ifade kullanıyor.
  3. Konuşan kişi başkasından yazılı bir beyan hazırlamasını istiyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi bir tepkiyi vurgulamak için eski moda ve teatral bir ifade kullanıyor.

Show me one leader who hasn't. Ton ve niyet

4:24

Bana bunu yapmayan tek bir lider gösterin.

Ton ve niyet

Show me one leader who hasn't: eksiltili retorik bir meydan okuma

Show me one ... who hasn't biçim olarak emir kipinde bir istek gibidir, ancak burada retorik bir meydan okuma işlevi görür. Konuşan kişi tek bir istisna bile talep ederek hiçbir istisna bulunamayacağını düşündüğünü gösterir. Hasn't, has not anlamına gelir ve önceki bağlamda verilmiş olan eylemi düşürür. Tam biçim who hasn't sacrificed moral principles to achieve political goals olurdu. Bu eksilti tekrarı önler. Dolayısıyla cümle her liderin bunu yaptığını ima eder ve tek bir lideri benzersiz biçimde suçlu sayma düşüncesine karşı çıkar.

Alıştırma

Şu konuşmayı okuyun: Leaders often sacrifice principles to reach political goals. Show me one who hasn't. İkinci cümle neyi ima ediyor?

  1. Konuşan kişi bir istisnanın kanıtını zaten almış.
  2. Konuşan kişi hiçbir liderin istisna olmadığına inanıyor.
  3. Konuşan kişi bir liderle toplantı ayarlamak istiyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi hiçbir liderin istisna olmadığına inanıyor.

As societies change and morals evolve, Dilbilgisi

4:27

Toplumlar değiştikçe ve ahlak anlayışı evrimleştikçe,

Dilbilgisi

As societies change and morals evolve: değişim ilerledikçe anlamındaki as

Burada as, “değişimler ilerledikçe” ya da “değişime paralel olarak” anlamına gelir. Toplumların ve ahlaki ölçütlerin zaman içinde geliştiği arka plan sürecini tanıtır. Birbirine bağlanan societies change ve morals evolve bölümleri, aynı genel zaman çizgisinde ilerleyen değişimleri anlatır. Virgülden önce gelen as yan cümlesi, ardından gelen ana düşünceye zemin hazırlar; bu bağlamda tek başına tamamlanmış bir ileti oluşturmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede as, devam eden bir değişimin başka bir değişimle birlikte ilerlediğini gösterir?

  1. As the roads were icy, school was canceled.
  2. As children grow, their interests often change.
  3. As I opened the door, the phone rang.
  4. She works as a designer.
Cevabı göster

As children grow, their interests often change.

yesterday's hero may become tomorrow's villain, Anlatım akışı

4:29

dünün kahramanı yarının kötüsü olabilir,

or vice versa. Kelime

4:31

ya da tam tersi.

Anlatım akışı

yesterday's hero ... tomorrow's villain: paralel karşıtlıkla kurulan bir tersine dönüş

Bu ifade dengeli bir karşıtlık üzerine kuruludur: yesterday's ile tomorrow's eşleşir, hero ise villain ile karşı karşıya getirilir. Zaman etiketi ve rol kalıbının tekrarlanması olası tersine dönüşü görünür kılar; may become ise bunu kesin bir sonuç değil, bir olasılık olarak sunar. Burada yesterday ve tomorrow, gerçek anlamda iki günü değil, önceki ve sonraki dönemleri belirten söz sanatı amaçlı zaman etiketleridir. Bu kısa antitez, kamuoyundaki karmaşık bir değerlendirme değişimini akılda kalıcı bir sonuç cümlesine dönüştürür.

Alıştırma

Hangi cümle olası bir tersine dönüşü sunmak için paralel zaman etiketlerini ve karşıt rolleri en açık biçimde kullanır?

  1. Yesterday's winner will compete again tomorrow.
  2. Today's outsider may become tomorrow's leader.
  3. The outsider may become a leader someday.
Cevabı göster

Today's outsider may become tomorrow's leader.

Kelime

or vice versa: aynı ilişkiyi tersine çevirmek

Vice versa, “ilişki tersine çevrildiğinde” anlamına gelir. Burada kahraman olarak görülen biri daha sonra kötü biri olarak görülebilir ya da roller tersine dönebilir: kötü biri olarak görülen kişi daha sonra kahraman olarak görülebilir. Bu ifade, ters yöndeki cümlenin tamamını tekrarlamayı önler. Anlamak için önceki düşüncedeki iki tarafı veya yönü belirleyin ve rolleri değiştirildiğinde aynı ilişkinin ne anlama geldiğini düşünün.

Alıştırma

Ters ilişkinin de geçerli olduğunu belirten, Latince kökenli iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Coaches can learn from athletes, and ____.

Cevabı göster

vice versa

History may be past, Dilbilgisi

4:33

Tarih geçmişte kalmış olabilir,

but our understanding of it is always on trial. Deyimler

4:34

ancak bizim onu anlayışımız her zaman yargılanmaya açıktır.

Dilbilgisi

History may be past, but ...: ana düşünceden önce bir noktayı kabul etmek

Bu cümlede may en uygun biçimde ödün verme anlamında okunur: konuşmacı, karşıtlık kurmak için tarihin geçmişte kaldığını kabul eder. Tarihin zaten yaşanıp yaşanmadığı konusunda gerçek bir belirsizlik ifade etmez. Ana iddia but sözcüğünden sonra gelir: geçmişteki olaylara dair anlayışımız değerlendirmeye ve yeniden gözden geçirilmeye açık kalır. X may be true, but Y kalıbı, konuşmacının X’i kabul edip ardından Y’ye daha fazla vurgu yapmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi ödün verme bildiren may be ... but kalıbıyla tamamlayın: The route ____ longer, but it is much safer.

Cevabı göster

may be

Deyimler

On trial: sürekli yargılanma metaforu

On trial, kelime anlamıyla davası mahkemede görülen bir kişiyi anlatır. Burada özne, soyut bir kavram olan our understanding of history ifadesidir; dolayısıyla kullanım mecazidir: geçmişe ilişkin yorumlar sürekli incelenir, sorgulanır ve değerlendirilir. Hukuk metaforu, bölümün mahkeme düzenine gönderme yapar. Always, bu yargılamanın sürekli olduğu hissini verir; böylece son cümle hem ana fikri özetler hem de mahkeme biçimini yeniden hatırlatır.

Alıştırma

Cümlede “our understanding of history is always on trial” denmesi ne anlama geliyor?

  1. İnsanlar tarih yorumlarını sürekli inceler, sorgular ve değerlendirir.
  2. Gerçek bir mahkeme, geçmişi araştırdıkları için tarihçileri tekrar tekrar yargılar.
  3. Tarih, kabul edilmeden önce kısa ve tarafsız bir testten geçmektedir.
Cevabı göster

İnsanlar tarih yorumlarını sürekli inceler, sorgular ve değerlendirir.