Mısırın gözünden dünya tarihi - Chris A. Kniesly: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, mısırın evcilleştirilmiş teosinteden standartlaştırılmış küresel bir ürüne dönüşümünü izliyor. Islah, makineleşme, gübre, ticaret politikası ve endüstriyel kullanımın bu hâkimiyeti nasıl oluşturduğunu açıklarken monokültürün çevre, sağlık ve gıda güvenliği açısından doğurduğu riskleri de inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. accounts for — Öbek fiiller: Bu ifadenin bir şeyin nedenini değil, toplam içindeki payını belirttiğini anlamak ve küresel üretimde bir ürünün payı gibi istatistiksel oranları ve yüzdeleri aktarırken ifadeyi doğru kullanmak. 2. found new life on the farm. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: find new life sözünün mevcut bir teknolojinin değerli yeni bir kullanım kazanmasını anlatan bir mecaz olduğunu fark etmek; başka bir işleve uyarlanan fikir, malzeme veya ürünleri anlatırken bu mecazdan yararlanmak. 3. has left our food supply dangerously vulnerable to pests and pathogens. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: leave + nesne + sıfat yapısının önceki bir gelişmenin yol açtığı sonuç durumunu gösterdiğini öğrenmek ve kalıcı sonuçları anlatırken tehlikenin derecesini ve kırılganlığa yol açan belirli tehdidi açıkça ifade etmek.
Bu derste
Corn currently accounts for more than 1/10 of our global crop production. Notlar
0:06Mısır şu anda küresel mahsul üretimimizin 1/10'undan fazlasını oluşturmaktadır.
accounts for: bir oranı ifade etmek
Bu cümlede accounts for, bir şeyin toplamın ne kadarını “oluşturduğunu” veya “temsil ettiğini” anlatır. Ölçülen kategori mısırdır ve more than 1/10 of global crop production, mısırın toplam içindeki oranını gösterir. Aktarılabilir kalıp A accounts for + oran + of B şeklindedir. account for ifadesinden sonra yüzde, kesir veya toplamın başka bir payı gelirse anlam “açıklamak” ya da “sorumlu olmak” değil, bir oranı “oluşturmak”tır.
Alıştırma
Örnekte accounts for ne anlama geliyor?
- Dünyadaki tarımsal ürünleri yönetmekten sorumludur.
- Küresel tarımsal ürün üretiminin nedenini açıklar.
- Küresel tarımsal ürün üretiminin bir payını oluşturur.
Cevabı göster
Küresel tarımsal ürün üretiminin bir payını oluşturur.
more than 1/10 of: bir bütünün onda birinden fazlası
more than 1/10 of ifadesi, bir bütünün onda birinden daha büyük bir kısmını belirtir. more than, oranın %10’dan yüksek olduğunu gösterirken of ölçülen bütünü, yani our global crop production ifadesini tanıtır. Aktarılabilir kalıp more than + kesir veya yüzde + of + isim öbeği şeklindedir. Bu kalıp oranları anlatan grafiklerde, raporlarda ve haberlerde yaygındır.
Alıştırma
Boşluğu one tenth ve bütünü tanıtan sözcükle doldurun: More than ____ the tickets were sold on the first day.
Cevabı göster
one tenth of
The United States alone has enough cornfields to cover Germany. Notlar
0:12Yalnızca Amerika Birleşik Devletleri Almanya'yı kaplayacak kadar mısır tarlasına sahiptir.
The United States alone: isim öbeğinden sonra gelen alone
“The United States alone” ifadesinde alone isim öbeğinden sonra gelir ve “ABD tek başına” ya da “yalnızca ABD hesaba katıldığında” anlamını verir. Bu tek ülkenin daha sonra belirtilen ölçeğe zaten ulaştığını vurgular. Burada alone, ülkenin kendini yalnız hissettiği anlamına gelmez. İsim öbeği + alone kalıbı, başka hiçbir şey eklenmeden tek bir kişinin, yerin veya nesnenin ne kadarını yapabildiğini ya da oluşturabildiğini vurgulamak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
“This one donation alone can buy fifty meals.” cümlesinde alone neyi vurgular?
- Bu tek bağış kendi başına elli öğün yemek satın almaya yeter.
- Başka hiçbir bağışa izin verilmiyor.
- Bağış, yemekleri satın alırken kendini yalnız hissediyor.
Cevabı göster
Bu tek bağış kendi başına elli öğün yemek satın almaya yeter.
enough cornfields to cover: enough + isim + to + fiil
Enough cornfields to cover, enough + isim + to + fiilin yalın hâli kalıbını izler. Enough, mısır tarlalarının miktarının yeterli olduğunu belirtir; to cover mastarı ise bu miktarın sağlayabileceği sonucu gösterir. Bu cümlede cover Germany bir alan karşılaştırmasıdır: mısır tarlalarının en az Almanya kadar büyük bir alan kapladığı söylenir. Bu, ölçeği anlatır; Almanya'nın üzerine gerçekten mısır tarlaları yerleştirme planını değil.
Alıştırma
Enough + isim + to + fiil kalıbını tamamlayın: The bottle holds ____ water ____ fill four glasses.
Cevabı göster
enough · to
But while other crops we grow come in a range of varieties, Notlar
0:17Ancak yetiştirdiğimiz diğer mahsuller çeşitli türlerde bulunurken,
come in a range of varieties: birçok türü bulunmak
come in a range of varieties ifadesindeki come in, “belirli biçimlerde bulunmak veya sunulmak” anlamına gelir. İfade, diğer ürünlerin birçok farklı çeşidi olduğunu söyler; bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz. Yapı, özne + come in + türler, boyutlar, renkler, tarzlar veya başka biçimler şeklindedir. Fiil özneyle uyumlu olmalıdır: tek bir sırt çantasıyla comes in, birden fazla sırt çantasıyla come in kullanılır.
Alıştırma
Defterlerin birkaç farklı boyutta bulunduğunu doğal biçimde söyleyen cümle hangisidir?
- These notebooks come in several sizes.
- These notebooks come from several stores.
- These notebooks arrive in several boxes.
Cevabı göster
These notebooks come in several sizes.
over 99% of cultivated corn is the exact same type,
0:20ekilen mısırın %99'undan fazlası tamamen aynı türdür,
while: iki gerçeği karşılaştırma
Burada while bir zaman ilişkisi değil, karşıtlık kurar. İlk yan cümle diğer ürünlerin birçok çeşidi olduğunu söyler; ana cümle ise bunun çarpıcı biçimde tersini sunar: tarımı yapılan mısırın %99'dan fazlası tek bir türdür. Karşıtlık bildiren while, çoğu zaman bir gerçeği arka plan olarak cümle başındaki yan cümleye, konuşanın vurgulamak istediği gerçeği ise ana cümleye yerleştirir. Bu cümlede “-e rağmen” veya “oysa” anlamındadır; “-dığı sırada” anlamında değildir.
Alıştırma
“While buses are inexpensive, trains are usually faster.” cümlesinde while ne yapar?
- Otobüs ve tren yolculuklarının aynı anda gerçekleştiğini söyler.
- İki farklı gerçeği karşılaştırır.
- Trenlerin neden daha hızlı olduğunu açıklar.
Cevabı göster
İki farklı gerçeği karşılaştırır.
Bir mısır türü sınıflandırması olarak yellow dent number 2
Bu cümlede yellow dent number 2, ticari bir sarı atdişi mısır türünün tam sınıflandırma adıdır. Önceki the exact same type ifadesinin hangi türü anlattığını belirtir. Dent, mısır adının bir parçasıdır: dent corn adı, olgunlaşıp kuruyan tanenin tepesinde oluşabilen küçük çöküntüden gelir. Number 2 de sınıflandırma adının parçasıdır; bu nedenle ifadeyi hasar anlatan sıradan sözcükler gibi ayrı ayrı yorumlamayın.
Alıştırma
Örnekte yellow dent number 2 ne anlama geliyor?
- Mısırın yanındaki ikinci sarı nesne
- İki çöküntü nedeniyle zarar görmüş sarı bir mısır tanesi
- Belirli bir adı olan ticari sarı atdişi mısır türü
Cevabı göster
Belirli bir adı olan ticari sarı atdişi mısır türü
This means that humans grow more yellow dent number 2 than any other plant on the planet. Dilbilgisi
0:28Bu, insanların gezegendeki diğer tüm bitkilerden daha fazla sarı atdişi 2 numara yetiştirdiği anlamına gelmektedir.
Bir karşılaştırmada birinciliği anlatan more ... than any other ...
more + isim öbeği + than any other + tekil isim kalıbı, bir miktarın karşılaştırma grubunda kalan her üyenin karşılık gelen miktarından daha büyük olduğunu anlatır. Böylece söz konusu öğeye üstünlük derecesine benzeyen, birinci sırada olma anlamı verir. Burada more'dan sonraki uzun isim öbeği yellow dent number 2'dur ve yetiştirilen miktar, gezegendeki diğer bütün bitkilerin miktarıyla karşılaştırılır. Other önemlidir, çünkü yellow dent number 2 bitki grubunun bir üyesi olarak ele alınır. Bu sözcük söz konusu öğeyi geri kalan üyelerden ayırır ve kendisiyle karşılaştırılmasını önler. Bu kalıpta any other'dan sonra tekil, sayılabilen bir isim gelir: any other plant.
Alıştırma
Bu kütüphanenin bölgedeki en büyük koleksiyona sahip olduğunu anlatmak için more ... than any other ... kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?
- This library has more books than any other library in the region.
- This library has more books than any other libraries in the region.
- This library has more books than any library other in the region.
Cevabı göster
This library has more books than any other library in the region.
So how did this single variety of this single plant become the biggest success story in agricultural history? Deyimler
0:35Peki bu tek bitkinin bu tek çeşidi tarım tarihinin en büyük başarı öyküsü haline nasıl geldi?
biggest success story: dikkat çekici bir başarı örneği
Bir success story, kayda değer bir başarıya ulaşmış ve neyin işe yaradığına örnek olarak sunulabilen kişi, proje, ürün ya da gelişmedir. Story burada mecaz anlamdadır; yazılı veya kurgusal bir öykü anlamına gelmez. biggest success story ifadesinde biggest değerlendirmeyi güçlendirir: Bitki çeşidi, başarılı büyüme ve yayılmanın tarımdaki belki de en çarpıcı örneği olarak sunulur. the biggest success story in + alan veya tarih kalıbı, bir örneği diğer örneklerin üzerinde konumlandırır.
Alıştırma
Hangi cümlede success story gerçek hayattaki başarılı bir örnek anlamında kullanılmıştır?
- Her successful story won a writing prize.
- The city's bike-share program became a major success story.
- He read a story about how to succeed.
Cevabı göster
The city's bike-share program became a major success story.
also called maize: başka bir ad ekleme
Also called maize, aynı şeyin başka bir adını eklemek için corn sözcüğünden sonra kullanılan kısaltılmış bir edilgen yapıdır. which is also called maize ile aynı anlama gelir; burada corn ve maize aynı ürünü belirtir. Virgüller, ifadenin parantez içi gibi ek bilgi verdiğini gösterir. Called burada telefon edildi değil, adlandırılan veya olarak bilinen anlamındadır. Takma ad, yaygın ad ya da teknik ad tanıtırken noun, also called + other name, ... kalıbını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hayvanın diğer adını eklemek için also called kullanın: The mountain lion, ____ a cougar, lives across the Americas.
Cevabı göster
also called
was first domesticated from: kaynak türü belirtmek
was first domesticated from teosinte ifadesinde edilgen yapı, bağlamdan anlaşılan özneyi insanların uzun süreli seçme ve yetiştirme yoluyla değiştirdiği canlı olarak sunar. first, bu tarihin en erken aşamasına odaklanır. from teosinte, kültür bitkisinin geliştiği daha eski bitkiyi, yani kaynak türü belirtir; evcilleştirmenin gerçekleştiği yeri belirtmez.
Alıştırma
"Wheat was domesticated from wild grasses," cümlesinde "wild grasses" neyi belirtir?
- Kaynak bitkileri
- Buğdayı evcilleştiren insanları
- Evcilleştirmenin gerçekleştiği yeri
Cevabı göster
Kaynak bitkileri
native to Mesoamerica: köken yerini belirtmek
a grass native to Mesoamerica ifadesinde native to Mesoamerica, grass sözcüğünden sonra gelen bir sıfat öbeğidir. Bu, söz konusu bitkinin yalnızca günümüzde o bölgede bulunabildiğini değil, doğal veya tarihsel olarak o bölgede ortaya çıktığını belirtir. Yapı native to + yer şeklindedir. Mesoamerica, günümüz Meksika’sı ile Orta Amerika’nın bazı bölümlerini kapsayan tarihî ve kültürel bölgedir.
Alıştırma
Cümleyi native ve onunla kullanılan doğru edatla tamamlayın: This bird is ____ New Zealand.
Cevabı göster
native to
Teosinte's rock-hard seeds were barely edible, Notlar
0:53Teosinte'nin taş kadar sert tohumları neredeyse yenilemez durumdaydı,
rock-hard: taş gibi sert
Rock-hard, “taş gibi sert” ya da “son derece sert” demektir. Buradaki rock, hard sözcüğünü güçlendiren bir benzetmedir; tohumların gerçekten taştan yapıldığı anlamına gelmez. Kısa çizgi rock ile hard sözcüklerini tek bir sıfat hâline getirir. Burada seeds sözcüğünden önce gelir; ancak bir bağ fiilinden sonra da kullanılabilir: The ground was rock-hard.
Alıştırma
Cümleyi “taş gibi sert” anlamına gelen birleşik sıfatla tamamlayın: After the drought, the ground was ____.
Cevabı göster
rock-hard
barely edible: zar zor yenebilir
Barely, “ancak zar zor” ya da “çok küçük bir farkla” demektir. Edible sözcüğünden önce geldiğinde, tohumların yenebilir olma eşiğini en küçük farkla geçtiğini ancak yenemez duruma çok yakın olduğunu anlatır. İfade olumsuz bir değerlendirme taşır. Edible, “yenebilen” veya “tüketilmesi güvenli olan” demektir; tasty, yani “lezzetli” anlamına gelmez. Bu nedenle barely edible, “neredeyse lezzetli” demek değildir.
Alıştırma
“The soup was barely edible.” cümlesi ne anlama gelir?
- Çorba yenebilir olmaya yakındı ama henüz yenemiyordu.
- Çorba yenebiliyordu ama ancak zar zor.
- Çorba son derece lezzetliydi.
Cevabı göster
Çorba yenebiliyordu ama ancak zar zor.
but its fibrous husk could be turned into a versatile material. Öbek fiiller
0:57ancak lifli kabuğu çok amaçlı bir malzemeye dönüştürülebiliyordu.
could be turned into a versatile material: çok amaçlı bir malzemeye dönüştürülebilirdi
Could be turned into, turn A into B yapısının edilgen biçimidir. Birinin öznenin gösterdiği şeyi dönüştürerek ya da işleyerek başka bir şey hâline getirebileceğini anlatır. Bu cümlede değişen şey kabuktur; ortaya çıkan sonuç ise a versatile material ifadesidir. Could bu dönüşümün mümkün olduğunu, into ise sonucu gösterir. Versatile, bir şeyin birçok farklı amaçla kullanılabildiği anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi turn into ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: With careful planning, the unused office could be ____ a health clinic.
Cevabı göster
turned into
farmers bred the plant into a staple crop with larger cobs and edible kernels. Notlar
1:04çiftçiler bitkiyi daha büyük koçanları ve yenilebilir çekirdekleri olan temel bir mahsul haline getirdiler.
bred the plant into a staple crop: bitkiyi temel bir gıda ürününe dönüştürecek şekilde ıslah ettiler
Bred, breed fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Tarımda breed, istenen özelliklere sahip bitkileri seçip nesiller boyunca çoğaltmak anlamına gelebilir. Farmers bred the plant into a staple crop, bu sürecin bitkiyi zamanla insanların düzenli olarak beslendiği temel bir ürüne dönüştürdüğünü anlatır. Breed A into B yapısında A, seçilerek yetiştirilen bitki ya da hayvan popülasyonudur; B ise ortaya çıkan türü veya işlevi belirtir. Into fiziksel hareketi değil, sonucu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi breed fiilinin geçmiş biçimi ve sonucu gösteren edatla tamamlayın: Over many generations, farmers ____ the wild grass ____ a reliable food crop.
Cevabı göster
bred · into
staple crop: temel gıda sağlayan tarım ürünü
Bu cümlede staple crop, bir toplumun düzenli olarak temel gıda kaynağı olarak yararlandığı tarım ürünü anlamına gelir. İfade, bitkinin yalnızca ne kadar sık yetiştirildiğini değil, tarım ve beslenmedeki rolünü anlatır. Burada staple, “düzenli kullanım için temel ve önemli” anlamında bir sıfattır. Zımba teli adı verilen küçük metal parçayı ifade etmez.
Alıştırma
Hangi tanım staple crop ifadesine en uygundur?
- Çok sayıda insana temel gıda sağlayan bir tarım ürünü
- Kâğıtları birleştirmek için kullanılan metal zımba teli
- Esas olarak bahçeleri süslemek için yetiştirilen bir ürün
Cevabı göster
Çok sayıda insana temel gıda sağlayan bir tarım ürünü
As maize spread: as ile «bir süreç ilerledikçe» anlamı
Burada As maize spread, “mısır giderek daha fazla yere ulaşırken” veya “bu süreç geliştikçe” anlamına gelir. As ile başlayan yan cümle, ardından gelen ana cümle için değişen bir zaman arka planı oluşturur. Bu kullanımda as, aynı dönem içinde gerçekleşen iki gelişmeyi birbirine bağlar. Mısırın yayılmasının ana cümledeki her şeyi doğrudan meydana getirdiğini tek başına belirtmez.
Alıştırma
“As the evening went on, the room became quieter,” cümlesinde başlangıçtaki yan cümle esas olarak ne yapar?
- Akşamın neden sona erdiğini doğrudan açıklar.
- Akşamın ilerlemesini odanın sessizleşmesi için gelişen zaman arka planı yapar.
- Odanın akşam başlamadan önce sessizleştiğini söyler.
Cevabı göster
Akşamın ilerlemesini odanın sessizleşmesi için gelişen zaman arka planı yapar.
it took on an important role with multiple indigenous societies Öbek fiiller
1:12birçok yerli toplumda önemli bir rol üstlendi
took on an important role: önemli bir işlev üstlenmek
Bu cümlede took on an important role, “birkaç yerli toplum içinde önemli bir işlev ya da anlam kazandı” demektir. Take on; rol, sorumluluk, nitelik veya görünüm edinmeyi anlatabilir. Burada fiziksel olarak bir şeyi eline almak anlamına gelmez. Role, bir kişinin ya da şeyin bir grup veya sistem içindeki işlevini ya da önemini belirtir; oyuncunun canlandırdığı rol anlamında değildir. X took on an important role kalıbı, X’in önem kazanmaya veya yeni bir biçimde işlev görmeye başladığını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi took on an important role ifadesinin aynısıyla tamamlayın: After the bridge reopened, it ____ in reconnecting the two towns.
Cevabı göster
took on an important role
revering a corn mother as the goddess who created agriculture. Kültür
1:17ve tarımı yaratan tanrıça olarak bir mısır anaya tapındılar.
corn mother as the goddess who created agriculture: kutsal bir mitolojik figür
Burada corn mother sıradan bir anne değildir. Mısırla ve tarımın kökeniyle bağlantılı kutsal ya da mitolojik bir kadın figürünü ifade eder. As the goddess who created agriculture sözleri, bu figürün tarımı yaratan tanrıça olarak görüldüğünü açıklar. Bu kültürel gönderme, mısırın yiyecek olmasının yanı sıra dinî ve mitolojik anlam da taşıyabildiğini gösterir. Gelenekler yerli halklar arasında farklılık gösterir; dolayısıyla cümle birkaç toplumu genel olarak anlatır, herkesin tamamen aynı biçimde paylaştığı tek bir inancı değil.
Alıştırma
Bu cümlede corn mother neyi ifade eder?
- Mısır bitkisinin dişi ebeveyni için kullanılan botanik bir terim.
- Ailesi için mısır hazırlayan sıradan bir anne.
- Mısırla ve tarımın kökeniyle bağlantılı kutsal ya da mitolojik bir kadın figürü.
Cevabı göster
Mısırla ve tarımın kökeniyle bağlantılı kutsal ya da mitolojik bir kadın figürü.
shunned: bilerek uzak durmak veya dışlamak
Shunned, shun fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Birinden veya bir şeyden bilerek uzak durmak, onunla teması reddetmek ya da onu dışlamak anlamına gelir. Bu cümlede insanlar bitkiyi yalnızca yabancı bulmadı veya sevmedi; ondan etkin biçimde uzak durdu. Bu fiil, reddetmeyi bir kişinin veya grubun açık tercihi olarak gösterir. Bu nedenle did not like ifadesinden daha güçlü ve daha belirgindir.
Alıştırma
Bu cümlede shunned ne anlama gelir? "The club members shunned the newcomer."
- Yeni gelen kişiyle kısa süre konuştular.
- Yeni gelen kişiden bilerek uzak durdular veya onu dışladılar.
- Yeni gelen kişiyi tanımadılar.
Cevabı göster
Yeni gelen kişiden bilerek uzak durdular veya onu dışladılar.
Many even believed it was the source of physical and cultural differences Kalıp ifadeler
1:26Hatta birçoğu onun kendileriyle Mezoamerikalılar arasındaki
between them and the Mesoamericans.
1:30fiziksel ve kültürel farklılıkların kaynağı olduğuna inanıyordu.
the source of physical and cultural differences: kökeni veya nedeni belirtmek
source of + isim grubu yapısı, bir şeyin kökenini veya nedenini belirtir. Burada ardından gelen isim grubu physical and cultural differences olduğundan, vurgulanan sözler “bu farklılıkların kökeni veya nedeni” anlamına gelir. Bu iddia Many even believed ifadesinin kapsamındadır. Yani cümle birçok kişinin ne düşündüğünü aktarır; öne sürdükleri nedenin doğru olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi source ve doğru edatla tamamlayın: Investigators are trying to find the ____ the leak.
Cevabı göster
source of
their attempts to cultivate European crops in American soil quickly failed, Dilbilgisi
1:33Avrupa mahsullerini Amerika topraklarında yetiştirme girişimleri hızla başarısız oldu
attempts to cultivate: attempts isminden sonra to'lu mastar
attempts to cultivate ifadesinde attempts çoğul bir isimdir; to cultivate ise to'lu mastar tamamlayıcısıdır. Denemelerin ne olduğunu, yani bitki yetiştirmeye çalışmayı açıklar. Buradaki to cultivate, ayrı bir “yetiştirmek için” amaç ifadesi değildir. Eylemi their attempts to cultivate isim öbeğine dönüştürmek, bütün çabanın failed fiilinin öznesi olmasını sağlar. Böylece odak, deneyen kişilerden çabaya ve onun sonucuna kayar.
Alıştırma
attempts sözcüğünden sonra repair fiilinin to'lu mastarını getirerek cümleyi tamamlayın: Their attempts ____ the damaged roof were unsuccessful.
Cevabı göster
to repair
and the settlers were forced to expand their diet. Dilbilgisi
1:38ve yerleşimciler beslenme biçimlerini genişletmek zorunda kaldılar.
were forced to expand their ...: dış baskı altında edilgen be forced to
Were forced to expand, be forced to + yalın fiil biçimindeki geçmiş zaman edilgen yapısını kullanır. Dış koşulların yerleşimcileri harekete geçmek zorunda bıraktığını gösterir; değişiklik özgürce verilmiş bir karar olarak sunulmaz. expand their diet ifadesinde expand, yalnızca daha fazla miktarda yemek değil, yenen yiyeceklerin çeşitlerini artırmak anlamına gelir. Genel olarak be forced to + fiil, bir kişinin veya grubun baskı, kurallar ya da koşullar yüzünden hareket etmek zorunda kaldığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi be forced to yapısının basit geçmiş zamanıyla tamamlayın: When the bridge closed, drivers ____ take a longer route.
Cevabı göster
were forced to
Finding the crop to their taste: cümle başında bir -ing yan cümlesi
Finding the crop to their taste, cümlenin başında kullanılan bir şimdiki zaman ortaç yan cümlesidir. after they found the crop to their taste veya because they found it to their taste gibi bir düşünceyi kısaltır ve ardından gelen ana olaya zemin hazırlar. Tek başına tam bir cümle değildir. Finding ifadesi sonraki ana cümleye bağlanmalı ve örtük öznesi bu ana cümleden anlaşılmalıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede başlangıçtaki -ing yan cümlesi finding eylemini yapan kişiye doğru biçimde bağlanmıştır?
- Finding the soup too salty, Maya added some water.
- Finding the soup too salty, the bowl sat on the table.
- Finding the soup too salty, some water was added by Maya.
Cevabı göster
Finding the soup too salty, Maya added some water.
to their taste: onların tercihlerine uygun
find something to someone's taste yapısında to their taste, bir şeyin insanların hoşlandığı özelliklere uygun olduğu veya onların hoşuna gittiği anlamına gelir. Burada yalnızca ürünün tadına bakma eylemini değil, insanların ürüne olumlu tepkisini anlatır. Bu ifadede taste genellikle tekil kalır, iyelik sözcüğü ise kişiye göre değişir: to my taste, to her taste, to their taste. İfade yemek, tasarım, eğlence veya bir plan için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi to someone's taste ifadesiyle tamamlayın: The clients chose the blue version because it was ____.
Cevabı göster
to their taste
soon crossed the Atlantic: yayılmayı anlatan mecaz
Burada soon kısa bir süre sonra anlamına gelir; crossed the Atlantic ise mısırın Atlas Okyanusu'nun öteki tarafına ulaştığını anlatır. Bu tarihsel cümlede, mısırın tohumlarının veya ürününün insanlar tarafından Amerika kıtasından Avrupa'ya götürülmesini kısaca ifade eder; tek bir bitkinin kendi başına yolculuk ettiği anlamına gelmez. Aynı kalıp bir ürünün, fikrin, müzik tarzının veya kültürel uygulamanın Atlantik'in bir yakasından diğerine yayılmasını da anlatabilir.
Alıştırma
Kültürel yayılmayı anlatmak için cross the Atlantic ifadesini doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- The new dance crossed the Atlantic and became popular in Europe.
- The new dance crossed the Atlantic because the ocean moved toward the theater.
- The new dance crossed the Atlantic by swimming through the ocean.
Cevabı göster
The new dance crossed the Atlantic and became popular in Europe.
where its ability to grow in diverse climates Dilbilgisi
1:46ve farklı iklimlerde yetişebilme yeteneği,
made it a popular grain in many European countries.
1:48onu birçok Avrupa ülkesinde popüler bir tahıl haline getirdi.
its ability to grow in diverse climates made it a popular grain: özellikten sonuca
Bu where yan cümlesinde its ability to grow in diverse climates özne konumundadır ve mısırın yararlı bir özelliğini belirtir. ability to + fiil, bir şeyi yapabilme kapasitesi anlamına gelir. Made it a popular grain sonucu gösterir. make + nesne + isim öbeği, birinin veya bir şeyin bir role, kategoriye ya da duruma gelmesine neden olmak demektir; it mısıra gönderme yapar. Bu nedenle made it, onu üretti anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi make + nesne + isim öbeği yapısıyla tamamlayın: The phone's long battery life ____ a reliable travel companion for hikers.
Cevabı göster
made it
But the newly established United States was still the corn capital of the world. Deyimler
1:52Ancak yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri hâlâ dünyanın mısır başkentiydi.
corn capital of the world: capital sözcüğünün “merkez” anlamı
corn capital of the world ifadesinde capital mecaz anlamda kullanılır. Ülkenin, özellikle üretim ve genel önem bakımından, mısır konusunda dünyanın önde gelen merkezi olarak görüldüğünü anlatır. Siyasi başkent anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp the + alan ya da ürün + capital of + yer biçimindedir. capital sözcüğünden önce gelen ifade, bir yerin hangi etkinlik veya ürün konusunda öne çıktığını gösterir.
Alıştırma
“Dünyanın önde gelen moda merkezi” anlamını vermek için cümleyi capital of ... kalıbıyla tamamlayın: Milan is often called the fashion ____.
Cevabı göster
capital of the world
different regions across the country produced strains of varying size and taste. Kelime
2:00ülkenin dört bir yanındaki farklı bölgeler, boyut ve tat bakımından farklılık gösteren türler üretti.
strains of varying size and taste: biyolojik soylar
Burada strains, üyeleri ortak kalıtsal özellikler taşıyan biyolojik soylar anlamına gelir. Bu tarım bağlamında, bir ürünün farklı soylarını belirtir. Of varying size and taste, bu soyların birbirinden nasıl ayrıldığını açıklar: büyüklükleri ve tatları farklıdır. Varying, tek bir soyun sürekli değiştiğini değil, grup içinde farklılıklar bulunduğunu anlatır.
Alıştırma
'The lab compared several strains of bacteria,' cümlesinde strains ne anlama gelir?
- Araştırmacıların hissettiği fiziksel baskı
- Ekipman kaldırırken oluşan kas sakatlanmaları
- Ortak kalıtsal özelliklere sahip biyolojik soylar
Cevabı göster
Ortak kalıtsal özelliklere sahip biyolojik soylar
these unique varieties proved difficult for train operators to package Dilbilgisi
2:07bu benzersiz çeşitlerin tren operatörleri için paketlenmesi
proved difficult for ... to ...: deneyimle ortaya çıkan bir zorluk
Bu cümlede proved difficult, “sonuçta zor olduğu ortaya çıktı” veya “zor olduğu anlaşıldı” anlamına gelir. Burada prove, ardından difficult sıfatı gelen bağlayıcı bir fiildir; resmî bir kanıtlama anlatmaz. Yalnızca was difficult demekle karşılaştırıldığında bu kullanım, zorluğu deneyimle ortaya çıkan bir sonuç olarak sunar ve sorunun nasıl belirdiğini anlatının içinde açıklar. İki for + isim + to-mastar yapısı, her zorluğu kimin yaşadığını ve hangi işi yapmakta zorlandığını gösterir: demiryolu işletmecileri çeşitleri paketlemekte, tüccarlar ise satmakta zorlanmıştır. for sözcüğünün tekrarı iki grubu ve görevlerini açıkça ayırır.
Alıştırma
Hangi cümle, deneyimin iki farklı grubun iki farklı görevde zorlandığını gösterdiğini anlatır?
- The drivers proved that the new schedule was difficult while dispatchers adjusted it.
- The new schedule was difficult, so drivers followed the old one and dispatchers changed it.
- The new schedule proved difficult for drivers to follow and for dispatchers to adjust.
Cevabı göster
The new schedule proved difficult for drivers to follow and for dispatchers to adjust.
Trade boards in rail hubs like Chicago Kelime
2:14Chicago gibi demiryolu merkezlerindeki ticaret kurulları,
rail hubs like Chicago: ulaşım merkezi anlamındaki hub
rail hubs ifadesindeki hub, birçok demiryolu hattının, trenin, yolcunun, yükün ve bunlarla ilgili ticari faaliyetin bağlandığı ya da toplandığı merkezî bir yer anlamına gelir. Burada hub, bir ağın merkezi anlamındadır; tekerleğin ortasındaki parça şeklindeki sözlük anlamında kullanılmaz. Like Chicago, “Chicago gibi” veya “örneğin Chicago” anlamına gelir. Chicago’yu bir demiryolu merkezi örneği olarak sunar; yalnızca böyle bir merkeze benzediğini söylemez.
Alıştırma
Cümleyi, rail hubs ifadesindeki “merkezî bağlantı noktası” anlamına gelen sözcükle tamamlayın: Atlanta is a major air ____ connecting flights across the region.
Cevabı göster
hub
encouraged corn farmers to breed one standardized crop. Dilbilgisi
2:17mısır çiftçilerini standartlaştırılmış tek bir mahsul yetiştirmeye teşvik etti.
encouraged corn farmers to breed: encourage someone to do something yapısı
encouraged corn farmers to breed ifadesi encourage someone to do something yapısını kullanır. Corn farmers etkilenen grubu, to breed one standardized crop ise teşvik edilen eylemi belirtir. Bu yapı, dışarıdan gelen bir etkinin söz konusu eylemi daha olası hâle getirdiğini anlatır. Bu kurumsal bağlamda encourage mutlaka nazik sözlerle destek vermek veya doğrudan konuşarak ikna etmek anlamına gelmez. İnsanları belirli bir seçime yönelten kuralları, teşvikleri veya piyasa koşullarını da anlatabilir.
Alıştırma
Eksik sözcüğü yazarak hedef yapıyı tamamlayın: The new grant encouraged small businesses ____ hire apprentices.
Cevabı göster
to
This dream would finally be realized at 1893's World's Fair, Notlar
2:21Bu hayal nihayet 1893 Dünya Fuarı'nda,
dream would finally be realized: geçmişten bakılan bir başarının gerçekleşmesi
dream would finally be realized ifadesinde realized, “gerçeğe dönüştürüldü” veya “başarıldı” anlamına gelir; “fark edildi” anlamında değildir. Edilgen yapı dream sözcüğünü odağa alır: etken biçim people would realize the dream, edilgen biçim ise the dream would be realized olur. Would, olayı geçmişteki bir bakış açısından gelecekte gerçekleşecek şekilde sunar. Tarihî anlatının daha erken bir noktasında bu başarı henüz ilerideydi; finally ise sonucun zaman veya çabadan sonra geldiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede realize, bir hedefin gerçekleştirildiği anlamında kullanılmıştır?
- From that early stage, the coach would realize who had missed practice.
- From that early stage, the team's dream would eventually be realized.
- From that early stage, the team would eventually realize that the schedule was unrealistic.
Cevabı göster
From that early stage, the team's dream would eventually be realized.
1893's World's Fair: uluslararası bir sergi
Bu ifadede 1893's World's Fair, 1893'te Chicago'da düzenlenen büyük uluslararası sergiyi anlatır. World's Fair etkinliğin adıdır; burada fair, adil anlamına değil, halka açık sergi veya fuar anlamına gelir. Bu etkinliğin anılması, başarının neden önemli olduğunu gösterir: ürünler, icatlar, tarımsal başarılar ve kültür halka açık biçimde sergileniyordu. Bu nedenle orada takdir görmek büyük önem taşıyordu.
Alıştırma
Cümledeki 1893's World's Fair ne tür bir etkinliği anlatıyor?
- Günlük ihtiyaçları satın almak için kurulan haftalık yerel pazar.
- 1893'te düzenlenen büyük bir uluslararası sergi.
- Bir kararın adil olup olmadığı hakkında yapılan tartışma.
Cevabı göster
1893'te düzenlenen büyük bir uluslararası sergi.
where James Reid's yellow dent corn won the blue ribbon. Deyimler
2:26James Reid'in sarı atdişi mısırının mavi kurdeleyi kazanmasıyla gerçekleşti.
won the blue ribbon: birincilik ödülünü kazandı
Win the blue ribbon ifadesinde blue ribbon, bir yarışma veya sergide birinciliği ya da en yüksek ödülü temsil eder. Cümle, mısırın yalnızca rengi mavi olan bir kurdele aldığını değil, en yüksek takdiri kazandığını anlatır. Win fiilinin geçmiş biçimi won olur: win the blue ribbon, geçmiş zamanda won the blue ribbon biçimine dönüşür. Belirli tanımlık the, o etkinlikte tanınan ödülü gösterir.
Alıştırma
Cümleyi win the blue ribbon ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: Lena's painting ____ at the school art show.
Cevabı göster
won the blue ribbon
swept the nation: ülke çapında hızla yayılma
Bu cümlede swept the nation mecaz anlamda kullanılır: sarı atdişi mısır ülke genelinde hızla yayıldı ve geniş ölçüde benimsendi. Swept, sweep fiilinin geçmiş zaman biçimidir. X sweeps veya swept the nation kalıbı; bir ürünün, eğilimin, hareketin ya da eğlence türünün güçlü bir ivmeyle ülke çapında büyük ilgi gördüğünü anlatır. Gerçek anlamda temizlik yapmayı değil, hızlı ve geniş çaplı yayılmayı vurgular.
Alıştırma
Şarkının ülke çapında popüler olduğunu anlatmak için cümleyi sweep fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The catchy song ____ the nation in just a few weeks.
Cevabı göster
swept
Following the technological developments of World War II, Dilbilgisi
2:35İkinci Dünya Savaşı'nın teknolojik gelişmelerinin ardından,
Following + isim grubu: sonrasında demenin resmî yolu
Burada Following, “sonrasında” anlamına gelen bir edattır. the technological developments of World War II isim grubunu başlatır ve sonraki ana cümledeki olayı bu gelişmelerden sonraki bir zamana yerleştirir. Virgül, bunun cümle başında kullanılan bir zaman ifadesi olduğunu gösterir. Following burada birinin fiziksel olarak bir şeyi takip etmesini anlatmaz; yalnızca sıralama kurar ve önceki gelişmelerin sonraki olaya neden olduğunu kanıtlamaz. Bu ifadenin ardından tam bir ana cümle gelmelidir.
Alıştırma
Hangi cümlede following, “sonrasında” anlamına gelen bir edat olarak kullanılmıştır?
- Because of the safety inspection, the bridge reopened.
- The bridge followed the safety inspector into the building.
- Following the safety inspection, the bridge reopened.
Cevabı göster
Following the safety inspection, the bridge reopened.
mechanized harvesters became widely available. Kalıp ifadeler
2:38mekanize hasat makineleri yaygın olarak kullanılabilir hale geldi.
became widely available: yaygın biçimde erişilebilir hâle gelmek
became widely available bir değişimi anlatır: hasat makineleri edinilmesi veya kullanılması zor durumdayken pek çok kişinin ya da pek çok yerdeki insanların erişebileceği veya kullanabileceği duruma gelmiştir. became değişimi, widely ise geniş kapsamı belirtir. burada available erişimi anlatır. Bir kişinin boş vakti olduğu anlamına gelmez. Bu yapı bir teknolojinin, ürünün veya hizmetin nasıl yaygınlaştığını açıklamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle bir hizmete erişimin zaman içinde genişlediğini anlatır?
- High-speed internet became widely available across the region.
- High-speed internet became widely used across the region.
- High-speed internet was widely available across the region.
Cevabı göster
High-speed internet became widely available across the region.
that previously took a full day to harvest by hand Kalıp ifadeler
2:43tam bir gün süren bir parti mısırın,
took a full day to harvest by hand: gereken süre ve elle çalışma yöntemi
take + süre + to-infinitive bir işin ne kadar zaman gerektirdiğini belirtir. took a full day to harvest ifadesinde took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir; a full day ise gereken süredir. by hand, makine veya otomatik bir süreç yerine elle ya da insan emeğiyle yapmak anlamına gelir. Hasat yöntemini anlatır; yalnızca bir şeyi elle tutmak veya ona dokunmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi take fiilinin geçmiş zaman biçimiyle ve ‘makineyle değil, elle’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Before the scanner arrived, the team ____ three hours to enter the records ____.
Cevabı göster
took · by hand
could now be collected in just 5 minutes. Dilbilgisi
2:46artık sadece 5 dakikada toplanabilmesi demekti.
could now be collected in just 5 minutes: yeni bir olanağı ve hızı ifade etmek
could now be collected, could + be + fiilin üçüncü hâli yapısını kullanır ve edilgen bir olanağı anlatır. Buradaki could, yeni koşullar sayesinde toplama işleminin mümkün hâle geldiğini gösterir; yalnızca geçmişte tamamlanmış tek bir olayı bildirmez. now, önceki durumla yeni durum arasındaki değişimi gösterir. in just 5 minutes, tamamlamak için gereken süreyi belirtir; just ise beş dakikanın şaşırtıcı derecede kısa olduğunu vurgular. Yeniden kullanılabilen kalıp something could now be + fiilin üçüncü hâli + in just + süre şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle, yeni bir sürecin testi on dakikada tamamlamayı mümkün kıldığını en iyi gösterir?
- The samples could now test in just ten minutes.
- The samples could now be tested in just ten minutes.
- The samples were tested ten minutes ago.
Cevabı göster
The samples could now be tested in just ten minutes.
found new life on the farm: yeni bir kullanım kazanmak
find new life, bir şeyin çoğu zaman farklı bir rolde yeniden yararlı, değerli veya popüler hâle gelmesini anlatan bir mecazdır. found new life on the farm ifadesinde çiftlik, yeni kullanımın gerçekleştiği yerdir; hiçbir şey gerçekten canlanmaz. found, find fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Kullanılabilecek kalıplar arasında X found new life as + yeni bir rol ve X found new life in/on + yeni bir ortam bulunur.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için find new life ifadesinin geçmiş zamanını kullanın: After years of standing empty, the old library ____ as a neighborhood workshop.
Cevabı göster
found new life
With this new synthetic fertilizer: sonucu mümkün kılan koşulu belirtme
Cümlenin başındaki With + isim öbeği, ana cümledeki sonucu mümkün kılan bir koşulu, kaynağı veya aracı belirtir. Burada bu yeni sentetik gübrenin mevcut olması ya da kullanılması anlamına gelir. With burada birliktelik anlamı taşımaz. Ardından gelen ana cümle, çiftçilerin bu yeni koşul altında ne yapabildiğini açıklar. Açıklayıcı metinlerde sonucu mümkün kılan koşulu sonuçtan önce sunmak için bu cümle başlangıcı sık kullanılır.
Alıştırma
Cümlede With this new synthetic fertilizer ne ifade ediyor?
- Birisi fiziksel olarak gübreyle birlikte durmaktadır.
- Gübre mevcut olmadığı hâlde sonuç gerçekleşmektedir.
- Gübre, sonucu mümkün kılan bir koşul veya araçtır.
Cevabı göster
Gübre, sonucu mümkün kılan bir koşul veya araçtır.
farmers could plant dense fields of corn year after year Kalıp ifadeler
2:59ürün rotasyonu yapmaya ve topraktaki azotu yenilemeye gerek kalmadan
plant dense fields of corn: ekim yoğunluğunu anlatma
plant dense fields of corn ifadesinde dense, fields sözcüğünü niteler. Mısır bitkilerinin birbirine yakın ve sık büyüdüğü tarlaları anlatır; toprağın fiziksel olarak kalın olduğu anlamına gelmez. plant + field(s) of + crop kalıbı, tarlaları belirli bir ürünle kurmak veya doldurmak anlamına gelir. Corn, ürünü adlandırdığında genellikle sayılamayan bir isimdir; bu yüzden many corn bu fikri doğal biçimde ifade etmez.
Alıştırma
Çiftçilerin birbirine yakın mısır bitkileriyle dolu tarlalar oluşturduğunu en doğal biçimde hangi cümle anlatır?
- Farmers planted several fields near the river.
- Farmers planted dense fields of corn near the river.
- Farmers grew a lot of corn near the river.
Cevabı göster
Farmers planted dense fields of corn near the river.
year after year: uzun yıllar süren tekrarı vurgulama
Year after year, aynı eylemin veya durumun art arda uzun yıllar devam ettiğini ya da tekrarlandığını belirtir. Burada, tarlalara sık biçimde mısır ekmenin yalnızca bir yıl yapılan bir şey olmadığını anlatır. Tarafsız bir zaman ifadesine kıyasla uzun süre devam etme veya birikme duygusu katar. Yalnızca birbirini izleyen iki belirli yıldan söz etmez.
Alıştırma
Aynı festivalin uzun yıllar boyunca yapılmaya devam ettiğini en güçlü biçimde vurgulayan cümle hangisidir?
- The festival grew more popular year by year.
- The festival took place in the town year after year.
- The festival took place in the town every year.
Cevabı göster
The festival took place in the town year after year.
without the need to rotate their crops and restore nitrogen to the soil. Notlar
3:03her yıl sık mısır tarlaları ekebiliyorlardı.
without the need to rotate: gereksiz bir adımı ortadan kaldırma
Without the need to + fiilin yalın hâli, belirli bir eylem gerekli olmasa da bir sonucun mümkün olduğunu belirtir. Bu cümlede çiftçiler, ekin nöbeti yapmak zorunda kalmadan mısır ekmeye devam edebiliyordu. Bu ifade, söz konusu eylemi çıkarılabilecek bir adım veya gereklilik olarak sunar. Bu nedenle bir yöntem, araç ya da kuralın bir süreci nasıl kolaylaştırdığını açıklarken kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi without the need to ile tamamlayın: The new lock opens ____ enter a code.
Cevabı göster
without the need to
rotate their crops ... restore nitrogen to the soil: ekin rotasyonu yapmak ve toprağa azotu geri kazandırmak
Burada rotate their crops, ekin rotasyonu yapmak demektir: aynı arazide farklı ürünleri planlı bir sırayla yetiştirmek. Bitkileri fiziksel olarak döndürmek anlamına gelmez. Restore nitrogen to the soil, ürünlerin besin olarak kullandığı azotu toprağa geri kazandırmak demektir. Rotate ve restore fiilleri and ile bağlanır; iki eylem de çiftçilerin toprağı verimli tutma yöntemlerini anlatır.
Alıştırma
Bu tarım bağlamında rotate their crops and restore nitrogen to the soil ne anlama gelir?
- Farklı ürünleri sırayla yetiştirmek ve azot besinini toprağa geri kazandırmak.
- Bitkileri fiziksel olarak döndürmek ve azot gazını onarmak.
- Her yıl aynı ürünü ekip topraktaki azotu azaltmak.
Cevabı göster
Farklı ürünleri sırayla yetiştirmek ve azot besinini toprağa geri kazandırmak.
While these advances made corn an attractive crop to American farmers, Dilbilgisi
3:08Bu ilerlemeler mısırı Amerikalı çiftçiler için cazip bir ürün haline getirse de,
made corn an attractive crop to American farmers: make + nesne + isim öbeği
Kalıp make + nesne + isim öbeği şeklindedir: made [corn] [an attractive crop to American farmers]. Corn nesnedir; ardından gelen isim öbeği, bu gelişmelerin mısırı çiftçilerin gözünde ne hâle getirdiğini anlatır. Burada attractive, ekonomik ya da pratik açıdan cazip, yani yetiştirmeye değer demektir; mutlaka güzel göründüğü anlamına gelmez. To American farmers, ürünü cazip bulan kişileri belirtir.
Alıştırma
Bir şeyin cazip hâle geldiğini anlatmak için make + nesne + isim öbeği kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?
- Lower fees made an attractive choice the evening course to working adults.
- Lower fees made the evening course became an attractive choice for working adults.
- Lower fees made the evening course an attractive choice for working adults.
Cevabı göster
Lower fees made the evening course an attractive choice for working adults.
US agricultural policy limited the amount farmers could grow Kalıp ifadeler
3:12ABD tarım politikası çiftçilerin yetiştirebileceği miktarı sınırlandırarak
limited the amount farmers could grow: düşürülmüş bir ilgi zamiri
Burada limited the amount farmers could grow ifadesi, “çiftçilerin yetiştirmesine izin verilen miktara bir üst sınır koydu” anlamına gelir. the amount isim öbeği, limited fiilinin nesnesidir. farmers could grow, amount sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümleciğidir. İlgi zamiri that düşürülmüştür: the amount (that) farmers could grow. that, yan cümlecikte grow fiilinin nesnesi olacağı için doğal biçimde düşürülebilir. Bu kısa yapı politika ve iş dünyası yazılarında yaygındır.
Alıştırma
Bir kuralın üretim üst sınırı koyduğunu anlatmak için the amount ifadesinden sonra ilgi zamiri düşürülmüş bir yan cümleciği doğal biçimde kullanan cümleyi seçin.
- The rule limits each factory can produce amount.
- The rule limits the amount can each factory produce.
- The rule limits the amount each factory can produce.
Cevabı göster
The rule limits the amount each factory can produce.
to ensure high sale prices: amaç bildiren mastar yapısı
to ensure high sale prices, amaç bildiren bir mastar yapısıdır. Önceki eylemin neden yapıldığını açıklar: amaç, satış fiyatlarını yüksek tutmaktı. ensure, “bir sonucun veya durumun gerçekleşmesini ya da sürmesini kesinleştirmek” anlamına gelir. Politika, iş dünyası ve teknik açıklamalarda yaygındır ve make sure ifadesinden daha resmî duyulur.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan fiili seçin: The lab repeats the test to ____ that the results are accurate.
- insure
- ensure
- assure
Cevabı göster
ensure
President Richard Nixon removed these limitations
3:20Başkan Richard Nixon bu sınırlamaları kaldırdı
while negotiating massive grain sales to the Soviet Union. Dilbilgisi
3:23ve Sovyetler Birliği'ne büyük miktarda tahıl satışı için müzakereler yaptı.
while negotiating: eş zamanlı bir arka plan eylemi
While + -ing biçimi, ana eylemle aynı zamanda gerçekleşen bir eylemi tanıtır. Burada while negotiating ... zamanla ilgili arka planı verir: ana cümlede anlatılan olay gerçekleşirken görüşmeler sürüyordu. Bu yapı, while they were negotiating ... gibi bir cümlenin kısaltılmış biçimidir. Belirtilmeyen öznenin normalde ana cümlenin öznesiyle aynı olduğu anlaşılır. Bu bağlamda while, “…… olduğu süre boyunca” anlamındadır; “…… olmasına rağmen” ya da karşıtlık bildiren “oysa” anlamında değildir.
Alıştırma
Fikirleri while + -ing kullanarak birleştirin. Maya otobüsü beklerken iki telefona cevap verdi: ____, Maya answered two calls.
Cevabı göster
While waiting for the bus
With this new trade deal and World War II technology,
3:27Bu yeni ticaret anlaşması ve İkinci Dünya Savaşı teknolojisiyle,
corn production exploded into a global phenomenon. Deyimler
3:30mısır üretimi patlayarak küresel bir fenomene dönüştü.
exploded into a global phenomenon: mecaz yoluyla hızlı büyüme
Exploded burada mecaz anlamda kullanılmıştır. Üretimin aniden, çok hızlı ve büyük ölçekte arttığını anlatır; fiziksel olarak hiçbir şey patlamamıştır. Explode into + isim öbeği kalıbı, bu hızlı değişimin sonucunu da gösterir. Into a global phenomenon, büyüme sonucunda mısır üretiminin dünya çapında yaygınlaştığı veya büyük ilgi gördüğü anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede exploded into, hızla büyüyerek yeni bir duruma geçmeyi anlatan canlı bir mecaz olarak kullanılmıştır?
- A small online campaign exploded into an international movement within days.
- A firework exploded into a shower of sparks above the park.
- The audience exploded into applause when the singer returned.
Cevabı göster
A small online campaign exploded into an international movement within days.
These mountains of maize inspired numerous corn concoctions. Notlar
3:35Bu mısır dağları, mısırdan elde edilen sayısız karışıma ilham verdi.
These mountains of maize: büyük miktarı anlatan mountains of benzetmesi
These mountains of maize ifadesinde mountains of, miktar belirten bir benzetmedir. Mısırı dağlar gibi yığılabilecek kadar büyük bir miktar olarak gösterir; dağların gerçekten mısırdan yapıldığı anlamına gelmez. mountains of + isim yapısı, büyük bir miktarı canlı ve ezici bir görüntüyle anlatır. Özellikle tahıl, evrak veya çöp gibi birikebilen şeylerle kullanılır. Buradaki maize, corn yani mısır demektir.
Alıştırma
Cümlede These mountains of maize ne anlama geliyor?
- Tamamen mısırdan oluşan birkaç jeolojik dağ
- Kesin olarak ölçülmüş bir mısır sevkiyatı
- Çok büyük miktarda mısır
Cevabı göster
Çok büyük miktarda mısır
inspired numerous corn concoctions: yaratıcı karışımların ortaya çıkmasını sağlamak
Burada inspired, yalnızca birinin sanatsal ilham hissetmesi değil, bir şeyin yaratılmasını teşvik etmek veya ortaya çıkmasını sağlamak anlamındadır. Mısır bolluğu, insanların mısır bazlı çok sayıda ürün geliştirmesini teşvik etmiştir. Concoction, malzemelerin birleştirilmesi veya işlenmesiyle hazırlanan bir şeydir. Corn concoctions, corn products ifadesinden daha canlıdır; sonuçların yaratıcı ve belki de alışılmadık karışımlar ya da formüller gibi duyulmasını sağlar. Numerous, çok sayıda demektir.
Alıştırma
Bir şeyin çok sayıda karışımın yaratılmasını teşvik ettiğini anlatmak için dersteki iki sözcükle cümleyi tamamlayın: A bumper crop ____ dozens of new apple ____.
Cevabı göster
inspired · concoctions
Cornstarch could be used as a thickening agent Dilbilgisi
3:39Mısır nişastası, benzinden yapıştırıcıya kadar
be used as a thickening agent: işlevsel bir rol belirtmek
be used as + isim, bir şeyin o ismin belirttiği rolde veya kategoride kullanıldığını gösterir. Bu cümlede mısır nişastası, bir karışımı koyulaştıran madde olan koyulaştırıcı görevi görebilir. Edilgen yapıdaki be used as, malzemeyi kimin kullandığından çok malzemenin üstlenebileceği role odaklanır. could, bu kullanımın bir olasılık olduğunu gösterir.
Alıştırma
be used as yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: This powder could ____ a thickening agent in the soup.
Cevabı göster
be used as
for everything from gasoline to glue Kalıp ifadeler
3:42her şey için kıvam arttırıcı bir madde olarak kullanılabiliyor
for everything from gasoline to glue: geniş bir aralık göstermek
for everything from A to B, A ve B’yi çok geniş bir aralığın iki ucu olarak kullanır. Burada gasoline ve glue yalnızca temsilî örneklerdir; eksiksiz bir liste değildir. Bu ifade, aralıktaki başka birçok şeyi veya kullanım alanını da kapsar. Buradaki for, bu geniş aralığı mısır nişastasının kullanım amacıyla bağlar. Bu nedenle ifadenin tamamı, benzinden yapıştırıcıya kadar birçok farklı şey için anlamına gelir.
Alıştırma
Aralık yapısını tamamlayın: The new course covers everything ____ basic cooking ____ food safety.
Cevabı göster
from · to
or processed into a low-cost sweetener known as high-fructose corn syrup. Notlar
3:44veya yüksek fruktozlu mısır şurubu olarak bilinen düşük maliyetli bir tatlandırıcıya işlenebiliyordu.
processed into ... known as ...: sonucu adıyla ilişkilendirmek
processed into + ürün, ilk malzemenin işlendikten sonra neye dönüştüğünü gösterir. Processed, edilgen bir yapıda kullanılan geçmiş zaman ortacıdır; into ise sonucu, yani düşük maliyetli bir tatlandırıcıyı tanıtır. known as high-fructose corn syrup da geçmiş zaman ortacıyla kurulmuş bir ifadedir. sweetener sözcüğünü niteler ve which is known as ... yapısının kısaltılmış biçimidir. İkinci bir eylem değil, ürünün adını verir. Bu iki ifade süreci, ürün türünü ve ürünün adını kısa biçimde birbirine bağlar.
Alıştırma
Cümleyi processed into ve known as kullanarak tamamlayın. At the plant, organic waste is ____ a fuel ____ biogas.
Cevabı göster
processed into · known as
high-fructose corn syrup: belirli bir içerik adı
Genellikle HFCS olarak kısaltılan high-fructose corn syrup, mısır nişastasından yapılan bir tatlandırıcının yerleşik adıdır. Üretim sırasında enzimler glikozun bir bölümünü fruktoza dönüştürür. Bu cümlede ifadenin tamamı düşük maliyetli tatlandırıcının adıdır. Gıda etiketlerinde veya sağlık tartışmalarında, sıradan corn syrup için gelişigüzel eklenmiş sıfatlar olarak değil, tek bir içerik adı olarak okunmalıdır.
Alıştırma
Cümlede high-fructose corn syrup neyi ifade ediyor?
- Mısır nişastasından yapılan ve içindeki glikozun bir bölümü fruktoza dönüştürülen bir tatlandırıcı
- Konuşanın gelişigüzel bir açıklama eklediği sıradan mısır şurubu
- Alışılmadık derecede fazla meyve şekeri içerecek şekilde yetiştirilen bir mısır türü
Cevabı göster
Mısır nişastasından yapılan ve içindeki glikozun bir bölümü fruktoza dönüştürülen bir tatlandırıcı
Maize quickly became one of the cheapest animal feeds worldwide. Dilbilgisi
3:50Mısır hızla dünya çapındaki en ucuz hayvan yemlerinden biri haline geldi.
one of the cheapest animal feeds worldwide: one of + üstünlük derecesi + çoğul isim
one of the + üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul sayılabilir isim kalıbı, bir kişinin veya şeyin karşılaştırmanın uç noktasındaki bir gruba ait olduğunu belirtir. Burada mısır, dünya çapında fiyatı en düşük hayvan yemleri grubundadır; cümle mısırın tek başına en ucuz yem olduğunu ileri sürmez. one of sonrasında sayılabilir isim, karşılaştırılan grubu adlandırdığı için çoğul olur: feeds. Worldwide karşılaştırmanın kapsamını belirler.
Alıştırma
Hangi cümlede one of + üstünlük derecesi + çoğul isim doğru kullanılmıştır?
- This is one of the safest route in the city.
- This is one of the safest routes in the city.
- This is the safest routes in the city.
Cevabı göster
This is one of the safest routes in the city.
This allowed for inexpensive meat production, Öbek fiiller
3:55Bu, ucuz et üretimine olanak sağladı,
allowed for inexpensive meat production: allow for + isim öbeği
Burada allowed for + isim öbeği, bir sonucun gerçekleşmesi için gerekli koşulları oluşturdu anlamına gelir. Inexpensive meat production mümkün hâle gelen sonuçtur; This ise bu sonuca yol açan önceki koşula gönderme yapar. Bu, izin verme değil, neden-sonuç bildiren bir kullanımdır. Aktarılabilir kalıp şöyledir: koşul veya tasarım + allow for + sonucu adlandıran isim öbeği.
Alıştırma
Hangi cümlede bir koşulun sonucu mümkün kıldığını anlatmak için allow for + isim öbeği kullanılmıştır?
- The wider doorway allows for easier access.
- The guard allows the visitors to enter.
- The budget allows extra spending for repairs.
Cevabı göster
The wider doorway allows for easier access.
which in turn increased the demand for meat and corn feed. Anlatım akışı
3:57bu da et ve mısır yemine olan talebi artırdı.
which in turn increased: neden-sonuç zincirindeki bir sonraki halka
Which, hemen önce sözü edilen duruma veya sonuca gönderme yapar. In turn, bu sonucun bir sonraki etkinin nedeni olduğunu belirtir; dolayısıyla which in turn increased önceki sonucu talep artışına bağlar. A causes B, which in turn causes C kalıbında A, B’ye yol açar; B de ardından C’ye yol açar. Buradaki in turn, insanların sırayla bir şey yapması anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede which in turn increased nasıl bir ilişkiyi ifade ediyor?
- Önceki sonuç, bir sonraki adım olarak talebin artmasına neden oldu.
- Talepteki artış önceki sonucu ortadan kaldırdı.
- İnsanlar sabit bir sırayla teker teker talebi artırdı.
Cevabı göster
Önceki sonuç, bir sonraki adım olarak talebin artmasına neden oldu.
while the remaining 60% supports consumer good industries worldwide. Anlatım akışı
4:06kalan %60'lık kısım ise dünya çapındaki tüketim malları endüstrilerini destekliyor.
while the remaining 60%: bir oranı geri kalanla karşılaştırma
While burada zaman ilişkisi değil, karşıtlık kurar. Yan cümle, insanların tükettiği %40’ı sektörlerde kullanılan %60 ile karşılaştırır. The remaining 60%, ilk %40 çıkarıldıktan sonra geriye kalan payın tamamını ifade eder. one portion..., while the remaining... kalıbı, bir bütünün bir kısmını geri kalanıyla karşılaştırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede while the remaining 60% ne işe yarıyor?
- İlk %40’ın kullanımını diğer %60’ın kullanımıyla karşılaştırır.
- İki faaliyetin aynı süre boyunca devam ettiğini söyler.
- Diğer %60’ın kullanılmadan kaldığını söyler.
Cevabı göster
İlk %40’ın kullanımını diğer %60’ın kullanımıyla karşılaştırır.
Yet the spread of this wonder crop has come at a price. Deyimler
4:12Ancak bu mucizevi mahsulün yayılmasının bir bedeli oldu.
has come at a price: bir yararın bedeli olması
X has come at a price kalıbı, X'in yarar ya da ilerleme sağlarken önemli bir olumsuz sonuca da yol açtığını anlatır. Buradaki price mecazidir; satış fiyatı değil, bir bedel veya zararlı sonuçtur ve mutlaka para anlamına gelmez. Present perfect yapıdaki has come, bu bedeli ürünün yayılmasıyla ortaya çıkan bir sonuç olarak sunar. Yet, daha önce anlatılan yararlardan ardından gelecek maliyetlere geçişi gösterir.
Alıştırma
Cümleyi come at a price ifadesinin simple present biçimiyle tamamlayın: The new phone is very fast, but that speed ____: its battery runs out quickly.
Cevabı göster
comes at a price
Global water sources are polluted by excess ammonium nitrate from cornfields. Kültür
4:16Küresel su kaynakları, mısır tarlalarından gelen aşırı amonyum nitrat nedeniyle kirleniyor.
excess ammonium nitrate: güvenli veya gerekli miktardan fazlası
Amonyum nitrat, gübrelerde kullanılan azotlu bir bileşiktir. Bu cümlede excess, ammonium nitrate ifadesini niteler ve miktarın bitkilerin ihtiyaç duyduğu ya da çevrenin güvenli biçimde emebileceği düzeyi aştığını belirtir; yalnızca biraz daha fazla anlamına gelmez. İfade, tarım gübresiyle su kirliliği arasında bağlantı kurar: bileşiğin fazlası mısır tarlalarından su kaynaklarına geçebilir.
Alıştırma
Kirlilikle ilgili bu cümlede excess ammonium nitrate ne anlama gelir?
- Az miktarda ve zararsız amonyum nitrat
- Gerekenden veya güvenli olandan daha fazla amonyum nitrat
- Bir mısır tarlasında kullanılan herhangi bir amonyum nitrat
Cevabı göster
Gerekenden veya güvenli olandan daha fazla amonyum nitrat
Corn accounts for a large portion of agriculture-related carbon emissions,
4:21Mısır, kısmen mümkün kıldığı artan et üretimi nedeniyle,
partly due to the increased meat production it enables. Kalıp ifadeler
4:26tarımla ilgili karbon emisyonlarının büyük bir bölümünü oluşturuyor.
partly due to: birden fazla nedenden birini belirtmek
Partly due to, “kısmen … nedeniyle” veya “bir ölçüde … yüzünden oluşan” anlamına gelir. Partly, due to ile belirtilen nedeni sınırlar; böylece et üretimindeki artış, açıklamanın tamamı değil etkenlerden biri olarak sunulur. Aktarılabilir kalıp result + be + partly due to + noun phrase biçimindedir. Başka etkenlere de yer bırakarak neden-sonuç ifadesini daha kesin hâle getirir.
Alıştırma
Cümleye en uygun ifadeyi seçin: The delay was ______ a staffing shortage; a power outage also contributed.
- due entirely to
- partly due to
- unrelated to
Cevabı göster
partly due to
The use of high-fructose corn syrup may be a contributor to diabetes and obesity. Kalıp ifadeler
4:29Yüksek fruktozlu mısır şurubu kullanımı diyabet ve obeziteye katkıda bulunan bir faktör olabilir.
may be a contributor to diabetes: temkinli bir nedensellik iddiası kurmak
May be kesinlik değil olasılık belirtir; a contributor to ise bir sonucun ortaya çıkmasına yardımcı olan etkenlerden birini ifade eder. Birlikte kullanıldığında may be a contributor to diabetes, şurup kullanımının diyabette rol oynayabileceğini söyler; bunun kanıtlanmış, doğrudan veya tek neden olduğunu ileri sürmez. Buradaki contributor, bağışçı veya malzeme sağlayan kişi değil, nedensel bir etkendir. Aktarılabilir kalıp X may be a contributor to Y biçimindedir; Y bir sonuç ya da sorundur.
Alıştırma
Bir rapor ilişki buluyor ancak doğrudan nedensellik kanıtlamıyor. Hangi cümle uygun ölçüde temkinlidir?
- Poor sleep causes all memory problems.
- Poor sleep has nothing to do with memory problems.
- Poor sleep may be a contributor to memory problems.
Cevabı göster
Poor sleep may be a contributor to memory problems.
monoculture farming: tek bir ürünü geniş ölçekte yetiştirmek
Monoculture farming, tek bir ürün türünü genellikle geniş bir alanda veya aynı arazide tekrar tekrar yetiştirme uygulamasıdır. Burada ifade, cümlenin yaygınlaşmasını anlatmaya başladığı tarım sistemini adlandırır. Bu birleşik kelimedeki culture, bir toplumun ortak gelenekleri anlamındaki “kültür” değil, “yetiştirme” anlamındadır. Çok sayıda bitki birbirine benzediği için tek bir zararlı veya patojen ürünün büyük bir kısmını aynı anda tehdit edebilir.
Alıştırma
Hangi durum monoculture farming örneğidir?
- Bir tarlada her mevsim mısır ile fasulye dönüşümlü olarak yetiştirilir.
- Bir çiftçi aynı çiftlikte çeşitli ürünler yetiştirir ve hayvan besler.
- Geniş bir tarlaya her yıl aynı ürün ekilir.
Cevabı göster
Geniş bir tarlaya her yıl aynı ürün ekilir.
has left our food supply dangerously vulnerable to pests and pathogens. Dilbilgisi
4:37gıda tedarikimizi zararlılara ve patojenlere karşı tehlikeli derecede savunmasız bıraktı.
has left our food supply ... vulnerable: leave + nesne + sıfat
Burada leave, “ayrılmak” anlamına gelmez. leave + nesne + sıfat yapısı, “bir sonuç olarak nesneyi belirli bir durumda bırakmak” anlamındadır. Monokültür tarımı nedendir, our food supply nesnedir ve vulnerable ortaya çıkan durumdur. Has left, present perfect yapıdadır: neden daha önce ortaya çıkmıştır ve riskli durum şu anda önemini korur. Dangerously, vulnerable sözcüğünün derecesini güçlendirirken vulnerable to pests and pathogens tehditlerin neler olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi leave + nesne + sıfat yapısını oluşturan geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: The broken lock has ____ the storage room vulnerable to theft.
Cevabı göster
left
A single virus could infect the world's supply of this ubiquitous crop. Kelime
4:43Tek bir virüs, bu her yerde bulunan mahsulün dünya tedarikini enfekte edebilir.
ubiquitous crop: neredeyse her yerde bulunan bir tarım ürünü
Ubiquitous crop ifadesinde ubiquitous, çok fazla yerde bulunan veya görülen anlamına gelir. Ürünün ne kadar önemli olduğunu değil, ne kadar geniş bir alana yayıldığını anlatır. Bu sözcük çoğu zaman hafif bir abartı içerir: Bir şey, kelimenin tam anlamıyla her yerde bulunmasa da ubiquitous olabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede ubiquitous doğru kullanılmıştır?
- The rare orchid is ubiquitous in one tiny greenhouse.
- This key is ubiquitous because it opens one special door.
- Navigation apps are ubiquitous on smartphones today.
Cevabı göster
Navigation apps are ubiquitous on smartphones today.
to an essential element of the world's industries.
4:51dünya endüstrilerinin temel bir unsuru haline geldi.
has gone from ... to ...: durumlar arasındaki değişimi göstermek
Has gone from A to B, önceki bir A durumundan sonraki veya şimdiki B durumuna geçişi özetler. Burada gone fiziksel hareket anlatmaz; yapının tamamı bir şeyin değiştiği veya geliştiği anlamına gelir. Present perfect biçimindeki has gone, önceki gelişimi şimdiki durumla ilişkilendirir. From başlangıç durumunu, to ise son durumu gösterir.
Alıştırma
Has gone from A to B yapısını tamamlayın: Over ten years, the website has ____ from a small blog ____ a major news source.
Cevabı göster
gone · to
But only time will tell: cevabı geleceğin göstermesini beklemek
Only time will tell, cevabın veya sonucun şu anda bilinmediğini ve gelecekteki gelişmelerle ortaya çıkacağını anlatan bir deyimdir. Burada tell, gerçek anlamda “konuşmak” değil, “ortaya çıkarmak veya göstermek” demektir. But bir karşıtlık kurar: Bir düşünce şu anda mümkün görünebilir, ancak daha fazla zaman geçmeden kesin bir yargıya varılamaz.
Alıştırma
“Sonuç gelecekte belli olacak” anlamındaki deyimi tamamlayın: Will the experiment succeed? Only ____.
Cevabı göster
time will tell
if it has led us into a maze of unsustainability. Deyimler
4:56sokup sokmadığını sadece zaman gösterecek.
has led us into a maze of unsustainability: metafor ve maze–maize kelime oyunu
Present perfect yapıdaki has led us into ifadesi, “birinin o duruma girmesine veya o durumun içine çekilmesine neden olmuş olmak” anlamında lead someone into + bir durum kalıbını kullanır. A maze of unsustainability, devam ettirilemeyen, birbirine karışmış ve içinden çıkılması zor uygulama veya sorunları bir labirente benzeten bir metafordur. “Labirent” anlamındaki maze ile “mısır” anlamındaki maize, Amerikan İngilizcesinde eş seslidir. Böylece cümle bir kelime oyunuyla biter: Labirent imgesi karmaşayı anlatırken sözcüğün sesi mısır temasını çağrıştırır.
Alıştırma
Bu cümlede a maze of unsustainability ne anlama geliyor?
- Sürdürülebilirlikle ilgili bütün sorunları çözmüş ve bize açık bir yol göstermiştir.
- Çıkışı bulabilmemiz için bizi gerçek bir mısır tarlasından geçirmiştir.
- Bizi karmaşık ve sürdürülemez bir dizi sorunun içine hapsetmiştir; maze aynı zamanda maize sözcüğünü de çağrıştırır.
Cevabı göster
Bizi karmaşık ve sürdürülemez bir dizi sorunun içine hapsetmiştir; maze aynı zamanda maize sözcüğünü de çağrıştırır.
Did you know cheese is one of humanity's oldest foods? Anlatım akışı
5:00Peynirin insanlığın en eski yiyeceklerinden biri olduğunu biliyor muydunuz?
Dikkat çekici bir giriş olarak Did you know ...?
Did you know ...? biçim olarak bir sorudur, ancak burada esas olarak dikkat çekici bir giriş görevi görür. İlginç bir bilgi sunar ve dikkati yeni konuya yöneltir. Konuşanın asıl amacı dinleyicinin bilgisini sınamak değildir. Videolarda, derslerde, sunumlarda ve konuşmalarda bu ifadenin hemen ardından genellikle açıklanacak bilgi gelir.
Alıştırma
Bilim videosunun girişini bu notta öğretilen tam kalıpla tamamlayın: ____ some plants eat insects?
Cevabı göster
Did you know
You gouda brie kidding me: You gotta be kidding me üzerine bir peynir kelime oyunu
You gouda brie kidding me, inanmadığını belirtmek veya birinin şaka yapıyor olması gerektiğini söylemek için kullanılan sabit ve gündelik You gotta be kidding me tepkisinin kasıtlı olarak değiştirilmiş hâlidir. Peynir temasına uyması için gotta be yerine Gouda ve Brie peynirlerinin adları kullanılır. Gouda brie normal bir fiil öbeği değildir. Şaka, dinleyici standart ifadeyi yeniden kurup peynir adlarıyla yapılan değişikliği fark ettiğinde anlaşılır; sesler yalnızca yaklaşık olarak benzerdir.
Alıştırma
Bu peynir kelime oyunu hangi standart İngilizce cümleyi değiştiriyor?
- You should be cooking for me.
- You brought Gouda and Brie for me.
- You gotta be kidding me.
Cevabı göster
You gotta be kidding me.
This lesson on the history of cheese will blow your rind. Deyimler
5:07Peynirin tarihi hakkındaki bu ders aklınızı başınızdan alacak.
will blow your rind: blow your mind üzerine peynirli bir kelime oyunu
Blow your mind, “sizi çok şaşırtmak veya etkilemek” anlamına gelen gündelik bir deyimdir; gerçek anlamda üflemekten söz etmez. Burada mind yerine peynir gibi yiyeceklerin dış tabakası anlamındaki rind kullanılır. Rind, mind ile kafiyelidir ve peynir temasına uyar; böylece dinleyen kişi tanıdık deyimi çözerken eğlenceli kelime oyununu da fark eder.
Alıştırma
Bu cümlede blow your rind neden komiktir?
- Mind yerine peynirle ilgili ve mind ile kafiyeli rind sözcüğünü kullanır.
- Rind sözcüğünü şaşırtıcı bir düşünce için kullanılan standart sözcük olarak kullanır.
- Havanın peynir kabuğunu gerçekten çıkardığını söyler.
Cevabı göster
Mind yerine peynirle ilgili ve mind ile kafiyeli rind sözcüğünü kullanır.
Watch it to end this onslaught of terrible puns. Kelime
5:10Bu korkunç kelime oyunu saldırısına son vermek için bunu izleyin.
this onslaught of terrible puns: mizahi abartı
Onslaught, şiddetli bir saldırıdır. Mecaz anlamda an onslaught of something, başa çıkılması zor gelen ani ve büyük bir miktarı anlatır. Buradaki of terrible puns, hayalî “saldırının” neden oluştuğunu gösterir. Gerçek bir şiddet yoktur. Art arda gelen peynir kelime oyunları komik bir abartı için saldırı olarak anlatılır; konuşan kişi de kendi şakalarıyla dalga geçmek için bu kelime oyunlarına terrible der.
Alıştırma
Yazımında okunmayan gh bulunan ve “ani, bunaltıcı bir akın” anlamına gelen hedef sözcüğü yazın: After the announcement, the office faced an ____ of calls.
Cevabı göster
onslaught