Uzayda Silahlar: İngilizce çalışma notları
Vsauce
Video özeti: Top, su, Güneş ve evrenle ilgili düşünce deneyleri yörüngeyi, füzyonu ve bir merminin uzak galaksilere neden yetişemeyeceğini açıklar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Edimbilimde “what do you say we”, emir vermeden birlikte bir eylemi dostça önerir. 2. “the more massive a star is, the hotter it burns.” dil bilgisi kalıbı birlikte değişen iki niceliği bağlar; eğilim ve kuralları anlatır. 3. “Disaster from dis meaning against and aster meaning star.” kültür ifadesi, sadeleştirilmiş kökenin yıldızımızın bize karşı dönmesi esprisini nasıl hazırladığını gösterir; disaster sözcüğünün güncel anlamının yerini almaz.
Bu derste
what do you say we + fiilin yalın hâli ile ortak bir öneri
“What do you say we + fiilin yalın hâli?” konuşanın ve dinleyenin birlikte bir şey yapmasını önermenin günlük konuşmaya özgü bir yoludur. Burada doğrudan bir emirden daha hafif ve dostça bir tonla ayrılmayı önerir. we sözcüğünden sonra fiilin yalın hâli doğrudan kullanılır; should söylenmez: “What do you say we leave?”. Anlamı“How about we...?” veya “Shall we...?” ifadelerine yakındır. Dinleyenin hangi sözleri söyleyeceğini soran bir soru değildir.
Alıştırma
Dostça öneriyi hedef kalıpla tamamlayın: ____ grab some lunch?
Cevabı göster
What do you say we
get outta here: get out of here ifadesinin günlük biçimi
Outta, hızlı konuşmada out of ifadesinin çoğu zaman nasıl duyulduğunu gösteren günlük ve resmî olmayan bir yazımdır. get outta here içinde get out of here, “bu yerden ayrılmak” anlamına gelir; yani konuşan kişi grubun ayrılmasını önerir. Aynı ifade inanamama bildiren bir ünlem de olabilir: “Get outta here!” ifadesi “Yok artık!” anlamına gelebilir. Ancak burada anlam bu değildir. Önceki what do you say we... kalıbı, ifadeyi ayrılma önerisinin bir parçası yapar.
Alıştırma
“What do you say we get outta here?” cümlesinde“get outta here” ne anlama gelir?
- şaşırtıcı bir habere inanmadığını göstermek
- bu yerden ayrılmak
- birine hangi sözcükleri kullanacağını sormak
Cevabı göster
bu yerden ayrılmak
That way we could just float around and be free from the influence of gravity. Anlatım akışı
0:07Böylece etrafta süzülüp yer çekiminin etkisinden kurtularak özgür olabiliriz.
“That way” bir yöntemi sonucuna bağlar
That way, az önce belirtilen düşünceye, yani yörüngeye girme fikrine gönderme yapar. Burada fiziksel bir yol veya yön anlamına gelmez. Sonraki yan cümlenin başında “bunu yaparak” anlamına gelir ve konuşanın bu plandan beklediği sonucu sunar. Önce yöntemi, ardından sonucunu veya yararını vererek açıklamayı düzenlemenin yaygın bir yoludur.
Alıştırma
“Save the file in the cloud. That way, you can open it anywhere” cümlelerinde That way ne yapıyor?
- Fiziksel bir rotayı belirtir.
- Önerilen yönteme gönderme yapar ve sonucunu sunar.
- Öneriye bir istisna getirir.
Cevabı göster
Önerilen yönteme gönderme yapar ve sonucunu sunar.
Hızlı bir düzeltme olarak “Except not really.”
Except not really. gayriresmî bir eksiltili cümledir. Hemen önceki kesin ifadeye gönderme yapar ve bu ifadeyi geri alır ya da zayıflatır. Except bir sorun veya çekince olduğunu bildirir; not really ise önceki ifadenin aslında doğru olmadığını söyler. Daha eksiksiz düşünce “Except that is not really true.” gibi bir şeydir. Yalnızca bu kısa parçayı kullanmak hızlı bir ters köşe yaratır; çoğu zaman kuru bir mizah veya şakacı bir etki oluşturur ve dinleyeni gerçek açıklamaya hazırlar.
Alıştırma
Konuşan kişi kesin bir ifadenin ardından “Except not really.” diyerek ne yapıyor?
- İfadeyi daha güçlü bir vurguyla doğrulamak.
- Listeden çıkarılan bir öğeyi eklemek.
- Az önce söylenen ifadeyi düzeltmek veya zayıflatmak.
Cevabı göster
Az önce söylenen ifadeyi düzeltmek veya zayıflatmak.
Astronauts orbiting around the Earth experience pretty much the same gravitational pull that you and I are feeling right now. Kalıp ifadeler
0:14Dünya'nın yörüngesinde dönen astronotlar, şu anda sizin ve benim hissettiğimizle hemen hemen aynı kütle çekimine maruz kalır.
pretty much: “neredeyse” veya “temelde”
Bu cümlede pretty much, the same ifadesini niteler ve “neredeyse aynı” anlamına gelir. Burada pretty, “güzel” anlamında kullanılmaz. Küçük bir fark veya istisna payı bırakırken güçlü bir genel değerlendirme yapmak için pretty much kullanılır. Konuşan kişi, karşılaştırmayı tamamen kusursuz değil ama genel olarak doğru sayılacak kadar yakın gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “neredeyse” anlamına gelen iki sözcüklü konuşma ifadesiyle tamamlayın: After the update, the two versions look ____ the same.
Cevabı göster
pretty much
The major difference is that those astronauts are falling constantly towards Earth, Anlatım akışı
0:21En büyük fark şu: Bu astronotlar sürekli Dünya'ya doğru düşüyor,
but their angular velocity is so large that they're falling just as fast as Earth curves away from them. Dilbilgisi
0:27ama açısal hızları o kadar büyük ki Dünya'nın altlarından kıvrılıp uzaklaşmasıyla aynı hızda düşüyorlar.
The major difference is that + yan cümle
The major difference is that en önemli karşıtlığı önceden bildirir; that sonrasındaki yan cümle ise bu farkın tam olarak ne olduğunu açıklar. Buradaki that, bir nesneyi gösteren işaret sözcüğü değil, yan cümleyi bağlayan bir sözcüktür. Bu kalıp, dinleyenin karşılaştırmayı düzenli biçimde anlamasına yardımcı olur: önce hangi bilginin en önemli olduğunu gösterir, ardından temel farkı verir. Karşılaştırılan iki şey daha önce tanıtılmışsa veya bağlamdan açıkça anlaşılıyorsa kullanın.
Alıştırma
Karşılaştırmayı dersteki kalıbın tamamıyla tamamlayın: Both phones have the same screen size. ____ one has a much better battery.
Cevabı göster
The major difference is that
so large that: sonuca yol açan derece
So large that, so + sıfat + that yan cümlesi kalıbını kullanır. Burada so, açısal hızın büyüklüğünü anlatan large sözcüğünün derecesini güçlendirir; that yan cümlesi ise ortaya çıkan durumu verir: Dünya’nın uzaklaşarak kıvrılma hızına yetişecek kadar hızlı düşerler. Bu kalıbı, bir derece sonuç doğuracak düzeye ulaştığında kullanın; so cold that... veya so quickly that... örneklerinde olduğu gibi. So zorunludur; large that tek başına bu derece-sonuç kalıbını oluşturmaz.
Alıştırma
Cümleyi derece-sonuç kalıbını oluşturan iki sözcükle tamamlayın: The ice was ____ thin ____ the guide closed the trail.
Cevabı göster
so · that
just as fast as: vurgulanmış eşitlik
Just as fast as, iki hızı karşılaştırmak için just + as + zarf + as yapısını kullanır. Fast, falling sözcüğünü niteler; just ise tam eşitliği vurgular: düşme hızları, Dünya’nın uzaklaşarak kıvrılma hızına eşittir. Aktarılabilir just as + sıfat veya zarf + as kalıbı, iki kişiyi, şeyi veya eylemi bir nitelik ya da derece bakımından eşit gösterir. Buradaki as karşılaştırma kalıbının parçasıdır; çünkü anlamına gelmez.
Alıştırma
Karşılaştırmayı tek bir ifadeyle tamamlamak için just as...as kalıbını kullanın: Maya runs ____ Leo.
Cevabı göster
just as fast as
this is nothing New...ton's cannon hasn't already taught us. Dilbilgisi
0:35bunda yeni bir şey yok; Newton'ın topu bunu bize çoktan öğretti.
nothing New...ton's cannon hasn't already taught us yapısı
nothing [that] Newton's cannon hasn't already taught us yapısında ilgi zamiri that düşürülmüştür. Olumsuz ilgi cümleciği Newton'ın topunun öğretmediği şeyleri anlatır; nothing ise söz konusu fikri bu grubun dışında bırakır. Bu yüzden cümlenin tamamı, Newton'ın topunun bunu bize zaten öğrettiği ve bunun yeni olmadığı anlamına gelir. İki olumsuzluğu ayrı ayrı yorumlamayın. New...ton's içindeki duraklama önce new sözcüğünü düşündürür, ardından Newton's adını tamamlayarak sözlü bir kelime oyunu oluşturur.
Alıştırma
Bu cümle burada ne anlama geliyor?
- Newton'ın topu bunu bize henüz öğretmedi, dolayısıyla yeni.
- Newton'ın topu yalnızca yeni bilgiler öğretir.
- Newton'ın topu bunu bize zaten öğretti, dolayısıyla yeni değil.
Cevabı göster
Newton'ın topu bunu bize zaten öğretti, dolayısıyla yeni değil.
Newton realized that it makes objects accelerate towards the Earth
0:43Newton, yer çekiminin cisimleri Dünya'ya doğru hızlandırdığını,
the same amount independently of how fast they're moving horizontally. Kalıp ifadeler
0:46üstelik bunu yatayda ne kadar hızlı hareket ettiklerinden bağımsız olarak aynı miktarda yaptığını fark etti.
independently of how fast they're moving horizontally: yatay hızdan bağımsız olarak
Independently of, başka bir etkene göre değişmeden veya o etken tarafından belirlenmeden anlamına gelir. Sonucu etkilemeyen etkeni belirtir. Burada bu etken how fast they're moving horizontally bölümüdür: yatay hız ne olursa olsun nesneler Dünya'ya doğru aynı yer çekimi ivmesini kazanır. How cümleciği bir değişkeni belirtir; nesnelerin tek başına hareket ettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi independently of ile tamamlayın: The measured value stays constant ____ how often the test is repeated.
Cevabı göster
independently of
And of course, orbiting is just falling, Anlatım akışı
0:50Elbette yörüngede dönmek de yalnızca düşmektir,
but falling where you move horizontally fast enough that the Earth falls away faster. Dilbilgisi
0:53ama yatayda, Dünya'nın altınızdan daha hızlı kıvrılıp uzaklaşmasını sağlayacak kadar hızlı hareket ederek düşmektir.
orbiting is just falling, but falling where...: basit bir model ve temel bir koşul
İlk cümlecik şaşırtıcı ve basit bir model sunar: Yörüngedeki bir nesne sürekli olarak Dünya'ya doğru düşmektedir. Buradaki just, olaya basitleştirilmiş biçimde bakıldığını gösterir; nesnenin sıradan bir düşüşteki gibi dümdüz aşağı indiği anlamına gelmez. but ile başlayan cümlecik eksik koşulu ekler. Nesne aynı zamanda yana doğru o kadar hızlı hareket eder ki yere çarpamadan önce Dünya'nın eğri yüzeyi altından uzaklaşır. Önce basit bir yeniden tanım, ardından önemli bir sınırlama verme düzeni, ilk iddiayı açıklamanın tamamı gibi göstermeden zor bir fikri anlaşılır kılar.
Alıştırma
Bu açıklamada but sözcüğünden sonraki cümleciğin görevi nedir?
- Sıradan düşüşü yörünge hareketine dönüştüren koşulu ekler.
- Konuyu hareketten Dünya'nın yaşına çevirir.
- Yörüngede dolanmanın bütün düşmeyi durdurduğunu söyler.
Cevabı göster
Sıradan düşüşü yörünge hareketine dönüştüren koşulu ekler.
fast enough that: yeterli derece ve ardından gelen sonuç
fast enough that... yapısında enough, fast zarfından sonra gelir ve yeterli derecede anlamını taşır. that cümleciği, bu hıza ulaşıldığında mümkün olan sonucu belirtir. Sıfat/zarf + enough + that + cümlecik yapısını kullanın: quiet enough that..., clear enough that... veya fast enough that.... Bu cümlede fast, yatay hareketi niteler; enough ondan önce gelmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için fast, enough ve that sözcüklerini doğru sırayla kullanın: The download was ____ we could watch the video without waiting.
Cevabı göster
fast enough that
you'd need to be traveling at almost 17,000 mi/h or 8 km/s.
1:00saatte yaklaşık 17.000 mil, yani saniyede 8 km hızla gitmeniz gerekir.
successfully fall and miss the Earth: kontrollü bir ıskalama olarak yörünge
Bu ifade kasıtlı olarak çelişkili duyulur. Yörüngedeki bir cisim yer çekimi tarafından hâlâ aşağı çekildiği için sürekli düşer; ancak yana doğru o kadar hızlı hareket eder ki Dünya'nın kavisli yüzeyi cismin altında uzaklaşır ve cisim yere hiç çarpmaz. Burada miss, “özlemek” değil, “isabet ettirememek veya çarpmamak” anlamındadır. Successfully, görünürdeki başarısızlığı amaçlanan sonuca dönüştürerek yörüngeyi akılda kalıcı bir zihinsel görüntüyle anlatır.
Alıştırma
Bir bilim anlatıcısı bir uydunun successfully fall and miss the Earth yapabildiğini söylüyor. Bu ifade ne anlama gelir?
- Yüzeye çarpmayacak kadar hızlı biçimde yana hareket ederken Dünya'ya doğru düşmeye devam eder.
- Uzayda yolculuk ederken Dünya'yı özler.
- Düşmeyi bırakır ve Dünya'dan düz bir çizgide uzaklaşır.
Cevabı göster
Yüzeye çarpmayacak kadar hızlı biçimde yana hareket ederken Dünya'ya doğru düşmeye devam eder.
unless you dug a tunnel: varsayımsal bir istisna
Unless, ana yargıya bir istisna getirir: normalde belirtilen hıza ihtiyacın olurdu; tünel kazmak ise bu yargının geçerli olmayacağı hayalî durumdur. Burada unless, if ... not anlamına yakındır. Dug dil bilgisi açısından geçmiş zamandadır; ancak you'd need, yani you would need ile birlikte gerçekten bir tünel kazıldığını bildirmek yerine gerçeklikten uzak bir varsayım sunar. Yapı unless + simple past, ... would + fiilin yalın hâlidir. Bu anlamda dug sözcüğünden önce not eklemeyin; unless zaten if not ifadesindeki olumsuz mantığı sağlar.
Alıştırma
Bu varsayımsal koşulu, “şu durum dışında” anlamına gelen tek bir İngilizce sözcükle tamamlayın: ____ you brought an experienced guide, you'd probably get lost in the cave.
Cevabı göster
Unless
So, you'd probably incinerate from friction with the air well before you had a chance to enjoy the trip. Kalıp ifadeler
1:04Dolayısıyla yolculuğun tadını çıkarma fırsatı bulamadan çok önce hava sürtünmesi yüzünden muhtemelen yanıp kül olurdunuz.
well before you had a chance to: zamanlama ve engellenen bir fırsat
well before ifadesindeki well, “önemli bir farkla” anlamı veren bir pekiştiricidir; bu nedenle ilk olayı ikinci olaydan çok daha önceye yerleştirir. Burada “iyi bir şekilde” anlamına gelmez. Had a chance to, “bir şeyi yapma fırsatı veya yeterli zamanı oldu” demektir. Bu cümlede tam ifade, yanıp kül olmanın o kadar erken gerçekleşeceğini anlatır ki yolculuğun tadını çıkarmak hiçbir zaman mümkün hâle gelmez. Had, you’d ile kurulan varsayımsal olay dizisinin parçasıdır; gerçekten yaşanmış geçmiş bir olayı anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi have a chance to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The safety lock engaged well before anyone ____ touch the moving blades.
Cevabı göster
had a chance to
Of course, Newton's thought experiment involved the Earth, Kelime
1:09Elbette Newton'ın düşünce deneyi Dünya'yı konu alıyordu,
thought experiment: bir fikri hayal gücüyle sınamak
Thought experiment, bir ilkeyi, tahmini veya savı fiziksel olarak gerçekleştirmeden incelemek için kullanılan hayalî bir senaryodur. Thought, experiment sözcüğünü niteler; dolayısıyla terim düşünme eylemi hakkında yapılan bir deney anlamına gelmez. Burada Newton’ın hayal ettiği Dünya ve top düzeneği, hareket üzerine akıl yürütmek için kullanılır. Dikkatle oluşturulmuş hayalî bir durum, bir fikrin ne anlama geleceğini ortaya çıkardığında da aynı terim kullanılır.
Alıştırma
Bir fikri fiziksel olarak uygulamadan sınamak için kullanılan hayalî senaryonun standart terimiyle cümleyi tamamlayın: The professor introduced a ____ about living in a world with no gravity.
Cevabı göster
thought experiment
the cannon wouldn't have to throw its projectile nearly as fast for it to complete an orbit. Kalıp ifadeler
1:14merminin yörüngeyi tamamlaması için topun onu o kadar hızlı fırlatması gerekmezdi.
complete an orbit: bir yörüngeyi tamamlamak
Burada complete, “bitirmek” anlamında bir fiildir. Complete an orbit, bir cismin etrafında tam bir tur atıp bir yörünge döngüsünü bitirmek demektir. to’dan sonra geldiği için complete, to complete yapısındaki fiilin yalın hâlidir; an orbit ise nesnesidir. İfade, bir turun tamamlandığı noktaya odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi hedef teknik eşdizimin doğru zaman biçimiyle tamamlayın: After the satellite ____, it passed over the same ground station again.
Cevabı göster
completed an orbit
Sıfat + enough: powerful enough
Powerful enough ifadesinde enough, powerful sıfatından sonra gelir ve “gereken dereceye kadar” anlamını taşır. İfade, topun hayal edilen sonuç için gerekli güç eşiğine ulaştığını söyler; aşırı derecede güçlü olduğunu söylemez. Aktarılabilir kalıp sıfat + enough biçimindedir ve ardından sıkça to + fiilin yalın hâli veya for + isim gelir: strong enough to lift it; warm enough for swimming.
Alıştırma
Powerful sıfatını kullanarak yeniden yazın: A motor with enough power can lift the gate. The motor is ____ to lift the gate.
Cevabı göster
powerful enough
on the Moon and you fired that gun at the horizon and then waited a little bit, Kalıp ifadeler
1:23ve Ay'da bu silahı ufka doğru ateşleyip biraz bekleseydiniz,
fire a gun at a target: bir silahı hedefe doğru ateşlemek
fire a gun at a target yapısında fire, silahı ateşlemek anlamındaki fiildir. Silah doğrudan nesnedir; at ise hedefi veya yönü belirtir. Bu cümlede that gun silah, the horizon ise nişan alınan yöndür. Bu kalıp, atışın bir hedefe yöneltildiğini söyler; at eylemin gerçekleştiği yeri belirtmez ve hedefin vurulduğunu garanti etmez. Özne + fire + silah + at + hedef şeklinde, silah zaten biliniyorsa da özne + fire + at + hedef şeklinde kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi fire fiilinin geçmiş zamanıyla ve the pistol ile at sözcükleriyle tamamlayın: During training, Maya ____ the paper target.
Cevabı göster
fired the pistol at
you could get hit in the back of the head by the same bullet. Dilbilgisi
1:28aynı mermi başınızın arkasına çarpabilirdi.
get hit: konuşma dilindeki get edilgeni
Get hit, get ile kurulan edilgen yapıdır: get yardımcı fiil görevi görür, hit ise geçmiş zaman ortacıdır. Özne eyleme maruz kalır; dolayısıyla you could get hit, bir darbeyi edinmeniz değil, merminin size isabet edebilmesi anlamına gelir. Nötr be edilgeniyle karşılaştırıldığında get edilgeni, özellikle kazara veya istenmeyen bir sonucu, etkilenen kişinin başına gelen bir olay olarak sunar. Get + geçmiş zaman ortacı kalıbı get hurt, get caught ve get stuck gibi ifadelere de aktarılabilir.
Alıştırma
Uyarıyı catch fiilinin konuşma dilindeki get edilgeniyle tamamlayın: If you swim beyond the flags, you could ____ in a strong current.
Cevabı göster
get caught
Henry calculated that the bullet would have to travel about 1,600 m/s,
1:32Henry, merminin saniyede yaklaşık 1.600 metre hızla gitmesi gerektiğini hesapladı;
which is exactly how fast the Paris gun fires. Dilbilgisi
1:36bu da Paris Topu'nun ateşleme hızıyla tam olarak aynı.
which is exactly how fast: bir değeri eşleşen hıza bağlamak
Buradaki which, önceki sonuca, yani yaklaşık 1.600 m/s değerine gönderme yapar. Bu yan cümle, söz konusu değerin Paris Topu'nun ateşleme hızıyla tam olarak eşleştiğini belirtir. How fast the Paris gun fires, “Paris Topu'nun ateşleme hızı” anlamına gelen gömülü bir yan cümledir. Doğrudan soru olmadığı için does the Paris gun fire değil, the Paris gun fires biçimindeki düz cümle sırasını korur.
Alıştırma
Cümleyi which ve exactly sözcüklerini içeren beş kelimelik hedef bağlama ifadesiyle tamamlayın: “The elevator rises at six meters per second, ____ the safety test predicted it would move.”
Cevabı göster
which is exactly how fast
It's no squirt gun: no + isim ile vurgulu karşıtlık
Bu bağlamda It's no squirt gun, silahın türünü belirtmekten fazlasını yapar. Konuşan kişi çok güçlü bir topu zararsız bir oyuncak su tabancasıyla karşılaştırıp bu karşılaştırmayı reddederek gerçek topun son derece güçlü olduğunu mizahi biçimde vurgular. X is no Y kalıbı çoğu zaman “X kesinlikle yalnızca Y değildir ve Y'ye hiç benzemez” anlamına gelir. Etkisini, Y'nin daha zayıf, daha az ciddi veya daha az etkileyici bir ölçüt olarak seçilmesinden alır.
Alıştırma
“This racing bike is no child's toy,” cümlesinde konuşan kişi büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- Bisiklet bir çocuğa aittir ama kaybolmuştur.
- Konuşan kişi bisikletin ürün kategorisini tarafsızca belirtmektedir.
- Bisiklet ciddi ve yüksek performanslıdır; zararsız bir oyuncak değildir.
Cevabı göster
Bisiklet ciddi ve yüksek performanslıdır; zararsız bir oyuncak değildir.
how much water would it take to put out the Sun? Dilbilgisi
1:50Güneş'i söndürmek için ne kadar su gerekirdi?
How much water would it take to put out the Sun?: gereken miktarı tahmin etme
How much water would it take to put out the Sun? varsayımsal bir iş için gereken su miktarını sorar. How much sayılamayan water ismini niteler, would varsayımsal bir tahmini gösterir ve take burada taşımak ya da ortadan kaldırmak değil, gerektirmek anlamına gelir. would it take to put out... yapısında it biçimsel öznedir; asıl iş to put out the Sun bölümüdür. Yeniden kullanılabilen kalıp How much + sayılamayan isim + would it take + to-mastar? şeklindedir.
Alıştırma
Gereken yakıt miktarını soran cümleyi tamamlayın: '____ fuel ____ to complete the trip?'
Cevabı göster
How much · would it take
I mean, in general: bir iddianın kapsamını açıklığa kavuşturma
I mean, konuşmacının az önce söylediği şeyi açıklığa kavuşturduğunu veya düzelttiğini gösteren bir söylem belirtecidir. Burada kelimenin tam anlamıyla bir tanım duyurmaz; dinleyiciye sonraki ifadeyi nasıl yorumlaması gerektiğini bildirir. In general bu açıklamanın kapsamını sınırlar: konuşmacı, istisnalara yer bırakarak genellikle doğru olan geniş bir iddiada bulunur. I mean, in general birlikte yaklaşık olarak “açıklamak gerekirse, genel olarak konuşuyorum” anlamına gelir ve genel kural söylenmeden önce düşünce akışını düzenler.
Alıştırma
Bir konuşmacı az önce söylediği şeyin kapsamını düzeltmek ve sonraki iddianın her durumda değil, genel olarak doğru olduğunu göstermek istiyor. Hangi başlangıç en uygundur?
- I mean, in general,
- I think, in general,
- For example,
Cevabı göster
I mean, in general,
putting water on something hot would cause that something hot to lose some heat, Dilbilgisi
1:54sıcak bir şeye su dökmek o şeyin biraz ısı kaybetmesine yol açar,
would cause ... to lose: cause + nesne + to-infinitive
would cause that something hot to lose some heat ifadesinde cause bir sonuç bildirir: sıcak nesneye su koymak nedensel etkendir, that something hot etkilenen nesnedir ve to lose some heat bu nesnenin yaşadığı sonuçtur. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp cause + nesne + to-infinitive biçimindedir. Would, sonucu tamamlanmış bir olay olarak değil, ele alınan durumda beklenen sonuç olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle bir sonucu anlatmak için cause yapısını doğru kullanıyor?
- High pressure can cause to burst the pipe.
- High pressure can cause the pipe burst.
- High pressure can cause the pipe to burst.
Cevabı göster
High pressure can cause the pipe to burst.
especially since the water will be frozen because it's out there in space.
1:58özellikle de su uzayda olduğu için donmuş olacağından.
But here's the issue: temel güçlüğü tanıtmak
But, ardından gelenleri az önce verilen akıl yürütmeyle karşıtlaştırır. Here's the issue ise sıradaki noktanın dinleyicinin odaklanması gereken temel güçlük olduğunu bildirir. Cümle bir bütün olarak kolay veya beklenen düşünce çizgisini kapatır ve dikkati sonucu değiştirebilecek noktaya yönlendirir. Burada issue, ele alınması gereken önemli konu veya sorun anlamındadır. Konuşmacı genel bir fikir sunduktan sonra belirleyici bir engel, istisna veya karşı görüş eklemek istediğinde bu bilgi düzenini başka durumlara da aktarabilir.
Alıştırma
Bir sunumcu genel bir kuralı açıkladıktan sonra sonucu değiştirebilecek tek temel güçlüğü tanıtmak istiyor. Bu işlevi en iyi hangi geçiş ifadesi yerine getirir?
- But here's the issue.
- For example, this confirms the rule.
- To sum up, nothing changes.
Cevabı göster
But here's the issue.
The Sun is not a big ball of hydrogen on fire. Anlatım akışı
2:04Güneş, yanan dev bir hidrojen topu değildir.
Not X. Instead, Y: reddedilen açıklamayı doğru açıklamayla değiştirmek
Bu iki cümleli kalıp önce X iddiasını reddeder, ardından Y’yi onun yerine geçen doğru açıklama olarak sunar. Örnekte not a big ball of hydrogen on fire ifadesi “yanma” modelini ortadan kaldırır; Instead ise Güneş’in enerji kaynağının doğru açıklaması olarak fusion ifadesini sunar. Instead, Y’yi hemen önce reddedilen düşünceye bağlar. “Doğru alternatif olarak” anlamına gelir; “başka bir yerde” demek değildir. Bu yapı, yanlış bir düşünceyi düzeltmekten doğru açıklamayı vermeye geçmeyi sağlar.
Alıştırma
İkinci cümlenin reddedilen açıklamanın yerini aldığını en iyi hangi bağlaç gösterir? The sensor is not powered by a battery. ___, it draws energy from sunlight.
- Meanwhile
- However
- Instead
Cevabı göster
Instead
Be powered by + enerji kaynağı veya mekanizma
is powered by fusion ifadesinde be powered by + kaynak veya mekanizma edilgen kalıbı, bir sistemin çalışmasını sağlayan enerjiyi neyin sağladığını belirtir. Burada fusion, Güneş’in enerji üretme mekanizmasıdır; powered, “enerji sağlanmış” anlamına gelir, “siyasi yetki verilmiş” anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen yapı sistem + be fiilinin uygun biçimi + powered by + enerji kaynağı veya mekanizma şeklindedir. be fiilinin biçimi zamana ve özne-yüklem uyumuna göre is powered by, was powered by veya are powered by olarak değişir.
Alıştırma
Bu genel geniş zaman cümlesini tamamlamak için be powered by yapısını kullanın: The emergency radio ____ a hand crank.
Cevabı göster
is powered by
which is kind of like the chemical bonds between the hydrogen and oxygen that make up water, Notlar
2:14bir bakıma suyu oluşturan hidrojen ile oksijen arasındaki kimyasal bağlara benzer,
Yaklaşık bir benzetme için kind of like
Burada kind of like bir benzetme başlatır: konuşmacı başka tür bir bağı açıklamaya yardımcı olmak için kimyasal bağları kullanır. Karşılaştırma, tüm bilimsel ayrıntılar için değil, yalnızca ortak olan yararlı bir özellik için geçerlidir. Kind of, like ifadesinin kesinliğini azaltır. Bir bakımdan benzer anlamı verir ve açıklamanın iki şey tamamen aynıymış gibi duyulmasını önler.
Alıştırma
Yaklaşık bir karşılaştırmayı belirten üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: A battery is ____ a small energy tank, but the comparison is not exact.
Cevabı göster
kind of like
Bir bütünü oluşturmak anlamında make up
that make up water ilgi cümleciğinde that, önceki hydrogen and oxygen ifadesine gönderme yapar. Bunlar parçalardır; water ise bütündür. Burada make up, oluşturmak veya meydana getirmek anlamına gelir. Yeniden kullanılabilecek kalıp parçalar + make up + bütün şeklindedir. Bu cümlede uydurmak ya da telafi etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi oluşturmak anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Seven days ____ one week.
Cevabı göster
make up
except on a much smaller and much more powerful scale. Kalıp ifadeler
2:18ama çok daha küçük ve çok daha güçlü bir ölçekte gerçekleşir.
on a much smaller and much more powerful scale: ölçek ve güçlendirilmiş karşılaştırmalar
On a ... scale edat öbeği, bir karşılaştırmanın geçerli olduğu boyutu, kapsamı veya düzeyi belirtir. Burada smaller mekânsal boyutu, more powerful ise etkinin gücünü ifade eder; scale tartı aleti değil, boyut veya ölçek anlamındadır. Much karşılaştırma yapılarını güçlendirir: much smaller ve much more powerful, biraz değil önemli ölçüde daha küçük veya daha güçlü demektir. Much sözcüğünün tekrarı, iki karşılaştırmayı ayrı ayrı vurgular.
Alıştırma
on a much + comparative + scale kalıbını larger ile kullanarak cümleyi tamamlayın: The pilot served one school; the full program will operate ____.
Cevabı göster
on a much larger scale
Now, before I get tackled by nuclear physicists from one side and chemists from the other, Deyimler
2:20Şimdi, bir yandan nükleer fizikçiler, diğer yandan kimyagerler üzerime çullanmadan önce
before I get tackled by ...: eleştiriyi öngören abartı
Bir taraftan fizikçilerin, diğer taraftan kimyacıların konuşmacıyı yere düşürmesi görüntüsü kasıtlı bir abartıdır. Konuşmacı gerçek bir fiziksel saldırı beklememektedir; get tackled by, uzmanların iki yönden birden üzerine koşması gibi güçlü itirazları mecazi biçimde anlatır. Başa getirilen before yan cümlesi, konuşmacı devam etmeden önce olası eleştirileri öngörür. Konuşmacı kendisiyle şaka yaparak karşılaştırmanın fazla basitleştirilmiş olabileceğini kabul eder ve birazdan bir sınırlama ekleyeceğini gösterir.
Alıştırma
Konuşmacı "before I get tackled by ..." sözüyle ne yapıyor?
- İki uzman grubundan gelecek eleştiriyi öngörmek için mizahi bir abartı kullanmak
- Fizikçilerin ve kimyacıların karşılaştırmaya tamamen katıldığını iddia etmek
- Uzmanların birazdan fiziksel saldırıda bulunacağını bildirmek
- Konuyu temas sporlarının kurallarına çevirmek
Cevabı göster
İki uzman grubundan gelecek eleştiriyi öngörmek için mizahi bir abartı kullanmak
whether between planets, molecules, atoms, nuclei or quarks, Dilbilgisi
2:26ister gezegenler, moleküller, atomlar, çekirdekler ister kuarklar arasında olsun,
is just a happenstance where two or more particles together
2:30iki veya daha fazla parçacığın birlikteyken
have a lower total energy than when they were apart. Dilbilgisi
2:32ayrı oldukları zamana göre daha düşük toplam enerjiye sahip olduğu bir durumdan ibarettir.
whether between ... or ...: listelenen tüm kategorileri kapsama
Bu ara ifadede whether, gezegenler, moleküller, atomlar, çekirdekler veya kuarklar arasındaki bağlar gibi birkaç olası bağ türünü sıralar. Sondaki or listeyi tamamlar; whether listeyi iki seçenekle sınırlamaz. whether ... or ... bir bütün olarak, listelenen kategorilerden hangisi söz konusu olursa olsun ana ifadenin geçerli olduğunu belirtir. Böylece resmî açıklamalarda ana cümleyi tekrarlamadan birçok durum kapsanabilir.
Alıştırma
Politikanın listelenen her durumda geçerli olmasını sağlayan sözcüğü yazın: The warranty applies ____ the problem is electrical, mechanical, or software-related.
Cevabı göster
whether
lower ... than when ...: aynı şeyi iki koşulda karşılaştırma
Lower bir değerin daha küçük olduğunu belirtir, than ise karşılaştırma ölçütünü getirir. Burada when they were apart, aynı parçacıkların ayrı oldukları durumdaki toplam enerjisini temsil eder. when yan cümlesi karşılaştırmanın içinde görev yapar; yalnızca daha sonra ne olduğunu anlatmaz. Yeniden kullanılabilen comparative + than when + clause kalıbı, mevcut veya belirtilen bir değeri başka bir zamandaki ya da koşuldaki aynı değerle karşılaştırır.
Alıştırma
Bu cümle neyi karşılaştırıyor? The battery's voltage is lower now than when the motor was running.
- pilin gerilimi ile motorun gerilimi
- iki olayın sırası ve motorun daha sonra çalışması
- pilin şimdiki gerilimi ile motor çalışırken sahip olduğu gerilim
Cevabı göster
pilin şimdiki gerilimi ile motor çalışırken sahip olduğu gerilim
Like if you get married and your taxes go down. Anlatım akışı
2:35Tıpkı evlenince vergilerinizin düşmesi gibi.
Like if ...: benzetmeye gündelik bir giriş
Burada Like bir benzetme başlatır, if ise varsayımsal bir gündelik durum açar. Like if ... birlikte, dinleyiciyi aynı tür ilişkinin görüldüğü benzer bir durumu düşünmeye yönlendirir. Böylece önceki soyut ilişki tanıdık bir deneyimle eşleştirilir. Karşılaştırma sınırlıdır: yalnızca bir değişikliğin toplamı düşürmesi biçimindeki kalıp ödünç alınır. Buradaki Like, hoşlanmak anlamındaki fiil değil, bir söylem belirtecidir.
Alıştırma
Bu cümlede Like if ... ne işe yarıyor?
- Önceki fikir için tanıdık, varsayımsal bir benzetme sunar.
- İki durumun kelimesi kelimesine aynı olduğunu iddia eder.
- Konuşanın evlenmekten hoşlandığını söyler.
Cevabı göster
Önceki fikir için tanıdık, varsayımsal bir benzetme sunar.
that extra energy that the two solitary particles had is released.
2:38ayrı duran iki parçacığın sahip olduğu fazladan enerji açığa çıkar.
And because of a little relation we call E=mc²,
2:42Ayrıca E=mc² dediğimiz küçük bir bağıntı nedeniyle,
this actually means that the mass of the pair goes down a little bit too. Anlatım akışı
2:45bu, çiftin kütlesinin de aslında biraz azalması demektir.
this actually means that: şaşırtıcı bir sonuç çıkarma
this, az önce sözü edilen gerçeğe, hesaplamaya veya açıklamaya gönderme yapar. means that önceki bilgiyi bir sonuca dönüştürür; bu nedenle this actually means that, az önce ortaya konan bilgiden ne çıktığını bildirir. actually, sonucun şaşırtıcı veya dinleyicilerin beklediğine aykırı olduğunu gösterir. Burada çıkarımı vurgular; kimseyi yalan söylemekle suçlamaz.
Alıştırma
Önceki gerçekten şaşırtıcı bir sonuç çıkaran dört kelimelik bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The final train leaves later than we thought, so ____ we do not need to rush.
Cevabı göster
this actually means that
every fusion reaction turns a little bit of hydrogenous mass into light. Kalıp ifadeler
2:49her füzyon tepkimesi hidrojen kütlesinin küçük bir kısmını ışığa dönüştürür.
turns ... hydrogenous mass into light: turn A into B yapısı
Turn A into B, A'yı değiştirerek B hâline getirmek demektir. A başlangıçtaki şeyi veya durumu, into'dan sonraki B ise sonucu belirtir. Burada turns a little bit of hydrogenous mass into light, kütleyi başlangıç maddesi ve ışığı sonuç olarak sunar. Bu yapı fiziksel süreçleri, bir şey üretmeyi veya durum değişikliklerini anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi turn A into B yapısıyla tamamlayın: The treatment can ____ dirty water ____ safe drinking water.
Cevabı göster
turn · into
amounts to a loss of 100 quadrillion kilograms each year. Öbek fiiller
2:54her yıl 100 katrilyon kilogramlık bir kütle kaybına karşılık gelir.
amounts to: toplam sonucu belirtmek
Bu cümlede amounts to, toplamı şu kadardır veya sonuç olarak şuna ulaşır anlamına gelen bir fiil öbeğidir. Özne, özetlenen miktarı ya da etkiyi belirtir; ardından ortaya çıkan toplam gelir: her yıl 100 katrilyon kilogramlık kayıp. Aktarılabilir yapı amount to + toplam/sonuç biçimindedir. Veri, maliyet ve sonuç özetlerinde yaygındır. Burada amount ana fiildir; an amount of water gibi bir ifadede bulunan isim değildir.
Alıştırma
Bu cümlede amount to ne anlama gelir? The yearly maintenance costs amount to $6,000.
- $6,000 artmak
- Toplam $6,000 olmak
- Hemen $6,000 ödeme gerektirmek
- Yaklaşık $6,000 nakit içermek
Cevabı göster
Toplam $6,000 olmak
the more massive... the hotter...: the + karşılaştırma, the + karşılaştırma
the + comparative..., the + comparative... biçimindeki eşleşmiş yapı, bir miktar değiştikçe diğerinin de onunla birlikte değiştiğini anlatır. Burada daha büyük yıldız kütlesi, daha yüksek sıcaklıkta yanmayla eşleştirilir. İki the de sıradan belirli tanımlık değil, bağıntılı karşılaştırma yapısının işaretidir. Bu yapı bir ilişki veya eğilim sunar; dil bilgisi tek başına hangisinin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Eşleşmiş karşılaştırma yapısını tamamlayın: ____ carefully you plan, ____ smoothly the event runs.
Cevabı göster
The more · the more
And adding a bunch of water to the Sun would only cause it to be more massive.
3:05Güneş'e bir yığın su eklemek yalnızca kütlesini artırırdı.
burn brighter, not go out: X, not Y ile beklentiyi düzeltmek
Kısa X, not Y kalıbı önce gerçek sonucu belirtir, ardından onunla yarışan bir beklentiyi açıkça reddeder. burn brighter, not go out ifadesinde burn brighter düzeltilmiş sonuçtur; go out ise konuşanın gerçekleşmeyeceğini söylediği sonuçtur. Burada go out, bir ışığın, alevin veya yıldızın yanmayı ya da parlamayı bırakması anlamına gelir; sosyalleşmek için evden çıkmak anlamına gelmez. Dinleyicinin Y'yi bekleyebileceği ve konuşanın X'i öne çıkarmak istediği durumlarda bu yapı kullanışlıdır.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız güncellemenin fazladan adım eklemesini bekliyor. Hangi cümle gerçek sonucu önce, reddedilen beklentiyi sonra veren aynı yapıyı kullanıyor?
- The update will simplify the process, not add extra steps.
- The update will not simplify the process and will add extra steps.
- Will the update simplify the process or add extra steps?
Cevabı göster
The update will simplify the process, not add extra steps.
which means that its life would be shorter. Anlatım akışı
3:15bu da ömrünün daha kısa olacağı anlamına gelirdi.
which means that: bir çıkarımı belirtmek
Buradaki which, önceki gerçeğin tamamına, yani daha hızlı yanacağı gerçeğine gönderme yapar. Ardından gelen which means that, bu gerçeği yorumlayarak sonucunu açıklar: ömrü daha kısa olacaktır. Bir bilgiyi verdikten sonra onun çıkarımını açıkça belirtmek istediğinizde şu kalıbı kullanabilirsiniz: gerçek, which means that + sonuç. Bu yapı, dinleyiciyi bilgiden mantıksal sonucuna yönlendirir.
Alıştırma
"The road is flooded, which means that the bus cannot get through," cümlesinde which neye gönderme yapar?
- Yolun su altında olduğu gerçeğinin tamamı
- Otobüs
- Flooded sözcüğünün tanımı
Cevabı göster
Yolun su altında olduğu gerçeğinin tamamı
if you were to add 20 solar masses of water to the Sun, Dilbilgisi
3:19Güneş'e 20 Güneş kütlesi kadar su ekleseydiniz,
if you were to add: gerçeklikten uzak bir varsayım koşulu
if you were to add ifadesindeki were, eylemi geçmiş zamana yerleştirmez. if + subject + were to + base verb kalıbı, su ekleme eylemini gerçeklikten özellikle uzak veya tamamen hayalî bir koşul olarak sunar. Bu biçim gerçeklikle araya mesafe koyar; bu nedenle düşünce deneylerine ve gerçekleşme olasılığı çok düşük önerilere uygundur. Sonraki yan cümle, bu hayalî koşul altında ne olacağını belirtir.
Alıştırma
Düşünce deneyini were to yapısıyla tamamlayın: ____ a second moon to Earth, the tides would change dramatically.
Cevabı göster
If you were to add
you would decrease its life expectancy from the current 5 billion years Kalıp ifadeler
3:24şu anki 5 milyar yıllık yaşam beklentisini
decrease its life expectancy from ... to ...: perkiraan ömrünü ...'dan ...'a düşürmek
Burada decrease its life expectancy, Güneş'in varlığını sürdürmesi beklenen kalan süreyi kısaltmak anlamına gelir. Life expectancy yalnızca insanlar veya toplumlar için değil, ne kadar süre çalışması ya da var olması beklendiği tartışılan makineler, sistemler veya gök cisimleri için de kullanılabilir. decrease X from A to B kalıbı hem başlangıç değerini hem de daha düşük olan yeni değeri belirtir. Bu cümlede X, its life expectancy ifadesidir ve its Güneş'i gösterir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade decrease its life expectancy ile tamamlayın: This heat could ____ from ten years to six.
Cevabı göster
decrease its life expectancy
Take that water or whatever material you want Dilbilgisi
3:34O suyu ya da istediğiniz herhangi bir maddeyi alıp
whatever material you want: istediğiniz herhangi bir malzeme
Whatever material you want ifadesinde whatever, sınırsız bir seçim sunar: istediğiniz herhangi bir malzeme. Material seçilen isimdir; you want ise seçimi kimin tercihinin belirlediğini gösterir. Tekrar kullanılabilen whatever + isim + özne + want/need/choose kalıbı, belirli seçeneği açık bırakmayı veya sonucun belirli bir seçime bağlı olmadığını göstermeyi sağlar. Burada water yalnızca bir örnektir, zorunluluk değildir.
Alıştırma
Cümleyi whatever + color + you want ile tamamlayın: You can choose ____ for the poster.
Cevabı göster
whatever color you want
and shoot it into the Sun in a way that causes everything to get spread out and scattered Notlar
3:37her şeyin yayılıp saçılmasına yol açacak şekilde Güneş'e fırlatın,
in a way that causes: yöntemi sonucuna bağlamak
in a way that causes + isim + to + fiil yapısı, bir yöntemi bu yöntemin doğurması gereken sonuçla bağlar. Bu cümlede nesne, her şeyin yayılıp dağılmasına yol açacak biçimde Güneş'in içine fırlatılmalıdır. that yan cümlesi way sözcüğünü açıklar ve anlamını sınırlar: herhangi bir yöntem değil, belirtilen etkiyi ortaya çıkaran bir yöntem söz konusudur. Yapıyı do something in a way that causes X to happen kalıbıyla başka durumlarda da kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi dersteki beş sözcüklük kalıpla tamamlayın: Adjust the nozzle ____ the water to spray in a wide circle.
Cevabı göster
in a way that causes
get spread out: dağınık bir duruma geçmek
Get spread out, bir arada veya yoğunlaşmış durumdan daha geniş bir alana dağılmış duruma geçmek anlamına gelir. get + geçmiş zaman ortacı yapısında get, yeni bir duruma geçişi vurgular; spread out ise ortaya çıkan dağınık durumu anlatır. Burada maddenin dağılacağı anlatılır; bu, birinin mutlaka bir şeyi düz bir yüzeye yaydığı anlamına gelmez. Aynı yapı insanların, nesnelerin veya bilgilerin daha az yoğun hâle gelmesini de anlatabilir.
Alıştırma
Yürüyüşçülerin bir arada olmaktan çıkıp patika boyunca dağıldığını en açık biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The hikers were spread out along the trail.
- The hikers spread the map out on a rock.
- The hikers got spread out along the trail.
Cevabı göster
The hikers got spread out along the trail.
so that there's no longer the critical density needed for fusion to occur. Notlar
3:41böylece füzyonun gerçekleşmesi için gereken kritik yoğunluk artık kalmasın.
Amaçlanan bir sonuç için so that
Burada so that, önceki eylemle amaçlanan sonucu tanıtır: yoğunluk, füzyon için artık yeterince yüksek olmayacak düzeye indirilir. Bir eylemi, o eylemle gerçekleştirilmek istenen duruma bağlar; dolayısıyla ardından gelen yan cümle ‘hangi amaçlanan sonuçla?’ sorusunu yanıtlar. Başka bağlamlarda so that hem amaç hem de ortaya çıkan bir durum bildirebilir. Burada iki anlam tonu da vardır: işlem, belirtilen durumu oluşturmayı amaçlar ve bu durum işlemin sonucunda ortaya çıkar.
Alıştırma
Hangi cümle bir eylemi amaçlanan sonucuna bağlamak için so that kullanır?
- Please close the door so that the hallway noise does not disturb us.
- Please close the door because the hallway noise disturbed us.
- The hallway was so noisy that we closed the door.
Cevabı göster
Please close the door so that the hallway noise does not disturb us.
Eşik değer olarak critical density
Critical density ifadesindeki critical, ‘eleştiren’ ya da yalnızca ‘çok önemli’ değil, ‘bir eşik değerinde’ anlamına gelir. Fiziksel bir sürecin başlaması veya sürmesi için gereken yoğunluk düzeyidir. Bu cümlede yoğunluk o düzeyin altına indiğinde füzyon artık gerçekleşemez. Bu teknik kalıp başka ifadelere de aktarılabilir: critical + ölçüm bildiren bir isim, critical temperature, critical mass veya critical pressure örneklerinde olduğu gibi çoğu zaman bir sınır değeri adlandırır. Tam eşik, tartışılan sürece bağlıdır.
Alıştırma
Bir tepkime yalnızca yoğunluk 500 birim olduğunda başlıyor. Bu 500 birimi en kesin biçimde hangi ifade adlandırır?
- a high density
- the critical density
- the average density
Cevabı göster
the critical density
Now, no matter which avenue of putting out the Sun you pick, Dilbilgisi
3:46Güneş'i söndürmek için hangi yolu seçerseniz seçin,
No matter which ... you pick: her seçimde aynı sonuç
No matter which + isim + özne + fiil yapısı bir seçenekler kümesini sunar ve ardından gelen sonucun her seçim için geçerli kaldığını belirtir. Burada yan cümle, Güneş'i söndürmek için seçilen her yöntemin daha sonraki aynı sonuca götürdüğünü anlatır. Bu yan cümle ödünleyici bir giriş görevi görür; bu nedenle virgül, ana sonucun henüz gelmediğini gösterir. Avenue burada mecazidir: gerçek bir caddeyi değil, hedefe ulaşmak için olası bir yöntemi veya yolu ifade eder.
Alıştırma
Haritada işaretlenmiş birkaç yol var ve hepsi nehri geçiyor. Hangi cümle sonucun seçime göre değişmediğini belirtir?
- No matter which route you take, you must cross the river.
- Because you chose this route, you must cross the river.
- If you take the northern route, you must cross the river.
Cevabı göster
No matter which route you take, you must cross the river.
dis + aster kökenli Disaster: yıldızlarla ilgili etimolojik bir kelime oyunu
Cümle disaster sözcüğünü bilinçli olarak “karşı” veya “olumsuz” anlamındaki dis ile “yıldız” anlamındaki aster parçalarının birleşimi gibi sunar. Bu basitleştirilmiş ayrım, kötü konumlanmış veya uğursuz bir yıldızla ilgili eski düşünceyi canlandırır; böylece daha sonra bir yıldızın birine “karşı” olduğu iddiası kelime oyunu olarak işleyebilir. Sözcük tarihsel olarak kötü yıldız altında gerçekleşen bir olayla ilişkilendirilen Avrupa dillerindeki biçimler aracılığıyla İngilizceye ulaşmıştır. Günümüz İngilizcesinde disaster, felaket veya büyük başarısızlık anlamına gelen bütün bir sözcük olarak öğrenilir ve kullanılır; dinleyicinin günlük anlamı dis ve aster parçalarından kurması beklenmez.
Alıştırma
Bu cümlede disaster sözcüğünün dis ve aster olarak ayrılmasının işlevi nedir?
- Sözcüğün yıldızlarla olan tarihsel ilişkisini çağrıştırmak ve yıldız temelli bir kelime oyununa zemin hazırlamak
- aster ile modern İngilizce sözcükler üretmeye yarayan bir kural öğretmek
- disaster sözcüğünün normalde fiziksel olarak birine karşı duran yıldız anlamına geldiğini söylemek
Cevabı göster
Sözcüğün yıldızlarla olan tarihsel ilişkisini çağrıştırmak ve yıldız temelli bir kelime oyununa zemin hazırlamak
You would have literally turned our own star against us. Deyimler
3:59Kelimenin tam anlamıyla kendi yıldızımızı bize karşı çevirmiş olurdunuz.
kendi yıldızımızı bize karşı çevirmek
turn A against B yapısında bir kişi ya da şey, A'nın B'ye karşı düşmanca veya zararlı hâle gelmesine neden olur. Burada önerilen eylem, kendi yıldızımızı — Güneş'i — insanlık için bir tehdide dönüştürecektir; turn dönme anlamına gelmez, against ise uzamsal konumu değil karşıtlığı ifade eder. Cümle, Güneş'i taraf değiştirebilecekmiş gibi kişileştirir. Literally, Güneş'in zararlı etkisinin gerçek olacağını vurgular; ancak onun bir taraf seçmesi düşüncesi mecazidir. İfade ayrıca tarihsel olarak uğursuz bir yıldızla ilişkilendirilen disaster sözcüğüne zemin hazırlayarak kelime oyunu oluşturur.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için turn A against B kalıbıyla the neighbors ve each other ifadelerini kullanın: One false story could ____.
Cevabı göster
turn the neighbors against each other
If you were somehow able to avoid that disaster by magically appearing in intergalactic space, Dilbilgisi
4:04Bir şekilde sihirli biçimde galaksiler arası uzayda belirip bu felaketten kaçabilseydiniz,
…belirerek o felaketten kaçınmak
Avoid that disaster, kişinin o kötü sonucu yaşamaktan kurtulması anlamına gelir; felaketin herkes için durdurulduğu anlamına gelmek zorunda değildir. avoid sonrasındaki nesne, istenmeyen sonucu belirtir. By magically appearing yöntemi açıklar. İngilizcede by edatından sonra -ing biçimi kullanılır; bu nedenle appear değil appearing gerekir. Magically, appearing sözcüğünü niteler ve hayal edilen yöntemin imkânsız ya da açıklanamaz olduğunu gösterir.
Alıştırma
Yöntem öbeğini tamamlamak için leave early kullanın: We avoided the traffic jam ____.
Cevabı göster
by leaving early
Take out: bir şeyi taşındığı veya saklandığı yerden çıkarmak
Bu cümlede take out, bir şeyi taşındığı veya saklandığı yerden çıkarmak anlamına gelir. Doğrudan nesne olan your gun, çıkarılan şeyin ne olduğunu belirtir. out parçacığı, kapalı ya da saklama amaçlı bir konumdan dışarı doğru hareketi anlatır; açık havaya götürmek anlamına gelmez. Yapı take out + isim şeklindedir. Nesne bir zamirse take it out kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi take ve saklama yerinden dışarı hareketi belirten parçacıkla tamamlayın: Before the lesson starts, ____ your notebook.
Cevabı göster
take out
forever alone: gerçek duygu değil, kişileştirme
Forever alone sözcükleri gerçek anlamıyla sonsuz bir yalnız kalma durumunu anlatır. Burada mermi kişileştirilir: cansız bir nesneden, insana özgü bir sosyal duruma sahip olabilirmiş gibi söz edilir. Duygusal anlatım kalıcı ayrılığı canlı ve akılda kalıcı hâle getirir. Merminin uzaklaşan şeye asla yetişemeyeceğini veya yeniden katılamayacağını ifade eder; merminin gerçek duyguları olduğu iddia edilmez.
Alıştırma
İngilizce 'The last satellite drifted forever alone,' cümlesinde ifade en güçlü biçimde neyi anlatır?
- Yakında bir gruba geri döner.
- Gerçek anlamda sonsuza dek üzüntü hisseder.
- Açık havaya götürülmektedir.
- Kalıcı olarak ayrı kalır ve insana benzer biçimde anlatılır.
Cevabı göster
Kalıcı olarak ayrı kalır ve insana benzer biçimde anlatılır.
and if you were a few megaparsecs away from the nearest galactic cluster,
4:24ve en yakın galaksi kümesinden birkaç megaparsek uzakta olsaydınız,
on average those galaxies would be 200 km farther away from you every passing second. Kalıp ifadeler
4:27bu galaksiler ortalama olarak geçen her saniye sizden 200 km daha uzaklaşırdı.
on average: her durum değil, grubun ortalaması
On average, 200 km değerinin bir grup galaksiyi özetlediğini gösterir. Bu bir ortalama değerdir; tek tek galaksilerdeki değişim daha büyük veya daha küçük olabilir. Bu ifade, iddiaya önemli bir sınır koyar. Genel eğilimi anlatır; her galaksinin her saniye sizden tam olarak 200 km uzaklaşması gerektiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “birçok yolculuğun ortalaması olarak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The journey takes forty minutes ____, although some trips are shorter.
Cevabı göster
on average
In space terms: bir alanın ölçeğine göre değerlendirmek
In space terms, ardından gelen ifade için bakış açısını belirler. “Uzayda normal olarak kullanılan ölçeklerle değerlendirildiğinde” anlamına gelir; bu nedenle günlük yaşamda son derece yüksek görünen bir hız burada yavaş sayılabilir. in X terms kalıbı, bir şeyi X'in standartlarına veya ölçeğine göre değerlendirmeyi ister. Burada terms, teknik sözcüklerin listesini ya da sözleşme koşullarını değil, ölçme veya değerlendirme biçimini anlatır.
Alıştırma
Sonucu mali performansa göre değerlendirmek için in X terms kalıbını kullanan başlangıcı seçin: “___, the project was a success.”
- In financial terms
- Using financial terminology
- In terms of finance
Cevabı göster
In financial terms
pretty slow: derece zarfı olarak pretty
Burada pretty, slow sözcüğünü niteleyen bir derece zarfıdır. “Oldukça” ya da “epey” anlamına gelir; dolayısıyla konuşmacı 200 km/s hızını kozmik hareketlere göre oldukça yavaş bulmaktadır. Pretty burada görünüşü anlatmaz. Konuşmada pretty + sıfat/zarf, belirgin bir dereceyi ifade eden üretken bir kalıptır: pretty difficult, pretty quickly. Kesin şiddeti bağlama bağlıdır, ancak genellikle very sözcüğünden daha zayıf ve daha az kesindir.
Alıştırma
“The download is pretty slow today.” cümlesinde pretty ne anlama gelir?
- güzel bir biçimde
- oldukça veya epey
- mümkün olan en yüksek hızdan yalnızca biraz daha yavaş
Cevabı göster
oldukça veya epey
It's barely as fast as the solar system orbits the center of the Milky Way. Dilbilgisi
4:35Bu hız, Güneş Sistemi'nin Samanyolu'nun merkezi çevresinde dönme hızına ancak denktir.
barely as fast as: sınırda eşitlik karşılaştırması
Barely as fast as yapısında as + sıfat/zarf + as kalıbı eşit dereceleri karşılaştırırken barely bu karşılaştırmayı alt sınıra iter. Burada ilk hız, Güneş Sistemi’nin yörünge hızına ancak ulaşır veya çok yaklaşır; iki hız rahatça eşitmiş gibi sunulmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen barely as + sıfat/zarf + as kalıbı, barely as tall as veya barely as efficiently as örneklerindeki gibi karşılaştırmanın sınırda olduğunu gösterir. Bağlama göre aşağıdan yaklaşık eşitlik ya da bir eşiğin ancak karşılanması anlamına gelebilir.
Alıştırma
Yedek makine dakikada 99, ana makine ise 100 iş gerçekleştiriyor. Hangi cümle yedek makinenin aynı hıza ancak yaklaştığını vurgular?
- The backup machine is barely as fast as the main machine.
- The backup machine is just as fast as the main machine.
- The backup machine is not nearly as fast as the main machine.
Cevabı göster
The backup machine is barely as fast as the main machine.
And stars closer to the center of the galaxy can orbit 10 times faster.
4:38Galaksinin merkezine daha yakın yıldızlar ise 10 kat daha hızlı dönebilir.
But a measly bullet travels only a few kilometers every second Kelime
4:42Ama zavallı bir mermi saniyede yalnızca birkaç kilometre yol alır
“a measly bullet” ifadesindeki küçümseyici değerlendirme
a measly bullet ifadesinde measly, merminin gerçek boyutunu veya kalitesini anlatmaz. Çok daha büyük olan kozmik ölçekle karşılaştırıldığında, bir mermiyi bile acınacak derecede etkisiz gösterir. Measly, “saygı görmeyecek kadar küçük veya yetersiz” anlamına gelen, değerlendirme içeren gündelik bir sıfattır. Nesnel bir ölçüm vermek yerine konuşanın küçümseyici ve muhtemelen mizahi tutumunu iletir.
Alıştırma
Bu cümlede a measly bullet ne anlatıyor?
- Konuşan kişi merminin hasarlı ve güvenilmez olduğunu söylüyor.
- Konuşan kişi bu karşılaştırmada mermiyi etkileyici bulmayarak küçümsüyor.
- Konuşan kişi merminin fiziksel olarak minicik olduğunu söylüyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi bu karşılaştırmada mermiyi etkileyici bulmayarak küçümsüyor.
and would have no chance of reaching the receding galaxies, Kalıp ifadeler
4:45ve uzaklaşan galaksilere ulaşma şansı
“have no chance of reaching” kalıbı
Have no chance of reaching, galaksilere ulaşmanın yalnızca zor değil, imkânsız kabul edildiği anlamına gelir. have no chance of + -ing kalıbı, bir eylemin gerçekleşme veya başarılı olma olasılığı hakkında güçlü bir olumsuz yargı bildirir. Bu kalıpta of bir edattır; dolayısıyla sonraki fiil -ing biçimini alır: of reaching. Sondaki ever burada zaman kapsamını “hiçbir zaman” anlamıyla güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi “onu açmamız imkânsız” anlamındaki tam hedef kalıpla tamamlayın: Without the password, we ____ the encrypted file.
Cevabı göster
have no chance of opening
It makes you realize how tiny we are compared to the scale of the universe. Anlatım akışı
4:49Bu, evrenin ölçeğiyle kıyaslandığında ne kadar küçük olduğumuzu fark ettiriyor.
But it also makes you realize how close together we all are here on Earth.
4:55Ama aynı zamanda burada, Dünya'da hepimizin birbirine ne kadar yakın olduğunu da gösteriyor.
“It makes you realize how ... But it also makes you realize how ...” ile paralel çerçeveleme
“It makes you realize how ...” kalıbının tekrarlanması iki cümleye aynı dil bilgisel biçimi verir. “It”, daha önceki evren ölçeği gösterimine gönderme yaparken her how yan cümlesi bu gösterimin sağladığı bir farkındalığı belirtir. “But it also”, evren ölçeğinde insanın küçüklüğünden Dünya’daki insanların birbirine yakınlığına geçiş yapar. But karşıtlık kurar; also ise ikinci düşüncenin birincinin yerine geçmediğini, ona eklendiğini göstererek dengeli bir sonuç oluşturur. Buradaki “close together”, evrendeki devasa mesafelere göre göreceli bir yakınlığı ifade eder ve sona daha sıcak, insani bir anlam da katar. Herkesin fiziksel olarak aynı yerde sıkışmış olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
“The photograph makes you realize how vast the desert is” cümlesinden sonra hangi devam cümlesi paralel yapıyı en iyi korur ve karşıt bir farkındalık ekler?
- And its ecosystem is fragile.
- But it also makes you realize how fragile its ecosystem is.
- But instead it proves that the desert is small.
Cevabı göster
But it also makes you realize how fragile its ecosystem is.
to get from one side of the Earth to the other, Kalıp ifadeler
5:00Dünya'nın bir tarafından diğerine gitmek için
Eşleşen uç noktalar için “get from one side of ... to the other”
“Get from A to B” yapısında get, A başlangıç noktasından B’ye yolculuk etmek, hareket etmek veya ulaşmayı başarmak anlamına gelir; elde etmek anlamına gelmez. Bu parçada uç noktalar Dünya’nın birbirine zıt iki tarafıdır. “One side ... the other” bir çift kurar: one iki taraftan herhangi birini tanıtır, the other ise geriye kalan tarafı ifade eder. Yapının tamamı iki uç, aşama veya konum arasındaki hareket için yeniden kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi get from A to B kalıbındaki iki edatla tamamlayın: “The ferry helps commuters get ____ one side of the bay ____ the other.”
Cevabı göster
from · to
So, what if instead there were a tunnel through the Earth? Dilbilgisi
5:05Peki ya bunun yerine Dünya'nın içinden geçen bir tünel olsaydı?
Hayalî bir alternatif için What if instead there were ...?
What if there were ...?, geçmişte bir şeyin var olup olmadığını sormak yerine hayalî bir durum ortaya koyar. Geçmiş biçimi were, bu varsayımın şimdiki gerçeklikten uzak olduğunu gösterir: Dünya'nın içinden geçen bir tünel yoktur, ancak konuşmacı izleyicilerden böyle bir tünelin var olduğunu varsaymalarını ister. Instead, bu hayalî tünelin daha önce ele alınan seçeneğin yerini aldığını gösterir. Bu kalıp bir düşünce deneyi başlatabilir ve alternatifin ne gibi sonuçlar doğuracağını tartışmaya açabilir.
Alıştırma
Konuşmacı "So, what if instead there were a tunnel through the Earth?" cümlesiyle ne yapıyor?
- Tünelin zaten var olduğunu doğruluyor.
- İncelenecek gerçek dışı bir alternatif ortaya koyuyor.
- Tünelin geçmişte var olup olmadığını soruyor.
Cevabı göster
İncelenecek gerçek dışı bir alternatif ortaya koyuyor.
Let's jump over to my channel MinutePhysics to see what happens. Öbek fiiller
5:07Ne olacağını görmek için MinutePhysics kanalıma geçelim.
Hızlı bir geçiş olarak jump over to
Burada jump over to, bir videonun akışı içinde başka bir kanala veya hedefe hızla geçmek anlamına gelir. Konuşmacı fiziksel bir sıçramadan söz etmez. Let's jump over to ... yapısında Let's, geçişi bir davete dönüştürür; jump ise geçişe hızlı ve enerjik bir hava katar. Yeniden kullanılabilecek kalıp jump over to + kanal, sayfa, slayt, konu veya başka bir hedeftir.
Alıştırma
Hangi cümle jump over to ifadesini bir sunumda veya dijital ortamda gündelik bir geçiş olarak kullanıyor?
- Let's jump over to Maya's house after lunch.
- Let's jump over to the next slide and compare the results.
- Let's jump over the cable near the door.
Cevabı göster
Let's jump over to the next slide and compare the results.
Click here and I'll see you on the other side. Deyimler
5:10Buraya tıklayın, diğer tarafta görüşürüz.
on the other side ifadesinin çift anlamı
Bu cümlede on the other side öncelikle izleyicilerin tıkladıktan sonra ulaşacağı yeri, yani bağlantıdaki MinutePhysics videosunu gösterir. Bu videodan sonraki videoya samimi bir geçiş işlevi görür. İfade aynı zamanda Dünya’nın içinden geçip diğer taraftan çıkma temasını hatırlatır. Böylece tek bir kısa cümle hem izleyicileri sonraki içeriğe yönlendirir hem de temayla bağlantılı bir söz oyunuyla kapanış yapar. Bu bağlamda yalnızca fiziksel bir yeri belirtmez.
Alıştırma
Bu kapanış cümlesinde on the other side ne işe yarar?
- İzleyicileri bağlantıdaki videoya yönlendirirken Dünya’nın karşı tarafına ulaşma fikrini de hatırlatır.
- Yalnızca konuşmacının fiziksel olarak izleyicilerin karşısında olduğunu söyler.
- Bağlantıdaki videonun bu videoyla aynı fikirde olmadığını söyler.
Cevabı göster
İzleyicileri bağlantıdaki videoya yönlendirirken Dünya’nın karşı tarafına ulaşma fikrini de hatırlatır.