Bu ≠ Şu: İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: Video, korelasyonlar, hormon araştırması ve kurgulanmış bir çikolata diyeti deneyiyle korelasyonun nedenselliği neden kanıtlamadığını, ancak kontrollü deney mümkün değilken yine de yararlı olabildiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “Just because” / “doesn't mean”: dil bilgisi ve cümle kalıpları: bir olguyu kabul ederken ondan çıkarılan aceleci sonucu reddederek kanıtı nedenden ayırın. 2. “a lurking variable,”: sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: görünürde bağlantı yaratan gizli üçüncü faktörü adlandırın ve yanıltıcı verileri açıklayın. 3. “With that in mind, however,”: söylem, anlatı ve retorik: önceki uyarıyı koruyarak eleştiriden koşullu bir sonuca geçin.
Bu derste
Have you ever wondered how related the number of people that drown in pools each year Anlatım akışı
0:00Her yıl havuzlarda boğulan insan sayısıyla
is to how many Nicolas Cage films are released the same year?
0:03aynı yıl gösterime giren Nicolas Cage filmi sayısı arasında ne kadar bağlantı olduğunu hiç merak ettiniz mi?
İlgi çekici bir açılış olarak Have you ever wondered ...?
Have you ever wondered ...?, konuşmacı bir cevap vermeden önce dinleyiciyi doğrudan bir soru üzerinde düşünmeye davet eder. Burada soyut bir karşılaştırmayı izleyicilerin zihninde inceleyebileceği bir soruya dönüştürür, katılım duygusu yaratır ve konuyu açar. Yapı Have you ever wondered + dolaylı soru şeklindedir. Ever şimdiye kadar herhangi bir zamanda anlamına gelir ve dolaylı soruda düz cümle dizilişi kullanılır: how related the numbers are denir, how related are the numbers denmez.
Alıştırma
İlgi çekici açılışı hedef ifadeyle tamamlayın: ____ why some leaves change color in autumn?
Cevabı göster
Have you ever wondered
Turns out there is a 66.6% correlation between the two. Kalıp ifadeler
0:07Meğer ikisi arasında %66,6'lık bir korelasyon varmış.
Samimi bir açıklama olarak Turns out
Turns out, tam yapı olan It turns out (that) + yan cümlenin konuşma dilinde kısaltılmış biçimidir. Bir miktar belirsizlikten sonra keşfedilen veya ortaya çıkan bir gerçeği, çoğu zaman hafif bir şaşkınlıkla tanıtır. Burada konuşmacının artık karşılaştırmanın sonucunu vereceğine işaret eder. Cümle başında Turns out ifadesinin ardından Turns out there is ... örneğindeki gibi doğrudan bir yan cümle gelebilir. Bu kullanımda turn fiziksel bir dönme hareketini anlatmaz.
Alıştırma
Samimi açıklamayı hedef ifadeyle tamamlayın: ____ the keys were under the sofa all along.
Cevabı göster
Turns out
Or how about the fact that there's a 99.26% correlation between the divorce rate in Maine
0:11Peki Maine'deki boşanma oranıyla %99,26'lık korelasyon gösteren şu veriye ne dersiniz?
per capita: kişi başına hesaplanan istatistiksel ölçü
Bu cümlede per capita, consumption sözcüğünü niteler ve toplam margarin tüketiminin nüfusa bölündüğünü belirtir. Toplam tüketimi değil, kişi başına hesaplanan istatistiksel bir ölçüyü gösterir. Kişi başına düşen değer, karşılaştırma için kullanılan bir ortalamadır. Her bireyin gerçekten bu miktarı, hatta herhangi bir miktarda margarin tükettiğini iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi “kişi başına” anlamına gelen iki sözcüklü istatistik terimiyle tamamlayın: The report compares income ____ across countries.
Cevabı göster
per capita
or a 99.79% correlation between spending on science, space, and technology,
0:18Ya bilim, uzay ve teknoloji harcamalarıyla %99,79'luk korelasyon gösteren veriye?
and the number of suicides by hanging, strangulation, and suffocation.
0:24Asılma, boğulma ve havasız kalma yoluyla gerçekleşen intiharların sayısı.
Just because there is a correlation between two variables, Dilbilgisi
0:28İki değişken arasında korelasyon olması,
Just because X doesn't mean Y: bir çıkarımı reddetmek
Just because X doesn't mean Y kalıbı, X doğru olsa bile yalnızca X'in Y'yi kanıtlamaya yetmediğini anlatır. Burada bir korelasyon var olabilir, ancak değişkenlerden birinin diğerine neden olduğu sonucu reddedilir. Just because yan cümlesi, insanların dayanmak isteyebileceği öncülü verir; doesn't mean ise bu öncülden kendiliğinden çıkmayan sonucu tanıtır. Kalıp, X'in doğru olup olmadığını değil, çıkarımı sorgular.
Alıştırma
Otomatik bir sonucu reddeden ikili kalıbı tamamlayın: ____ the restaurant is crowded ____ the food is excellent.
Cevabı göster
Just because · doesn't mean
logical fallacy: mantık safsatası
Mantık safsatası, bir sonucu desteklemek için kullanılan akıl yürütmedeki kusurdur. Akıl yürütme ikna edici gelebilir, ancak sonuç kanıtlardan geçerli biçimde çıkmaz. Buradaki safsata, korelasyonu nedenselliğin kanıtı olarak görmektir. Akıl yürütmeye logical fallacy demek, sonucun yanlış olduğunu tek başına göstermez; bu sonuca ulaşma yolunun geçersiz olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi geçersiz bir akıl yürütme biçimini belirten terimle tamamlayın: Treating correlation as proof of causation is a ____.
Cevabı göster
logical fallacy
we're drawn to: …e çekiliyoruz
We're drawn to ifadesinde be drawn to, bir kişiye veya şeye doğal biçimde ya da neredeyse istemsizce çekilmek anlamına gelir. Yapı subject + be + drawn to + isim veya -ing biçimidir. Burada ifade, akıl yürütmeleri zayıf olsa bile sansasyonel başlıkların neden dikkatimizi çektiğini açıklar. Bir şeyin çizilmesini değil, çekiciliği veya psikolojik bir çekimi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi ‘içgüdüsel olarak çekilmek’ anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: Even before I knew much about the club, I was ____ its friendly atmosphere.
Cevabı göster
drawn to
Unfortunately, this does not always equal that.
0:39Ne yazık ki bu ikisi her zaman aynı şey değildir.
cheese consumption probably isn't related to how many people die tangled in their bed sheets.
0:44peynir tüketiminin çarşaflarına dolanarak ölen insanların sayısıyla muhtemelen bir ilgisi yoktur.
Numerous studies found that menopausal women taking hormone replacement therapy had a lower than average incidence of heart disease,
0:51Çok sayıda araştırma, hormon replasman tedavisi alan menopozdaki kadınlarda kalp hastalığı görülme oranının ortalamanın altında olduğunu ortaya koydu,
leading doctors to believe that hormone replacement could protect against heart disease. Dilbilgisi
0:57bu da doktorları hormon replasmanının kalp hastalığına karşı koruyabileceğine inandırdı.
leading doctors to believe that: dokterleri ... olduğuna inandırmak
Burada leading doctors to believe that..., sonucu bildiren bir -ing yan cümlesidir. Önceki bulgunun doktorların that ile başlayan düşünceyi benimsemesine yol açtığını belirtir. leading ile ilişkilendirilen neden menopausal women değil, kalp hastalığı oranının daha düşük olduğuna ilişkin önceki bulgunun tamamıdır. Lead someone to believe that, bir sonucun nasıl ortaya çıktığını açıklar; sonucun doğru olduğunu veya sonradan kanıtlandığını söylemez. Bu kısa yapı, kanıtların ya da olayların insanların düşüncelerini nasıl etkilediğini bildirirken yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi lead the engineers to believe ifadesinin -ing sonuç biçimiyle tamamlayın: The pattern appeared in every data set, ____ that the problem was systematic.
Cevabı göster
leading the engineers to believe
However, when women underwent randomized controlled trials, Kültür
1:02Ancak kadınlar randomize kontrollü deneylere katıldığında,
randomized controlled trials: randomize kontrollü çalışmalar
Randomize kontrollü çalışma (RCT), katılımcıları farklı gruplara rastgele atayarak bir müdahaleyi test eder. Genellikle bir müdahale grubu ile bir karşılaştırma veya kontrol grubu bulunur ve araştırmacılar sonuçları karşılaştırır. Controlled, katılımcıların kontrol edilmesini değil, bu planlı karşılaştırmayı ve çalışma tasarımını ifade eder. Bu cümlede ifade, hormon replasman tedavisinin yalnızca gözlemlenen bir ilişkiden çıkarılmak yerine deneysel olarak test edildiğini gösterir. Rastgele atama, gruplar arasında önceden var olan farklılıkları azaltmaya yardımcı olur; böylece çalışma, tedavinin bir etkiye neden olup olmadığı konusunda daha güçlü kanıt sağlayabilir.
Alıştırma
Hangi çalışma doğru biçimde randomized controlled trial olarak tanımlanabilir?
- Araştırmacılar gönüllülere daha önce hangi tedaviyi seçtiklerini sorar ve sonuçları karşılaştırır.
- Araştırmacılar hiç kimseyi bir gruba atamadan yayımlanmış birkaç makaleyi özetler.
- Araştırmacılar gönüllüleri rastgele bir tedavi grubuna veya karşılaştırma grubuna atar ve sonuçları karşılaştırır.
Cevabı göster
Araştırmacılar gönüllüleri rastgele bir tedavi grubuna veya karşılaştırma grubuna atar ve sonuçları karşılaştırır.
they found that hormone replacement therapy actually increased the risk of heart disease.
1:05hormon replasman tedavisinin aslında kalp hastalığı riskini artırdığı görüldü.
it was found that women who took the therapy were of a higher socioeconomic group Dilbilgisi
1:11tedaviyi alan kadınların sosyoekonomik düzeyi daha yüksek bir gruba mensup olduğu
it was found that: bir araştırma bulgusunu kişisiz biçimde aktarma
“it was found that” yapısındaki “it” biçimsel öznedir; “the original data”, kadınlar veya başka bir isme gönderme yapmaz. Bulguyu oluşturan asıl içerik, ardından gelen that yan cümlesinde verilir. Edilgen “was found” araştırmacıların kim olduğunu belirtmez ve odağı bulgunun kendisine koyar. Bu kişisiz raporlama yapısı, bir sonuç nesnel biçimde sunulmak istendiğinde yaygındır.
Alıştırma
Raporu dersteki kişisiz yapıyla tamamlayın: After the records were checked, ____ the new schedule reduced delays.
Cevabı göster
it was found that
with a better diet and exercise regime.
1:15ve daha iyi bir beslenme ve egzersiz düzenine sahip olduğu ortaya çıktı.
This was the real cause behind decreased risk of heart disease.
1:18Kalp hastalığı riskinin azalmasının asıl nedeni buydu.
Another case found that those who used night lights as a kid were more likely to develop myopia, Dilbilgisi
1:21Başka bir vakada, çocukken gece lambası kullananların miyop olma ihtimalinin daha yüksek olduğu görüldü,
were more likely to develop: bir sonucun gerçekleşme ihtimalini karşılaştırma
“were more likely to develop” ifadesinde “were”, çoğul özne “those” ile uyumludur; “more likely” bir karşılaştırma yapar ve “to develop” sonucu belirtir. Bu, söz konusu grubun miyop geliştirme ihtimalinin karşılaştırma grubuna göre daha yüksek olduğu anlamına gelir. “More likely” mutlak değil, görecelidir: iki grubun olasılığının gerçekte ne kadar yüksek olduğunu söylemez. Burada bir ilişki bildirir ve gece lambası kullanımının miyoba neden olduğunu tek başına kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi dersteki karşılaştırmalı olasılık yapısının aynısıyla tamamlayın: In the survey, teenagers who slept fewer than seven hours ____ headaches than those who slept longer.
Cevabı göster
were more likely to develop
but there's actually a strong link between parental myopia and the development of child myopia, Kalıp ifadeler
1:26ancak aslında ebeveynlerin miyop olmasıyla çocuklarda miyop gelişimi arasında güçlü bir bağlantı vardır,
a strong link between A and B: A ile B arasında güçlü bir bağlantı
Bu cümlede a strong link between A and B, A ile B'nin yakından ilişkili olduğu anlamına gelir: biri mevcut olduğunda veya değiştiğinde diğeri de mevcut olma ya da değişme eğilimi gösterir. Burada ebeveynlerdeki miyopluk ile çocuklarda miyopluk gelişimi arasında bağlantı kurar. Bu ifade, gözlemlenen bir ilişkinin gücünü bildirir; nedenini bildirmez. Tek başına A'nın doğrudan B'ye neden olduğunu göstermez.
Alıştırma
Bir raporda “There is a strong link between regular exercise and better sleep.” deniyor. Bu cümle neyi iddia ediyor?
- Düzenli egzersizin daha iyi uykunun doğrudan nedeni olduğu kanıtlanmıştır.
- Düzenli egzersiz ile daha iyi uyku yakından ilişkilidir.
- Düzenli egzersiz ile daha iyi uyku arasında hiçbir ilişki yoktur.
Cevabı göster
Düzenli egzersiz ile daha iyi uyku yakından ilişkilidir.
so in reality, myopic parents were simply more likely to leave a light on in their child's bedroom. Dilbilgisi
1:30yani gerçekte miyop ebeveynlerin çocuklarının odasında ışığı açık bırakma olasılığı daha yüksekti.
leave a light on: leave + nesne + on
leave a light on yapısında leave, bir nesne (a light) ve bir durum tamamlayıcısı (on) alır. Işık zaten açıktır ve biri onu kapatmak yerine açık kalmasına izin verir; on, ışığın devam eden durumunu anlatır. Burada leave yalnızca “bir yerden ayrılmak” anlamına gelmez. Daha genel olarak leave + object + complement, bir şeyin belirtilen durumda kalmasına izin vermek anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi leave, the kitchen light ve on kullanarak tamamlayın: Please don't ____ when you go out; switch it off to save energy.
Cevabı göster
leave the kitchen light on
a lurking variable: gizli ortak neden
Lurking variable, analize doğrudan dâhil edilmeyen ancak gözlenen iki değişkeni de etkileyen üçüncü bir etkendir. Bu cümlede C lurking variable'dır, çünkü hem A'ya hem B'ye neden olur; A ve B yalnızca gözlendikleri için lurking variable olmaz. A ve B birlikte değiştiğinde C'nin ortak etkisi, aslında öyle olmadığı hâlde A'nın B'ye neden olduğu izlenimini yaratabilir. Bu nedenle terim, gizli bir ortak nedene işaret eder ve yalnızca korelasyondan nedensellik çıkarılmaması gerektiğini hatırlatır.
Alıştırma
Sıcak hava hem dondurma satışlarını hem de güneş yanıklarını artırır. Satışlarla güneş yanıkları arasındaki ilişkide sıcak hava nedir?
- the response variable
- the final result
- a lurking variable
- a random sample
Cevabı göster
a lurking variable
but rather: reddedilen açıklamanın yerine yenisini koymak
Bu cümlede but rather, reddedilen A does not cause B iddiasından sonra gelir ve onun yerine geçen C causes them both açıklamasını sunar. Bir düzeltme işaretler: dinleyici ilk nedensel açıklamayı ikinci açıklamayla değiştirmelidir. Yeniden kullanılabilen kalıp not X, but rather Y biçimindedir. Yalnızca but ile kurulan genel bir karşıtlıktan farklı olarak bu kalıp, önce X'i reddedip sonra Y'yi daha doğru seçenek olarak sunarak bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Hangi cümle bir açıklamayı reddedip yerine başka bir açıklama koymak için but rather kullanıyor?
- The delay was long, but the view was pleasant.
- The delay was not caused by traffic, but rather by a signal failure.
- Rather than wait, we walked home.
- The signal failed because of the storm.
Cevabı göster
The delay was not caused by traffic, but rather by a signal failure.
It's a little like taking people who have lung cancer and thinking, Anlatım akışı
1:42Bu biraz, akciğer kanseri olan insanlara bakıp şöyle düşünmeye benzer:
Yumuşatılmış bir benzetme başlatmak için “It's a little like ...”
“It’s a little like ...” bir benzetme başlatır: Konuşan kişi bir fikri daha tanıdık bir durumla karşılaştırarak açıklamak üzeredir. Burada çakmak örneği, yanlış bir neden-sonuç çıkarımını görmeyi kolaylaştırır. “A little” karşılaştırmayı yumuşatır. İki durumun ilgili yönden benzer ama tamamen aynı olmadığını belirtir; örneğin fiziksel boyutunu anlatmaz.
Alıştırma
Yanıtı dersteki yumuşatılmış benzetme kalıbının aynısıyla tamamlayın: “Why is reusing one password risky?” “____ using the same key for every lock.”
Cevabı göster
It's a little like
“Must cause” içindeki çıkarım bildiren “must”
“Lighters must cause cancer” ifadesindeki “must” güçlü bir çıkarım anlatır: Konuşan kişi sonucu kanıtlardan çıkıyormuş gibi sunar. Dil bilgisi bakımından “must”tan sonra “cause” fiilinin yalın biçimi gelir; özneye bir şey yapması emredilmez. Alıntıdaki sonuç, kasıtlı olarak kötü bir akıl yürütme örneğidir. Çakmak taşımak sigarayla ilişkilidir ve gizli ortak neden sigara içmektir. Konuşan kişi, yalnızca bir ilişkinin neden-sonuç bağını kanıtlamadığını göstermek için bu saçma çıkarımı kullanır.
Alıştırma
“The machine overheats every time this switch is on, so the switch must cause the problem,” cümlesinde “must cause” ne ifade eder?
- Çok az güvenle düşünülen zayıf bir olasılık.
- Tekrarlanan gözlemden çıkarılan güçlü bir sonuç.
- Düğmeye sorun çıkarmasını emreden bir kural.
Cevabı göster
Tekrarlanan gözlemden çıkarılan güçlü bir sonuç.
While not realizing that smoking is the confounding variable.
1:50Bunu söylerken karıştırıcı değişkenin sigara içmek olduğunu fark etmezsiniz.
And scientists work hard in their studies to try and avoid this.
1:53Bilim insanları da araştırmalarında bundan kaçınmak için büyük çaba gösterir.
But it gets worse when popular media takes advantage of these potentially coincidental correlations. Notlar
1:56Fakat popüler medya, tesadüfi olabilecek bu korelasyonları kullandığında durum daha da kötüleşir.
Kötüleşme işareti olarak it gets worse when
Bu cümlede it, belirli bir şeyi adlandırmak yerine daha önce ele alınan sorunun tamamını özetler. gets worse bir kötüleşmeyi belirtir, when ise durumu daha ciddi hâle getiren yeni koşulu sunar. Bu yapı, bilinen sorunu gündemde tutup dikkati bir sonraki risk düzeyine yönlendirir. Bir sunumda, açıklamada veya hikâyede “durum bu noktada daha kötü bir hâl alıyor” mesajını açıkça verir.
Alıştırma
Bu derste öğretilen dört kelimelik kötüleşme işaretini tam olarak yazarak cümleyi tamamlayın: “The first error is easy to fix, but ____ it causes other files to disappear.”
Cevabı göster
it gets worse when
takes advantage of: stratejik kullanım veya sömürü
Burada takes advantage of, yalnızca “bir şeyden fayda sağlamak” değil, “bir şeyi kendi amaçları için bilinçli olarak kullanmak” anlamına gelir. Medya, ilgi çekici iddiaları desteklemek için tesadüfi olabilecek korelasyonları etkin biçimde kullanır. Çevredeki anlatım bu kullanımı eleştirdiği için ifade, tarafsız bir kullanımdan çok fırsatçılığı düşündürür. Nesne correlations sözcüğüdür, ancak olumsuz yargı bunların kullanılma biçiminden kaynaklanır.
Alıştırma
“The seller took advantage of the customer's confusion,” cümlesinde took advantage of ne anlama gelir?
- Satıcı kafa karışıklığını fark etti ama bundan yararlanmadı.
- Satıcı, kişisel çıkar sağlamak için kafa karışıklığını bilinçli olarak kullandı.
- Satıcı bir çıkar beklemeden müşterinin anlamasına yardım etti.
Cevabı göster
Satıcı, kişisel çıkar sağlamak için kafa karışıklığını bilinçli olarak kullandı.
And one study about the chocolate weight loss connection
2:01Çikolata ile kilo verme arasındaki bağlantıyı inceleyen bir araştırma ise
was actually designed as a way to expose how science reporting can be sensationalized. Kelime
2:03aslında bilim haberlerinin nasıl sansasyonelleştirilebildiğini göstermek amacıyla tasarlanmıştı.
bilim haberciliğinde sensationalized
Burada sensationalized, dikkat çekmek için bir şeyin abartılı, dramatik veya aşırı basitleştirilmiş biçimde sunulduğu anlamına gelir. Edilgen can be sensationalized biçimi, bilim haberciliğinin başına gelebilecek bu işleme odaklanır. Bu, araştırmanın veya bütün bilgilerin otomatik olarak yanlış olduğu anlamına gelmez. Haber gerçek bilgilere dayanabilir, ancak onları olduğundan daha kesin, şaşırtıcı veya önemli gösterebilir.
Alıştırma
Örnekte sensationalized, bilim haberciliği hakkında ne anlatıyor?
- Sakin ve ayrıntılı bir biçimde haber yapıldı.
- Tamamen yoktan uyduruldu.
- Abartılı ve dikkat çekici bir biçimde sunuldu.
Cevabı göster
Abartılı ve dikkat çekici bir biçimde sunuldu.
A science writer with a PhD in microbiology ran a real clinical trial Kalıp ifadeler
2:08Mikrobiyoloji doktorası olan bir bilim yazarı, gerçek bir klinik deney yürüttü
ran a real clinical trial: gerçek bir klinik deney yürütmek
ran a real clinical trial ifadesinde ran, hızlıca koşmak değil, çalışmayı düzenleyip yürütmek anlamına gelir. Run a trial, tıbbi araştırmalarda yaygın bir fiil ve isim eşleşmesidir. Real, deneyin yalnızca hayal edilmediğini veya anlatılmadığını, gerçekten uygulandığını belirtir. Deneyin iyi tasarlandığını ya da sonucunun güvenilir olduğunu garanti etmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: The study was not just a plan; the researchers actually ____ with volunteers.
Cevabı göster
ran a real clinical trial
where participants were assigned to three groups: Dilbilgisi
2:12ve bu deneyde katılımcılar üç gruba ayrıldı:
were assigned to three groups: edilgen grup ataması
were assigned to three groups ifadesinde were assigned, basit geçmiş zamanın edilgen biçimidir: atamayı araştırmacılar yapar, katılımcılar ise gruplara yerleştirilen taraftır. to three groups, üç hedefi veya kategoriyi belirtir. be assigned to + group/team/class/place kalıbı, bir kişinin bir gruba, takıma, sınıfa ya da yere resmî olarak yerleştirilmesi anlamına gelir. Burada deneydeki grup dağılımını anlatır; iki nokta, üç grubun birazdan sıralanacağını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi assign fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimi ve to three groups ifadesiyle tamamlayın: In the study, the volunteers ____ at random: placebo, low dose, or high dose.
Cevabı göster
were assigned to three groups
a low carb diet plus a 1.5 oz chocolate bar,
2:15düşük karbonhidratlı beslenip buna ek olarak 1,5 ons ağırlığında bir kalıp çikolata yiyenler,
the chocolate group did lose the most weight, Dilbilgisi
2:22en fazla kiloyu gerçekten de çikolata grubu verdi,
did lose: olumlu geçmiş zaman cümlesinde vurgulu did
did lose ifadesinde did, olumlu bir geçmiş zaman cümlesindeki vurgulu do yardımcı fiilidir. Sonucun gerçekten doğru olduğunu veya bir kuşku ya da beklentiye ters düştüğünü gösterir. Temel olay the chocolate group lost the most weight cümlesiyle aynıdır, ancak doğrulama daha güçlüdür. did zaten geçmiş zamanı taşıdığı için lose yalın fiil biçiminde kalır. Bu yan cümle, konuşmacının eleştiri veya karşıtlık sunmasından önce bir gerçeği kabul etmesini de sağlayabilir.
Alıştırma
Önceden kuşku duyulmasına rağmen sonucun gerçekten gerçekleştiğini en açık biçimde doğrulayan cümle hangisidir?
- The new plan saved us time.
- The new plan did save us time.
- The new plan didn't save us time.
Cevabı göster
The new plan did save us time.
but the journalists consciously used terrible science.
2:24ancak gazeteciler bilinçli olarak son derece kötü bir bilimsel yöntem kullandılar.
He used 15 participants and measured 18 different measurements including weight loss,
2:27Araştırmaya yalnızca 15 kişi aldı ve kilo kaybı dâhil 18 farklı ölçüm yaptı:
cholesterol, sleep quality, blood pressure, well-being, etc.
2:31kolesterol, uyku kalitesi, kan basıncı, genel iyilik hâli ve benzeri.
And when you use a small group of people and measure a large number of things,
2:35Küçük bir insan grubuyla çalışıp çok sayıda şeyi ölçtüğünüzde,
you're pretty much guaranteed to get a statistically significant result, Kelime
2:39istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç elde etmeniz neredeyse garantidir;
Gündelik bir yaklaşıklık ifadesi olarak pretty much
Bu cümlede pretty much, guaranteed sözcüğünü niteler ve “neredeyse” ya da “temelde” anlamına gelir. Sonucu son derece olası ve garantiye çok yakın gösterirken küçük bir istisna payı bırakır. Burada pretty, “güzel” anlamına gelmez. Pretty much konuşma diline özgü bir yaklaşıklık ifadesidir: guaranteed sözcüğünün gerçek anlamdaki kesinliğini yumuşatır, ancak konuşanın güçlü genellemesini zayıflatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “neredeyse” anlamına gelen iki sözcüklü gündelik ifadeyle tamamlayın: After the update, the app is ____ unusable on my old phone.
Cevabı göster
pretty much
Statistically significant result ifadesinin anlamı
Statistically significant result, test istatistiğinin bir istatistiksel test için seçilen eşiği geçtiği sonuçtur. Basitçe söylemek gerekirse gözlenen örüntü, söz konusu test ve eşiğe göre “gerçek bir etki yok” varsayımı altında sıra dışı görünür. Bu cümlede çok sayıda ölçümü kontrol etmek, en az birinin yalnızca rastgele değişim nedeniyle eşiği geçme olasılığını artırır. İstatistiksel anlamlılık tek başına bir etkinin büyük, önemli, güvenilir, tekrarlanabilir veya incelenen etkenden kaynaklanmış olduğunu göstermez.
Alıştırma
Bir çalışma statistically significant result bildiriyor. Yalnızca bu ifadeden güvenle hangi sonuç çıkarılabilir?
- Etki gerçek hayatta büyük ve önemliydi.
- Sonuç, çalışmanın istatistiksel anlamlılık eşiğine ulaştı.
- Bulgu gelecekteki her çalışmada kesinlikle yeniden ortaya çıkacaktır.
- Çalışma, bir etkenin diğerine neden olduğunu kanıtladı.
Cevabı göster
Sonuç, çalışmanın istatistiksel anlamlılık eşiğine ulaştı.
which Veritasium has an amazing video on here if you want to check out.
2:43merak ederseniz Veritasium'un bu konuda burada harika bir videosu var.
The result could have easily been something different, Dilbilgisi
2:46Sonuç kolaylıkla bambaşka bir şey de olabilirdi;
could have easily been: geçmişte kolaylıkla gerçekleşebilecek bir alternatif
Could have been, geçmişte mümkün olan ancak bu bağlamda gerçek sonuca dönüşmeyen bir durumu veya sonucu geriye dönük olarak anlatmak için could + have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Been, be fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Easily, gerçek sonucun nasıl meydana geldiğini anlatmaz. Alternatif olasılığı güçlendirir: koşullardaki küçük bir değişiklik farklı bir sonuç doğurabilirdi. Bu yapı, bir olaydan sonra belirsizliği değerlendirirken kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, geriye dönüp bakıldığında çok daha kötü bir sonucun oldukça mümkün olduğunu ancak gerçek sonucun bu olmadığını anlatır?
- The result could have easily been much worse.
- The result could easily be much worse next year.
- The result would be much worse if nothing changes.
Cevabı göster
The result could have easily been much worse.
such as chocolate correlates to lower blood pressure.
2:48örneğin çikolatanın daha düşük kan basıncıyla ilişkili olduğu sonucu çıkabilirdi.
If the study had been peer-reviewed by other researchers, Notlar
2:51Araştırma başka araştırmacılar tarafından hakem değerlendirmesinden geçirilseydi,
Peer-reviewed: yayımdan önce uzman değerlendirmesi
Peer-reviewed, bir araştırma makalesinin aynı alandaki uzmanlar tarafından incelendiği anlamına gelir. Bu inceleme genellikle bir dergi makaleyi kabul etmeden veya yayımlamadan önce yapılır. Uzmanlar yöntemleri, kanıtları ve akıl yürütmeyi inceler ve değişiklik isteyebilir. Bu cümlede kelime önemlidir çünkü konuşan kişi, diğer araştırmacıların çalışmadaki sorunu bulacağını düşünüyor. Hakem değerlendirmesi zayıf noktaları bulabilir, ancak bir çalışmanın kesinlikle doğru olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi, aynı alandaki uzmanların resmî değerlendirmesini belirten kısa çizgili terimle tamamlayın: The journal accepts only ____ studies.
Cevabı göster
peer-reviewed
If ... had been ..., it would have been ...: üçüncü koşul cümlesi
Bu, tamamlanmış bir geçmişi anlatan üçüncü koşul cümlesidir. If the study had been peer-reviewed, gerçekleşmemiş bir olayı belirtmek için past perfect edilgen yapısını kullanır; it would have been called out ise hayal edilen geçmiş sonucu belirtmek için edilgen yapıda would have + geçmiş zaman ortacı kullanır. Bu nedenle cümle iki gerçeği ima eder: çalışma diğer araştırmacılar tarafından hakem değerlendirmesinden geçirilmedi ve sorun bu süreç aracılığıyla dile getirilmedi. Bu yapı, geçmişteki farklı bir koşulun geçmişteki sonucu nasıl değiştirebileceğini geriye dönük olarak değerlendirmek için kullanılır.
Alıştırma
Denetim yapılmadı ve arıza gizli kaldı. Geçmişe ait karşı-olgusal cümleyi tamamlayın: If the machine ____ inspected before shipment, the fault ____ discovered.
Cevabı göster
had been · would have been
Called out: bir sorunu kamu önünde açığa çıkarmak
Burada called out, yanlış veya sorunlu olan bir kişinin ya da şeyin kamu önünde belirtilip eleştirilmesi anlamına gelir. Nesne bir kişi, davranış, iddia veya sorun olabilir. Cümlede edilgen be called out yapısı kullanılır: sorun başka insanlar tarafından açığa çıkarılmış olacaktı. Bu anlam, yalnızca bir şeyi fark etmekten veya ondan söz etmekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi “kamu önünde belirtti ve eleştirdi” anlamındaki iki sözcüklü fiille tamamlayın: The reporter ____ the company for hiding the safety results.
Cevabı göster
called out
So instead, he submitted it to a journal for a fee of 600 Euros, Kalıp ifadeler
2:55Bu yüzden araştırmacı bunun yerine 600 avro ödeyerek çalışmayı bir dergiye gönderdi
submit something to a journal: bir şeyi dergiye sunmak
submit something to a journal yapısında submit, “bir şeyi resmî değerlendirmeye alınması için göndermek veya sunmak” anlamına gelen resmî bir eylem fiilidir. Gönderilen şey submit fiilinden, alıcı kuruluş ise to edatından sonra gelir: submit + manuscript/article + to + journal. Buradaki it, araştırmayı ifade eder. Bir çalışmayı sunmak, derginin değerlendirme veya yayımlama sürecini başlatır; derginin çalışmayı kabul ettiği ya da yayımladığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi submit fiilinin doğru biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: Yesterday, Dr. Lee ____ her article ____ a medical journal for review.
Cevabı göster
submitted · to
making up a fake institution name, the Institute of Diet and Health. Öbek fiiller
2:59ve “Beslenme ve Sağlık Enstitüsü” diye sahte bir kurum adı uydurdu.
make up a name: bir ad uydurmak
making up a fake institution name ifadesinde make up, “gerçek olmayan bir şeyi uydurmak” anlamına gelir. Making, eklenen ifadede kullanılan -ing biçimidir ve adı uydurma eylemini ana eylemle aynı durumun bir parçası olarak gösterir. A fake institution name nesnesi bu anlamı seçtirir. Make up; a name, story, excuse veya detail gibi nesnelerle kullanıldığında çoğunlukla doğru bir şeyi keşfetmek ya da aktarmak yerine bilgi uydurmak anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi make up ifadesinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: When Leo told us he had met an alien, we knew he was ____ the story.
Cevabı göster
making up
He then sent out a press release to dozens of media publications, Notlar
3:03Ardından onlarca medya kuruluşuna bir basın bülteni gönderdi
Sent out: bir şeyi birden fazla alıcıya dağıtmak
Bu cümlede sent out, basın bülteninin birçok alıcıya dağıtıldığı anlamına gelir. out parçacığı send fiiline dışarıya ve geniş bir gruba dağıtma fikrini ekler; gönderen kişinin dışarı çıktığı anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp send out + materyal veya sinyaldir. Özellikle aynı şey bir gruba ya da daha geniş bir kitleye gönderildiğinde kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “birçok alıcıya dağıttı” anlamına gelen iki sözcüklü fiille tamamlayın: The library ____ a reminder to all members yesterday.
Cevabı göster
sent out
Press release: haber medyasına yönelik resmî açıklama
Press release, bir kuruluş veya tanınmış kişi tarafından hazırlanan ve bilgiyi duyurup haber yapılmasını teşvik etmek amacıyla medyaya verilen resmî bir açıklamadır. Burada press, bir şeyi bastırma eylemini değil haber medyasını ifade eder. Bir basın bülteni, olayları yayımlayan tarafın bakış açısından sunar. Gazeteciler onu kaynak olarak kullanabilir, ancak bağımsız olarak araştırılmış bir haberle aynı şey değildir ve içerdiği iddiaları tek başına doğrulamaz.
Alıştırma
Hangi tanım press release ifadesine en uygun?
- Bir kuruluşun olası haber kapsamı için medyaya verdiği resmî açıklama
- Yalnızca çalışanlara gönderilen özel mesaj
- Bir gazetecinin bağımsız araştırmayla yazdığı makale
Cevabı göster
Bir kuruluşun olası haber kapsamı için medyaya verdiği resmî açıklama
and very quickly getting slim by chocolate was front page news. Kalıp ifadeler
3:06ve “çikolatayla zayıflama” çok geçmeden manşetlere çıktı.
front page news: ilk sayfa haberi
Bu cümlede front page news, bir gazetenin ilk sayfasında yer alacak kadar önemli veya dikkat çekici görülen, çok öne çıkarılmış bir haber anlamına gelir. İfade mecazi olarak da kullanılabilir: Bir konu kamuoyunun ve medyanın başlıca ilgi odağı olur. İfadenin anlattığı şey haberin ne kadar öne çıkarıldığıdır; iddianın doğru veya nesnel olarak önemli olup olmadığı değildir.
Alıştırma
Bir gazetenin ilk sayfasında yer alacak kadar önemli bir haberi anlatan üç kelimelik ifadeyi tamamlayın: By morning, the court ruling was ____ across the country.
Cevabı göster
front page news
With that in mind, however: önceki uyarıyı koruyan geçiş
With that in mind önceki noktaya geri gönderme yapar: Konuşan kişi, dinleyiciden bundan sonra söylenenleri yorumlarken önceki uyarıyı veya gerçeği aklında tutmasını ister. Ardından however, karşıt yönde bir sınıra geçişi gösterir: Korelasyon tamamen göz ardı edilmemelidir. İki bağlayıcı birlikte argümanı dengeler; önceki uyarı hâlâ geçerlidir, ancak aşırı bir sonucu haklı çıkarmaz.
Alıştırma
İlk cümledeki uyarıyı korurken karşıt yönde bir sınır getiren en uygun geçiş hangisidir? Some online reviews are fabricated. _____ we should not reject every review.
- With that in mind, however,
- For that reason,
- In other words,
Cevabı göster
With that in mind, however,
dismiss correlation entirely: korelasyonu tamamen göz ardı etmek
Dismiss something entirely, bir şeyi yararlı hiçbir değeri veya dikkate alınma nedeni yokmuş gibi tamamen reddetmek demektir. Burada tartışmadan kolayca çıkarılamayacak şey correlation, yani korelasyondur; entirely ise reddin kapsamını belirtir: bütünüyle reddetmek. Cümle, korelasyonun nedenselliği kanıtladığını iddia etmez. Dikkatli bir orta konumu ifade eder: korelasyon sınırlı bir kanıt olabilir, ancak yine de önemli olabilir ve değersizmiş gibi görülmemelidir.
Alıştırma
“We can't dismiss correlation entirely” cümlesinde konuşmacı hangi tutumu benimsiyor?
- Korelasyon kesin bir kanıt değildir, ancak yine de dikkate alınmayı hak eder.
- Korelasyon tek başına bir şeyin diğerine neden olduğunu kanıtlar.
- Her korelasyon değersizdir ve göz ardı edilmelidir.
Cevabı göster
Korelasyon kesin bir kanıt değildir, ancak yine de dikkate alınmayı hak eder.
Correlative evidence is an essential part of science.
3:14Korelasyona dayalı kanıtlar bilimin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Double-blind studies are not always possible or ethical to run, Kültür
3:17Çift kör çalışmalar yapmak her zaman mümkün ya da etik değildir;
Double-blind studies: çift kör çalışmalar
Çift kör çalışma, körleme aşamasında katılımcıların ve ikinci bir ilgili grubun —genellikle müdahaleyi uygulayan veya sonuçları değerlendiren kişilerin— kimin hangi çalışma grubunda olduğunu bilmediği bir araştırma tasarımıdır. Amaç, beklentilerin ve gözlemci davranışlarının sonuçlar üzerindeki etkisini azaltmaktır. Bu cümlede terim güçlü bir deneysel koruma yöntemini adlandırırken cümlenin geri kalanı bunun uygulanmasının bazen pratik olmayabileceğini veya etik olmayabileceğini belirtir; kimsenin kelimenin gerçek anlamıyla göremediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi açıklama çift kör bir çalışmaya en iyi uyar?
- İlgili yalnızca bir taraf grup atamalarını bilmez.
- Katılımcıların kimliklerini hiç kimse kaydetmez, ancak bütün grup atamaları bilinir.
- Körleme aşamasında katılımcılar ve değerlendiriciler gibi ilgili bir araştırma ekibi grup atamalarını bilmez.
Cevabı göster
Körleme aşamasında katılımcılar ve değerlendiriciler gibi ilgili bir araştırma ekibi grup atamalarını bilmez.
often leaving correlation as the best evidence available.
3:20bu yüzden korelasyon çoğu zaman eldeki en iyi kanıt olarak kalır.
When every possible causative relationship is systematically explored,
3:23Olası her nedensel ilişki sistemli bir şekilde incelendiğinde,
correlation can be used as a powerful tool Kalıp ifadeler
3:26korelasyon güçlü bir araç olarak kullanılabilir:
can be used as a powerful tool: son derece etkili bir rol verme
Bu cümlede can be used as a powerful tool, korelasyonun son derece etkili bir analiz yöntemi olarak hizmet edebileceğini belirtir. Baştaki when yan cümlesi önemli bir koşul koyar: Bu değer, olası nedensel ilişkilerin sistemli biçimde incelenmesine bağlıdır. Aktarılabilir kalıp X can be used as a powerful tool for + isim veya -ing biçimidir. Burada powerful fiziksel gücü değil, pratik etkililiği anlatır; ifade, X'in bir sonucu kanıtladığını iddia etmek yerine yararlılığını değerlendirir.
Alıştırma
Yöntemi son derece yararlı olarak değerlendiren hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: After its accuracy has been checked, the model ____ for spotting unusual transactions.
Cevabı göster
can be used as a powerful tool
Big thanks to Tyler Vigen for providing his charts on these interesting correlations.
3:32Bu ilginç korelasyonlara ait grafiklerini bizimle paylaşan Tyler Vigen'a çok teşekkürler.
You can check out his website or his book Spurious Correlations for more peculiar examples.
3:36Daha sıra dışı örnekler için web sitesine ya da Spurious Correlations adlı kitabına göz atabilirsiniz.
And subscribe for more weekly science videos every Thursday.
3:41Her perşembe yayımlanan yeni bilim videoları için abone olun.