Dondurma Seçimi! 🍦 💛 🩷 | Bluey Yemek Anları | 2. Sezon Öne Çıkanlar | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Bluey’nin ailesi feribota binmeden önce dondurma sipariş eder, tatlar ve boyutlar arasında seçim yapar; birbirlerinin dondurmasından tatma meselesi de koşullar ve adalet üzerine eğlenceli bir pazarlığa dönüşür. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. what you want? — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: “Do you know” ifadesinden sonra gelen dolaylı soruda neden “what do you want” soru dizilimi yerine düz cümle söz diziminin kullanıldığını anlamak. Bu kalıp, daha uzun bir cümlenin içinde birinin tercihlerini, planlarını veya ihtiyaçlarını doğal biçimde sormaya da uygulanabilir. 2. give us — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: Kişinin kendisi için sipariş verirken kullandığı, Avustralya ve Britanya İngilizcesine özgü samimi bir söyleyişi tanımak. Burada “us” yalnızca konuşanı belirtebilir; böylece siparişin birkaç kişiye verildiği sanılmadan bölgesel ve gayriresmî ton anlaşılabilir. 3. only if — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: İzin veya anlaşmayı belirli bir koşula bağlamak için bu bağlayıcıyı kullanmak. Bir değiş tokuşu müzakere ederken, kural koyarken ya da bir şeyin yalnızca belirli bir şart yerine getirildiğinde olabileceğini açıklarken yararlıdır.
Bu derste
got mango: günlük dilde ‘satışta bulunmak’ anlamı
Bu dükkân veya tezgâh bağlamında got, “satışta bulunmak” anlamına gelir: tezgahta mango aroması vardır. Buradaki temel anlam, get fiilinin geçmiş zamanı olan “aldılar” değildir. Şimdiki zamanı anlatan daha eksiksiz ve standart biçimde have got kullanılır: They’ve got mango. Orijinaldeki They got mango son derece gündelik ve kısaltılmış bir biçimdir; bu yüzden mevcut ürün anlamını durumdan çıkarırız.
Alıştırma
Bir dondurma tezgâhının önünde “they got mango” büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Daha önce bir mango aldılar.
- Tezgahta mango aroması var.
- Mango yetiştirecekler.
Cevabı göster
Tezgahta mango aroması var.
the happiest day ever of my life: üstünlük derecesini üst üste vurgulama
The happiest bir üstünlük derecesidir ve bugünü diğer bütün günlerden daha mutlu olarak sunar. Ever, “herhangi bir zamanda” fikrini eklerken of my life karşılaştırılan dönemin konuşanın yaşamı olduğunu belirtir. Ever ve of my life ifadelerini birlikte kullanmak vurguyu üst üste bindirir. Burada dikkatli ve kelimesi kelimesine bir sıralama değil, heyecanlı bir abartı oluşturur. Tarafsız İngilizcede the happiest day of my life veya the happiest day ever daha doğaldır.
Alıştırma
Orijinal cümlede ever ve of my life nasıl bir etki oluşturur?
- Konuşanın geçmişte daha mutlu olduğunu gösterir.
- Happiest sözcüğünü yalnızca iki gün arasındaki karşılaştırmaya dönüştürür.
- Üstünlük derecesini güçlü biçimde artırır ve heyecanı abartılı gösterir.
Cevabı göster
Üstünlük derecesini güçlü biçimde artırır ve heyecanı abartılı gösterir.
ferry's here: feribotun geldiğini bildirmek
ferry's, ferry is ifadesinin kısaltmasıdır. Feribotun beklendiği bu bağlamda our ferry's here, beklenen feribotun geldiğini ve artık binilebileceğini belirtir; yalnızca feribotun yakında bulunduğunu anlatmaz. X is here kalıbı, beklenen bir kişinin, aracın, teslimatın veya hizmetin geldiğini hızlıca bildirmek için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Arkadaşınız bir taksi bekliyor. Hangi cümle taksinin geldiğini bildirir?
- Your taxi lives here.
- Your taxi's here.
- Your taxi was built here.
Cevabı göster
Your taxi's here.
See you later: belirli bir plan olmadan samimi bir vedalaşma
See you later, bir konuşmayı bitirmenin yaygın ve samimi bir yoludur. Anlamını kelime kelime kurmak yerine ifadenin tamamını bir vedalaşma sözü olarak değerlendirin. Buradaki later çoğu zaman belirsizdir. Konuşan kişi karşısındakini yeniden görmeyi bekleyebilir, ancak bu ifade tek başına bir saat belirlemez veya başka bir buluşmayı kesinleştirmez.
Alıştırma
Gündelik bir vedalaşmada See you later ne anlama gelir? Doğru açıklamayı seçin.
- Aynı gün daha sonra yapılacak bir buluşmayı her zaman kesinleştirir.
- Yalnızca samimi bir vedalaşma sözü olabilir.
Cevabı göster
Yalnızca samimi bir vedalaşma sözü olabilir.
Uncle Stripe and Muffin are saying goodbye. Kalıp ifadeler
0:10Stripe Amca ve Muffin veda ediyorlar.
say goodbye: vedalaşmak için kullanılan doğal kalıp
Say goodbye, vedalaşma şeklindeki sosyal eylemi gerçekleştirmek için kullanılan doğal kalıptır. Örnekte are saying, Stripe Amca ile Muffin'in bunu o anda yaptığını gösterir; goodbye ise vedalaşırken söyledikleri sözdür. Kimle vedalaşıldığını belirtmek için say goodbye to + kişi yapısı kullanılır. İngilizcede say ayrıca say hello, say sorry ve say thank you gibi kısa sosyal ifadelerle de kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi goodbye kullanan doğal ifadeyle tamamlayın: Before you leave, please ____ to your hosts.
Cevabı göster
say goodbye
mate: samimi ve gündelik bir hitap
Burada mate, karşıdaki kişiye doğrudan seslenmenin samimi ve gündelik bir yoludur. See you ifadesine sıcaklık ve yakınlık katar; bu cümlede eş ya da başka bir partner anlamına gelmez. Bu kullanım özellikle Avustralya ve Britanya İngilizcesinde yaygındır. Ses tonu ve ilişki önemlidir: mate dostça gelebilir, ancak sert bir tonla meydan okuyucu veya alaycı duyulabilir.
Alıştırma
Üst konumdaki bir müşteriye resmî bir e-posta yazıyorsunuz. "Thanks, mate." uygun mudur?
- Uygun
- Uygun değil
Cevabı göster
Uygun değil
Now, you have to finish that before we get on the ferry, Muffy. Notlar
0:17Şimdi, feribota binmeden önce onu bitirmen lazım Muffy.
have to finish: durumun getirdiği zorunluluk
Have to + fiilin yalın hâli, genellikle bir kural, son tarih veya durum nedeniyle bir şeyin gerekli olduğunu anlatır. Have to finish ifadesinde finish yalın hâlde kalır. Burada yolculuk planı bir zaman sınırı oluşturur: feribota binmeden önce bitirmek gerekir. Have, have to yapısının bir parçasıdır; sahip olma anlamına gelmez.
Alıştırma
Have to ve leave fiiliyle cümleyi tamamlayın: The museum closes in five minutes, so we ____ now.
Cevabı göster
have to leave
before we get on the ferry: bir olayı diğerinden önceye yerleştirmek
Before, kendi öznesi ve fiili olan bir zaman yan cümlesi başlatabilir. Before we get on the ferry ifadesinde we özne, get ise fiildir; ana eylem feribota binmeden daha önce gerçekleşmelidir. Yan cümle gelecek zamana işaret etse bile İngilizcede before sonrasında genellikle geniş zaman kullanılır: before we get on denir, before we will get on denmez.
Alıştırma
Telefonu kapatmanın önce gerçekleştiğini göstermek için before ile tamamlayın: Please turn off your phone ____ the movie starts.
Cevabı göster
before
get on the ferry: feribota binmek
Get on the ferry, “feribota binmek” anlamına gelir. İngilizcede feribotların yanı sıra otobüs, tren ve uçak gibi toplu veya daha büyük ulaşım araçlarıyla da genellikle get on kullanılır. Bu araçlardan inmeyi anlatmak için get off kullanılır. Buradaki on, ulaşım araçlarıyla kullanılan kalıbın bir parçasıdır; feribotun üstünde ayakta durmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle gün batımından önce feribota bindiğimizi doğal biçimde anlatır?
- We got in the ferry before sunset.
- We got off the ferry before sunset.
- We got on the ferry before sunset.
Cevabı göster
We got on the ferry before sunset.
what you want: gömülü soruda sözcük sırası
What you want, Do you know ifadesinden sonra yer alan gömülü bir soru cümleciğidir. Eksik bir bilgiyi sorsa da gömülü soru, düz cümle sırasını kullanır: what + özne you + fiil want. Dıştaki Do you know...? yapısı bütün cümleyi zaten soru yaptığı için gömülü cümleciğin içine bir do daha eklenmez. Doğrudan soru olarak What do you want? denir; gömülü olduğunda ise Do you know what you want? kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede gömülü soru için doğru sözcük sırası kullanılmıştır?
- Do you know where does she live?
- Do you know where she lives?
Cevabı göster
Do you know where she lives?
I'd like mango, please.: sipariş verirken kibar bir istek
I'd like, I would like ifadesinin kısaltmasıdır. I'd like mango cümlesinde konuşan kişi mangoyu istediği şey olarak nazikçe talep eder; genel olarak mangoyu sevdiğini söylemez. mango ismi bu istek yapısından sonra gelir ve please isteği daha da yumuşatır. 'd, would kelimesinden gelir; ancak burada I'd like şimdiki zamanda bir şey isteme kalıbıdır, geçmiş zaman değildir. Bir restoranda sipariş verirken, bir şey satın alırken veya bir şey isterken I'd like + isim yapısını kullanabilirsin.
Alıştırma
Bir kafede kibar siparişi tamamla: ____ a cup of tea, ____.
Cevabı göster
I'd like · please
extra big size!: extra ile big derecesini artırmak
Extra, big kelimesinden önce gelerek derecesini artırır. Extra big, özellikle büyük veya normalden daha büyük demektir; extra big size ifadesinde bütün öbek normalden büyük bir boyutu anlatır. Buradaki extra, ek bir nesne anlamına gelen bir isim değildir. Esnek extra + sıfat kalıbı, başka bağlamlarda da bir özelliğin derecesinin daha yüksek olduğunu anlatabilir; örneğin extra careful veya extra spicy.
Alıştırma
'This suitcase is extra big' cümlesinde extra big ne anlatıyor?
- Özellikle büyük bir beden
- Ek bir bavul
- Normalden küçük bir beden
Cevabı göster
Özellikle büyük bir beden
No fair!: gündelik bir itiraz
No fair!, That's not fair! anlamına gelen kalıplaşmış ve kısaltılmış bir ünlemdir. Haksız görünen bir kuralı, kararı veya sonucu protesto etmek için kullanılır. Burada anlık ve duygusal bir tepkidir; no ile kurulmuş tam bir cümle değildir. Günlük dildeki tam biçimi That's not fair. şeklindedir.
Alıştırma
no içeren kalıplaşmış itirazla cümleyi tamamlayın: Maya got two turns, but I got one. ____!
Cevabı göster
No fair
Highly fair: şakacı ve alışılmadık bir sözcük eşleşmesi
Highly fair., kabaca “Bu çok adil” anlamına gelen şakacı bir karşılıktır. Konuşan kişi fair sözcüğünü güçlü hâle getirerek No fair itirazına karşı çıkar. Bu sözcük seçimi bilerek alışılmadık tutulmuştur. İngilizcede highly, yaygın olarak unfair ile kullanılır; fair ile ise genellikle very fair veya perfectly fair denir. Bilinen eşleşmenin değiştirilmesi şakayı yaratır; tarafsız konuşmada kopyalanacak standart bir ifade değildir.
Alıştırma
Bu konuşmada kişi Highly fair. diyerek ne yapıyor?
- Adaleti değerlendirmek için standart resmî ifadeyi kullanır.
- Durumun çok adil olduğunu şakacı biçimde savunur.
- Durumun adaletsiz olduğu görüşüne katılır.
Cevabı göster
Durumun çok adil olduğunu şakacı biçimde savunur.
Aynı soruyu sormak için What about you?
Bu cümlede What about you?, konuşulmakta olan aynı soruyu Bluey'ye yöneltir. “Ya sen?” veya “Senin cevabın ne?” anlamına gelir; about, Bluey hakkında yeni bir konu başlatmaz. Bu ifade, sorunun tamamını tekrarlamadan cevap sırasını bir sonraki kişiye verir. Söylenmeyen ayrıntılar önceki konuşmadan anlaşılır.
Alıştırma
Hangi cümle, diğer kişiden aynı içecek sorusunu cevaplamasını doğal biçimde ister?
- I'm having tea. What about you?
- I'm having tea. What are you?
- I'm having tea. Who are you?
Cevabı göster
I'm having tea. What about you?
Can't decide: seçim yapamamak
Can't decide, konuşanın önünde iki ya da daha fazla seçenek olduğu hâlde bunlardan birini seçemediğini belirtir. Burada seçenekler konuşmadan zaten anlaşıldığı için decide nesne almamıştır. Seçenekleri belirtirken can't decide between A and B, neyin seçileceğini belirtirken can't decide what to choose kullanılır.
Alıştırma
cannot sözcüğünün kısaltılmış biçimini ve ardından decide sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: Both backpacks look good. I ____.
Cevabı göster
can't decide
I want either mango like Bingo or strawberry. Dilbilgisi
0:34Ya Bingo gibi mangolu ya da çilekli istiyorum.
either mango ... or strawberry: araya eklenen karşılaştırmayla iki alternatif
Either A or B iki alternatif sunar. Burada A mango, B ise strawberry sözcüğüdür. like Bingo sözleri, ilk seçeneği açıklamak için mango sözcüğünden sonra araya eklenmiştir: konuşan kişi, Bingo’nun yaptığı gibi mangoyu istiyor. Burada like, “aynı şekilde” anlamına gelir; mangonun Bingo’yu sevdiği anlamına gelmez. Araya giren karşılaştırma çıkarıldığında yapı simply either mango or strawberry olur.
Alıştırma
İki seçenekten birini sunmak için cümleyi öğrendiğiniz ikili yapıyla tamamlayın: For dessert, you can have ____ cake ____ fruit.
Cevabı göster
either · or
Can I have two flavors?: bir şeyi kibarca isteme
Can I have + isim grubu? kafe ve mağaza gibi yerlerde bir şeyi istemenin yaygın bir yoludur. Bu rica kalıbında have, “zaten sahip olmak” değil, “almak” veya “edinmek” anlamına gelir. Burada konuşan kişi, iki çeşit almasına izin verilip verilmediğini kibarca soruyor.
Alıştırma
Bir fırında, kibar ricayı hedef kalıpla tamamlayın: ____ two rolls, please?
Cevabı göster
Can I have
I'll get strawberry, please: sipariş verirken seçiminizi belirtmek
I'll get..., I will get... ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Sipariş verirken istediğiniz şeyi seçtiğinizi belirtir; Türkçedeki “... alayım” veya “... istiyorum” anlamına gelir. Buradaki get, gidip bir şeyi almak değil, seçip sipariş etmek ya da satın almak demektir. Hizmet veren kişiye söylerken please eklemek, seçiminizi doğrudan belirten bu ifadeyi kibar hâle getirir.
Alıştırma
I will get ifadesini doğal kısaltılmış biçimine çevirerek siparişi tamamlayın: ____ the chicken sandwich, please.
Cevabı göster
I'll get
in a cone: dondurmanın nasıl servis edileceğini seçmek
In a cone, görevliye dondurmanın nasıl servis edilmesi gerektiğini, yani dondurma külahının içinde sunulmasını söyler. Buradaki cone, dondurmayı tutan yenilebilir külah anlamındadır. Bu sipariş kalıbında in + kap belirten ifade, sıradan bir konumu değil servis seçeneğini belirtir. Aynı kalıpla in a cup da söylenebilir.
Alıştırma
Dondurmanın yenilebilir bir külahta servis edilmesi için siparişi tamamlayın: I'd like chocolate ____, please.
Cevabı göster
in a cone
I can always have a lick of Bingo's. Notlar
0:45Nasılsa her zaman Bingo'nunkinden bir yalayabilirim.
can always have: yedek bir seçenek sunmak
Bu cümlede can always have, her seferinde gerçekleşen bir şeyi anlatmaz. Tercih edilen seçenek işe yaramazsa bir kez yalamanın hâlâ mümkün bir seçenek olduğunu belirtir. can always + fiilin yalın hâli kalıbı çoğu zaman pratik bir yedek seçenek sunar: gerekirse bu hâlâ yapılabilir.
Alıştırma
Burada can always email ne ifade ediyor? The printer is broken, but we can always email the form.
- Her formu e-postayla göndeririz.
- Formu e-postayla göndermek bir yedek seçenektir.
- Formu e-postayla göndermek imkânsızdır.
Cevabı göster
Formu e-postayla göndermek bir yedek seçenektir.
have a lick of Bingo's: biraz yalamak ve iyelikte ad eksiltisi
Have a lick of something, bir şeyi bir kez yalamak ya da yalayarak az miktarda tatmak demektir. Burada dondurmadan biraz tatmayı anlatır. Bingo's, Bingo's ice cream ifadesinin yerini tutar. Eksik ad zaten belliyse İngilizcede iyelik biçimi adı tekrar etmeden tek başına kullanılabilir.
Alıştırma
Maya has strawberry ice cream. ice cream ifadesini tekrarlamamak için Maya adını iyelik biçimine getirin: Can I have a lick of ____?
Cevabı göster
Maya's
not getting one: one ile tekil ve sayılabilen bir ismin yerini tutma
Bu cümlede one, daha önce konuşulan tekil ve sayılabilen ismin, yani bir dondurmanın yerine geçer. Böylece isim tekrarlanmaz; vurgu 1 sayısında değildir. Daha önce sözü edilen bir türün tek bir üyesini anlatırken, özellikle bir şeyi seçme, satın alma veya reddetme durumlarında one bu şekilde kullanılır. Birden fazla öğe için ones kullanılır.
Alıştırma
Diyaloğu tamamlayan en doğal kelimeyi seçin: “Everyone else ordered a sandwich, but I'm not getting ____.”
- it
- one
- ones
Cevabı göster
one
Gotta: have got to kalıbının gayriresmî konuşma biçimi
Gotta, gereklilik anlatan have got to kalıbındaki got to sözlerinin konuşmada indirgenmiş hâlini gösteren gayriresmî bir yazımdır. Have to ile aynı anlama gelir: konuşan kişi formda kalmanın gerekli olduğunu söyler. Bu cümlenin başında özne ve yardımcı fiil söylenmemiştir. Daha tam biçimi “I've got to stay in shape.” olur. “I” ile kimin kastedildiği açık olduğunda bu tür eksiltmeler hızlı ve gündelik konuşmada yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle “Gotta leave now.” ifadesinin tarafsız ve standart İngilizce karşılığıdır?
- I gotta to leave now.
- I am gotta leave now.
- I have to leave now.
Cevabı göster
I have to leave now.
stay in shape: fiziksel formu korumak
Stay in shape, fiziksel olarak formda veya sağlıklı durumda kalmaya devam etmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada shape geometrik bir şekli değil, bedenin durumunu anlatır. Stay fiili, iyi durumun korunması gerektiğini vurgular; bu genellikle egzersiz, beslenme veya günlük alışkanlıklarla ilişkilidir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: "Maya exercises to stay in shape." Maya'nın amacı nedir?
- Zaten sahip olduğu iyi kondisyonu korumak istiyor.
- Geometrik şekilleri incelemek istiyor.
- Daha düşük bir kondisyon düzeyinden başlayarak gelişmek istiyor.
Cevabı göster
Zaten sahip olduğu iyi kondisyonu korumak istiyor.
just coming up: sipariş çok yakında hazır
Yiyecek ve içecek hizmeti bağlamında coming up, siparişin hazırlanmakta olduğu ya da sırada tamamlanacağı ve çok yakında hazır olacağı anlamına gelir. Yukarı doğru fiziksel bir hareket anlatmaz. Just, güven veren yanıtı daha anlık hâle getirir: çalışan, bekleyişin neredeyse bittiğini belirtir. Cümle kesin bir tamamlanma saati vermek yerine müşterinin beklentisini yönetir.
Alıştırma
Bir çalışan bekleyen müşteriye "It's just coming up." diyor. Çalışan ne demek istiyor?
- Sipariş fiziksel olarak yukarı doğru hareket ediyor.
- Sipariş hazırlanıyor ve çok yakında hazır olacak.
- Sipariş iptal edildi.
Cevabı göster
Sipariş hazırlanıyor ve çok yakında hazır olacak.
taking a while: beklenenden uzun sürmek
Take a while, “biraz zaman gerektirmek” anlamına gelir. Bu cümlede sürecin konuşanın umduğundan veya beklediğinden daha uzun sürdüğünü düşündürür. Buradaki take gereken süreyi ifade eder; “alıp götürmek” veya “taşımak” anlamında değildir. Şimdiki zaman biçimi is taking, bekleyişin hâlâ sürdüğünü gösterir.
Alıştırma
Take a while ifadesini şimdiki zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: The software update is ____, so we may have to wait.
Cevabı göster
taking a while
Oh go on, give us a double chocolate in a cup, extra large. Notlar
1:06Aman neyse, bize kapta çifte çikolatalı verin, ekstra büyük olsun.
go on: taviz verip kabul etmek
Bu cümlede Oh, go on; tereddüt, ikna veya ayartılma sonrasında fikir değişikliğini gösterir. “Peki öyleyse” ya da “Tamam, beni ikna ettin” ifadelerine yakındır. Konuşan kişi ardından sipariş verdiği için buradaki go on, birine devam etmesini söylemez. Konuşanın pes edip kabul etmeye karar verdiğini gösterir.
Alıştırma
Önce bir dilim pastayı reddediyorsunuz, ancak bir arkadaşınız sizi ikna ediyor. Fikrinizi değiştirdiğinizi doğal biçimde gösteren yanıt hangisidir?
- Go ahead. You can have my piece.
- Oh, go on then. I'll have a small piece.
- Go on talking. I am listening.
Cevabı göster
Oh, go on then. I'll have a small piece.
give us: samimi bir Britanya İngilizcesi isteğinde tekil us
Bu samimi istekte give us, “bana ver” ya da “bana getir” anlamına gelir. us normalde birden fazla kişiyi kapsasa da Britanya ve Avustralya İngilizcesinin bazı çeşitlerinde konuşan kişi samimi isteklerde us ile yalnızca kendisini kastedebilir. Kimin kastedildiğini bağlam belirler. Burada konuşan kişi kendisi için tek bir dondurma sipariş ettiği için us çoğul değil, tekil anlamdadır.
Alıştırma
Samimi Britanya İngilizcesi isteği “Give us a coffee, please,” cümlesinde konuşan kişi yalnızca kendisi için bir kahve sipariş ediyor. us ne anlama gelir?
- Bir grup müşteri
- Yalnızca konuşan kişi
- Hizmet veren kişi
Cevabı göster
Yalnızca konuşan kişi
extra large: large boyundan daha büyük bir boy
Extra large; ürünler, giysiler, içecekler ve porsiyonlar için kullanılan standart bir boy adıdır. large boyunun üzerindeki bir boyu belirtir ve çoğu zaman XL diye kısaltılır. Burada extra, large sözcüğünün derecesini artırarak tek bir dondurma siparişinin boyunu belirtir. Fazladan bir large ürün anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir menüde “extra large” neyi tanımlar?
- large boyundan daha büyük tek bir ürün
- Bir large ürün ve yanında başka bir ürün
- Ek ücretli bir large ürün
Cevabı göster
large boyundan daha büyük tek bir ürün
I've got a problem: bir sorunu dile getirmek
I've got a problem, bir sorunu açıklamadan veya yardım istemeden önce dile getirmek için konuşma dilinde kullanılan yaygın bir ifadedir. Burada I've got, “sahibim” veya “karşı karşıyayım” anlamına gelir. Mevcut bir durumu anlatır; konuşanın bir şeyi henüz aldığını ya da elde ettiğini vurgulamaz.
Alıştırma
Bu dersteki ifadeyle yardım isteme girişini tamamlayın: Excuse me, ____ with my booking.
Cevabı göster
I've got a problem
Everyone happy?: kısa ve eksiltili bir kontrol sorusu
Everyone happy?, orada bulunan herkesin memnun veya iyi olup olmadığını hızlıca kontrol etmek için kullanılan kısaltılmış bir konuşma dili sorusudur. Standart tam soru Is everyone happy? biçimindedir. everyone birden fazla kişiyi anlatsa da dilbilgisel olarak tekildir. Bu nedenle tam biçimde are değil is kullanılır.
Alıştırma
Everyone happy? sorusunun standart tam biçimi hangisidir?
- Does everyone happy?
- Are everyone happy?
- Is everyone happy?
Cevabı göster
Is everyone happy?
Tek başına kullanılan iyelik zamiri yours
Yours, “sana ait olan şey” anlamına gelir. Burada your ice cream ifadesinin yerine geçtiği için ice cream tekrar edilmez. Dilbilgisel olarak yours bir iyelik zamiridir ve tek başına kullanılabilir. Your ise isimden önce gelir: your ice cream denir, yours ice cream denmez.
Alıştırma
your cup ifadesinin yerine geçen iyelik zamiriyle cümleyi tamamlayın: My cup is blue. Is ____ blue too?
Cevabı göster
yours
Here we go.: bir hareketin başladığını bildiren ifade
Here we go kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Bu sahnede konuşan kişi, diğer kişinin bir kez yalamasına izin vermek üzeredir ve hareketin şimdi gerçekleşeceğini haber vermek için bu ifadeyi kullanır. Anlamı “Hazır ol, başlıyoruz” gibidir; grubun bu yere gittiğini doğrudan anlatmaz. Başka durumlarda ortak bir etkinliğin veya beklenen bir olayın başladığını da bildirebilir. Tam çeviri duruma göre değişir, ancak temel fikir hareketin ya da olayın şimdi başlamasıdır.
Alıştırma
Bir antrenör yarışı başlatmak üzereyken Here we go! diyor. Bu ifade neyi gösterir?
- Herkes tam olarak bu yere gitmek zorunda.
- Yarış iptal edildi.
- Yarış başlamak üzere.
Cevabı göster
Yarış başlamak üzere.
Okay, but only if I can have a lick of yours. Dilbilgisi
1:21Tamam ama ben de seninkini yalayabilirsem.
only if: bir koşulu zorunlu kılmak
Only if gerekli bir koşul getirir. Buradaki Okay koşulsuz bir kabul değildir: Konuşan kişi, karşısındakinin yiyeceğinden kendisi de bir kez yalayabilmek koşuluyla kabul eder. Ana cümle + only if + koşul yapısında ana cümle, yalnızca koşul yerine getirildiğinde geçerli ya da mümkün olur. Koşul yerine getirilmezse kabul geçerli değildir.
Alıştırma
Kask takmayı zorunlu koşul hâline getiren bu dersteki iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: You can ride the bike ____ you wear a helmet.
Cevabı göster
only if
not a big lick: eksiltili bir uyarıyla hareketi sınırlamak
Not a big lick kısa ve eksiltili bir uyarıdır. Tam anlamı “Don’t take a big lick.” cümlesine yakındır. Konuşan kişi yalamaya yine izin verir, ancak miktarı sınırlar: yalnızca küçük bir kez yalanmalıdır. Bu tür konuşma parçalarında not + a big + isim, o anki duruma bağlıdır. Zaten anlaşılan bir harekete hızlıca sınır ekler.
Alıştırma
Birisi dondurmasını paylaşırken “Not a big lick” derse ne demek ister?
- Dondurmaya hiç dokunma.
- Yapabildiğin kadar büyük bir kez yala.
- Küçük bir kez yalayabilirsin ama fazla alma.
Cevabı göster
Küçük bir kez yalayabilirsin ama fazla alma.
wasn't going to: geçmişteki bir niyeti reddetmek
Bu cümlede wasn't going to, geçmişte belirli bir anda bir şeyi yapma niyeti olmadığını anlatır. Konuşan kişi, kocaman bir kez yalamanın planı olduğu iddiasını reddeder. Geçmişteki bir planı veya niyeti geriye dönüp anlatmak için özne + was/were not going to + fiilin yalın hâli yapısını kullan. Bu yapı tek başına eylemin sonunda gerçekleşip gerçekleşmediğini söylemez.
Alıştırma
Bir arkadaşın onun mesajını okumaya niyetli olduğunu düşünüyor. Eylemin kendisini değil, geçmişteki bu niyeti reddeden cevap hangisidir?
- I wasn't going to read your message.
- I won't read your message.
- I didn't read your message.
Cevabı göster
I wasn't going to read your message.
You were.: kısa bir karşı çıkış
You were., I wasn't going to... ifadesine verilen kısa bir karşı çıkıştır. were, bağlamdan anlaşılan were going to take a big lick ifadesinin yerini tutar; bu nedenle geri kalan sözleri tekrarlamak gerekmez. İngilizcede kısa cevaplarda tüm fiil öbeğini tekrarlamak yerine çoğu zaman bir yardımcı fiil veya be biçimi bırakılır. Burada were sözcüğünü vurgulamak, “Evet, niyetin buydu” anlamını verir.
Alıştırma
A, “I wasn't going to leave without you.” diyor. A'nın geçmişteki niyeti hakkındaki iddiasına karşı çıkan kısa cevap hangisidir?
- You did.
- You were.
- You are.
Cevabı göster
You were.
all the way out: dışarı doğru son sınıra kadar uzanmak
Bu cümlede all the way out, dilin tamamen, çıkabileceği kadar dışarı uzanmış olduğunu belirtir. All the way, hareketin son noktasına ulaştığını göstererek out ifadesini güçlendirir. Aynı kalıp yalnızca bir güzergâh boyunca ilerlemeyi değil, tam bir uzanma derecesini veya sınırı da anlatabilir: bir çekmece all the way out, bir kapı ise all the way open olabilir.
Alıştırma
Hangi cümle bir çekmecenin tamamen dışarı çekilmiş konumda olduğunu belirtir?
- The drawer is on the way out.
- The drawer is all the way out.
- The drawer shows the way out.
Cevabı göster
The drawer is all the way out.
like this: görünür bir gösterimi işaret etmek
Like this, “gösterilmekte olan şekilde” demektir. It was like this cümlesinde this, konuşanın o anda yaptığı hareketi veya gösterimi işaret eder; like ise yapılış biçimindeki benzerliği belirtir. Burada like, “aynı şekilde” anlamına gelen bir edattır; “hoşlanmak” anlamındaki fiil değildir. Bu ifade, her ayrıntıyı sözlerle anlatmadan bir hareketi, duruşu, şekli veya yöntemi göstermeyi sağlar.
Alıştırma
Bir antrenör tutuş şeklini gösterip “Hold the racket like this.” diyor. Ne demek istiyor?
- Raketin nerede olduğunu sormak.
- Antrenörün gösterdiği biçimi taklit etmek.
- Raketi sevdiğini söylemek.
Cevabı göster
Antrenörün gösterdiği biçimi taklit etmek.
only out this far: yalnızca gösterilen sınıra kadar
only out this far ifadesinde this far, gösterdiğim noktaya veya mesafeye kadar anlamına gelir. Kesin sınır bir hareketten, gösterilen bir konumdan veya iki kişinin de görebildiği bir referanstan anlaşılır; sabit bir ölçü değildir. Out dışarı doğru hareketin yönünü, only ise gerçek hareketin birinin düşündüğünden daha az olduğunu gösterir. this far kalıbı görünür bir mesafeyi, erişim alanını veya hareket miktarını anlatmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Konuşan kişi sıkışmış bir çekmecenin ne kadar açılabildiğini gösteriyor. Cümleyi this ile başlayan iki kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: The drawer only comes out ____.
Cevabı göster
this far
that's okay: kabul etmek ve rahatlatmak
Burada that's okay, kabul ediyorum ve sorun yok anlamına gelir. Bir şeyin olgusal olarak doğru olduğunu söylemez. Konuşan kişi diğerinin açıklamasını veya tavizini kabul eder ve küçük anlaşmazlığın sona ermesine izin verir. Bir yanıt olarak karşı tarafa artık özür dilemeye, endişelenmeye veya kendini savunmaya devam etmesi gerekmediğini söyleyerek onu rahatlatabilir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız şöyle diyor: Sorry I bumped your chair. Özrü kabul edip onu rahatlatmak istiyorsunuz. En iyi yanıt hangisidir?
- That's enough. Don't explain.
- That's okay. No one was hurt.
- That's correct. You bumped it.
Cevabı göster
That's okay. No one was hurt.
Hang on: durup bir kuşkuyu dile getirmek
Burada Hang on, “bir dakika bekle” anlamına gelir. Konuşan kişi olası bir sorunu yeni fark ettiği ve bunu sorgulamak istediği için konuşmayı kısa süreliğine durdurur. Bu, konuşma dilindeki anlamıdır; bir şeye tutunma ya da bir yerden sarkma eylemi değildir. Ardından bir düzeltme, endişe veya yeni bir düşünce geleceğini sık sık haber verir.
Alıştırma
Grubun yanlış haritayı kullanmış olabileceğini aniden fark ettiniz. Sorunu dile getirmeden önce konuşmayı doğal biçimde durduran cümle hangisidir?
- Go on. I think we used the wrong map.
- Hang on. I think we used the wrong map.
- Hang up. I think we used the wrong map.
Cevabı göster
Hang on. I think we used the wrong map.
you could just take a bigger lick than me. Notlar
1:54sen benden daha büyük bir parça yalayabilirsin.
If I ... first and you ... second: sırayı koşul olarak belirlemek
Vurgulanan if yan cümlesi, I lick first and you lick second sırasını ardından gelen akıl yürütmenin koşulu olarak belirler. Tek başına sonucu vermez; olası sonucu ana cümle açıklar. İki bölüm paraleldir: özne + geniş zaman eylemi + first/second. Gelecekte gerçekleşmesi olası bir koşul için İngilizcede if'ten sonra normalde geniş zaman kullanılır; sonuç cümlesinde ise olası bir sonucu göstermek için could kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle önce olası bir sırayı koşul olarak sunup ardından sonucunu verir?
- Because I go first and you go second, we can compare our times.
- Although I go first and you go second, we can compare our times.
- If I go first and you go second, we can compare our times.
Cevabı göster
If I go first and you go second, we can compare our times.
could just take: kolayca yapılabilecek olası bir eylem
could just take ifadesinde could, daha önce gerçekleşmiş bir şeyi değil, olası bir eylemi belirtir. Burada just, az önce değil, kolayca veya öylece anlamındadır. Olası eylem adaletsiz bir sonuç doğuracağı için you could just take temkinli ve hafifçe şikâyet eden bir ton taşır. Yeniden kullanılabilen could just + fiilin yalın hâli kalıbı, birinin kolayca yapabileceği olası bir eyleme dikkat çeker.
Alıştırma
Şunu okuyun: If I give Sam administrator access, Sam could just delete the files. Burada could just delete ne anlama gelir?
- Sam dosyaları kesinlikle silecek.
- Sam dosyaları kolayca silebilir.
- Sam dosyaları az önce sildi.
Cevabı göster
Sam dosyaları kolayca silebilir.
bigger lick than me: karşılaştırma sıfatı + than
Bigger, big sıfatının karşılaştırma biçimidir ve lick ismini niteler. a + karşılaştırma sıfatı + isim + than + karşılaştırılan öğe kalıbı, bir şeyin belirli bir özelliğe diğerinden daha yüksek derecede sahip olduğunu belirtir. Bu samimi cümlede than me, konuşma dilindeki kısaltılmış bir karşılaştırmadır: yalama miktarı benimkinden daha büyüktür. Than I do, atlanan eylemi açıkça belirtir ve karşılaştırmanın başka türlü belirsiz kalabileceği durumlarda yararlıdır.
Alıştırma
big sıfatının karşılaştırma biçimini ve than karşılaştırma sözcüğünü kullanın: Nora chose a ____ slice ____ I did.
Cevabı göster
bigger · than