Yumurta - Kısa Bir Hikaye: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Ölümcül bir kazadan sonra Tanrı'yla karşılaşan kişi, tüm insanların aynı ruh olduğunu ve bu ruhun yumurtaya benzeyen evrende her yaşamla olgunlaştığını öğrenir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “to no avail.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir çabanın başarısız olduğunu avail sözcüğünü tek tek çevirmeden anlatın. 2. “If we hung out here for long enough, you'd start remembering everything.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: ikinci koşulu ve hayal edilen sonuç için gereken süreyi tanıyın. 3. “"Now you're getting it."” — Konuşma edimbilimi ve tutum: ana fikri kavramaya başlayan kişiyi teşvik edin.
Bu derste
on your way home: eve dönüş yolunda
On your way home, eve doğru yolculuk etmekte olduğun, yani eve dönüş yolunda bulunduğun anlamına gelir. Altyazıda, bir sonraki olay gerçekleştiğinde devam etmekte olan yolculuğu anlatır. Kalıp on + my, your veya her gibi bir iyelik sözcüğü + way + varış yeri biçimindedir. Varış yeri home olduğunda to kullanılmaz: on my way home denir, on my way to home denmez. Burada home yön bildiren bir sözcük gibi kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle Leo'nun eve gitmekte olduğunu doğal biçimde ifade eder?
- Leo was on his way home.
- Leo was on his way to home.
- Leo was in his way home.
Cevabı göster
Leo was on his way home.
but ... nonetheless: “ama... buna rağmen”
But bir karşıtlık kurar: olay dikkat çekici değildi, ancak sonucu ölümcüldü. Cümle sonundaki nonetheless, “buna rağmen” anlamına gelir ve önceki bilgiye karşın ölümcül sonucun geçerliliğini koruduğunu gösterir. But ve nonetheless sözcüklerini birlikte kullanmak bu dönüşü daha fazla vurgular. But karşıtlığı erkenden bildirir; nonetheless ise ikinci noktanın hâlâ geçerli olduğunu yeniden belirterek düşünceyi tamamlar.
Alıştırma
'The task was difficult, but Maya finished it nonetheless' cümlesi ne anlama gelir?
- Maya, zorluğa rağmen görevi bitirdi.
- Maya, görev zor olduğu için onu bitirdi.
- Maya görevi bitirmedi.
Cevabı göster
Maya, zorluğa rağmen görevi bitirdi.
The medics tried their best to save you, Kalıp ifadeler
0:15Sağlık görevlileri seni kurtarmak için ellerinden geleni yaptılar,
tried their best to ...: bir şeyi yapmak için elinden geleni yapmak
tried their best to save you, try one's best to + fiilin yalın hâli kalıbının geçmiş zaman biçimidir. Sağlık görevlilerinin kişiyi kurtarmak için yapabilecekleri en büyük çabayı gösterdiklerini anlatır; çabanın başarılı olduğunu garanti etmez. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I tried my best, she tried her best ve they tried their best. to sonrasında saved veya saving değil, fiilin yalın hâli olan save kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi özneye ve geçmiş zamana uygun try one's best to biçimiyle tamamlayın: Maya ____ finish the project before the deadline.
Cevabı göster
tried her best to
to no avail: sonuç vermeyen bir çaba
To no avail, “başarısız bir şekilde” veya “istenen sonucu üretmeden” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada sağlık görevlilerinin çabasının kişiyi kurtarmaya yetmediğini gösterir. Genellikle bir deneme veya çabanın ardından, çoğunlukla ..., but to no avail yapısında gelir. avail sözcüğünü tek başına çevirmek yerine ifadeyi bir bütün olarak anlayın.
Alıştırma
“Başarısız bir şekilde” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: They searched every room, but ____.
Cevabı göster
to no avail
better off: daha avantajlı bir durumda olmak
Be better off, iki durumu, seçeneği veya olası sonucu karşılaştırdıktan sonra “daha avantajlı bir durumda olmak” anlamına gelir. Bağlam karşılaştırmayı açıkça gösteriyorsa karşılaştırılan diğer durum söylenmeyebilir. Buradaki you were better off karanlık bir yargıdır: beden tamamen parçalandığı için konuşan kişi, ölümün kişiyi daha kötü bir acıdan kurtardığını ima eder. Better off neyin daha iyi olduğunu tek başına belirtmez; bunu bağlam açıklar.
Alıştırma
“Daha avantajlı bir durumda olmak” anlamındaki sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: Because the roads are icy, we're ____ taking the train.
Cevabı göster
better off
matter-of-factly: duygusuz ve abartısız biçimde konuşmak
Matter-of-factly, birinin nasıl konuştuğunu veya davrandığını anlatan bir zarftır: sıradan bir gerçeği bildiriyormuş gibi doğrudan, pratik ve duygusuz bir biçimde. Bu cümlede said fiilini niteler. Konuşan kişi “You died” sözünü yumuşatmadan veya şaşkınlık göstermeden, sakin ve doğrudan söyler. “Actually” veya “in fact” anlamına gelmez.
Alıştırma
“The nurse explained the next step matter-of-factly” cümlesinde matter-of-factly neyi anlatır?
- Bir sonraki adım kesinlikle doğruydu.
- Hemşire doğrudan ve duygusuz bir biçimde konuştu.
- Hemşire alaycı bir biçimde konuştu.
Cevabı göster
Hemşire doğrudan ve duygusuz bir biçimde konuştu.
No point in + -ing: bir şeyi yapmanın anlamı yok
“(There is) no point in + -ing”, bir şeyi yapmanın yardım etmeyeceği, sonucu değiştirmeyeceği veya yararlı bir sonuç vermeyeceği anlamına gelir. Burada mesajı yumuşatmanın hiçbir işe yaramayacağını anlatır. Konuşmada “There is” sık sık atılır. in’den sonra fiilin -ing biçimi gelir: No point in waiting doğrudur; No point in wait değildir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Changing the score now is impossible, so there is ____ arguing with the referee.
Cevabı göster
no point in
mince words: sözü yumuşatmak
To mince words, birini üzmemek için mesajı daha az doğrudan veya daha az sert hâle getirmek anlamına gelir. Bu bir deyimdir; sözcükleri parçalara ayırmak anlamına gelmez. No point in mincing words ifadesinde konuşan kişi, mesajı yumuşatmanın işe yaramayacağını söyler. Bu nedenle sıradaki açıklamanın doğrudan olması beklenir.
Alıştırma
“Mesajı yumuşatmak için daha az doğrudan konuşmak” anlamındaki deyimi tamamlayın: She criticized the plan without ____.
Cevabı göster
mincing words
More or less ile pay bırakarak evet demek
More or less tek başına tam bir cevap olarak kullanıldığında “genel olarak evet” veya “temelde doğru, ama tam olarak değil” anlamına gelir. Burada konuşan kişi kesin bir yes yerine pay bırakan bir onay verir. Bu ifade tek bir kalıp olarak anlaşılır. Küçük farklılıklara yer bırakarak bir iddiayı veya tahmini yumuşatabilir: bir ifade more or less correct olabilir ya da bir iş take more or less ten minutes olabilir.
Alıştırma
Bu konuşmada More or less cevabı ne anlama geliyor? “Is the room ready?” “More or less.”
- Özünde evet, ama tamamen değil.
- Daha fazla ile daha az arasında seçim yapıyorum.
- Hayır, hiç değil.
Cevabı göster
Özünde evet, ama tamamen değil.
That's what I like to see ile davranışı onaylamak
That's what I like to see, konuşanın onayladığı bir davranışa, tutuma, çabaya, ilerlemeye veya sonuca verilen olumlu bir tepkidir. “İstediğim ve görmekten mutluluk duyduğum şey tam olarak bu” anlamına gelir. What, az önce fark edilen davranışa veya duruma gönderme yapar. See yalnızca “görünür bir nesneye bakmak” değil, “neler olduğunu fark etmek veya gözlemlemek” anlamındadır; bu nedenle ifadenin bütünü övgü ya da teşvik olarak kullanılır.
Alıştırma
Bir çocuk kendisine söylenmeden bütün oyunları kaldırıyor. Hangi cevap bu davranışı sıcak bir biçimde över?
- That's where I like to look.
- That's what I like to see.
- I can see all the games.
Cevabı göster
That's what I like to see.
"You just died and your main concern is for your family.
1:23"Daha yeni öldün ve asıl endişen ailen.
Günlük bir övgü olarak “That's good stuff right there”
“That's good stuff”, az önce görülen veya duyulan bir şeyi samimi bir dille öven bir ifadedir. Buradaki stuff, fiziksel eşyaları değil, kişinin başkasına gösterdiği düşünceli davranışı genel olarak anlatır. “right there” tam olarak o örneği vurgular; “bu, iyi bir şeyin açık bir örneğidir” anlamını katar. Gerçek bir konumu belirtmesi gerekmez.
Alıştırma
Bir arkadaşın kız kardeşine yazdığı nazik notu sana gösteriyor. Hangi yanıt bu belirli eylemi samimi bir dille över?
- That stuff is right over there.
- That's an authority figure.
- That's good stuff right there.
Cevabı göster
That's good stuff right there.
some vague authority figure maybe. Kalıp ifadeler
1:39belki de belirsiz bir otorite figürüne benziyordum.
authority figure: rolünden kaynaklanan yetkiye sahip kişi
Authority figure, rolü nedeniyle güç, etki veya sorumluluk sahibi olan kişidir. Buradaki figure “kişi” anlamındadır ve ifade teacher ya da manager gibi belirli bir unvandan daha geniştir. Bu cümlede vague authority figure yalnızca genel bir izlenimi anlatır: Konuşan kişi, kimliği veya cinsiyeti belli olmayan, yetkili birine benziyordu.
Alıştırma
Bir yaz kampında baş danışman çocuklardan sorumludur. Hangi ifade danışmanın rolünü en iyi şekilde tanımlar?
- an authority on summer camps
- the authorities
- an authority figure
Cevabı göster
an authority figure
Your kids will remember you as perfect in every way.
1:46Çocukların seni her yönüyle mükemmel biri olarak hatırlayacak.
They didn't have time to grow contemptuous of you. Kalıp ifadeler
1:50Sana karşı küçümseme besleyecek vakitleri olmadı.
grow contemptuous of: giderek küçümsemeye başlamak
Grow + sıfat, giderek bir hâle gelmek veya zamanla bir duruma girmek anlamına gelir. Buradaki grow contemptuous, fiziksel büyümeyi değil, zaman içinde değişen bir tutumu anlatır. Contemptuous, küçümsenen kişi veya şeyden önce of alır; grow contemptuous of you buna örnektir. Bütün ifade, birini giderek saygıya değmez görmeye ve ona karşı küçümseme hissetmeye ya da göstermeye başlamak demektir.
Alıştırma
Cümleyi grow contemptuous of ile tamamlayın: After her teammate lied repeatedly, Maya began to ____ her.
Cevabı göster
grow contemptuous of
on the outside ... secretly relieved: dışarıya gösterilen tepki ve gizli duygu
On the outside burada fiziksel bir yeri değil, başkalarının görebildiği dış görünüşü anlatır. Cry görünür tepkiyi, secretly relieved ise gizlenen duyguyu belirtir. Görünür tepki + but + gizli duygu kalıbı, bilgiyi iki katman hâlinde düzenler. But, özel duygunun dışarıya gösterilen görünüşle çeliştiğini ve ikisinin aynı anda doğru olabileceğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle dışarıya gösterilen görünüş ile gizli duygu arasındaki aynı karşıtlığı açıkça kullanıyor?
- Lena smiled outside because the weather was warm.
- Lena secretly worried about the test while she studied alone.
- Lena smiled on the outside, but she was secretly worried about the test.
Cevabı göster
Lena smiled on the outside, but she was secretly worried about the test.
To be fair: Bir yargıya dengeleyici bir nokta eklemek
To be fair, bir yargıyı daha dengeli hâle getiren ilgili bir gerçeği sunar. Burada konuşmacı, durumu daha az sert değerlendirmek için evliliğin durumunu bir gerekçe olarak gösteriyor. Cümlenin başında kullanıldığında, ardından gelen bilgiyi yargıyı dengeleyen nokta olarak çerçeveler ve normalde arkasından virgül gelir. Önceki görüşü mutlaka geçersiz kılmaz; dinleyiciden konuyla ilgili başka bir yönü de düşünmesini ister.
Alıştırma
Eleştiriyi daha dengeli hâle getiren bir gerçeği en iyi hangi başlangıç ekler? "The report was late. ___, Alex had received the data only that morning."
- To be honest
- To be fair
- On the contrary
Cevabı göster
To be fair
falling apart: Bir ilişkinin giderek bozulması
Fall apart bir öbek fiildir; was falling apart ise bunun geçmişte devam eden zaman biçimidir. Burada mecaz anlamdadır: Evlilik fiziksel olarak parçalara ayrılmıyor, giderek istikrarsızlaşıyor ve sona yaklaşmış oluyordu. Was falling apart biçimi, bu kötüleşmeyi o sırada devam eden bir süreç olarak gösterir. Fall apart nesneleri, planları veya kuruluşları anlatabilir; bir kişi için kullanıldığında duygusal kontrolünü kaybetmek anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi fall apart ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: "After the team lost its funding, the project was ____."
Cevabı göster
falling apart
she'll feel very guilty for feeling relieved." Kalıp ifadeler
2:05rahatladığı için kendini çok suçlu hissedecek."
If it's any consolation: sınırlı bir teselli sunmak
“If it's any consolation”, kötü bir durumu biraz daha az acı verici hâle getirebilecek bir bilgiyi sunar. Bu cümlede onun ileride duyacağı suçluluk yalnızca sınırlı bir teselli olarak sunuluyor; suçluluk aslında iyi haber olmadığı için düşüncede kara mizah da var. “If it's any consolation, + yan cümle” kalıbı temkinlidir: “any”, konuşanın bu bilginin karşısındakini gerçekten teselli edeceğini varsaymadığını gösterir. Kötü sonuç değiştirilemiyor ama bir gerçek onu biraz hafifletebiliyorsa kullanılır.
Alıştırma
“Bu belki biraz teselli verebilir” anlamındaki temkinli sabit ifadeyle cümleyi tamamla: “____, the other team found it difficult too.”
Cevabı göster
If it's any consolation
feel guilty for doing something: suçluluğun nedenini belirtmek
“feel guilty for + isim veya -ing biçimi” kalıbı, bir kişinin suçluluk duymasının nedenini belirtir. Burada“for feeling relieved”, onun kendi rahatlama duygusunu olumsuz değerlendirdiği anlamına gelir. “she'll feel” içinde“feel”, “will”den sonraki ana fiildir. “for feeling” içinde“for” bir edattır; bu nedenle“feeling”, isim gibi çalışan bir -ing biçimi, yani gerund'dur.
Alıştırma
“feel guilty for + -ing” kalıbının geçmiş biçimini ve share fiilini kullanarak cümleyi tamamla: “Yesterday, Mina ____ the secret with someone who should not have known it.”
Cevabı göster
felt guilty for sharing
Ölümden sonraki iki sonuç olarak “heaven or hell”
Bu soruda “heaven or hell”, ölümden sonraki iki tanıdık sonucu sunar: heaven kutsanma yeri veya durumu, hell ise cezalandırılma yeri veya durumudur. Bu basitleştirilmiş ikili çerçeve, özellikle Hristiyanlıktan etkilenmiş İngilizce konuşulan kültürlerde yaygındır. Konuşan kişi ölümden sonra ne olacağını tahmin etmeye çalışır. “Or” iki olasılığı bir seçim gibi sunarken “or something” kişinin emin olmadığını ve başka bir cevaba da yer bıraktığını gösterir.
Alıştırma
“Do I go to heaven or hell or something?” cümlesinde “heaven or hell” neyi ortaya koyar?
- Aynı dinî bayramın iki adı
- Konuşan kişinin hayattayken ziyaret etmeyi planladığı iki yer
- Ölümden sonraki iki karşıt sonuç
Cevabı göster
Ölümden sonraki iki karşıt sonuç
Geniş bir grup iddiası olarak “the Hindus were right”
Burada “the Hindus were right”, konuşan kişinin önceki reenkarnasyon iddiasını Hindu gelenekleriyle ilişkili bir inancın doğru olduğuna kanıt sayması anlamına gelir. Reenkarnasyon, ölümden sonra bir varlığın başka bir yaşamda yeniden doğması düşüncesidir ve birçok Hindu geleneğinde önemlidir. “The Hindus”, Hinduları geniş biçimde bir grup olarak gösterir; “were right” ise “doğru fikre sahipti” anlamına gelir. Bu cümle, kurgusal bir karakterin hızlı genellemesidir; her Hindu geleneğinin tam olarak aynı şeyi öğrettiğini belirten kesin bir ifade değildir. İngilizcede “the + çoğul grup adı”, özellikle grupları karşılaştırırken insanları topluca sunabilir. Bu yapı karşılaştırmayı hızlıca düzenler, ancak grup içindeki farklılıkları da gizleyebilir.
Alıştırma
Bütün Hinduların aynı görüşte olduğunu ileri sürmeden kültürel bağlantıyı en doğru biçimde yeniden ifade eden cümle hangisidir?
- Birçok Hindu geleneğinde reenkarnasyonla ilgili inançlar vardır.
- “Hindus”, dinin kendisinin İngilizce adıdır.
- Her Hindu reenkarnasyon konusunda tamamen aynı inanca sahiptir.
Cevabı göster
Birçok Hindu geleneğinde reenkarnasyonla ilgili inançlar vardır.
You followed along as we strolled through the void.
2:31Biz boşlukta gezinirken sen de beni takip ettin.
a blank slate: önceki bilgi veya deneyimin olmadığı durum
Bu cümlede a blank slate, depolanmış bilgisi, anısı veya deneyimi olmayan bir zihin için kullanılan bir benzetmedir. Konuşan kişi, yeniden doğmanın öğrendiği her şeyi sileceğinden endişe ediyor. Daha genel olarak henüz hiçbir şey öğrenilmemiş, kararlaştırılmamış veya belirlenmemiş bir kişi, durum ya da başlangıç noktası a blank slate olarak adlandırılabilir. Bu ifade önceki içeriğin olmadığını anlatır; doğuştan gelen yeteneklerin de olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
“Depolanmış bilgisi olmayan bir zihin” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the memory wipe, he woke up as ____.
Cevabı göster
a blank slate
You have within you all the knowledge and experiences Dilbilgisi
2:59Geçmiş yaşamlarındaki tüm bilgi ve deneyimlere
have within you + isim öbeği: nesne daha sonra gelir
have within you + isim öbeği yapısında, you sözcüğünden sonra gelen isim öbeği have fiilinin doğrudan nesnesidir. Bu cümlede all the knowledge and experiences of all your past lives sahip olunan şeyi adlandırır; within you ise bu bilginin nerede bulunduğunu gösterir. İngilizcede nesne daha sık olarak have fiilinin hemen arkasına gelir: You have all that knowledge within you. within you ifadesini uzun bir nesnenin önüne getirmek cümleye daha ciddi ve edebî bir ritim verir, uzun ve önemli bilgiyi de sona bırakır.
Alıştırma
Daha ciddi olan have within you + isim öbeği sırasını kullanarak cümleyi tamamlayın: You ____ the courage to begin again.
Cevabı göster
have within you
I stopped walking and took you by the shoulders.
3:08Yürümeyi bıraktım ve seni omuzlarından tuttum.
"than you can possibly imagine.": karşılaştırma sınırını hayal gücünün ötesine taşımak
than you can possibly imagine ifadesi karşılaştırma yapısını tamamlar. Karşılaştırma ölçüsünü dinleyicinin hayal edebileceği en uç noktaya taşır; böylece ruhun bu sınırı aştığı vurgulanır. Buradaki possibly, can imagine ifadesini güçlendirir: kişi ne kadar çabalasa da ruhun bütün büyüklüğünü hayal edemez. Ruhun görkemli olmasının yalnızca bir ihtimal olduğunu anlatmaz.
Alıştırma
"than you can possibly imagine" bu cümlede ne işe yarıyor: "Your soul is more magnificent, beautiful, and gigantic than you can possibly imagine."?
- Ruhun muhteşem olabileceğini, ancak bunun doğru olup olmadığını bilemeyeceğimizi söyler.
- Dinleyicinin ruhu yalnızca kısa bir süre hayal etmesi gerektiğini söyler.
- Ruhu başka birinin hayal gücüyle fiziksel nesnelermiş gibi karşılaştırır.
- Ruhun, dinleyicinin hayal edebileceği en geniş sınırı aştığını söyler.
Cevabı göster
Ruhun, dinleyicinin hayal edebileceği en geniş sınırı aştığını söyler.
A human mind can only contain a tiny fraction of what you are.
3:18Bir insan zihni, senin ne olduğunun sadece çok küçük bir kısmını alabilir.
It's like sticking your finger in a glass of water to see if it's hot or cold. Anlatım akışı
3:23Bu, suyun sıcak mı soğuk mu olduğunu anlamak için parmağını bardağa daldırmak gibidir.
It's like sticking your finger in a glass of water: bir eylemi benzetme olarak kullanmak
than you can possibly imagine ifadesi karşılaştırma yapısını tamamlar. Karşılaştırma ölçüsünü dinleyicinin hayal edebileceği en uç noktaya taşır; böylece ruhun bu sınırı aştığı vurgulanır. Buradaki possibly, can imagine ifadesini güçlendirir: kişi ne kadar çabalasa da ruhun bütün büyüklüğünü hayal edemez. Ruhun görkemli olmasının yalnızca bir ihtimal olduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle benzetme yapmak için It's like + fiil-ing yapısını doğru kullanıyor?
- It's like carrying a heavy backpack uphill.
- It's like to carry a heavy backpack uphill.
- It's like carry a heavy backpack uphill.
- It's like carried a heavy backpack uphill.
Cevabı göster
It's like carrying a heavy backpack uphill.
You put a tiny part of yourself into the vessel,
3:28Kendinin küçücük bir parçasını o kaba koyarsın,
and felt the rest of your immense consciousness.
3:41ve devasa bilincinin geri kalanını hissetmedin.
If we hung out ... you'd start ...: ikinci koşul
Bu cümlede If we hung out ... kısmında hung geçmiş zaman biçimi kullanılır; you'd start ... ise you would start ... demektir. Bu iki bölüm ikinci koşul yapısını oluşturur: if + geçmiş zaman, would + fiilin yalın hâli. Konuşan kişi, gerçekten gerçekleşmesini beklemediği şimdiki veya gelecekteki bir durumu ve onun olası sonucunu hayal eder. Buradaki hung, etkinliğin geçmişte olduğunu göstermez; koşulun varsayımsal olduğunu belirtir. for long enough, sonuç başlamadan önce gereken süreyi ifade eder.
Alıştırma
İkinci koşul cümlesini tamamlayın. İlk boşlukta live fiilinin geçmiş biçimini, ikinci boşlukta would + walk kullanın: If I ____ closer, I ____ to school every day.
Cevabı göster
lived · would walk
hung out: birlikte rahat zaman geçirmek
Burada hung out, hang out fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bir yerde veya biriyle plansız ve rahat biçimde zaman geçirmek anlamına gelir. Herhangi bir şeyin asılı olduğu anlamına gelmez. hang out bir öbek fiildir: hang, hung biçimine dönüşür; out ise değişmez. Bu koşul cümlesinde hung, varsayımsal yapının gerektirdiği geçmiş zaman biçimidir ve etkinliğin gerçekten gerçekleştiğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Birlikte rahat zaman geçirmek anlamındaki günlük öbek fiille cümleyi tamamlayın: We usually ____ at the park after school.
Cevabı göster
hang out
But there's no point to doing that between each life."
3:49Ama bunu her yaşamın arasında yapmanın bir anlamı yok."
“How many times have I been reincarnated then?”: şimdiye kadar kaç kez reenkarne olduğunu sorma
How many times bir olayın gerçekleştiği kesin sayıyı sorar. Have I been reincarnated yapısı have + I + been + reincarnated past participle biçiminde present perfect passive yapıdır. Konuşan kişi, bunun şimdiye kadar kaç kez başına geldiğini sorar; eylemi kimin yaptığını sormaz. Cümlenin sonundaki then, az önce edinilen bilgiye dayanan konuşma dilinde bir takip sorusudur ve “o hâlde” ya da “peki” anlamı verir. Soruyu önceki bilgiye bağlayarak açıklama istemeyi doğal hâle getirir.
Alıştırma
Hangi soru bir deneyimin şimdiye kadar kaç kez gerçekleştiğini kesin olarak sorar ve passive voice kullanır?
- How many times was I reincarnated?
- How often have I been reincarnated then?
- How many times have I been reincarnated then?
Cevabı göster
How many times have I been reincarnated then?
you'll be a Chinese peasant girl in 540 AD." Kültür
4:04MS 540 yılında Çinli bir köylü kızı olacaksın."
This time around: tekrarlanan sürecin mevcut turu
This time around, tekrarlanan bir süreç veya döngüdeki mevcut tur anlamına gelir. Mevcut durumu, önceki ya da sonraki turlar arasındaki bir tur olarak sunar; bu yüzden dinleyici onu doğal olarak diğer turlarla karşılaştırır. Buradaki around bir deyimin parçasıdır ve fiziksel bir konumun “çevresini” anlatmaz. Cümlede konuşan kişi mevcut yaşamdaki kimliği tanıtıyor ve bunu kişinin diğer yaşamlarıyla karşılaştırıyor.
Alıştırma
Tekrarlanan bir sürecin mevcut turunu en iyi hangi ifade belirtir?
- Next time around
- This time around
- Around this time
Cevabı göster
This time around
in 540 AD: tarihî bir yılı belirtmek
AD, geleneksel olarak İsa’nın doğumuna atfedilen yılla ilişkilendirilen dönemi gösteren geleneksel bir takvim işaretidir. Latince Anno Domini ifadesinden gelir. Burada 540 AD, takvimde MS 540 yılını belirtir; “540 yıl önce” veya 540 yıllık bir süre anlamına gelmez. in edatı yılı tanıtır: in 540 AD. Modern metinlerde 540 CE de kullanılabilir; CE aynı yılı daha tarafsız bir adlandırmayla gösterir.
Alıştırma
in + yıl + AD kalıbını ve 80 yılını kullanarak tamamlayın: A Roman fort was built ____.
Cevabı göster
in 80 AD
time as you know it only exists in your universe. Kalıp ifadeler
4:16bildiğin anlamıyla zaman sadece senin evreninde var.
I guess technically: kesin bir düzeltmeyi yumuşatmak
Bu cümlede I guess, konuşanın kesinlik derecesini düşürür ve ifadeyi daha az sert hale getirir. Gerçek anlamda tahmin yürütmekten çok “sanırım” veya “bunu en iyi böyle ifade edebilirim” anlamına gelebilir. Technically, iddiayı katı bir tanıma göre doğru olanla sınırlar. I guess technically birlikte kullanıldığında nazik bir düzeltme hazırlar: konuşan şüpheye yer bırakırken kesin kuralın iddiayı desteklediğini söyler. Burada technically, “teknoloji kullanarak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Konuşan “I guess technically, the ticket is no longer valid” diyerek ne anlatır?
- Biraz belirsizlik gösterirken katı kuralın iddiayı desteklediğini söylemek
- Herhangi bir düzeltme yapmayı tamamen reddetmek
- Soruna teknik bir cihazın yol açtığından emin olmak
Cevabı göster
Biraz belirsizlik gösterirken katı kuralın iddiayı desteklediğini söylemek
time as you know it: X’in bildiğin hâli
time as you know it ifadesinde as you know it, “senin bildiğin, sana tanıdık gelen hâliyle” demektir. time sözcüğünü dinleyicinin alışık olduğu insani zaman anlayışıyla sınırlar; buradaki as, “çünkü” anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen X as you know it kalıbı, X’i bilinen mevcut hâliyle sunar. Ardından bu hâlin başka bir yerde farklı olduğu ya da tamamen değişebileceği söylenebilir.
Alıştırma
“Ulaşımın bildiğin mevcut hâli” anlamındaki hedef kalıpla cümleyi tamamla: After the city bans all private cars, transportation ____ will change forever.
Cevabı göster
as you know it
I know you'll want to know what it's like there, Dilbilgisi
4:32Oranın nasıl bir yer olduğunu bilmek isteyeceğini biliyorum,
what it's like there: dolaylı soruda sözcük sırası
What it's like there, “o yerin genel olarak nasıl olduğu veya oradaki deneyimin nasıl olduğu” anlamına gelen bir dolaylı soru yapısıdır. Yerin nasıl hissettirdiğini ya da genel özelliklerini sorar; yalnızca orada hangi şeylerin bulunduğunu sormaz. Soru know sözcüğünden sonra daha büyük bir cümlenin içine yerleştirildiği için düz cümle sırasını kullanır: what + it + is + like. it's, it is ifadesinin kısaltmasıdır. Doğrudan soru ise What is it like there? olur.
Alıştırma
Mia daha önce Nairobi’ye gitmedi. Daha büyük bir cümlenin içinde o yer hakkında doğru şekilde soru soran tamamlama hangisidir? “She wants to know ____.”
- what is it like there
- what it's like there
- what it's there like
Cevabı göster
what it's like there
but honestly, you wouldn't understand: açık sözlülük ve mesafe
Burada honestly bir söylem belirleyicisidir: ardından gelen sözü, daha fazla açıklama yapmamanın açık sözlü bir gerekçesi gibi sunar. Ancak bu, reddedişi kendiliğinden nazik yapmaz. you wouldn't understand ifadesindeki would, konuşanın varsayımsal bir açıklama girişimi hakkındaki yargısını anlatır: açıklasam bile karşımdaki kişi anlayamazdı. Geçmiş zamanı anlatmaz. Cümle bir mesafe yaratıp konuyu kapatır; konuşan, dinleyenin neyi anlayabileceğine onun yerine karar verdiği için küçümseyici gelebilir.
Alıştırma
Konuşan but honestly, you wouldn't understand sözüyle esas olarak ne anlatıyor?
- Dinleyenin anlayamayacağını açıkça öngörürken konuyu da kapatmak
- Geçmişte yaşanmış bir anlayamama durumunu anlatmak
- Daha sonra açıklama yapacağına nazikçe söz vermek
Cevabı göster
Dinleyenin anlayamayacağını açıkça öngörürken konuyu da kapatmak
a little let down: hayal kırıklığı içindeki bir durum
a little let down ifadesinde let down, bir şey beklentiyi karşılamadığı için hayal kırıklığına uğramış anlamına gelen geçmiş ortaç biçiminde bir sıfattır. İfade, konuştuğun sıradaki durumunu ek olarak açıklar; birinin seni fiziksel olarak aşağı indirdiği anlamına gelmez. A little anlamın şiddetini azaltır: kişi çok üzgün değil, biraz hayal kırıklığına uğramıştır. Aynı durum be veya feel sonrasında da anlatılabilir: I was let down ya da I felt let down.
Alıştırma
Cümleyi, let içeren ve hayal kırıklığına uğramış anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Nina expected good news, so she felt a little ____ when the email said no.
Cevabı göster
let down
If I get reincarnated to other places in time, Dilbilgisi
4:43Eğer zamanın başka yerlerinde yeniden doğarsam,
I could have interacted with myself at some point."
4:46bir noktada kendimle etkileşime girmiş olabilirim."
If I get reincarnated ... I could have interacted: gelecek koşulu ve önceki olasılık
If I get reincarnated to other places in time if yan cümlesi, gelecekteki bir reenkarnasyonu gerçek dışı bir geçmiş koşulu olarak değil, hâlâ açık bir olasılık olarak sunar. Ana cümlede could have + geçmiş zaman ortacı interacted kullanılarak konuşanın şu anki bakış açısından tamamlanmış olabilecek bir karşılaşmaya dönüp bakılır. Bu alışılmadık zaman birleşimi, hikâyenin doğrusal olmayan bir zaman çizgisine sahip olması sayesinde anlamlıdır. Gelecekteki bir reenkarnasyon daha eski bir tarihsel döneme ulaşabilir; bu yüzden konuşan, kendisinin başka bir hâliyle zaten karşılaşmış olabilir.
Alıştırma
Hikâyenin doğrusal olmayan zaman çizgisinde bu cümle ne anlama geliyor?
- Konuşan, kendisinin başka bir hâliyle yalnızca şu andan sonra karşılaşmayı planlamaktadır.
- Konuşan, geçmişteki bir reenkarnasyonun karşılaşmaya neden olduğundan emindir.
- Gelecekteki bir reenkarnasyon konuşanı daha eski bir döneme götürebilir; dolayısıyla kendisinin başka bir hâliyle karşılaşması zaten gerçekleşmiş olabilir.
Cevabı göster
Gelecekteki bir reenkarnasyon konuşanı daha eski bir döneme götürebilir; dolayısıyla kendisinin başka bir hâliyle karşılaşması zaten gerçekleşmiş olabilir.
Happens all the time: anlaşılan It öznesinin atılması
Bu kısa konuşma yanıtında Happens all the time, It happens all the time anlamına gelir. Atlanan It öznesi, az önce konuşulan olayı belirtir. Anlaşılan özne üçüncü tekil şahıs olduğu için happens fiili -s ekini korur. Burada all the time, “çok sık” anlamındadır. Sıklığı vurgulayan bir ifadedir; genellikle bir şeyin her saniye gerçekleştiği yönünde kelimesi kelimesine bir iddia değildir.
Alıştırma
Olay zaten belliyken gündelik konuşmada hangi yanıt doğaldır?
- Happen all the time.
- Happens all the time.
- Is happen all the time.
Cevabı göster
Happens all the time.
And with both lives only aware of their own lifespans, Dilbilgisi
4:53Ve her iki hayat da sadece kendi ömrünün farkında olduğundan,
Arka plan için with + isim öbeği + sıfat
Bu ifade with + isim öbeği + sıfat tümleci yapısını izler. İsim öbeği both lives'tır ve aware of their own lifespans bu iki yaşamı betimler; their, kişi gibi sunulan iki yaşama geri gönderme yapar. Only, farkındalıklarını kendi ömürleriyle sınırlar. With ile başlayan ifadenin tamamı ana cümleye bir arka plan durumu sağlar. Böylece kendi fiili olan başka bir tam cümlecik yazmadan bir koşul ya da eş zamanlı durum eklenebilir.
Alıştırma
both doors / closed ögelerinden tam olarak with + isim öbeği + sıfat yapısını kurarak cümleyi tamamlayın: ____, the room stayed quiet.
Cevabı göster
With both doors closed
Nihai amacı sormak için What's the point of it all?
Burada point; puan, sivri uç ya da ana fikir değil, amaç, değer veya nihai anlam demektir. What's the point of it all? bütün deneyimin ya da sistemin neden önemli olduğunu sorar. Of it all, hemen önce konuşulan her şeye geri gönderme yapar. Soru gerçekten düşünceli bir sorgulama olabilir; ancak çoğu zaman kuşku, hayal kırıklığı ya da her şeyin anlamsız olabileceği hissini de taşır.
Alıştırma
Bütün bir deneyimin amacını veya anlamını sormak için kalıplaşmış soruyu what's kısaltmasıyla tamamlayın: ____?
Cevabı göster
What's the point of it all
looked you in the eye: birinin gözlerinin içine bakmak
Looked you in the eye, look someone in the eye kalıbının geçmiş zaman biçimidir. Bu sabit yapıda kişiyi gösteren nesne doğrudan look fiilinden sonra gelir; in the eye ise bakışın yöneldiği yeri belirtir. Bu ifade biriyle doğrudan göz teması kurmak anlamına gelir. Duruma göre ciddiyet, samimiyet, özgüven veya baskı ifade edebilir. Burada bilinçli göz teması sözü daha ağır ve ciddi kılar; ancak göz teması tek başına dürüstlüğü kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi look someone in the eye kalıbının geçmiş zamanıyla ve Leo adıyla tamamlayın. Before making the promise, Maya ____.
Cevabı göster
looked Leo in the eye
the reason ... is for you to mature: amaç bildiren yapı
the reason I made this whole universe ifadesinde I made this whole universe yan cümlesi reason sözcüğünü niteler; that ilgi belirteci eklenebilir, ancak burada kullanılmamıştır. is fiilinin öznesi yakındaki universe adı değil, the reason I made this whole universe ad öbeğinin tamamıdır. is sonrasındaki for you to mature bir for-mastar yan cümlesidir. You, mature fiilinin anlamca öznesidir ve bu yan cümle amaçlanan hedefi belirtir. Cümlenin başındaki The meaning of life ile the reason I made this whole universe eş görevli açıklayıcı öbeklerdir; ikinci ad öbeği aynı fikri yeniden adlandırır.
Alıştırma
Bu cümleye en uygun çözümlemeyi seçin: The reason I opened the window is for the room to cool down.
- Özne “the room” ifadesidir; “to cool down” geçmişteki bir nedeni belirtir.
- Özne “the window” ifadesidir; “for the room” pencerenin nerede açıldığını söyler.
- Tam özne “The reason I opened the window” ifadesidir; “for the room to cool down” amaçlanan hedefi belirtir.
Cevabı göster
Tam özne “The reason I opened the window” ifadesidir; “for the room to cool down” amaçlanan hedefi belirtir.
Belirli bir yorumu doğrulamak için “You mean mankind?”
“You mean mankind?” diğer kişinin söylediği şeye ilişkin belirli bir yorum sunar ve ondan bu yorumu doğrulamasını ya da düzeltmesini ister. Burada mean, “söylemek istemek, kastetmek” anlamındadır; konuşan kişi you ile tüm insanlığın kastedilip kastedilmediğini kontrol eder. Olası bir yorumunuz varsa You mean + isim veya fikir? kalıbını kullanabilirsiniz. Genel bir What? sorusunun aksine, ne duyduğunuzu ya da ne anladığınızı düşündüğünüzü açıkça gösterir.
Alıştırma
Bir iş arkadaşı “The deadline has moved forward.” diyor. Cuma gününü kastettiğini en iyi hangi cevap kontrol eder?
- What?
- Is the report difficult?
- You mean the report is due on Friday?
Cevabı göster
You mean the report is due on Friday?
you grow and mature and become a larger and greater intellect." Anlatım akışı
5:22büyüyor, olgunlaşıyor ve daha geniş, daha yüce bir zekaya dönüşüyorsun."
grow and mature and become: tekrarlanan and ile birikimli ritim
Tekrarlanan and, grow, mature ve become olmak üzere üç aşamayı birbirine bağlarken her aşamaya ayrı bir ritim verir. Cümle, kısa bir liste sunmak yerine gelişimi birikimli hissettirir: bir değişim diğerine yol açar. Bu tür tekrarlı bağlama genellikle çok bağlaçlılık (polysyndeton) olarak adlandırılır. Okurken fiilleri birbiriyle ilgisiz eylemler veya yanlışlıkla yapılmış tekrarlar olarak değil, adım adım gelişen bir süreç olarak duymak önemlidir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir sürecin adım adım gelişmeye devam ettiği hissini vermek için and tekrarını en iyi şekilde kullanır?
- The idea grew and spread and changed the whole project.
- The idea changed the whole project after it spread.
- The idea grew, spread, and changed the whole project.
Cevabı göster
The idea grew and spread and changed the whole project.
“Now you're getting it.”: gelişmekte olan anlayış
Burada get, “almak” ya da “elde etmek” değil, “anlamak” anlamındadır. Konuşan kişi, ana fikrin karşısındaki kişi için anlam kazanmaya başladığını söylüyor. Şimdiki zaman yapısı are getting, anlamayı şu anda ilerleyen bir süreç olarak gösterir. now ile birlikte cümle karşıdaki kişiyi cesaretlendirir: Henüz tamamen anlamamış olsa da doğru yönde ilerlemektedir.
Alıştırma
Bir kişi zor bir fikri anlamaya başlamış, ancak henüz tamamen kavramamıştır. Hangi yanıt bu ilerlemeyi cesaretlendirici biçimde doğrular?
- Now you're getting it.
- You're still missing the point.
- Now you've got it.
Cevabı göster
Now you're getting it.
every human being who ever lived ... who will ever live: geçmişten geleceğe uzanan kapsam
every human being isim öbeğini who ever lived ilgi cümleciği izler. Burada ever zaman aralığını genişletir ve “geçmişte herhangi bir zamanda” anlamına gelir. Böylece bu öbek geçmiş tarihte yaşamış her insanı kapsar. Or who will ever live, gelecekte herhangi bir zamanda yaşayacak bütün insanları ekler. Tekrarlanan every human being sözcükleri çıkarılmıştır; dinleyen kişi bunları ilk cümleden tamamlayarak “Or every human being who will ever live.” anlamını kurar. Ever yalnızca geçmişle sınırlı değildir; zamanı lived veya will live belirler, ever ise bu zaman aralığını olabilecek en geniş hâle getirir.
Alıştırma
Gelecekte burada çalışacak bütün bilim insanlarını kapsaması ve tekrarlanan every scientist sözcüklerini çıkarması için devam cümlesini who, will ve ever ile tamamlayın: “The prize honors every scientist who ever worked here. Or ____.”
Cevabı göster
who will ever work here
“Ben Abraham Lincoln mıyım?” ... “sen de John Wilkes Booth'sun”
Abraham Lincoln, 1865'te vurulduktan sonra ölen ABD başkanıydı; John Wilkes Booth ise onu vuran kişiydi. Bu nedenle iki kişinin adını birlikte söylemek, tarihteki bir kurbanı katiliyle yan yana getirir. Hikâyedeki kurgusal reenkarnasyon fikrinde konuşmacı, tarihteki Lincoln ile Booth'un kelimenin gerçek anlamıyla aynı kişi olduğunu iddia etmez. Bu eşleştirme, aynı daha geniş benliğin hem zarar gören kişi hem de zarara neden olan kişi olarak yaşayabileceği düşüncesini gösterir.
Alıştırma
Bu eşleştirmeyi hikâyede anlamlı kılan tarihsel ilişki nedir?
- John Wilkes Booth, Abraham Lincoln'e suikast düzenledi.
- John Wilkes Booth, Abraham Lincoln'ün hayalî sahne adıydı.
- Abraham Lincoln ile John Wilkes Booth birlikte başkanlık yaptı.
Cevabı göster
John Wilkes Booth, Abraham Lincoln'e suikast düzenledi.
Every happy and sad moment ever experienced by any human
6:27Herhangi bir insanın yaşadığı veya yaşayacağı her mutlu ve üzücü an
Her seferinde ... Her eylem ... Her mutlu ve hüzünlü an
Üç cümlenin başında Every sözcüğünün yinelenmesi anaforadır: aynı başlangıç kalıbı, bunları birbiriyle ilgisiz üç gerçek olarak bırakmak yerine düzenli tek bir sav hâline getirir. Dizinin kapsamı adım adım genişler: birine zarar vermekten iyilik yapmaya, oradan da zaman boyunca yaşanan tüm insan duygularına ulaşır. Bu paralel gelişim sonuca ritim ve vurgu kazandırırken bütün eylem ve deneyimlerin en sonunda aynı benliğin başına geldiğine dair hikâyenin savını sunar.
Alıştırma
Bu parçada yinelenen Every... yapısının temel işlevi nedir?
- Fikirleri birbirine bağlar ve savı belirli eylemlerden tüm insan deneyimine doğru genişletir.
- Konuşmacının üç dil bilgisi hatasını düzelttiğini gösterir.
- Üç olayın tam olarak aynı anda gerçekleştiğini belirtir.
Cevabı göster
Fikirleri birbirine bağlar ve savı belirli eylemlerden tüm insan deneyimine doğru genişletir.
was or will be experienced: geçmiş ve geleceği birleştiren edilgen yapı
Was or will be experienced iki edilgen biçimi birbirine bağlar: was experienced ve will be experienced. İkisi de geçmiş zaman ortacı experienced'ı paylaşır; böylece cümle, Every happy and sad moment ifadesini özne olarak korurken hem geçmişi hem geleceği kapsar. Edilgen yapı anları öne çıkarır, by you ise deneyimleyeni belirtir. Gelecek bölümünde will be zorunludur; will experienced tam bir gelecek zaman edilgen yapısı değildir.
Alıştırma
Cümleyi was or will be ve experience fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: This effect ____ by every visitor.
Cevabı göster
was or will be experienced
"Because someday you will become like me. Anlatım akışı
6:42"Çünkü bir gün sen de benim gibi olacaksın.
Because ... Because ...: iki katmanlı gerekçe
Because ile başlayan her parça önceki Why? sorusunu yanıtlar. İlki gelecekteki bir sonucu verir: someday you will become like me. İkincisi şimdiye dair daha derin bir iddia sunar: that's what you are. Because sözcüğünü tekrarlamak iki gerekçeyi ayırır ve her birine ayrı bir ritim kazandırır. Konuşmada ve dramatik anlatımda, soru eksik ana cümleyi anlaşılır kılıyorsa bir because yan cümlesi tek başına durabilir. Buradaki parçalar yanıtı önce birinci, sonra ikinci gerekçe olarak düzenler; yanlışlıkla eksik bırakılmış değil, bilinçli yapılardır.
Alıştırma
"Why did you leave?" "Because the shop was closing. Because I had promised to call home." diyaloğunda Because tekrarının görevi nedir?
- Konuşanın iki cümleyi de nasıl bitireceğini unuttuğunu gösterir.
- İkinci gerekçenin birinciyi geçersiz kıldığı anlamına gelir.
- İki ayrı gerekçe sunar ve ikinci gerekçeyi ayrıca vurgular.
Cevabı göster
İki ayrı gerekçe sunar ve ikinci gerekçeyi ayrıca vurgular.
incredulous: bir kişinin inanamadığını gösteren tepki
Burada incredulous, bir şeyi çok şaşırtıcı olduğu için inanılması zor bulmak anlamına gelir. “Wow” diyen kişiyi anlatır: kişi aynı anda hem şaşırmış hem de şüphe içindedir. incredulous, şaşkınlığa neden olan şeyi değil, “you” sözcüğünü anlatan bir sıfattır. Cümle kabaca, inanmadığını gösteren bir tepkiyle konuştuğun anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan ve Maya'nın inanamadığını gösteren tepkiyi anlatan sözcüğü seçin: “Maya looked _____ when she heard the news.”
- incredulous
- incredulously
- incredible
Cevabı göster
incredulous
“You're a fetus”: tamamlanmamış gelişim benzetmesi
Fetus sözcüğü gerçek anlamıyla, doğumdan önce gelişmekte olan bir insanı veya hayvanı ifade eder. Burada ise bir benzetmedir: konuşan kişi, karşısındakinin ruhsal gelişimin henüz erken bir aşamasında olduğunu söyler; onun gerçekten bir rahmin içinde olduğunu söylemez. Yakındaki “not yet” ve “still growing” ifadeleri, yaşamın gelişimine dayanan tek bir imge oluşturur. Kişi henüz tamamlanmış, tanrı benzeri duruma ulaşmamıştır; gelecekteki değişim, büyümek ve sonunda doğmak olarak hayal edilir.
Alıştırma
Bu cümlede “You're a fetus” ne anlama geliyor?
- Gelişimini zaten tamamen tamamladın.
- Hâlâ gelişiyorsun ve son duruma ulaşmadın.
- Kelimenin gerçek anlamıyla bir rahmin içinde büyüyorsun.
Cevabı göster
Hâlâ gelişiyorsun ve son duruma ulaşmadın.
Once you've lived every human life throughout all time, Dilbilgisi
7:03Tüm zamanlar boyunca her insan hayatını yaşadıktan sonra,
Once you've lived ... you will have grown enough to be born yapısındaki tamamlanma zamanı
Once geleceğe dönük bir zaman koşulu getirir. Bu zaman yan cümlesinde İngilizce, will yerine bir present biçimi kullanır; you've lived present perfect yapıdadır ve sonraki sonuçtan önce bütün bu hayatları yaşama sürecinin tamamlanacağını gösterir. Once burada “bu gerçekleştiğinde” demektir, “bir kez” demek değildir. You will have grown future perfect yapıdadır. Büyümenin gelecekteki o noktaya kadar tamamlanmış olacağını gösterir. Enough to be born, o zaman doğmak için gerekli gelişim düzeyine ulaşılmış olacağı anlamına gelir ve doğumdan önce büyüme benzetmesini sürdürür.
Alıştırma
Cümleyi once sonrasında complete fiilinin kısaltılmış present perfect biçimiyle ve learn fiilinin future perfect biçimiyle tamamlayın: ____ every lesson, you ____ enough to take the final challenge.
Cevabı göster
Once you've completed · will have learned
Evren metaforu olarak it's just an egg
An egg, bütün evreni anlatan bir metafordur. Bir yumurtanın, içindeki yaşamı çatlamadan önce barındırıp geliştirmesi gibi, evren de ruhun yeni bir duruma doğmadan önce birçok insan hayatı boyunca geliştiği yer olarak sunulur. Just, evrenin fiziksel olarak sıradan bir yumurta olduğu anlamına gelmez. Konuşanın bu dev fikri şaşırtıcı özüne indirgemesine yardımcı olur: “Demek evrenin amacı buymuş.”
Alıştırma
Bu bağlamda “the universe is just an egg” ne anlama geliyor?
- Evren, bir varlığın yeni bir doğumdan önce geliştiği bir yerdir.
- Evren tamamlandığı için değişmeyi bırakmıştır.
- Evren, kelimenin gerçek anlamıyla bir hayvanın oluşturduğu küçük bir yumurtadır.
Cevabı göster
Evren, bir varlığın yeni bir doğumdan önce geliştiği bir yerdir.
"Now it's time for you to move on to your next life." Öbek fiiller
7:18"Şimdi sonraki hayatına geçme zamanın geldi."
move on to your next life: sonraki hayata geçmek
Bu cümlede move on to, bir aşamayı geride bırakıp sonraki aşamaya geçmek anlamına gelir. to sözcüğünden sonra your next life geldiği için başka bir hayat, fiziksel olarak ilerleyerek ulaşılan bir yer değil, sonraki aşama olarak sunulur. Kalıp move on to + isim veya isim öbeğidir. Çoğu zaman iki düşünceyi birlikte taşır: mevcut konu ya da dönem biter ve yenisi başlar.
Alıştırma
Cümleyi move on to ile tamamlayın: We have finished the safety rules. Now let's ____ the first activity.
Cevabı göster
move on to
sent you on your way: seni yoluna devam etmen için gönderdim
Send someone on their way, bir kişinin ayrılıp yolculuğuna, görevine veya sonraki adımına devam etmesine izin vermek, bunu söylemek ya da ona yardım etmek anlamına gelir. Burada sent you on your way, kişinin sonraki hayatına gönderilmesini anlatır; bu nedenle deyim, hikâyedeki gerçek olayla da örtüşür. İyelik sözcüğü nesneyle uyumlu olmalıdır: send me on my way, send you on your way ve send them on their way. Geçmiş zamanda send, sent olur.
Alıştırma
Cümleyi send someone on their way ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın ve zamirleri us ile uyumlu hâle getirin: Once the guide had answered our question, she ____.
Cevabı göster
sent us on our way