AB Demokratik mi? Oyunuz Gerçekten Önemli mi?: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Video, yetkinin hükûmetlerle AB kurumları arasında paylaşımını, seçilmiş Parlamentonun neden tek başına yasa teklif edemediğini ve oyların Birliğin geleceğini nasıl biçimlendirdiğini açıklıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “checks and balances” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: tek bir siyasi gücün egemenliğini önleyen kurumsal mekanizmaları, sözcükleri ayrı çevirmeden anlayın. 2. “not as democratic as” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: dereceyi karşılaştırın; AB üyelerinden daha az demokratik olabilir ama antidemokratik değildir. 3. “makes up” — Öbek fiiller: AB kuralları hakkındaki suçlamada “uydurur” anlamını tanıyın ve “oluşturur” ya da “barışır” anlamından ayırın.
Bu derste
Being a citizen of the European Union means that many aspects of our lives are regulated by a weird entity. Dilbilgisi
0:01Avrupa Birliği vatandaşı olmak, hayatımızın pek çok yönünün tuhaf bir varlık tarafından düzenlendiği anlamına gelir.
Being a citizen ... means that: bir statüyü sonucuna bağlamak
Being a citizen, cümlenin öznesi olarak kullanılan bir -ing öbeğidir. Bu yapı, söz konusu kimliğe sahip olma durumunu cümlenin konusu hâline getirir. means that, bu durumun sonucunu veya çıkarımını belirtir. Burada mean, “niyet etmek” değil, “sonucu olmak, anlamına gelmek” demektir. Yeniden kullanılabilecek kalıp Being + rol veya statü + means that + tam cümlecik biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi Being ... means that kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: ____ a team captain ____ you have to listen to everyone.
Cevabı göster
Being · means that
It feels like a huge bureaucracy is making decisions over our heads. Deyimler
0:09Devasa bir bürokrasinin, bizim adımıza kararlar aldığı hissiyatını verir.
over our heads: bizi sürece katmadan karar vermek
Bu cümlede over our heads, kararlardan etkilenen kişilere danışılmadan veya katılmalarına izin verilmeden karar alındığını anlatır. İnsanların kontrol dışında bırakılmasını ifade eder; fiziksel olarak birinin başının üstünü anlatmaz. Aktarılabilir kalıp make a decision over someone's head biçimindedir. Genellikle eleştirel bir ton taşır: kararı veren kişi, görüşü ya da yetkisi dikkate alınması gereken birini devre dışı bırakmıştır.
Alıştırma
“The board made the decision over the teachers' heads,” cümlesinde over the teachers' heads ne anlama gelir?
- Karar fiziksel olarak öğretmenlerin üstünde bir yerde gerçekleşti.
- Öğretmenler karara dâhil edilmedi.
- Karar öğretmenlerin anlayamayacağı kadar zordu.
Cevabı göster
Öğretmenler karara dâhil edilmedi.
Many Europeans think that their vote in the EU elections doesn't count Kelime
0:14Pek çok Avrupalı, AB seçimlerindeki oylarının bir işe yaramadığını düşünür
Doesn't count: etkisi olmamak
Bu cümlede doesn't count, 'önemli değil' veya 'sonucu etkilemiyor' anlamına gelir. Buradaki kaygı, bir kişinin oyunun olacakları etkileyememesi ihtimalidir. Count burada nesne almadan kullanılır ve 'önemli ya da etkili olmak' anlamına gelir. Bu anlam görüşler, çabalar ve katkılar için de kullanılabilir.
Alıştırma
Şu cümlede counts ne anlama gelir: "One small donation still counts."?
- Sayısal bir toplama eklenmektedir.
- Önemi veya etkisi vardır.
- İçinde sayılar vardır.
Cevabı göster
Önemi veya etkisi vardır.
public policies are based on the will of the people. Kalıp ifadeler
0:28kamu politikaları halkın iradesine dayanır.
Siyasi dilde the will of the people
Siyasi dilde the will of the people, halkın toplu olarak ifade ettiği istek veya tercihleri anlatır. Burada will, 'istek' ya da 'niyet' anlamında bir isimdir; of the people ise bu iradenin kime ait olduğunu gösterir. Bu ifade, halkın tercihini meşru kararların temeli olarak sunar. Söz konusu tercih çoğu zaman oy verme veya başka bir kamusal süreçle ifade edilir.
Alıştırma
Siyasi bir konuşmada "the will of the people" en doğal olarak neyi ifade eder?
- İnsanların gelecekte ne yapacağına dair bir söz.
- Halkın ifade ettiği toplu tercih.
- Her vatandaşın yazdığı hukuki bir vasiyetname.
Cevabı göster
Halkın ifade ettiği toplu tercih.
to establish laws and rules that benefit them.
0:38kendilerine fayda sağlayacak yasa ve kuralları koymak amacıyla.
Nüfuz ve güç uğruna mücadele etmek
Burada battling for influence and power, kararları şekillendirme gücünü ve harekete geçme yetkisini kazanmak için çok yoğun biçimde rekabet etmek anlamına gelir. Battle mecazdır: cümle fiziksel bir çatışmayı değil, siyasi bir mücadeleyi anlatır. Yeniden kullanılabilen battle for + bir şey kalıbı; güç, ilgi, finansman veya pazar payı gibi insanların kazanmaya ya da kontrol etmeye çalıştığı hedefi belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede battling for influence and power ne anlama geliyor?
- Gruplar, kararları şekillendirmek ve güç kazanmak için yoğun biçimde rekabet ediyor.
- Gruplar hâlihazırda ne kadar güç sahibi olduklarını ölçüyor.
- Gruplar bir savaşta fiziksel olarak çatışıyor.
Cevabı göster
Gruplar, kararları şekillendirmek ve güç kazanmak için yoğun biçimde rekabet ediyor.
Denge ve denetleme mekanizmaları
Sabit ve çoğul bir ifade olan checks and balances, farklı yönetim organlarının veya kurumların birbirlerinin gücünü sınırlayabildiği, inceleyebildiği ya da dengeleyebildiği bir sistemi anlatır. Bu, tek bir tarafın her şeyi kontrol etmesini veya yetkisini kötüye kullanmasını önlemeye yardımcı olur. Bu cümlede sistem, siyasi rekabet için daha adil koşullar sağlar. Burada checks sınırlamalar veya güvenceler, balances ise gücün aşırı yoğunlaşmasını engelleme anlamındadır; ifade banka çekleri veya hesap bakiyeleriyle ilgili değildir.
Alıştırma
Hangi durum checks and balances kavramını en iyi gösterir?
- Bütün devlet daireleri tamamen aynı işi yapar.
- Bir devlet organı, başka bir organın aldığı kararı engelleyebilir veya inceleyebilir.
- Bir lider, bütün önemli kararları denetim olmadan alır.
Cevabı göster
Bir devlet organı, başka bir organın aldığı kararı engelleyebilir veya inceleyebilir.
are supposed to: amaçlanan işlev, garanti edilmiş sonuç değil
Burada are supposed to, bir işlevin amaçlandığını veya beklendiğini belirtir. Denge ve denetleme mekanizmalarına adil bir ortam oluşturma görevi verilmiştir. Bu yapı, sistemin ilke olarak ne yapması gerektiğini anlatır; gerçekte kesinlikle ne olduğunu söylemez. Ortamın ya da mücadelelerin gerçekten adil olduğunu garanti etmez.
Alıştırma
Amaçlanan bir işlevi göstermek için cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: These safety checks ____ catch problems before launch.
Cevabı göster
are supposed to
Term limits stop factions from dominating too much. Kültür
0:49Görev süresi sınırları, grupların aşırı hakimiyet kurmasını engeller.
Term limits: bir makamda görev yapmaya getirilen sınırlar
Term limits, bir kişinin bir makamda kaç dönem veya bazen toplam kaç yıl görev yapabileceğini sınırlayan kurallardır. Buradaki term, kamusal bir görevde geçirilen resmî bir görev dönemidir. Bu cümlede görev süresi sınırlamaları, bir grubun iktidarı çok uzun süre elinde tutmasına karşı bir güvence olarak sunulur. İfade, görev döneminin kendisini değil sınırlama kuralını adlandırır.
Alıştırma
Hangi politika term limits örneğidir?
- Konuşmacıların sözlerini tamamlamak için on dakikası vardır.
- Bir ofisin kira sözleşmesi iki yıl sonra sona erer.
- Bir belediye başkanı dört yıllık en fazla iki dönem görev yapabilir.
Cevabı göster
Bir belediye başkanı dört yıllık en fazla iki dönem görev yapabilir.
all of this ends at our borders ifadesindeki konu geçişi
Bu cümlede all of this, bir ülke içinde demokrasinin işlemesini sağlayan kurallara ve denetim-denge mekanizmalarına gönderme yapar. ends at our borders, bu düzenlemelerin ülkeler arasındaki ilişkilere kendiliğinden uzanmadığını anlatır; bir şeyin sınırda fiziksel olarak durmasını anlatmaz. Cümle, mekânsal bir sınırı konu geçişi olarak kullanır. İç siyaset tartışmasını kapatır ve uluslararası siyasetle karşılaştırmaya geçer.
Alıştırma
Vurgulanan ifade bu cümlede hangi işlevi görüyor?
- Her ülkenin tamamen aynı demokratik kurallara sahip olduğunu söyler.
- Konuyu bir ülkenin içindeki kurallardan ülkenin ötesindeki ilişkilere geçirir.
- Demokratik kurumların fiziksel olarak sınır kapılarında bulunduğunu söyler.
Cevabı göster
Konuyu bir ülkenin içindeki kurallardan ülkenin ötesindeki ilişkilere geçirir.
Uluslararası siyasette anarchic sözcüğünün teknik anlamı
Burada anarchic, uluslararası sistemi anlatan teknik bir nitelemedir: devletlerin üzerinde, hepsi için kural koyup bu kuralları uygulatacak güce sahip merkezi bir otorite yoktur. Bu, uluslararası siyasetin kendiliğinden chaotic olduğu anlamına gelmez. Devletler anarşik bir sistem içinde yine de iş birliği yapabilir, antlaşmalar imzalayabilir ve normlara uyabilir.
Alıştırma
Bir ders kitabında hangi cümle anarchic sözcüğünü örnektekiyle aynı teknik anlamda kullanır?
- The office became anarchic because papers were scattered everywhere.
- The states make treaties, but no world government stands above them, so the system is anarchic.
- The elected council uses majority voting, so the system is anarchic.
Cevabı göster
The states make treaties, but no world government stands above them, so the system is anarchic.
No central authority is powerful enough to ensure fairness or enforce laws,
1:01Hiçbir merkezi otorite adaleti sağlayacak ya da yasaları uygulayacak kadar güçlü değildir,
so the only law is the tyranny of the strongest and anarchy. Deyimler
1:05bu yüzden tek kural en güçlünün zorbalığı ve anarşidir.
“tyranny of the strongest and anarchy” siyasi metaforu
Bu cümlede the strongest, belirli bir hükümdarı değil, en güçlü devletleri veya aktörleri topluca ifade eder. The tyranny of the strongest, güç eşitsizliğini bir diktatörlük görüntüsüne dönüştürür: ortak bir otorite kuralları uygulatamadığında güçlü olanlar iradelerini zayıflara dayatabilir. Bu görüntünün anarchy ile eşleştirilmesi eleştiriyi daha keskin hâle getirir. Burada anarchy, daha üst bir yönetim otoritesinin yokluğu anlamına gelir ve ifade bu durumun gerçek bir hukuk düzeni değil, tahakküm ürettiğini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede the tyranny of the strongest and anarchy neyi ifade ediyor?
- Belirli bir hükümdarın resmî olarak yeni bir hukuk kuralları bütünü oluşturduğunu söyler.
- Merkezî otoritesi olmayan bir düzeni, güçlü aktörlerin zayıf olanlara hükmettiği bir durum olarak tasvir eder.
- En güçlü ülkeleri herkesi güvende tuttukları için över.
Cevabı göster
Merkezî otoritesi olmayan bir düzeni, güçlü aktörlerin zayıf olanlara hükmettiği bir durum olarak tasvir eder.
powerful countries took what they wanted from others,
1:12güçlü ülkeler başkalarından istediklerini aldılar,
the United Nations were founded to overcome this anarchy
1:20Birleşmiş Milletler bu anarşiyi aşmak için kuruldu
by establishing rules on how countries should behave.
1:23ülkelerin nasıl davranması gerektiğine dair kurallar koyarak.
But since the UN has virtually no power and its members often have opposing interests,
1:26Ancak BM'nin neredeyse hiçbir gücü olmadığından ve üyelerinin genellikle çatışan çıkarları olduğundan,
“politely ignored” ifadesindeki ironi
Politely normalde saygılı davranışı anlatır, ancak bir kurumu görmezden gelmek gerçekten saygılı değildir. Politely ile ignored sözcüklerini yan yana getirmek ölçülü bir ironi yaratır: kurum kamuoyu önünde kabul edilebilir, ancak kararlarına veya otoritesine uygulamada uyulmaz. Edilgen is politely ignored biçimi, kurumu kimin görmezden geldiğini belirtmek yerine kuruma ne olduğuna odaklanır. Resmî yorumlarda bu, konuşanın doğrudan ve sert bir suçlamada bulunmadan kurallara uymamayı eleştirmesini sağlar.
Alıştırma
Hangi ifade cümleye “kamuoyu önünde övüldü ama uygulanmadı” anlamında ölçülü ve ironik bir eleştiri katar?
- politely declined
- politely ignored
- carefully followed
Cevabı göster
politely ignored
The EU is a construct that tries to have rules and laws for its member nations that are actually enforceable,
1:34AB, üye ülkeleri için gerçekten uygulanabilir kuralları ve yasaları olmaya çalışan bir yapıdır,
as the European Court of Justice is able to make binding decisions. Kelime
1:39çünkü Avrupa Adalet Divanı bağlayıcı kararlar alabilmektedir.
Binding decisions: hukuken bağlayıcı kararlar
Binding decisions ifadesinde binding, hukuken zorunlu anlamına gelir: kararın kapsamındaki kişi veya kurumların karara uyma yükümlülüğü vardır. Bu sözcük kararların konusunu değil, hukuki etkisini açıklar. Bu ifade bir tavsiye veya öneriden daha güçlüdür. Bir kararın nasıl uygulandığı hukuk sistemine bağlıdır, ancak binding kararın yerine getirilmesi gerektiğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve hukuken uyulması gereken kararları ifade eden iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The panel can make ____ that both sides must obey.
Cevabı göster
binding decisions
the EU was founded to ensure peace between European nations
1:45AB, Avrupa ülkeleri arasında barışı
But it's also an attempt to gain international power for its members.
1:51Fakat aynı zamanda üyeleri için uluslararası güç kazanmaya yönelik bir girişimdir.
and it's striving to be democratic and legitimized by all of its citizens.
1:56ve demokratik olmaya ve tüm vatandaşları tarafından meşrulaştırılmaya çabalamaktadır.
Superstate: resmî bir ad değil, bir benzetme
Superstate, birden fazla ülkenin ortak kurumlar altında birleştiği ve bu kurumların bazı alanlarda üye ülkelerin üstünde yetkiye sahip olduğu siyasi bir yapıdır. Sözcük yalnızca büyüklüğü değil, ülkeler arasında paylaşılan gücü vurgular. Örnekte like a superstate denildiği için bu, resmî bir sınıflandırma değil, bir benzetmedir. Konuşmacı Avrupa Birliği’nin devlete benzeyen bazı özellikleri olduğunu söylüyor; üye ülkelerin ortadan kalktığını veya egemenliklerini tamamen kaybettiğini söylemiyor.
Alıştırma
Örnekte like a superstate ne anlama geliyor?
- Resmî olarak bütün üye ülkelerinin tamamen yerini almış tek bir devlettir.
- Bazı alanlarda üyelerinin üzerinde yetkiye sahip, birden fazla ülkeden oluşan siyasi bir yapının bazı özelliklerini paylaşır; bu bir benzetmedir.
- Kararları üyelerini hiçbir zaman etkileyemeyen gevşek bir kulüpten ibarettir.
Cevabı göster
Bazı alanlarda üyelerinin üzerinde yetkiye sahip, birden fazla ülkeden oluşan siyasi bir yapının bazı özelliklerini paylaşır; bu bir benzetmedir.
it has to solve the problem of different actors wanting different things. Kelime
2:02farklı aktörlerin farklı şeyler istemesi sorununu çözmesi gerekmektedir.
different actors: karar alma sürecindeki katılımcılar
Siyaset, ekonomi ve uluslararası ilişkiler bağlamında actor; seçim yapabilen ve sonuçları etkileyebilen bir kişi, kuruluş, kurum veya ülke anlamına gelir. Buradaki different actors, sinema ya da tiyatro oyuncularını değil, AB içindeki farklı karar alma katılımcılarını ifade eder. different actors wanting different things ifadesi, bu katılımcıların birbiriyle çatışan hedefleri olduğunu gösterir. Alana özgü bu anlamı tanımak, karmaşık bir süreçte kimin hareket etme gücüne sahip olduğunu belirlemenizi sağlar.
Alıştırma
"Local governments are key actors in disaster planning," cümlesindeki actors ne anlama gelir?
- Bir afet filmi için işe alınan oyuncular
- Sahne dekoru olarak kullanılan nesneler
- Seçim yapan ve sonuçları etkileyen kişiler veya kuruluşlar
Cevabı göster
Seçim yapan ve sonuçları etkileyen kişiler veya kuruluşlar
Only that its members are countries with very different priorities.
2:06Tek fark, üyelerinin çok farklı önceliklere sahip ülkeler olmasıdır.
and politicians are even worse than scientists at naming things,
2:16ve politikacılar isim verme konusunda bilim insanlarından bile daha kötü olduğundan,
we'll simplify massively and omit a lot of details. Anlatım akışı
2:19ciddi ölçüde basitleştirecek ve pek çok detayı atlayacağız.
simplify massively and omit a lot of details: kapsamı sınırlayan açıklama
Birbirine bağlanan simplify ve omit fiilleri, konuşmacının konuyu nasıl sunacağını önceden açıklar: anlatım karmaşıklığı azaltacak ve birçok ayrıntıyı dışarıda bırakacaktır. Massively, simplify fiilinin derecesini güçlendirir; a lot of details ise atlanan içeriğin kapsamının büyük olduğunu belirtir. Bu cümle, bundan sonra gelen her şey için bir kapsam sınırı koyar. Dinleyiciye anlatımı eksiksiz bir açıklama değil, yararlı bir genel bakış olarak değerlendirmesini söyler. Omit, kapsamla ilgili bilinçli bir seçimi anlatır; eksik ayrıntıların var olmadığı veya önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir dersin başında sunucu "I will simplify the theory and omit some rare cases." diyor. Dinleyiciler ne anlamalıdır?
- Ders eksik ama yararlı bir genel bakış sunacaktır.
- Konuşmacı nadir durumların önemsiz olduğunu kanıtlamıştır.
- Nadir durumlar mevcut değildir.
Cevabı göster
Ders eksik ama yararlı bir genel bakış sunacaktır.
You can find further reading and explanations in our sources document.
2:23Daha fazla okuma ve açıklamayı kaynak belgelerimizde bulabilirsiniz.
if you want to create a democratic Union of independent nations,
2:28eğer bağımsız uluslardan oluşan demokratik bir Birlik kurmak isterseniz,
let everybody vote for national politicians who then make decisions for the Union together.
2:35herkesin Birlik için birlikte kararlar alacak ulusal politikacılara oy vermesine izin vermek.
let every citizen vote directly for an independent institution that is able to make binding decisions.
2:41her vatandaşın bağlayıcı kararlar alabilen bağımsız bir kuruma doğrudan oy vermesine izin vermek.
Both approaches have their upsides and downsides
2:48Her iki yaklaşımın da artıları ve eksileri var
and the EU ended up with a mix of both of them. Öbek fiiller
2:50ve AB sonuçta her ikisinin bir karışımını elde etti.
Ended up with: bir sürecin ardından ortaya çıkan sonuç
End up with + isim öbeği, o ismi bir sürecin, bir dizi seçimin veya değişikliğin nihai sonucu olarak sunar. Bu cümlede AB iki yaklaşımı değerlendirmiş ve ortaya ikisinin karışımı olan bir düzen çıkmıştır. Bu ifade yalnızca birinin veya bir şeyin neye sahip olduğunu söylemez; o sonuca giden yolu da mesajın bir parçası hâline getirir.
Alıştırma
Cümleyi end up fiilinin geçmiş zaman biçimi ve isimle belirtilen sonuçtan önce kullanılan edatla tamamlayın: After comparing all the proposals, we ____ a practical solution.
Cevabı göster
ended up with
there are four main institutions that we'll talk about today.
2:55bugün bahsedeceğimiz dört ana kurum var.
Bir listede “ek olarak” anlamındaki Next to
Bu cümlede Next to, “ek olarak” veya “aynı grubun başka bir parçası olarak yanında” anlamına gelir. Avrupa Birliği Adalet Divanı ayrı olarak belirtilir ve listeye dört kurum daha eklenir. Bu yorum, sıralama bağlamından doğar. Cümle, kurumların fiziksel olarak mahkemenin yanında bulunduğunu söylemez.
Alıştırma
“Next to the research council, there are two other advisory groups,” cümlesinde “Next to” ne anlama gelir?
- Fiziksel olarak araştırma konseyinin yanında
- Araştırma konseyine ek olarak
- Zaman bakımından araştırma konseyinden sonra
Cevabı göster
Araştırma konseyine ek olarak
which is made up of the heads of government or states of the member countries. Öbek fiiller
3:01üye ülkelerin hükümet ya da devlet başkanlarından oluşur.
be made up of: bir bütünü oluşturan parçaları belirtmek
be made up of yapısında özne bütünü, of sonrasındaki isim öbeği ise o bütünü oluşturan üyeleri veya parçaları belirtir. Bu cümlede Avrupa Konseyi bütündür; üye ülkelerin hükûmet veya devlet başkanları da onu oluşturan kişilerdir. Bir kurumun, ekibin, sistemin veya karışımın yapısını anlatmak için bütün + be + made up of + parçalar kalıbını kullanabilirsin.
Alıştırma
Cümleyi yapıyı belirten hedef ifadeyle tamamla: The review panel is ____ three editors and two researchers.
Cevabı göster
made up of
The Council of the EU with ministers from the member countries.
3:05Üye ülkelerin bakanlarından oluşan AB Konseyi.
de facto government: uygulamadaki rol ile resmî statü
De facto, özellikle gerçek durumun resmî veya hukuki durumdan farklı olduğu hâllerde ‘gerçekte’ ya da ‘uygulamada’ anlamına gelir. Avrupa Komisyonuna de facto government denmesi, resmî adının ‘AB hükûmeti’ olduğu değil, uygulamada hükûmete benzer bir işlev gördüğü anlamına gelir. de facto + rol bildiren isim kalıbı, bir kişinin veya kurumun gerçekte üstlendiği rolü belirtir. de facto leader, de facto standard ve de facto government buna örnektir.
Alıştırma
Cümleyi ‘uygulamada öyle, ancak resmî olarak değil’ anlamındaki resmî ifadeyle tamamla: Nobody officially appointed Lina, but everyone follows her decisions. She is the ____ leader.
Cevabı göster
de facto
The Parliament is the only part of the EU that is directly elected by you,
3:19Parlamento, AB'nin doğrudan sizin tarafınızdan,
Doğrudan hitap olarak dear citizen,
dear citizen bir seslenme sözüdür: anlatıcı kısa bir an doğrudan izleyiciye yönelir ve ona “vatandaş” rolüyle hitap eder. İki yanındaki virgüller, bu sözün cümleye eklenen bir hitap olduğunu ve Parlamento’yu kimin seçtiğini anlatan ana cümlenin parçası olmadığını gösterir. Buradaki dear, doğrudan temas kurmanın nazik ve hafif şakacı bir yoludur. İzleyicinin vatandaş kimliğini vurgular; kişisel yakınlık ifade etmez ve izleyiciyi bilgisizlikle suçlamaz.
Alıştırma
Bu cümlede dear citizen ne işe yarıyor?
- Konuşmacının kişisel olarak sevdiği bir vatandaşı belirtir.
- İzleyiciye doğrudan hitap eder ve onun vatandaş rolünü vurgular.
- Yalnızca özellikle değerli bir vatandaşın oy verebileceğini söyler.
Cevabı göster
İzleyiciye doğrudan hitap eder ve onun vatandaş rolünü vurgular.
all of these institutions of the EU originate from your direct or indirect vote,
3:27AB'nin tüm bu kurumları, doğrudan ya da dolaylı olarak sizin oyunuzdan doğar,
In principle: kural veya tasarım, garanti edilmiş gerçeklik değil
In principle bir ifadeyi bir kurala, plana veya temel tasarıma göre doğru olarak sunar. Burada, anlatılan sistem içinde kurumların sonuçta vatandaşların oylarıyla bağlantılı olduğunu belirtir. Bu ifade, uygulamanın daha karmaşık veya bağlantının daha dolaylı olabileceğine yer bırakır. actually anlamına gelmez ve söylenenin her gerçek durumda istisnasız geçerli olduğunu garanti etmez.
Alıştırma
Bir politikanın bu şekilde işlemesinin amaçlandığını, ancak gerçeğin farklı olabileceğini en iyi hangi başlangıç belirtir?
- In practice,
- In principle,
- Actually,
Cevabı göster
In principle,
be it at the national or EU level: ulusal ya da AB düzeyinde olsun
Be it A or B, “A ya da B olsun, her iki durumda da” anlamına gelen resmî bir ödünleme yapısıdır. Burada önceki ifadenin hem ulusal düzeyde hem de AB düzeyinde geçerli olduğunu belirtir. Kalıp be + özne + tümleç şeklindedir; be it ... ve be they ... buna örnektir. be fiili özneden önce gelir çünkü bu, sabit bir dilek kipi türü yapıdır; emir veya soru değildir.
Alıştırma
Notta yer alan iki kelimelik yapıyla resmî cümleyi tamamlayın: The safety rule applies to every visit, ____ during the day or at night.
Cevabı göster
be it
and therefore contribute to form a national government whose head of state has a seat in the European Council. Kalıp ifadeler
3:40ve böylece devlet başkanı Avrupa Konseyi'nde koltuğa sahip olan bir ulusal hükümetin kurulmasına katkıda bulunursunuz.
has a seat in the European Council: Avrupa Konseyinde resmî bir koltuğa sahip olmak
Has a seat in the European Council, bir kişinin bu kurumda resmen tanınan bir yere ve kurumun çalışmalarına katılma hakkına sahip olduğu anlamına gelir. Burada seat, fiziksel bir sandalyeyi değil, kurumsal üyeliği veya temsil hakkını belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp have/has a seat in + kurum şeklindedir. Özne, bir karar organında temsil edilen kişi, grup, bölge veya kuruluş olabilir.
Alıştırma
Cümleyi notta yer alan üç kelimelik kurumsal ifadeyle tamamlayın: The youth representative ____ the city assembly and may speak in every session.
Cevabı göster
has a seat in
These leaders choose the president of the EU Commission and its fellow commissioners,
3:46Bu liderler, AB Komisyonu başkanını ve çalışma arkadaşlarını seçerler,
who eventually are confirmed by the EU Parliament.
3:50ki bu kişiler nihayetinde AB Parlamentosu tarafından onaylanır.
Yaklaşık sınıflandırma için a sort of
a sort of indirect democracy ifadesinde a sort of yaklaşık bir sınıflandırma sunar. Konuşmacı, indirect democracy ifadesini yararlı bir etiket olarak kullanırken sistemin bu etikete tam olarak uymadığı noktalar olabileceğini de kabul eder. Yapı a sort of + isim şeklindedir. Burada sort, “tür” anlamına gelir; ancak bütün ifade resmî bir alt türün adını vermek yerine yargıyı yumuşatır.
Alıştırma
Yaklaşık bir sınıflandırmayı belirten, bu dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The neighborhood council is ____ local parliament, but it has much less power.
Cevabı göster
a sort of
Kurumsal denetim fiili olarak police
police them ifadesinde police, davranışlarını denetlemek ve kurallara ya da sınırlara uyulmasını sağlamak anlamına gelen geçişli bir fiildir. them, Komisyonu ve üyelerini ifade eder; cümle bir tutuklamayı değil, kurumsal denetimi anlatır. Fiil olarak police çoğu zaman yalnızca izlemekten daha fazlasını ifade eder. Davranışları incelemeyi, ihlallere müdahale etmeyi ve standartları uygulamayı içerebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede police, “davranışları denetlemek ve kuralları uygulamak” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?
- An independent office polices campaign spending.
- The office updated its travel policy.
- The office called the police after a theft.
Cevabı göster
An independent office polices campaign spending.
2.5 of the four main European Union institutions depend on the member state governments.
4:04Avrupa Birliği'nin dört ana kurumundan 2,5'i üye devletlerin hükümetlerine bağlıdır.
in effect: pratik sonucu özetlemek
In effect, durumun gerçekte neye denk geldiğine baktığımızda veya pratik sonuç olarak anlamına gelir. Burada 2,5 sayısının önceki açıklamadan çıkarılan bir özet olduğunu, yeni bir olay olmadığını gösterir. Karmaşık bir dizi olguyu önemli olan sonuca indirgemek için kullanılır. Genellikle cümlenin başında yer alır ve ardından virgül gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede in effect, bir durumun pratik sonucunu özetlemek için kullanılmıştır?
- The new safety rule will come into effect on Monday.
- The pain medicine began to take effect after ten minutes.
- In effect, the two small teams now operate as one.
Cevabı göster
In effect, the two small teams now operate as one.
But since you as a citizen can only directly vote for the European Parliament,
4:11Fakat siz bir vatandaş olarak sadece Avrupa Parlamentosu için doğrudan oy kullanabildiğinizden,
The European Parliament started out with very little influence, Dilbilgisi
4:22Avrupa Parlamentosu çok az bir etkiyle başladı,
but has become more and more powerful over the past two decades.
4:25ancak son yirmi yılda giderek daha güçlü hale geldi.
started out with ... but has become more and more ...: başlangıçtan süregelen değişime
Started out with very little influence, kurumun ilk dönemindeki durumunu belirtir. But bu başlangıç noktasını daha sonraki gelişmeyle karşılaştırır: has become more and more powerful, günümüzle bağlantılı olan kademeli bir artışı anlatır. Started out yalnızca başlangıcı belirtir; kurumun daha sonra sona erdiği anlamına gelmez. Has become present perfect yapıdadır çünkü over the past two decades, günümüze kadar uzanan bir dönemi belirtir. More and more + sıfat, bir niteliğin sürekli artmasını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki parçalı gelişim kalıbının aynısıyla tamamlayın: Our school podcast ____ a few listeners, but ____ popular over the past two years.
Cevabı göster
started out with · has become more and more
It also votes on how the EU budget is spent Kalıp ifadeler
4:35Ayrıca AB bütçesinin nasıl harcanacağı
vote on: bir konuyu oylamayla karara bağlamak
Vote on, oy kullanarak bir konu veya öneri hakkında resmî karar vermek demektir. on ifadesinden sonra gelen ad ya da yan cümle, karara bağlanacak konuyu belirtir. Bu cümlede vote, on ile başlayan iki paralel öbekle kullanılır: on how the EU budget is spent ve on international treaties. on sözcüğünün tekrarlanması, her iki konunun da oylamaya sunulduğunu açıkça gösterir.
Alıştırma
“Bir konu hakkında oylamayla resmî karar vermek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: At noon, the council will ____ the safety proposal.
Cevabı göster
vote on
All of this makes the Parliament very powerful and thus your vote very influential,
4:40Bütün bunlar Parlamentoyu çok güçlü ve dolayısıyla sizin oyunuzu çok etkili kılar,
Cümle sonunda though: sonradan karşıtlık eklemek
though cümle sonunda bulunduğunda “ancak” veya “yine de” anlamında bir zarf olarak kullanılır. Önceki düşünceye geri dönerek bir sınırlama ya da karşıtlık ekler. Burada önceki olumlu düşünce, önemli bir yetkinin eksik olmasıyla sınırlandırılır. Cümle sonundaki though, yeni bilgiyi sonradan eklenen bir yorum olarak düzenler; bir yan cümle başlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, karşıt bir düşünceyi sonradan eklemek için though sözcüğünü cümle sonunda kullanıyor?
- The apartment is small, so it is uncomfortable.
- The apartment is small. It is comfortable, though.
- Though the apartment is small, it is comfortable.
Cevabı göster
The apartment is small. It is comfortable, though.
The EU Parliament officially can't propose new laws on its own, Kalıp ifadeler
4:52AB Parlamentosu resmi olarak kendi başına yeni yasalar öneremez,
on its own: bağımsız hareket etmek
Burada on its own, “bağımsız olarak” veya “başka bir kurum gerekli adımı atmadan” anlamına gelir. AB Parlamentosunun kendi başına yasa önerme yetkisine sahip olup olmadığını anlatır. Bu ifade, bir eylemin nasıl yapıldığını belirtir. Yasaların Parlamentoya ait olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
“The regulator cannot open an investigation on its own,” cümlesinde on its own ne anlama gelir?
- fiziksel olarak tek başına dururken
- başka bir kurum eylemi başlatmadan veya yetkilendirmeden
- düzenleyici kuruma ait bir şeyi kullanarak
Cevabı göster
başka bir kurum eylemi başlatmadan veya yetkilendirmeden
which is often the core of the argument the EU is not democratic enough
4:56ki bu çoğu zaman AB'nin yeterince demokratik olmadığı
and that the European Parliament should be given more influence.
5:00ve Avrupa Parlamentosu'na daha fazla etki verilmesi gerektiği argümanının temelidir.
the member states governments pretty much control the European Union. Kelime
5:05üye devlet hükümetleri Avrupa Birliği'ni büyük ölçüde kontrol ediyor.
pretty much: genel bir iddiayı daha az kesin hâle getirmek
Burada pretty much, “neredeyse”, “esasen” veya “büyük ölçüde” anlamına gelir. control fiilini niteler ve hükümetlerin kontrolünü bazı istisnalara veya sınırlamalara yer bırakarak uygulamada genel olarak doğru bir durum şeklinde sunar. Bu bir yumuşatma ifadesidir: güçlü bir iddianın daha az kesin duyulmasını sağlar. Bu ifadede pretty, “güzel bir şekilde” anlamına gelmez.
Alıştırma
“The report is pretty much complete, but one chart is still missing,” cümlesinde pretty much ne anlatır?
- Rapor küçük bir istisna dışında esasen tamamlanmıştır.
- Rapor çekici görünmektedir.
- Rapor tam ve eksiksiz biçimde tamamlanmıştır.
Cevabı göster
Rapor küçük bir istisna dışında esasen tamamlanmıştır.
Giving the Parliament more power would make the EU as a whole more democratic, Dilbilgisi
5:09Parlamentoya daha fazla güç vermek, bir bütün olarak AB'yi daha demokratik yapacaktır,
but it would also take power from member states.
5:13ancak bu aynı zamanda üye devletlerden de güç alacaktır.
Daha fazla yetki vermek... yapardı, ancak... da azaltırdı
Giving the Parliament more power gerund yapısı cümlenin öznesidir ve değerlendirilen öneri niteliğindeki değişikliği adlandırır. İki would kullanımı da öngörülen sonuçları belirtir; dolayısıyla cümle, değişikliğin zaten gerçekleştiğini söylemez. İlk sonuç bir yarar olarak sunulurken but ... also bununla çelişen bir maliyet veya kaybı getirir. Bu yapı, olası bir kararın iki yönünü tartmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Birbiriyle çelişen iki varsayımsal sonucu göstermek için cümleyi would ... but it would ile tamamlayın: Moving the meeting online ____ make it easier to attend, ____ also reduce informal discussion.
Cevabı göster
would · but it would
it's for the member states and us as citizens to decide how the Union should develop. Dilbilgisi
5:20Birliğin nasıl gelişmesi gerektiğine karar vermek üye devletlere ve vatandaşlar olarak bize düşüyor.
Üye devletler ve vatandaşlar olarak karar vermek bize düşer
it's for + person + to-infinitive kalıbı, bir şeyi yapma hakkına, sorumluluğuna veya uygun rolüne sahip kişi ya da grubu belirtir. Burada the member states and us as citizens karar vermesi gereken taraflardır; for, başka birinin onlar adına karar verdiği anlamına gelmez. for sonrasında nesne biçimleri kullanılır; bu nedenle we değil us doğrudur. Ardından gelen how the Union should develop yan cümlesi, kararın ne hakkında olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi it's for someone to decide kalıbıyla tamamlayın: Maya has the final say. ____ which date works best.
Cevabı göster
It's for Maya to decide
draw a conclusion: Kanıtlardan yargıya varmak
Draw a conclusion, kanıtları, gerçekleri veya gerekçeleri düşünerek bir yargıya varmak demektir. Buradaki draw, resim çizmek değil, sonuç çıkarmak veya akıl yoluyla bulmak anlamındadır. Can we draw a conclusion here? sorusu, analizden özet bir yargıya geçildiğini gösterir ve başkalarını kanıtların desteklediği sonuç üzerinde uzlaşmaya davet eder.
Alıştırma
Hangi cümlede draw a conclusion, kanıtlardan bir yargı oluşturmak anlamında doğru kullanılmıştır?
- We can paint a conclusion from the results.
- We can draw a conclusion from the results.
- We can draw a decision from the results.
Cevabı göster
We can draw a conclusion from the results.
the EU is not as democratic as most of its member states, Dilbilgisi
5:30AB çoğu üye devleti kadar demokratik değil,
not as democratic as: Niteliği reddetmeden daha düşük dereceyi karşılaştırmak
not as + adjective + as kalıbı derece karşılaştırır: Özne, söz konusu niteliğe karşılaştırılan unsurdan daha düşük ölçüde sahiptir. not as democratic as most of its member states, üye devletlerin çoğunun bir bütün olarak AB'den daha demokratik olduğu anlamına gelir. Bu yapı sıfatın anlamını ortadan kaldırmaz. Ardından gelen but it is democratic bölümü bu sınırı açıkça gösterir: AB hâlâ demokratik olarak tanımlanır, ancak göreceli olarak daha düşük derecede demokratiktir.
Alıştırma
Cümleyi not as + adjective + as kalıbıyla tamamlayın: This laptop is ____ powerful ____ the desktop, but it can still run the program.
Cevabı göster
not as · as
If you don't like decisions they make regarding copyright,
5:36Örneğin, telif haklarıyla ilgili aldıkları kararları beğenmezseniz,
you can look up what your representatives voted for and vote them out. Öbek fiiller
5:39temsilcilerinizin neye oy verdiğine bakabilir ve oylarla onları görevden alabilirsiniz.
look up ...: belirli bir kaydı bulmak
Look up, bir web sitesi, veri tabanı, sözlük veya kayıt gibi bir kaynağa bakarak belirli bir bilgiyi bulmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada kaynak, temsilcilerin nasıl oy kullandığını gösteren kayıttır; what your representatives voted for ise look up fiilinin nesnesi olan dolaylı soru cümlesidir. Bu ifade yukarı bakmayı değil, belirli bir gerçeği bilinçli olarak araştırmayı anlatır. Konuşmacı, seçmenlerin siyasi bir karşılık vermeden önce oy kayıtlarını kontrol edebileceğini vurgular.
Alıştırma
Çevrim içi bir sözlükte bir kelimenin anlamını bulmak istiyorsunuz. Bu durumda look up ne anlama gelir?
- yukarıdaki bir şeye bakmak için gözlerini kaldırmak
- bir kaynaktan belirli bir bilgiyi bulmak
- birini ziyaret etmek için o kişiyi aramak
Cevabı göster
bir kaynaktan belirli bir bilgiyi bulmak
vote them out: temsilcileri seçimle görevden uzaklaştırmak
Vote them out, bir seçim veya başka bir resmî oylama yoluyla bu kişileri görevlerinden uzaklaştırmak anlamına gelir. Them temsilcileri ifade eder; out ise sonucu, yani artık o görevi yapmamalarını gösterir. Bu cümledeki anlam, bir sonraki seçimde farklı temsilciler seçerek mevcut temsilcileri görevden almaktır. İnsanları fiziksel olarak dışarı göndermek veya onların tek bir oyuna karşı çıkmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir kasabanın sakinleri gelecek seçimde farklı bir belediye başkanı istiyor. Hangi ifade planlarını anlatır?
- vote for the mayor again
- vote against the mayor's budget
- vote the mayor out
Cevabı göster
vote the mayor out
The struggle to make it more democratic is closely tied to who holds power over what. Kalıp ifadeler
5:44Onu daha demokratik yapma mücadelesi, kimin ne üzerinde güç sahibi olduğuyla yakından bağlantılıdır.
closely tied to: güçlü bir bağlantı, ancak mutlaka bir neden değil
Bu cümlede is closely tied to, “ile güçlü bir bağlantısı vardır” anlamına gelir. Sistemi daha demokratik hâle getirme çabası, hangi yetkilerin kim tarafından kontrol edildiği sorusundan ayrı düşünülemez. X is closely tied to Y kalıbı, çift yönlü ya da yönü belirtilmemiş bir ilişki sunar. Bu kalıp tek başına Y’nin doğrudan X’e neden olduğunu söylemez; tied burada mecazidir ve fiziksel bir iple bağlanmayı anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle doğrudan nedensellik iddiasında bulunmadan güçlü bir bağlantıyı en iyi ifade eder?
- The policy outcome is closely tied to who controls the budget.
- The policy outcome is separate from who controls the budget.
- The policy outcome is caused by who controls the budget.
Cevabı göster
The policy outcome is closely tied to who controls the budget.
but also on what the system will look like in the future.
5:56aynı zamanda sistemin gelecekte nasıl görüneceği üzerine de oy veriyorsunuz.
not only voting on ... but also on ...: paralel eklemeler
not only ... but also ... çifti, iki düşüncenin de doğru olduğunu belirtir ve ikincisini önemli bir ek bilgi olarak sunar. Burada oy verme eylemi güncel siyasetin yanı sıra sistemin gelecekteki biçimini de ilgilendirir; but also bir karşıtlık kurmaz, bilgi ekler. İki bölüm de voting sözcüğünün paralel tümleçleridir. Birincisi voting on the current politics şeklindedir. İkinci bölümde tekrarlanacak voting çıkarılır, ancak on korunur: voting ... on the current politics, but also on what the system will look like. Bu ortak yapıyı görmek uzun cümleyi çözümlemeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Fiil öbeklerini paralel tutarak cümleyi not only ... but also ile tamamlayın: The new library will ____ lend books ____ offer free classes.
Cevabı göster
not only · but also
vow to + fiil: ciddi bir taahhüt
Vow to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapacağına çok ciddi, çoğu zaman kamuya açık veya resmî biçimde söz vermek anlamına gelir. Bu cümlede partiler ve siyasetçiler, eylem niyetlerini yalnızca planlarını açıklamaktan daha güçlü bir şekilde ortaya koyuyor. Vow, taahhüdün gücünü gösterir; eylemin gerçekleşeceğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Bir siyasetçi kamuya açık ve ciddi bir taahhütte bulunuyor. Hangi cümle bu tona en uygundur?
- The minister vowed to protect the independence of the courts.
- The minister said that the courts might remain independent.
- The minister wondered whether the courts were independent.
Cevabı göster
The minister vowed to protect the independence of the courts.
Many others want to keep it as it is or even diminish it. Kalıp ifadeler
6:05Diğer pek çoğu da onu olduğu gibi tutmak, hatta zayıflatmak istiyor.
keep it as it is: bir şeyi değiştirmeden bırakmak
Keep it as it is ifadesinde as it is, bir şeyi mevcut biçiminde veya durumunda, değiştirmeden bırakmak anlamına gelir. It zamiri, konuşulan şeyi yeniden belirtir. Keep, leave veya benzer bir fiilden sonra as + özne + be, değişmeden kalması gereken durumu anlatabilir. Burada bu seçenek, Parlamentonun gücünü azaltmanın karşısına konuyor.
Alıştırma
Cümleyi değiştirmeden anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The layout works well, so let's keep it ____.
Cevabı göster
as it is
It's for you to decide what you think is better for the future of the Union.
6:08Birliğin geleceği için neyin daha iyi olduğuna karar vermek size kalmış.
it's equally important for the EU who you vote for at home
6:14kendi ülkenizde kime oy verdiğiniz AB için eşit derecede önemlidir
because these are the people who have the most influence in the European Union right now.
6:18çünkü bu kişiler şu anda Avrupa Birliği'nde en çok etkiye sahip olan kişilerdir.
At home is also where the EU is often used as a scapegoat. Deyimler
6:26Kendi ülkeleri aynı zamanda AB'nin sıklıkla günah keçisi olarak kullanıldığı yerdir.
be used as a scapegoat: günah keçisi olarak kullanılmak
be used as a scapegoat yapısında bir kişi veya grup, başkalarının yol açtığı ya da oluşmasına katkıda bulunduğu bir sorun için suçlanabilecek uygun bir hedef hâline getirilir. Edilgen yapı, suçlamaya maruz kalan hedefe odaklanır. Bu mecaz genellikle suçlamanın haksız veya aşırı olduğunu gösterir. Ancak tek başına hedefin hiçbir sorumluluğu olmadığını ileri sürmez.
Alıştırma
Örnekte used as a scapegoat ne anlama geliyor?
- Kısmen veya büyük ölçüde başkalarına ait bir sorumluluk için suçlamanın ana hedefi yapılmak
- Sorunu çözen kişi olarak övülmek
- Sorumluluğu kanıtlanmış tek kişi olarak tarafsız biçimde belirlenmek
Cevabı göster
Kısmen veya büyük ölçüde başkalarına ait bir sorumluluk için suçlamanın ana hedefi yapılmak
like to pretend the EU is all powerful and makes up rules and laws over the heads of the governments and citizens, Öbek fiiller
6:33AB'nin her şeye gücü yetiyormuş ve hükümetlerin ve vatandaşların haberi olmadan kural ve yasalar uyduruyormuş gibi davranmayı severler,
although often they were directly responsible for what the EU did. Anlatım akışı
6:39halbuki AB'nin yaptıklarından genellikle doğrudan kendileri sorumluydu.
makes up rules and laws: kurallar ve yasalar uydurur
Burada makes up, gerçek bir dayanak olmadan icat eder veya yaratır anlamına gelir. Doğrudan nesne olan rules and laws bu anlamı seçer: siyasetçiler AB’yi koşullar uyduran bir taraf olarak göstermektedir. Bu anlamda make up, ayrılabilen geçişli bir öbek fiildir: make up a rule ve make a rule up yapılarının ikisi de mümkündür. Nesne bir zamirse ortaya konur: make it up. Daha geniş yapı olan like to pretend, bunun konuşmacının kabul ettiği bir gerçek değil, siyasetçilerin iddiası olduğunu gösterir.
Alıştırma
Örnekte makes up hangi anlama geliyor?
- Kurallar ve yasalardan oluşur
- Uygun bir dayanak olmadan kurallar ve yasalar uydurur
- Bir tartışmadan sonra hükümetlerle barışır
Cevabı göster
Uygun bir dayanak olmadan kurallar ve yasalar uydurur
although they were directly responsible: sorumluluğu yeniden yönlendirmek
although ile başlayan yan cümle, az önce sunulan tabloyla çelişen bir olguyu getirir: Siyasetçiler AB'yi ulusal hükümetlerin ve vatandaşların üstünde hareket ediyormuş gibi gösterir, ancak aynı siyasetçiler çoğu zaman AB'nin eylemlerinde doğrudan sorumluluk sahibidir. Bu yan cümle, siyasetçilerin böyle söylediğini inkâr etmez; onların güçsüz dış gözlemciler olduğu imasını zayıflatır. Burada they, politicians sözcüğüne gönderme yapar. Düzeltmeyi ana iddiadan sonra although yan cümlesine yerleştirmek, konuşanın önce yaygın suçlamayı sunup sonra sorumluluğu bu suçlamayı yapanlara geri yöneltmesini sağlar. Bu ödünleme yapısı, bir olgunun diğerinin ima ettiği sonucu karmaşıklaştırdığını gösterir.
Alıştırma
Tam bir cümle alan ve ikinci olguyu ödünleme olarak sunan bağlacı seçin: The mayor blamed the national agency for the plan, ____ her own office had helped design it.
- however
- although
- despite
Cevabı göster
although
Democracy is annoying and complicated and often very boring.
6:44Demokrasi sinir bozucu, karmaşık ve çoğu zaman çok sıkıcıdır.
even more so than in the member states. Kalıp ifadeler
6:50üye ülkelerde olduğundan çok daha fazla öyledir.
even more so: tekrarlanan bir betimlemenin yerini tutmak
even more so ifadesinde so, az önce sayılan annoying, complicated ve often very boring niteliklerinin yerini tutar. More daha yüksek bir dereceyi belirtirken even bu karşılaştırmayı güçlendirir. Eksiltili cümle, bu niteliklerin üye devlet düzeyine kıyasla AB düzeyindeki demokrasi için daha yüksek derecede geçerli olduğunu söyler. So'nun bu kullanımı, bütün bir betimlemenin tekrarını önler. Önceki bağlamda açıkça bulunabilen bir nitelik veya durum olmalıdır: X is difficult, and Y is even more so. Buradaki so bir ikame sözcüğüdür; therefore anlamındaki sonuç sözcüğü değildir.
Alıştırma
Tekrarlanan sıfatın yerini tutan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The city center is crowded on weekdays, but during the festival it is even ____.
Cevabı göster
more so
But voting and caring about how our political institutions change and develop
6:53Fakat oy vermek ve siyasi kurumlarımızın nasıl değişip geliştiğini önemsemek
is one of the most powerful things we can do as citizens.
6:59vatandaşlar olarak yapabileceğimiz en güçlü şeylerden biridir.
The last few years have shown that extreme things can happen through elections.
7:03Geçtiğimiz birkaç yıl, seçimler yoluyla uçuk şeylerin yaşanabileceğini gösterdi.
We have to decide if we want to be an active part of this process.
7:08Bu sürecin aktif bir parçası olmak isteyip istemediğimize karar vermeliyiz.
If we don't take part in the struggle for power that is politics, Dilbilgisi
7:12Siyaset denen bu güç mücadelesinde yer almazsak,
others will: tekrarlanan fiil öbeğinin düşürülmesi
Bu koşul cümlesinde others will, take part in the struggle for power tekrar edilmese de tamamlanmış bir yapıdır. Kiplik yardımcı fiili will, ilk yan cümleden anlaşılan fiil öbeğinin tamamının yerini tutar. Bu fiil öbeği eksiltisi karşıtlığı güçlendirir: Biz katılmazsak başka insanlar katılacaktır. Burada will yalnızca istek veya niyeti değil, öngörülen sonucu belirtir.
Alıştırma
Uyarıyı speak up ifadesinin yerini tutan yardımcı fiille tamamlayın: If we don't speak up, others ____.
Cevabı göster
will
And we might not like what they decide for us.
7:17Ve bizim adımıza verdikleri kararlar hoşumuza gitmeyebilir.
we've translated this video into as many European languages as possible. Dilbilgisi
7:24bu videoyu mümkün olduğunca çok Avrupa diline çevirdik.
as many European languages as possible: uygulanabilir en yüksek sayı
as many + çoğul sayılabilen isim + as possible kalıbı, koşulların izin verdiği en yüksek sayıyı belirtir. Burada European languages çoğul ve sayılabilirdir; dolayısıyla cümle, videonun uygulanabilir olan en fazla sayıda Avrupa diline çevrildiğini söyler. Bu, açıkça verilen iki sayının eşitlik karşılaştırması değildir. Sondaki as possible, zaman veya kaynak gibi sınırlara göre pratik bir üst sınır belirler.
Alıştırma
Cümleyi uygulanabilir en yüksek sayıyı belirten kalıpla tamamlayın: We invited ____ guests ____ possible.
Cevabı göster
as many · as
Thank you to Funk and all YouTubers who helped us.
7:34Funk'a ve bize yardım eden tüm YouTuber'lara teşekkür ederiz.
You can find the playlist with all language versions in the description.
7:37Açıklamada tüm dil versiyonlarını içeren oynatma listesini bulabilirsiniz.