Megalodon hâlâ yaşıyor mu? Shark Week'in ipliği pazara çıktı: İngilizce çalışma notları

Vox

Öğrenme zorluğu
485 kelime 234 kel/dk

Video özeti: Shark Week eğitici doğa içeriklerinden sansasyonel ve uydurma hikayelere yöneliyor; izlenme rakamları seyircinin hâlâ gerçek bilim istediğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "more like a reality TV show than a series of nature documentaries." - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: more like A than B ile bugünkü niteliği beklenen kimlikle karşılaştırın. 2. "doubling down" - Öbek fiiller: eleştiriye rağmen tartışmalı bir yaklaşımı sürdürme anlamını tanıyın. 3. "have a real appetite for actual science." - Deyimler ve mecazlı ifadeler: appetite for sözünü kitlenin güçlü ilgi veya talebi olarak anlayın.

Bu derste

Sharks are really really cool.

0:01

Köpek balıkları gerçekten ama gerçekten çok havalı.

They've been around about 400 million years. Kalıp ifadeler

0:02

Yaklaşık 400 milyon yıldır varlar.

Kalıp ifadeler

been around: uzun süredir var olmak

Bu cümlede have been around, “varlığını sürdürmüş olmak” anlamına gelir. Özne yaklaşık 400 milyon yıl önce var olmaya başlamış ve günümüze kadar varlığını sürdürmüştür; around burada yakındaki bir konumu anlatmaz. Devam eden varlığı anlatmak için have/has been around + (for) bir süre yapısını kullanabilirsin. Günlük Amerikan İngilizcesinde, been around about 400 million years örneğinde olduğu gibi süreden önceki for atılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “varlığını sürdürdü” anlamındaki iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamla: The library opened a century ago and is still operating. It has ____ for 100 years.

Cevabı göster

been around

There's over 400 species of them

0:04

400'den fazla türü var

and they even have the ability to detect electromagnetic fields in the water.

0:05

ve sudaki elektromanyetik alanları bile algılayabiliyorlar.

All of which is why it's so baffling Anlatım akışı

0:09

Tüm bunlar göz önüne alındığında,

that Discovery Channel's Shark Week has so little biology in it.

0:10

Discovery Channel'ın Shark Week programında biyolojiye bu kadar az yer verilmesi insanı hayrete düşürüyor.

Anlatım akışı

All of which is why: olguları tek bir nedende birleştirmek

All of which, az önce belirtilen bütün olgulara birlikte gönderme yapar. All bu olguları bir araya toplar, which ise bu grubu önceki bilgilere bağlar. Ardından is why, bir araya getirilen kanıtları ana sonucun nedeni hâline getirir: Shark Week programında bu kadar az biyoloji olması şaşırtıcıdır. All of which is why + yan cümle yapısı, birkaç destekleyici olgudan tek bir sonuca veya yargıya etkili biçimde geçer. Olguların tümünü birleşik tek bir açıklama olarak ele aldığı için is kullanılır.

Alıştırma

Üç olgunun tümünü kararın nedeni olarak doğru biçimde birleştiren bağlayıcı hangisidir? The battery is dead, the screen is cracked, and the phone will not start, ___ I am replacing it.

  1. all of which is because
  2. all of which is why
  3. each of which is why
Cevabı göster

all of which is why

Recently, it's become more like a reality TV show Dilbilgisi

0:13

Son zamanlarda daha çok bir reality TV programına benzemeye başladı,

than a series of nature documentaries.

0:15

bir dizi doğa belgeselinden ziyade.

Dilbilgisi

more like A than B: B’den çok A’ya benzemek

More like A than B, bir şeyin B’den çok A’ya benzediğini anlatır. Buradaki like, “hoşlanmak” değil, “benzemek” anlamındadır. Yapı, more like + A isim öbeği + than + B isim öbeği şeklindedir. Bu kalıp, bir etikete ya da beklentiye karşı çıkmayı sağlar: Bir şeye B deniyor olabilir, ama gerçek özellikleri onu A’ya daha yakın gösterir. Bu cümlede Shark Week, doğrudan doğa belgesellerinden ziyade reality TV tarzı eğlence olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi more like A than B kalıbıyla tamamlayın: With audience voting and weekly eliminations, the science contest felt ____ a game show ____ a school competition.

Cevabı göster

more like · than

And in the past two years,

0:17

Üstelik son iki yılda,

it's veered into really weird territory Deyimler

0:18

gerçekten çok tuhaf bir yola saptı;

with Discovery Channel actually deceiving viewers about sharks. Dilbilgisi

0:19

Discovery Channel, köpek balıkları konusunda izleyicileri düpedüz kandırdı.

Deyimler

veered into really weird territory: çok tuhaf bir alana sapmak

Veer sözcüğü, kelime anlamıyla aniden ya da beklenmedik biçimde yön değiştirmek demektir. Veer into ... territory ifadesinde fiziksel hareket bir mecaza dönüşür: Bir konu, tarz veya durum yön değiştirerek farklı bir alana girer. Really weird territory gerçek bir araziyi anlatmaz. Alışılmadık ve rahatsız edici bir içerik türünü ifade eder; izleyicileri kandırmaktan söz eden sonraki bölüm, bu “alanın” neleri içerdiğini gösterir. Veered ayrıca yalnızca tarafsız bir değişimi değil, beklenen rotadan sapmayı anlatır.

Alıştırma

Burada “the show veered into really weird territory” ne anlama geliyor?

  1. Program aynı belgesel tarzını sürdürdü, yalnızca yayın saatini değiştirdi.
  2. Program köpek balıklarını çekmek için uzak bir yere gitti.
  3. Program yön değiştirdi ve alışılmadık derecede tuhaf, rahatsız edici içerikler sunmaya başladı.
Cevabı göster

Program yön değiştirdi ve alışılmadık derecede tuhaf, rahatsız edici içerikler sunmaya başladı.

Dilbilgisi

with Discovery Channel actually deceiving viewers about sharks: with + isim + -ing yapısı

with Discovery Channel actually deceiving viewers about sharks bölümü, ana cümleden sonra with + isim öbeği + -ing yapısını kullanır. Bu yapı, “gerçekten tuhaf bir alana girmek” ifadesinin ne anlama geldiğini gösteren eşlik eden bir durum ekler: Discovery Channel, köpek balıkları konusunda izleyicileri kandırıyordu. Buradaki with, “birlikte” anlamına gelmez. Discovery Channel, deceiving sözcüğünün anlamca öznesidir; ancak deceiving, çekimli ikinci bir ana fiil değildir. Uzun cümlelerde bu yapı genellikle ek arka plan, biçim, neden veya sonuç bilgisini başlatır.

Alıştırma

Eşlik eden bir durum eklemek için with + isim + -ing yapısını doğru kullanan devamı seçin: The meeting ended badly, ...

  1. with everyone argued about the budget.
  2. with everyone arguing about the budget.
  3. with arguing everyone about the budget.
  4. and everyone arguing about the budget.
Cevabı göster

with everyone arguing about the budget.

It wasn't always like this. Anlatım akışı

0:23

Oysa her zaman böyle değildi.

Anlatım akışı

It wasn't always like this: geçmiş ile şimdi arasındaki karşıtlığı belirtme

Bu cümlede It, Shark Week'i; this ise hemen önce eleştirilen durumu ifade eder. It wasn't always like this, programın geçmişin en azından bir bölümünde farklı olduğu anlamına gelir ve şimdiki durumdan söz etmeyi bırakıp geçmişi açıklamaya geçildiğini gösterir. Olumsuzluk always sözcüğünü etkiler: not always, “her zaman değil” demektir; “never” demek değildir. Daha genel olarak bu cümle, bir değişimin nasıl gerçekleştiğini açıklamadan önce geçmiş ile şimdi arasındaki karşıtlığı kısa biçimde başlatır.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuzu seçin. Always önündeki olumsuz kısaltma wasn't biçimine dikkat edin.

  1. It was always like this.
  2. It wasn't always like this.
  3. It was never like this.
Cevabı göster

It wasn't always like this.

Back in 1988, when it started,

0:23

Programın başladığı 1988 yılında,

by all accounts the shows were great and educational. Kalıp ifadeler

0:25

anlatılanlara bakılırsa programlar harika ve eğiticiydi.

Kalıp ifadeler

by all accounts: ortak bir görüşü aktarmak

“By all accounts”, “herkesin veya konu hakkında bilgili birçok kişinin söylediğine göre” anlamına gelir. Burada ilk programların iyi ve eğitici olduğu değerlendirmesini, konuşanın bizzat doğruladığı bir gerçek olarak değil, yaygın biçimde paylaşılan bir görüş olarak sunar. Bu ifadede “accounts”, banka hesapları değil, anlatımlar veya raporlar anlamındadır. İfadenin tamamı, genel bir fikir birliğini özetlerken iddiayla araya biraz mesafe koymayı sağlar.

Alıştırma

“Mevcut tüm anlatımlara göre” anlamındaki kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the new coach is patient and fair.

Cevabı göster

By all accounts

But slowly it's become more and more sensational. Dilbilgisi

0:27

Ama zamanla giderek daha sansasyonel hâle geldi.

Dilbilgisi

more and more + sıfat: giderek artan derece

more and more + sıfat yapısı, bir özelliğin derecesinin zaman içinde yavaş yavaş arttığını gösterir. Bu cümlede program bir defada sansasyonel hâle gelmemiştir; sansasyonel niteliği artmaya devam etmiştir. Buradaki “sensational”, özellikle medyada insanları şaşırtmak, heyecanlandırmak veya dikkat çekmek için tasarlanmış anlamındadır. Burada eleştirel bir anlam taşır; gayriresmî ve olumlu “mükemmel” anlamında değildir.

Alıştırma

“Increasingly difficult” ifadesini hedef yapıyla yeniden yazın: As the puzzle continued, it became ____.

Cevabı göster

more and more difficult

In the last few years,

0:30

Son birkaç yılda,

most of its shows have been about great whites attacking humans. Kelime

0:31

programların çoğu, insanlara saldıran büyük beyaz köpek balıkları hakkındaydı.

Kelime

“Great whites”: “great white sharks” ifadesinin kısaltılmış biçimi

Köpek balıklarına odaklanan bu bağlamda great whites, sharks sözcüğünün çıkarıldığı çoğul great white sharks ad öbeğidir. Büyük beyaz köpek balığı türünün bireylerini belirtir; white burada tek başına sıradan bir renk sıfatı değildir. Kısaltılmış biçim, çevredeki konu eksiltilen adı zaten açık hâle getirdiği için anlaşılır. Burada insanları veya beyaz renkli nesneleri belirten bir ifade değil, bir hayvan adı olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi great white sharks ifadesinin yaygın çoğul kısaltmasıyla tamamlayın: The researchers photographed three ____ near the island.

Cevabı göster

great whites

Surely, there's something thrilling about that. Anlatım akışı

0:37

Elbette bunun heyecan verici bir yanı var.

But there's something backwards about it,

0:38

Ama işin bir de ters yanı

too.

0:39

var.

Anlatım akışı

“There’s something ... about ...”: önce ödün verme, sonra eleştiri

Tekrarlanan there’s something + sıfat + about + konu kalıbı iki yargıyı aynı biçimde sunar. İlk cümlecik çekici bir niteliği kabul ederken But, sözü konuşanın eleştirisine yöneltir. Paralel anlatım bilgi akışını belirginleştirir: önce ödün verme, sonra temel itiraz. Buradaki backwards mecazidir: yaklaşımın öncelikleri veya mantığı ters kurulmuştur; fiziksel olarak geriye gitmekten söz edilmez. Too, ilk yargıyı iptal etmeden ikinci yargıyı ekler; dolayısıyla konu aynı anda hem thrilling hem de backwards olabilir.

Alıştırma

Bu cümledeki paralel yapı ne yapıyor? "There's something exciting about the proposal, but there's something risky about it, too."

  1. Olumlu yargıyı iptal eder ve yalnızca olumsuz yargının doğru olduğunu söyler.
  2. Birbiriyle ilgisiz iki olguyu karşıtlık göstermeden sıralar.
  3. Çekici bir niteliği kabul eder, ardından onunla karşıtlık oluşturan ve yine doğru olan bir eleştiri ekler.
Cevabı göster

Çekici bir niteliği kabul eder, ardından onunla karşıtlık oluşturan ve yine doğru olan bir eleştiri ekler.

Shark attacks are really rare.

0:40

Köpek balığı saldırıları gerçekten çok nadirdir.

And in truth,

0:41

Gerçekteyse,

we're a bigger threat to sharks than they are to us. Dilbilgisi

0:42

biz köpek balıkları için, onların bizim için olduğundan daha büyük bir tehdidiz.

Dilbilgisi

a bigger threat to sharks than they are to us: ilişkinin yönünü ters çevirme

Bu cümle, zıt yönlerdeki iki tehdit ilişkisini karşılaştırır. we're a bigger threat to sharks, insanların köpek balıklarını tehlikeye attığı anlamına gelir. than they are to us ise köpek balıklarının insanları tehlikeye attığını, ancak bunu daha düşük ölçüde yaptığını belirtir. than yan cümlesinde, daha önce söylendiği için are sonrasında a threat kullanılmaz: than they are [a threat] to us. Burada they köpek balıklarını, us ise insanları ifade eder. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp A is a bigger threat to B than B is to A şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle, arabaların bisikletlileri; bisikletlilerin arabaları tehlikeye attığından daha fazla tehlikeye attığını söyler?

  1. Cars are a bigger threat to cyclists than cyclists are to cars.
  2. Cyclists are a bigger threat to cars than cars are to cyclists.
  3. Cars are a bigger threat to cyclists than to pedestrians.
Cevabı göster

Cars are a bigger threat to cyclists than cyclists are to cars.

These shows about shark attacks are great for making people scared of sharks. Dilbilgisi

0:44

Köpek balığı saldırılarını konu alan bu programlar, insanları köpek balıklarından korkutmakta çok başarılı.

They don't do much for making people care about them.

0:47

Ama insanların köpek balıklarını önemsemesini sağlamak için pek bir şey yapmıyorlar.

Dilbilgisi

make people scared ... make people care: sıfat mı, yalın fiil mi

making people scared of sharks ifadesinde make, people sözcüğünü nesne; scared sözcüğünü ise sıfat olarak alır. Sıfat, ortaya çıkarılan durumu anlatır. making people care about them ifadesinde de people nesnedir, ancak care fiilin yalın hâlidir. Bu yapı, ortaya çıkarılan bir eylemi veya tepkiyi anlatır. Etken make + nesne + fiil yapısında to eklemeyin: make people care doğrudur; make people to care kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi care fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The documentary made people ____ about ocean life.

Cevabı göster

care

Now, if Shark Week was just sensationalized, Dilbilgisi

0:51

Shark Week yalnızca sansasyon uğruna abartılmış olsaydı,

that might be disappointing but tolerable.

0:53

bu belki hayal kırıklığı yaratırdı ama katlanılabilirdi.

Dilbilgisi

if ... was ..., that might be ...: mesafeli bir varsayım

if yan cümlesi varsayımsal bir başlangıç noktası kurar: Shark Week'in yalnızca sansasyonelleştirildiğini varsayalım. Geçmiş zaman biçimi was, geçmişteki bir gerçeği doğrulamak yerine konuşanın bu iddiaya mesafe koymasını sağlar; daha resmî İngilizcede bu varsayımsal anlam için sıkça were kullanılır. Might be değerlendirmeyi daha ihtiyatlı yapar. Bu hayalî koşul altında sonuç belki hayal kırıklığı yaratacak, ancak yine de katlanılabilir olacaktır; böylece daha kötü bir durumla karşılaştırmaya yer bırakılır.

Alıştırma

Hangi cümle, varsayımsal bir durumu sunmak için geçmiş biçimli bir if yan cümlesi ve belirsiz bir sonuç vermek için might kullanıyor?

  1. If the delay is ten minutes, it is always manageable.
  2. The delay was ten minutes, so it was manageable.
  3. If the delay were only ten minutes, it might be manageable.
Cevabı göster

If the delay were only ten minutes, it might be manageable.

But last year,

0:55

Ama geçen yıl,

Discovery Channel entered new territory

0:56

Discovery Channel yepyeni bir alana girdi:

completely making up a story. Öbek fiiller

0:57

Baştan sona bir hikâye uydurdu.

Öbek fiiller

making up a story: hikâyeyi uydurmak

making up a story ifadesinde make up, gerçekleşmiş bir şeyi aktarmak yerine hikâyeyi uydurmak veya kurmak anlamına gelir. Completely suçlamayı güçlendirir: burada yalnızca hikâyenin daha dramatik hâle getirildiği değil, hikâyenin kendisinin yaratıldığı ileri sürülür. Bu anlamda make up ayrılabilir: make up a story ve make a story up kullanımlarının ikisi de doğaldır. Nesne bir zamirse onu araya koyun: make it up.

Alıştırma

Cümleyi make up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: He forgot his homework and decided to ____ an excuse.

Cevabı göster

make up

They aired a documentary with a scientist who told us that Kelime

0:59

Bir bilim insanının şunları söylediği bir belgesel yayımladılar:

Kelime

aired a documentary: medya fiili olarak air

Bu cümlede aired, medya alanında kullanılan air fiilinin basit geçmiş zaman hâlidir. “Televizyonda veya radyoda yayımlamak” anlamına gelir. Kanal öznedir; a documentary ise yayımlanan içeriktir. Bu kullanım geçişlidir: air + program, bölüm, röportaj veya benzer bir içerik. İsim olan air, yani “hava” ile ya da bir şeyi havalandırmakla ilgisi yoktur.

Alıştırma

Cümleyi medya fiili air sözcüğünün geçmiş zamanıyla tamamlayın: Last night, the local station ____ a special report about the storm.

Cevabı göster

aired

there was a 100-ft shark called megalodon roaming the oceans

1:01

Megalodon adı verilen 100 fitlik bir köpek balığı okyanuslarda dolaşıyordu

and it killed four people off the coast of South Africa last year. Kalıp ifadeler

1:04

ve geçen yıl Güney Afrika açıklarında dört kişiyi öldürmüştü.

Kalıp ifadeler

off the coast of: yakındaki sularda konum

Off the coast of, bir olayı veya nesneyi adı verilen karanın yakınındaki denizde konumlandırır. Burada off the coast of South Africa, ölümlerin kıyı çizgisi üzerinde değil, Güney Afrika yakınındaki sularda gerçekleştiğini belirtir. Bu yer ifadesindeki off, ayrılma hareketini değil, konumu anlatır. İfade karaya olan kesin mesafeyi belirtmez.

Alıştırma

Bir kurtarma teknesi kayıp denizcileri Şili yakınındaki denizde buldu. Konumu en doğru bildiren cümle hangisidir?

  1. They were found away from the coast of Chile.
  2. They were found on the coast of Chile.
  3. They were found off the coast of Chile.
Cevabı göster

They were found off the coast of Chile.

All right, zoom in. Öbek fiiller

1:07

Pekâlâ, yakınlaştırın.

Öbek fiiller

zoom in: ayrıntıları görmek için görüntüyü yakınlaştırmak

Bu komutta zoom in, kamera veya ekran görünümünün daha küçük bir alanı daha ayrıntılı göstermesini sağlamak anlamına gelir. in sözcüğü görünümün hedefe yaklaştığını anlatır; bir yerin içine girmek anlamına gelmez. Hedef belliyse zoom in tek başına kullanılabilir. Hangi ayrıntının büyütüleceğini belirtmek için zoom in on + isim kullanılır.

Alıştırma

Harita görünümünü büyütmek anlamına gelen öbek fiille komutu tamamlayın: On the map, ____ until you can read the street names.

Cevabı göster

zoom in

Once more.

1:08

Bir kez daha.

And to the right.

1:09

Biraz da sağa.

I know it's kind of blurry, Ton ve niyet

1:12

Biraz bulanık, biliyorum,

but look at that.

1:13

ama şuna bakın.

Ton ve niyet

I know ..., but ...: ana noktadan önce bir kaygıyı kabul etmek

Burada I know it's kind of blurry, izleyicinin fark edebileceği bir sorunu önce kabul eder. I know yalnızca bilgi sahibi olmayı bildirmez; konuşanın olası kaygıyı veya itirazı zaten düşündüğünü gösterir. Kind of, blurry sözcüğünü yumuşatarak yargıyı daha az kesin hâle getirir. But, konuşanın asıl noktasına geçişi gösterir: look at that. Tekrar kullanılabilen I know + kaygı, but + ana görüş veya rica kalıbı, sorunu kabul ederken kendi görüşünüzden vazgeçmemenizi sağlar.

Alıştırma

Ana noktadan önce bir kaygıyı kabul eden iki parçalı kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ the deadline is tight, ____ we can still finish the key tasks.

Cevabı göster

I know · but

Look at that.

1:13

Şuna bakın.

That's a fin.

1:13

Bu bir yüzgeç.

But here's the thing. Anlatım akışı

1:15

Ama işin aslı şu:

Anlatım akışı

But here's the thing: kilit gerçeği tanıtmak

But here's the thing konuşmanın yönünü değiştiren bir ifadedir. Önceki hazırlığı kapatır veya sorgular ve dikkati sonucu belirleyecek gerçeğe, soruna ya da itiraza çeker. Buradaki thing fiziksel bir nesneyi anlatmaz. Konuşanın birazdan açıklayacağı kilit durumu ifade eder; bu yüzden asıl noktanın hemen ardından gelmesi beklenir.

Alıştırma

Kilit gerçeği tanıtan ders ifadesiyle konuşmayı tamamlayın: The trip sounds simple. ____: the last train leaves in ten minutes.

Cevabı göster

But here's the thing

The scientist was an actor, Anlatım akışı

1:16

Bilim insanı aslında bir oyuncuydu,

the footage was faked,

1:17

görüntüler sahteydi

and the deaths didn't even happen.

1:18

ve bu ölümler hiç yaşanmamıştı.

Anlatım akışı

The scientist was ... and the deaths didn't even happen: üç aşamalı bir ifşa

Cümle üç paralel yan cümleyi art arda sıralar ve her biri güvenilirliğin başka bir katmanını ortadan kaldırır: bilim insanının kimliği, görüntüler ve son olarak bildirilen ölümler. Her gerçeği ayrı bir yan cümlede vermek, kanıtların izlenmesini kolaylaştırır. Sondaki and, listenin son adımını belirtir. Even, didn't happen ifadesini güçlendirir: yalnızca görüntülerin sahte olduğu değil, ölümlerin kendisinin de hiç gerçekleşmediği söylenir. Bu belirleyici gerçeği sona saklamak giderek artan bir etki yaratır.

Alıştırma

Hangi cümle üç paralel yan cümle kullanır ve en güçlü gerçeği sona saklar?

  1. The guide was an actor because the photos were staged, so the expedition didn't even happen.
  2. The guide was an actor, the photos were staged, and the expedition didn't even happen.
  3. The expedition didn't even happen, the guide was an actor, and the photos were staged.
Cevabı göster

The guide was an actor, the photos were staged, and the expedition didn't even happen.

Viewers had no way of knowing this. Kalıp ifadeler

1:20

İzleyicilerin bunu bilmesine imkân yoktu.

Kalıp ifadeler

had no way of knowing: bilmenin hiçbir yolu olmaması

Had no way of knowing, izleyicilerin gerçeği öğrenmelerini sağlayacak herhangi bir bilgi kaynağına, ipucuna veya yönteme sahip olmadığını belirtir. Yalnızca they did not know demekten daha güçlü ve daha belirgindir; çünkü gerekli bilgiye erişim bulunmadığını açıklar. Yapı have no way of + isim veya -ing biçimidir. Burada knowing, of sonrasında kullanılan -ing biçimidir; had ise durumu geçmiş zamana yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The hikers had no phone signal, so they ____ calling for help.

Cevabı göster

had no way of

There was just a disclaimer saying the scenes were dramatized. Kültür

1:21

Yalnızca sahnelerin dramatize edildiğini belirten bir uyarı vardı.

Kültür

sahnelerin dramatize edildiğini belirten bir uyarı

Disclaimer, medya içeriğinin nasıl anlaşılması gerektiğini sınırlayan veya açıklığa kavuşturan kısa bir uyarıdır. Saying the scenes were dramatized, uyarının mesajını verir; saying yapısı that said şeklinde genişletilebilir. Edilgen the scenes were dramatized ifadesi, sahnelerin el değmemiş görüntüler olarak sunulmak yerine kurgulandığını, yeniden canlandırıldığını veya dramatik bir sunum için biçimlendirildiğini belirtir. İzleyicileri bu görüntüleri birebir kayıt olarak görmemeleri konusunda uyarır, ancak altta yatan bütün olayların kurmaca olduğunu tek başına söylemez.

Alıştırma

The scenes were dramatized uyarısı izleyicilere en doğrudan neyi anlatır?

  1. Uyarı yalnızca programda yüksek sesli müzik bulunduğunu söyler.
  2. Programdaki bütün olaylar kesinlikle uydurulmuştur.
  3. Sahneler el değmemiş görüntüler olarak sunulmak yerine kurgulanmış veya yeniden canlandırılmıştır.
Cevabı göster

Sahneler el değmemiş görüntüler olarak sunulmak yerine kurgulanmış veya yeniden canlandırılmıştır.

All shark researchers agree that

1:24

Tüm köpek balığı araştırmacıları,

megalodon went extinct 2 million years ago. Kalıp ifadeler

1:25

megalodonun iki milyon yıl önce soyunun tükendiği konusunda hemfikir.

Kalıp ifadeler

went extinct: bir türün tamamen yok olması

went extinct ifadesinde went, go fiilinin geçmiş zaman biçimidir; extinct ise ulaşılan durumu belirtir. Bu ifade, megalodon türünün tamamen ortadan kalktığı ve yaşayan hiçbir üyesinin kalmadığı anlamına gelir. go extinct, tek bir hayvanın ölümü için değil, bir türün veya kategorinin tamamı için kullanılır. Aynı yapı gelecekteki bir riski de anlatabilir: bir türün soyu tükenebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede go extinct doğru kullanılmıştır?

  1. The rare bird went extinct, although five hundred are still alive.
  2. After its last known members died, the species went extinct.
  3. One old turtle went extinct at the zoo.
Cevabı göster

After its last known members died, the species went extinct.

But an online poll afterwards

1:27

Ancak sonrasında yapılan çevrim içi bir anket,

showed that 73% of viewers thought it was real.

1:28

izleyicilerin %73'ünün bunun gerçek olduğunu düşündüğünü gösterdi.

This was the highest rated episode in Shark Week history,

1:35

Bu, Shark Week tarihinin en çok izlenen bölümüydü.

which is probably why Discovery's doubling down with fake shark programming this year. Notlar

1:37

Discovery'nin bu yıl sahte köpek balığı programlarına daha da ağırlık vermesinin nedeni de muhtemelen bu.

Dilbilgisi

which is probably why: bir olguyu olası bir nedene bağlamak

Which, önceki olgunun tamamına gönderme yapar: bölüm, Shark Week tarihindeki en yüksek reytingi almıştır. Yalnızca history sözcüğüne gönderme yapmaz. which is probably why + yan cümle yapısı, önceki olguyu ardından gelen durumun olası açıklaması olarak sunar. Probably iddiayı yumuşatır: konuşan kişi nedenin kesin olduğunu söylemez, makul bir çıkarım yapar.

Alıştırma

Burada which is probably why ne işe yarıyor? The road was icy, which is probably why the bus arrived late.

  1. Otobüsün yolu kesinlikle buzlandırdığını söyler.
  2. Which sözcüğünün yalnızca road sözcüğüne gönderme yapmasını sağlar.
  3. Buzlu yolu geç varışın olası nedeni olarak gösterir.
Cevabı göster

Buzlu yolu geç varışın olası nedeni olarak gösterir.

Öbek fiiller

Doubling down: aynı çizgide daha da ısrar etmek

Bu cümlede doubling down, önceki bölüm yüksek reyting aldığı için Discovery’nin geri adım atmak yerine aynı tür sahte köpek balığı programlarına daha güçlü biçimde yönelmesi demektir. Double down başlangıçta bir bahis terimiydi; ancak yaygın mecaz anlamıyla, özellikle riskli veya eleştirilen bir karar, görüş ya da stratejiye bağlılığı artırmak demektir. Bir şeyi sayısal olarak tam iki katına çıkarmak anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

Bu cümlede doubling down ne anlama geliyor?

  1. Aynı tartışmalı program türüne daha da güçlü biçimde bağlı kalmak
  2. Eleştirilerden sonra köpek balığı programlarını azaltmak
  3. Her bölümü tam iki kat daha uzun yapmak
Cevabı göster

Aynı tartışmalı program türüne daha da güçlü biçimde bağlı kalmak

First,

1:41

Önce,

in a promo,

1:41

bir tanıtım videosunda

they hoaxed viewers by claiming there was a shark in Lake Ontario, Kelime

1:42

Ontario Gölü'nde bir köpek balığı olduğunu öne sürerek izleyicileri kandırdılar.

Kelime

Hoaxed viewers by claiming: bir iddiayla izleyicileri kandırmak

Burada hoaxed geçişli bir fiildir: program, uydurma bir hikâyeyle izleyicileri kasıtlı olarak kandırmıştır. Viewers doğrudan nesnedir, yani kandırılan kişilerdir. By claiming kandırma yöntemini açıklar: Ontario Gölü’nde bir köpek balığı olduğunu söyleyerek bunu yapmışlardır. Burada claim, çoğu zaman kanıt olmadan bir şeyi doğruymuş gibi sunmak demektir; para veya tazminat talep etmekle ilgili isim ya da fiil anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi hoax fiilinin geçmiş hâli ve by + -ing yapısıyla tamamlayın: The fake account deliberately deceived its followers. It ____ its followers ____ the concert had been canceled.

Cevabı göster

hoaxed · by claiming

which they had to admit was fake Dilbilgisi

1:45

Sonra da bunun sahte olduğunu itiraf etmek zorunda kaldılar;

after Canadian officials believed it and started getting worried.

1:46

çünkü Kanadalı yetkililer buna inanıp endişelenmeye başlamışlardı.

Dilbilgisi

which they had to admit was fake yapısı

Which, daha önce sözü edilen köpek balığı iddiasına gönderme yapar. Bu iddiaya daha sonra ne olduğunu ekleyen bir ilgi cümleciğini başlatır. Cümlecik içinde they had to admit, neyi kabul etmek zorunda kaldıklarını sunan çerçevedir. Which ise anlam bakımından was fake yapısının öznesidir. Daha basit temel kalıp they had to admit (that) the claim was fake şeklindedir. Asıl yapıda which başa taşınarak açıklamayı önceki iddiaya bağlar. After Canadian officials believed it and started getting worried, kabul etme olayının ne zaman gerçekleştiğini belirtir. Canadian officials, believed ve started fiillerinin öznesidir; was fake yapısının öznesi değildir.

Alıştırma

“The museum displayed a painting, which experts later discovered was a copy.” cümlesinde which neye gönderme yapar ve was a copy yapısının öznesi nedir?

  1. which, a painting ifadesine gönderme yapar; was a copy yapısının öznesi a painting olur.
  2. which, experts ifadesine gönderme yapar; was a copy yapısının öznesi experts olur.
  3. which, the museum ifadesine gönderme yapar; was a copy yapısının öznesi the museum olur.
Cevabı göster

which, a painting ifadesine gönderme yapar; was a copy yapısının öznesi a painting olur.

Then they kicked things off with a new fake documentary, Öbek fiiller

1:49

Ardından yeni bir sahte belgeselle başladılar:

Öbek fiiller

kicked things off with: bir şeye ... ile başlamak

Kick things off, “bir etkinliği veya bir dizi faaliyeti başlatmak” anlamına gelir. Things genel olarak etkinliğin tamamını ifade eder; gerçek anlamda tekme atmak söz konusu değildir. kick things off with + isim veya -ing biçimi kalıbı, ilk öğeyi ya da eylemi belirtir: They kicked things off with a new documentary. Bu cümlede program belgeselle başlamıştır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın. Sunucu ödül törenini kısa bir videoyla başlattı: The host ____ a short video.

Cevabı göster

kicked things off with

Shark of Darkness,

1:51

Shark of Darkness,

about a non-existent 35-ft white shark.

1:52

var olmayan 35 fitlik bir büyük beyaz köpek balığını konu alıyordu.

What made this incident particularly horrifying Dilbilgisi

1:54

Bu olayı özellikle dehşet verici kılan,

was that the attacks were captured on camera. Kalıp ifadeler

1:57

saldırıların kameraya kaydedilmiş olmasıydı.

Dilbilgisi

What made X ... was that Y yapısı

Bu, bir soru değil; what-cleft olarak bilinen sözde ayrık bir yapıdır. Başlangıçtaki What made this incident particularly horrifying bölümü, olayın özellikle dehşet verici görünmesine neden olan şeyi ifade eder. What made X + adjective was that Y kalıbı, nedeni that yan cümlesine kadar geciktirir. Y’yi değerlendirmenin belirli nedeni olarak vurgular ve çözümleyici bir vurgu ya da merak duygusu oluşturabilir.

Alıştırma

Vurgulu cümleyi eksik iki yapı sözcüğüyle tamamlayın: What ____ the delay so frustrating ____ that no one explained it.

Cevabı göster

made · was

Kalıp ifadeler

be captured on camera: kameraya kaydedilmek

be captured on camera ifadesinde capture, fotoğraf ya da video olarak kaydetmek anlamına gelir. Edilgen cümlenin öznesi, kameranın kaydettiği kişi, eylem veya olaydır; birinin tutuklandığı ya da fiziksel olarak yakalandığı anlamına gelmez. On camera, kamera tarafından oluşturulan görüntülerde yer almak demektir. Bu tam sözcük birlikteliği, konuşmacının görsel kaydı kanıt olarak sunduğu haberlerde ve görgü tanığı anlatımlarında yaygındır.

Alıştırma

Hırsızlığın video görüntülerinde yer aldığını, ancak kimsenin tutuklandığını söylemeden ifade eden cümle hangisidir?

  1. The thief was captured by the police.
  2. The theft happened away from the cameras.
  3. The theft was captured on camera.
Cevabı göster

The theft was captured on camera.

Featuring another fake scientist from a fake research institute

2:01

Belgeselde sahte bir araştırma enstitüsünden gelen başka bir sahte bilim insanına daha yer veriliyordu;

blaming a fake shark for a death that didn't happen. Kalıp ifadeler

2:04

bu kişi, hiç yaşanmamış bir ölümden sahte bir köpek balığını sorumlu tutuyordu.

Kalıp ifadeler

blame A for B: sahte bir köpek balığını bir ölümden sorumlu tutmak

blame A for B yapısında A, sorumlu tutulan kişi, hayvan, şey veya nedendir; B ise kötü olay ya da sonuçtur. Burada a fake shark A konumunda, a death ise B konumundadır. Dolayısıyla ifade, köpek balığını ölümden sorumlu tutar. -ing biçimindeki blaming, daha uzun parçanın içinde bilim insanının ne yaptığını anlatır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp blame + sorumlu taraf veya neden + for + kötü sonuç biçimindedir; for, suçlanan tarafı tanıtmaz.

Alıştırma

Kötü sonucu tanıtan edatla cümleyi tamamlayın: The report blames poor maintenance ____ the accident.

Cevabı göster

for

Finally,

2:06

Son olarak,

they're following things up with a megalodon sequel Öbek fiiller

2:07

işi bir megalodon devam filmiyle sürdürüyorlar.

that claims to have new evidence. Kelime

2:08

Bu filmde yeni kanıtlar olduğu öne sürülüyor.

Öbek fiiller

follow something up with something: ilgili bir sonraki adımı eklemek

Follow something up with something, daha önceki bir şeyin ardından onunla ilgili ikinci bir eylem, mesaj veya öge eklemek anlamına gelir. Burada things önceki içeriği genel olarak ifade eder; with a megalodon sequel ise sonradan eklenen içeriği belirtir. Bu kalıpta ilk nesne follow ile up arasına gelir; özellikle bir zamir olduğunda follow it up with an email biçimi kullanılır. Başka durumlara aktarılabilen çerçeve follow + önceki şey + up with + sonraki eylem veya içerik şeklindedir.

Alıştırma

İkinci cümleyi follow ... up with yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın ve çalıştay için it kullanın: We held a workshop. The next day, we ____ a short survey.

Cevabı göster

followed it up with

Kelime

claims to have new evidence: doğrulanmamış bir iddiayı aktarmak

Burada claims to have, öznenin bir şeye sahip olduğunu iddia etmesi anlamına gelir. Özne yeni kanıtları olduğunu söyler, ancak anlatıcı bu kanıtların varlığını veya güvenilirliğini doğrulamaz. Claim, aktarılan bilgiyle anlatıcı arasında mesafe kurar: bilgiyi kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, başka birinin iddiası olarak sunar. claim to have + isim yapısı, doğrulanmamış bir sahipliği, niteliği veya kaynağı aktarırken kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir sahipliği doğrulanmış gerçek olarak sunmadan aktarıyor?

  1. The museum has the original letter.
  2. Independent experts verified that the museum owns the original letter.
  3. The museum claims to have the original letter.
Cevabı göster

The museum claims to have the original letter.

The worst part about all this? Anlatım akışı

2:10

Tüm bunların en kötü yanı ne mi?

Discovery viewers have a real appetite for actual science. Deyimler

2:12

Discovery izleyicileri gerçek bilime gerçekten büyük ilgi duyuyor.

Anlatım akışı

The worst part about all this?: retorik bir giriş

The worst part about all this? parçası, What is the worst part about all this? sorusunun kısaltılmış hâlidir. Eksik sözcükler bağlamdan anlaşılır; bu nedenle ifade soru biçiminde bir giriş olarak kullanılabilir. Konuşmacı başka birinden cevap beklemez. Cevabı hemen sonraki cümlede kendisi verir. Bu duraklama merak yaratır ve cevabı sıradan bir ifadeye göre daha belirgin kılar.

Alıştırma

Hangi seçenek, konuşmacı cevabı vermeden önce merak yaratmak için bir soru parçası kullanıyor?

  1. The best part? We finished ahead of schedule.
  2. What was the best part of the trip?
  3. The best part is that we finished ahead of schedule.
Cevabı göster

The best part? We finished ahead of schedule.

Deyimler

have a real appetite for actual science: gerçek bilime güçlü istek

Buradaki have a real appetite for, “bir şeyi çok istemek” veya “bir şeye hevesli olmak” anlamında kullanılan bir benzetmedir. İzleyiciler gerçekten aç değildir; gerçek bilim içeriklerini güçlü biçimde istemektedir. Real, isteğin gerçekten var olduğunu vurgularken actual bilimin hakiki olduğunu belirtir. Güçlü bir istek veya eğilimi anlatmak için have an appetite for + isim ya da -ing biçimi kullanılır; örneğin an appetite for change veya an appetite for learning. Bu ifade, yalnızca be interested in demekten daha canlı ve güçlüdür.

Alıştırma

“The audience has an appetite for detailed documentaries,” cümlesinde has an appetite for ne anlama gelir?

  1. İzlerken fiziksel olarak açlar.
  2. Buna karşı yalnızca hafif bir merak duyuyorlar.
  3. Bu tür içerikleri güçlü biçimde istiyor veya seviyorlar.
Cevabı göster

Bu tür içerikleri güçlü biçimde istiyor veya seviyorlar.

When the channel debuted BBC's series Life,

2:14

Kanal, BBC'nin Life dizisini ilk kez yayımladığında,

it got over 11 million viewers,

2:16

dizi 11 milyondan fazla izleyiciye ulaştı;

more than twice as many as megalodon. Dilbilgisi

2:18

bu, megalodon bölümünün izleyici sayısının iki katından fazlaydı.

Dilbilgisi

more than twice as many as: sayılabilir miktarları karşılaştırma

more than twice as many as yapısında more than, twice sözcüğünü niteler; dolayısıyla ilk miktar karşılaştırılan miktarın iki katından büyüktür. Farklı biçimlerde yorumlanabilen “iki kat daha fazla” anlamına gelmez. Viewers sayılabilir olduğu için many kullanılır. Burada viewers zaten anlaşıldığından many sonrasında atılmıştır: more than twice as many (viewers) as the megalodon program. Cümle iki programın toplam izleyici sayılarını karşılaştırır; insanlarla bir köpek balığını karşılaştırmaz.

Alıştırma

Öğleden sonraki oturuma 300, sabahki oturuma 140 ziyaretçi geldi. Karşılaştırmayı tamamlayın: The afternoon session had ____ the morning session.

Cevabı göster

more than twice as many visitors as

Discovery calls itself the world's number one non-fiction media company, Ton ve niyet

2:20

Discovery kendisini dünyanın bir numaralı kurgu dışı medya şirketi olarak tanımlıyor,

Ton ve niyet

calls itself: bir öz tanımı aktarmak

Bu cümlede calls itself, Discovery'nin kendisi için kullandığı bir etiketi sunar. Ardından gelen the world's number one non-fiction media company ad öbeği, yazarın doğruladığı bir gerçek olarak değil, şirketin kendi tanımı olarak verilir. Bu yapı, bir kişinin veya kuruluşun kendisini nasıl sunduğunu, iddiayla aranıza biraz mesafe koyarak aktarmanızı sağlar. Sonraki kanıtlar bu öz tanımı destekleyebilir, sorgulayabilir veya onunla çelişebilir.

Alıştırma

Etiketin şirketin kendi tanımı olduğunu göstermek için bu dersteki iki sözcüklü hedef ifadeyi kullanın: The startup ____ the future of home energy, but independent reviewers disagree.

Cevabı göster

calls itself

but it's apparently decided that the natural world Anlatım akışı

2:24

ama görünüşe göre doğal dünyanın

isn't interesting enough for TV. Dilbilgisi

2:26

televizyon için yeterince ilgi çekici olmadığına karar vermiş.

Anlatım akışı

but it's apparently decided: bir iddiayı ironik çıkarımla karşılaştırmak

But, Discovery'nin görkemli öz tanımından bu tanımla tutarsız görünen davranışına geçiş yapar. But sonrasındaki yan cümle sonucu taşır; böylece bilgi önce iddia edilen kimlik, ardından onunla çelişen seçim biçiminde düzenlenir. Apparently decided, duyurulmuş bir kararı aktarmıyor. Apparently, yazarın Discovery'nin televizyonda yayımladığı içeriklerden bir sonuç çıkardığını gösterirken isn't interesting enough bu çıkarılan tutumu ironi yaratmak için abartır. Yazar, Discovery'nin bu sözleri aynen kullandığını iddia etmeden söz ile davranış arasındaki uyumsuzluğu eleştirir.

Alıştırma

Vurgulanan yan cümle, cümlede ne yapıyor?

  1. Discovery hakkında aynı derecede olumlu ikinci bir tanım ekler.
  2. Discovery'nin doğa programlarının sıkıcı olduğunu söylediği resmî bir duyurudan alıntı yapar.
  3. Markanın iddiasını, Discovery'nin yayın tercihleri üzerinden yapılan ironik bir çıkarımla karşılaştırır.
Cevabı göster

Markanın iddiasını, Discovery'nin yayın tercihleri üzerinden yapılan ironik bir çıkarımla karşılaştırır.

Dilbilgisi

isn't interesting enough for TV: adjective + enough + for kalıbı

Burada interesting enough for TV, “televizyona uygun olacak ölçüde ilgi çekici” demektir. Olumsuz isn't biçimi, doğal dünyanın sözde bu eşiğin altında kaldığını ifade eder. Enough, interesting sıfatının derecesini belirtir; “yeterli miktarda TV” anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp adjective + enough + for + noun biçimindedir. Bir kişinin ya da şeyin belirli bir kullanım, hedef kitle veya durum için gereken düzeye ulaşıp ulaşmadığını değerlendirir. Olumsuz not + adjective + enough kalıbı, gereken düzeye ulaşılmadığını belirtir.

Alıştırma

adjective + enough + for kalıbını tek bir sözcükle tamamlayın: This documentary is clear ____ for young viewers.

Cevabı göster

enough