Yumurta - Kısa Bir Hikaye: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
852 kelime 158 kel/dk

Video özeti: Ölümcül bir kazadan sonra Tanrı'yla karşılaşan kişi, tüm insanların aynı ruh olduğunu ve bu ruhun yumurtaya benzeyen evrende her yaşamla olgunlaştığını öğrenir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “to no avail.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir çabanın başarısız olduğunu avail sözcüğünü tek tek çevirmeden anlatın. 2. “If we hung out here for long enough, you'd start remembering everything.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: ikinci koşulu ve hayal edilen sonuç için gereken süreyi tanıyın. 3. “"Now you're getting it."” — Konuşma edimbilimi ve tutum: ana fikri kavramaya başlayan kişiyi teşvik edin.

Bu derste

You were on your way home when you died. Kalıp ifadeler

0:03

Öldüğünde eve dönüyordun.

Kalıp ifadeler

on your way home: eve dönüş yolunda

On your way home, eve doğru yolculuk etmekte olduğun, yani eve dönüş yolunda bulunduğun anlamına gelir. Altyazıda, bir sonraki olay gerçekleştiğinde devam etmekte olan yolculuğu anlatır. Kalıp on + my, your veya her gibi bir iyelik sözcüğü + way + varış yeri biçimindedir. Varış yeri home olduğunda to kullanılmaz: on my way home denir, on my way to home denmez. Burada home yön bildiren bir sözcük gibi kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle Leo'nun eve gitmekte olduğunu doğal biçimde ifade eder?

  1. Leo was on his way home.
  2. Leo was on his way to home.
  3. Leo was in his way home.
Cevabı göster

Leo was on his way home.

It was a car accident.

0:06

Bir araba kazasıydı.

Nothing particularly remarkable,

0:09

Özellikle dikkat çekici bir şey değildi,

but fatal nonetheless. Anlatım akışı

0:11

ama yine de ölümcüldü.

Anlatım akışı

but ... nonetheless: “ama... buna rağmen”

But bir karşıtlık kurar: olay dikkat çekici değildi, ancak sonucu ölümcüldü. Cümle sonundaki nonetheless, “buna rağmen” anlamına gelir ve önceki bilgiye karşın ölümcül sonucun geçerliliğini koruduğunu gösterir. But ve nonetheless sözcüklerini birlikte kullanmak bu dönüşü daha fazla vurgular. But karşıtlığı erkenden bildirir; nonetheless ise ikinci noktanın hâlâ geçerli olduğunu yeniden belirterek düşünceyi tamamlar.

Alıştırma

'The task was difficult, but Maya finished it nonetheless' cümlesi ne anlama gelir?

  1. Maya, zorluğa rağmen görevi bitirdi.
  2. Maya, görev zor olduğu için onu bitirdi.
  3. Maya görevi bitirmedi.
Cevabı göster

Maya, zorluğa rağmen görevi bitirdi.

It was a painless death.

0:13

Acısız bir ölümdü.

The medics tried their best to save you, Kalıp ifadeler

0:15

Sağlık görevlileri seni kurtarmak için ellerinden geleni yaptılar,

Kalıp ifadeler

tried their best to ...: bir şeyi yapmak için elinden geleni yapmak

tried their best to save you, try one's best to + fiilin yalın hâli kalıbının geçmiş zaman biçimidir. Sağlık görevlilerinin kişiyi kurtarmak için yapabilecekleri en büyük çabayı gösterdiklerini anlatır; çabanın başarılı olduğunu garanti etmez. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I tried my best, she tried her best ve they tried their best. to sonrasında saved veya saving değil, fiilin yalın hâli olan save kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi özneye ve geçmiş zamana uygun try one's best to biçimiyle tamamlayın: Maya ____ finish the project before the deadline.

Cevabı göster

tried her best to

but to no avail. Deyimler

0:18

ama boşunaydı.

Deyimler

to no avail: sonuç vermeyen bir çaba

To no avail, “başarısız bir şekilde” veya “istenen sonucu üretmeden” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada sağlık görevlilerinin çabasının kişiyi kurtarmaya yetmediğini gösterir. Genellikle bir deneme veya çabanın ardından, çoğunlukla ..., but to no avail yapısında gelir. avail sözcüğünü tek başına çevirmek yerine ifadeyi bir bütün olarak anlayın.

Alıştırma

“Başarısız bir şekilde” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: They searched every room, but ____.

Cevabı göster

to no avail

Your body was so utterly shattered,

0:20

Vücudun o kadar darmadağın olmuştu ki,

you were better off, Kalıp ifadeler

0:22

ölmen senin için daha iyiydi,

trust me.

0:23

bana inan.

Kalıp ifadeler

better off: daha avantajlı bir durumda olmak

Be better off, iki durumu, seçeneği veya olası sonucu karşılaştırdıktan sonra “daha avantajlı bir durumda olmak” anlamına gelir. Bağlam karşılaştırmayı açıkça gösteriyorsa karşılaştırılan diğer durum söylenmeyebilir. Buradaki you were better off karanlık bir yargıdır: beden tamamen parçalandığı için konuşan kişi, ölümün kişiyi daha kötü bir acıdan kurtardığını ima eder. Better off neyin daha iyi olduğunu tek başına belirtmez; bunu bağlam açıklar.

Alıştırma

“Daha avantajlı bir durumda olmak” anlamındaki sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: Because the roads are icy, we're ____ taking the train.

Cevabı göster

better off

And that's when you met me.

0:25

Ve işte o zaman benimle tanıştın.

"What happened?"

0:28

"Ne oldu?"

"Where am I?"

0:30

"Neredeyim?"

"You died,"

0:32

"Öldün,"

I said matter-of-factly. Kelime

0:33

dedim soğukkanlılıkla.

Kelime

matter-of-factly: duygusuz ve abartısız biçimde konuşmak

Matter-of-factly, birinin nasıl konuştuğunu veya davrandığını anlatan bir zarftır: sıradan bir gerçeği bildiriyormuş gibi doğrudan, pratik ve duygusuz bir biçimde. Bu cümlede said fiilini niteler. Konuşan kişi “You died” sözünü yumuşatmadan veya şaşkınlık göstermeden, sakin ve doğrudan söyler. “Actually” veya “in fact” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The nurse explained the next step matter-of-factly” cümlesinde matter-of-factly neyi anlatır?

  1. Bir sonraki adım kesinlikle doğruydu.
  2. Hemşire doğrudan ve duygusuz bir biçimde konuştu.
  3. Hemşire alaycı bir biçimde konuştu.
Cevabı göster

Hemşire doğrudan ve duygusuz bir biçimde konuştu.

No point in mincing words. Notlar

0:35

Lafı dolandırmanın bir anlamı yoktu.

Dilbilgisi

No point in + -ing: bir şeyi yapmanın anlamı yok

“(There is) no point in + -ing”, bir şeyi yapmanın yardım etmeyeceği, sonucu değiştirmeyeceği veya yararlı bir sonuç vermeyeceği anlamına gelir. Burada mesajı yumuşatmanın hiçbir işe yaramayacağını anlatır. Konuşmada “There is” sık sık atılır. in’den sonra fiilin -ing biçimi gelir: No point in waiting doğrudur; No point in wait değildir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Changing the score now is impossible, so there is ____ arguing with the referee.

Cevabı göster

no point in

Deyimler

mince words: sözü yumuşatmak

To mince words, birini üzmemek için mesajı daha az doğrudan veya daha az sert hâle getirmek anlamına gelir. Bu bir deyimdir; sözcükleri parçalara ayırmak anlamına gelmez. No point in mincing words ifadesinde konuşan kişi, mesajı yumuşatmanın işe yaramayacağını söyler. Bu nedenle sıradaki açıklamanın doğrudan olması beklenir.

Alıştırma

“Mesajı yumuşatmak için daha az doğrudan konuşmak” anlamındaki deyimi tamamlayın: She criticized the plan without ____.

Cevabı göster

mincing words

"There was a truck and it was skidding."

0:38

"Bir kamyon vardı ve kayıyordu."

"Yes."

0:43

"Evet."

"I... I died?"

0:44

"Ben... ben öldüm mü?"

"Yes.

0:47

"Evet.

But don't feel bad about it.

0:49

Ama bunun için kötü hissetme.

Everyone dies."

0:51

Herkes ölür."

You looked around.

0:53

Etrafına bakındın.

There was nothingness,

0:55

Hiçlik vardı,

just you and me.

0:57

sadece sen ve ben.

"What is this place?

0:59

"Burası neresi?

Is this the afterlife?"

1:02

Ölümden sonraki hayat mı?"

"More or less." Kalıp ifadeler

1:04

"Aşağı yukarı."

Kalıp ifadeler

More or less ile pay bırakarak evet demek

More or less tek başına tam bir cevap olarak kullanıldığında “genel olarak evet” veya “temelde doğru, ama tam olarak değil” anlamına gelir. Burada konuşan kişi kesin bir yes yerine pay bırakan bir onay verir. Bu ifade tek bir kalıp olarak anlaşılır. Küçük farklılıklara yer bırakarak bir iddiayı veya tahmini yumuşatabilir: bir ifade more or less correct olabilir ya da bir iş take more or less ten minutes olabilir.

Alıştırma

Bu konuşmada More or less cevabı ne anlama geliyor? “Is the room ready?” “More or less.”

  1. Özünde evet, ama tamamen değil.
  2. Daha fazla ile daha az arasında seçim yapıyorum.
  3. Hayır, hiç değil.
Cevabı göster

Özünde evet, ama tamamen değil.

"Are you God?"

1:07

"Sen Tanrı mısın?"

"Yes,

1:09

"Evet,

I'm God."

1:10

ben Tanrı'yım."

"My kids,

1:12

"Çocuklarım,

my wife."

1:13

karım."

"What about them?"

1:16

"Onlara ne olmuş?"

"Will they be all right?"

1:18

"İyi olacaklar mı?"

"That's what I like to see," Ton ve niyet

1:21

"İşte bunu görmeyi seviyorum,"

Ton ve niyet

That's what I like to see ile davranışı onaylamak

That's what I like to see, konuşanın onayladığı bir davranışa, tutuma, çabaya, ilerlemeye veya sonuca verilen olumlu bir tepkidir. “İstediğim ve görmekten mutluluk duyduğum şey tam olarak bu” anlamına gelir. What, az önce fark edilen davranışa veya duruma gönderme yapar. See yalnızca “görünür bir nesneye bakmak” değil, “neler olduğunu fark etmek veya gözlemlemek” anlamındadır; bu nedenle ifadenin bütünü övgü ya da teşvik olarak kullanılır.

Alıştırma

Bir çocuk kendisine söylenmeden bütün oyunları kaldırıyor. Hangi cevap bu davranışı sıcak bir biçimde över?

  1. That's where I like to look.
  2. That's what I like to see.
  3. I can see all the games.
Cevabı göster

That's what I like to see.

I said.

1:22

dedim.

"You just died and your main concern is for your family.

1:23

"Daha yeni öldün ve asıl endişen ailen.

That's good stuff right there." Ton ve niyet

1:27

Bu gerçekten çok iyi bir şey."

Ton ve niyet

Günlük bir övgü olarak “That's good stuff right there”

“That's good stuff”, az önce görülen veya duyulan bir şeyi samimi bir dille öven bir ifadedir. Buradaki stuff, fiziksel eşyaları değil, kişinin başkasına gösterdiği düşünceli davranışı genel olarak anlatır. “right there” tam olarak o örneği vurgular; “bu, iyi bir şeyin açık bir örneğidir” anlamını katar. Gerçek bir konumu belirtmesi gerekmez.

Alıştırma

Bir arkadaşın kız kardeşine yazdığı nazik notu sana gösteriyor. Hangi yanıt bu belirli eylemi samimi bir dille över?

  1. That stuff is right over there.
  2. That's an authority figure.
  3. That's good stuff right there.
Cevabı göster

That's good stuff right there.

You looked at me with fascination.

1:30

Bana büyülenmiş bir şekilde baktın.

To you,

1:32

Sana göre,

I didn't look like God.

1:33

Tanrı gibi görünmüyordum.

I just looked like some man or possibly a woman,

1:35

Sadece bir adama ya da belki bir kadına,

some vague authority figure maybe. Kalıp ifadeler

1:39

belki de belirsiz bir otorite figürüne benziyordum.

Kalıp ifadeler

authority figure: rolünden kaynaklanan yetkiye sahip kişi

Authority figure, rolü nedeniyle güç, etki veya sorumluluk sahibi olan kişidir. Buradaki figure “kişi” anlamındadır ve ifade teacher ya da manager gibi belirli bir unvandan daha geniştir. Bu cümlede vague authority figure yalnızca genel bir izlenimi anlatır: Konuşan kişi, kimliği veya cinsiyeti belli olmayan, yetkili birine benziyordu.

Alıştırma

Bir yaz kampında baş danışman çocuklardan sorumludur. Hangi ifade danışmanın rolünü en iyi şekilde tanımlar?

  1. an authority on summer camps
  2. the authorities
  3. an authority figure
Cevabı göster

an authority figure

"Don't worry,"

1:43

"Endişelenme,"

I said.

1:44

dedim.

"They'll be fine.

1:45

"İyi olacaklar.

Your kids will remember you as perfect in every way.

1:46

Çocukların seni her yönüyle mükemmel biri olarak hatırlayacak.

They didn't have time to grow contemptuous of you. Kalıp ifadeler

1:50

Sana karşı küçümseme besleyecek vakitleri olmadı.

Kalıp ifadeler

grow contemptuous of: giderek küçümsemeye başlamak

Grow + sıfat, giderek bir hâle gelmek veya zamanla bir duruma girmek anlamına gelir. Buradaki grow contemptuous, fiziksel büyümeyi değil, zaman içinde değişen bir tutumu anlatır. Contemptuous, küçümsenen kişi veya şeyden önce of alır; grow contemptuous of you buna örnektir. Bütün ifade, birini giderek saygıya değmez görmeye ve ona karşı küçümseme hissetmeye ya da göstermeye başlamak demektir.

Alıştırma

Cümleyi grow contemptuous of ile tamamlayın: After her teammate lied repeatedly, Maya began to ____ her.

Cevabı göster

grow contemptuous of

Your wife will cry on the outside, Anlatım akışı

1:54

Karın dışarıdan ağlayacak,

but will be secretly relieved."

1:56

ama içten içe rahatlayacak."

Anlatım akışı

on the outside ... secretly relieved: dışarıya gösterilen tepki ve gizli duygu

On the outside burada fiziksel bir yeri değil, başkalarının görebildiği dış görünüşü anlatır. Cry görünür tepkiyi, secretly relieved ise gizlenen duyguyu belirtir. Görünür tepki + but + gizli duygu kalıbı, bilgiyi iki katman hâlinde düzenler. But, özel duygunun dışarıya gösterilen görünüşle çeliştiğini ve ikisinin aynı anda doğru olabileceğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle dışarıya gösterilen görünüş ile gizli duygu arasındaki aynı karşıtlığı açıkça kullanıyor?

  1. Lena smiled outside because the weather was warm.
  2. Lena secretly worried about the test while she studied alone.
  3. Lena smiled on the outside, but she was secretly worried about the test.
Cevabı göster

Lena smiled on the outside, but she was secretly worried about the test.

"To be fair, Anlatım akışı

2:00

"Adil olmak gerekirse,

your marriage was falling apart. Öbek fiiller

2:00

evliliğiniz zaten dağılıyordu.

Anlatım akışı

To be fair: Bir yargıya dengeleyici bir nokta eklemek

To be fair, bir yargıyı daha dengeli hâle getiren ilgili bir gerçeği sunar. Burada konuşmacı, durumu daha az sert değerlendirmek için evliliğin durumunu bir gerekçe olarak gösteriyor. Cümlenin başında kullanıldığında, ardından gelen bilgiyi yargıyı dengeleyen nokta olarak çerçeveler ve normalde arkasından virgül gelir. Önceki görüşü mutlaka geçersiz kılmaz; dinleyiciden konuyla ilgili başka bir yönü de düşünmesini ister.

Alıştırma

Eleştiriyi daha dengeli hâle getiren bir gerçeği en iyi hangi başlangıç ekler? "The report was late. ___, Alex had received the data only that morning."

  1. To be honest
  2. To be fair
  3. On the contrary
Cevabı göster

To be fair

Öbek fiiller

falling apart: Bir ilişkinin giderek bozulması

Fall apart bir öbek fiildir; was falling apart ise bunun geçmişte devam eden zaman biçimidir. Burada mecaz anlamdadır: Evlilik fiziksel olarak parçalara ayrılmıyor, giderek istikrarsızlaşıyor ve sona yaklaşmış oluyordu. Was falling apart biçimi, bu kötüleşmeyi o sırada devam eden bir süreç olarak gösterir. Fall apart nesneleri, planları veya kuruluşları anlatabilir; bir kişi için kullanıldığında duygusal kontrolünü kaybetmek anlamına da gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi fall apart ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: "After the team lost its funding, the project was ____."

Cevabı göster

falling apart

If it's any consolation, Ton ve niyet

2:03

Eğer bir teselli olacaksa,

she'll feel very guilty for feeling relieved." Kalıp ifadeler

2:05

rahatladığı için kendini çok suçlu hissedecek."

Ton ve niyet

If it's any consolation: sınırlı bir teselli sunmak

“If it's any consolation”, kötü bir durumu biraz daha az acı verici hâle getirebilecek bir bilgiyi sunar. Bu cümlede onun ileride duyacağı suçluluk yalnızca sınırlı bir teselli olarak sunuluyor; suçluluk aslında iyi haber olmadığı için düşüncede kara mizah da var. “If it's any consolation, + yan cümle” kalıbı temkinlidir: “any”, konuşanın bu bilginin karşısındakini gerçekten teselli edeceğini varsaymadığını gösterir. Kötü sonuç değiştirilemiyor ama bir gerçek onu biraz hafifletebiliyorsa kullanılır.

Alıştırma

“Bu belki biraz teselli verebilir” anlamındaki temkinli sabit ifadeyle cümleyi tamamla: “____, the other team found it difficult too.”

Cevabı göster

If it's any consolation

Kalıp ifadeler

feel guilty for doing something: suçluluğun nedenini belirtmek

“feel guilty for + isim veya -ing biçimi” kalıbı, bir kişinin suçluluk duymasının nedenini belirtir. Burada“for feeling relieved”, onun kendi rahatlama duygusunu olumsuz değerlendirdiği anlamına gelir. “she'll feel” içinde“feel”, “will”den sonraki ana fiildir. “for feeling” içinde“for” bir edattır; bu nedenle“feeling”, isim gibi çalışan bir -ing biçimi, yani gerund'dur.

Alıştırma

“feel guilty for + -ing” kalıbının geçmiş biçimini ve share fiilini kullanarak cümleyi tamamla: “Yesterday, Mina ____ the secret with someone who should not have known it.”

Cevabı göster

felt guilty for sharing

"Oh.

2:09

"Oh.

So what happens now?

2:10

Peki şimdi ne olacak?

Do I go to heaven or hell or something?" Kültür

2:13

Cennete veya cehenneme falan mı gideceğim?"

Kültür

Ölümden sonraki iki sonuç olarak “heaven or hell”

Bu soruda “heaven or hell”, ölümden sonraki iki tanıdık sonucu sunar: heaven kutsanma yeri veya durumu, hell ise cezalandırılma yeri veya durumudur. Bu basitleştirilmiş ikili çerçeve, özellikle Hristiyanlıktan etkilenmiş İngilizce konuşulan kültürlerde yaygındır. Konuşan kişi ölümden sonra ne olacağını tahmin etmeye çalışır. “Or” iki olasılığı bir seçim gibi sunarken “or something” kişinin emin olmadığını ve başka bir cevaba da yer bıraktığını gösterir.

Alıştırma

“Do I go to heaven or hell or something?” cümlesinde “heaven or hell” neyi ortaya koyar?

  1. Aynı dinî bayramın iki adı
  2. Konuşan kişinin hayattayken ziyaret etmeyi planladığı iki yer
  3. Ölümden sonraki iki karşıt sonuç
Cevabı göster

Ölümden sonraki iki karşıt sonuç

"Neither.

2:16

"İkisine de değil.

You'll be reincarnated."

2:18

Yeniden doğacaksın."

"Ah.

2:20

"Ah.

So the Hindus were right." Kültür

2:22

Yani Hindular haklıymış."

Kültür

Geniş bir grup iddiası olarak “the Hindus were right”

Burada “the Hindus were right”, konuşan kişinin önceki reenkarnasyon iddiasını Hindu gelenekleriyle ilişkili bir inancın doğru olduğuna kanıt sayması anlamına gelir. Reenkarnasyon, ölümden sonra bir varlığın başka bir yaşamda yeniden doğması düşüncesidir ve birçok Hindu geleneğinde önemlidir. “The Hindus”, Hinduları geniş biçimde bir grup olarak gösterir; “were right” ise “doğru fikre sahipti” anlamına gelir. Bu cümle, kurgusal bir karakterin hızlı genellemesidir; her Hindu geleneğinin tam olarak aynı şeyi öğrettiğini belirten kesin bir ifade değildir. İngilizcede “the + çoğul grup adı”, özellikle grupları karşılaştırırken insanları topluca sunabilir. Bu yapı karşılaştırmayı hızlıca düzenler, ancak grup içindeki farklılıkları da gizleyebilir.

Alıştırma

Bütün Hinduların aynı görüşte olduğunu ileri sürmeden kültürel bağlantıyı en doğru biçimde yeniden ifade eden cümle hangisidir?

  1. Birçok Hindu geleneğinde reenkarnasyonla ilgili inançlar vardır.
  2. “Hindus”, dinin kendisinin İngilizce adıdır.
  3. Her Hindu reenkarnasyon konusunda tamamen aynı inanca sahiptir.
Cevabı göster

Birçok Hindu geleneğinde reenkarnasyonla ilgili inançlar vardır.

"All religions are right in their own way."

2:25

"Tüm dinler kendi çaplarında haklıdır."

Walk with me.

2:28

Benimle yürü.

You followed along as we strolled through the void.

2:31

Biz boşlukta gezinirken sen de beni takip ettin.

"Where are we going?"

2:35

"Nereye gidiyoruz?"

"Nowhere in particular.

2:37

"Belirli bir yere değil.

It's just nice to walk while we talk."

2:38

Sadece konuşurken yürümek güzel."

"So,

2:42

"Öyleyse,

what's the point then?

2:43

bütün bunların anlamı ne?

When I get reborn,

2:45

Yeniden doğduğumda,

I'll just be a blank slate, right? Deyimler

2:46

sadece temiz bir sayfa olacağım, değil mi?

Deyimler

a blank slate: önceki bilgi veya deneyimin olmadığı durum

Bu cümlede a blank slate, depolanmış bilgisi, anısı veya deneyimi olmayan bir zihin için kullanılan bir benzetmedir. Konuşan kişi, yeniden doğmanın öğrendiği her şeyi sileceğinden endişe ediyor. Daha genel olarak henüz hiçbir şey öğrenilmemiş, kararlaştırılmamış veya belirlenmemiş bir kişi, durum ya da başlangıç noktası a blank slate olarak adlandırılabilir. Bu ifade önceki içeriğin olmadığını anlatır; doğuştan gelen yeteneklerin de olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“Depolanmış bilgisi olmayan bir zihin” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the memory wipe, he woke up as ____.

Cevabı göster

a blank slate

A baby.

2:49

Bir bebek.

So,

2:51

Yani,

all my experiences and everything,

2:52

tüm deneyimlerim ve her şey,

everything I did in this life,

2:54

bu hayatta yaptığım her şey,

won't matter."

2:56

hiçbir işe yaramayacak."

"Not so.

2:57

"Öyle değil.

You have within you all the knowledge and experiences Dilbilgisi

2:59

Geçmiş yaşamlarındaki tüm bilgi ve deneyimlere

of all your past lives.

3:02

kendi içinde sahipsin.

Dilbilgisi

have within you + isim öbeği: nesne daha sonra gelir

have within you + isim öbeği yapısında, you sözcüğünden sonra gelen isim öbeği have fiilinin doğrudan nesnesidir. Bu cümlede all the knowledge and experiences of all your past lives sahip olunan şeyi adlandırır; within you ise bu bilginin nerede bulunduğunu gösterir. İngilizcede nesne daha sık olarak have fiilinin hemen arkasına gelir: You have all that knowledge within you. within you ifadesini uzun bir nesnenin önüne getirmek cümleye daha ciddi ve edebî bir ritim verir, uzun ve önemli bilgiyi de sona bırakır.

Alıştırma

Daha ciddi olan have within you + isim öbeği sırasını kullanarak cümleyi tamamlayın: You ____ the courage to begin again.

Cevabı göster

have within you

You just don't remember them right now."

3:05

Sadece şu an onları hatırlamıyorsun."

I stopped walking and took you by the shoulders.

3:08

Yürümeyi bıraktım ve seni omuzlarından tuttum.

"Your soul is more magnificent,

3:11

"Senin ruhun hayal edebileceğinden

beautiful,

3:14

çok daha görkemli, güzel

and gigantic than you can possibly imagine. Dilbilgisi

3:14

ve devasadır.

Dilbilgisi

"than you can possibly imagine.": karşılaştırma sınırını hayal gücünün ötesine taşımak

than you can possibly imagine ifadesi karşılaştırma yapısını tamamlar. Karşılaştırma ölçüsünü dinleyicinin hayal edebileceği en uç noktaya taşır; böylece ruhun bu sınırı aştığı vurgulanır. Buradaki possibly, can imagine ifadesini güçlendirir: kişi ne kadar çabalasa da ruhun bütün büyüklüğünü hayal edemez. Ruhun görkemli olmasının yalnızca bir ihtimal olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

"than you can possibly imagine" bu cümlede ne işe yarıyor: "Your soul is more magnificent, beautiful, and gigantic than you can possibly imagine."?

  1. Ruhun muhteşem olabileceğini, ancak bunun doğru olup olmadığını bilemeyeceğimizi söyler.
  2. Dinleyicinin ruhu yalnızca kısa bir süre hayal etmesi gerektiğini söyler.
  3. Ruhu başka birinin hayal gücüyle fiziksel nesnelermiş gibi karşılaştırır.
  4. Ruhun, dinleyicinin hayal edebileceği en geniş sınırı aştığını söyler.
Cevabı göster

Ruhun, dinleyicinin hayal edebileceği en geniş sınırı aştığını söyler.

A human mind can only contain a tiny fraction of what you are.

3:18

Bir insan zihni, senin ne olduğunun sadece çok küçük bir kısmını alabilir.

It's like sticking your finger in a glass of water to see if it's hot or cold. Anlatım akışı

3:23

Bu, suyun sıcak mı soğuk mu olduğunu anlamak için parmağını bardağa daldırmak gibidir.

Anlatım akışı

It's like sticking your finger in a glass of water: bir eylemi benzetme olarak kullanmak

than you can possibly imagine ifadesi karşılaştırma yapısını tamamlar. Karşılaştırma ölçüsünü dinleyicinin hayal edebileceği en uç noktaya taşır; böylece ruhun bu sınırı aştığı vurgulanır. Buradaki possibly, can imagine ifadesini güçlendirir: kişi ne kadar çabalasa da ruhun bütün büyüklüğünü hayal edemez. Ruhun görkemli olmasının yalnızca bir ihtimal olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle benzetme yapmak için It's like + fiil-ing yapısını doğru kullanıyor?

  1. It's like carrying a heavy backpack uphill.
  2. It's like to carry a heavy backpack uphill.
  3. It's like carry a heavy backpack uphill.
  4. It's like carried a heavy backpack uphill.
Cevabı göster

It's like carrying a heavy backpack uphill.

You put a tiny part of yourself into the vessel,

3:28

Kendinin küçücük bir parçasını o kaba koyarsın,

and when you bring it back out,

3:31

ve geri çıkardığında,

you've gained all the experiences it had.

3:33

onun sahip olduğu tüm deneyimleri kazanmış olursun.

You've been in a human for the last 48 years,

3:36

Son 48 yıldır bir insanın içindeydin,

so you haven't stretched out yet

3:39

bu yüzden henüz esnemedin

and felt the rest of your immense consciousness.

3:41

ve devasa bilincinin geri kalanını hissetmedin.

If we hung out here for long enough, Notlar

3:45

Eğer burada yeterince uzun süre takılırsak,

you'd start remembering everything.

3:47

her şeyi hatırlamaya başlarsın.

Dilbilgisi

If we hung out ... you'd start ...: ikinci koşul

Bu cümlede If we hung out ... kısmında hung geçmiş zaman biçimi kullanılır; you'd start ... ise you would start ... demektir. Bu iki bölüm ikinci koşul yapısını oluşturur: if + geçmiş zaman, would + fiilin yalın hâli. Konuşan kişi, gerçekten gerçekleşmesini beklemediği şimdiki veya gelecekteki bir durumu ve onun olası sonucunu hayal eder. Buradaki hung, etkinliğin geçmişte olduğunu göstermez; koşulun varsayımsal olduğunu belirtir. for long enough, sonuç başlamadan önce gereken süreyi ifade eder.

Alıştırma

İkinci koşul cümlesini tamamlayın. İlk boşlukta live fiilinin geçmiş biçimini, ikinci boşlukta would + walk kullanın: If I ____ closer, I ____ to school every day.

Cevabı göster

lived · would walk

Öbek fiiller

hung out: birlikte rahat zaman geçirmek

Burada hung out, hang out fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bir yerde veya biriyle plansız ve rahat biçimde zaman geçirmek anlamına gelir. Herhangi bir şeyin asılı olduğu anlamına gelmez. hang out bir öbek fiildir: hang, hung biçimine dönüşür; out ise değişmez. Bu koşul cümlesinde hung, varsayımsal yapının gerektirdiği geçmiş zaman biçimidir ve etkinliğin gerçekten gerçekleştiğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Birlikte rahat zaman geçirmek anlamındaki günlük öbek fiille cümleyi tamamlayın: We usually ____ at the park after school.

Cevabı göster

hang out

But there's no point to doing that between each life."

3:49

Ama bunu her yaşamın arasında yapmanın bir anlamı yok."

"How many times have I been reincarnated then?" Dilbilgisi

3:54

"O zaman kaç kez yeniden doğdum?"

Dilbilgisi

“How many times have I been reincarnated then?”: şimdiye kadar kaç kez reenkarne olduğunu sorma

How many times bir olayın gerçekleştiği kesin sayıyı sorar. Have I been reincarnated yapısı have + I + been + reincarnated past participle biçiminde present perfect passive yapıdır. Konuşan kişi, bunun şimdiye kadar kaç kez başına geldiğini sorar; eylemi kimin yaptığını sormaz. Cümlenin sonundaki then, az önce edinilen bilgiye dayanan konuşma dilinde bir takip sorusudur ve “o hâlde” ya da “peki” anlamı verir. Soruyu önceki bilgiye bağlayarak açıklama istemeyi doğal hâle getirir.

Alıştırma

Hangi soru bir deneyimin şimdiye kadar kaç kez gerçekleştiğini kesin olarak sorar ve passive voice kullanır?

  1. How many times was I reincarnated?
  2. How often have I been reincarnated then?
  3. How many times have I been reincarnated then?
Cevabı göster

How many times have I been reincarnated then?

"Oh,

3:57

"Oh,

lots.

3:58

çok.

Lots and lots.

3:58

Çok ama çok kez.

And into lots of different lives.

4:00

Ve bir sürü farklı hayata.

This time around, Kalıp ifadeler

4:02

Bu sefer,

you'll be a Chinese peasant girl in 540 AD." Kültür

4:04

MS 540 yılında Çinli bir köylü kızı olacaksın."

Kalıp ifadeler

This time around: tekrarlanan sürecin mevcut turu

This time around, tekrarlanan bir süreç veya döngüdeki mevcut tur anlamına gelir. Mevcut durumu, önceki ya da sonraki turlar arasındaki bir tur olarak sunar; bu yüzden dinleyici onu doğal olarak diğer turlarla karşılaştırır. Buradaki around bir deyimin parçasıdır ve fiziksel bir konumun “çevresini” anlatmaz. Cümlede konuşan kişi mevcut yaşamdaki kimliği tanıtıyor ve bunu kişinin diğer yaşamlarıyla karşılaştırıyor.

Alıştırma

Tekrarlanan bir sürecin mevcut turunu en iyi hangi ifade belirtir?

  1. Next time around
  2. This time around
  3. Around this time
Cevabı göster

This time around

Kültür

in 540 AD: tarihî bir yılı belirtmek

AD, geleneksel olarak İsa’nın doğumuna atfedilen yılla ilişkilendirilen dönemi gösteren geleneksel bir takvim işaretidir. Latince Anno Domini ifadesinden gelir. Burada 540 AD, takvimde MS 540 yılını belirtir; “540 yıl önce” veya 540 yıllık bir süre anlamına gelmez. in edatı yılı tanıtır: in 540 AD. Modern metinlerde 540 CE de kullanılabilir; CE aynı yılı daha tarafsız bir adlandırmayla gösterir.

Alıştırma

in + yıl + AD kalıbını ve 80 yılını kullanarak tamamlayın: A Roman fort was built ____.

Cevabı göster

in 80 AD

"Wait.

4:09

"Bekle.

What?

4:10

Ne?

You're sending me back in time?"

4:11

Beni zamanda geriye mi gönderiyorsun?"

"Well,

4:14

"Şey,

I guess technically, Ton ve niyet

4:14

sanırım teknik olarak öyle,

time as you know it only exists in your universe. Kalıp ifadeler

4:16

bildiğin anlamıyla zaman sadece senin evreninde var.

Ton ve niyet

I guess technically: kesin bir düzeltmeyi yumuşatmak

Bu cümlede I guess, konuşanın kesinlik derecesini düşürür ve ifadeyi daha az sert hale getirir. Gerçek anlamda tahmin yürütmekten çok “sanırım” veya “bunu en iyi böyle ifade edebilirim” anlamına gelebilir. Technically, iddiayı katı bir tanıma göre doğru olanla sınırlar. I guess technically birlikte kullanıldığında nazik bir düzeltme hazırlar: konuşan şüpheye yer bırakırken kesin kuralın iddiayı desteklediğini söyler. Burada technically, “teknoloji kullanarak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Konuşan “I guess technically, the ticket is no longer valid” diyerek ne anlatır?

  1. Biraz belirsizlik gösterirken katı kuralın iddiayı desteklediğini söylemek
  2. Herhangi bir düzeltme yapmayı tamamen reddetmek
  3. Soruna teknik bir cihazın yol açtığından emin olmak
Cevabı göster

Biraz belirsizlik gösterirken katı kuralın iddiayı desteklediğini söylemek

Kalıp ifadeler

time as you know it: X’in bildiğin hâli

time as you know it ifadesinde as you know it, “senin bildiğin, sana tanıdık gelen hâliyle” demektir. time sözcüğünü dinleyicinin alışık olduğu insani zaman anlayışıyla sınırlar; buradaki as, “çünkü” anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen X as you know it kalıbı, X’i bilinen mevcut hâliyle sunar. Ardından bu hâlin başka bir yerde farklı olduğu ya da tamamen değişebileceği söylenebilir.

Alıştırma

“Ulaşımın bildiğin mevcut hâli” anlamındaki hedef kalıpla cümleyi tamamla: After the city bans all private cars, transportation ____ will change forever.

Cevabı göster

as you know it

Things are different where I come from."

4:20

Benim geldiğim yerde işler farklı yürüyor."

"Where where you come from?"

4:23

"Geldiğin yer de neresi?"

"Oh,

4:26

"Oh,

sure.

4:26

elbette.

I come from somewhere else.

4:27

Ben başka bir yerden geliyorum.

And there are others like me.

4:30

Ve benim gibi başkaları da var.

I know you'll want to know what it's like there, Dilbilgisi

4:32

Oranın nasıl bir yer olduğunu bilmek isteyeceğini biliyorum,

Dilbilgisi

what it's like there: dolaylı soruda sözcük sırası

What it's like there, “o yerin genel olarak nasıl olduğu veya oradaki deneyimin nasıl olduğu” anlamına gelen bir dolaylı soru yapısıdır. Yerin nasıl hissettirdiğini ya da genel özelliklerini sorar; yalnızca orada hangi şeylerin bulunduğunu sormaz. Soru know sözcüğünden sonra daha büyük bir cümlenin içine yerleştirildiği için düz cümle sırasını kullanır: what + it + is + like. it's, it is ifadesinin kısaltmasıdır. Doğrudan soru ise What is it like there? olur.

Alıştırma

Mia daha önce Nairobi’ye gitmedi. Daha büyük bir cümlenin içinde o yer hakkında doğru şekilde soru soran tamamlama hangisidir? “She wants to know ____.”

  1. what is it like there
  2. what it's like there
  3. what it's there like
Cevabı göster

what it's like there

but honestly, Ton ve niyet

4:34

ama dürüst olmak gerekirse,

you wouldn't understand."

4:35

anlayamazdın."

Ton ve niyet

but honestly, you wouldn't understand: açık sözlülük ve mesafe

Burada honestly bir söylem belirleyicisidir: ardından gelen sözü, daha fazla açıklama yapmamanın açık sözlü bir gerekçesi gibi sunar. Ancak bu, reddedişi kendiliğinden nazik yapmaz. you wouldn't understand ifadesindeki would, konuşanın varsayımsal bir açıklama girişimi hakkındaki yargısını anlatır: açıklasam bile karşımdaki kişi anlayamazdı. Geçmiş zamanı anlatmaz. Cümle bir mesafe yaratıp konuyu kapatır; konuşan, dinleyenin neyi anlayabileceğine onun yerine karar verdiği için küçümseyici gelebilir.

Alıştırma

Konuşan but honestly, you wouldn't understand sözüyle esas olarak ne anlatıyor?

  1. Dinleyenin anlayamayacağını açıkça öngörürken konuyu da kapatmak
  2. Geçmişte yaşanmış bir anlayamama durumunu anlatmak
  3. Daha sonra açıklama yapacağına nazikçe söz vermek
Cevabı göster

Dinleyenin anlayamayacağını açıkça öngörürken konuyu da kapatmak

"Oh,"

4:38

"Oh,"

you said,

4:39

dedin,

a little let down. Öbek fiiller

4:39

biraz hayal kırıklığıyla.

Öbek fiiller

a little let down: hayal kırıklığı içindeki bir durum

a little let down ifadesinde let down, bir şey beklentiyi karşılamadığı için hayal kırıklığına uğramış anlamına gelen geçmiş ortaç biçiminde bir sıfattır. İfade, konuştuğun sıradaki durumunu ek olarak açıklar; birinin seni fiziksel olarak aşağı indirdiği anlamına gelmez. A little anlamın şiddetini azaltır: kişi çok üzgün değil, biraz hayal kırıklığına uğramıştır. Aynı durum be veya feel sonrasında da anlatılabilir: I was let down ya da I felt let down.

Alıştırma

Cümleyi, let içeren ve hayal kırıklığına uğramış anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Nina expected good news, so she felt a little ____ when the email said no.

Cevabı göster

let down

"But wait.

4:41

"Ama bekle.

If I get reincarnated to other places in time, Dilbilgisi

4:43

Eğer zamanın başka yerlerinde yeniden doğarsam,

I could have interacted with myself at some point."

4:46

bir noktada kendimle etkileşime girmiş olabilirim."

Dilbilgisi

If I get reincarnated ... I could have interacted: gelecek koşulu ve önceki olasılık

If I get reincarnated to other places in time if yan cümlesi, gelecekteki bir reenkarnasyonu gerçek dışı bir geçmiş koşulu olarak değil, hâlâ açık bir olasılık olarak sunar. Ana cümlede could have + geçmiş zaman ortacı interacted kullanılarak konuşanın şu anki bakış açısından tamamlanmış olabilecek bir karşılaşmaya dönüp bakılır. Bu alışılmadık zaman birleşimi, hikâyenin doğrusal olmayan bir zaman çizgisine sahip olması sayesinde anlamlıdır. Gelecekteki bir reenkarnasyon daha eski bir tarihsel döneme ulaşabilir; bu yüzden konuşan, kendisinin başka bir hâliyle zaten karşılaşmış olabilir.

Alıştırma

Hikâyenin doğrusal olmayan zaman çizgisinde bu cümle ne anlama geliyor?

  1. Konuşan, kendisinin başka bir hâliyle yalnızca şu andan sonra karşılaşmayı planlamaktadır.
  2. Konuşan, geçmişteki bir reenkarnasyonun karşılaşmaya neden olduğundan emindir.
  3. Gelecekteki bir reenkarnasyon konuşanı daha eski bir döneme götürebilir; dolayısıyla kendisinin başka bir hâliyle karşılaşması zaten gerçekleşmiş olabilir.
Cevabı göster

Gelecekteki bir reenkarnasyon konuşanı daha eski bir döneme götürebilir; dolayısıyla kendisinin başka bir hâliyle karşılaşması zaten gerçekleşmiş olabilir.

"Sure.

4:51

"Elbette.

Happens all the time. Dilbilgisi

4:51

Sürekli oluyor.

Dilbilgisi

Happens all the time: anlaşılan It öznesinin atılması

Bu kısa konuşma yanıtında Happens all the time, It happens all the time anlamına gelir. Atlanan It öznesi, az önce konuşulan olayı belirtir. Anlaşılan özne üçüncü tekil şahıs olduğu için happens fiili -s ekini korur. Burada all the time, “çok sık” anlamındadır. Sıklığı vurgulayan bir ifadedir; genellikle bir şeyin her saniye gerçekleştiği yönünde kelimesi kelimesine bir iddia değildir.

Alıştırma

Olay zaten belliyken gündelik konuşmada hangi yanıt doğaldır?

  1. Happen all the time.
  2. Happens all the time.
  3. Is happen all the time.
Cevabı göster

Happens all the time.

And with both lives only aware of their own lifespans, Dilbilgisi

4:53

Ve her iki hayat da sadece kendi ömrünün farkında olduğundan,

you don't even know it's happening."

4:57

bunun olduğunu bile bilmiyorsun."

Dilbilgisi

Arka plan için with + isim öbeği + sıfat

Bu ifade with + isim öbeği + sıfat tümleci yapısını izler. İsim öbeği both lives'tır ve aware of their own lifespans bu iki yaşamı betimler; their, kişi gibi sunulan iki yaşama geri gönderme yapar. Only, farkındalıklarını kendi ömürleriyle sınırlar. With ile başlayan ifadenin tamamı ana cümleye bir arka plan durumu sağlar. Böylece kendi fiili olan başka bir tam cümlecik yazmadan bir koşul ya da eş zamanlı durum eklenebilir.

Alıştırma

both doors / closed ögelerinden tam olarak with + isim öbeği + sıfat yapısını kurarak cümleyi tamamlayın: ____, the room stayed quiet.

Cevabı göster

With both doors closed

"So,

5:00

"Öyleyse,

what's the point of it all?" Kalıp ifadeler

5:01

bütün bunların amacı ne?"

Kalıp ifadeler

Nihai amacı sormak için What's the point of it all?

Burada point; puan, sivri uç ya da ana fikir değil, amaç, değer veya nihai anlam demektir. What's the point of it all? bütün deneyimin ya da sistemin neden önemli olduğunu sorar. Of it all, hemen önce konuşulan her şeye geri gönderme yapar. Soru gerçekten düşünceli bir sorgulama olabilir; ancak çoğu zaman kuşku, hayal kırıklığı ya da her şeyin anlamsız olabileceği hissini de taşır.

Alıştırma

Bütün bir deneyimin amacını veya anlamını sormak için kalıplaşmış soruyu what's kısaltmasıyla tamamlayın: ____?

Cevabı göster

What's the point of it all

I looked you in the eye. Kalıp ifadeler

5:03

Gözlerinin içine baktım.

Kalıp ifadeler

looked you in the eye: birinin gözlerinin içine bakmak

Looked you in the eye, look someone in the eye kalıbının geçmiş zaman biçimidir. Bu sabit yapıda kişiyi gösteren nesne doğrudan look fiilinden sonra gelir; in the eye ise bakışın yöneldiği yeri belirtir. Bu ifade biriyle doğrudan göz teması kurmak anlamına gelir. Duruma göre ciddiyet, samimiyet, özgüven veya baskı ifade edebilir. Burada bilinçli göz teması sözü daha ağır ve ciddi kılar; ancak göz teması tek başına dürüstlüğü kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi look someone in the eye kalıbının geçmiş zamanıyla ve Leo adıyla tamamlayın. Before making the promise, Maya ____.

Cevabı göster

looked Leo in the eye

"The meaning of life,

5:05

"Hayatın anlamı,

the reason I made this whole universe, Dilbilgisi

5:06

tüm bu evreni yaratmamın sebebi,

is for you to mature."

5:09

senin olgunlaşman içindir."

Dilbilgisi

the reason ... is for you to mature: amaç bildiren yapı

the reason I made this whole universe ifadesinde I made this whole universe yan cümlesi reason sözcüğünü niteler; that ilgi belirteci eklenebilir, ancak burada kullanılmamıştır. is fiilinin öznesi yakındaki universe adı değil, the reason I made this whole universe ad öbeğinin tamamıdır. is sonrasındaki for you to mature bir for-mastar yan cümlesidir. You, mature fiilinin anlamca öznesidir ve bu yan cümle amaçlanan hedefi belirtir. Cümlenin başındaki The meaning of life ile the reason I made this whole universe eş görevli açıklayıcı öbeklerdir; ikinci ad öbeği aynı fikri yeniden adlandırır.

Alıştırma

Bu cümleye en uygun çözümlemeyi seçin: The reason I opened the window is for the room to cool down.

  1. Özne “the room” ifadesidir; “to cool down” geçmişteki bir nedeni belirtir.
  2. Özne “the window” ifadesidir; “for the room” pencerenin nerede açıldığını söyler.
  3. Tam özne “The reason I opened the window” ifadesidir; “for the room to cool down” amaçlanan hedefi belirtir.
Cevabı göster

Tam özne “The reason I opened the window” ifadesidir; “for the room to cool down” amaçlanan hedefi belirtir.

"You mean mankind? Ton ve niyet

5:12

"İnsanlığı mı kastediyorsun?

You want us to mature?"

5:13

Bizim olgunlaşmamızı mı istiyorsun?"

Ton ve niyet

Belirli bir yorumu doğrulamak için “You mean mankind?”

“You mean mankind?” diğer kişinin söylediği şeye ilişkin belirli bir yorum sunar ve ondan bu yorumu doğrulamasını ya da düzeltmesini ister. Burada mean, “söylemek istemek, kastetmek” anlamındadır; konuşan kişi you ile tüm insanlığın kastedilip kastedilmediğini kontrol eder. Olası bir yorumunuz varsa You mean + isim veya fikir? kalıbını kullanabilirsiniz. Genel bir What? sorusunun aksine, ne duyduğunuzu ya da ne anladığınızı düşündüğünüzü açıkça gösterir.

Alıştırma

Bir iş arkadaşı “The deadline has moved forward.” diyor. Cuma gününü kastettiğini en iyi hangi cevap kontrol eder?

  1. What?
  2. Is the report difficult?
  3. You mean the report is due on Friday?
Cevabı göster

You mean the report is due on Friday?

"No,

5:17

"Hayır,

just you.

5:17

sadece sen.

I made this whole universe for you.

5:18

Tüm bu evreni senin için yarattım.

With each new life,

5:21

Her yeni hayatta,

you grow and mature and become a larger and greater intellect." Anlatım akışı

5:22

büyüyor, olgunlaşıyor ve daha geniş, daha yüce bir zekaya dönüşüyorsun."

Anlatım akışı

grow and mature and become: tekrarlanan and ile birikimli ritim

Tekrarlanan and, grow, mature ve become olmak üzere üç aşamayı birbirine bağlarken her aşamaya ayrı bir ritim verir. Cümle, kısa bir liste sunmak yerine gelişimi birikimli hissettirir: bir değişim diğerine yol açar. Bu tür tekrarlı bağlama genellikle çok bağlaçlılık (polysyndeton) olarak adlandırılır. Okurken fiilleri birbiriyle ilgisiz eylemler veya yanlışlıkla yapılmış tekrarlar olarak değil, adım adım gelişen bir süreç olarak duymak önemlidir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir sürecin adım adım gelişmeye devam ettiği hissini vermek için and tekrarını en iyi şekilde kullanır?

  1. The idea grew and spread and changed the whole project.
  2. The idea changed the whole project after it spread.
  3. The idea grew, spread, and changed the whole project.
Cevabı göster

The idea grew and spread and changed the whole project.

"Just me?

5:28

"Sadece ben mi?

What about everyone else?"

5:29

Peki ya diğerleri?"

"There is no one else.

5:32

"Başka hiç kimse yok.

In this universe,

5:33

Bu evrende,

there's just you and me."

5:35

sadece sen ve ben varız."

You stared blankly at me.

5:38

Bana boş boş baktın.

"But all the people on Earth?"

5:40

"Ama dünyadaki onca insan?"

"All you.

5:42

"Hepsi sensin.

Different incarnations of you."

5:43

Senin farklı bedenlenmiş hallerin."

"Wait.

5:46

"Bekle.

I'm everyone?"

5:47

Ben herkes miyim?"

"Now you're getting it." Ton ve niyet

5:50

"Şimdi anlıyorsun."

Ton ve niyet

“Now you're getting it.”: gelişmekte olan anlayış

Burada get, “almak” ya da “elde etmek” değil, “anlamak” anlamındadır. Konuşan kişi, ana fikrin karşısındaki kişi için anlam kazanmaya başladığını söylüyor. Şimdiki zaman yapısı are getting, anlamayı şu anda ilerleyen bir süreç olarak gösterir. now ile birlikte cümle karşıdaki kişiyi cesaretlendirir: Henüz tamamen anlamamış olsa da doğru yönde ilerlemektedir.

Alıştırma

Bir kişi zor bir fikri anlamaya başlamış, ancak henüz tamamen kavramamıştır. Hangi yanıt bu ilerlemeyi cesaretlendirici biçimde doğrular?

  1. Now you're getting it.
  2. You're still missing the point.
  3. Now you've got it.
Cevabı göster

Now you're getting it.

"I'm every human being who ever lived." Dilbilgisi

5:52

"Ben gelmiş geçmiş tüm insanlar mıyım?"

"Or who will ever live."

5:56

"Veya yaşayacak olan herkes."

Dilbilgisi

every human being who ever lived ... who will ever live: geçmişten geleceğe uzanan kapsam

every human being isim öbeğini who ever lived ilgi cümleciği izler. Burada ever zaman aralığını genişletir ve “geçmişte herhangi bir zamanda” anlamına gelir. Böylece bu öbek geçmiş tarihte yaşamış her insanı kapsar. Or who will ever live, gelecekte herhangi bir zamanda yaşayacak bütün insanları ekler. Tekrarlanan every human being sözcükleri çıkarılmıştır; dinleyen kişi bunları ilk cümleden tamamlayarak “Or every human being who will ever live.” anlamını kurar. Ever yalnızca geçmişle sınırlı değildir; zamanı lived veya will live belirler, ever ise bu zaman aralığını olabilecek en geniş hâle getirir.

Alıştırma

Gelecekte burada çalışacak bütün bilim insanlarını kapsaması ve tekrarlanan every scientist sözcüklerini çıkarması için devam cümlesini who, will ve ever ile tamamlayın: “The prize honors every scientist who ever worked here. Or ____.”

Cevabı göster

who will ever work here

"Yes."

5:58

"Evet."

"I'm Abraham Lincoln?" Kültür

5:59

"Ben Abraham Lincoln müyüm?"

"And you're John Wilkes Booth, too."

6:02

"Ve sen John Wilkes Booth'sun da."

Kültür

“Ben Abraham Lincoln mıyım?” ... “sen de John Wilkes Booth'sun”

Abraham Lincoln, 1865'te vurulduktan sonra ölen ABD başkanıydı; John Wilkes Booth ise onu vuran kişiydi. Bu nedenle iki kişinin adını birlikte söylemek, tarihteki bir kurbanı katiliyle yan yana getirir. Hikâyedeki kurgusal reenkarnasyon fikrinde konuşmacı, tarihteki Lincoln ile Booth'un kelimenin gerçek anlamıyla aynı kişi olduğunu iddia etmez. Bu eşleştirme, aynı daha geniş benliğin hem zarar gören kişi hem de zarara neden olan kişi olarak yaşayabileceği düşüncesini gösterir.

Alıştırma

Bu eşleştirmeyi hikâyede anlamlı kılan tarihsel ilişki nedir?

  1. John Wilkes Booth, Abraham Lincoln'e suikast düzenledi.
  2. John Wilkes Booth, Abraham Lincoln'ün hayalî sahne adıydı.
  3. Abraham Lincoln ile John Wilkes Booth birlikte başkanlık yaptı.
Cevabı göster

John Wilkes Booth, Abraham Lincoln'e suikast düzenledi.

"I'm Hitler."

6:04

"Ben Hitler'im."

You said,

6:06

Dedin,

appalled.

6:07

dehşete düşerek.

"And you're the millions he killed."

6:08

"Ve sen onun öldürdüğü milyonlarca insansın."

"I'm Jesus."

6:11

"Ben İsa'yım."

"And you're everyone who followed him."

6:13

"Ve sen onu takip eden herkessin."

You fell silent.

6:15

Sessizliğe gömüldün.

"Every time you victimized someone, Anlatım akışı

6:18

"Birini her mağdur ettiğinde,

you were victimizing yourself.

6:20

kendini mağdur ediyordun.

Every act of kindness you've done,

6:22

Yaptığın her iyiliği,

you've done to yourself.

6:25

kendine yaptın.

Every happy and sad moment ever experienced by any human

6:27

Herhangi bir insanın yaşadığı veya yaşayacağı her mutlu ve üzücü an

was or will be experienced by you." Dilbilgisi

6:31

senin tarafından yaşandı veya yaşanacak."

Anlatım akışı

Her seferinde ... Her eylem ... Her mutlu ve hüzünlü an

Üç cümlenin başında Every sözcüğünün yinelenmesi anaforadır: aynı başlangıç kalıbı, bunları birbiriyle ilgisiz üç gerçek olarak bırakmak yerine düzenli tek bir sav hâline getirir. Dizinin kapsamı adım adım genişler: birine zarar vermekten iyilik yapmaya, oradan da zaman boyunca yaşanan tüm insan duygularına ulaşır. Bu paralel gelişim sonuca ritim ve vurgu kazandırırken bütün eylem ve deneyimlerin en sonunda aynı benliğin başına geldiğine dair hikâyenin savını sunar.

Alıştırma

Bu parçada yinelenen Every... yapısının temel işlevi nedir?

  1. Fikirleri birbirine bağlar ve savı belirli eylemlerden tüm insan deneyimine doğru genişletir.
  2. Konuşmacının üç dil bilgisi hatasını düzelttiğini gösterir.
  3. Üç olayın tam olarak aynı anda gerçekleştiğini belirtir.
Cevabı göster

Fikirleri birbirine bağlar ve savı belirli eylemlerden tüm insan deneyimine doğru genişletir.

Dilbilgisi

was or will be experienced: geçmiş ve geleceği birleştiren edilgen yapı

Was or will be experienced iki edilgen biçimi birbirine bağlar: was experienced ve will be experienced. İkisi de geçmiş zaman ortacı experienced'ı paylaşır; böylece cümle, Every happy and sad moment ifadesini özne olarak korurken hem geçmişi hem geleceği kapsar. Edilgen yapı anları öne çıkarır, by you ise deneyimleyeni belirtir. Gelecek bölümünde will be zorunludur; will experienced tam bir gelecek zaman edilgen yapısı değildir.

Alıştırma

Cümleyi was or will be ve experience fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: This effect ____ by every visitor.

Cevabı göster

was or will be experienced

You thought for a long time.

6:36

Uzun süre düşündün.

"Why?

6:39

"Neden?

Why do all this?"

6:40

Neden bütün bunları yapıyorsun?"

"Because someday you will become like me. Anlatım akışı

6:42

"Çünkü bir gün sen de benim gibi olacaksın.

Because that's what you are.

6:45

Çünkü sen busun.

Anlatım akışı

Because ... Because ...: iki katmanlı gerekçe

Because ile başlayan her parça önceki Why? sorusunu yanıtlar. İlki gelecekteki bir sonucu verir: someday you will become like me. İkincisi şimdiye dair daha derin bir iddia sunar: that's what you are. Because sözcüğünü tekrarlamak iki gerekçeyi ayırır ve her birine ayrı bir ritim kazandırır. Konuşmada ve dramatik anlatımda, soru eksik ana cümleyi anlaşılır kılıyorsa bir because yan cümlesi tek başına durabilir. Buradaki parçalar yanıtı önce birinci, sonra ikinci gerekçe olarak düzenler; yanlışlıkla eksik bırakılmış değil, bilinçli yapılardır.

Alıştırma

"Why did you leave?" "Because the shop was closing. Because I had promised to call home." diyaloğunda Because tekrarının görevi nedir?

  1. Konuşanın iki cümleyi de nasıl bitireceğini unuttuğunu gösterir.
  2. İkinci gerekçenin birinciyi geçersiz kıldığı anlamına gelir.
  3. İki ayrı gerekçe sunar ve ikinci gerekçeyi ayrıca vurgular.
Cevabı göster

İki ayrı gerekçe sunar ve ikinci gerekçeyi ayrıca vurgular.

You're one of my kind.

6:48

Sen benim türümdensin.

You're my child."

6:50

Sen benim çocuğumsun."

"Wow,"

6:53

"Vay canına,"

you said incredulous. Kelime

6:54

dedin inanamayarak.

Kelime

incredulous: bir kişinin inanamadığını gösteren tepki

Burada incredulous, bir şeyi çok şaşırtıcı olduğu için inanılması zor bulmak anlamına gelir. “Wow” diyen kişiyi anlatır: kişi aynı anda hem şaşırmış hem de şüphe içindedir. incredulous, şaşkınlığa neden olan şeyi değil, “you” sözcüğünü anlatan bir sıfattır. Cümle kabaca, inanmadığını gösteren bir tepkiyle konuştuğun anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi doğru tamamlayan ve Maya'nın inanamadığını gösteren tepkiyi anlatan sözcüğü seçin: “Maya looked _____ when she heard the news.”

  1. incredulous
  2. incredulously
  3. incredible
Cevabı göster

incredulous

"You mean I'm a God?"

6:55

"Yani ben bir Tanrı mıyım?"

"No,

6:59

"Hayır,

not yet.

6:59

henüz değil.

You're a fetus. Deyimler

7:00

Sen bir fetüssün.

You're still growing.

7:01

Hala büyüyorsun.

Deyimler

“You're a fetus”: tamamlanmamış gelişim benzetmesi

Fetus sözcüğü gerçek anlamıyla, doğumdan önce gelişmekte olan bir insanı veya hayvanı ifade eder. Burada ise bir benzetmedir: konuşan kişi, karşısındakinin ruhsal gelişimin henüz erken bir aşamasında olduğunu söyler; onun gerçekten bir rahmin içinde olduğunu söylemez. Yakındaki “not yet” ve “still growing” ifadeleri, yaşamın gelişimine dayanan tek bir imge oluşturur. Kişi henüz tamamlanmış, tanrı benzeri duruma ulaşmamıştır; gelecekteki değişim, büyümek ve sonunda doğmak olarak hayal edilir.

Alıştırma

Bu cümlede “You're a fetus” ne anlama geliyor?

  1. Gelişimini zaten tamamen tamamladın.
  2. Hâlâ gelişiyorsun ve son duruma ulaşmadın.
  3. Kelimenin gerçek anlamıyla bir rahmin içinde büyüyorsun.
Cevabı göster

Hâlâ gelişiyorsun ve son duruma ulaşmadın.

Once you've lived every human life throughout all time, Dilbilgisi

7:03

Tüm zamanlar boyunca her insan hayatını yaşadıktan sonra,

you will have grown enough to be born."

7:07

doğacak kadar büyümüş olacaksın."

Dilbilgisi

Once you've lived ... you will have grown enough to be born yapısındaki tamamlanma zamanı

Once geleceğe dönük bir zaman koşulu getirir. Bu zaman yan cümlesinde İngilizce, will yerine bir present biçimi kullanır; you've lived present perfect yapıdadır ve sonraki sonuçtan önce bütün bu hayatları yaşama sürecinin tamamlanacağını gösterir. Once burada “bu gerçekleştiğinde” demektir, “bir kez” demek değildir. You will have grown future perfect yapıdadır. Büyümenin gelecekteki o noktaya kadar tamamlanmış olacağını gösterir. Enough to be born, o zaman doğmak için gerekli gelişim düzeyine ulaşılmış olacağı anlamına gelir ve doğumdan önce büyüme benzetmesini sürdürür.

Alıştırma

Cümleyi once sonrasında complete fiilinin kısaltılmış present perfect biçimiyle ve learn fiilinin future perfect biçimiyle tamamlayın: ____ every lesson, you ____ enough to take the final challenge.

Cevabı göster

Once you've completed · will have learned

"So,

7:11

"Yani,

the whole universe,

7:11

bütün evren,

it's just an egg?" Deyimler

7:13

sadece bir yumurta mı?"

Deyimler

Evren metaforu olarak it's just an egg

An egg, bütün evreni anlatan bir metafordur. Bir yumurtanın, içindeki yaşamı çatlamadan önce barındırıp geliştirmesi gibi, evren de ruhun yeni bir duruma doğmadan önce birçok insan hayatı boyunca geliştiği yer olarak sunulur. Just, evrenin fiziksel olarak sıradan bir yumurta olduğu anlamına gelmez. Konuşanın bu dev fikri şaşırtıcı özüne indirgemesine yardımcı olur: “Demek evrenin amacı buymuş.”

Alıştırma

Bu bağlamda “the universe is just an egg” ne anlama geliyor?

  1. Evren, bir varlığın yeni bir doğumdan önce geliştiği bir yerdir.
  2. Evren tamamlandığı için değişmeyi bırakmıştır.
  3. Evren, kelimenin gerçek anlamıyla bir hayvanın oluşturduğu küçük bir yumurtadır.
Cevabı göster

Evren, bir varlığın yeni bir doğumdan önce geliştiği bir yerdir.

I answered.

7:16

Cevap verdim.

"Now it's time for you to move on to your next life." Öbek fiiller

7:18

"Şimdi sonraki hayatına geçme zamanın geldi."

Öbek fiiller

move on to your next life: sonraki hayata geçmek

Bu cümlede move on to, bir aşamayı geride bırakıp sonraki aşamaya geçmek anlamına gelir. to sözcüğünden sonra your next life geldiği için başka bir hayat, fiziksel olarak ilerleyerek ulaşılan bir yer değil, sonraki aşama olarak sunulur. Kalıp move on to + isim veya isim öbeğidir. Çoğu zaman iki düşünceyi birlikte taşır: mevcut konu ya da dönem biter ve yenisi başlar.

Alıştırma

Cümleyi move on to ile tamamlayın: We have finished the safety rules. Now let's ____ the first activity.

Cevabı göster

move on to

And I sent you on your way. Deyimler

7:21

Ve seni yoluna uğurladım.

Deyimler

sent you on your way: seni yoluna devam etmen için gönderdim

Send someone on their way, bir kişinin ayrılıp yolculuğuna, görevine veya sonraki adımına devam etmesine izin vermek, bunu söylemek ya da ona yardım etmek anlamına gelir. Burada sent you on your way, kişinin sonraki hayatına gönderilmesini anlatır; bu nedenle deyim, hikâyedeki gerçek olayla da örtüşür. İyelik sözcüğü nesneyle uyumlu olmalıdır: send me on my way, send you on your way ve send them on their way. Geçmiş zamanda send, sent olur.

Alıştırma

Cümleyi send someone on their way ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın ve zamirleri us ile uyumlu hâle getirin: Once the guide had answered our question, she ____.

Cevabı göster

sent us on our way