Oybirliğiyle alınan kararlara güvenmeli misiniz? - Derek Abbott: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
502 kelime 148 kel/dk

Video özeti: Bu video, doğal olarak değişkenlik beklenen durumlarda kusursuz uzlaşmanın neden şüphe uyandırabileceğini açıklar. Görgü tanıklarının teşhisi, yazı tura, kirlenmiş DNA ve bir referandum örnekleri, tam mutabakatın sistemik hata veya yanlılığa işaret edebileceğini gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. the paradox of unanimity. — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: Belirsizliğin doğal olarak farklı sonuçlar doğurması gereken bir durumda oybirliğinin daha değil, daha az güvenilir olabileceğini anlatan temel kavramı anlamak ve terimi hukuk, istatistik, adli bilimler ve siyaset örnekleriyle ilişkilendirmek. 2. less like ve more like — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Kanıtı yeniden sınıflandırmak veya bir yorumu düzeltmek için kullanılan bu ikili karşılaştırmayı tanımak ve kullanmak; örneğin bir teşhisi kesin suçluluk göstergesi saymak yerine sistemik hata ya da yanlılık işareti olarak değerlendirmek. 3. supposedly — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu zarfın başkasına atfedilen bir iddiayı aktarırken konuşanın doğruluğa dair kuşkusunu da bildirdiğini fark etmek; özellikle inanılmayacak kadar kusursuz rakamları konu alan haberlerde ve siyasi yorumlarda bu tutumu ayırt etmek.

Bu derste

Imagine a police lineup where 10 witnesses are asked to identify a bank robber they glimpsed fleeing the crime scene. Notlar

0:06

Suç mahallinden kaçarken gördükleri bir banka soyguncusunu teşhis etmeleri için 10 tanığın çağrıldığı bir polis teşhisini hayal edin.

Kültür

a police lineup: tanıkla teşhis prosedürü

Bu cümlede a police lineup, bir tanığın bir grup insana bakıp daha önce gördüğü kişiyi teşhis etmeye çalıştığı polis prosedürüdür. Buradaki lineup sıradan bir kuyruk değil, teşhis işleminin adıdır. Bir tanığın birini seçmesi, o kişinin suçu işlediğini kanıtlamaz. Cümle, tanıklardan soyguncuyu teşhis etmelerinin istendiğini söyler; seçimlerinin kesinlikle doğru olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede a police lineup ne anlama geliyor?

  1. Tanıkların bir grup içinden birini teşhis etmeye çalıştığı polis prosedürü
  2. Tanıklara kimin suçlu olduğunun zaten kanıtlandığının söylendiği bir toplantı
  3. Polislerin bir bankanın dışında beklediği sıradan bir kuyruk
Cevabı göster

Tanıkların bir grup içinden birini teşhis etmeye çalıştığı polis prosedürü

Dilbilgisi

they glimpsed fleeing the crime scene: nesne görevli zamiri düşürülmüş ilgi cümleciği

Vurgulanan sözcükler, a bank robber ifadesini niteleyen ve nesne boşluğu içeren bir ilgi cümleciği oluşturur. Daha açık biçimi a bank robber whom or that they glimpsed fleeing the crime scene olur. İlgi zamiri glimpsed fiilinin nesnesi olduğu için düşürülmüştür. They, tanıkları ifade eder. glimpse + kişi + -ing yapısında -ing eylemini yapan, görülen kişidir; dolayısıyla kaçan kişi banka soyguncusudur. Glimpse ayrıca birini veya bir şeyi yalnızca kısa bir an görmek demektir.

Alıştırma

Hangi genişletilmiş biçim özgün ifadenin anlamını koruyor?

  1. A bank robber who glimpsed them fleeing the crime scene
  2. A bank robber that they glimpsed fleeing the crime scene
  3. A bank robber that they glimpsed while the witnesses were fleeing the crime scene
Cevabı göster

A bank robber that they glimpsed fleeing the crime scene

If six of them pick out the same person, Öbek fiiller

0:15

Eğer altısı aynı kişiyi seçerse,

Öbek fiiller

pick out: Bir Grup İçinden Birini Tanımak

Bu cümlede pick out, daha büyük bir grubun içinden bir kişiyi tanımak veya seçmek anlamına gelir. Birkaç tanığın teşhis sırasında aynı kişiyi seçmesini anlatır; birini kaldırmak veya yerden almak anlamına gelmez. Pick out, ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne isim olduğunda pick out the person veya pick the person out denebilir. Nesne zamir olduğunda zamir ortaya gelmelidir: pick him out.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “bir grup içinden tanımak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: In the class photo, can you ____ the student wearing the red hat?

Cevabı göster

pick out

there's a good chance that's the real culprit. Kalıp ifadeler

0:18

onun gerçek suçlu olma ihtimali yüksektir.

Kalıp ifadeler

there's a good chance: Bir Şeyin Oldukça Muhtemel Olduğunu Söylemek

There's a good chance, bir şeyin gerçekleşme olasılığının oldukça yüksek olduğunu belirtir. Buradaki chance, bir şey yapma fırsatı değil, olasılık anlamındadır. Yaygın kalıp There's a good chance (that) + yan cümledir. Örnekte olduğu gibi that çoğu zaman kullanılmaz. Bu ifade oldukça yüksek bir olasılık belirtir, ancak kesinlik anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “oldukça muhtemel” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: ____ our flight will be delayed because of the storm.

Cevabı göster

There's a good chance

And if all 10 make the same choice,

0:20

Ve eğer 10'u da aynı seçimi yaparsa,

you might think the case is rock solid. Deyimler

0:22

davanın sarsılmaz bir temele oturduğunu düşünebilirsiniz.

Deyimler

rock solid: son derece sağlam ve güvenilir

Bu cümlede rock solid mecazi anlamda kullanılır. Davanın son derece güçlü ve güvenilir kanıtlara ya da akıl yürütmeye dayandığını, bu nedenle de çürütülmesi zor göründüğünü anlatır; fiziksel bir sertliği tarif etmez. Bu ifade kanıt, sav, plan gibi soyut bir dayanağı değerlendirmek için de kullanılabilir. Büyük bir güven ifade eder, ancak bir şeyin asla başarısız olmayacağının kanıtı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede rock solid ne anlama geliyor?

  1. Dava hakkında mahkeme zaten nihai kararını vermiştir.
  2. Dava fiziksel olarak sert bir kayayla ilgilidir.
  3. Dava son derece güçlü ve güvenilir kanıtlarla destekleniyor gibi görünüyor.
Cevabı göster

Dava son derece güçlü ve güvenilir kanıtlarla destekleniyor gibi görünüyor.

But you'd be wrong.

0:25

Ama yanılıyorsunuz.

For most of us, this sounds pretty strange.

0:27

Çoğumuz için bu kulağa oldukça tuhaf geliyor.

After all, Anlatım akışı

0:29

Ne de olsa,

much of our society relies on majority vote and consensus, Kalıp ifadeler

0:30

toplumumuzun büyük bir kısmı çoğunluk oylamasına ve oybirliğine dayanır,

Anlatım akışı

After all: önceki düşünceyi destekleyen bir neden sunmak

Burada After all bir söylem belirtecidir. Önceki düşünceyi destekleyen veya açıklayan bir neden sunar: toplum çoğunluk oylamasına ve uzlaşmaya sık sık güvenir, bu yüzden önceki tepki makul görünebilir. Cümlenin başında bu bilginin daha önce söylenenlerle nasıl bağlantılı olduğunu dinleyiciye gösterir. Yaklaşık olarak “bu bilinen gerçeği göz önünde bulundurursak” anlamına gelir; “her şey olduktan sonra” anlamına gelmez.

Alıştırma

After all burada bilgiyi düzenlerken hangi görevi yerine getiriyor?

  1. Önceki konuyla ilgisiz bir konuya geçiyor.
  2. Önceki düşünceyi destekleyen bir neden sunuyor.
  3. Olayı daha sonraki bir zamana yerleştiriyor.
Cevabı göster

Önceki düşünceyi destekleyen bir neden sunuyor.

Kalıp ifadeler

relies on: bir şeyi temel veya destek olarak kullanmak

Rely on, birini ya da bir şeyi temel veya destek olarak gerekli görmek ya da ona güvenmek anlamına gelir. Burada toplumun büyük bir bölümünün işleyebilmek için çoğunluk oylamasına ve uzlaşmaya ihtiyaç duyduğu anlatılıyor. Kalıp rely on + isim, zamir veya -ing biçimidir. On ifadenin bir parçasıdır ve atılamaz. Burada much of our society dil bilgisi bakımından tekil kabul edildiği için fiil relies olur.

Alıştırma

Cümleyi rely on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The safety system ____ two backup batteries.

Cevabı göster

relies on

whether it's politics, business, or entertainment.

0:34

ister siyaset, ister iş dünyası veya eğlence olsun.

So it's natural to think that more consensus is a good thing.

0:38

Bu yüzden daha fazla uzlaşmanın iyi bir şey olduğunu düşünmek doğaldır.

And up until a certain point, it usually is. Kalıp ifadeler

0:41

Ve belirli bir noktaya kadar, genellikle öyledir.

Kalıp ifadeler

up until a certain point: soyut bir sınıra kadar

Up until a certain point, bir şeyin yalnızca soyut bir sınıra veya aşamaya kadar geçerli kaldığı ya da devam ettiği anlamına gelir. Burada point fiziksel bir yeri anlatmaz. Bu ifade, dinleyiciyi o sınırdan sonra bir değişiklik olacağına da hazırlar. Burada daha fazla uzlaşmanın iyi bir şey olduğu yönündeki önceki düşüncenin sınır içinde genellikle doğru olduğu, fakat sınırdan sonra geçerliliğini yitirebileceği anlatılır.

Alıştırma

Bir şeyin yalnızca soyut bir sınıra kadar etkili kaldığını ve sonrasında durumun değiştiğini anlatan cümle hangisidir?

  1. The phone gets a signal only at one point on the hiking trail.
  2. The plan works up until a certain point, but after that the costs become too high.
  3. The plan works in every situation, no matter how high the costs become.
Cevabı göster

The plan works up until a certain point, but after that the costs become too high.

But sometimes, the closer you start to get to total agreement, Dilbilgisi

0:45

Ancak bazen, tam bir mutabakata yaklaşmaya başladıkça,

the less reliable the result becomes.

0:49

sonuç daha az güvenilir hale gelir.

Dilbilgisi

the closer ... the less reliable: bağlantılı karşılaştırmalı değişimler

The closer ..., the less reliable ... ifadesi, the + karşılaştırma biçimi ..., the + karşılaştırma biçimi ... kalıbını kullanır. Buradaki the sözcükleri sıradan belirli tanımlıklar değildir; her biri birbiriyle bağlantılı iki değişimin bir tarafını işaretler. İlk yan cümle, tam fikir birliğine olan mesafenin azaldığını söyler. İkinci yan cümle, bununla birlikte güvenilirliğin azaldığını belirtir. İki karşılaştırma aynı ya da zıt yönde değişebilir ve bir ilişki sunar; bu kalıp tek başına nedenselliği kanıtlamaz.

Alıştırma

Bağlantılı değişimi tamamlamak için icy ve slowly sözcüklerinin karşılaştırma biçimlerini kullanın: The ____ the road becomes, the ____ we must drive.

Cevabı göster

icier · more slowly

This is called the paradox of unanimity. Kültür

0:52

Buna oybirliği paradoksu denir.

Kültür

the paradox of unanimity: tam fikir birliğinin şüpheli olabildiği durum

The paradox of unanimity, sezgilere aykırı bir durumu adlandırır: Bağımsız yargıların veya ölçümlerin normalde bir miktar farklılık göstermesi beklenirken tam fikir birliği bazen sonucu daha güvenilir değil, daha az güvenilir kılabilir. Unanimity, ilgili herkesin bütünüyle aynı görüşte olması veya ilgili tüm gözlemlerin tam olarak eşleşmesi demektir. Bir paradox, sıradan bir çelişkiden ibaret değildir. Burada açıklanabilen, görünüşte şaşırtıcı bir sonuçtur: Kusursuz uyum ortak bir yanlılığa, kopyalanmış bilgilere veya süreçteki bir soruna işaret edebilir.

Alıştırma

Bu ifadeyi değerlendirin: The paradox of unanimity, oy birliğiyle çıkan her sonucun mutlaka yanlış olduğu anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

The key to understanding this apparent paradox Anlatım akışı

0:55

Görünüşteki bu paradoksu anlamanın anahtarı,

Anlatım akışı

The key to understanding ...: ana açıklamayı sunmak

Burada The key to understanding ... ifadesi, fiziksel bir anahtar değil, “…… anlamak için gereken temel fikir” demektir. Bir yön işareti gibi çalışır: konuşmacının, görünürdeki paradoksu anlaşılır kılan etkeni açıklamak üzere olduğunu bildirir. Yapı the key to + isim veya -ing biçimidir. the key to understanding ifadesinde to bir edattır; bu nedenle ardından understanding gibi bir -ing biçimi gelir. Bu yapı, dikkati ana açıklamaya yöneltmek için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için improve sözcüğünün doğru biçimini kullanın: The key to ____ your writing is regular practice.

Cevabı göster

improving

is in considering the overall level of uncertainty Kalıp ifadeler

0:58

uğraştığınız durumun türünün içerdiği

involved in the type of situation you're dealing with.

1:02

genel belirsizlik seviyesini göz önünde bulundurmaktır.

Kalıp ifadeler

the overall level of uncertainty: belirsizliği bir bütün olarak değerlendirmek

The overall level of uncertainty, durumun tamamında ne kadar belirsizlik bulunduğunu ifade eder. Level, uncertainty kavramını yüksek ya da düşük olarak değerlendirilebilecek bir dereceye dönüştürür; overall ise tek bir şüphe yerine bütün tabloyu ele almayı belirtir. Bu ifade analize açık bir ölçüt kazandırır: bir sonuca ne kadar güvenileceğine karar vermeden önce belirsizliklerin toplam düzeyini değerlendirin.

Alıştırma

the overall level of uncertainty ifadesi neyi değerlendirmenizi ister?

  1. İlk hatayı hangi kişinin yaptığı
  2. Durumun tamamının ne kadar belirsiz olduğu
  3. Olası bütün sonuçların aynı olup olmadığı
Cevabı göster

Durumun tamamının ne kadar belirsiz olduğu

If we asked witnesses to identify the apple in this lineup,

1:05

Eğer tanıklardan bu teşhis sırasındaki elmayı belirlemelerini isteseydik,

for example, we shouldn't be surprised by a unanimous verdict. Kalıp ifadeler

1:09

örneğin, oybirliğiyle çıkan bir karara şaşırmamalıydık.

Kalıp ifadeler

we shouldn't be surprised by: beklenen bir sonucu belirtmek

we shouldn't be surprised by + ad öbeği, eldeki gerçeklere göre sonucun mantıklı ve beklenen bir sonuç olduğunu belirtir. Burada should not, hangi tepkinin makul olduğunu değerlendirir; nasıl davranılacağına dair bir emir vermez. by'dan sonraki bölüm, şaşkınlığa yol açabilecek olay veya sonucu belirtir. Bu cümlede a unanimous verdict beklenen sonuçtur; by, eylemi yapan kişiyi göstermez.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The road is covered in ice, so we ____ the school closure.

Cevabı göster

shouldn't be surprised by

But in cases where we have reason to expect some natural variance, Notlar

1:13

Ancak bazı doğal farklılıklar beklemek için nedenlerimiz olan durumlarda,

we should also expect varied distribution.

1:17

çeşitli bir dağılım da beklemeliyiz.

Kalıp ifadeler

have reason to expect: kanıta dayalı bir tahmin

have reason to expect, gerçeklerin, deneyimin veya mantığın bir tahmini desteklediği anlamına gelir. Yalnızca expect demeye kıyasla beklentinin dayanağını açıkça belirtir. Kalıp have reason to + fiilin yalın hâlidir. Burada reason, bir yargıyı destekleyen kanıt veya gerekçe anlamına gelir; kişinin harekete geçme amacı anlamına gelmez.

Alıştırma

Tahmini destekleyen kanıt olduğunu göstermek için cümleyi hedef ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The weather report predicts a blizzard, so we ____ school delays.

Cevabı göster

have reason to expect

Kelime

natural variance ... varied distribution: sonuçların farklılaşması ve dağılması

Burada natural variance, olağandışı veya kasıtlı bir etken olmasa bile ortaya çıkan normal farklılıklar anlamına gelir. Bu cümlede variance, geniş anlamda değişkenlik için kullanılmıştır; mutlaka istatistikte varyans adı verilen kesin niceliği belirtmez. Varied distribution, sonuçların tek bir noktada toplanmak yerine farklı değerlere veya seçeneklere yayılması demektir. Distribution sonuçların oluşturduğu düzeni anlatır; birinin bir şeyleri kasıtlı olarak dağıttığı anlamına gelmez. İki ifade birlikte mantıksal bir bağ kurar: doğal farklılıklar bekleniyorsa genel sonuçlarda da belli bir yayılma beklenmelidir.

Alıştırma

Bu cümlede natural variance ve varied distribution ifadelerine en uygun yorum hangisidir?

  1. Tüm normal sonuçlar tamamen aynı olmalıdır.
  2. Birisi her sonucu kasıtlı olarak farklı bir gruba atar.
  3. Sonuçlar doğal olarak farklı olabilir ve farklı değerlere yayılabilir.
Cevabı göster

Sonuçlar doğal olarak farklı olabilir ve farklı değerlere yayılabilir.

If you toss a coin 100 times,

1:21

Bir madeni parayı 100 kez atarsanız,

you would expect to get heads somewhere around 50% of the time. Kalıp ifadeler

1:23

yaklaşık %50 oranında tura gelmesini beklersiniz.

Kalıp ifadeler

somewhere around 50%: yaklaşık bir oran belirtmek

Somewhere around 50%, yaklaşık %50, yani %50'ye yakın bir değer anlamına gelir. Burada somewhere gerçek bir yeri değil, sayı ölçeğindeki bir konumu belirtir. Bu ifade, değerin %50'den makul ölçüde farklı olmasına izin verir; tam olarak %50 olacağını garanti etmez. Somewhere around ifadesini sayı, yüzde, saat, fiyat veya başka bir tahmini değerin hemen önüne getirin.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen iki sözcüklü yaklaşık değer ifadesiyle tamamlayın: The repair will cost ____ $500, but we do not have the final quote yet.

Cevabı göster

somewhere around

But if your results started to approach 100% heads,

1:27

Ancak sonuçlarınız %100 turaya yaklaşmaya başlarsa,

you'd suspect that something was wrong.

1:31

bir şeylerin ters gittiğinden şüphelenirsiniz.

Not with your individual flips, Dilbilgisi

1:34

Sizin bireysel atışlarınızda değil,

but with the coin itself.

1:36

madeni paranın kendisinde.

Dilbilgisi

Not with A, but with B: sorunun gerçek kaynağına yönelmek

Not with A, but with B, eksiltili bir düzeltme yapısıdır: Sorunun kaynağı olarak A’yı reddeder ve dikkati B’ye yöneltir. Buradaki iki with öbeği de “bir şeyler yanlıştı” düşüncesini tamamlar. Bu iki öbek, birbiriyle ilgisiz edat öbekleri değil, tek bir karşıtlığın paralel parçalarıdır. Tam bir cümlede “The problem is not with A, but with B.” denebilir.

Alıştırma

Sorunun kaynağını paroladan ağa yönlendirecek şekilde cümleyi tamamlayın: The problem is ____ the password, ____ the network.

Cevabı göster

not with · but with

Of course, suspect identifications aren't as random as coin tosses, Notlar

1:38

Elbette şüpheli teşhisleri yazı tura atmak kadar rastgele değildir,

but they're not as clear-cut as telling apples from bananas either.

1:43

ancak elmaları muzlardan ayırmak kadar net de değildir.

Kelime

suspect identifications: şüphelilerin teşhis edilmesi

Bu polis bağlamında suspect, “bir suç işlemiş olabileceğine inanılan kişi” anlamındaki isimdir ve başka bir isimden önce kullanılmıştır. Bu nedenle suspect identifications, genellikle tanıkların yaptığı şüpheli teşhisleri değil, şüphelilerin teşhis edilmesini ifade eder. Suspect ayrıca “kuşkulu” veya “hatalı olabilecek” anlamında bir sıfat olabilir; bu yüzden ifade bağlam olmadan belirsiz kalabilir. Buradaki tanıklar ve polis teşhis işlemi hakkındaki konuşma, “şüphelileri teşhis etme” anlamını seçer.

Alıştırma

Tanıkların ve polis teşhis işleminin konuşulduğu bir bağlamda suspect identifications ne anlama gelir?

  1. suç işlediğinden şüphelenilen kişilerin teşhis edilmesi
  2. kuşkulu veya güvenilmez görünen teşhisler
  3. şüphelilere ait kimlik belgeleri
Cevabı göster

suç işlediğinden şüphelenilen kişilerin teşhis edilmesi

Dilbilgisi

aren't as random as ... not as clear-cut as: iki olumsuz karşılaştırma

not as + sıfat + as yapısı, bir şeyin belirli bir niteliğe karşılaştırma noktasından daha düşük derecede sahip olduğunu anlatır. Burada suspect identifications aren't as random as coin tosses, şüpheli teşhislerinin tamamen şansa dayanmadığını; not as clear-cut as telling apples from bananas ise yine de belirsizlik bulunduğunu gösterir. İki olumsuz karşılaştırma birlikte şüpheli teşhislerini iki uç arasına yerleştirir; onları iki uçtan herhangi biriyle eşitlemez. Cümlenin sonundaki either ikinci olumsuz karşılaştırmayla bağlantılıdır ve “o da değil” anlamı katar.

Alıştırma

İki olumsuz karşılaştırma şüpheli teşhisleri hakkında ne söylüyor?

  1. Şüpheli teşhisleri yazı tura atmaktan daha az rastgele, ancak elmaları muzlardan ayırt etmekten daha az kesindir.
  2. Şüpheli teşhisleri yazı tura atmak kadar rastgele ve elmaları muzlardan ayırt etmek kadar kesindir.
  3. Şüpheli teşhisleri yazı tura atmaktan daha rastgele ve elmaları muzlardan ayırt etmekten daha kesindir.
Cevabı göster

Şüpheli teşhisleri yazı tura atmaktan daha az rastgele, ancak elmaları muzlardan ayırt etmekten daha az kesindir.

In fact, a 1994 study found that up to 48% of witnesses Notlar

1:48

Nitekim 1994 yılında yapılan bir araştırma, tanıkların %48'ine varan bir kısmının

Anlatım akışı

In fact: genel bir noktadan kanıta geçiş

In fact, önceki bilgiden daha belirli veya daha kesin olarak sunulan bilgiyi tanıtan bir söylem belirtecidir. Burada genel bir tartışmadan 1994 tarihli bir araştırmanın somut bulgusuna geçiş yapar. Bu geçiş savı güçlendirir: araştırma yeni bir konu değil, önceki noktayı destekleyen kanıttır. In fact başka bağlamlarda gerçek durumu vererek bir varsayımı düzeltmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Parçayı en iyi tamamlayan bağlayıcıyı seçin: Some people thought the museum had closed. ___, it had moved to a larger building.

  1. In fact
  2. After all
  3. For example
Cevabı göster

In fact

Kalıp ifadeler

up to 48%: bir üst sınır belirtmek

Up to + bir sayı, üst sınırı belirtir. Burada up to 48%, oranın en fazla %48'e ulaşabileceğini, ancak daha düşük de olabileceğini ifade eder. Raporlarda ve araştırmalarda bu kullanım olası en yüksek değeri vurgular; sonucun her durumda tam olarak %48 olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle %48'i kesin değer veya alt sınır değil, olası bir üst sınır olarak gösterir?

  1. The error rate was up to 48 percent.
  2. The error rate was at least 48 percent.
  3. The error rate was exactly 48 percent.
Cevabı göster

The error rate was up to 48 percent.

tend to pick the wrong person out of a lineup, Notlar

1:54

bir teşhis sırasında yanlış kişiyi seçme eğiliminde olduğunu,

Kalıp ifadeler

tend to + fiilin yalın hâli: genel bir eğilimi anlatmak

Tend to + fiilin yalın hâli, sıkça olan bir şeyi veya birinin genel olarak yapmaya yatkın olduğu bir davranışı anlatır. Tend to pick ifadesinde pick, fiilin yalın hâlidir. Bu yapı kesin bir sonuç veya plan değil, bir eğilim bildirir. Cümle, tanıkların bu tür bir seçimi sıkça yaptığını söyler; her tanığın bunu her zaman yaptığını söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle geleceğe yönelik bir plan veya kural değil, genel bir eğilim anlatır?

  1. The team intends to check the list tomorrow.
  2. Everyone must check the list before leaving.
  3. People tend to check familiar names first.
Cevabı göster

People tend to check familiar names first.

Öbek fiiller

pick ... out of a lineup: teşhis grubundan birini seçmek

pick the wrong person out of a lineup ifadesinde pick, seçmek veya teşhis etmek anlamına gelir. Nesne olan the wrong person, pick sözcüğünün hemen ardından gelir. out of a lineup, kişinin hangi gruptan seçildiğini belirtir. Yeniden kullanılabilen yapı pick + nesne + out of + kaynak grup şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle tanığın teşhis sırasındaki gruptan bir adam seçtiğini doğal biçimde anlatır?

  1. The witness picked out of one man the lineup.
  2. The witness picked one man out of the lineup.
  3. The witness picked the lineup out of one man.
Cevabı göster

The witness picked one man out of the lineup.

even when many are confident in their choice. Dilbilgisi

1:57

birçoğunun seçiminden emin olduğu durumlarda bile bunun geçerli olduğunu buldu.

Dilbilgisi

even when: sonucu değiştirmeyen gerçek bir durum

even when, gerçekten yaşanan veya tekrarlanabilen bir durumu anlatır ve ana sonucun buna rağmen geçerli kaldığını gösterir. Burada kişinin kendine güvenmesi, yanlış seçim yapmasını engellemez. Bu ifade yalnızca zamanı değil, çoğu zaman ödünleyici bir karşıtlığı belirtir: görünüşte olumlu olan bu durumda bile şaşırtıcı sonuç değişmez.

Alıştırma

Testler, kilidin yeni bir pille birkaç kez arızalandığını gösteriyor. Bu cümleyi tamamlayan en uygun ifadeyi seçin: The lock can fail ____ the battery is new.

  1. because
  2. even if
  3. even when
Cevabı göster

even when

Memory based on short glimpses can be unreliable, Dilbilgisi

2:00

Kısa bakışlara dayanan hafıza güvenilmez olabilir,

Dilbilgisi

based on short glimpses: isimden sonra gelen geçmiş zaman ortacı öbeği

Based on short glimpses, memory isminden sonra gelen ve bu ismi niteleyen bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. Yani anı, yalnızca kısa bakışlardan oluşmuştur veya sadece bu bilgilere dayanır. Burada memory, bir şeyi temel alma eylemini yapan taraf değildir. Bu öbek memory that is based on short glimpses şeklinde açılabilir. İsim + geçmiş zaman ortacı öbeği yapısı, özellikle açıklayıcı ve akademik metinlerde isme kısa ve yoğun bir açıklama ekler.

Alıştırma

Bir ismin neye dayandığını göstermek için isimden sonra geçmiş zaman ortacı öbeğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The report basing on limited data may be inaccurate.
  2. The report based on limited data may be inaccurate.
  3. The report based limited data may be inaccurate.
Cevabı göster

The report based on limited data may be inaccurate.

and we often overestimate our own accuracy. Kalıp ifadeler

2:03

ve çoğu zaman kendi doğruluğumuzu gereğinden fazla abartırız.

Kalıp ifadeler

overestimate our own accuracy: kendimizi gerçekte olduğumuzdan daha doğru değerlendirmek

Overestimate our own accuracy, kendi doğruluk düzeyimizi gerçekte olduğundan daha yüksek değerlendirmek demektir. over- ön eki “fazla yüksek” anlamı ekler; bu nedenle overestimate, tarafsız estimate fiiliyle aynı değildir. Our own vurgu katar: değerlendirmeyi yapan kişiler kendilerini değerlendirmektedir. Bu ifade, özgüven veya öz değerlendirmenin gerçek performansın üzerinde olduğu durumlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

overestimate our own accuracy ne anlama gelir?

  1. Yargılarımızın gerçekte olduğundan daha az sıklıkta doğru olduğunu düşünmek
  2. Yargılarımızın ne sıklıkta doğru olduğunu ölçmek
  3. Yargılarımızın gerçekte olduğundan daha sık doğru olduğunu düşünmek
Cevabı göster

Yargılarımızın gerçekte olduğundan daha sık doğru olduğunu düşünmek

Knowing all this, Anlatım akışı

2:07

Tüm bunları bilmek,

a unanimous identification starts to seem less like certain guilt Dilbilgisi

2:08

oybirliğiyle yapılan bir teşhisi kesin bir suçluluktan ziyade,

and more like a systemic error or bias in the lineup. Kelime

2:12

teşhis dizilimindeki sistemsel bir hata veya önyargı gibi göstermeye başlar.

Anlatım akışı

Knowing all this: önceki bilgileri sonuca bağlamak

Knowing all this, cümle başındaki bir ortaç yapısıdır ve daha önce anlatılan olguları all this içinde toplar. Burada “önceki kanıtları göz önünde bulundurarak” anlamına gelir; yeni bir bilgi eklemez. Ana cümledeki değerlendirmenin biriken bu bilgilerden çıktığını gösterir ve dinleyicinin kanıttan sonuca geçişi takip etmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Knowing all this bu savda hangi görevi görür?

  1. Önceki konuyla tamamen ilgisiz bir olguyu bildirir.
  2. Önceki bilgileri bir araya getirir ve bir sonraki sonucun temeli olarak kullanır.
  3. Önceki bilgilerin artık önemli olmadığını söyler.
Cevabı göster

Önceki bilgileri bir araya getirir ve bir sonraki sonucun temeli olarak kullanır.

Dilbilgisi

less like ... and more like ...: yorumu başka bir yöne kaydırmak

less like A and more like B kalıbı bir şeyi yeniden sınıflandırır: A artık daha zayıf bir açıklama veya betimleme gibi görünürken B daha güçlü görünür. Burada like, “hoşlanmak” değil, “benzemek” veya “uyumlu olmak” anlamındadır. Bu karşılaştırma, A’nın imkânsız olduğunu kesin olarak söylemeden değerlendirmenin ağırlığını B’ye kaydırır. seem veya look gibi fiillerden sonra A ile B’yi dilbilgisel olarak paralel kurun.

Alıştırma

Belirtilen less like A and more like B kalıbını tamamlayın: The delay looks ____ bad luck and ____ poor planning.

Cevabı göster

less like · more like

Kelime

a systemic error or bias: tüm süreçteki sistemik bir sorun

“A systemic error or bias”, tek bir kişinin yaptığı münferit bir hatayı değil; sistemin, sürecin veya kuralların bütününden kaynaklanan bir sorunu anlatır. Error, sonuçta ya da işlemde yanlış bir şey olduğunu; bias ise sonuçları belirli bir yöne iten yerleşik bir eğilimi belirtir. Bu cümlede teşhis sürecinin kendisi herkesi aynı kişiyi seçmeye yönlendiriyor olabilir. Systemic kelimesini anlamanın anahtarı, sorunun kaynağına veya kapsamına bakmaktır: sistemin bütününe.

Alıştırma

Hangi durum en iyi a systemic error olarak tanımlanır?

  1. Sabit ve ölçülebilir bir örüntüyle tekrarlanan bir hata
  2. Bir çalışanın kazara yaptığı tek bir yazım hatası
  3. Tüm işe alım sürecinin içine yerleşmiş bir kusur
Cevabı göster

Tüm işe alım sürecinin içine yerleşmiş bir kusur

And systemic errors don't just appear in matters of human judgment. Dilbilgisi

2:16

Ve sistemsel hatalar sadece insanların karar verme mekanizmalarında ortaya çıkmaz.

Dilbilgisi

don't just appear in: kapsamı genişletmek

don't just appear in ifadesinde just, “az önce” değil, “yalnızca” anlamına gelir. don't olumsuzluğu, just'ın getirdiği sınırlamayı reddeder; bu yüzden ifade “yalnızca … içinde ortaya çıkmaz” anlamındadır. Sistemik hataların insan muhakemesinde hiç bulunmadığını söylemez. Bu yapı önce bir alanı adlandırır, sonra tartışmayı başka alanlara açar. Çoğu zaman dinleyiciyi başka bir örneğe veya kategoriye hazırlar; bu nedenle bir iddianın kapsamını genişletmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Bu örüntülerin tarih kitaplarında ve başka alanlarda bulunduğunu göstermek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: These patterns ____ history books; we see them in daily life too.

Cevabı göster

don't just appear in

From 1993 to 2008,

2:20

1993'ten 2008'e kadar,

the same female DNA was found in multiple crime scenes around Europe,

2:23

Avrupa'daki birden fazla suç mahallinde aynı kadın DNA'sı bulundu,

incriminating an elusive killer dubbed the Phantom of Heilbronn. Kelime

2:28

bu durum Heilbronn Hayaleti olarak bilinen bulunması zor bir katili zan altında bıraktı.

Kelime

incriminating: kanıtın kişiyi suçlu gösterir hâle getirmesi

Burada incriminating, DNA’nın yakalanması güç katili suçlarla bağlantılı gösterdiği ve bu nedenle o kişiyi suçlu gibi ortaya koyduğu anlamına gelir. İngilizcedeki temel yapı evidence incriminates someone şeklindedir. Bu, suçun mahkemede kanıtlandığı anlamına gelmez. Başka bağlamlara aktarılabilecek temel fikir, bir kanıtın suçluluğa veya suça karışmış olmaya işaret etmesidir.

Alıştırma

Bu suç haberi bağlamında incriminating için en uygun anlam hangisidir?

  1. Bir mahkemenin kişiyi zaten mahkûm ettiğini kanıtladı.
  2. Kişiye dikkat çekici bir lakap verdi.
  3. Kişiyi suçla bağlantılı gibi gösterdi.
Cevabı göster

Kişiyi suçla bağlantılı gibi gösterdi.

Kelime

dubbed the Phantom of Heilbronn: Heilbronn Hayaleti diye adlandırılan

Dubbed the Phantom of Heilbronn, “Heilbronn Hayaleti adı veya lakabı verilmiş” demektir. Bu ifade, killer sözcüğünü niteleyen kısaltılmış bir edilgen ilgi cümleciğidir: a killer who was dubbed the Phantom of Heilbronn. dub + kişi veya şey + ad yapısında sondaki ad, başkalarının verdiği bir isimdir. Burada dubbed, ad vermeyi anlatır; bir filmin konuşmalarını başka bir dille değiştirmeyi değil.

Alıştırma

Hangi cümlede dubbed, “birine unvan veya lakap verdi” anlamında kullanılmıştır?

  1. The studio dubbed the documentary into Spanish.
  2. The press dubbed the inventor the Green Genius.
  3. The inventor signed the article with her legal name.
Cevabı göster

The press dubbed the inventor the Green Genius.

But the DNA evidence was so consistent, Anlatım akışı

2:34

Ancak DNA kanıtları çok tutarlıydı,

precisely because it was wrong.

2:37

tam olarak yanlış olduğu için.

Anlatım akışı

so consistent, precisely because it was wrong: vurgulanan bir nedensel tersine dönüş

İlk bölüm şaşırtıcı bir sonucu sunar: DNA kanıtı son derece tutarlıdır. Ardından precisely because, bu tutarlılığın kesin nedeninin sonraki bölümde verildiğini vurgular: bütün sonuçlar aynı sistematik hatayı paylaşmıştır. Bu yapı savı tersine çevirir. Consistent, sonuçların birbiriyle uyuştuğunu belirtir; tek başına sonuçların doğru olduğu anlamına gelmez. Precisely, because sözcüğünü güçlendirerek yaklaşık olarak 'tam da bu nedenle' anlamını verir. Bu vurgu, neden okuyucunun ilk varsayımına ters düştüğünde özellikle etkilidir.

Alıştırma

'so consistent, precisely because it was wrong' ile aynı mantığı izleyen ifade hangisidir?

  1. Bir sensör arızalı olduğu için ölçümler farklı çıktı.
  2. Ölçümler aynı çıktı çünkü hepsini aynı arızalı sensör üretti.
  3. Ölçümler aynı çıktı, o hâlde her sensör kesinlikle doğru ölçüyordu.
Cevabı göster

Ölçümler aynı çıktı çünkü hepsini aynı arızalı sensör üretti.

It turned out that the cotton swabs used to collect the DNA samples Notlar

2:40

DNA örneklerini toplamak için kullanılan pamuklu çubukların hepsinin,

Kalıp ifadeler

It turned out that: sonradan öğrenilen bir gerçeği açıklama

It turned out that, sonradan öğrenilen veya doğrulanan bir gerçeği tanıtır. Yeni bilginin önceki bir düşünceyi düzelttiğini ya da şaşırtıcı bir durumu açıkladığını sıkça gösterir. Buradaki It biçimsel öznedir; asıl bilgi that ile başlayan yan cümlededir. Turned out tek bir öbek fiil olarak çalışır ve bir şeyin sonunda doğru olduğunun anlaşıldığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade It turned out that ile tamamlayın: ____ the repair was cheaper than expected.

Cevabı göster

It turned out that

Dilbilgisi

used to collect the DNA samples: kısaltılmış edilgen niteleyici

Used to collect the DNA samples, cotton swabs isminden sonra gelerek bu ismi niteler. That were used to collect the DNA samples yapısının kısaltılmış edilgen ilgi cümleciğidir: used geçmiş zaman ortacıdır, to collect ise amacı belirtir. Pamuklu çubuklar kullanma eylemini gerçekleştiren değil, bu eyleme maruz kalan araçlardır. Bu rol, yapının geçmiş alışkanlık değil edilgen amaç anlamı taşıdığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede used to + fiil, bir nesnenin hangi amaçla kullanıldığını gösteren kısaltılmış edilgen niteleyicidir?

  1. Leah used to record interviews on her phone.
  2. The camera used to record the interview is on the desk.
  3. Leah is used to recording interviews in busy cafés.
Cevabı göster

The camera used to record the interview is on the desk.

had all been accidentally contaminated by a woman working in the swab factory. Dilbilgisi

2:44

pamuklu çubuk fabrikasında çalışan bir kadın tarafından kazara kirletildiği ortaya çıktı.

Dilbilgisi

had all been accidentally contaminated: geçmiş zamanın bitmişlik görünümünde edilgen yapı

Had all been accidentally contaminated, geçmiş zamanın bitmişlik görünümündeki edilgen yapıdır: had + been + geçmiş zaman ortacı. Kontaminasyonu, çubukların daha sonra kullanılması veya soruşturma gibi başka bir geçmiş olaydan önceye yerleştirir ve çubukların eyleme maruz kaldığını gösterir. All ilgili çubukların tamamını kapsar ve had sözcüğünden sonra gelir; accidentally kontaminasyonun kasıtlı olmadığını belirtir. Edilgen yapı, etkilenen çubukları bilginin odağında tutar.

Alıştırma

Cümleyi contaminate fiilinin geçmiş zamanın bitmişlik görünümündeki edilgen biçimiyle tamamlayın; all ve accidentally sözcüklerini de kullanın: By the time the lab opened the package, the swabs ____.

Cevabı göster

had all been accidentally contaminated

In other cases,

2:49

Diğer durumlarda,

systematic errors arise through deliberate fraud, Kelime

2:50

sistematik hatalar kasıtlı sahtekarlıkla ortaya çıkar,

Kelime

systematic errors ile systemic errors arasındaki fark

Bu cümlede systematic errors, tutarlı ve rastlantısal olmayan bir düzen izleyen hataları ifade eder. Kasıtlı dolandırıcılık aynı tür bozulmayı tekrar tekrar oluşturabilir; böylece sonuçlar tesadüfen dağılmak yerine tahmin edilebilir biçimde bir yöne sapar. systematic, hataların nasıl oluştuğunu anlatır: düzenli biçimde veya belirli bir yönteme göre. Tek başına bütün kurumun ya da sistemin kusurlu olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum systematic errors için en açık örnektir?

  1. Ruhsatlandırma sisteminin tamamında yapısal bir kusur vardır.
  2. Üç ölçüm gerçek değerin çevresinde öngörülemez biçimde değişir.
  3. Bir terazi her ölçüme iki kilogram ekler.
Cevabı göster

Bir terazi her ölçüme iki kilogram ekler.

Kelime

arise through deliberate fraud: kasıtlı dolandırıcılık yoluyla ortaya çıkmak

Arise, “var olmaya başlamak” veya “meydana gelmek” anlamına gelir. Burada geçişsizdir: ortaya çıkan şey hatalardır. Through, hataları üreten mekanizmayı belirtir; bu nedenle arise through deliberate fraud, “kasıtlı aldatma sonucunda ortaya çıkmak” demektir. Deliberate, nedenin açıkça kasıtlı olduğunu belirtir; fraud ise genellikle çıkar sağlamak amacıyla yapılan dürüst olmayan aldatmadır. Dolayısıyla bu ifade kaza, dikkatsizlik veya tesadüf sonucu oluşan hatalardan ayrılır.

Alıştırma

Cümleyi “kasıtlı aldatma nedeniyle meydana gelmek” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Serious reporting errors can ____.

Cevabı göster

arise through deliberate fraud

like the presidential referendum held by Saddam Hussein in 2002, Kültür

2:54

tıpkı Saddam Hüseyin'in 2002'de düzenlediği başkanlık referandumu gibi;

Kültür

presidential referendum: başkanlıkla ilgili bir soruda doğrudan oylama

Presidential referendum, mevcut başkanın görevde kalıp kalmaması gibi başkanlıkla ilgili belirli bir soru üzerinde halkın doğrudan oy kullanmasıdır. Seçmenler genellikle birkaç aday arasından seçim yapmak yerine soruya evet ya da hayır cevabı verir. Burada ifade, Saddam Hüseyin yönetiminde 2002'de onun başkanlığa devam etmesi hakkında yapılan oylamayı anlatır. Bu arka plan, daha sonra öne sürülen tam katılım ve oybirliğiyle destek iddialarının neden siyasi kontrolün şüpheli işaretleri olarak sunulduğunu anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi durum presidential election değil, presidential referendum örneğidir?

  1. Parti yetkilileri bir seçim sloganı yazar.
  2. Seçmenler dört adaydan birini başkan olarak seçer.
  3. Seçmenler mevcut başkanın görevde kalıp kalmaması sorusuna evet ya da hayır cevabı verir.
Cevabı göster

Seçmenler mevcut başkanın görevde kalıp kalmaması sorusuna evet ya da hayır cevabı verir.

which claimed a turnout of 100% of voters, Kelime

2:59

bu referandumda seçmenlerin katılım oranının %100 olduğu iddia edilmiş,

Kelime

claimed a turnout of 100%: belirtilen ancak doğrulanmayan katılım

Oylama haberlerinde turnout, oy kullanma hakkı olan seçmenlerin gerçekten oy kullanan kısmının yüzdesidir. Bu nedenle a turnout of 100%, oy kullanma hakkı olan herkesin katıldığı anlamına gelir; nasıl oy verdiklerini göstermez. Claimed, bu sayının konuşan kişinin bizzat doğruladığı bir gerçek değil, bir kaynağın ileri sürdüğü bilgi olduğunu gösterir. Böylesine sıra dışı bir sayıyla kullanıldığında temkinli ve muhtemelen kuşkucu bir mesafe yaratır.

Alıştırma

“Officials claimed a turnout of 100%” ne anlama gelir?

  1. Yetkililer, bütün seçmenlerin aynı adayı desteklediğini kanıtladı.
  2. Yetkililer, bir adayın oyların yarısını aldığını söyledi.
  3. Yetkililer, oy kullanma hakkı olan her seçmenin katıldığını söyledi.
Cevabı göster

Yetkililer, oy kullanma hakkı olan her seçmenin katıldığını söyledi.

with all 100% supposedly voting in favor of another 7-year term. Notlar

3:02

ve sözde bu %100'ün tamamı onun 7 yıllık bir dönem daha görevde kalması lehine oy kullanmıştı.

Ton ve niyet

supposedly: bir iddiayı kuşkuyla aktarmak

Supposedly, bilgiyi doğrulanmış bir gerçek olarak değil, bir iddia olarak sunar. Burada voting sözcüğünü niteler ve konuşanın, herkesin yedi yıllık bir dönem daha desteklediği iddiasını tam olarak kabul etmediğini gösterir. "Should" anlamına gelmez. Haberlerde ve yorumlarda bir iddiaya mesafe koyar; özellikle iddia gerçek olamayacak kadar kusursuz görünüyorsa kuşku veya alay anlamı katabilir.

Alıştırma

Hangi cümle başka birinin iddiasını aktarırken aynı zamanda kuşku belirtiyor?

  1. The device supposedly passed every safety test.
  2. The device probably passed every safety test.
  3. The device definitely passed every safety test.
Cevabı göster

The device supposedly passed every safety test.

Kalıp ifadeler

in favor of: destek ifade etmek

In favor of, bir kişiyi, planı veya kararı desteklemek ya da onaylamak anlamına gelir. Örnekte voting in favor of another seven-year term, o dönemi destekleyen yönde oy kullanmak demektir. of ile biten sabit bir edat öbeğidir ve desteklenen öğe ardından gelir: in favor of the plan, in favor of her veya in favor of changing the rule.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki "destekleyen yönde" anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The council voted ____ the new playground plan.

Cevabı göster

in favor of

When you look at it this way, Anlatım akışı

3:09

Bu şekilde baktığınızda,

the paradox of unanimity isn't actually all that paradoxical. Ton ve niyet

3:10

oybirliği paradoksu aslında o kadar da paradoksal değildir.

Anlatım akışı

When you look at it this way: sonuçtan önce bakış açısını değiştirmek

Burada look at yalnızca “gözle görmek” değil, “değerlendirmek” veya “anlamak” anlamına gelir. It daha önce konuşulan konuya, this way ise az önce sunulan açıklamaya ya da bakış açısına gönderme yapar. Baştaki when yan cümlesi bilgiyi düzenler: ana sonucu duymadan önce dinleyiciden bu bakış açısını kullanmasını ister. Bu kalıp çoğu zaman önceki gerekçeleri toplar ve yeni bir değerlendirme sunar.

Alıştırma

Uzun bir otobüs yolculuğu can sıkıcı görünüyor, ancak Leo'ya kitap okumak için zaman veriyor. Hangi cümle bu yeni bakış açısını hedef kalıpla sunuyor?

  1. When you look at it this way, the long bus ride gives Leo time to read.
  2. When you face this way, you can see the library.
  3. When you look at the bus, its doors are closing.
Cevabı göster

When you look at it this way, the long bus ride gives Leo time to read.

Ton ve niyet

isn't actually all that + sıfat: daha yumuşak bir yeniden değerlendirme

isn't actually all that paradoxical ifadesinde actually önceki bir izlenimi düzeltir, all that ise sıfatın derecesini belirtir. Olumsuz yapıda not all that + sıfat, “birinin düşündüğü kadar ... değil” veya kısaca “çok ... değil” anlamına gelir. Bu ifade özelliği tamamen ortadan kaldırmak yerine yargıyı yumuşatır. Paradoks hâlâ biraz paradoksal görünebilir, ancak açıklamadan sonra ilk başta göründüğünden daha az paradoksal gelir.

Alıştırma

Bir yürüyüş insanların söylediğinden daha kolaydır, fakat yine de biraz çaba gerektirebilir. Bu yumuşatılmış değerlendirmeyi en iyi hangi cümle verir?

  1. The hike is actually extremely difficult.
  2. The hike isn't at all difficult.
  3. The hike isn't actually all that difficult.
Cevabı göster

The hike isn't actually all that difficult.

Unanimous agreement is still theoretically ideal, Kelime

3:14

Oybirliği ile sağlanan mutabakat teorik olarak hala idealdir,

especially in cases when you'd expect very low odds of variability and uncertainty. Kalıp ifadeler

3:18

özellikle de değişkenlik ve belirsizlik ihtimalinin çok düşük olmasını beklediğiniz durumlarda.

Kelime

theoretically ideal: teoride ideal, uygulamada garanti değil

theoretically ideal ifadesinde theoretically zarfı, ideal yargısının kapsamını sınırlar. Oybirliğinin bir teoriye, modele veya varsayımlar dizisine göre en iyi seçenek gibi göründüğünü belirtir; gerçek durumlarda her zaman en iyi sonucu verdiğini söylemez. Bu ifade çoğu zaman teori ile uygulama arasındaki karşıtlığa zemin hazırlar. Burada uygun koşullardaki ideal sonuç kabul edilirken uygulamadaki sınırlamalara da yer bırakılır.

Alıştırma

Hangi cümle theoretically ideal ifadesini ideal bir model ile uygulamadaki sınırlamayı ayırmak için kullanıyor?

  1. The design is theoretically ideal because years of field tests have proved it works best everywhere.
  2. The engineers theoretically built the ideal design yesterday.
  3. The design is theoretically ideal, but current batteries make it too heavy.
Cevabı göster

The design is theoretically ideal, but current batteries make it too heavy.

Kalıp ifadeler

low odds of: bir sonucun gerçekleşme olasılığının düşük olması

Low odds of, bir şeyin gerçekleşme olasılığının düşük olduğunu belirtir. Buradaki odds, olasılıkla ilgili çoğul bir isimdir; tek sayıları ifade etmez. Of, olasılığı değerlendirilen sonucu veya durumu tanıtır. low odds of sonrasında bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır: low odds of rain, low odds of winning. Örnekte variability and uncertainty, gerçekleşmesi düşük olasılıklı görülen durumlardır.

Alıştırma

Cümleyi, bu notta bir şeyin gerçekleşme olasılığının düşük olduğunu belirten üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: With two independent backups, there are ____ losing all the data.

Cevabı göster

low odds of

But in practice, Anlatım akışı

3:23

Ancak pratikte,

achieving it in situations where perfect agreement is highly unlikely,

3:24

kusursuz bir anlaşmanın pek olası olmadığı durumlarda buna ulaşmak,

should tell us that there's probably some hidden factor affecting the system. Notlar

3:29

bize muhtemelen sistemi etkileyen gizli bir faktör olduğunu söylemelidir.

Anlatım akışı

But in practice: teoriden gerçeğe geçiş

But in practice, teoride mümkün, ideal veya doğru görünen şey ile kanıtların gerçek koşullarda gösterdiği şey arasında karşıtlık kurar. Burada anlatımı tam uzlaşmanın teorik çekiciliğinden pratik bir uyarıya taşır: tam uzlaşma son derece düşük bir olasılık olduğu hâlde ortaya çıkıyorsa sonucu başka bir etken etkiliyor olabilir.

Alıştırma

Bir plandan gerçek hayattaki sonuca geçmek için but in practice ifadesini doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. The schedule looks efficient on paper, and in theory, it was printed yesterday.
  2. The schedule looks efficient on paper, but during practice, the team learns it quickly.
  3. The schedule looks efficient on paper, but in practice, it leaves no time for delays.
Cevabı göster

The schedule looks efficient on paper, but in practice, it leaves no time for delays.

Dilbilgisi

should tell us that: kanıttan sonuç çıkarma

Should tell us that bir sonucu, kanıta dayalı makul bir çıkarım olarak sunar. Özne genellikle bir gerçek, sonuç, işaret veya gözlemdir; that yan cümlesi de bu kanıtın işaret ettiği sonucu bildirir. Burada should bir yükümlülüğü değil, beklenen sonucu ifade eder. Tell ise “birisiyle konuşmak” değil, “göstermek” anlamındadır. Sonuç güçlü biçimde desteklenir ancak kesin kanıt olarak sunulmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede should tell us that ifadesi kanıttan bir sonuç çıkarmak için kullanılmıştır?

  1. The technician should tell us that the battery is failing.
  2. The repeated warning should tell us that the battery is failing.
  3. We should tell the technician that the battery is failing.
Cevabı göster

The repeated warning should tell us that the battery is failing.

Kelime

some hidden factor affecting the system: sistemi etkileyen gizli bir etken

Bu cümlede some hidden factor, henüz belirlenmemiş veya ölçülmemiş gerçek bir etken anlamına gelir. Sistemin neden beklenmedik biçimde davrandığını açıklayabilir; hidden burada büyülü ya da kasıtlı olarak gizli tutulan demek değildir. affecting the system, factor sözcüğünü niteleyen bir şimdiki zaman ortaç grubudur. that is affecting the system yapısının kısalmış hâlidir ve etkenin neyi etkilediğini belirtir.

Alıştırma

Bir izleme ekibi her gece açıklanamayan aynı hatayı görüyor. Hedef ifadeyi doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The repeated errors may come from some hidden factor affecting the system.
  2. The repeated errors show that the system itself is hidden from view.
  3. The repeated errors prove that a magical force controls the system.
Cevabı göster

The repeated errors may come from some hidden factor affecting the system.

Although we may strive for harmony and consensus, Notlar

3:34

Uyum ve uzlaşma için çabalayabilsek de,

Kalıp ifadeler

strive for + isim: önemli bir hedefe ulaşmak için çabalamak

Strive for, “bir şeyi başarmak için ciddi ve sürekli çaba göstermek” anlamına gelir. For’dan sonraki nesne hedefi adlandırır; bu cümlede harmony and consensus hedeflerdir. Yalnızca want demekle karşılaştırıldığında strive for, önemli veya zor olabilecek bir hedefe yönelik çabayı vurgular. Hedefe henüz ulaşılmamış olsa bile kararlı bir çabayı anlatabilir.

Alıştırma

Greater accuracy isim öbeğini hedef olarak kullanırken strive sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The research team strives to greater accuracy in every report.
  2. The research team strives greater accuracy in every report.
  3. The research team strives for greater accuracy in every report.
Cevabı göster

The research team strives for greater accuracy in every report.

in many situations,

3:37

çoğu durumda,

error and disagreement should be naturally expected. Dilbilgisi

3:38

hata ve anlaşmazlık doğal olarak beklenmelidir.

Dilbilgisi

Although + yan cümle, ana cümle

Although bir ödünleme anlatır: Önce bir gerçeği, beklentiyi veya amacı kabul eder, ardından ana cümle daha önemli olan karşıt noktayı verir. Burada uyum ve uzlaşma için çabalamak arka plandadır; asıl iddia, hata ve anlaşmazlıkların doğal olarak beklenmesi gerektiğidir. Yaygın yapı Although + yan cümle, ana cümle şeklindedir. although ile başlayan bölüm önce geldiğinde genellikle ana cümleden virgülle ayrılır.

Alıştırma

İlk cümleciği ödünleme arka planı yapmak için Although sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Although the sample was small, the pattern was clear.
  2. Although the sample was small, but the pattern was clear.
  3. Despite the sample was small, the pattern was clear.
Cevabı göster

Although the sample was small, the pattern was clear.

Dilbilgisi

should be naturally expected: emir değil, makul bir öngörü

Should be naturally expected, mantık ya da kanıt nedeniyle sonucun şaşırtıcı olmadığını anlatır. Buradaki should bir emir değil, makul bir öngörü ifade eder; be expected ise edilgen yapıdadır: dikkatli bir gözlemci hata ve anlaşmazlıkları önceden tahmin ederdi. Naturally burada “koşulların normal bir sonucu olarak” demektir. Hatanın iyi olduğu veya teşvik edilmesi gerektiği anlamına gelmez; öngörülebilir bir sorunun yine de azaltılması gerekebilir.

Alıştırma

Bir analizde “Some disagreement should be naturally expected” ne anlama gelir?

  1. Bir miktar anlaşmazlık makul ve şaşırtıcı olmayan bir öngörüdür.
  2. İnsanlara anlaşmazlık yaratmaları emredilmektedir.
  3. Anlaşmazlık istenen bir şeydir ve düzeltilmemelidir.
Cevabı göster

Bir miktar anlaşmazlık makul ve şaşırtıcı olmayan bir öngörüdür.

And if a perfect result seems too good to be true, Deyimler

3:41

Ve eğer mükemmel bir sonuç gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa,

it probably is. Anlatım akışı

3:44

muhtemelen de öyledir.

Deyimler

too good to be true: basit bir övgü değil, şüphe işareti

Too good to be true, bir şeyin gerçek ya da bütünüyle güvenilir görünmeyecek kadar çekici, kusursuz veya şanslı olduğunu anlatır. Genellikle şüphe belirtir: bir hata, gizli koşul veya aldatmaca olabilir. Bu cümlede ifade, “kusursuz sonucu” bir övgüden çok bir uyarıya dönüştürür. Konuşmacı, inanılmayacak kadar kusursuz bir sonucun kontrol edilmeye değer olduğunu anlatır.

Alıştırma

Uyarıyı “gerçek olmayabilecek kadar çekici” anlamındaki kalıp ifadeyle tamamlayın: The ad promises a brand-new laptop for one dollar with no conditions. That sounds ____.

Cevabı göster

too good to be true

Anlatım akışı

it probably is: önceki betimlemeyi hatırlatan eksiltme

it probably is ifadesindeki it, daha önce sözü edilen kusursuz sonucu gösterir. too good to be true sözleri is sonrasında tekrarlanmasa da anlamda vardır. Tam düşünce şudur: The perfect result probably is too good to be true. İngilizcede dinleyici be sonrasındaki betimlemeyi hemen önceki sözlerden tamamlayabiliyorsa bu bölüm söylenmeyebilir. Böylece tekrar önlenir ve çok kısa yan cümle uyarıya kesin ve özlü bir son verir.

Alıştırma

Özgün cümlede it probably is önceki hangi bilgiyi geri getirir?

  1. Düşünce şöyle tamamlanır: The perfect result probably is too good to be true.
  2. Daha önce sözü edilmeyen farklı bir sonucu anlatmaya başlar.
  3. Is sözcüğüne “var olmak” anlamı verir.
Cevabı göster

Düşünce şöyle tamamlanır: The perfect result probably is too good to be true.