Zamanınızı nasıl daha etkili yönetirsiniz (makinelere göre) - Brian Christian: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
704 kelime 152 kel/dk

Video özeti: Mars Pathfinder uzay aracındaki zamanlayıcı hatasından ve bilgisayar biliminde daha sonra geliştirilen çözümlerden hareket eden video, öncelik belirlemeye aşırı zaman ayırmanın asıl işe ayrılacak süreyi tüketebileceğini gösteriyor. Ardından kesintileri toplu biçimde ele almanın odaklanmış üretkenlik ile hızlı yanıt verme arasındaki gerilimi yönetmeye, dikkati ve dinlenmeyi geri kazanmaya nasıl yardımcı olabileceğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. spent more time ranking tasks than doing them. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: İşleri düzenlemek için harcanan çaba ile onları gerçekten tamamlamak için harcanan çaba arasındaki dengesizliği göstermek üzere spend more time doing A than doing B yapısını öğrenin. Bu kalıp verimsiz rutinleri, iş süreçlerini veya kişisel alışkanlıkları değerlendirirken kullanışlıdır. 2. strike that balance. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu ifadeyi, uzun süre odaklanmak ve zamanında karşılık vermek gibi birbiriyle yarışan hedefler arasında uygulanabilir bir orta yol bulmak şeklinde anlayın. Strike a balance ifadesini iş, eğitim, politika veya günlük yaşamda iki tarafın da göz ardı edilemeyeceği seçimleri tartışırken kullanabilirsiniz. 3. interrupt coalescing. — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: Birden fazla kesintiyi erteleyip birlikte işlemek üzere gruplandırmayı anlatan bilgisayar bilimi terimini tanıyın. Kavramı bilmek hem dizüstü bilgisayar pil ömrü örneğini hem de insan dikkatini korumak için mesajları belirli aralıklarla topluca kontrol etme benzetmesini açıklar.

Bu derste

In the summer of 1997,

0:13

1997 yazında,

NASA's Pathfinder spacecraft landed on the surface of Mars and began transmitting incredible iconic images back to Earth. Notlar

0:16

NASA'nın Pathfinder uzay aracı Mars yüzeyine indi ve Dünya'ya inanılmaz ikonik görüntüler aktarmaya başladı.

Kültür

NASA's Pathfinder spacecraft: kuruluş, ad ve nesne türü

Bu söz öbeğinde NASA's, aracın ilişkili olduğu kuruluşu belirtir; Pathfinder aracın özel adıdır, spacecraft ise onun ne tür bir nesne olduğunu söyler. Sözcükler birlikte “Pathfinder adlı bir NASA uzay aracı” anlamına gelir; sıradan bir yol bulucu kişiyi anlatmaz. Burada gereken en temel bilgi, Pathfinder'ın 1997'de iniş yapan NASA Mars Pathfinder görevinin uzay aracını ifade etmesidir. Bilim ve teknoloji metinlerinde benzer yapıları kuruluş + görev veya ürün adı + nesne türü şeklinde okuyabilirsiniz.

Alıştırma

Cümlede NASA's Pathfinder spacecraft neyi ifade ediyor?

  1. NASA'dan Mars'a uzanan bir rota
  2. Pathfinder adlı bir NASA uzay aracı
  3. NASA için yol bulan sıradan bir kişi
Cevabı göster

Pathfinder adlı bir NASA uzay aracı

Kalıp ifadeler

began transmitting ... back to Earth: bilgiyi Dünya'ya geri iletmeye başlamak

began transmitting, bir iletişim sistemi aracılığıyla göndermeye başlamak demektir. transmitting fiilinin nesnesi incredible iconic images ifadesidir; back to Earth ise hedefi ve bilginin Mars'tan alıcısı olan Dünya'ya geri dönmesi düşüncesini belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp begin veya start transmitting + veri, görüntü ya da sinyal + back to + alıcı veya üs şeklindedir. Buradaki back, bilginin yönünü anlatır; uzay aracının Dünya'ya döndüğünü söylemez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için transmit fiilinin -ing biçimini kullanın: The remote sensor began ____ data back to the station.

Cevabı göster

transmitting

But several days in, Kalıp ifadeler

0:25

Ancak birkaç gün sonra,

Kalıp ifadeler

Several days in: devam eden bir sürecin içindeki zaman noktası

Several days in, bir etkinlik veya durum başladıktan sonra birkaç gün geçtiğini ve bu zaman noktasına hâlâ devam eden sürecin içinden bakıldığını anlatır. Buradaki in, bir yeri değil, zaman içindeki ilerlemeyi belirtir. Bu yapıda, bağlam hangi süreçten söz edildiğini açıkça gösteriyorsa sürecin adı söylenmeyebilir: Several days in, .... Daha tam bir biçim several days into the project olur. İfade, yalnızca bir olayın başka bir olaydan birkaç gün sonra olduğunu söylemek yerine anlatıyı sürecin içindeki bir noktaya taşır.

Alıştırma

Hangi cümle mücadelenin üç gündür devam ettiğini ve o sırada hâlâ sürdüğünü anlatır?

  1. Three days later, we started the challenge.
  2. The challenge ended after three days.
  3. Three days in, the challenge already felt easier.
Cevabı göster

Three days in, the challenge already felt easier.

something went terribly wrong. Kalıp ifadeler

0:26

bir şeyler fena halde ters gitti.

Kalıp ifadeler

Went terribly wrong: ciddi bir başarısızlığa dönüştü

Go wrong; başarısız olmak, arızalanmak veya amaçlanmayan bir yönde gelişmek anlamına gelir. Went terribly wrong ifadesinde went, bağlayıcı fiil olan go'nun geçmiş zamanıdır: fiziksel hareketi değil, durum değişikliğini anlatır. Terribly, wrong sözcüğünün derecesini güçlendirir. İfade, sonucun ciddi biçimde kötü olduğunu söyler; bu nedenle yalnızca bir sorun olduğunu söylemekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Hangi cümle ciddi bir başarısızlığı anlatmak için went terribly wrong ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. The engineer went terribly wrong to the control room.
  2. The launch went terribly wrong because a harmless label was slightly crooked.
  3. The launch went terribly wrong, and the rocket was destroyed.
Cevabı göster

The launch went terribly wrong, and the rocket was destroyed.

The transmissions stopped.

0:28

İletimler durdu.

Pathfinder was, in effect, Notlar

0:30

Pathfinder, aslında,

procrastinating,

0:32

işi ağırdan alıyor,

Deyimler

Pathfinder was ... procrastinating: bir makineyi kişileştirmek

Procrastinating genellikle bir insanın yapması gereken bir işi ertelemesini anlatır. Burada sözcüğün Pathfinder için kullanılması uzay aracını kişileştirir: aracın görevleri planlama biçimi, bir insanın işi ertelemesine benziyordu. Cümle, makinenin duyguları olduğunu ya da tembellik etmeyi seçtiğini söylemez. Bu benzetme, teknik bir planlama sorununu tanıdık bir fikre dönüştürür: başka etkinlikler sürerken temel görev gecikir.

Alıştırma

Vurgulanan cümle bu bağlamda ne anlama geliyor?

  1. Pathfinder'ın görev planlama davranışı, önemli bir işi erteleyen bir insana benziyordu.
  2. Pathfinder uzayda daha yavaş hareket etmeye başladı.
  3. Pathfinder bilinçli olarak çalışmak istemediğine karar verdi.
Cevabı göster

Pathfinder'ın görev planlama davranışı, önemli bir işi erteleyen bir insana benziyordu.

Kalıp ifadeler

in effect: pratik gerçeği belirtmek

In effect, “pratik sonuç açısından” veya “özünde” anlamına gelir. Dikkati bir durumun nasıl göründüğünden ya da resmî olarak nasıl tanımlandığından, gerçekte neye denk geldiğine çevirir. Burada Pathfinder gerçekten işi erteleyen bir insan değildir; fakat davranışı pratikte bu sonucu doğurur. İfade cümlenin başında kullanılabilir veya bu örnekteki gibi virgüllerle ayrılan bir ara söz olarak cümlenin ortasında yer alabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade in effect ile tamamlayın: The policy does not call itself a ban, but it is, ____, a ban.

Cevabı göster

in effect

keeping itself fully occupied, Anlatım akışı

0:34

kendini tamamen meşgul tutuyor,

but failing to do its most important work.

0:36

ama en önemli işini yapmayı başaramıyordu.

Anlatım akışı

keeping itself fully occupied, but failing to do its most important work: faaliyet ile sonucu karşılaştırmak

Birbirine paralel iki -ing yapısı but ile bağlanır. İlk bölüm sürekli faaliyet görünümünü sunar; ikinci bölüm ise daha önemli sonucu, yani asıl işin yapılmadığını ortaya çıkarır. Bu karşıtlık, mesajı yanlış yere harcanan çabanın teşhisi olarak düzenler. Occupied, meşgul veya bir işle uğraşıyor olmak demektir; productive olmakla aynı şey değildir. Bu nedenle yapı, faaliyet ile yararlı ilerlemenin zıt yönlerde gittiğini gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümle verimsiz bir meşguliyeti göstermek için aynı karşıtlığı kullanır?

  1. She prepared for the important meeting before answering minor emails.
  2. She stayed busy because every task was equally important.
  3. She answered minor emails all morning, but failed to prepare for the meeting that mattered most.
Cevabı göster

She answered minor emails all morning, but failed to prepare for the meeting that mattered most.

What was going on? Ton ve niyet

0:39

Neler oluyordu?

Ton ve niyet

What was going on?: bir nedeni veya mekanizmayı açıklamaya yönelten soru

Burada What was going on?, kafa karıştırıcı bir duruma geri dönerek yalnızca o anda görülen şeyi değil, durumun arkasındaki nedeni veya mekanizmayı sorar. Kısa bir anlatı sorusu olarak anlatımı bir an durdurur ve dikkati şaşırtıcı sonuçtan ardından gelen açıklamaya çevirir.

Alıştırma

Dinleyiciler bir makinenin bir hafta boyunca her öğleden sonra kapandığını zaten biliyor. Hangi soru dikkati bilinen olaylardan bunların arkasındaki duruma en iyi şekilde yöneltir?

  1. How's it going?
  2. What happened?
  3. What was going on?
Cevabı göster

What was going on?

There was a bug, it turned out, Kalıp ifadeler

0:40

Ortaya çıktı ki, zamanlayıcısında

in its scheduler.

0:42

bir hata vardı.

Kalıp ifadeler

it turned out: sonradan öğrenilen bir gerçeği eklemek

Bu cümlede it turned out, daha sonra anlaşıldığı üzere anlamına gelir. Ana ifadenin içine iki virgül arasında eklenerek hatanın başta bilinmediğini, daha sonraki bir incelemeyle bulunduğunu gösterir. Burada turn out fiziksel bir hareketi değil, bir sonucun veya gerçeğin ortaya çıkıp öğrenilmesini anlatır. Aynı anlam, It turned out that + yan cümle tam yapısıyla veya cümle içinde ara ifade olarak it turned out kullanılarak verilebilir.

Alıştırma

Daha sonra anlaşıldığı üzere anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The strange smell, ____, came from a burned wire.

Cevabı göster

it turned out

Every operating system has something called the scheduler Kalıp ifadeler

0:44

Her işletim sisteminin, zamanlayıcı (scheduler) adı verilen ve

Kalıp ifadeler

something called the scheduler: bilinmeyen bir terimi tanıtmak

something called + ad yapısı önce bir şeyi tanıtır, ardından onun adını verir. Burada something önce bir bileşenin var olduğunu belirtir, called the scheduler ise bu bileşenin adını sağlar. Bu yapıda called, adı verilen veya denilen anlamındadır. İfade, something that is called the scheduler yapısının kısaltılmış biçimidir. Bu kalıp, bir terimin ne yaptığını açıklamadan önce onu tanıtmanızı sağlar.

Alıştırma

Dersin terim tanıtma yapısını kullanmak için cümleyi tek sözcükle tamamlayın: The app has something ____ Reading Mode.

Cevabı göster

called

that tells the CPU how long to work on each task before switching Dilbilgisi

0:48

CPU'ya geçiş yapmadan önce her bir görev üzerinde ne kadar süre çalışacağını

and what to switch to.

0:52

ve neye geçeceğini söyleyen bir bileşeni vardır.

Dilbilgisi

how long to ... ve what to ...: paralel wh-mastar yapıları

Birbirine paralel how long to work on each task before switching ve what to switch to wh-mastar yan cümleleri, CPU’ya verilen iki bilgiyi belirtir: mevcut görevin süresi ve sonraki görev. Bunlar doğrudan soru değil, cümle içine yerleştirilmiş içeriklerdir; bu yüzden soru cümlesi dizilişi yerine wh ifadesi + to-mastar yapısını kullanırlar. Bu yapı tell, decide, know ve explain gibi fiillerden sonra talimatları veya karar verilecek konuları kısa biçimde ifade eder. what to switch to içinde sondaki to, switch to kalıbının parçasıdır ve atılamaz.

Alıştırma

Rehberin açıkladığı içeriği iki paralel wh-mastar yan cümlesiyle doğru biçimde ifade eden cümleyi seçin.

  1. The guide explains how long to wait and what to do next.
  2. The guide explains how long do we wait and what do next.
  3. The guide explains to how long wait and to what doing next.
Cevabı göster

The guide explains how long to wait and what to do next.

Done right, Dilbilgisi

0:54

Doğru yapıldığında,

computers move so fluidly between their various responsibilities,

0:55

bilgisayarlar çeşitli sorumlulukları arasında o kadar akıcı hareket ederler ki,

they give the illusion of doing everything simultaneously. Kalıp ifadeler

0:59

her şeyi aynı anda yapıyorlarmış yanılsamasını verirler.

Dilbilgisi

Done right: geçmiş zaman ortacıyla kısaltılmış koşul

Done right, cümle başında kullanılan bir geçmiş zaman ortacı yan cümlesidir ve “süreç doğru yapılırsa” anlamına gelir. Burada örtük olarak kastedilen süreç, az önce açıklanan görev zamanlamasıdır. Bu yan cümle, ardından gelen sonuç için bir koşul oluşturur; tek başına tam bir ana cümle değildir. Açık ve tam biçimi If the scheduling is done right olabilir. Right burada “doğru şekilde” veya “uygun biçimde” anlamında bir zarftır; “sağ yön” anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekteki Done right ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?

  1. After computers finish moving to the right, they stop working.
  2. Because computers are always correct, they can do everything at once.
  3. If the scheduling is handled correctly, computers switch smoothly among tasks.
Cevabı göster

If the scheduling is handled correctly, computers switch smoothly among tasks.

Kalıp ifadeler

give the illusion of doing everything simultaneously: görünüş ve gerçeklik

Burada give the illusion of doing everything simultaneously, her şey aynı anda yapılıyormuş gibi görünmesini sağlamak anlamına gelir. Bilgisayarlar aynı anda çalışıyormuş gibi görünür, ancak bu ifade görünüşün alttaki gerçek süreçle örtüşmeyebileceğini belirtir. Kalıp give the illusion of + isim veya -ing biçimidir. The display gives users the illusion of control örneğinde olduğu gibi, give fiilinden sonra bu algıyı yaşayan kişi eklenebilir; gözlemci belliyse genellikle belirtilmez.

Alıştırma

Cümleyi give the illusion of ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın: The mirrored wall ____ a much larger room.

Cevabı göster

gives the illusion of

But we all know what happens when things go wrong.

1:02

Ancak işler ters gittiğinde ne olacağını hepimiz biliyoruz.

This should give us, if nothing else, Deyimler

1:06

Bu, hiçbir şey olmasa bile bize,

some measure of consolation. Kalıp ifadeler

1:08

bir nebze olsun teselli vermeli.

Deyimler

if nothing else: en düşük düzeyde bir iddiayı belirtmek

If nothing else, en azından veya başka hiçbir yarar ya da sonuç geçerli olmasa bile anlamına gelen ödünleyici bir söylem belirtecidir. Bu cümlede konuşan, iddiasını sınırlar: yine de güvenilebilecek bir şey vardır, o da bir miktar tesellidir. Bu ifade genellikle başka hiçbir nesnenin bulunmamasıyla ilgili gerçek bir koşul sunmaz. İddiayı konuşanın savunmaya hazır olduğu en düşük noktaya indirerek mesajı düzenler.

Alıştırma

En azından anlamındaki söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: ____, the failed test showed us which part needs repair.

Cevabı göster

If nothing else

Kalıp ifadeler

some measure of consolation: sınırlı ama gerçek bir teselli

some measure of consolation ifadesinde measure, ölçme eylemi değil, bir derece ya da miktar anlamına gelir. İfade, özellikle hayal kırıklığı veya zorluktan sonra hissedilen “sınırlı ama gerçek bir teselli miktarı” demektir. some measure of + soyut isim kalıbı, bir niteliğin gerçekten var olduğunu gösterirken derecesi hakkında temkinli bir ifade kullanır. Buradaki consolation, kötü bir sonucu kabullenmeyi biraz kolaylaştıran tesellidir.

Alıştırma

Hangi cümle bir güvenlik önleminin sınırlı ama gerçek bir koruma sağladığını söylüyor?

  1. The new rule offers complete protection, so no mistake is possible.
  2. The new rule offers some measure of protection, though it cannot prevent every mistake.
  3. The new rule measures protection with a ruler.
Cevabı göster

The new rule offers some measure of protection, though it cannot prevent every mistake.

Even computers get overwhelmed sometimes. Kelime

1:10

Bazen bilgisayarlar bile bunalabilir.

Kelime

get overwhelmed sometimes: yük başa çıkılamayacak kadar arttığında

get overwhelmed ifadesinde get, “bir duruma gelmek” anlamındadır. Overwhelmed; görevlerin, bilgilerin, baskının veya duyguların başa çıkılamayacak kadar fazla olduğu bir durumu anlatır, bu nedenle yalnızca busy olmaktan daha güçlüdür. Sometimes ifadenin kapsamını sınırlar: bu durum her zaman değil, bazı zamanlarda olur. Cümle, genellikle insanlar için kullanılan bir tanımı bilgisayarlara uygulayarak bir sistemin de işleyebileceğinden daha fazla iş alabileceğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle iş yükünün başa çıkılamayacak kadar arttığını gösteriyor?

  1. I feel relaxed because there is nothing to do.
  2. I stay busy, but I can easily finish everything on time.
  3. I get overwhelmed when several urgent requests arrive at once.
Cevabı göster

I get overwhelmed when several urgent requests arrive at once.

Maybe learning about the computer science of scheduling Kültür

1:13

Belki de zamanlamanın bilgisayar bilimi hakkında bilgi edinmek,

can give us some ideas about our own human struggles with time. Kalıp ifadeler

1:16

kendi insani zaman mücadelelerimiz hakkında bize bazı fikirler verebilir.

Kültür

the computer science of scheduling: işlemci zamanını paylaştırma

Bu cümlede the computer science of scheduling, bir bilgisayarın hangi göreve işlemci zamanı vereceğine ve görevleri hangi sırayla çalıştıracağına nasıl karar verdiğinin incelenmesi anlamına gelir. Buradaki scheduling, etkinlikleri takvime yazmaktan ibaret değildir; bilgisayar alanına ait teknik bir terimdir. Bu anlam şu karşılaştırmayı kurar: Hem bilgisayarların hem de insanların zamanı sınırlıdır ve önce neye dikkat verileceğini seçmeleri gerekir. İfade, konuşanın yararlı fikirler edinmeyi umduğu bilgisayar bilimi alanını belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede the computer science of scheduling ne anlama geliyor?

  1. Bilgisayarların işlemci zamanını nasıl paylaştırdığı ve görevleri nasıl sıraladığı.
  2. Bilgisayar bilimcilerin kendi iş günlerini nasıl planladığı.
  3. İnsanların toplantıları ve randevuları takvime nasıl eklediği.
Cevabı göster

Bilgisayarların işlemci zamanını nasıl paylaştırdığı ve görevleri nasıl sıraladığı.

Kalıp ifadeler

give us some ideas about: ilham veya olası yaklaşımlar sunmak

give us some ideas about ifadesinde give sağlamak anlamına gelir, us fikirleri alan kişiyi gösterir ve about konuyu tanıtır. İfadenin tamamı, bir şeyle ilgili olası yaklaşımları veya yararlı fikirleri düşünmemize yardımcı olmak demektir. Buradaki ideas mutlaka ayrıntılı planlardan oluşan bir liste anlamına gelmez. Bir sorun üzerinde düşünmeye yardımcı olan ipuçlarını, ilkeleri veya ilhamı da anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Studying how bees share information can ____ improving emergency communication.

Cevabı göster

give us some ideas about

One of the first insights is that all the time you spend prioritizing your work Notlar

1:21

İlk kavrayışlardan biri, işinizi önceliklendirmek için harcadığınız tüm zamanın,

is time you aren't spending doing it.

1:25

onu yapmak için harcamadığınız zaman olduğudur.

Anlatım akışı

One of the first insights is that: ilk çıkarımlardan birini belirtmek

One of the first insights is that ... bir yönlendirme ifadesidir: Dinleyiciye, önceki tartışmadan çıkarılan bir sonucun birazdan söyleneceğini bildirir. that ile başlayan yan cümle bu çıkarımın içeriğini verir. Burada insight, aniden gelen bir ilhamı değil, düşünme veya kanıt yoluyla ulaşılan bir anlayışı ifade eder. One of the first ayrıca bunun ilk çıkarımlardan yalnızca biri olduğunu gösterir; bu nedenle dinleyici başka noktaların da geleceğini bekleyebilir.

Alıştırma

Bir sunum yapan kişinin birkaç ilk sonucu var ve bunlardan birini tanıtıyor. Hangi cümle uygundur?

  1. One of the first insights is that small delays can become major problems.
  2. The first and only insight is that small delays can become major problems.
  3. Before discussing the evidence, let me change the subject.
Cevabı göster

One of the first insights is that small delays can become major problems.

Dilbilgisi

all the time you spend ... is time you aren't spending ...: zaman kullanımındaki seçimi göstermek

Cümle, is sözcüğünün iki yanına paralel iki time you spend + -ing yapısı yerleştirir. İlk bölümün tamamı, all the time you spend prioritizing your work, öznedir; ikinci bölüm ise aynı zamanı işi yapmaya harcanmayan zaman olarak tanımlar. Buradaki it, work sözcüğüne gönderme yapar. Bu kalıp, sınırlı zamanın iki iş arasında nasıl seçildiğini vurgular: A etkinliğine ayrılan zaman aynı anda B etkinliğine ayrılamaz. spend time ifadesinden sonra spend time prioritizing ve spend time doing örneklerindeki gibi -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

İki boşluğu hedef paralel kalıpla tamamlayın. İkinci boşlukta kısaltma kullanın: All the time you ____ checking every detail is time you ____ making progress.

Cevabı göster

spend · aren't spending

For instance,

1:28

Örneğin,

let's say when you check your inbox, Kalıp ifadeler

1:29

diyelim ki gelen kutunuzu kontrol ettiğinizde,

Kalıp ifadeler

Varsayımsal bir durum kurmak için Let's say ...

Let's say, konuşmacının herkesin bir örnek olarak düşünmesini istediği hayali bir durumu tanıtır. “Varsayalım” veya “şöyle olduğunu düşün” anlamına gelir; dinleyiciden konuşmasını istemez. Ardından durumu açıklayan bir yan cümle gelebilir. Burada when you check your inbox, hayali örneğin içindeki zamanı belirtir.

Alıştırma

Şu cümlede Let's say ne işe yarar: “Let's say you open the app and find a hundred new messages.”?

  1. Uygulamanın hemen açılması gerektiğini belirtir.
  2. Tartışmak üzere varsayımsal bir durum tanıtır.
  3. Dinleyiciden cümleyi yüksek sesle tekrarlamasını ister.
Cevabı göster

Tartışmak üzere varsayımsal bir durum tanıtır.

you scan all the messages,

1:31

tüm mesajları tarıyor,

choosing which is the most important.

1:33

hangisinin en önemli olduğunu seçiyorsunuz.

Once you've dealt with that one, Öbek fiiller

1:35

O mesajla ilgilendikten sonra,

you repeat.

1:36

bunu tekrarlıyorsunuz.

Öbek fiiller

Dealt with: deal with ifadesinin geçmiş zaman ortacı

Deal with something, bir şeyi ele almak ya da onunla ilgili gerekeni yapmak demektir. Burada that one, gelen kutusundaki bir öğeye gönderme yapar; dolayısıyla dealt with, o öğeyi işlemeyi anlatır, onunla ticaret yapmayı değil. Dealt, deal fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. you've dealt with ifadesinde you've, you have anlamına gelir ve present perfect, işlemin once ile tanıtılan sonraki adımdan önce tamamlandığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi deal with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Once you've ____ the refund request, send the customer a reply.

Cevabı göster

dealt with

Seems sensible, Anlatım akışı

1:37

Mantıklı görünüyor,

but there's a problem here.

1:38

ama burada bir sorun var.

Anlatım akışı

Seems sensible, but...: önce kabul edip sonra sorunu ortaya koymak

Seems sensible, ilk izlenimi kısaca kabul eder: fikir makul görünmektedir. Ardından but, anlatımın yönünü değiştirir ve konuşanın asıl kaygısını ortaya koyar. Bu önce kabul edip sonra karşıtlık kurma düzeninde, but sonrasındaki bilgi geliştirilecek ana noktayı taşır. Baştaki kabul, önceki fikrin doğru olduğunu söylemeden eleştiriyi daha ölçülü hâle getirir.

Alıştırma

Bu cümle açıklamada nasıl bir işlev görüyor?

  1. Aynı derecede önemli iki avantaj sunuyor.
  2. Sorunun zaten tamamen çözüldüğünü söylüyor.
  3. Önce bir fikrin makul göründüğünü kabul ediyor, sonra o fikirdeki soruna geçiyor.
Cevabı göster

Önce bir fikrin makul göründüğünü kabul ediyor, sonra o fikirdeki soruna geçiyor.

This is what's known as a quadratic time algorithm. Notlar

1:40

Bu, ikinci dereceden zaman algoritması (quadratic time algorithm) olarak bilinen şeydir.

Kalıp ifadeler

what's known as: kabul görmüş bir terimi tanıtmak

What's known as, what is known as ifadesinin kısaltılmış biçimidir. This is what's known as X kalıbında, az önce açıklanan bir şeyi onun kabul görmüş adı veya kategorisi olan X ile ilişkilendirir. Burada X, a quadratic time algorithm ifadesidir. Known as, bir şeyin ne olarak adlandırıldığını belirtir; yalnızca insanların o şeyi bildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Terimi tanıtan cümleyi what's known as ile tamamlayın: This effect is ____ confirmation bias.

Cevabı göster

what's known as

Kültür

quadratic time algorithm: n² ile büyüyen iş miktarı

Karesel zamanlı bir algoritmada iş miktarı, girdi boyutunun karesiyle yaklaşık olarak artar ve bu genellikle O(n²) şeklinde yazılır. Girdi iki katına çıkarsa iş miktarı yaklaşık dört katına çıkabilir. Burada quadratic, çalışma süresinin veya işlem sayısının nasıl arttığını anlatır. Algoritmanın ikinci dereceden denklemleri çözmek için kullanıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Girdi boyutu üç katına çıkarsa karesel zaman büyümesi iş miktarı hakkında ne gösterir?

  1. Yaklaşık üç kat iş.
  2. Yaklaşık dokuz kat iş.
  3. Yaklaşık altı kat iş.
Cevabı göster

Yaklaşık dokuz kat iş.

With an inbox that's twice as full, Dilbilgisi

1:44

İki kat daha dolu bir gelen kutusuyla,

these passes will take twice as long,

1:46

bu geçişler iki kat daha uzun sürecek

and you'll need to do twice as many of them.

1:49

ve bunlardan iki kat daha fazla yapmanız gerekecektir.

This means four times the work.

1:51

Bu, dört kat daha fazla iş demektir.

Dilbilgisi

twice as ... ve four times the work

Twice as + adjective kalıbı, bir derece veya ölçünün karşılaştırma noktasının iki katı olduğunu belirtir; twice as full ve twice as long bunun örnekleridir. Twice as many, sayılabilen şeylerin sayısının iki katını ifade eder. twice as many of them içinde them, gelen kutusundaki messages sözcüğünü değil, passes sözcüğünü gösterir. four times the work örneğinde olduğu gibi bir çarpan isim öbeğinin önüne gelerek toplam miktarın dört kat olduğunu gösterebilir. Burada her geçiş iki kat zaman alır ve geçiş sayısı da iki kattır; dolayısıyla 2 × 2 sonucu four times the work olur.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki kat bildiren ifadelerle tamamlayın. Bir tarama artık 5 dakika yerine 10 dakika sürüyor ve 4 yerine 8 tarama gerekiyor: Each scan takes ____, and we need ____ scans, so this is ____.

Cevabı göster

twice as long · twice as many · four times the work

The programmers of the operating system

1:55

Linux işletim sisteminin programcıları,

Linux encountered a similar problem in 2003. Kalıp ifadeler

1:57

2003 yılında benzer bir sorunla karşılaştı.

Kalıp ifadeler

encountered a similar problem: bir sorunu resmî biçimde bildirme

encountered a similar problem ifadesi, “daha önce sözü edilen soruna benzer bir sorunla karşılaştı” demektir. İngilizcede encounter burada geçişli bir fiildir; bu nedenle a similar problem, to ya da with olmadan doğrudan ardından gelir. Bu kullanım, mevcut vakayı daha önceki bir vakaya bağlar. Yalnızca sorunun ortaya çıktığını bildirir; sorunun çözüldüğünü söylemez.

Alıştırma

Hangi cümlede encounter, bir ekibin sorunla karşılaştığını anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. During testing, the team encountered to a similar problem.
  2. During testing, the team encountered with a similar problem.
  3. During testing, the team encountered a similar problem.
Cevabı göster

During testing, the team encountered a similar problem.

Linux would rank every single one of its tasks in order of importance Kalıp ifadeler

2:01

Linux görevlerinin her birini önem sırasına göre sıralıyordu

Kalıp ifadeler

in order of importance: sıralama ölçütünü belirtme

In order of importance, “her bir öğenin ne kadar önemli olduğuna göre sıralanmış” demektir. Buradaki order diziliş sırasını, of importance ise sıralama ölçütünü belirtir. In order of + isim kalıbı, in order of size, age veya priority örneklerindeki gibi başka sıralama ölçütlerini de gösterebilir. İfade tek başına sıralamanın yüksekten düşüğe mi olduğunu söylemez; yön önemliyse from most to least important eklenebilir.

Alıştırma

Hangi cümle görevlerin önemlerine göre sıralandığını söyler?

  1. The tasks are listed in order to save time.
  2. The tasks are listed in alphabetical order.
  3. The tasks are listed in order of importance.
Cevabı göster

The tasks are listed in order of importance.

and sometimes spent more time ranking tasks than doing them. Dilbilgisi

2:05

ve bazen görevleri yerine getirmekten çok onları sıralamak için zaman harcıyordu.

Dilbilgisi

spent more time doing A than doing B: A'ya B'den daha fazla zaman ayırmak

spend more time doing A than doing B kalıbı, iki etkinliğe ayrılan zamanı karşılaştırır. Burada görevleri sıralamak, onları yapmaktan daha fazla zaman almıştır; them, tasks sözcüğüne gönderme yapar, dolayısıyla doing them görevleri gerçekten yerine getirmek demektir. Karşılaştırmanın iki tarafındaki ranking ve doing biçimleri paralel -ing yapılarıdır ve karşılaştırmayı açık hale getirir. Bu kalıp çoğunlukla planlama, düzenleme veya tartışmanın asıl işten daha fazla zaman aldığı bir dengesizliği belirtir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için organize ve write fiillerinin -ing biçimlerini kullanın: Maya spent more time ____ her notes than ____ her report.

Cevabı göster

organizing · writing

The programmers' counterintuitive solution Kelime

2:10

Programcıların sezgisel olmayan çözümü,

was to replace this full ranking with a limited number of priority buckets. Notlar

2:12

bu tam sıralamayı sınırlı sayıda öncelik grubu ile değiştirmek oldu.

Kelime

counterintuitive solution: ilk beklentilere aykırı çözüm

counterintuitive solution, insanların ilk beklentilerine aykırı olan bir çözümdür. Bu cümlede, tam bir sıralamayı birkaç öncelik grubuyla değiştirmek daha az kesin bir yaklaşım gibi görünebilir, ancak çözüm olarak sunulur. Counterintuitive, yanlış demek değildir. Analitik yazılarda çoğunlukla bir fikrin ilk bakışta şaşırtıcı veya ters görünebileceğini belirtir ve ardından bu fikrin neden işe yaradığını açıklayan bir bölümün gelebileceğine işaret eder.

Alıştırma

Hangi ifade bir counterintuitive solution için en doğru açıklamadır?

  1. İlk beklentilere aykırıdır, ancak yine de işe yarayabilir.
  2. Tamamen etkisiz olduğu kanıtlanmıştır.
  3. En başından beri açıktır ve kolayca tahmin edilir.
Cevabı göster

İlk beklentilere aykırıdır, ancak yine de işe yarayabilir.

Kalıp ifadeler

replace A with B: eski şey önce, yeni şey sonra

replace A with B kalıbı, A'yı kaldırmak veya kullanmayı bırakmak ve onun yerine B'yi kullanmak anlamına gelir. Bu cümlede A, this full ranking; B ise a limited number of priority buckets ifadesidir. Sıralama önemlidir: replace fiilinden sonraki nesne eski şeydir, with sonrasındaki isim grubu ise yeni şeydir. Bu kalıp nesneler, sistemler, planlar ve yöntemler için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi replace A with B kalıbıyla tamamlayın: The library ____ paper cards ____ a digital catalog.

Cevabı göster

replaced · with

Kültür

priority buckets: genel öncelik kategorileri

priority buckets ifadesinde buckets, benzer öncelik düzeyine sahip öğeleri bir araya getiren kategoriler anlamına gelir; fiziksel kaplar değildir. Örneğin işler yüksek, orta ve düşük öncelik gruplarına yerleştirilebilir. Tam bir sıralamadan farklı olarak bu gruplar her öğeye benzersiz ve kesin bir konum vermez; aynı gruptaki öğeler genel bir öncelik düzeyini paylaşır. Bu kap benzetmesi teknik ve ürünle ilgili tartışmalarda yaygındır.

Alıştırma

“We put support tickets into three priority buckets.” cümlesinde priority buckets ne anlama gelir?

  1. Destek talepleri için üç fiziksel kap
  2. Her destek talebi için kesin bir sıra
  3. Önceliğe dayalı genel kategoriler
Cevabı göster

Önceliğe dayalı genel kategoriler

The system was less precise about what to do next,

2:18

Sistem daha sonra ne yapacağı konusunda daha az kesin hale geldi,

but more than made up for it by spending more time making progress. Notlar

2:21

ancak ilerleme kaydetmek için daha fazla zaman harcayarak bunu fazlasıyla telafi etti.

Öbek fiiller

more than made up for it: bir dezavantajı fazlasıyla telafi etmek

Make up for something, bir yararın bir sorunu, kaybı veya zayıflığı telafi etmesi anlamına gelir. More than made up for it ise bu yararın dezavantajı yalnızca dengelemediğini, onu aştığını anlatır. Buradaki it, daha önce belirtilen dezavantaja, yani sistemin bir sonraki adım konusunda daha az kesin olmasına gönderme yapar. by ile başlayan bölüm, sistemin daha büyük telafi edici yararı nasıl sağladığını açıklar.

Alıştırma

Cümleyi make up for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The room was small, but the ocean view more than ____ the lack of space.

Cevabı göster

made up for

Kalıp ifadeler

spending more time making progress: spend time + -ing yapısı

Spend + bir süre + -ing yapısı, bir kişinin o zamanı hangi etkinlik için kullandığını anlatır. spending more time making progress ifadesinde making, daha fazla zaman ayrılan etkinliği belirten -ing biçimidir. Make progress, bir hedefe yaklaşmayı veya yararlı bir işi ilerletmeyi anlatan doğal sözcük birleşimidir. Bu nedenle ifade, zamanı işi gerçekten ileriye götürmeye ayırmayı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi make progress ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After weeks of planning, the team is finally spending more time ____.

Cevabı göster

making progress

So with your emails Anlatım akışı

2:26

Yani e-postalarınızda,

insisting on always doing the very most important thing first could lead to a meltdown. Notlar

2:27

her zaman en önemli şeyi önce yapmakta ısrar etmek bir çöküşe yol açabilir.

Anlatım akışı

So with your emails: uygulamayı e-posta yönetimine taşımak

So, konuşmacının önceki tartışmadan bir uygulama sonucu çıkardığını gösterir. With your emails bu uygulamanın konusunu veya alanını belirler; “e-postalarınızı ele alma konusunda” anlamına gelir. İfade bir bütün olarak, ardından gelen iddia için başta bir çerçeve oluşturur. Birinin e-postaları fiziksel olarak yanında taşıdığı anlamına gelmez; sonraki fikrin hangi duruma uygulandığını gösterir.

Alıştırma

So with your emails bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Dinleyicinin e-posta mesajlarını fiziksel olarak taşıdığını söyler.
  2. Önceki noktayı e-posta yönetimi konusuna uygular.
  3. Konuyla tamamen ilgisiz bir hikâyeye başlar.
Cevabı göster

Önceki noktayı e-posta yönetimi konusuna uygular.

Dilbilgisi

Insisting on doing ... could lead to ...: bir uygulamayı olası sonuca bağlamak

İngilizcedeki -ing öbeği Insisting on always doing the very most important thing first cümlenin öznesidir ve bir uygulama biçimini adlandırır. Ardından could lead to bu uygulamayı olası bir sonuca bağlar; yani sonuç kesin değil, mümkün olarak sunulur. insist on ifadesinden sonra bir isim veya -ing biçimi kullanın: insist on doing doğrudur, insist on to do değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp Insisting on doing X could lead to Y şeklindedir ve bir alışkanlığın, seçimin ya da stratejinin olası sonucunu açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi Insisting on doing ... could lead to ... kalıbıyla tamamlayın: ____ checking every tiny detail ____ long delays.

Cevabı göster

Insisting on · could lead to

Deyimler

lead to a meltdown: ciddi bir kontrol kaybına yol açmak

Lead to, olası bir sonucu belirtir. Burada a meltdown, bir kişinin veya iş sürecinin baskı altında kalıp kontrolünü yitirmesini ve normal şekilde çalışamaz hâle gelmesini anlatan canlı bir benzetmedir. Herhangi bir şeyin fiziksel olarak eridiği anlamına gelmez. Bu ifade, sonucu küçük bir gecikme veya önemsiz bir sorun olarak değil, ciddi ve çarpıcı bir durum olarak gösterir.

Alıştırma

Bu iş planlama bağlamında “could lead to a meltdown” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Isı nedeniyle metalin erimesine neden olabilir.
  2. Yalnızca küçük ve zararsız bir gecikme yaratabilir.
  3. Kişinin veya sürecin ciddi biçimde kontrolden çıkmasına neden olabilir.
Cevabı göster

Kişinin veya sürecin ciddi biçimde kontrolden çıkmasına neden olabilir.

Waking up to an inbox three times fuller than normal Notlar

2:32

Normalden üç kat daha dolu bir gelen kutusuna uyanmak,

could take nine times longer to clear.

2:35

temizlenmesi dokuz kat daha uzun sürebilir.

Öbek fiiller

Waking up to an inbox: uyanınca bir durumla karşılaşmak

wake up to + isim grubu yapısında to, uyandığınızda bulduğunuz veya karşılaştığınız durumu belirtir. Burada normalden üç kat daha dolu bir gelen kutusu, sabah sizi bekleyen durumdur; to, gelen kutusuna doğru hareket etmeyi göstermez. Aynı yapı mecaz anlamda da kullanılabilir: wake up to a danger or fact, bir tehlikenin veya gerçeğin farkına varmaya başlamak demektir. Bu cümle sabah görülen gelen kutusuyla ilgili olduğu için “uyanınca fark etmek” şeklindeki gerçek anlam kastedilir.

Alıştırma

Cümleyi wake up to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. Uyandığınızda mesajlar zaten oradaydı: I ____ dozens of missed messages.

Cevabı göster

woke up to

Dilbilgisi

three times fuller ... nine times longer: katlı karşılaştırmalar

Bu cümlede three times fuller than normal, gelen kutusunun normaldeki e-posta miktarının yaklaşık üç katını içerdiğini; nine times longer ise kutuyu temizlemenin normal sürenin yaklaşık dokuz katını alabileceğini ifade eder. Sayılar çarpan belirtir; üç ek e-posta veya dokuz ek dakika anlamına gelmez. Sayı + times + comparative + than kalıbı, günlük İngilizcede katlı karşılaştırmalar için sıkça kullanılır. Burada girdi normalin üç katına, süre de normalin dokuz katına çıkar ve 3 × 3 = 9 biçiminde karesel bir etki gösterir.

Alıştırma

Hangi ifade cümlenin amaçlanan anlamıyla eşleşir?

  1. Gelen kutusunda normal miktarın dokuz katı e-posta vardır ve kutuyu temizlemek normal sürenin üç katını alabilir.
  2. Gelen kutusunda üç ek e-posta vardır ve kutuyu temizlemek dokuz dakika daha uzun sürebilir.
  3. Gelen kutusunda normal miktarın üç katı e-posta vardır ve kutuyu temizlemek normal sürenin dokuz katını alabilir.
Cevabı göster

Gelen kutusunda normal miktarın üç katı e-posta vardır ve kutuyu temizlemek normal sürenin dokuz katını alabilir.

You'd be better off replying in chronological order Notlar

2:38

Kronolojik sırayla yanıt vermek,

Dilbilgisi

You'd be better off replying: be better off + V-ing

You'd, You would ifadesinin kısaltmasıdır. Be better off + V-ing, bir şeyi yapmanın kişiyi muhtemelen daha iyi bir duruma getireceğini veya daha iyi sonuç vereceğini anlatır. Burada kronolojik sırayla yanıtlamak daha akıllıca bir seçim olarak sunulur. better off ifadesinden sonra -ing biçimi kullanılır: better off replying doğrudur, better off to reply değildir. Bu ifade doğrudan emir vermek yerine sonuçları karşılaştırarak tavsiye verir.

Alıştırma

take fiilini be better off + V-ing kalıbında kullanarak cümleyi tamamlayın: You'd ____ the earlier train if you want a seat.

Cevabı göster

be better off taking

or even at random.

2:41

hatta rastgele yanıt vermek daha iyi olabilir.

Kalıp ifadeler

in chronological order or even at random: kronolojik sırayla, hatta rastgele

In chronological order, zamana göre sıralamak anlamına gelir; başka bir yön belirtilmediyse genellikle en eskiden en yeniye doğrudur. En önemli olanı önce koymak anlamına gelmez. At random ise önceden belirlenmiş bir sıralama kuralı olmadan hareket etmektir. Burada or even, at random seçeneğini daha şaşırtıcı ve daha az düzenli bir seçenek olarak sunar. Verilmek istenen mesaj, kusursuz bir sıra ararken takılıp kalmak yerine bu iki sıradan biriyle yanıt vermenin daha iyi olduğudur.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki ifadeyle tamamlayın: Arrange the dated reports ____, from earliest to latest; process the undated reports ____.

Cevabı göster

in chronological order · at random

Surprisingly,

2:43

Şaşırtıcı bir şekilde,

sometimes giving up on doing things in the perfect order Öbek fiiller

2:44

bazen işleri mükemmel bir sırayla yapmaktan vazgeçmek,

Öbek fiiller

giving up on doing things in the perfect order: kusursuz sıra ısrarından vazgeçmek

Give up on + isim veya -ing biçimi, bir planı, hedefi, beklentiyi ya da bir şeyi yapma biçimini artık sürdürmemek demektir. Burada on'dan sonra doing gelir; dolayısıyla tam tümleç doing things in the perfect order ifadesidir. Anlamın kapsamı önemlidir: kişi işleri yapmaktan vazgeçmiyor. Onları kusursuz bir sırayla yapma zorunluluğundan vazgeçiyor; bu nedenle görevler başka bir sırayla yine tamamlanabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, ekibin kusursuz bir düzenleme konusundaki ısrarından vazgeçtiğini ancak işi yine de tamamladığını anlatır?

  1. The team arranged every section perfectly before finishing the report.
  2. The team gave up on arranging every section perfectly and finished the report.
  3. The team gave up arranging the report and left it unfinished.
Cevabı göster

The team gave up on arranging every section perfectly and finished the report.

may be the key to getting them done. Deyimler

2:48

onları halletmenin anahtarı olabilir.

Deyimler

the key to getting them done: the key to + -ing yapısı

Bu cümlede “the key” mecaz anlamda kullanılır: fiziksel bir anahtarı değil, bir sonuca ulaşmak için en önemli yöntemi veya koşulu ifade eder. “the key to + isim/-ing” yapısında “to” bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır. “Getting them done”, görevlerin tamamlanmasını sağlamak anlamında “get + nesne + geçmiş zaman ortacı” yapısını kullanır.

Alıştırma

Cümleyi “the key to” ifadesini ve “finish” fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: A clear plan may be ____ the work on time.

Cevabı göster

the key to finishing

Another insight that emerges from computer scheduling Anlatım akışı

2:50

Bilgisayar zamanlamasından ortaya çıkan bir diğer kavrayış,

Anlatım akışı

Another insight that emerges from...: sonraki noktayı tanıtmak

“Another insight” söylemde bir yön işareti gibi çalışır: konuşmacının bir sonuçtan ek bir sonuca geçtiğini dinleyicilere bildirir. Bir sonraki ana noktayı işaretleyerek konuşmayı düzenler. “that emerges from computer scheduling” ilgi cümleciği “insight” sözcüğünü niteler ve bu çıkarımın kaynağını belirtir. Burada “emerges from”, fiziksel olarak görünmek değil, “netleşmek veya …dan çıkarılmak” anlamına gelir.

Alıştırma

Bu ifadenin söylemdeki temel işlevi nedir?

  1. Konudan çıkarılan ek bir sonucu tanıtır.
  2. Bir şeyin fiziksel olarak görünmesini anlatır.
  3. Tüm konuşmanın sona erdiğini belirtir.
Cevabı göster

Konudan çıkarılan ek bir sonucu tanıtır.

has to do with one of the most prevalent features of modern life, Kalıp ifadeler

2:53

modern yaşamın en yaygın özelliklerinden biri ile ilgilidir:

interruptions.

2:57

Kesintiler.

Kalıp ifadeler

has to do with: bir bağlantı belirtmek

Kalıp ifade have to do with, “bir şeyle ilgili olmak” veya “bir şeyle bağlantılı olmak” anlamına gelir. Bu cümlede has, üçüncü tekil şahıs özneyle uyumludur; with ise ilgili konu olan interruptions sözcüğünü getirir. has to do with ifadesini tek bir bütün olarak okuyun. Bu ifade “bir şeyi yapmak zorunda olmak” anlamına gelmez; yalnızca bir bağlantı kurar ve kesintilerin bir şeye neden olduğunu kendi başına söylemez.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyle bağlantılı olmak” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The delay ____ a software update.

Cevabı göster

has to do with

When a computer goes from one task to another,

2:58

Bir bilgisayar bir görevden diğerine geçtiğinde,

it has to do what's called a context switch. Kültür

3:01

bağlam geçişi (context switch) denen şeyi yapmak zorundadır.

Kültür

context switch: bilgisayarın etkin görevini değiştirmek

Context switch, bir işlemci veya işletim sistemi bir görev ya da süreçten diğerine geçtiğinde kullanılan bir bilgisayar işlemidir. Sistem, mevcut görevin yürütme durumunu kaydeder ve başka bir görev için gereken durumu yükler; böylece çalışma daha sonra doğru biçimde devam edebilir. Buradaki context, bir görevin ne kadar ilerlediği gibi yürütme durumu bilgilerini ifade eder; konuşmanın arka planını ifade etmez. Bağlam değişimi zaman ve bilgi işlem kaynağı kullanabilir. Bu nedenle terim, kesintilerin maliyetini tartışırken yararlıdır.

Alıştırma

Bu bilgisayar cümlesindeki context switch ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Bir konuşmanın konusunu değiştirmek
  2. Tüm görevleri bellekten silmek
  3. Mevcut görevin durumunu kaydedip başka bir görevin durumunu yüklemek
Cevabı göster

Mevcut görevin durumunu kaydedip başka bir görevin durumunu yüklemek

Bookmarking its place in one task, Deyimler

3:04

Bir görevdeki yerini işaretlemek,

Deyimler

Bookmarking its place: kitap ayracı benzetmesiyle ilerlemeyi kaydetmek

Bookmarking its place ifadesinde bookmark hem fiil hem de benzetme olarak kullanılır. Bir kitaba ayraç koymak gibi, bilgisayar da daha sonra geri dönüp devam edebilmek için bir görevde nereye kadar geldiğini kaydeder. Burada place, görevin o anki konumunu veya durumunu anlatır. İfade, başka bir işe geçmeden önce görevdeki ilerlemeyi korumakla ilgilidir; bir web sayfasını tarayıcının yer imlerine eklemekle değil.

Alıştırma

Bu cümlede Bookmarking its place ne anlama geliyor?

  1. Görevin web sayfasını tarayıcının yer imleri listesine eklemek
  2. Daha sonra devam edebilmek için görevdeki mevcut noktayı kaydetmek
  3. Görev bittikten sonra onu silmek
Cevabı göster

Daha sonra devam edebilmek için görevdeki mevcut noktayı kaydetmek

moving old data out of its memory, Dilbilgisi

3:07

eski verileri belleğinden çıkarmak

and new data in.

3:09

ve yeni verileri içeri almak.

Dilbilgisi

moving old data out ... and new data in: yinelenen fiilin düşürülmesi

İkinci bölümde tekrarlanan moving sözcüğü düşürülmüştür. Tam paralel yapı moving old data out of its memory, and moving new data in şeklindedir. İngilizcede ortak yapı açık olduğunda tekrarlanan ögeler sık sık düşürülür. Out ve in zıt yönleri gösterir. Bu karşıtlık, eksik fiilin tamamlanmasına yardım eder; dolayısıyla new data in, yeni verilerin belleğin içine taşındığı anlamına gelir.

Alıştırma

Paralel yapıyı tamamlamak için aynı -ing fiilini tekrarlayın: The program is moving old files out and ____ new files in.

Cevabı göster

moving

Each of these actions comes at a cost. Deyimler

3:11

Bu eylemlerin her birinin bir maliyeti vardır.

Deyimler

comes at a cost: bir faydanın olumsuz bedeli

Comes at a cost, “bir dezavantaj getirir veya bir fedakârlık gerektirir” anlamına gelir. Burada her eylem kaynak kullandığı için geniş anlamda ücretsiz değildir. Cost yalnızca para değil, zaman veya performans kaybı da olabilir. Kalıp something comes at a cost şeklindedir. Genellikle önce bir fayda ya da yararlı eylem sunulur, ardından kabul edilmesi gereken olumsuz taraf belirtilir.

Alıştırma

Cümleyi comes at a cost ile tamamlayın: The new security system improves protection, but that extra safety ____ because every login takes longer.

Cevabı göster

comes at a cost

The insight here is that there's a fundamental trade-off between productivity Kelime

3:14

Buradaki kavrayış, üretkenlik ile

and responsiveness.

3:18

yanıt verebilirlik arasında temel bir ödünleşim (trade-off) olduğudur.

Kelime

a fundamental trade-off between A and B: A ile B arasındaki temel ödünleşim

A trade-off between A and B, bir hedefi iyileştirmenin diğer hedefe ulaşmayı genellikle zorlaştırdığı bir durumu anlatır. Bu cümlede üretken çalışmaya odaklanmak hızlı yanıt vermeyi azaltabilir; hemen yanıt vermek ise üretken çalışmayı kesintiye uğratabilir. Fundamental, bu gerilimin küçük ve geçici bir sorun değil, durumun yapısında bulunduğunu belirtir. Trade-off sıradan bir alışveriş veya satış değildir; rekabet eden hedefler arasındaki kazanç-kayıp ilişkisini adlandırır.

Alıştırma

Cümleyi trade-off between ile tamamlayın: In product design, there is often a ____ simplicity and flexibility.

Cevabı göster

trade-off between

Getting serious work done means minimizing context switches, Dilbilgisi

3:19

Ciddi bir işi tamamlamak, bağlam geçişlerini en aza indirmek demektir,

Dilbilgisi

Getting serious work done means minimizing context switches: Doing A means doing B yapısı

Getting serious work done biçimindeki -ing yan cümlesi özne görevindedir. Bunun içinde get + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı bulunur: get serious work done, “odaklanma gerektiren işi tamamlamak” demektir. Bu bir şimdiki zaman yapısı değildir. Buradaki means, “gerektirmek veya içermek” anlamındadır; minimizing context switches de başka bir -ing yan cümlesidir. Başka durumlarda da kullanılabilen Doing A means doing B kalıbı, A’yı başarmak için neyin gerekli olduğunu açıklar. B’yi yapma niyetini anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle Doing A means doing B yapısıyla uygulamadaki bir gerekliliği açıklar?

  1. I didn't mean to interrupt you.
  2. Training for a race means running regularly.
  3. I mean to run after school.
Cevabı göster

Training for a race means running regularly.

but being responsive means reacting anytime something comes up. Öbek fiiller

3:24

ancak duyarlı olmak, herhangi bir şey ortaya çıktığında tepki vermek anlamına gelir.

Öbek fiiller

something comes up: beklenmedik bir durum ortaya çıkar

Something comes up, beklenmedik bir olayın, sorunun ya da isteğin ortaya çıkması ve ilgilenilmesi gerekmesi demektir. Come up burada mecaz anlamdadır; hiçbir şey fiziksel olarak yukarı hareket etmez. Şimdiki zaman biçimi comes up, genel durumları anlatan anytime ile uyumludur. Geçmişte yaşanan tek bir kesinti için Something came up örneğindeki gibi came up kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, beklenmedik bir sorun için dersteki ifadeyle tamamlayın: Jordan handles it right away whenever ____.

Cevabı göster

something comes up

These two principles are fundamentally in tension. Kelime

3:28

Bu iki prensip temelden bir gerilim içindedir.

Kelime

fundamentally in tension: temelde gerilim içinde

Be in tension, iki ilke, hedef veya değerin farklı yönlere çekmesi demektir: birini karşılamak diğerini karşılamayı zorlaştırabilir. Burada fiziksel gerginlik veya bir kişinin kaygılı hissetmesi değil, soyut bir çatışma anlatılır. Fundamentally, çatışmanın küçük ya da geçici bir sorundan değil, iki ilkenin temel doğasından kaynaklandığını gösterir. Bu ifade, ilkelerin her zaman tamamen bağdaşmaz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede in tension, iki soyut hedefin farklı yönlere çektiğini anlatmak için kullanılmıştır?

  1. Low cost and high durability are often in tension.
  2. The cable is under tension.
  3. After the exam, Mia felt tension in her shoulders.
Cevabı göster

Low cost and high durability are often in tension.

Recognizing this tension Dilbilgisi

3:32

Bu gerilimi fark etmek,

allows us to decide where we want to strike that balance. Deyimler

3:34

o dengeyi nerede kurmak istediğimize karar vermemizi sağlar.

Dilbilgisi

Recognizing X allows us to decide...: X’i fark etmek karar vermemizi sağlar

Recognizing this tension, allows fiilinin öznesi olarak kullanılan bir gerund öbeğidir. Gerilimi fark etme veya kabul etme eylemini bir kavram olarak adlandırır; bir be biçimiyle birlikte kullanılmadığı için şimdiki zamanın devam biçimi değildir. Recognizing X allows someone to do Y kalıbı, bir gözlemi onun mümkün kıldığı sonuçla ilişkilendirir. allows us to decide bölümünde allow fiilinden sonra nesne olan us, ardından da to decide mastarı gelir. Bu yapı, analizden karar veya eyleme geçmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi allow + us + to-mastar ile tamamlayın: Recognizing the warning signs ____ act early.

Cevabı göster

allows us to

Deyimler

strike that balance: çatışan hedefler arasında bir denge noktası bulmak

Strike a balance, birbiriyle çatışan ihtiyaçlar veya hedefler arasında kabul edilebilir bir orta nokta bulmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada strike, “vurmak” değil, “sağlamak” veya “kurmak” anlamındadır. strike that balance ifadesindeki that, daha önce konuşulan belirli bir dengeye gönderme yapar. Where, seçenekler aralığında dengenin hangi noktaya yerleştirileceğini sorar; fiziksel bir yeri belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi strike a balance between ile tamamlayın: A good schedule should ____ study and rest.

Cevabı göster

strike a balance between

The obvious solution is to minimize interruptions. Anlatım akışı

3:38

Açık çözüm, kesintileri en aza indirmektir.

The less obvious one is to group them.

3:41

Daha az açık olan ise onları gruplandırmaktır.

Anlatım akışı

The obvious solution is ... The less obvious one is ...: bir yanıtı iki katmanlı sunmak

The obvious solution is ... The less obvious one is ... iki adımlı paralel bir kalıptır. Önce kolayca fark edilen yanıtı sunar, ardından daha yararlı veya şaşırtıcı olabilecek ikinci yanıtı öne çıkarır. Bu sıra, dinleyiciyi tanıdık bir fikirden daha yeni ana noktaya taşır. İkinci cümlede one, tekil ve sayılabilir solution adının; them ise interruptions adının yerini alır. Bu sözcükler tekrarı önlerken iki cümle arasındaki yakın paralelliği korur.

Alıştırma

Konuşmacı önce kolayca görülen yanıtı, ardından daha şaşırtıcı bir yanıtı sunmak istiyor. Hangi cümle çifti hedef yapıyı kullanıyor?

  1. The less obvious solution is to add more staff. The obvious one is to simplify the process.
  2. The obvious solution is to add more staff. The equally obvious one is to simplify the process.
  3. The obvious solution is to add more staff. The less obvious one is to simplify the process.
Cevabı göster

The obvious solution is to add more staff. The less obvious one is to simplify the process.

If no notification or email requires a response more urgently than once an hour, Dilbilgisi

3:45

Hiçbir bildirim veya e-posta saatte bir kereden daha acil bir yanıt gerektirmiyorsa,

say,

3:51

diyelim ki,

then that's exactly how often you should check them.

3:52

o zaman onları tam olarak o sıklıkta kontrol etmelisiniz.

Dilbilgisi

If no ... requires ... more urgently than ..., then that's exactly how often ...: kontrolleri gereken sıklığa göre ayarlamak

If yan cümlesi, iletilerin gerçekten gerektirdiği en yüksek yanıt sıklığını belirler. Burada more urgently than once an hour, “saatte birden daha sık yanıt gerektirmek” anlamındadır. Hiçbiri bunu gerektirmiyorsa önerilen kontrol sıklığı saatte birdir. then that's exactly how often... bölümünde that, once an hour ifadesine geri döner; how often ise bunun bir sıklık olduğunu gösterir. Ara söz olan say, “örneğin” veya “varsayalım” anlamına gelir. once an hour değerinin yalnızca açıklayıcı bir örnek olduğunu gösterir; konuşma talimatı değildir.

Alıştırma

İngilizce koşulu okuyun ve mantığına uyan kontrol programını seçin: If no support request needs a reply more frequently than once every three hours, how often should you check the queue?

  1. Check the queue continuously.
  2. Wait three hours before checking it only once.
  3. Check the queue once every three hours.
Cevabı göster

Check the queue once every three hours.

No more. Ton ve niyet

3:55

Daha fazla değil.

Ton ve niyet

No more. ile kesin bir üst sınır koymak

No more. bağlamdan anlaşılabilen sözcüklerin atıldığı eksiltili bir cümledir. Hemen önce bir kontrol sıklığı belirlenmişse “bundan daha sık kontrol etme” anlamına gelir; “hiç kontrol etme” anlamına gelmez. Bu çok kısa biçim, önceki sıklığı kesin bir üst sınıra dönüştürür. Etkisi, once an hour gibi daha önce verilmiş açık bir ölçüte bağlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle talimatı kesin bir üst sınır koyacak şekilde en iyi tamamlar? Check your work email twice a day. ____

  1. One more time.
  2. Not anymore.
  3. No more.
Cevabı göster

No more.

In computer science,

3:56

Bilgisayar biliminde,

this idea goes by the name of interrupt coalescing. Notlar

3:57

bu fikir kesinti birleştirme (interrupt coalescing) adıyla anılır.

Kalıp ifadeler

goes by the name of ...: teknik bir terimi tanıtmak

Go by the name of X, “X adıyla bilinmek” veya “X diye adlandırılmak” anlamına gelir. Burada goes by the name of, az önce açıklanan fikri teknik adı olan interrupt coalescing ile ilişkilendirir. Bu kalıplaşmış ifadede go by, bir yerin yanından geçmek anlamına gelmez. this idea tekil bir özne olduğu için go, goes biçimine dönüşür; ad doğrudan of sözcüğünden sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi go by the name of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: This study method ____ spaced repetition.

Cevabı göster

goes by the name of

Kültür

interrupt coalescing: işlemciye bildirmeden önce olayları gruplandırma

Interrupt coalescing, her olay için ayrı bir kesme göndermek yerine işlemciye bildirim yapmadan önce birkaç olayı gruplandıran bir bilgisayar tekniğidir. Buradaki interrupt, konuşan birinin sözünü kesen kişi değil, işlemcinin dikkatini isteyen bir sinyaldir. Bu gruplandırma, tekrarlanan uyanmaları ve görev geçişlerini azaltır; böylece işlem yükünden ve bazen enerjiden tasarruf sağlayabilir. Sistem bir grup oluşturmak için kısa süre beklediğinden küçük bir gecikmeye de yol açabilir.

Alıştırma

interrupt coalescing ne yapar?

  1. Beklemeden her olay için işlemciye ayrı bir bildirim gönderir.
  2. Bir kişinin başka bir konuşmacıyı durdurmasını sağlar.
  3. İşlemciye bildirim yapmadan önce birkaç olayı gruplandırır.
Cevabı göster

İşlemciye bildirim yapmadan önce birkaç olayı gruplandırır.

Rather than dealing with things as they come up, Dilbilgisi

4:02

İşler ortaya çıktıkça onlarla ilgilenmek yerine,

Dilbilgisi

Rather than dealing with things as they come up: işleri ortaya çıktıkça ele almamak

Bu kalıpta rather than + -ing, seçilmeyen bir eylemi veya yöntemi belirtir. Burada dealing with things as they come up reddedilen yaklaşımdır ve cümlenin geri kalanında farklı bir strateji verilmesi beklenir. As they come up, “ortaya çıktıklarında veya meydana geldiklerinde” anlamına gelir. Görevlerin, sorunların ya da kesintilerin ele alınması gereken konular hâline gelmesini anlatır; yukarı doğru hareket etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi rather than + -ing ve as they come up kullanarak tamamlayın. handle ve requests sözcüklerini kullanın: ____, the team reviews all requests at 3 p.m.

Cevabı göster

Rather than handling requests as they come up

oh,

4:04

oh,

the mouse was moved,

4:04

fare hareket ettirildi,

a key was pressed,

4:06

bir tuşa basıldı,

more of that file downloaded,

4:07

o dosyanın daha fazlası indirildi demek yerine,

the system groups these interruptions together Kalıp ifadeler

4:08

sistem bu kesintileri,

based on how long they can afford to wait. Dilbilgisi

4:11

ne kadar bekleyebileceklerine bağlı olarak bir araya toplar.

Kalıp ifadeler

groups these interruptions together: bu kesintileri bir arada gruplandırır

Group + object + together, birbirinden ayrı birkaç öğeyi tek bir grupta toplamak anlamına gelir. Burada sistem, düzenli bir şekilde ele alınabilmeleri için birden fazla kesintiyi gruplar hâlinde birleştirir. These interruptions isim grubu, groups fiilinin nesnesidir. Together, ayrı kesintilerin tek tek ele alınmak yerine birleştirildiğini vurgular; buradaki gruplama düzenlemeyle ilgilidir ve mutlaka fiziksel değildir.

Alıştırma

Cümleyi group + object + together kalıbıyla ve group fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The app ____ similar alerts ____.

Cevabı göster

groups · together

Dilbilgisi

based on how long they can afford to wait: bir ölçüt belirtmek

Based on + bir isim veya soru sözcüklü yan cümle, karar verme, sıralama ya da sınıflandırmada kullanılan ölçütü belirtir. Burada how long they can afford to wait gömülü bir soru yan cümlesidir; bu nedenle how long they can afford şeklinde düz cümle sırasını kullanır, how long can they afford şeklini değil. can afford to wait ifadesindeki afford öncelikle parayla ilgili değildir. Bu kadar beklemenin kabul edilemez bir maliyet veya sorun yaratmayacağı anlamına gelir. Tüm ifade, sıralamanın ne kadar gecikmeyi güvenli biçimde tolere edebildiklerine bağlı olduğunu anlatır.

Alıştırma

Müşterilerin beklemeye ne kadar dayanabildiğinin talepleri önceliklendirme ölçütü olduğunu doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Requests are prioritized because customers can pay for a longer wait.
  2. Requests are prioritized based how long can customers afford to wait.
  3. Requests are prioritized based on how long customers can afford to wait.
Cevabı göster

Requests are prioritized based on how long customers can afford to wait.

In 2013,

4:15

2013 yılında,

interrupt coalescing triggered a massive improvement Kalıp ifadeler

4:16

kesinti birleştirme, dizüstü bilgisayarların pil ömründe

in laptop battery life.

4:19

devasa bir iyileştirmeyi tetikledi.

Kalıp ifadeler

triggered a massive improvement in ...: güçlü bir nedensel sonucu bildirmek

Trigger + a/an + improvement in + an area, “bir alanda olumlu bir değişime neden olmak” anlamına gelir. Burada triggered mecazidir: kesme birleştirme bu sonucu meydana getirmiştir; fiziksel bir tetik söz konusu değildir. Massive, iyileşmenin çok büyük olduğunu belirtir. Laptop battery life, bir dizüstü bilgisayarın tek şarjla çalışabildiği süredir; dolayısıyla ifade bu çalışma süresinde büyük bir artış olduğunu bildirir.

Alıştırma

Yeniden tasarımın yükleme hızını büyük ölçüde artırdığını doğal biçimde bildiren cümle hangisidir?

  1. The redesign measured loading speed without changing it.
  2. The redesign triggered a massive improvement in loading speed.
  3. The redesign triggered massively improvement of loading speed.
Cevabı göster

The redesign triggered a massive improvement in loading speed.

This is because deferring interruptions Dilbilgisi

4:22

Bunun nedeni, kesintilerin ertelenmesinin,

lets a system check everything at once,

4:24

sistemin her şeyi aynı anda kontrol etmesine

Dilbilgisi

deferring interruptions lets a system check everything at once: let + nesne + yalın fiil

deferring interruptions, kesintileri ele almadan önce bekleme stratejisini adlandıran ve özne olarak kullanılan bir -ing ifadesidir. lets a system check bölümünde let, let + nesne + yalın fiil yapısını izler: a system nesnedir ve check, to almadan yalın hâlde kullanılır. At once “tek seferde” veya “aynı anda” anlamına gelir. Cümle, beklemenin sistemin eksiksiz bir kontrolü tek seferde yapmasını mümkün kıldığını açıklar.

Alıştırma

let + nesne + yalın fiil yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. Batching the requests lets the server process them together.
  2. Batching the requests lets processing the server them together.
  3. Batching the requests lets the server to process them together.
Cevabı göster

Batching the requests lets the server process them together.

then quickly re-enter a low-power state. Kelime

4:27

ve ardından hızla düşük güç durumuna yeniden girmesine izin vermesidir.

Kelime

quickly re-enter a low-power state: düşük güç durumuna hızla yeniden girmek

Re-enter “yeniden girmek” demektir; re- ön eki tekrarı gösterir. Burada quickly re-enter a low-power state, bir cihazın başka bir işlem yaptıktan sonra enerji tasarrufu sağlayan çalışma durumuna dönmesini anlatır. Bu cümlede state “durum” veya “mod” anlamındadır; coğrafi ya da siyasi bir bölge anlamında değildir. Low-power, state'i niteler ve cihazın daha az enerji kullandığı durumu belirtir. Quickly, dönüşün ne kadar hızlı olduğunu vurgular.

Alıştırma

Bir cihazın enerji tasarrufu moduna dönmesini anlatan doğal cümleyi seçin.

  1. After sending the data, the sensor will re-enter a low-power state.
  2. After sending the data, the sensor will re-enter in a low-power state.
  3. After sending the data, the sensor will state a low power.
Cevabı göster

After sending the data, the sensor will re-enter a low-power state.

As with computers, Anlatım akışı

4:30

Bilgisayarlarda olduğu gibi,

so it is with us.

4:31

bizim için de durum böyledir.

Anlatım akışı

As with computers, so it is with us: bir noktayı benzetmeyle aktarmak

As with X, so it is with Y kalıbı, X hakkında daha önce söylenen bir noktanın Y için de geçerli olduğunu belirtir. Burada bilgisayarlarla ilgili gözlem insanlara aktarılır: so it is with us, “aynı şey bizim için de geçerli” demektir. Bu kalıp, düşünce akışını düzenler. Temel fikir aynı kalırken bilgisayar örneğinden insanların durumuna geçildiğini gösterir.

Alıştırma

“As with computers, so it is with us” argümanda ne yapıyor?

  1. Yalnızca insanlar için geçerli bir istisna sunar.
  2. İnsanların fiziksel olarak bilgisayarların bir parçası olduğunu söyler.
  3. Bilgisayarlarla ilgili önceki noktayı insanlara uygular.
Cevabı göster

Bilgisayarlarla ilgili önceki noktayı insanlara uygular.

Perhaps adopting a similar approach might allow us users Dilbilgisi

4:33

Belki benzer bir yaklaşımı benimsemek, biz kullanıcıların

to reclaim our own attention Deyimler

4:37

kendi dikkatimizi geri kazanmamızı

Dilbilgisi

adopting ... might allow us to reclaim ...: olası bir yararı temkinli biçimde sunmak

Adopting a similar approach, özne görevinde kullanılan bir isim-fiil öbeğidir ve ele alınan eylemi adlandırır. allow us users to reclaim bölümünde us users, “kullanıcı olan bizler” anlamına gelir ve allow fiilinin nesnesini oluşturur; to reclaim ise mümkün hâle gelen eylemi belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp şudur: isim-fiil öbeği + might allow + kişi + to + fiil. Bir eylemin olası yararını sunar. Perhaps ve might ifadeyi yumuşatır; böylece konuşmacı bir sonucu garanti etmek yerine bir olasılık öne sürer.

Alıştırma

Hangi cümle, olası bir yararı anlatmak için isim-fiil öznesini ve might allow + kişi + to + fiil yapısını doğru kullanıyor?

  1. Using a weekly plan might allow the team finish on time.
  2. Using a weekly plan might allow the team to finish on time.
  3. Use a weekly plan might allow the team to finish on time.
Cevabı göster

Using a weekly plan might allow the team to finish on time.

Deyimler

reclaim our own attention: dikkatimizi yeniden kontrol etmek

Burada reclaim our own attention, neye odaklanacağımız üzerindeki kontrolü yeniden kazanmak anlamına gelir. Reclaim, bir şeyi ilk kez elde etmekten çok, bize ait olan ya da kontrolümüzde olması gereken bir şeyi geri alma düşüncesini içerir. Cümle, dikkati dikkat dağıtıcı unsurların elimizden alabileceği bir kaynak gibi ele alır. Bu benzetme dijital alışkanlıklar, iş ve odaklanma hakkında konuşulurken yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede reclaim your attention, odağın kontrolünü geri almak anlamında kullanılmıştır?

  1. Turning off alerts can help you reclaim your attention.
  2. The flashing banner may claim your attention.
  3. She claimed that the meeting ended early.
Cevabı göster

Turning off alerts can help you reclaim your attention.

and give us back one of the things that feels so rare in modern life, Notlar

4:39

ve modern yaşamda çok nadir hissedilen o şeyi bize geri vermeyi sağlayabilir:

rest.

4:43

Dinlenmeyi.

Öbek fiiller

give us back: kaybettiğimiz şeyi geri kazandırmak

Give us back, bir şey kaybolduktan, azaldıktan veya elimizden alındıktan sonra onu bize geri kazandırmak anlamına gelir. Bu cümlede us alan kişileri, rest ise geri kazandırılan şeyi belirtir; back bir yere doğru hareketi değil, geri kazanmayı ifade eder. Bu yapı soyut şeylerle de kullanılabilir: give someone their time, freedom, or choice back. Nesne daha uzunsa back ondan önce gelebilir; örneğin give us back the time we lost.

Alıştırma

Cümleyi kaybedilen zamanı bize geri kazandırmak anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The new shortcut can ____ ten minutes every morning.

Cevabı göster

give us back

Dilbilgisi

one of the things that feels so rare ...: rest'i sonda açıklamak

Bu ifade önce genel bir betimleme yapar: günümüzde bulunması veya yaşanması zor görünen, adı henüz söylenmemiş bir şeye işaret eder. Sondaki rest sözcüğü daha sonra bunun ne olduğunu açıklar. Bu cümlede nadir hissedilen şey rest'tir; in modern life ise ortamı belirtir. Betimlemeyi addan önce vermek, dinleyiciyi genel bir düşünceden belirli bir yanıta götürür. rest sözcüğünü sona bırakmak da ona daha fazla vurgu kazandırır.

Alıştırma

Vurgulanan ifade, sondaki rest sözcüğünden önce ne yapıyor?

  1. Çeşitli dinlenme türlerinin listesini başlatır.
  2. Nadir olan şeyin modern yaşamın kendisi olduğunu söyler.
  3. Genel bir betimleme sunar ve belirli şeyin rest olduğunu sona bırakır.
Cevabı göster

Genel bir betimleme sunar ve belirli şeyin rest olduğunu sona bırakır.

Are you interested in improving your own time and task management skills? Ton ve niyet

4:45

Kendi zamanınızı ve görev yönetimi becerilerinizi geliştirmekle ilgileniyor musunuz?

Ton ve niyet

interested in improving: be interested in + -ing yapısı

Be interested in + bir isim veya -ing biçimi, bir şey hakkında daha fazla bilgi edinmek ya da ona katılmak istemek anlamına gelir. Burada in bir edattır, bu nedenle improve fiili -ing biçimini alır: interested in improving doğrudur; interested in improve değildir. Bu soru, dinleyicinin kendi zaman ve görev yönetimini geliştirmek isteyip istemediğini kontrol eder. Bir öneri bağlamında bu tür bir soru, dinleyiciye doğrudan ne yapması gerektiğini söylemek yerine ilgisini sorarak bir tavsiyeye veya kaynağa nazikçe geçiş yapabilir.

Alıştırma

Soruyu improve fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Are you interested in ____ your presentation skills?

Cevabı göster

improving

If so, Anlatım akışı

4:49

Eğer öyleyse,

Anlatım akışı

If so: olumlu bir cevaptan sonraki adıma geçmek

If so, “öyleyse” veya “durum buysa” anlamına gelir. So, önce söylenen bütün durumu ya da önermeyi temsil eder; derece bildiren bir zarf değildir. Genellikle evet-hayır sorusundan ya da bir ifadeden sonra kullanılır. Koşulu tekrarlamadan tavsiyeye, sonuca veya bir sonraki adıma geçmeyi sağlar. Burada önceki değerlendirmeyi ardından gelen öneriye bağlar.

Alıştırma

“Durum buysa” anlamındaki iki İngilizce bağlayıcı kelimeyle cümleyi tamamlayın: Do you need a quieter room? ____, we can move the meeting to Room 4.

Cevabı göster

If so

we highly recommend you check out Algorithms to Live By, Notlar

4:50

insan kararlarının bilgisayar bilimi olan

Ton ve niyet

highly recommend you check out: güçlü ve samimi bir öneri

highly recommend öneriyi güçlendirir; konuşan kişi kaynağın karşı tarafın zamanına özellikle değeceğini söyler. highly recommend you check out yapısında you, check out eylemini yapacak kişidir. Buradaki check out, kaynağa göz atmak, hakkında bilgi edinmek veya onu denemek anlamındadır. Bu, Amerikan İngilizcesinde yaygın bir yapıdır: recommend’den sonra kişi, ardından to almayan fiilin yalın hâli gelir. İfade doğrudan ama samimidir; kitap, video, web sitesi, araç, yer veya etkinlik önerirken kullanılabilir ve emir gibi duyulmaz.

Alıştırma

Bu nottaki doğrudan öneri yapısıyla cümleyi tamamlayın: I ____ the new science podcast.

Cevabı göster

highly recommend you check out

the computer science of human decisions.

4:53

"Algorithms to Live By" kitabına göz atmanızı şiddetle tavsiye ederiz.

Kültür

Algorithms to Live By: kitap başlığında to live by ifadesinin anlamı

Algorithms to Live By, bilgisayar bilimindeki fikirleri insanların gündelik kararlarına uygulayan bir kitabın adıdır. Başlıktan sonra gelen the computer science of human decisions sözleri bu konuyu özetler. Başlıktaki to live by, “yaşamını ve seçimlerini yönlendiren ilkeler olarak kullanmak” anlamına gelir. Yaşanacak bir yere sahip olmakla ilgili değildir. Bu nedenle başlık, algoritmaları yaşamdaki kararlar için pratik rehberler olarak sunar.

Alıştırma

Algorithms to Live By bir kitap adı olarak neyi ifade eder?

  1. Gündelik yaşamdaki seçimlere yön verebilen algoritmalar
  2. İnsanların yaşayacağı yerleri tasarlamak için kullanılan algoritmalar
  3. Biyolojik olarak canlı olan bilgisayar programları
Cevabı göster

Gündelik yaşamdaki seçimlere yön verebilen algoritmalar

You can download an audio version of the book for free at audible.com/ted-ed,

4:56

Kitabın sesli versiyonunu audible.com/teded adresinden ücretsiz olarak indirebilirsiniz,

and every free trial created encourages Audible

5:01

ve oluşturulan her ücretsiz deneme, Audible'ı

to continue supporting TED-Ed's nonprofit mission.

5:04

TED-Ed'in kar amacı gütmeyen misyonunu desteklemeye devam etmeye teşvik eder.