Onlarca Gizemli Uber Eats Siparişini Kim Gönderdi?: İngilizce çalışma notları
Inside Edition
Video özeti: Los Angeles'taki komşular hiç sipariş etmedikleri düzinelerce Uber Eats teslimatı alıyor. Şaşkınlık suç amaçlı gözetleme kaygısına dönüşüyor; şirket geçici bir durma bildiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “as many as” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: her olay o sayıya ulaşıyor demeden çok yüksek bir miktarı vurgulayın. 2. “you name it.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: örneklerden sonra listeyi, akla gelebilecek hemen her şey anlamıyla doğal biçimde kapatın. 3. “case the joint” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: hırsızlıktan önce bir yeri gizlice inceleyen gündelik suç ifadesini anlayın; case ve joint sözcüklerini gerçek anlamıyla okumayın ve argo olduğunu bilin.
Bu derste
Residents in this neighborhood have been getting as many as 40 Uber Eats deliveries a day, Dilbilgisi
0:01Bu mahallede yaşayanlar günde 40'a varan Uber Eats teslimatı alıyor,
as many as ile şaşırtıcı derecede yüksek bir sayıyı vurgulamak
Bu cümlede as many as, 40 sayısını şaşırtıcı derecede yüksek bir miktar olarak sunar. Vurgu katar: Konuşan kişi yalnızca sayıyı bildirmez, bir günde 40 teslimatın olağan dışı derecede fazla olduğunu da belirtir. Çoğul sayılabilen bir isimden veya sayma ifadesinden önce as many as + sayı yapısı yüksek miktarı öne çıkarabilir. Burada as many deliveries as another neighborhood gibi bir eşitlik karşılaştırması yoktur; karşılaştırılan ikinci bir miktar bulunmaz.
Alıştırma
Cümleyi şaşırtıcı derecede yüksek bir sayıyı vurgulayan ifadeyle tamamlayın: The small theater can seat ____ 900 people on festival nights—far more than usual.
Cevabı göster
as many as
place the orders: place an order satın alma talebi iletmek demektir
place the orders ifadesinde place, fiziksel olarak “bir şeyi bir yere koymak” değil, ticari anlamda “iletmek” veya “vermek” demektir. Doğal kalıplar place an order ve place orders biçimindedir. place fiilinin öznesi, ürünü veya hizmeti talep eden kişi ya da kuruluştur. Bu nedenle they didn't place the orders, teslimatlar kendilerine gelmiş olsa da bu teslimat taleplerini onların yapmadığı anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “satın alma talebi iletmek” anlamındaki standart kalıpla tamamlayın: The customer called the shop to ____ for a replacement part.
Cevabı göster
place an order
didn't have to pay: geçmişte zorunluluğun olmaması
didn't have to pay ifadesindeki did not have to + fiilin yalın hâli, geçmişte bir şeyi yapmanın gerekli olmadığını belirtir. Onlardan ödeme yapmaları istenmiyordu. Bu yapı tek başına eylemin gerçekleşip gerçekleşmediğini söylemez; yalnızca zorunluluğu ortadan kaldırır. Bu cümledeki temel mesaj, ödeme yapmanın imkânsız veya yasak değil, gereksiz olmasıdır.
Alıştırma
Ödeme yapmanın gerekli olmadığını belirtmek için cümleyi tamamlayın: Admission was free, so we ____.
Cevabı göster
didn't have to pay
but can you believe 13 Starbucks and McDonald's orders in one day? Ton ve niyet
0:13inanması güç ama tek bir günde tam 13 Starbucks ve McDonald's siparişi!
can you believe: şaşkınlığı paylaşmaya davet etmek
Burada can you believe, şaşkınlığı ifade eden retorik bir giriş işlevi görür. Konuşmacı bir günde 13 sipariş verilmesini hayret verici bir olay olarak sunar ve dinleyicinin inanma yeteneğini sınamak yerine onu aynı şaşkınlığı paylaşmaya davet eder. Yeniden kullanılabilen kalıp Can you believe + şaşırtıcı gerçek? şeklindedir. Eksik bırakılan anlam bağlamdan belliyse Can you believe 13 orders in one day? örneğinde olduğu gibi kısa bir isim öbeği tüm olayı temsil edebilir. Burada there were gibi bir anlamın atlandığı anlaşılır.
Alıştırma
Birini şaşkınlığınızı paylaşmaya davet eden konuşma girişini tamamlayın: ____ the puppy learned that trick in one day?
Cevabı göster
Can you believe
And the guy who lives there says he didn't order any of it.
0:18Üstelik orada yaşayan adam bunların hiçbirini sipariş etmediğini söylüyor.
His neighbors are also being inundated by dozens of Uber Eats deliveries Kelime
0:21Komşuları da düzinelerce Uber Eats teslimatına boğulmuş durumda
being inundated by: yoğun bir akın karşısında bunalmak
Burada being inundated by, kısa sürede gelen çok büyük miktardaki teslimat yüzünden başa çıkamaz hâle gelmek demektir. Sel imgesi mecazidir; ortada gerçek su yoktur ve ifade yalnızca teslimat almak demekten daha güçlüdür. Sürmekte olan edilgen yapı being inundated, komşuların devam eden bir akına maruz kaldığını gösterir. By, bu baskının kaynağını, yani düzinelerce Uber Eats teslimatını tanıtır. Bu kalıp mesajlar, talepler, siparişler veya gelen başka şeyler yüzünden bunalan kişi ve kurumları da anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi being, inundate fiilinin geçmiş zaman ortacı ve by ile tamamlayın: "The ticket office is ____ requests after the announcement."
Cevabı göster
being inundated by
Imagine opening your front door and finding a delivery like this on your porch. Anlatım akışı
0:28Ön kapınızı açıp verandanızda böyle bir teslimat bulduğunuzu düşünün.
Imagine opening ... and finding ... ile canlı bir sahne kurmak
Imagine opening your front door and finding a delivery like this on your porch retorik bir davettir: muhabir, izleyicilerden kendilerini somut bir anın içine yerleştirmelerini ister. Böylece genel bir haberi anlık ve bağ kurulabilir bir sahneye dönüştürür; izleyicilerin bunu gerçekten yaşadığını söylemez. Imagine sonrasındaki eş görevli -ing ifadeleri opening ... ve finding ..., bilgiyi kısa bir sıra hâlinde düzenler: önce kapı açılır, ardından beklenmedik teslimat görülür. Konuşmacılar, bir durumun neden önemli olduğunu açıklamadan önce dinleyicileri o durumun içine çekmek için Imagine + -ing kullanabilir.
Alıştırma
Dinleyicileri bir sahneye davet etmek için Imagine + walk fiilinin -ing biçimini kullanın: "____ into a silent classroom and finding every desk empty."
Cevabı göster
Imagine walking
Not just once or twice, but ...: A'dan B'ye yükselen vurgu
not just A, but B kalıbı önce A'yı zaten dikkate değer bir olasılık olarak sunar, ardından bu sınırlı tabloyu B'deki daha güçlü veya daha kapsamlı bir gerçekle değiştirir. Burada once or twice düşük beklentiyi, 10, 20 or 30 times ise çok daha yüksek olan gerçeği gösterir. Buradaki but bir çelişki belirtmez. Konuşanın asıl vurgulamak istediği bilgiye geçişi gösterir; B, A'ya göre daha fazlasını eklediğinde, daha ileri gittiğinde veya daha önemli olduğunda bu kalıp kullanılabilir.
Alıştırma
Vurgu kalıbındaki eksik iki bölümü tamamlayın: The storm damaged ____ one house, ____ the entire neighborhood.
Cevabı göster
not just · but
It happened to these women who live on the same block in Los Angeles. Kalıp ifadeler
0:37Los Angeles'ta aynı sokakta yaşayan bu kadınların başına işte bu geldi.
Şehirdeki yakın konumlar için on the same block
Amerikan İngilizcesinde block, bir şehir sokağının iki kesişen sokak arasındaki bölümünü veya bununla ilişkili küçük alanı ifade eder. On the same block, kadınların aynı yerel sokak bölümünde yaşadığı anlamına gelir. Bir evin veya işletmenin konumunu bir sokağa ya da bloğa göre belirtirken genellikle on edatı kullanılır: on this street, on the next block, on the same block. İfade yakınlığı belirtir, ancak aynı binada veya yan yana evlerde yaşandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi Amerikan İngilizcesindeki dört sözcüklü tam konum ifadesiyle tamamlayın: Ava and Ben live on the same street section between Pine Street and Oak Street. They live ____.
Cevabı göster
on the same block
I just started getting bags of Starbucks and McDonald deliveries
0:40Birden Starbucks ve McDonald's siparişleriyle dolu poşetler
There'd be times when it'd be like 5 or 6 in a day Notlar
0:49Bazen bir günde beş ya da altı tane geliyordu,
Tekrarlanan geçmiş durumlar için There'd be times when
“There'd be times when”, geçmişte zaman zaman ya da tekrar tekrar yaşanan dönemleri veya durumları anlatır. Burada 'd, would anlamındadır; dolayısıyla tam biçim “There would be times when”dir, “There had...” değildir. There would be times when + yan cümle kalıbı, konuşanın tekrarlanan bir geçmiş durum türünü tanıtıp ardından o zamanlarda ne olduğunu açıklamasını sağlar. Ayrıntılar her seferinde değiştiğinde ve her olayı tek tek saymak istenmediğinde kullanışlıdır.
Alıştırma
Tekrarlanan bir geçmiş durum için there would kalıbının kısaltılmış biçimiyle cümleyi tamamlayın: ____ the café sold out by noon, especially on Fridays.
Cevabı göster
There'd be times when
Gündelik tahminler için it'd be like + sayı
Burada “it'd be like” yaklaşık bir sayı verir: Belirli bir gündeki sayı beş ya da altı civarında olurdu. It'd içindeki 'd, would anlamına gelir; like ise sayıyı yaklaşık bir tahmine dönüştürür. Gündelik konuşmada be like + sayı, “yaklaşık olarak o sayıda olmak” anlamına gelebilir. Buradaki like, bir şeyi sevmek anlamında değildir; karşılaştırma yapmaz ve alıntı da başlatmaz.
Alıştırma
it would + be like kalıbıyla gündelik tahmini tamamlayın: I never knew how many support calls to expect. On busy mornings, ____ eight or nine before lunch.
Cevabı göster
it'd be like
All sorts of + çoğul isim: birçok farklı tür
All sorts of things cümlesinde all sorts of, “birçok farklı türde” anlamına gelir. Sorts, “türler” anlamındaki çoğul isimdir; “sıraya koymak” anlamındaki fiil değildir. Her bir öğenin adını söylemeden çeşitli şeyleri bir arada ifade etmek için all sorts of + isim yapısını kullanabilirsiniz. Bu yapı örnekleri başlatabilir veya geniş bir çeşitliliği özetleyebilir.
Alıştırma
Cümleyi “birçok farklı türde” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The library runs ____ events, from story time to science clubs.
Cevabı göster
all sorts of
Açık uçlu bir listeyi bitiren you name it
Birkaç örnekten sonra you name it, “bu türden aklınıza gelebilecek hemen hemen her şey” anlamına gelir. Listenin devam edebileceğini ve kapsamın çok geniş olduğunu gösterir. Burada dinleyiciden gerçekten bir ad söylemesini isteyen gerçek anlamlı bir komut değildir. Listeyi bitirir ve vurgusunu güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi, listeyi bitiren ve “bu kategoride hemen hemen her şey” anlamına gelen deyimle tamamlayın: Classes, private coaching, weekend camps—____.
Cevabı göster
you name it
and you're thinking these are going to waste. Kalıp ifadeler
1:04ve bunların ziyan olacağını düşündünüz.
going to waste (ziyan olmak)
“These are going to waste” ifadesinde go to waste, kullanılmadan, yenmeden veya iyi değerlendirilmeden kalmak anlamına gelir. Burada Chicken McNuggets kimse yemeden kalabilir. Are going, go to waste kalıbının içindeki go fiilinin continuous biçimidir. Waste burada to edatından sonra gelen bir isimdir; dolayısıyla bu, be going to + fiil gelecek zaman yapısı değildir.
Alıştırma
“Kullanılmadan kalmak” anlamındaki kalıpla cümleyi tamamlayın: If nobody takes these extra tickets, they will ____.
Cevabı göster
go to waste
what's going on? (neler oluyor?)
“What's going on?”, “Neler oluyor?” anlamına gelir ve çoğu zaman belirsiz ya da sıra dışı bir durumun nedenini de sorar. Burada önceki örnekleri neden hakkında doğrudan bir soruya dönüştürür. What ile kurulan bu soruda go on, olmak veya meydana gelmek anlamındadır. İleri doğru hareketi anlatmaz ve bu yapıda devam etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu bağlamda “what's going on?” neyi soruyor?
- Birisi konuşmaya devam etmeli mi?
- Ne oluyor ve neden?
- Birisi nereye gidiyor?
Cevabı göster
Ne oluyor ve neden?
play a prank: birine şaka yapmak
Play a prank, genellikle eğlenmek amacıyla birini bilerek kandırmak veya şaşırtmak anlamına gelen kalıplaşmış bir fiil-ad birleşimidir. İngilizcede burada normal olarak play kullanılır, do kullanılmaz. playing a prank ifadesinde soru, bu eylemin gerçekleşmekte olup olmadığını sorduğu için play, -ing biçimini alır. Şakanın hedefindeki kişiyi belirtmek için play a prank on someone kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi play a prank ifadesinin şimdiki zamanın süreklilik biçimiyle tamamlayın: The children admitted that they were ____ on their teacher.
Cevabı göster
playing a prank
playing a prank ... something more sinister: tehlikeyi giderek artıran iki seçenekli soru
Soru, iki olası açıklamayı yan yana getirir: playing a prank daha az kaygı verici olasılıkken something more sinister tehlike düzeyini yükseltir. or yapısı bilgileri giderek ciddileşen bir düzen içinde sunar ve merak yaratır. İki seçenek de soru içinde verildiği için konuşan kişi olasılıklar ortaya koymaktadır; bir şakanın ya da suçun kanıtlandığını iddia etmemektedir. More sinister, daha karanlık olasılığın ne olduğunu bilerek açıklamaz ve böylece tedirgin edici tonu güçlendirir.
Alıştırma
Örnekteki iki seçenekli soru ne yapıyor?
- Görece zararsız bir açıklamayı daha tehdit edici bir olasılıkla karşılaştırır ve ikisini de çözümsüz bırakır.
- Birinin ciddi bir suç işlediğini doğrular.
- Bütün açıklamaları imkânsız diyerek reddeder.
- Önce şakanın, ardından uğursuz olayın gerçekleştiğini bildirir.
Cevabı göster
Görece zararsız bir açıklamayı daha tehdit edici bir olasılıkla karşılaştırır ve ikisini de çözümsüz bırakır.
Did you eat any of the food that was delivered?
1:14Teslim edilen yemeklerden herhangi birini yediniz mi?
But you can only eat so many McCrispy Chicken Sandwiches. Dilbilgisi
1:17Ama insanın yiyebileceği McCrispy Chicken Sandwiches sayısı da sınırlı.
can only eat so many: pratik bir sınır ifade etmek
can only + fiil + so many + çoğul sayılabilir isim yapısında so many “sınırlı bir sayı” anlamına gelir ve only gerçekçi olarak yapılabilecek şeye bir üst sınır koyar. Cümle, kişinin yiyebileceği sandviç sayısının sınırlı olduğunu söyler; çok sayıda sandviç yemesine izin verildiğini söylemez. Üst sınır genellikle açıkça belirtilmez, çünkü dinleyen kişi bunu kapasite, zaman, enerji, sabır veya kaynaklardan çıkarabilir. Bu nedenle yapı, kesin üst sınır bilinmediğinde ya da önemli olmadığında kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi öğrendiğiniz sınır yapısıyla tamamlayın: Even with extra staff, we can ____ orders in one hour.
Cevabı göster
only process so many
This neighbor's Ring cam captured some of his 13 deliveries in one day. Kültür
1:20Bu komşunun Ring kamerası, bir günde aldığı 13 teslimattan bazılarını kaydetti.
Ring cam: Ring markalı bir ev kamerası
Ring, akıllı kapı zilleri ve ev güvenlik kameraları üreten bir markadır. Buradaki Ring cam, bu ürün ailesindeki ve genellikle kapıya ya da verandaya dönük bir kamerayı ifade eder; Ring burada halka biçimindeki takı anlamına gelen sıradan isim değildir. Cam, camera sözcüğünün gündelik kısaltmasıdır. Haber anlatımında bir komşunun Ring cam cihazının bir şeyi kaydettiğini söylemek, olayı canlı olarak izleyen bir kişiyi değil, görüntüleri kaydeden cihazı belirtir.
Alıştırma
Bir haber metninde “a neighbor’s Ring cam captured the delivery” ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Ring markalı bir ev kamerası teslimatı kaydetti.
- Komşu görüntülü görüşme sırasında telefon kamerasını kullandı.
- Teslimat kamyonunun içindeki bir kamera komşuyu kaydetti.
Cevabı göster
Ring markalı bir ev kamerası teslimatı kaydetti.
Did any part of you wonder if...?: bir an olsun ... diye düşündünüz mü?
Did any part of you wonder if...? dinleyicinin çok küçük ya da anlık bile olsa bir şüphe duyup duymadığını nazikçe sorar. Any part of you mecazidir; vücudun bir bölümünü değil, düşüncelerinizin küçük bir kısmını ifade eder. Bu kalıp, konuşanın dinleyicinin buna gerçekten inandığını öne sürmeden hassas bir olasılığı gündeme getirmesini sağlar. Bir röportajda karşı tarafa hayır deme veya karmaşık duygularını anlatma alanı bırakır.
Alıştırma
En ufak bir şüphenin bile oluşup oluşmadığını soran nazik ifadeyle soruyu tamamlayın: “____ the email might be fake?”
Cevabı göster
Did any part of you wonder if
case the joint: bir yeri suçtan önce kolaçan etmek
Suçla ilgili gündelik İngilizcede case the joint, hırsızlık veya başka bir suçtan önce bir yeri gizlice incelemek; genellikle orada kimin bulunduğunu, rutinleri, girişleri ya da güvenliği kontrol etmek anlamına gelir. Burada teslimatların evde birinin olup olmadığını öğrenmek için bahane olabileceğini düşündürür. Case burada suç planlamak amacıyla gözlemlemek veya incelemek anlamına gelen bir fiildir. Joint ise vücuttaki eklem değil, yer veya mekân anlamında kullanılan gündelik bir argo sözcüktür.
Alıştırma
Hangi cümlede case the joint suçla ilgili gündelik anlamında doğru kullanılmıştır?
- The tourists stopped to case the joint and admire the paintings.
- The burglars returned at night to case the joint before the robbery.
- The nurse asked me to case the joint because my knee hurt.
Cevabı göster
The burglars returned at night to case the joint before the robbery.
He grew so annoyed he posted this sign. Dilbilgisi
1:39Adam o kadar rahatsız oldu ki bu tabelayı astı.
so annoyed (that) he posted: sonuca yol açan derece
so annoyed he posted ifadesinde so, annoyed sıfatının derecesini artırır ve bu kızgınlık derecesinin yol açtığı eylemi tanıtır. Tam kalıp so + adjective + (that) + result clause biçimindedir: He was so annoyed (that) he posted the sign. Burada that atılmıştır; bağlantı açık olduğunda bu yaygındır. İfadeyi, so kelimesini “bu yüzden” anlamında iki cümleyi bağlayan bir sözcük olarak değil, “tabelayı asacak kadar sinirli” şeklinde anlayın.
Alıştırma
Hangi cümle, so annoyed he posted ile aynı şekilde derece-sonuç kalıbını kullanır?
- The printer was unreliable, so I called for help.
- The printer was so unreliable that I called for help.
- The printer was very unreliable when I needed it.
Cevabı göster
The printer was so unreliable that I called for help.
Uber Eats says they have taken action against a number of accounts Kalıp ifadeler
1:46Uber Eats, bazı hesaplara karşı işlem yaptığını
taken action against: bir hedefe yöneltilen resmî karşılık
Taken action against, bir kuruluşun bir kişiye, hesaba, gruba veya zararlı faaliyete karşılık olarak genellikle onu durdurmak, kısıtlamak, soruşturmak ya da başka şekilde ele almak için bir şey yaptığını belirtir. Kalıp take action against + target biçimindedir; bu cümlede taken, have sözcüğünden sonra kullanılan geçmiş zaman ortacıdır. Bu ifade, alınan önlemi kasıtlı olarak belirtmez. Hesapların uyarıldığını, kısıtlandığını, askıya alındığını veya başka bir işleme tabi tutulduğunu tek başına söylemez.
Alıştırma
Resmî bir karşılığın hedefi olan hesapları gösteren edatla cümleyi tamamlayın: The platform has taken action ____ several accounts that broke its rules.
Cevabı göster
against
and they say for now the deliveries have stopped. Anlatım akışı
1:49ve teslimatların şimdilik durduğunu söylüyor.
Geçici bir zaman sınırlaması olarak “For now”
Bu cümlede “for now”, “the deliveries have stopped” ifadesini haberin verildiği anla sınırlar. Teslimatlar şu anda yapılmıyor, ancak bu ifade daha sonra yeniden başlayabilecekleri ihtimalini açık bırakır. Bu zaman sınırlayıcısı ifadeyi temkinli kılar: doğrulanmış mevcut sonucu bildirir, fakat bunu kalıcı bir sonuca dönüştürmez.
Alıştırma
Durumun geçici olduğunu gösteren ifadeyle güncellemeyi tamamlayın: “The road is open ____, but officials may close it again if the river rises.”
Cevabı göster
for now