Uzayda Silahlar: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
900 kelime 189 kel/dk

Video özeti: Top, su, Güneş ve evrenle ilgili düşünce deneyleri yörüngeyi, füzyonu ve bir merminin uzak galaksilere neden yetişemeyeceğini açıklar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Edimbilimde “what do you say we”, emir vermeden birlikte bir eylemi dostça önerir. 2. “the more massive a star is, the hotter it burns.” dil bilgisi kalıbı birlikte değişen iki niceliği bağlar; eğilim ve kuralları anlatır. 3. “Disaster from dis meaning against and aster meaning star.” kültür ifadesi, sadeleştirilmiş kökenin yıldızımızın bize karşı dönmesi esprisini nasıl hazırladığını gösterir; disaster sözcüğünün güncel anlamının yerini almaz.

Bu derste

Hey, Vsauce.

0:00

Selam, Vsauce.

Michael here.

0:01

Michael burada.

And what do you say we get outta here? Notlar

0:02

Buradan çekip gitmeye ne dersiniz?

Ton ve niyet

what do you say we + fiilin yalın hâli ile ortak bir öneri

“What do you say we + fiilin yalın hâli?” konuşanın ve dinleyenin birlikte bir şey yapmasını önermenin günlük konuşmaya özgü bir yoludur. Burada doğrudan bir emirden daha hafif ve dostça bir tonla ayrılmayı önerir. we sözcüğünden sonra fiilin yalın hâli doğrudan kullanılır; should söylenmez: “What do you say we leave?”. Anlamı“How about we...?” veya “Shall we...?” ifadelerine yakındır. Dinleyenin hangi sözleri söyleyeceğini soran bir soru değildir.

Alıştırma

Dostça öneriyi hedef kalıpla tamamlayın: ____ grab some lunch?

Cevabı göster

What do you say we

Kelime

get outta here: get out of here ifadesinin günlük biçimi

Outta, hızlı konuşmada out of ifadesinin çoğu zaman nasıl duyulduğunu gösteren günlük ve resmî olmayan bir yazımdır. get outta here içinde get out of here, “bu yerden ayrılmak” anlamına gelir; yani konuşan kişi grubun ayrılmasını önerir. Aynı ifade inanamama bildiren bir ünlem de olabilir: “Get outta here!” ifadesi “Yok artık!” anlamına gelebilir. Ancak burada anlam bu değildir. Önceki what do you say we... kalıbı, ifadeyi ayrılma önerisinin bir parçası yapar.

Alıştırma

“What do you say we get outta here?” cümlesinde“get outta here” ne anlama gelir?

  1. şaşırtıcı bir habere inanmadığını göstermek
  2. bu yerden ayrılmak
  3. birine hangi sözcükleri kullanacağını sormak
Cevabı göster

bu yerden ayrılmak

To space and into an orbit.

0:05

Uzaya çıkıp yörüngeye girelim.

That way we could just float around and be free from the influence of gravity. Anlatım akışı

0:07

Böylece etrafta süzülüp yer çekiminin etkisinden kurtularak özgür olabiliriz.

Anlatım akışı

“That way” bir yöntemi sonucuna bağlar

That way, az önce belirtilen düşünceye, yani yörüngeye girme fikrine gönderme yapar. Burada fiziksel bir yol veya yön anlamına gelmez. Sonraki yan cümlenin başında “bunu yaparak” anlamına gelir ve konuşanın bu plandan beklediği sonucu sunar. Önce yöntemi, ardından sonucunu veya yararını vererek açıklamayı düzenlemenin yaygın bir yoludur.

Alıştırma

“Save the file in the cloud. That way, you can open it anywhere” cümlelerinde That way ne yapıyor?

  1. Fiziksel bir rotayı belirtir.
  2. Önerilen yönteme gönderme yapar ve sonucunu sunar.
  3. Öneriye bir istisna getirir.
Cevabı göster

Önerilen yönteme gönderme yapar ve sonucunu sunar.

Except not really. Anlatım akışı

0:13

Ama aslında pek de öyle değil.

Anlatım akışı

Hızlı bir düzeltme olarak “Except not really.”

Except not really. gayriresmî bir eksiltili cümledir. Hemen önceki kesin ifadeye gönderme yapar ve bu ifadeyi geri alır ya da zayıflatır. Except bir sorun veya çekince olduğunu bildirir; not really ise önceki ifadenin aslında doğru olmadığını söyler. Daha eksiksiz düşünce “Except that is not really true.” gibi bir şeydir. Yalnızca bu kısa parçayı kullanmak hızlı bir ters köşe yaratır; çoğu zaman kuru bir mizah veya şakacı bir etki oluşturur ve dinleyeni gerçek açıklamaya hazırlar.

Alıştırma

Konuşan kişi kesin bir ifadenin ardından “Except not really.” diyerek ne yapıyor?

  1. İfadeyi daha güçlü bir vurguyla doğrulamak.
  2. Listeden çıkarılan bir öğeyi eklemek.
  3. Az önce söylenen ifadeyi düzeltmek veya zayıflatmak.
Cevabı göster

Az önce söylenen ifadeyi düzeltmek veya zayıflatmak.

Astronauts orbiting around the Earth experience pretty much the same gravitational pull that you and I are feeling right now. Kalıp ifadeler

0:14

Dünya'nın yörüngesinde dönen astronotlar, şu anda sizin ve benim hissettiğimizle hemen hemen aynı kütle çekimine maruz kalır.

Kalıp ifadeler

pretty much: “neredeyse” veya “temelde”

Bu cümlede pretty much, the same ifadesini niteler ve “neredeyse aynı” anlamına gelir. Burada pretty, “güzel” anlamında kullanılmaz. Küçük bir fark veya istisna payı bırakırken güçlü bir genel değerlendirme yapmak için pretty much kullanılır. Konuşan kişi, karşılaştırmayı tamamen kusursuz değil ama genel olarak doğru sayılacak kadar yakın gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “neredeyse” anlamına gelen iki sözcüklü konuşma ifadesiyle tamamlayın: After the update, the two versions look ____ the same.

Cevabı göster

pretty much

The major difference is that those astronauts are falling constantly towards Earth, Anlatım akışı

0:21

En büyük fark şu: Bu astronotlar sürekli Dünya'ya doğru düşüyor,

but their angular velocity is so large that they're falling just as fast as Earth curves away from them. Dilbilgisi

0:27

ama açısal hızları o kadar büyük ki Dünya'nın altlarından kıvrılıp uzaklaşmasıyla aynı hızda düşüyorlar.

Anlatım akışı

The major difference is that + yan cümle

The major difference is that en önemli karşıtlığı önceden bildirir; that sonrasındaki yan cümle ise bu farkın tam olarak ne olduğunu açıklar. Buradaki that, bir nesneyi gösteren işaret sözcüğü değil, yan cümleyi bağlayan bir sözcüktür. Bu kalıp, dinleyenin karşılaştırmayı düzenli biçimde anlamasına yardımcı olur: önce hangi bilginin en önemli olduğunu gösterir, ardından temel farkı verir. Karşılaştırılan iki şey daha önce tanıtılmışsa veya bağlamdan açıkça anlaşılıyorsa kullanın.

Alıştırma

Karşılaştırmayı dersteki kalıbın tamamıyla tamamlayın: Both phones have the same screen size. ____ one has a much better battery.

Cevabı göster

The major difference is that

Dilbilgisi

so large that: sonuca yol açan derece

So large that, so + sıfat + that yan cümlesi kalıbını kullanır. Burada so, açısal hızın büyüklüğünü anlatan large sözcüğünün derecesini güçlendirir; that yan cümlesi ise ortaya çıkan durumu verir: Dünya’nın uzaklaşarak kıvrılma hızına yetişecek kadar hızlı düşerler. Bu kalıbı, bir derece sonuç doğuracak düzeye ulaştığında kullanın; so cold that... veya so quickly that... örneklerinde olduğu gibi. So zorunludur; large that tek başına bu derece-sonuç kalıbını oluşturmaz.

Alıştırma

Cümleyi derece-sonuç kalıbını oluşturan iki sözcükle tamamlayın: The ice was ____ thin ____ the guide closed the trail.

Cevabı göster

so · that

Dilbilgisi

just as fast as: vurgulanmış eşitlik

Just as fast as, iki hızı karşılaştırmak için just + as + zarf + as yapısını kullanır. Fast, falling sözcüğünü niteler; just ise tam eşitliği vurgular: düşme hızları, Dünya’nın uzaklaşarak kıvrılma hızına eşittir. Aktarılabilir just as + sıfat veya zarf + as kalıbı, iki kişiyi, şeyi veya eylemi bir nitelik ya da derece bakımından eşit gösterir. Buradaki as karşılaştırma kalıbının parçasıdır; çünkü anlamına gelmez.

Alıştırma

Karşılaştırmayı tek bir ifadeyle tamamlamak için just as...as kalıbını kullanın: Maya runs ____ Leo.

Cevabı göster

just as fast as

Now, of course,

0:35

Elbette,

this is nothing New...ton's cannon hasn't already taught us. Dilbilgisi

0:35

bunda yeni bir şey yok; Newton'ın topu bunu bize çoktan öğretti.

Dilbilgisi

nothing New...ton's cannon hasn't already taught us yapısı

nothing [that] Newton's cannon hasn't already taught us yapısında ilgi zamiri that düşürülmüştür. Olumsuz ilgi cümleciği Newton'ın topunun öğretmediği şeyleri anlatır; nothing ise söz konusu fikri bu grubun dışında bırakır. Bu yüzden cümlenin tamamı, Newton'ın topunun bunu bize zaten öğrettiği ve bunun yeni olmadığı anlamına gelir. İki olumsuzluğu ayrı ayrı yorumlamayın. New...ton's içindeki duraklama önce new sözcüğünü düşündürür, ardından Newton's adını tamamlayarak sözlü bir kelime oyunu oluşturur.

Alıştırma

Bu cümle burada ne anlama geliyor?

  1. Newton'ın topu bunu bize henüz öğretmedi, dolayısıyla yeni.
  2. Newton'ın topu yalnızca yeni bilgiler öğretir.
  3. Newton'ın topu bunu bize zaten öğretti, dolayısıyla yeni değil.
Cevabı göster

Newton'ın topu bunu bize zaten öğretti, dolayısıyla yeni değil.

Gravity makes stuff fall,

0:41

Yer çekimi cisimleri düşürür,

and in particular

0:42

ve özellikle de

Newton realized that it makes objects accelerate towards the Earth

0:43

Newton, yer çekiminin cisimleri Dünya'ya doğru hızlandırdığını,

the same amount independently of how fast they're moving horizontally. Kalıp ifadeler

0:46

üstelik bunu yatayda ne kadar hızlı hareket ettiklerinden bağımsız olarak aynı miktarda yaptığını fark etti.

Kalıp ifadeler

independently of how fast they're moving horizontally: yatay hızdan bağımsız olarak

Independently of, başka bir etkene göre değişmeden veya o etken tarafından belirlenmeden anlamına gelir. Sonucu etkilemeyen etkeni belirtir. Burada bu etken how fast they're moving horizontally bölümüdür: yatay hız ne olursa olsun nesneler Dünya'ya doğru aynı yer çekimi ivmesini kazanır. How cümleciği bir değişkeni belirtir; nesnelerin tek başına hareket ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi independently of ile tamamlayın: The measured value stays constant ____ how often the test is repeated.

Cevabı göster

independently of

That's called relativity.

0:49

Buna görelilik denir.

And of course, orbiting is just falling, Anlatım akışı

0:50

Elbette yörüngede dönmek de yalnızca düşmektir,

but falling where you move horizontally fast enough that the Earth falls away faster. Dilbilgisi

0:53

ama yatayda, Dünya'nın altınızdan daha hızlı kıvrılıp uzaklaşmasını sağlayacak kadar hızlı hareket ederek düşmektir.

Anlatım akışı

orbiting is just falling, but falling where...: basit bir model ve temel bir koşul

İlk cümlecik şaşırtıcı ve basit bir model sunar: Yörüngedeki bir nesne sürekli olarak Dünya'ya doğru düşmektedir. Buradaki just, olaya basitleştirilmiş biçimde bakıldığını gösterir; nesnenin sıradan bir düşüşteki gibi dümdüz aşağı indiği anlamına gelmez. but ile başlayan cümlecik eksik koşulu ekler. Nesne aynı zamanda yana doğru o kadar hızlı hareket eder ki yere çarpamadan önce Dünya'nın eğri yüzeyi altından uzaklaşır. Önce basit bir yeniden tanım, ardından önemli bir sınırlama verme düzeni, ilk iddiayı açıklamanın tamamı gibi göstermeden zor bir fikri anlaşılır kılar.

Alıştırma

Bu açıklamada but sözcüğünden sonraki cümleciğin görevi nedir?

  1. Sıradan düşüşü yörünge hareketine dönüştüren koşulu ekler.
  2. Konuyu hareketten Dünya'nın yaşına çevirir.
  3. Yörüngede dolanmanın bütün düşmeyi durdurduğunu söyler.
Cevabı göster

Sıradan düşüşü yörünge hareketine dönüştüren koşulu ekler.

Dilbilgisi

fast enough that: yeterli derece ve ardından gelen sonuç

fast enough that... yapısında enough, fast zarfından sonra gelir ve yeterli derecede anlamını taşır. that cümleciği, bu hıza ulaşıldığında mümkün olan sonucu belirtir. Sıfat/zarf + enough + that + cümlecik yapısını kullanın: quiet enough that..., clear enough that... veya fast enough that.... Bu cümlede fast, yatay hareketi niteler; enough ondan önce gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için fast, enough ve that sözcüklerini doğru sırayla kullanın: The download was ____ we could watch the video without waiting.

Cevabı göster

fast enough that

In order to successfully fall and miss the Earth, Deyimler

0:56

Düşüp Dünya'yı ıskalamayı başarmak için,

unless you dug a tunnel, Dilbilgisi

0:59

bir tünel kazmadığınız sürece,

you'd need to be traveling at almost 17,000 mi/h or 8 km/s.

1:00

saatte yaklaşık 17.000 mil, yani saniyede 8 km hızla gitmeniz gerekir.

Deyimler

successfully fall and miss the Earth: kontrollü bir ıskalama olarak yörünge

Bu ifade kasıtlı olarak çelişkili duyulur. Yörüngedeki bir cisim yer çekimi tarafından hâlâ aşağı çekildiği için sürekli düşer; ancak yana doğru o kadar hızlı hareket eder ki Dünya'nın kavisli yüzeyi cismin altında uzaklaşır ve cisim yere hiç çarpmaz. Burada miss, “özlemek” değil, “isabet ettirememek veya çarpmamak” anlamındadır. Successfully, görünürdeki başarısızlığı amaçlanan sonuca dönüştürerek yörüngeyi akılda kalıcı bir zihinsel görüntüyle anlatır.

Alıştırma

Bir bilim anlatıcısı bir uydunun successfully fall and miss the Earth yapabildiğini söylüyor. Bu ifade ne anlama gelir?

  1. Yüzeye çarpmayacak kadar hızlı biçimde yana hareket ederken Dünya'ya doğru düşmeye devam eder.
  2. Uzayda yolculuk ederken Dünya'yı özler.
  3. Düşmeyi bırakır ve Dünya'dan düz bir çizgide uzaklaşır.
Cevabı göster

Yüzeye çarpmayacak kadar hızlı biçimde yana hareket ederken Dünya'ya doğru düşmeye devam eder.

Dilbilgisi

unless you dug a tunnel: varsayımsal bir istisna

Unless, ana yargıya bir istisna getirir: normalde belirtilen hıza ihtiyacın olurdu; tünel kazmak ise bu yargının geçerli olmayacağı hayalî durumdur. Burada unless, if ... not anlamına yakındır. Dug dil bilgisi açısından geçmiş zamandadır; ancak you'd need, yani you would need ile birlikte gerçekten bir tünel kazıldığını bildirmek yerine gerçeklikten uzak bir varsayım sunar. Yapı unless + simple past, ... would + fiilin yalın hâlidir. Bu anlamda dug sözcüğünden önce not eklemeyin; unless zaten if not ifadesindeki olumsuz mantığı sağlar.

Alıştırma

Bu varsayımsal koşulu, “şu durum dışında” anlamına gelen tek bir İngilizce sözcükle tamamlayın: ____ you brought an experienced guide, you'd probably get lost in the cave.

Cevabı göster

Unless

So, you'd probably incinerate from friction with the air well before you had a chance to enjoy the trip. Kalıp ifadeler

1:04

Dolayısıyla yolculuğun tadını çıkarma fırsatı bulamadan çok önce hava sürtünmesi yüzünden muhtemelen yanıp kül olurdunuz.

Kalıp ifadeler

well before you had a chance to: zamanlama ve engellenen bir fırsat

well before ifadesindeki well, “önemli bir farkla” anlamı veren bir pekiştiricidir; bu nedenle ilk olayı ikinci olaydan çok daha önceye yerleştirir. Burada “iyi bir şekilde” anlamına gelmez. Had a chance to, “bir şeyi yapma fırsatı veya yeterli zamanı oldu” demektir. Bu cümlede tam ifade, yanıp kül olmanın o kadar erken gerçekleşeceğini anlatır ki yolculuğun tadını çıkarmak hiçbir zaman mümkün hâle gelmez. Had, you’d ile kurulan varsayımsal olay dizisinin parçasıdır; gerçekten yaşanmış geçmiş bir olayı anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi have a chance to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The safety lock engaged well before anyone ____ touch the moving blades.

Cevabı göster

had a chance to

Of course, Newton's thought experiment involved the Earth, Kelime

1:09

Elbette Newton'ın düşünce deneyi Dünya'yı konu alıyordu,

Kelime

thought experiment: bir fikri hayal gücüyle sınamak

Thought experiment, bir ilkeyi, tahmini veya savı fiziksel olarak gerçekleştirmeden incelemek için kullanılan hayalî bir senaryodur. Thought, experiment sözcüğünü niteler; dolayısıyla terim düşünme eylemi hakkında yapılan bir deney anlamına gelmez. Burada Newton’ın hayal ettiği Dünya ve top düzeneği, hareket üzerine akıl yürütmek için kullanılır. Dikkatle oluşturulmuş hayalî bir durum, bir fikrin ne anlama geleceğini ortaya çıkardığında da aynı terim kullanılır.

Alıştırma

Bir fikri fiziksel olarak uygulamadan sınamak için kullanılan hayalî senaryonun standart terimiyle cümleyi tamamlayın: The professor introduced a ____ about living in a world with no gravity.

Cevabı göster

thought experiment

but on something smaller like the Moon,

1:12

ama Ay gibi daha küçük bir gök cisminde,

the cannon wouldn't have to throw its projectile nearly as fast for it to complete an orbit. Kalıp ifadeler

1:14

merminin yörüngeyi tamamlaması için topun onu o kadar hızlı fırlatması gerekmezdi.

Kalıp ifadeler

complete an orbit: bir yörüngeyi tamamlamak

Burada complete, “bitirmek” anlamında bir fiildir. Complete an orbit, bir cismin etrafında tam bir tur atıp bir yörünge döngüsünü bitirmek demektir. to’dan sonra geldiği için complete, to complete yapısındaki fiilin yalın hâlidir; an orbit ise nesnesidir. İfade, bir turun tamamlandığı noktaya odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi hedef teknik eşdizimin doğru zaman biçimiyle tamamlayın: After the satellite ____, it passed over the same ground station again.

Cevabı göster

completed an orbit

In fact,

1:20

Hatta,

if you had a powerful enough gun Dilbilgisi

1:20

yeterince güçlü bir silahınız olsaydı

Dilbilgisi

Sıfat + enough: powerful enough

Powerful enough ifadesinde enough, powerful sıfatından sonra gelir ve “gereken dereceye kadar” anlamını taşır. İfade, topun hayal edilen sonuç için gerekli güç eşiğine ulaştığını söyler; aşırı derecede güçlü olduğunu söylemez. Aktarılabilir kalıp sıfat + enough biçimindedir ve ardından sıkça to + fiilin yalın hâli veya for + isim gelir: strong enough to lift it; warm enough for swimming.

Alıştırma

Powerful sıfatını kullanarak yeniden yazın: A motor with enough power can lift the gate. The motor is ____ to lift the gate.

Cevabı göster

powerful enough

on the Moon and you fired that gun at the horizon and then waited a little bit, Kalıp ifadeler

1:23

ve Ay'da bu silahı ufka doğru ateşleyip biraz bekleseydiniz,

Kalıp ifadeler

fire a gun at a target: bir silahı hedefe doğru ateşlemek

fire a gun at a target yapısında fire, silahı ateşlemek anlamındaki fiildir. Silah doğrudan nesnedir; at ise hedefi veya yönü belirtir. Bu cümlede that gun silah, the horizon ise nişan alınan yöndür. Bu kalıp, atışın bir hedefe yöneltildiğini söyler; at eylemin gerçekleştiği yeri belirtmez ve hedefin vurulduğunu garanti etmez. Özne + fire + silah + at + hedef şeklinde, silah zaten biliniyorsa da özne + fire + at + hedef şeklinde kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi fire fiilinin geçmiş zamanıyla ve the pistol ile at sözcükleriyle tamamlayın: During training, Maya ____ the paper target.

Cevabı göster

fired the pistol at

you could get hit in the back of the head by the same bullet. Dilbilgisi

1:28

aynı mermi başınızın arkasına çarpabilirdi.

Dilbilgisi

get hit: konuşma dilindeki get edilgeni

Get hit, get ile kurulan edilgen yapıdır: get yardımcı fiil görevi görür, hit ise geçmiş zaman ortacıdır. Özne eyleme maruz kalır; dolayısıyla you could get hit, bir darbeyi edinmeniz değil, merminin size isabet edebilmesi anlamına gelir. Nötr be edilgeniyle karşılaştırıldığında get edilgeni, özellikle kazara veya istenmeyen bir sonucu, etkilenen kişinin başına gelen bir olay olarak sunar. Get + geçmiş zaman ortacı kalıbı get hurt, get caught ve get stuck gibi ifadelere de aktarılabilir.

Alıştırma

Uyarıyı catch fiilinin konuşma dilindeki get edilgeniyle tamamlayın: If you swim beyond the flags, you could ____ in a strong current.

Cevabı göster

get caught

Henry calculated that the bullet would have to travel about 1,600 m/s,

1:32

Henry, merminin saniyede yaklaşık 1.600 metre hızla gitmesi gerektiğini hesapladı;

which is exactly how fast the Paris gun fires. Dilbilgisi

1:36

bu da Paris Topu'nun ateşleme hızıyla tam olarak aynı.

Dilbilgisi

which is exactly how fast: bir değeri eşleşen hıza bağlamak

Buradaki which, önceki sonuca, yani yaklaşık 1.600 m/s değerine gönderme yapar. Bu yan cümle, söz konusu değerin Paris Topu'nun ateşleme hızıyla tam olarak eşleştiğini belirtir. How fast the Paris gun fires, “Paris Topu'nun ateşleme hızı” anlamına gelen gömülü bir yan cümledir. Doğrudan soru olmadığı için does the Paris gun fire değil, the Paris gun fires biçimindeki düz cümle sırasını korur.

Alıştırma

Cümleyi which ve exactly sözcüklerini içeren beş kelimelik hedef bağlama ifadesiyle tamamlayın: “The elevator rises at six meters per second, ____ the safety test predicted it would move.”

Cevabı göster

which is exactly how fast

Now, that's a powerful gun.

1:40

İşte buna güçlü silah denir.

It's no squirt gun. Deyimler

1:41

Su tabancası olmadığı kesin.

Deyimler

It's no squirt gun: no + isim ile vurgulu karşıtlık

Bu bağlamda It's no squirt gun, silahın türünü belirtmekten fazlasını yapar. Konuşan kişi çok güçlü bir topu zararsız bir oyuncak su tabancasıyla karşılaştırıp bu karşılaştırmayı reddederek gerçek topun son derece güçlü olduğunu mizahi biçimde vurgular. X is no Y kalıbı çoğu zaman “X kesinlikle yalnızca Y değildir ve Y'ye hiç benzemez” anlamına gelir. Etkisini, Y'nin daha zayıf, daha az ciddi veya daha az etkileyici bir ölçüt olarak seçilmesinden alır.

Alıştırma

“This racing bike is no child's toy,” cümlesinde konuşan kişi büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Bisiklet bir çocuğa aittir ama kaybolmuştur.
  2. Konuşan kişi bisikletin ürün kategorisini tarafsızca belirtmektedir.
  3. Bisiklet ciddi ve yüksek performanslıdır; zararsız bir oyuncak değildir.
Cevabı göster

Bisiklet ciddi ve yüksek performanslıdır; zararsız bir oyuncak değildir.

But if you had a squirt gun out there in space

1:44

Ama uzayda bir su tabancanız olsaydı

and you fired a stream of water at the Sun,

1:47

ve Güneş'e doğru su püskürtseydiniz,

how much water would it take to put out the Sun? Dilbilgisi

1:50

Güneş'i söndürmek için ne kadar su gerekirdi?

Dilbilgisi

How much water would it take to put out the Sun?: gereken miktarı tahmin etme

How much water would it take to put out the Sun? varsayımsal bir iş için gereken su miktarını sorar. How much sayılamayan water ismini niteler, would varsayımsal bir tahmini gösterir ve take burada taşımak ya da ortadan kaldırmak değil, gerektirmek anlamına gelir. would it take to put out... yapısında it biçimsel öznedir; asıl iş to put out the Sun bölümüdür. Yeniden kullanılabilen kalıp How much + sayılamayan isim + would it take + to-mastar? şeklindedir.

Alıştırma

Gereken yakıt miktarını soran cümleyi tamamlayın: '____ fuel ____ to complete the trip?'

Cevabı göster

How much · would it take

I mean, in general Anlatım akışı

1:53

Yani genel olarak,

Anlatım akışı

I mean, in general: bir iddianın kapsamını açıklığa kavuşturma

I mean, konuşmacının az önce söylediği şeyi açıklığa kavuşturduğunu veya düzelttiğini gösteren bir söylem belirtecidir. Burada kelimenin tam anlamıyla bir tanım duyurmaz; dinleyiciye sonraki ifadeyi nasıl yorumlaması gerektiğini bildirir. In general bu açıklamanın kapsamını sınırlar: konuşmacı, istisnalara yer bırakarak genellikle doğru olan geniş bir iddiada bulunur. I mean, in general birlikte yaklaşık olarak “açıklamak gerekirse, genel olarak konuşuyorum” anlamına gelir ve genel kural söylenmeden önce düşünce akışını düzenler.

Alıştırma

Bir konuşmacı az önce söylediği şeyin kapsamını düzeltmek ve sonraki iddianın her durumda değil, genel olarak doğru olduğunu göstermek istiyor. Hangi başlangıç en uygundur?

  1. I mean, in general,
  2. I think, in general,
  3. For example,
Cevabı göster

I mean, in general,

putting water on something hot would cause that something hot to lose some heat, Dilbilgisi

1:54

sıcak bir şeye su dökmek o şeyin biraz ısı kaybetmesine yol açar,

Dilbilgisi

would cause ... to lose: cause + nesne + to-infinitive

would cause that something hot to lose some heat ifadesinde cause bir sonuç bildirir: sıcak nesneye su koymak nedensel etkendir, that something hot etkilenen nesnedir ve to lose some heat bu nesnenin yaşadığı sonuçtur. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp cause + nesne + to-infinitive biçimindedir. Would, sonucu tamamlanmış bir olay olarak değil, ele alınan durumda beklenen sonuç olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle bir sonucu anlatmak için cause yapısını doğru kullanıyor?

  1. High pressure can cause to burst the pipe.
  2. High pressure can cause the pipe burst.
  3. High pressure can cause the pipe to burst.
Cevabı göster

High pressure can cause the pipe to burst.

especially since the water will be frozen because it's out there in space.

1:58

özellikle de su uzayda olduğu için donmuş olacağından.

But here's the issue. Anlatım akışı

2:03

Ama şöyle bir sorun var.

Anlatım akışı

But here's the issue: temel güçlüğü tanıtmak

But, ardından gelenleri az önce verilen akıl yürütmeyle karşıtlaştırır. Here's the issue ise sıradaki noktanın dinleyicinin odaklanması gereken temel güçlük olduğunu bildirir. Cümle bir bütün olarak kolay veya beklenen düşünce çizgisini kapatır ve dikkati sonucu değiştirebilecek noktaya yönlendirir. Burada issue, ele alınması gereken önemli konu veya sorun anlamındadır. Konuşmacı genel bir fikir sunduktan sonra belirleyici bir engel, istisna veya karşı görüş eklemek istediğinde bu bilgi düzenini başka durumlara da aktarabilir.

Alıştırma

Bir sunumcu genel bir kuralı açıkladıktan sonra sonucu değiştirebilecek tek temel güçlüğü tanıtmak istiyor. Bu işlevi en iyi hangi geçiş ifadesi yerine getirir?

  1. But here's the issue.
  2. For example, this confirms the rule.
  3. To sum up, nothing changes.
Cevabı göster

But here's the issue.

The Sun is not a big ball of hydrogen on fire. Anlatım akışı

2:04

Güneş, yanan dev bir hidrojen topu değildir.

Instead,

2:07

Aksine,

the Sun is powered by fusion. Kelime

2:08

Güneş'in enerjisi füzyondan gelir.

Anlatım akışı

Not X. Instead, Y: reddedilen açıklamayı doğru açıklamayla değiştirmek

Bu iki cümleli kalıp önce X iddiasını reddeder, ardından Y’yi onun yerine geçen doğru açıklama olarak sunar. Örnekte not a big ball of hydrogen on fire ifadesi “yanma” modelini ortadan kaldırır; Instead ise Güneş’in enerji kaynağının doğru açıklaması olarak fusion ifadesini sunar. Instead, Y’yi hemen önce reddedilen düşünceye bağlar. “Doğru alternatif olarak” anlamına gelir; “başka bir yerde” demek değildir. Bu yapı, yanlış bir düşünceyi düzeltmekten doğru açıklamayı vermeye geçmeyi sağlar.

Alıştırma

İkinci cümlenin reddedilen açıklamanın yerini aldığını en iyi hangi bağlaç gösterir? The sensor is not powered by a battery. ___, it draws energy from sunlight.

  1. Meanwhile
  2. However
  3. Instead
Cevabı göster

Instead

Kelime

Be powered by + enerji kaynağı veya mekanizma

is powered by fusion ifadesinde be powered by + kaynak veya mekanizma edilgen kalıbı, bir sistemin çalışmasını sağlayan enerjiyi neyin sağladığını belirtir. Burada fusion, Güneş’in enerji üretme mekanizmasıdır; powered, “enerji sağlanmış” anlamına gelir, “siyasi yetki verilmiş” anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen yapı sistem + be fiilinin uygun biçimi + powered by + enerji kaynağı veya mekanizma şeklindedir. be fiilinin biçimi zamana ve özne-yüklem uyumuna göre is powered by, was powered by veya are powered by olarak değişir.

Alıştırma

Bu genel geniş zaman cümlesini tamamlamak için be powered by yapısını kullanın: The emergency radio ____ a hand crank.

Cevabı göster

is powered by

Fusion of hydrogen nuclei,

2:12

Hidrojen çekirdeklerinin füzyonu,

which is kind of like the chemical bonds between the hydrogen and oxygen that make up water, Notlar

2:14

bir bakıma suyu oluşturan hidrojen ile oksijen arasındaki kimyasal bağlara benzer,

Anlatım akışı

Yaklaşık bir benzetme için kind of like

Burada kind of like bir benzetme başlatır: konuşmacı başka tür bir bağı açıklamaya yardımcı olmak için kimyasal bağları kullanır. Karşılaştırma, tüm bilimsel ayrıntılar için değil, yalnızca ortak olan yararlı bir özellik için geçerlidir. Kind of, like ifadesinin kesinliğini azaltır. Bir bakımdan benzer anlamı verir ve açıklamanın iki şey tamamen aynıymış gibi duyulmasını önler.

Alıştırma

Yaklaşık bir karşılaştırmayı belirten üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: A battery is ____ a small energy tank, but the comparison is not exact.

Cevabı göster

kind of like

Öbek fiiller

Bir bütünü oluşturmak anlamında make up

that make up water ilgi cümleciğinde that, önceki hydrogen and oxygen ifadesine gönderme yapar. Bunlar parçalardır; water ise bütündür. Burada make up, oluşturmak veya meydana getirmek anlamına gelir. Yeniden kullanılabilecek kalıp parçalar + make up + bütün şeklindedir. Bu cümlede uydurmak ya da telafi etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi oluşturmak anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Seven days ____ one week.

Cevabı göster

make up

except on a much smaller and much more powerful scale. Kalıp ifadeler

2:18

ama çok daha küçük ve çok daha güçlü bir ölçekte gerçekleşir.

Kalıp ifadeler

on a much smaller and much more powerful scale: ölçek ve güçlendirilmiş karşılaştırmalar

On a ... scale edat öbeği, bir karşılaştırmanın geçerli olduğu boyutu, kapsamı veya düzeyi belirtir. Burada smaller mekânsal boyutu, more powerful ise etkinin gücünü ifade eder; scale tartı aleti değil, boyut veya ölçek anlamındadır. Much karşılaştırma yapılarını güçlendirir: much smaller ve much more powerful, biraz değil önemli ölçüde daha küçük veya daha güçlü demektir. Much sözcüğünün tekrarı, iki karşılaştırmayı ayrı ayrı vurgular.

Alıştırma

on a much + comparative + scale kalıbını larger ile kullanarak cümleyi tamamlayın: The pilot served one school; the full program will operate ____.

Cevabı göster

on a much larger scale

Now, before I get tackled by nuclear physicists from one side and chemists from the other, Deyimler

2:20

Şimdi, bir yandan nükleer fizikçiler, diğer yandan kimyagerler üzerime çullanmadan önce

Deyimler

before I get tackled by ...: eleştiriyi öngören abartı

Bir taraftan fizikçilerin, diğer taraftan kimyacıların konuşmacıyı yere düşürmesi görüntüsü kasıtlı bir abartıdır. Konuşmacı gerçek bir fiziksel saldırı beklememektedir; get tackled by, uzmanların iki yönden birden üzerine koşması gibi güçlü itirazları mecazi biçimde anlatır. Başa getirilen before yan cümlesi, konuşmacı devam etmeden önce olası eleştirileri öngörür. Konuşmacı kendisiyle şaka yaparak karşılaştırmanın fazla basitleştirilmiş olabileceğini kabul eder ve birazdan bir sınırlama ekleyeceğini gösterir.

Alıştırma

Konuşmacı "before I get tackled by ..." sözüyle ne yapıyor?

  1. İki uzman grubundan gelecek eleştiriyi öngörmek için mizahi bir abartı kullanmak
  2. Fizikçilerin ve kimyacıların karşılaştırmaya tamamen katıldığını iddia etmek
  3. Uzmanların birazdan fiziksel saldırıda bulunacağını bildirmek
  4. Konuyu temas sporlarının kurallarına çevirmek
Cevabı göster

İki uzman grubundan gelecek eleştiriyi öngörmek için mizahi bir abartı kullanmak

let me explain.

2:24

açıklamama izin verin.

A bond of any sort,

2:25

Her türden bağ,

whether between planets, molecules, atoms, nuclei or quarks, Dilbilgisi

2:26

ister gezegenler, moleküller, atomlar, çekirdekler ister kuarklar arasında olsun,

is just a happenstance where two or more particles together

2:30

iki veya daha fazla parçacığın birlikteyken

have a lower total energy than when they were apart. Dilbilgisi

2:32

ayrı oldukları zamana göre daha düşük toplam enerjiye sahip olduğu bir durumdan ibarettir.

Dilbilgisi

whether between ... or ...: listelenen tüm kategorileri kapsama

Bu ara ifadede whether, gezegenler, moleküller, atomlar, çekirdekler veya kuarklar arasındaki bağlar gibi birkaç olası bağ türünü sıralar. Sondaki or listeyi tamamlar; whether listeyi iki seçenekle sınırlamaz. whether ... or ... bir bütün olarak, listelenen kategorilerden hangisi söz konusu olursa olsun ana ifadenin geçerli olduğunu belirtir. Böylece resmî açıklamalarda ana cümleyi tekrarlamadan birçok durum kapsanabilir.

Alıştırma

Politikanın listelenen her durumda geçerli olmasını sağlayan sözcüğü yazın: The warranty applies ____ the problem is electrical, mechanical, or software-related.

Cevabı göster

whether

Dilbilgisi

lower ... than when ...: aynı şeyi iki koşulda karşılaştırma

Lower bir değerin daha küçük olduğunu belirtir, than ise karşılaştırma ölçütünü getirir. Burada when they were apart, aynı parçacıkların ayrı oldukları durumdaki toplam enerjisini temsil eder. when yan cümlesi karşılaştırmanın içinde görev yapar; yalnızca daha sonra ne olduğunu anlatmaz. Yeniden kullanılabilen comparative + than when + clause kalıbı, mevcut veya belirtilen bir değeri başka bir zamandaki ya da koşuldaki aynı değerle karşılaştırır.

Alıştırma

Bu cümle neyi karşılaştırıyor? The battery's voltage is lower now than when the motor was running.

  1. pilin gerilimi ile motorun gerilimi
  2. iki olayın sırası ve motorun daha sonra çalışması
  3. pilin şimdiki gerilimi ile motor çalışırken sahip olduğu gerilim
Cevabı göster

pilin şimdiki gerilimi ile motor çalışırken sahip olduğu gerilim

Like if you get married and your taxes go down. Anlatım akışı

2:35

Tıpkı evlenince vergilerinizin düşmesi gibi.

Anlatım akışı

Like if ...: benzetmeye gündelik bir giriş

Burada Like bir benzetme başlatır, if ise varsayımsal bir gündelik durum açar. Like if ... birlikte, dinleyiciyi aynı tür ilişkinin görüldüğü benzer bir durumu düşünmeye yönlendirir. Böylece önceki soyut ilişki tanıdık bir deneyimle eşleştirilir. Karşılaştırma sınırlıdır: yalnızca bir değişikliğin toplamı düşürmesi biçimindeki kalıp ödünç alınır. Buradaki Like, hoşlanmak anlamındaki fiil değil, bir söylem belirtecidir.

Alıştırma

Bu cümlede Like if ... ne işe yarıyor?

  1. Önceki fikir için tanıdık, varsayımsal bir benzetme sunar.
  2. İki durumun kelimesi kelimesine aynı olduğunu iddia eder.
  3. Konuşanın evlenmekten hoşlandığını söyler.
Cevabı göster

Önceki fikir için tanıdık, varsayımsal bir benzetme sunar.

So, when you form a bond,

2:37

Dolayısıyla bir bağ oluşturduğunuzda,

that extra energy that the two solitary particles had is released.

2:38

ayrı duran iki parçacığın sahip olduğu fazladan enerji açığa çıkar.

And because of a little relation we call E=mc²,

2:42

Ayrıca E=mc² dediğimiz küçük bir bağıntı nedeniyle,

this actually means that the mass of the pair goes down a little bit too. Anlatım akışı

2:45

bu, çiftin kütlesinin de aslında biraz azalması demektir.

Anlatım akışı

this actually means that: şaşırtıcı bir sonuç çıkarma

this, az önce sözü edilen gerçeğe, hesaplamaya veya açıklamaya gönderme yapar. means that önceki bilgiyi bir sonuca dönüştürür; bu nedenle this actually means that, az önce ortaya konan bilgiden ne çıktığını bildirir. actually, sonucun şaşırtıcı veya dinleyicilerin beklediğine aykırı olduğunu gösterir. Burada çıkarımı vurgular; kimseyi yalan söylemekle suçlamaz.

Alıştırma

Önceki gerçekten şaşırtıcı bir sonuç çıkaran dört kelimelik bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The final train leaves later than we thought, so ____ we do not need to rush.

Cevabı göster

this actually means that

For example,

2:48

Örneğin,

every fusion reaction turns a little bit of hydrogenous mass into light. Kalıp ifadeler

2:49

her füzyon tepkimesi hidrojen kütlesinin küçük bir kısmını ışığa dönüştürür.

Kalıp ifadeler

turns ... hydrogenous mass into light: turn A into B yapısı

Turn A into B, A'yı değiştirerek B hâline getirmek demektir. A başlangıçtaki şeyi veya durumu, into'dan sonraki B ise sonucu belirtir. Burada turns a little bit of hydrogenous mass into light, kütleyi başlangıç maddesi ve ışığı sonuç olarak sunar. Bu yapı fiziksel süreçleri, bir şey üretmeyi veya durum değişikliklerini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi turn A into B yapısıyla tamamlayın: The treatment can ____ dirty water ____ safe drinking water.

Cevabı göster

turn · into

Sunlight, for example,

2:53

Örneğin güneş ışığı,

amounts to a loss of 100 quadrillion kilograms each year. Öbek fiiller

2:54

her yıl 100 katrilyon kilogramlık bir kütle kaybına karşılık gelir.

Öbek fiiller

amounts to: toplam sonucu belirtmek

Bu cümlede amounts to, toplamı şu kadardır veya sonuç olarak şuna ulaşır anlamına gelen bir fiil öbeğidir. Özne, özetlenen miktarı ya da etkiyi belirtir; ardından ortaya çıkan toplam gelir: her yıl 100 katrilyon kilogramlık kayıp. Aktarılabilir yapı amount to + toplam/sonuç biçimindedir. Veri, maliyet ve sonuç özetlerinde yaygındır. Burada amount ana fiildir; an amount of water gibi bir ifadede bulunan isim değildir.

Alıştırma

Bu cümlede amount to ne anlama gelir? The yearly maintenance costs amount to $6,000.

  1. $6,000 artmak
  2. Toplam $6,000 olmak
  3. Hemen $6,000 ödeme gerektirmek
  4. Yaklaşık $6,000 nakit içermek
Cevabı göster

Toplam $6,000 olmak

That's the equivalent of a medium-sized asteroid.

2:57

Bu, orta büyüklükte bir asteroide denktir.

But stars have a lot of mass.

3:00

Ama yıldızların kütlesi çok büyüktür.

And the more massive a star is, Dilbilgisi

3:02

Ve bir yıldızın kütlesi ne kadar büyükse,

the hotter it burns.

3:04

o kadar sıcak yanar.

Dilbilgisi

the more massive... the hotter...: the + karşılaştırma, the + karşılaştırma

the + comparative..., the + comparative... biçimindeki eşleşmiş yapı, bir miktar değiştikçe diğerinin de onunla birlikte değiştiğini anlatır. Burada daha büyük yıldız kütlesi, daha yüksek sıcaklıkta yanmayla eşleştirilir. İki the de sıradan belirli tanımlık değil, bağıntılı karşılaştırma yapısının işaretidir. Bu yapı bir ilişki veya eğilim sunar; dil bilgisi tek başına hangisinin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Eşleşmiş karşılaştırma yapısını tamamlayın: ____ carefully you plan, ____ smoothly the event runs.

Cevabı göster

The more · the more

And adding a bunch of water to the Sun would only cause it to be more massive.

3:05

Güneş'e bir yığın su eklemek yalnızca kütlesini artırırdı.

So, it would burn brighter, Anlatım akışı

3:10

Dolayısıyla daha parlak yanardı,

not go out.

3:12

sönmezdi.

Anlatım akışı

burn brighter, not go out: X, not Y ile beklentiyi düzeltmek

Kısa X, not Y kalıbı önce gerçek sonucu belirtir, ardından onunla yarışan bir beklentiyi açıkça reddeder. burn brighter, not go out ifadesinde burn brighter düzeltilmiş sonuçtur; go out ise konuşanın gerçekleşmeyeceğini söylediği sonuçtur. Burada go out, bir ışığın, alevin veya yıldızın yanmayı ya da parlamayı bırakması anlamına gelir; sosyalleşmek için evden çıkmak anlamına gelmez. Dinleyicinin Y'yi bekleyebileceği ve konuşanın X'i öne çıkarmak istediği durumlarda bu yapı kullanışlıdır.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız güncellemenin fazladan adım eklemesini bekliyor. Hangi cümle gerçek sonucu önce, reddedilen beklentiyi sonra veren aynı yapıyı kullanıyor?

  1. The update will simplify the process, not add extra steps.
  2. The update will not simplify the process and will add extra steps.
  3. Will the update simplify the process or add extra steps?
Cevabı göster

The update will simplify the process, not add extra steps.

Of course, it would also burn faster,

3:13

Elbette daha hızlı da yanardı,

which means that its life would be shorter. Anlatım akışı

3:15

bu da ömrünün daha kısa olacağı anlamına gelirdi.

Anlatım akışı

which means that: bir çıkarımı belirtmek

Buradaki which, önceki gerçeğin tamamına, yani daha hızlı yanacağı gerçeğine gönderme yapar. Ardından gelen which means that, bu gerçeği yorumlayarak sonucunu açıklar: ömrü daha kısa olacaktır. Bir bilgiyi verdikten sonra onun çıkarımını açıkça belirtmek istediğinizde şu kalıbı kullanabilirsiniz: gerçek, which means that + sonuç. Bu yapı, dinleyiciyi bilgiden mantıksal sonucuna yönlendirir.

Alıştırma

"The road is flooded, which means that the bus cannot get through," cümlesinde which neye gönderme yapar?

  1. Yolun su altında olduğu gerçeğinin tamamı
  2. Otobüs
  3. Flooded sözcüğünün tanımı
Cevabı göster

Yolun su altında olduğu gerçeğinin tamamı

For instance,

3:18

Örneğin,

if you were to add 20 solar masses of water to the Sun, Dilbilgisi

3:19

Güneş'e 20 Güneş kütlesi kadar su ekleseydiniz,

Dilbilgisi

if you were to add: gerçeklikten uzak bir varsayım koşulu

if you were to add ifadesindeki were, eylemi geçmiş zamana yerleştirmez. if + subject + were to + base verb kalıbı, su ekleme eylemini gerçeklikten özellikle uzak veya tamamen hayalî bir koşul olarak sunar. Bu biçim gerçeklikle araya mesafe koyar; bu nedenle düşünce deneylerine ve gerçekleşme olasılığı çok düşük önerilere uygundur. Sonraki yan cümle, bu hayalî koşul altında ne olacağını belirtir.

Alıştırma

Düşünce deneyini were to yapısıyla tamamlayın: ____ a second moon to Earth, the tides would change dramatically.

Cevabı göster

If you were to add

you would decrease its life expectancy from the current 5 billion years Kalıp ifadeler

3:24

şu anki 5 milyar yıllık yaşam beklentisini

to only a few hundred million more years.

3:29

yalnızca birkaç yüz milyon yıla indirirdiniz.

Kalıp ifadeler

decrease its life expectancy from ... to ...: perkiraan ömrünü ...'dan ...'a düşürmek

Burada decrease its life expectancy, Güneş'in varlığını sürdürmesi beklenen kalan süreyi kısaltmak anlamına gelir. Life expectancy yalnızca insanlar veya toplumlar için değil, ne kadar süre çalışması ya da var olması beklendiği tartışılan makineler, sistemler veya gök cisimleri için de kullanılabilir. decrease X from A to B kalıbı hem başlangıç değerini hem de daha düşük olan yeni değeri belirtir. Bu cümlede X, its life expectancy ifadesidir ve its Güneş'i gösterir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade decrease its life expectancy ile tamamlayın: This heat could ____ from ten years to six.

Cevabı göster

decrease its life expectancy

But there's a faster way to put out the Sun.

3:32

Ama Güneş'i söndürmenin daha hızlı bir yolu var.

Take that water or whatever material you want Dilbilgisi

3:34

O suyu ya da istediğiniz herhangi bir maddeyi alıp

Dilbilgisi

whatever material you want: istediğiniz herhangi bir malzeme

Whatever material you want ifadesinde whatever, sınırsız bir seçim sunar: istediğiniz herhangi bir malzeme. Material seçilen isimdir; you want ise seçimi kimin tercihinin belirlediğini gösterir. Tekrar kullanılabilen whatever + isim + özne + want/need/choose kalıbı, belirli seçeneği açık bırakmayı veya sonucun belirli bir seçime bağlı olmadığını göstermeyi sağlar. Burada water yalnızca bir örnektir, zorunluluk değildir.

Alıştırma

Cümleyi whatever + color + you want ile tamamlayın: You can choose ____ for the poster.

Cevabı göster

whatever color you want

and shoot it into the Sun in a way that causes everything to get spread out and scattered Notlar

3:37

her şeyin yayılıp saçılmasına yol açacak şekilde Güneş'e fırlatın,

Dilbilgisi

in a way that causes: yöntemi sonucuna bağlamak

in a way that causes + isim + to + fiil yapısı, bir yöntemi bu yöntemin doğurması gereken sonuçla bağlar. Bu cümlede nesne, her şeyin yayılıp dağılmasına yol açacak biçimde Güneş'in içine fırlatılmalıdır. that yan cümlesi way sözcüğünü açıklar ve anlamını sınırlar: herhangi bir yöntem değil, belirtilen etkiyi ortaya çıkaran bir yöntem söz konusudur. Yapıyı do something in a way that causes X to happen kalıbıyla başka durumlarda da kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi dersteki beş sözcüklük kalıpla tamamlayın: Adjust the nozzle ____ the water to spray in a wide circle.

Cevabı göster

in a way that causes

Öbek fiiller

get spread out: dağınık bir duruma geçmek

Get spread out, bir arada veya yoğunlaşmış durumdan daha geniş bir alana dağılmış duruma geçmek anlamına gelir. get + geçmiş zaman ortacı yapısında get, yeni bir duruma geçişi vurgular; spread out ise ortaya çıkan dağınık durumu anlatır. Burada maddenin dağılacağı anlatılır; bu, birinin mutlaka bir şeyi düz bir yüzeye yaydığı anlamına gelmez. Aynı yapı insanların, nesnelerin veya bilgilerin daha az yoğun hâle gelmesini de anlatabilir.

Alıştırma

Yürüyüşçülerin bir arada olmaktan çıkıp patika boyunca dağıldığını en açık biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The hikers were spread out along the trail.
  2. The hikers spread the map out on a rock.
  3. The hikers got spread out along the trail.
Cevabı göster

The hikers got spread out along the trail.

so that there's no longer the critical density needed for fusion to occur. Notlar

3:41

böylece füzyonun gerçekleşmesi için gereken kritik yoğunluk artık kalmasın.

Dilbilgisi

Amaçlanan bir sonuç için so that

Burada so that, önceki eylemle amaçlanan sonucu tanıtır: yoğunluk, füzyon için artık yeterince yüksek olmayacak düzeye indirilir. Bir eylemi, o eylemle gerçekleştirilmek istenen duruma bağlar; dolayısıyla ardından gelen yan cümle ‘hangi amaçlanan sonuçla?’ sorusunu yanıtlar. Başka bağlamlarda so that hem amaç hem de ortaya çıkan bir durum bildirebilir. Burada iki anlam tonu da vardır: işlem, belirtilen durumu oluşturmayı amaçlar ve bu durum işlemin sonucunda ortaya çıkar.

Alıştırma

Hangi cümle bir eylemi amaçlanan sonucuna bağlamak için so that kullanır?

  1. Please close the door so that the hallway noise does not disturb us.
  2. Please close the door because the hallway noise disturbed us.
  3. The hallway was so noisy that we closed the door.
Cevabı göster

Please close the door so that the hallway noise does not disturb us.

Kelime

Eşik değer olarak critical density

Critical density ifadesindeki critical, ‘eleştiren’ ya da yalnızca ‘çok önemli’ değil, ‘bir eşik değerinde’ anlamına gelir. Fiziksel bir sürecin başlaması veya sürmesi için gereken yoğunluk düzeyidir. Bu cümlede yoğunluk o düzeyin altına indiğinde füzyon artık gerçekleşemez. Bu teknik kalıp başka ifadelere de aktarılabilir: critical + ölçüm bildiren bir isim, critical temperature, critical mass veya critical pressure örneklerinde olduğu gibi çoğu zaman bir sınır değeri adlandırır. Tam eşik, tartışılan sürece bağlıdır.

Alıştırma

Bir tepkime yalnızca yoğunluk 500 birim olduğunda başlıyor. Bu 500 birimi en kesin biçimde hangi ifade adlandırır?

  1. a high density
  2. the critical density
  3. the average density
Cevabı göster

the critical density

Now, no matter which avenue of putting out the Sun you pick, Dilbilgisi

3:46

Güneş'i söndürmek için hangi yolu seçerseniz seçin,

Dilbilgisi

No matter which ... you pick: her seçimde aynı sonuç

No matter which + isim + özne + fiil yapısı bir seçenekler kümesini sunar ve ardından gelen sonucun her seçim için geçerli kaldığını belirtir. Burada yan cümle, Güneş'i söndürmek için seçilen her yöntemin daha sonraki aynı sonuca götürdüğünü anlatır. Bu yan cümle ödünleyici bir giriş görevi görür; bu nedenle virgül, ana sonucun henüz gelmediğini gösterir. Avenue burada mecazidir: gerçek bir caddeyi değil, hedefe ulaşmak için olası bir yöntemi veya yolu ifade eder.

Alıştırma

Haritada işaretlenmiş birkaç yol var ve hepsi nehri geçiyor. Hangi cümle sonucun seçime göre değişmediğini belirtir?

  1. No matter which route you take, you must cross the river.
  2. Because you chose this route, you must cross the river.
  3. If you take the northern route, you must cross the river.
Cevabı göster

No matter which route you take, you must cross the river.

both would be a disaster.

3:49

iki seçenek de felaketle sonuçlanırdı.

Literally.

3:53

Kelimenin tam anlamıyla.

Disaster Kültür

3:54

“Disaster” sözcüğü

from dis meaning against

3:55

“karşı” anlamındaki dis

and aster meaning star.

3:57

ve “yıldız” anlamındaki aster sözcüklerinden gelir.

Kültür

dis + aster kökenli Disaster: yıldızlarla ilgili etimolojik bir kelime oyunu

Cümle disaster sözcüğünü bilinçli olarak “karşı” veya “olumsuz” anlamındaki dis ile “yıldız” anlamındaki aster parçalarının birleşimi gibi sunar. Bu basitleştirilmiş ayrım, kötü konumlanmış veya uğursuz bir yıldızla ilgili eski düşünceyi canlandırır; böylece daha sonra bir yıldızın birine “karşı” olduğu iddiası kelime oyunu olarak işleyebilir. Sözcük tarihsel olarak kötü yıldız altında gerçekleşen bir olayla ilişkilendirilen Avrupa dillerindeki biçimler aracılığıyla İngilizceye ulaşmıştır. Günümüz İngilizcesinde disaster, felaket veya büyük başarısızlık anlamına gelen bütün bir sözcük olarak öğrenilir ve kullanılır; dinleyicinin günlük anlamı dis ve aster parçalarından kurması beklenmez.

Alıştırma

Bu cümlede disaster sözcüğünün dis ve aster olarak ayrılmasının işlevi nedir?

  1. Sözcüğün yıldızlarla olan tarihsel ilişkisini çağrıştırmak ve yıldız temelli bir kelime oyununa zemin hazırlamak
  2. aster ile modern İngilizce sözcükler üretmeye yarayan bir kural öğretmek
  3. disaster sözcüğünün normalde fiziksel olarak birine karşı duran yıldız anlamına geldiğini söylemek
Cevabı göster

Sözcüğün yıldızlarla olan tarihsel ilişkisini çağrıştırmak ve yıldız temelli bir kelime oyununa zemin hazırlamak

You would have literally turned our own star against us. Deyimler

3:59

Kelimenin tam anlamıyla kendi yıldızımızı bize karşı çevirmiş olurdunuz.

Deyimler

kendi yıldızımızı bize karşı çevirmek

turn A against B yapısında bir kişi ya da şey, A'nın B'ye karşı düşmanca veya zararlı hâle gelmesine neden olur. Burada önerilen eylem, kendi yıldızımızı — Güneş'i — insanlık için bir tehdide dönüştürecektir; turn dönme anlamına gelmez, against ise uzamsal konumu değil karşıtlığı ifade eder. Cümle, Güneş'i taraf değiştirebilecekmiş gibi kişileştirir. Literally, Güneş'in zararlı etkisinin gerçek olacağını vurgular; ancak onun bir taraf seçmesi düşüncesi mecazidir. İfade ayrıca tarihsel olarak uğursuz bir yıldızla ilişkilendirilen disaster sözcüğüne zemin hazırlayarak kelime oyunu oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için turn A against B kalıbıyla the neighbors ve each other ifadelerini kullanın: One false story could ____.

Cevabı göster

turn the neighbors against each other

If you were somehow able to avoid that disaster by magically appearing in intergalactic space, Dilbilgisi

4:04

Bir şekilde sihirli biçimde galaksiler arası uzayda belirip bu felaketten kaçabilseydiniz,

Dilbilgisi

…belirerek o felaketten kaçınmak

Avoid that disaster, kişinin o kötü sonucu yaşamaktan kurtulması anlamına gelir; felaketin herkes için durdurulduğu anlamına gelmek zorunda değildir. avoid sonrasındaki nesne, istenmeyen sonucu belirtir. By magically appearing yöntemi açıklar. İngilizcede by edatından sonra -ing biçimi kullanılır; bu nedenle appear değil appearing gerekir. Magically, appearing sözcüğünü niteler ve hayal edilen yöntemin imkânsız ya da açıklanamaz olduğunu gösterir.

Alıştırma

Yöntem öbeğini tamamlamak için leave early kullanın: We avoided the traffic jam ____.

Cevabı göster

by leaving early

here's a fun experiment to try.

4:11

şöyle eğlenceli bir deney yapabilirsiniz.

Take out your gun and fire a bullet. Öbek fiiller

4:13

Silahınızı çıkarıp bir mermi ateşleyin.

Öbek fiiller

Take out: bir şeyi taşındığı veya saklandığı yerden çıkarmak

Bu cümlede take out, bir şeyi taşındığı veya saklandığı yerden çıkarmak anlamına gelir. Doğrudan nesne olan your gun, çıkarılan şeyin ne olduğunu belirtir. out parçacığı, kapalı ya da saklama amaçlı bir konumdan dışarı doğru hareketi anlatır; açık havaya götürmek anlamına gelmez. Yapı take out + isim şeklindedir. Nesne bir zamirse take it out kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi take ve saklama yerinden dışarı hareketi belirten parçacıkla tamamlayın: Before the lesson starts, ____ your notebook.

Cevabı göster

take out

That bullet will be forever alone. Deyimler

4:16

O mermi sonsuza dek yalnız kalacaktır.

Deyimler

forever alone: gerçek duygu değil, kişileştirme

Forever alone sözcükleri gerçek anlamıyla sonsuz bir yalnız kalma durumunu anlatır. Burada mermi kişileştirilir: cansız bir nesneden, insana özgü bir sosyal duruma sahip olabilirmiş gibi söz edilir. Duygusal anlatım kalıcı ayrılığı canlı ve akılda kalıcı hâle getirir. Merminin uzaklaşan şeye asla yetişemeyeceğini veya yeniden katılamayacağını ifade eder; merminin gerçek duyguları olduğu iddia edilmez.

Alıştırma

İngilizce 'The last satellite drifted forever alone,' cümlesinde ifade en güçlü biçimde neyi anlatır?

  1. Yakında bir gruba geri döner.
  2. Gerçek anlamda sonsuza dek üzüntü hisseder.
  3. Açık havaya götürülmektedir.
  4. Kalıcı olarak ayrı kalır ve insana benzer biçimde anlatılır.
Cevabı göster

Kalıcı olarak ayrı kalır ve insana benzer biçimde anlatılır.

That's because the universe is expanding,

4:22

Çünkü evren genişliyor,

and if you were a few megaparsecs away from the nearest galactic cluster,

4:24

ve en yakın galaksi kümesinden birkaç megaparsek uzakta olsaydınız,

on average those galaxies would be 200 km farther away from you every passing second. Kalıp ifadeler

4:27

bu galaksiler ortalama olarak geçen her saniye sizden 200 km daha uzaklaşırdı.

Kalıp ifadeler

on average: her durum değil, grubun ortalaması

On average, 200 km değerinin bir grup galaksiyi özetlediğini gösterir. Bu bir ortalama değerdir; tek tek galaksilerdeki değişim daha büyük veya daha küçük olabilir. Bu ifade, iddiaya önemli bir sınır koyar. Genel eğilimi anlatır; her galaksinin her saniye sizden tam olarak 200 km uzaklaşması gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “birçok yolculuğun ortalaması olarak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The journey takes forty minutes ____, although some trips are shorter.

Cevabı göster

on average

In space terms, Kalıp ifadeler

4:32

Uzay ölçeğinde,

Kalıp ifadeler

In space terms: bir alanın ölçeğine göre değerlendirmek

In space terms, ardından gelen ifade için bakış açısını belirler. “Uzayda normal olarak kullanılan ölçeklerle değerlendirildiğinde” anlamına gelir; bu nedenle günlük yaşamda son derece yüksek görünen bir hız burada yavaş sayılabilir. in X terms kalıbı, bir şeyi X'in standartlarına veya ölçeğine göre değerlendirmeyi ister. Burada terms, teknik sözcüklerin listesini ya da sözleşme koşullarını değil, ölçme veya değerlendirme biçimini anlatır.

Alıştırma

Sonucu mali performansa göre değerlendirmek için in X terms kalıbını kullanan başlangıcı seçin: “___, the project was a success.”

  1. In financial terms
  2. Using financial terminology
  3. In terms of finance
Cevabı göster

In financial terms

200 km/s is pretty slow. Kelime

4:33

saniyede 200 km oldukça yavaştır.

Kelime

pretty slow: derece zarfı olarak pretty

Burada pretty, slow sözcüğünü niteleyen bir derece zarfıdır. “Oldukça” ya da “epey” anlamına gelir; dolayısıyla konuşmacı 200 km/s hızını kozmik hareketlere göre oldukça yavaş bulmaktadır. Pretty burada görünüşü anlatmaz. Konuşmada pretty + sıfat/zarf, belirgin bir dereceyi ifade eden üretken bir kalıptır: pretty difficult, pretty quickly. Kesin şiddeti bağlama bağlıdır, ancak genellikle very sözcüğünden daha zayıf ve daha az kesindir.

Alıştırma

“The download is pretty slow today.” cümlesinde pretty ne anlama gelir?

  1. güzel bir biçimde
  2. oldukça veya epey
  3. mümkün olan en yüksek hızdan yalnızca biraz daha yavaş
Cevabı göster

oldukça veya epey

It's barely as fast as the solar system orbits the center of the Milky Way. Dilbilgisi

4:35

Bu hız, Güneş Sistemi'nin Samanyolu'nun merkezi çevresinde dönme hızına ancak denktir.

Dilbilgisi

barely as fast as: sınırda eşitlik karşılaştırması

Barely as fast as yapısında as + sıfat/zarf + as kalıbı eşit dereceleri karşılaştırırken barely bu karşılaştırmayı alt sınıra iter. Burada ilk hız, Güneş Sistemi’nin yörünge hızına ancak ulaşır veya çok yaklaşır; iki hız rahatça eşitmiş gibi sunulmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen barely as + sıfat/zarf + as kalıbı, barely as tall as veya barely as efficiently as örneklerindeki gibi karşılaştırmanın sınırda olduğunu gösterir. Bağlama göre aşağıdan yaklaşık eşitlik ya da bir eşiğin ancak karşılanması anlamına gelebilir.

Alıştırma

Yedek makine dakikada 99, ana makine ise 100 iş gerçekleştiriyor. Hangi cümle yedek makinenin aynı hıza ancak yaklaştığını vurgular?

  1. The backup machine is barely as fast as the main machine.
  2. The backup machine is just as fast as the main machine.
  3. The backup machine is not nearly as fast as the main machine.
Cevabı göster

The backup machine is barely as fast as the main machine.

And stars closer to the center of the galaxy can orbit 10 times faster.

4:38

Galaksinin merkezine daha yakın yıldızlar ise 10 kat daha hızlı dönebilir.

But a measly bullet travels only a few kilometers every second Kelime

4:42

Ama zavallı bir mermi saniyede yalnızca birkaç kilometre yol alır

Kelime

“a measly bullet” ifadesindeki küçümseyici değerlendirme

a measly bullet ifadesinde measly, merminin gerçek boyutunu veya kalitesini anlatmaz. Çok daha büyük olan kozmik ölçekle karşılaştırıldığında, bir mermiyi bile acınacak derecede etkisiz gösterir. Measly, “saygı görmeyecek kadar küçük veya yetersiz” anlamına gelen, değerlendirme içeren gündelik bir sıfattır. Nesnel bir ölçüm vermek yerine konuşanın küçümseyici ve muhtemelen mizahi tutumunu iletir.

Alıştırma

Bu cümlede a measly bullet ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi merminin hasarlı ve güvenilmez olduğunu söylüyor.
  2. Konuşan kişi bu karşılaştırmada mermiyi etkileyici bulmayarak küçümsüyor.
  3. Konuşan kişi merminin fiziksel olarak minicik olduğunu söylüyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi bu karşılaştırmada mermiyi etkileyici bulmayarak küçümsüyor.

and would have no chance of reaching the receding galaxies, Kalıp ifadeler

4:45

ve uzaklaşan galaksilere ulaşma şansı

ever.

4:48

asla olmazdı.

Kalıp ifadeler

“have no chance of reaching” kalıbı

Have no chance of reaching, galaksilere ulaşmanın yalnızca zor değil, imkânsız kabul edildiği anlamına gelir. have no chance of + -ing kalıbı, bir eylemin gerçekleşme veya başarılı olma olasılığı hakkında güçlü bir olumsuz yargı bildirir. Bu kalıpta of bir edattır; dolayısıyla sonraki fiil -ing biçimini alır: of reaching. Sondaki ever burada zaman kapsamını “hiçbir zaman” anlamıyla güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi “onu açmamız imkânsız” anlamındaki tam hedef kalıpla tamamlayın: Without the password, we ____ the encrypted file.

Cevabı göster

have no chance of opening

It makes you realize how tiny we are compared to the scale of the universe. Anlatım akışı

4:49

Bu, evrenin ölçeğiyle kıyaslandığında ne kadar küçük olduğumuzu fark ettiriyor.

But it also makes you realize how close together we all are here on Earth.

4:55

Ama aynı zamanda burada, Dünya'da hepimizin birbirine ne kadar yakın olduğunu da gösteriyor.

Anlatım akışı

“It makes you realize how ... But it also makes you realize how ...” ile paralel çerçeveleme

“It makes you realize how ...” kalıbının tekrarlanması iki cümleye aynı dil bilgisel biçimi verir. “It”, daha önceki evren ölçeği gösterimine gönderme yaparken her how yan cümlesi bu gösterimin sağladığı bir farkındalığı belirtir. “But it also”, evren ölçeğinde insanın küçüklüğünden Dünya’daki insanların birbirine yakınlığına geçiş yapar. But karşıtlık kurar; also ise ikinci düşüncenin birincinin yerine geçmediğini, ona eklendiğini göstererek dengeli bir sonuç oluşturur. Buradaki “close together”, evrendeki devasa mesafelere göre göreceli bir yakınlığı ifade eder ve sona daha sıcak, insani bir anlam da katar. Herkesin fiziksel olarak aynı yerde sıkışmış olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“The photograph makes you realize how vast the desert is” cümlesinden sonra hangi devam cümlesi paralel yapıyı en iyi korur ve karşıt bir farkındalık ekler?

  1. And its ecosystem is fragile.
  2. But it also makes you realize how fragile its ecosystem is.
  3. But instead it proves that the desert is small.
Cevabı göster

But it also makes you realize how fragile its ecosystem is.

Of course,

5:00

Elbette,

to get from one side of the Earth to the other, Kalıp ifadeler

5:00

Dünya'nın bir tarafından diğerine gitmek için

Kalıp ifadeler

Eşleşen uç noktalar için “get from one side of ... to the other”

“Get from A to B” yapısında get, A başlangıç noktasından B’ye yolculuk etmek, hareket etmek veya ulaşmayı başarmak anlamına gelir; elde etmek anlamına gelmez. Bu parçada uç noktalar Dünya’nın birbirine zıt iki tarafıdır. “One side ... the other” bir çift kurar: one iki taraftan herhangi birini tanıtır, the other ise geriye kalan tarafı ifade eder. Yapının tamamı iki uç, aşama veya konum arasındaki hareket için yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi get from A to B kalıbındaki iki edatla tamamlayın: “The ferry helps commuters get ____ one side of the bay ____ the other.”

Cevabı göster

from · to

you have to fly over half the sphere.

5:02

kürenin yarısının üzerinden uçmanız gerekir.

So, what if instead there were a tunnel through the Earth? Dilbilgisi

5:05

Peki ya bunun yerine Dünya'nın içinden geçen bir tünel olsaydı?

Dilbilgisi

Hayalî bir alternatif için What if instead there were ...?

What if there were ...?, geçmişte bir şeyin var olup olmadığını sormak yerine hayalî bir durum ortaya koyar. Geçmiş biçimi were, bu varsayımın şimdiki gerçeklikten uzak olduğunu gösterir: Dünya'nın içinden geçen bir tünel yoktur, ancak konuşmacı izleyicilerden böyle bir tünelin var olduğunu varsaymalarını ister. Instead, bu hayalî tünelin daha önce ele alınan seçeneğin yerini aldığını gösterir. Bu kalıp bir düşünce deneyi başlatabilir ve alternatifin ne gibi sonuçlar doğuracağını tartışmaya açabilir.

Alıştırma

Konuşmacı "So, what if instead there were a tunnel through the Earth?" cümlesiyle ne yapıyor?

  1. Tünelin zaten var olduğunu doğruluyor.
  2. İncelenecek gerçek dışı bir alternatif ortaya koyuyor.
  3. Tünelin geçmişte var olup olmadığını soruyor.
Cevabı göster

İncelenecek gerçek dışı bir alternatif ortaya koyuyor.

Let's jump over to my channel MinutePhysics to see what happens. Öbek fiiller

5:07

Ne olacağını görmek için MinutePhysics kanalıma geçelim.

Öbek fiiller

Hızlı bir geçiş olarak jump over to

Burada jump over to, bir videonun akışı içinde başka bir kanala veya hedefe hızla geçmek anlamına gelir. Konuşmacı fiziksel bir sıçramadan söz etmez. Let's jump over to ... yapısında Let's, geçişi bir davete dönüştürür; jump ise geçişe hızlı ve enerjik bir hava katar. Yeniden kullanılabilecek kalıp jump over to + kanal, sayfa, slayt, konu veya başka bir hedeftir.

Alıştırma

Hangi cümle jump over to ifadesini bir sunumda veya dijital ortamda gündelik bir geçiş olarak kullanıyor?

  1. Let's jump over to Maya's house after lunch.
  2. Let's jump over to the next slide and compare the results.
  3. Let's jump over the cable near the door.
Cevabı göster

Let's jump over to the next slide and compare the results.

Click here and I'll see you on the other side. Deyimler

5:10

Buraya tıklayın, diğer tarafta görüşürüz.

Deyimler

on the other side ifadesinin çift anlamı

Bu cümlede on the other side öncelikle izleyicilerin tıkladıktan sonra ulaşacağı yeri, yani bağlantıdaki MinutePhysics videosunu gösterir. Bu videodan sonraki videoya samimi bir geçiş işlevi görür. İfade aynı zamanda Dünya’nın içinden geçip diğer taraftan çıkma temasını hatırlatır. Böylece tek bir kısa cümle hem izleyicileri sonraki içeriğe yönlendirir hem de temayla bağlantılı bir söz oyunuyla kapanış yapar. Bu bağlamda yalnızca fiziksel bir yeri belirtmez.

Alıştırma

Bu kapanış cümlesinde on the other side ne işe yarar?

  1. İzleyicileri bağlantıdaki videoya yönlendirirken Dünya’nın karşı tarafına ulaşma fikrini de hatırlatır.
  2. Yalnızca konuşmacının fiziksel olarak izleyicilerin karşısında olduğunu söyler.
  3. Bağlantıdaki videonun bu videoyla aynı fikirde olmadığını söyler.
Cevabı göster

İzleyicileri bağlantıdaki videoya yönlendirirken Dünya’nın karşı tarafına ulaşma fikrini de hatırlatır.

Oh, and as always,

5:21

Ah, bir de her zamanki gibi,

thanks for watching.

5:22

izlediğiniz için teşekkürler.