Gölge Diyarı | 1. Sezon 5. Bölüm | Tam Bölüm | Bluey | @disneyjr: İngilizce çalışma notları

Disney Jr.

Öğrenme zorluğu
576 kelime 140 kel/dk

Video özeti: Bluey, Coco ve Snickers, gölgelerin güvenli kara, güneşli yerlerin ise timsahlarla dolu deniz sayıldığı hayali bir dünyadan geçer. Engeller karşısında oyunu değiştirmek isteseler de sonunda, macerayı eğlenceli kılan şeyin kurallar içinde çözüm bulmak olduğunu keşfederler. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. What's the time, Mrs. Wolf? — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: Bu soruyu sıradan bir saat sorma ifadesi değil, çocukların oynadığı bir kovalamaca oyunundaki kalıplaşmış çağrı olarak tanıyın. Liderin bir saat söylemesini, oyuncuların o kadar adım saymasını sağlar ve kovalamacayı başlatan “Dinnertime!” cevabı için beklenti oluşturur. 2. all the bits in the sun is — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Çoğul özne “all the bits” ile tekil “is” biçiminin eşleştiği doğal çocuk konuşmasını fark edin. Böylece repliği anlayabilir, ancak bu uyumsuzluğu standart bir kural sanmazsınız; özenli veya resmî İngilizcede normalde “are” kullanılır. 3. got it made in the shade. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Kafiyeli bu gündelik deyimi, birinin rahat, kolay ya da talihli bir durumda olduğu anlamına gelen bütün bir ifade olarak öğrenin. Bu yaklaşım yanıltıcı bir kelimesi kelimesine çeviriyi önler ve konuşanın şakacı, neşeli tonunu fark etmenizi sağlar.

Bu derste

Mum.

0:06

Anne.

Dad.

0:12

Baba.

Bingo.

0:18

Bingo.

Bluey.

0:23

Bluey.

What's the time, Mrs. Wolf? Kültür

0:27

Saat kaç, Bayan Kurt?

Kültür

Bir oyun çağrısı olarak What's the time, Mrs. Wolf?

Bu çocuk kovalamaca oyununda What's the time, Mrs. Wolf? sabit ve tekrarlanan bir oyun sözüdür; gerçekten saatin kaç olduğunu öğrenmek için sorulmaz. Mrs. Wolf rolündeki oyuncu bir saat söyleyerek cevap verir. Dinnertime! gibi son bir çağrı kovalamacanın başlayacağını bildirir. Bu nedenle Mrs. Wolf oyundaki bir roldür ve soru, oyunun belirlenmiş akışını ilerletir.

Alıştırma

Çocuk oyununda What's the time, Mrs. Wolf? sorusunun temel işlevi nedir?

  1. Bir yetişkine gerçek saati kibarca sorar.
  2. Oyunun saat kaçta bitmesinin planlandığını sorar.
  3. Oyunu kovalamacaya doğru ilerleten, tekrarlanan çağrıdır.
Cevabı göster

Oyunu kovalamacaya doğru ilerleten, tekrarlanan çağrıdır.

7:00.

0:29

7.

1 2 3 4 5 6 7

0:31

1 2 3 4 5 6 7

What's the time, Mrs. Wolf?

0:36

Saat kaç, Bayan Kurt?

10:00.

0:39

10.

Coco.

0:41

Coco.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

0:43

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

What's the time, Mrs. Wolf?

0:45

Saat kaç, Bayan Kurt?

Dinnertime!

0:48

Akşam yemeği zamanı!

Got you.

0:49

Yakaladım.

Coco.

0:50

Coco.

You always do this. Ton ve niyet

0:51

Bunu hep yapıyorsun.

Ton ve niyet

You always do this. cümlesinde always sözcüğünün sitem tonu

Burada always, o anki davranışı benzer davranışların tekrarlandığı bir örüntüye bağlar. Bu nedenle You always do this. bir şikâyet veya suçlama gibi duyulur: konuşan kişi aynı can sıkıcı sorunun yine yaşandığını söylemektedir. Duygusal bir konuşmada always, her bir durumla ilgili gerçek anlamda kesin bir iddiadan çok abartılı bir genelleme olabilir. Cümle, davranışı tarafsız bir sıklık bilgisi olarak değil, tekrarlanan bir sorun olarak sunar.

Alıştırma

Bir tartışma sırasında biri You always do this. diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Davranışı tekrarlanan bir sorun olarak görüyor ve buna kızıyor.
  2. Dinleyiciyi tutarlı olduğu için övüyor.
  3. Her durumu saydı ve hiç istisna olmadığını doğruladı.
Cevabı göster

Davranışı tekrarlanan bir sorun olarak görüyor ve buna kızıyor.

Do what?

0:54

Neyi yapıyorum?

Something to make the game easy for you. Dilbilgisi

0:55

Oyunu kendin için kolaylaştıracak bir şeyleri.

Dilbilgisi

to make the game easy for you: make + nesne + sıfat

to make ... mastar öbeği, bir şeyin amacını veya beklenen etkisini belirtir: belirli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. make the game easy ifadesinde make, “üretmek” değil, “bir şeyi belirli bir duruma getirmek” anlamındadır. The game nesnedir, easy ortaya çıkan durumu anlatır ve for you bu kolaylığı kimin yaşayacağını belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp to make + nesne + sıfat + for + kişi şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir eylemin bir şeyi bir kişi için kolaylaştırmayı amaçladığını göstermek üzere to make + nesne + sıfat yapısını kullanır?

  1. We added pictures to make the instructions easy for new readers.
  2. We added pictures because the instructions were easy for new readers.
  3. We asked new readers to make pictures for the instructions.
Cevabı göster

We added pictures to make the instructions easy for new readers.

Do I?

0:57

Yapıyor muyum?

Yes.

0:58

Evet.

Oh, sorry, Bluey.

0:59

Oh, üzgünüm, Bluey.

I'll try and stop. Kalıp ifadeler

1:01

Yapmamaya çalışacağım.

Kalıp ifadeler

try and stop: günlük dilde try and + fiilin yalın hâli

Günlük ve resmî olmayan konuşmada try and + fiilin yalın hâli genellikle try to + fiilin yalın hâliyle aynı anlama gelir: sonraki eylemi yapmak için çaba göstermek. Burada try and stop, “durmaya çalışmak” veya “devam etmemek için çaba göstermek” demektir. And, try ile stop eylemlerini birbirinden ayrı iki eylem olarak sunmaz ve yapı başarı sözü de vermez. Denemeyi ve hedeflenen eylemi tek bir konuşma ifadesinde birleştirir.

Alıştırma

Hangi cümle günlük bir dille “Bu gece seni aramak için çaba göstereceğim” anlamına gelir?

  1. I'll try and call you tonight.
  2. I'll definitely call you at exactly eight.
  3. I tried calling you last night.
Cevabı göster

I'll try and call you tonight.

What if we play Shadowlands instead? Ton ve niyet

1:02

Bunun yerine Gölge Diyarı oynasak nasıl olur?

Ton ve niyet

What if we ... instead?: nazikçe alternatif önermek

Burada What if we + fiilin yalın hâli? varsayımsal bir olayın neye yol açacağını sormaz. Nazik bir öneri işlevi görür: konuşan kişi grubu birlikte bir şey yapmayı düşünmeye davet eder. instead sözcüğü, önerinin mevcut planın yerine sunulan bir seçenek olduğunu belirtir. What if we + fiil + instead? kalıbı, bir grup farklı planlar arasından seçim yaparken başka durumlara da aktarılabilir.

Alıştırma

Nazik bir ortak öneri yapmak için İngilizce cümleyi What if we...? ile tamamlayın: ____ take the train instead?

Cevabı göster

What if we

Yeah.

1:04

Olur.

This episode of Bluey is called Shadowlands.

1:06

Bluey'nin bu bölümünün adı Gölge Diyarı.

What's Shadowlands?

1:10

Gölge Diyarı nedir?

It's fun.

1:12

Çok eğlencelidir.

All the shadowy grassy bits are the land. Kelime

1:13

Çimlerdeki bütün gölgeli yerler karadır.

Kelime

shadowy grassy bits: küçük alanlar için gündelik bits kullanımı

shadowy grassy bits ifadesinde bits, küçük ve birbirinden ayrı parçalar ya da alanlar anlamına gelir. shadowy ve grassy sıfatları, bunların gölgede kalan küçük çimenlik alanlar olduğunu gösterir; bilgisayar bitlerinden söz edilmez. Bu bits kullanımı gündeliktir ve Britanya ile Avustralya İngilizcesinde yaygındır. Kesin sınırları belirtmeden küçük veya düzensiz parçaları genel biçimde adlandırmayı sağlar.

Alıştırma

“All the shadowy grassy bits are the land.” cümlesinde shadowy grassy bits ne anlama gelir?

  1. aydınlık ve açık alanın tamamı
  2. çimenlerin arasına saklanmış ikili veriler
  3. gölgede kalan küçük çimenlik alanlar
Cevabı göster

gölgede kalan küçük çimenlik alanlar

And all the bits in the sun is the sea. Dilbilgisi

1:16

Ve güneşte kalan bütün yerler ise denizdir.

Dilbilgisi

all the bits in the sun is: çoğul özneyle are kullanılır

all the bits öznesinin ana adı bits'tir; dolayısıyla özne çoğuldur. in the sun yalnızca hangi kısımların kastedildiğini belirtir; tekil sun sözcüğü fiilin biçimini belirlemez. Altyazı, çocuğun doğaçlama konuşmasındaki standart dışı uyumu korur: all the bits in the sun is. Standart İngilizcede all the bits in the sun are kullanılır. Buradaki anlam, bu alanların oyunda deniz sayılmasıdır.

Alıştırma

Cümleyi be fiilinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: All the pieces near the window ____ dry.

Cevabı göster

are

Yeah, and there's crocodiles in the sea. Dilbilgisi

1:18

Evet, ve denizde de timsahlar var.

Dilbilgisi

there's crocodiles: gündelik there's ve standart there are

there's, there is ifadesinin kısaltmasıdır; ancak crocodiles çoğuldur. Doğal ve gündelik konuşmada birçok kişi, ardından çoğul bir ad gelse bile bir şeyi tanıtmak için there's biçimini sabit bir başlangıç gibi kullanır. Standart uyum için çoğul addan önce there are kullanılır: There are crocodiles in the sea. Tekil adla ise there's doğal bir seçimdir: There's a crocodile in the sea. Böylece gündelik cümleyi anlayabilir, fakat onu resmî kullanımda önerilen kalıp olarak görmezsiniz.

Alıştırma

Bu kullanımın resmî bir rapora uygun olup olmadığına karar verin: There's several reasons for the delay.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

Yeah, you can't touch the water.

1:20

Aynen, suya dokunmamalısın.

Or you get bitten by a crocodile. Dilbilgisi

1:22

Yoksa seni bir timsah ısırır.

Dilbilgisi

get bitten by: olayı öne çıkaran get edilgeni

get bitten by ifadesinde get + bitten geçmiş zaman ortacı edilgen bir yapı oluşturur: özne eyleme maruz kalır, by ise eylemi yapan kişi ya da şeyi belirtir. Burada get, “elde etmek” anlamına gelmez. Bu get edilgeni, ısırılmayı öznenin başına gelen bir olay olarak sunar. Kaza, sorun veya ani sonuçlardan söz ederken konuşma dilinde yaygındır ve nötr be edilgenine göre olayı daha fazla öne çıkarır.

Alıştırma

Cümleyi bite fiilinin geçmiş zamandaki get edilgeniyle tamamlayın ve by sözcüğünü de ekleyin: During the hike, Maya ____ a dog.

Cevabı göster

got bitten by

So, you can only walk on the land. Dilbilgisi

1:24

Yani sadece karada yürüyebilirsin.

Dilbilgisi

can only walk on: yürünebilecek yeri sınırlamak

can only walk on ifadesinde can bir kural kapsamındaki izni belirtir; only ise ardından gelen fiil öbeğini sınırlar. Kural, karada yürümeye izin verir ve başka bir yerde yürümeyi dışlar. Tekrar kullanılabilen can only + fiilin yalın hâli kalıbı yalnızca bir eyleme, yere, yönteme ya da seçeneğe izin verildiğini söyler. Bu, kişinin becerisini değil bir kısıtlamayı anlatır.

Alıştırma

Hangi kural, ziyaretçilerin yalnızca işaretli yollarda yürüyebileceği ve başka hiçbir yerde yürüyemeyeceği anlamına gelir?

  1. Visitors can only walk on the marked paths.
  2. Visitors can walk on the marked paths.
  3. Only visitors can walk on the marked paths.
Cevabı göster

Visitors can only walk on the marked paths.

These bits.

1:27

Bu kısımlarda.

Yeah, and we have to get from here Kalıp ifadeler

1:29

Evet ve buradan çıkıp

to the picnic blanket.

1:31

piknik örtüsüne kadar gitmeliyiz.

Kalıp ifadeler

have to get from A to B: yerler arasında zorunlu hareket

Have to, rotayı tamamlamanın gerekli olduğunu belirtir. Get from A to B, başlangıç noktası A’dan varış noktası B’ye gitmek veya hareket etmek demektir. Bu cümlede A here, B ise the picnic blanket ifadesidir. Burada get, “almak” veya “elde etmek” anlamına gelmez. Yapının tamamı zorunlu bir yolculuğu ya da bir noktadan diğerine ilerlemesi gereken bir süreci anlatabilir.

Alıştırma

Verilen yerlerle get from A to B yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın. Başlangıç: the library. Varış: the sports center. We have to ____ before practice starts.

Cevabı göster

get from the library to the sports center

All right.

1:33

Tamamdır.

But you can't just change the rules Ton ve niyet

1:34

Ama bu sefer oyunu kolaylaştırmak için

to make it easy this time, okay?

1:37

kafana göre kuralları değiştiremezsin, tamam mı?

Ton ve niyet

can't just change the rules: kesin bir sınır koymak

Can't just + fiilin yalın hâli, konuşanın mantıksız bulduğu veya karşı tarafın tek başına karar verme hakkına sahip olmadığı bir eylemi durdurmak için kullanılır. Burada can't just change the rules, kişinin görevi kolaylaştırmak için kuralları kafasına göre değiştiremeyeceği anlamına gelir. Bu yapıda just, “az önce” değil, “geçerli bir neden, izin veya konuşma olmadan öylece” anlamını katar. Bu nedenle cümle kesin bir sınır koyar ve hafifçe azarlayıcı bir ton taşır.

Alıştırma

Bir kişi acelesi olduğu için sıranın önüne geçmeye çalışıyor. Hangi yanıt en doğal biçimde kesin bir sınır koyar?

  1. You don't have to stand in line if you're in a hurry.
  2. You can join the line when you are ready.
  3. You can't just cut in line because you're in a hurry.
Cevabı göster

You can't just cut in line because you're in a hurry.

No, I won't.

1:40

Hayır, değiştirmeyeceğim.

You promise? Ton ve niyet

1:41

Söz veriyor musun?

I promise.

1:42

Söz veriyorum.

Ton ve niyet

You promise? ... I promise. — Söz istemek ve söz vermek

You promise?, Do you promise? sorusunun konuşma dilindeki kısa biçimidir. Dinleyenden, ne yapılacağı zaten bilinen bir anlaşmaya uyacağını onaylamasını ister. I promise. yalnızca bir düşünceyi bildirmez; bunu söylemek o anda söz vermektir. Bu iki kısa replik birlikte bir anlaşma kurar: bir kişi kesin bir taahhüt ister, diğeri de bunu kabul edip yerine getireceğine söz verir.

Alıştırma

Cevabı, doğrudan söz vermeyi sağlayan ifadeyle tamamlayın: “Will you keep the surprise secret? You promise?” “____.”

Cevabı göster

I promise

Okay, let's go.

1:43

Tamam, hadi gidelim.

Yeah! Yeah!

1:45

Oley! Oley!

This is fun.

1:59

Bu çok eğlenceli.

I told you.

2:01

Sana söylemiştim.

You won't get us, crocodile. Kelime

2:06

Bizi yakalayamazsın, timsah.

Kelime

won't get us: get fiilinin “yakalamak” anlamı

won't get us ifadesinde get, kovalanan kişileri yakalamak veya onlara yetişmek, bazen de zarar vermek anlamına gelir. Burada almak ya da elde etmek anlamında değildir. Bu anlamı çevredeki hareketlerden anlayabilirsiniz: bir takipçi veya tehdit birini yakalamaya çalışıyorsa get + kişi ya da zamir, o hedefi yakalamayı başarmak anlamına gelebilir. Won't, konuşanın takipçinin başarılı olamayacağına inandığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede get, kovalamaca sırasında birini yakalamak anlamında kullanılmıştır?

  1. Sam went to the kitchen to get a glass of water.
  2. The puppy ran after Sam but couldn't get him.
  3. Sam doesn't get the joke.
Cevabı göster

The puppy ran after Sam but couldn't get him.

I can't jump that far. Kalıp ifadeler

2:10

O kadar uzağa zıplayamam.

Kalıp ifadeler

jump that far: that ile bilinen bir mesafeyi belirtmek

that far ifadesindeki that, daha önce sözü edilen, gösterilen veya görülebilen bir mesafeyi belirtir. Far sözcüğünü niteler; bu nedenle jump that far, “tek bir atlayışla o mesafeyi aşmak” demektir, “o nesneye doğru atlamak” değil. Fiil + that far yapısı, run that far, throw something that far veya see that far örneklerinde olduğu gibi bir eylemin belirtilen mesafeye ulaşıp ulaşmadığını anlatır. Can't ile kullanıldığında gerekli mesafenin konuşanın yeteneğini aştığını belirtir.

Alıştırma

Uzaktaki bir şamandırayı gösteriyorsun. Oranın ‘fazla uzak’ olduğunu söylemeden birinin o noktaya kadar yüzüp yüzemeyeceğini soran cümle hangisidir?

  1. Can you swim this far?
  2. Can you swim that far?
  3. Is it too far to swim?
Cevabı göster

Can you swim that far?

Look at my little legs.

2:11

Şu kısacık bacaklarıma bir bakın.

Well, maybe just this time Ton ve niyet

2:13

Şey, belki sadece bu seferlik

Ton ve niyet

maybe just this time: tek seferlik bir istisnayı yumuşakça önermek

Maybe öneriyi yumuşatırken just this time onu yalnızca şu anki durumla sınırlar. Maybe just this time birlikte kullanıldığında, bir kurala veya alışılmış plana tek seferlik bir istisna önermenin temkinli bir yoludur. Bu ifade, iznin zaten verildiği anlamına gelmez. Değişikliği “sadece bu sefer” diye sunmak istisnayı daha küçük ve kabul edilmesi daha kolay gösterir; bu yüzden ifade çoğu zaman bir uzlaşma yöntemi olarak kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle alışılmış bir kurala tek seferlik bir istisnayı yumuşak bir şekilde önerir?

  1. Maybe just this time, we can eat dinner in the living room.
  2. We must never eat dinner in the living room.
  3. We can eat dinner in the living room every day.
Cevabı göster

Maybe just this time, we can eat dinner in the living room.

you can have crocodile-proof shoes. Kelime

2:15

timsah geçirmez ayakkabıların olabilir.

Kelime

crocodile-proof shoes: -proof ile sıfat oluşturma

-proof ögesi, bir ismin sonuna eklenerek “X'e karşı korumalı” ya da “X'in olağan etkisini göstermesini engelleyecek biçimde tasarlanmış” anlamında bir sıfat oluşturabilir. crocodile-proof shoes ifadesinde crocodile, ayakkabıların hayalî olarak karşı koyacağı tehlikeyi belirtir. Crocodile-proof, standart bir ürün adı değil, eğlenceli ve anlaşılır bir bağlama özgü türetmedir. Yeni bir X-proof birleşik sözcüğü gördüğünüzde X'i belirleyin ve bağlamda X'e karşı ne tür bir korumanın anlamlı olduğunu düşünün.

Alıştırma

Cümleyi “suyu geçirmeyen” anlamındaki yaygın -proof sıfatıyla tamamlayın: These hiking boots are ____.

Cevabı göster

waterproof

Coco.

2:17

Coco.

Oh, yeah.

2:19

Oh, evet.

Sorry.

2:20

Üzgünüm.

But how is Snickers gonna get over? Öbek fiiller

2:21

Ama Snickers nasıl karşıya geçecek?

Öbek fiiller

get over: fiziksel bir engeli aşmak

Burada get over, fiziksel bir engelin veya boşluğun üzerinden geçip diğer tarafa ulaşmak anlamına gelir. Engel, durumdan zaten anlaşıldığı için over sözcüğünden sonra belirtilmemiştir. Get over ayrıca bir hastalıktan veya üzücü bir deneyimden sonra iyileşmek ya da bir güçlüğü aşmak anlamına gelebilir. Bu soru bir güzergâhı sorduğu için doğru anlam fiziksel harekettir.

Alıştırma

Bir çitin içinden geçmek veya çevresinden dolaşmak yerine çite tırmanıp aşıyorsunuz. Bu hareketi hangi cümle anlatır?

  1. We get through the fence.
  2. We get around the fence.
  3. We get over the fence.
Cevabı göster

We get over the fence.

Um

2:23

Hımm.

I know.

2:25

Buldum.

Come here, Coco.

2:26

Buraya gel, Coco.

Now, get on my shoulders. Öbek fiiller

2:28

Şimdi, omuzlarıma çık.

Öbek fiiller

get on my shoulders: destek sağlayan bir yerin üzerine çıkmak

get on my shoulders ifadesinde get on, vücudunu seni taşıyacak bir yerin üzerine taşımak demektir. Konuşan kişi karşısındakine omuzlarına tırmanıp oturmasını veya yaslanmasını söylüyor. get on + yüzey, destek ya da binilen şey yapısı, onun üzerine doğru hareketi anlatır. Burada fiziksel konumdan söz edilir; ‘devam etmek’ veya ‘iyi geçinmek’ anlamlarından değil.

Alıştırma

Bir otobüs durağında bekliyorsunuz. get sözcüğüne doğru parçacığı ekleyerek yönergeyi tamamlayın: When the bus arrives, ____ the bus.

Cevabı göster

get on

Go, Snickers.

2:32

Yürü, Snickers.

Yeah, we did it.

2:36

Yaşasın, başardık.

Great idea, Bluey.

2:38

Harika fikir, Bluey.

Hey, this bug looks like bird poo. Kalıp ifadeler

2:45

Hey, bu böcek kuş kakasına benziyor.

Kalıp ifadeler

looks like bird poo: görünüş benzerliği ve gündelik poo

look like + isim öbeği yapısı, bir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzediğini belirtir; ikisinin gerçekten aynı şey olduğunu söylemez. this bug üçüncü tekil kişi olduğu için look, looks biçimine dönüşür ve bird poo, like sözcüğünden sonra gelen isim öbeğidir. Burada bird poo, kuş dışkısı anlamına gelir. Poo, çocuklarla konuşurken de kullanılan çok gündelik bir sözcüktür ve eğlenceli bir sohbete uygundur.

Alıştırma

Cümleyi görünüş benzerliği bildiren bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: From a distance, that rock ____ a sleeping bear.

Cevabı göster

looks like

Bluey, look out. Öbek fiiller

2:51

Bluey, dikkat et.

Öbek fiiller

look out: acil bir tehlike uyarısı

Bu cümlede "look out", "dikkat et, tehlike çok yakın" anlamına gelen kalıplaşmış bir emir ifadesidir. Hızlı bir uyarıdır; dışarı bakma talimatı değildir. "You" öznesi söylenmeden anlaşılır. Bu kısa biçim, uyarıyı doğrudan ve acil hâle getirir.

Alıştırma

Bir bisikletli doğruca Sam'e doğru geliyor. Dersteki ifadeyle acil uyarıyı tamamlayın: Sam, ____!

Cevabı göster

look out

Bluey.

2:53

Bluey.

Bluey.

2:54

Bluey.

You're trapped.

3:00

Tuzağa düştün.

How are you gonna get across the river? Kalıp ifadeler

3:01

Nehri nasıl geçeceksin?

Kalıp ifadeler

get across the river: diğer tarafa ulaşmak

Burada "get across the river", nehrin diğer tarafına ulaşmak anlamına gelir. "Across" bir taraftan diğerine hareketi anlatırken "get", bu sonuca başarıyla ulaşmaya odaklanır. Bu kelimeler burada bir mesajı iletmeyi değil, fiziksel hareketi anlatır.

Alıştırma

Köprü yok. Soruyu, dersteki "diğer tarafa ulaşmak" anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: How can we ____ the river?

Cevabı göster

get across

I don't know.

3:03

Bilmiyorum.

How about we just pretend Ton ve niyet

3:04

Bu kısımda bütün timsahlar

in this bit all the crocodiles are asleep?

3:06

uyuyormuş gibi yapsak nasıl olur?

Ton ve niyet

How about we just pretend: ortak bir öneriyi hafif bir dille sunmak

How about we + fiilin yalın hâli...? grubun birlikte yapabileceği bir şeyi konuşma dilinde önermenin bir yoludur. Bu cümlede How about we just pretend bilgi istemez; oyuna devam etmek için geçici bir çözüm önerir. Just fikri küçük ve kolay gösterirken pretend gerçek olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi kabul edip davranmak anlamına gelir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp How about we + fiilin yalın hâli...? şeklindedir; burada ardından pretend + yan cümle all the crocodiles are asleep gelir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrenilen öneri başlangıcının aynısıyla tamamlayın: ____ this blanket is a magic cape?

Cevabı göster

How about we just pretend

You can't change the rules, Coco.

3:10

Kuralları değiştiremezsin, Coco.

Aw, why not? Ton ve niyet

3:13

Off, nedenmiş o?

Ton ve niyet

Bir reddin ardından Why not?: sebebini sormak

Bu bağlamda Why not?, birinin hayır demesinden veya bir fikri reddetmesinden sonra gelir. “Buna neden izin verilmiyor ya da bu neden mümkün değil?” anlamındadır. Konuşan kişi sebebi sorar; Aw ise hayal kırıklığı katar. Why not?, bir öneriye cevap verdiğinde “Olur, kulağa iyi geliyor” anlamına da gelebilir. İşlevini önceki söz belirler: Bir reddin ardından reddin sebebini sorgular; bir davet veya önerinin ardından ise kabul anlamına gelebilir.

Alıştırma

Alex, "You can't sit here." diyor. Sam, "Why not?" diye cevap veriyor. Sam ne yapıyor?

  1. Sebebini sormak
  2. Bir daveti kabul etmek
  3. Başka bir yere oturmayı önermek
Cevabı göster

Sebebini sormak

Because they're the rules. Anlatım akışı

3:14

Çünkü kurallar böyle.

Anlatım akışı

Because they're the rules. — Kuralın kendisini gerekçe olarak sunmak

Because, bu cümlenin bir why sorusuna yanıt olduğunu gösterir. Konuşmada, kurala uymak zorunda olmak gibi eksik bırakılan ana düşünce belliyse because ile başlayan yan cümle tek başına kullanılabilir. Burada they're the rules, gerekçe olarak kuralların kendisini sunar. Sınırı korur ve itirazı sona erdirebilir; ancak kuralların neden mantıklı olduğunu açıklamaz.

Alıştırma

Because they're the rules. cümlesinin buradaki temel işlevi nedir?

  1. Kuralların neden adil olduğunu ayrıntılı olarak açıklar.
  2. Kurallara bir istisna getirmeyi teklif eder.
  3. Kuralların kendisini gerekçe olarak sunar ve sınırı korur.
Cevabı göster

Kuralların kendisini gerekçe olarak sunar ve sınırı korur.

Look, a bus.

3:20

Bakın, bir otobüs.

Are you ready, Bluey?

3:23

Hazır mısın, Bluey?

I'm ready.

3:25

Hazırım.

Go!

3:27

Git!

Go, Bluey.

3:29

Yürü, Bluey.

Yeah.

3:35

Evet.

That was so cool. Kelime

3:36

Bu çok havalıydı.

Kelime

was so cool. — Coşkulu ve günlük bir övgü

was so cool ifadesinde cool; mükemmel, heyecan verici veya etkileyici anlamına gelen olumlu ve günlük bir değerlendirmedir, düşük sıcaklık anlamına gelmez. So, sıfatın derecesini artırarak övgüyü güçlü ve coşkulu hâle getirir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz seçeneği seçin. Cool sözcüğündeki ünlüye ve son sese odaklanın.

  1. That was so cute.
  2. That was so cool.
  3. That was so cold.
Cevabı göster

That was so cool.

Come on.

3:37

Hadi gelin.

We're almost at the picnic blanket. Kalıp ifadeler

3:38

Piknik örtüsüne varmak üzereyiz.

Kalıp ifadeler

almost at the picnic blanket: varış noktasına çok yakın

Almost at + bir yer, o yere ulaşmaya çok yakın olunduğunu ama henüz varılmadığını belirtir. Bu cümlede at the picnic blanket, piknik örtüsünü varış noktası olarak gösterir. İfadenin önünde be fiilinin uygun bir biçimi bulunur: be almost at + bir varış noktası veya aşama. Bu kalıp, fiziksel bir yere ya da bir sürecin sonuna doğru ilerlemeyi anlatabilir.

Alıştırma

İstasyona yakın olduğunuzu ancak henüz varmadığınızı doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. We're almost the station.
  2. We're almost at the station.
  3. We're at almost the station.
Cevabı göster

We're almost at the station.

Be careful, everyone.

3:42

Herkes dikkatli olsun.

This bridge is really skinny. Kelime

3:44

Bu köprü gerçekten çok dar.

Kelime

really skinny: çok dar demenin gündelik bir yolu

Skinny çoğunlukla bir insanı veya hayvanı çok zayıf olarak tanımlar. Burada anlam köprüye aktarılmıştır; dolayısıyla köprünün çok dar ve ince göründüğünü belirtir. Bu, köprünün bedene benzer bir şekli varmış gibi hayal eden eğlenceli bir ifadedir. Really, skinny sözcüğünü güçlendirir ve köprünün belirgin biçimde dar hissedildiğini anlatır. Cümle köprünün genişliğini betimler; köprünün gerçekten insan bedeni olduğunu söylemez.

Alıştırma

Şu iddiayı değerlendirin: Resmî bir mühendislik raporunda "The bridge is skinny", genişliği anlatan tarafsız ve standart bir ifadedir.

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

Wait.

3:47

Bekleyin.

It's getting windy. Dilbilgisi

3:48

Rüzgar çıkıyor.

Dilbilgisi

getting windy: durum değişimi için get + sıfat

Get + sıfat, bir şeyin yeni bir duruma geçmekte olduğunu gösterebilir. getting windy ifadesinde hava o anda rüzgârlı hâle gelmektedir; yalnızca havanın zaten rüzgârlı olduğu söylenmez. Burada get, “almak” veya “elde etmek” anlamına gelmez. Aynı yapı getting dark, getting late ve getting cold ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Bir değişimi göstermek için get + sıfat yapısını dark ile kullanın: It's ____, so let's turn on the lights.

Cevabı göster

getting dark

The wind is making it move. Dilbilgisi

3:51

Rüzgar yüzünden sallanıyor.

Dilbilgisi

making it move: make + nesne + fiilin yalın hâli

Make + nesne + fiilin yalın hâli, bir kişinin veya şeyin nesnenin bir eylem yapmasına neden olduğunu anlatır. making it move içinde it etkilenen nesne, move ise onun yaptığı eylemdir. Bu etken yapıda make'den sonra to olmadan fiilin yalın hâli kullanılır: make it move; make it to move kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede make + nesne + fiilin yalın hâli doğru kullanılmıştır?

  1. The funny video made me laughing.
  2. The funny video made me laugh.
  3. The funny video made me to laugh.
Cevabı göster

The funny video made me laugh.

I can't stay on. Öbek fiiller

3:53

Üstünde duramıyorum.

Öbek fiiller

stay on: bir yüzeyin üzerinde kalmak

Bu cümlede stay on, “bir yüzeyin üzerindeki konumunu korumak ve düşmemek” demektir. stay aynı durumda ya da yerde kalmayı anlatır; on ise sahneden zaten anlaşılan yüzeye gönderme yapar. Yüzey zaten belli olduğu için on'dan sonra yeniden söylenmez. Yeni bir bağlamda stay on the platform örneğindeki gibi yüzeyi belirtin.

Alıştırma

Atlı bir kişi dengesini kaybediyor. Hangi cümle kişinin düşmemeye çalışacağını anlatır?

  1. I'll try to stay nearby until we reach the gate.
  2. I'll try to stay awake until we reach the gate.
  3. I'll try to stay on until we reach the gate.
Cevabı göster

I'll try to stay on until we reach the gate.

The crocodiles are gonna get us.

3:56

Timsahlar bizi yakalayacak.

What are we going to do? Ton ve niyet

3:58

Ne yapacağız?

Ton ve niyet

What are we going to do?: kaygıyla çözüm istemek

Ani bir sorun karşısında What are we going to do?, “Bununla nasıl başa çıkacağız?” anlamına gelir. Konuşan kişi bir sonraki adımı sorar ve aynı zamanda endişe ya da panik de gösterebilir. Aynı ifade sakin bir ortamda planla ilgili bir soru olabilir. Burada zor durum, onu planlanmış bir etkinlikle ilgili tarafsız bir soru olmaktan çıkarıp çözüm isteme sorusuna dönüştürür.

Alıştırma

Bir ailenin arabası ıssız bir yolda bozulur. Bu durumda What are we going to do? büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bu sorunu şimdi nasıl çözebiliriz?
  2. Dün burada ne oldu?
  3. Ne iş yapıyoruz?
Cevabı göster

Bu sorunu şimdi nasıl çözebiliriz?

Phew, we made it. Kalıp ifadeler

4:04

Phew, başardık.

Kalıp ifadeler

we made it: başarmak veya sağ salim varmak

we made it içindeki make it, bir yere ulaşmayı, zor bir işi tamamlamayı veya zorlu bir durumun üstesinden gelmeyi başarmak anlamına gelen deyimsel bir fiil öbeğidir. Burada grubun güvenli biçimde karşıya geçtiğini anlatır. it sözcüğü onların ürettiği bir nesneyi belirtmez. Bağlamdan anlaşılan hedefin yerini tutar; Phew ise başarıdan sonraki rahatlamayı gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede made it, “başarıyla veya zamanında varmak” anlamında kullanılmıştır?

  1. We needed a paper boat, so we made it from a sheet of paper.
  2. The gate was closing, but we made it in time.
  3. The soup was cold after we made it.
Cevabı göster

The gate was closing, but we made it in time.

But look.

4:07

Ama şuraya bakın.

There's no way to get across the sea. Dilbilgisi

4:09

Denizi geçmenin hiçbir yolu yok.

Dilbilgisi

There's no way to get across: mümkün bir yöntem yok

There's no way to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmak için hiçbir yöntem veya uygulanabilir yol bulunmadığı anlamına gelir. Burada get across, denizin bir tarafından diğer tarafına geçmek demektir. Way yalnızca fiziksel bir yol değil, yöntem veya araç anlamına da gelebilir. Bu kalıp, yalnızca we can't get across demeye göre hiçbir çözüm bulunmadığını daha güçlü biçimde vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “mümkün hiçbir yöntem yok” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: There's ____ unlock this phone without the passcode.

Cevabı göster

no way to

And we can't go back this way. Kalıp ifadeler

4:12

Ve bu yoldan geri de dönemeyiz.

Kalıp ifadeler

go back this way: bu yoldan geri dönmek

Bu cümlede go back “önceki bir yere dönmek”, this way ise konuşanın gösterdiği veya az önce sözünü ettiği güzergâh anlamındadır. Birlikte go back this way, “bu yoldan geri dönmek” demektir. Way sözcüğü “yöntem” anlamına da gelebilir; ancak hareket bildiren bir fiil ve fiziksel bir güzergâhla kullanıldığında this way yön belirtir. Can't, bu güzergâhın dönüş için kullanılamadığını söyler.

Alıştırma

Bir rehber daha önce kullandığınız patikayı gösteriyor. “Bu güzergâhtan geri dönmek” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The bridge is closed, so we have to ____.

Cevabı göster

go back this way

We're trapped on a palm tree island.

4:13

Bir palmiye adasında mahsur kaldık.

Oh, no.

4:16

Olamaz.

The little critters must be hungry. Notlar

4:21

Küçük canavarlar acıkmış olmalı.

Kelime

little critters: küçük canlılar için gündelik bir ad

Critters, hayvanlar veya küçük canlılar için kullanılan gündelik bir sözcüktür. Little critters, grubu küçük ve hareketli gösterir ve çoğu zaman sevecen bir hava katar; “küçük canlılar” veya “minik hayvanlar” gibidir. Bu, kesin bir biyolojik sınıf değil, gündelik bir adlandırmadır. Ses tonuna ve bağlama göre critters; böcekleri, zararlı hayvanları veya başka küçük canlıları daha az sevecen bir tavırla da anlatabilir.

Alıştırma

Bir çocuğa kütüğün altındaki minik hayvanları gösteriyorsunuz. Hangi cümle gündelik ve sevecen duyulur?

  1. Please identify the animal specimens under the log.
  2. Those pests under the log must be removed.
  3. Look at those little critters under the log!
Cevabı göster

Look at those little critters under the log!

Dilbilgisi

must be hungry: güçlü bir çıkarım

must be hungry ifadesinde must güçlü bir çıkarım belirtir: konuşan kişi bazı ipuçları görür ve küçük yaratıkların büyük olasılıkla aç olduğu sonucuna varır. Bu, onların aç olmak zorunda olduğu anlamına gelmez. must hem çıkarım hem de zorunluluk ifade edebilir; bu yüzden bağlam önemlidir. Konuşan kişi ipuçlarından bir durumun büyük olasılıkla doğru olduğu sonucuna vardığında must be + betimleme genellikle “bunun doğru olduğuna çok inanıyorum” anlamını taşır. Yüksek güven ifade eder, ancak kesin kanıt değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede must kanıtlara dayalı güçlü bir çıkarım yapmak için kullanılmıştır?

  1. You must wear a helmet on this ride.
  2. All visitors must sign in at the front desk.
  3. The lights are off and the house is silent. They must be asleep.
Cevabı göster

The lights are off and the house is silent. They must be asleep.

Oh, I brought something for them.

4:23

Oh, onlara bir şeyler getirdim.

Cupcakes.

4:27

Cupcake'ler.

Who wants cupcakes. Ton ve niyet

4:29

Kim cupcake ister?

Ton ve niyet

Who wants cupcakes: bir gruba yiyecek ikram etmek

Who wants cupcakes? bir gruba kimin kapkek almak veya yemek istediğini sorar. Hem soru hem de samimi bir ikram ifadesi olarak kullanılır; isteyen kişi cevap verebilir veya elini kaldırabilir. who özne olduğu için standart İngilizcenin geniş zamanında want değil, wants kullanılır. Altyazı noktayla bitse de cümle soru işlevindedir ve normalde soru işaretiyle yazılır.

Alıştırma

Bir gruba limonata ikram ediyorsunuz. Soruyu want fiilinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: Who ____ some lemonade?

Cevabı göster

wants

Cupcakes.

4:32

Cupcake.

They've got blue icing.

4:34

Mavi kremaları var.

And sprinkles.

4:36

Ve şekerlemeleri.

Sprinkles.

4:37

Şekerleme.

Why don't we just make it so we can walk on water? Notlar

4:39

Neden suda yürüyebiliyormuşuz gibi yapmıyoruz?

Ton ve niyet

Why don't we ...? ile ortak bir öneri yapmak

Why don't we + fiilin yalın hâli, konuşan kişinin ve dinleyenin birlikte yapacağı bir eylemi önermenin yaygın bir yoludur. Burada gerçekten bir neden sorulmuyor; bu değişikliğin yapılması öneriliyor. we konuşan kişiyi de kapsadığı için yapı, fikri doğrudan bir emir yerine ortak bir seçenek olarak sunar. we sonrasında fiilin yalın hâli kullanılır: Why don't we try ...?

Alıştırma

Grubunuz iki saattir çalışıyor. Öğrenilen yapıyla öneriyi tamamlayın: ____ take a short break?

Cevabı göster

Why don't we

Dilbilgisi

make it so we can ...: bir sonuç için koşulları değiştirmek

Make it so + yan cümle, mevcut durumu değiştirip düzenleyerek yan cümledeki sonucu gerçek hâle getirmek demektir. make it so we can walk on water ifadesinde it belirli bir nesneye değil, oyun ayarlarına veya kurallarına gönderme yapar; so we can walk on water ise mümkün hâle getirilen sonucu belirtir. Bu yapıda make nedensellik ifade eder, it mevcut durumu temsil eder ve so kendi öznesi ile fiili olan bir sonuç yan cümlesini başlatır.

Alıştırma

Metin çok küçük. Öğrenilen yapıyla cümleyi tamamlayın: Let's ____ everyone can read the instructions.

Cevabı göster

make it so

No one can walk on water.

4:43

Kimse suda yürüyemez.

Water boatman can. Kültür

4:45

Su böcekleri yürüyebilir.

Kültür

water boatman: bir insan değil, suda yaşayan bir böcek

Water boatman, kayıkta kürek çeken bir kişinin değil, suda yaşayan bir böceğin adıdır. Bu böcek tatlı suda yaşar ve yüzerek hareket eder. can sözcüğünden sonraki eylem, hemen önce söylendiği için tekrarlanmaz. Bu nedenle Water boatman can., bu böceğin söz konusu eylemi yapabildiği anlamına gelir. Konuşan kişi böceği genel bir iddiaya istisna olarak gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede water boatman ne anlama geliyor?

  1. Suda yaşayan bir böcek.
  2. Suda kayıkla kürek çeken bir kişi.
  3. Küçük bir kayık türü.
Cevabı göster

Suda yaşayan bir böcek.

Well, we aren't water boatmen.

4:47

İyi de, biz su böceği değiliz ki.

We need to find another way. Kalıp ifadeler

4:48

Başka bir yol bulmalıyız.

Kalıp ifadeler

need to find another way: başka bir çözüm yolu bulmak

Need to find another way, mevcut planın veya seçeneğin işe yaramayacağını ve farklı bir seçeneğin gerekli olduğunu belirtir. Find a way bir yöntem bulmak veya düşünmek demektir; another ise yeni yöntemin daha önce düşünülen seçeneğe alternatif olduğunu gösterir. Burada way, gerçek bir yol olmak zorunda değildir; yöntem veya çözüm anlamındadır. Ancak yolculuk bağlamında aynı ifade farklı bir yol ya da güzergâh anlamına da gelebilir.

Alıştırma

"Farklı bir çözüm aramak" anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Our first plan failed, so we need to ____.

Cevabı göster

find another way

I'm going to eat your cupcakes! Ton ve niyet

4:50

Sizin cupcake'lerinizi yiyeceğim!

Ton ve niyet

I'm going to eat your cupcakes! ile şakacı tehdit

Be going to + fiilin yalın hâli, bir eylemi konuşanın niyeti veya yakında gerçekleşecek bir şey olarak sunar. Burada I'm going to eat, konuşanın birazdan ne yapmayı düşündüğünü bildirir. Eylem başkalarının kapkeklerini yemeyi hedeflediği ve şakacı bir çatışma içinde söylendiği için bu bildirim şakacı bir tehdit işlevi görür: diğerlerine meydan okur ve onları tepki vermeye zorlar. Yapının kendisi tehdit içermez; bu işlevi eylem, ilişki, durum ve ton oluşturur.

Alıştırma

Bu sahnede I'm going to eat your cupcakes! cümlesinin temel işlevi nedir?

  1. Yemek için diğerlerinden kibarca izin ister.
  2. Daha önce gerçekleşmiş bir yemek hakkında yalnızca tarafsız bilgi verir.
  3. Diğerlerine baskı yapmak için bir eylemi şakacı bir tehditle bildirir.
Cevabı göster

Diğerlerine baskı yapmak için bir eylemi şakacı bir tehditle bildirir.

No.

4:55

Hayır.

That's it. Ton ve niyet

4:56

Yeter artık.

Ton ve niyet

That's it. ile karar bildirme

Burada That's it. bir karar anını belirtir. Konuşan kişi tereddüt etmeyi veya duruma katlanmayı bırakmış ve harekete geçmeye hazırdır; dolayısıyla ifade yaklaşık olarak “Yeter, kararımı verdim” anlamına gelir. Başka bağlamlarda That's it. doğru şeyi gösterebilir veya bir şeyin bittiğini belirtebilir. Hangi anlamın kastedildiğini çevredeki eylemler ve ton gösterir; burada bir cevabın doğru olduğunu onaylamaz.

Alıştırma

Leo bilgisayarı üç kez onarmayı denedikten sonra tereddüt etmeyi bırakıp yardım istemek için telefon etmeye karar veriyor. Bu kararı en iyi hangi başlangıç belirtir?

  1. That's all. I'm calling for help.
  2. That's right. I'm calling for help.
  3. That's it. I'm calling for help.
Cevabı göster

That's it. I'm calling for help.

I'm gonna be a water boatman Kalıp ifadeler

4:57

Ben bir su böceği olacağım

Kalıp ifadeler

I'm gonna be ... ile hayalî bir rol duyurmak

I'm gonna be, I'm going to be yapısının gündelik konuşmadaki biçimidir. Hayalî bir oyunda be a water boatman, konuşanın oynayacağı rolü belirler; gerçek türünü, mesleğini veya kalıcı kimliğini belirtmez. I'm gonna be + rol kalıbı, bir oyun ya da gösteride geçici bir rolü duyurabilir. Böyle bir bağlamın dışında aynı kalıp gerçek bir gelecek durumunu veya kimliği anlatabilir; anlamı bağlam belirler.

Alıştırma

Hayalî bir rolü duyurmak için going to be yapısının gündelik gonna biçimini kullanın: In our game, ____ the pilot.

Cevabı göster

I'm gonna be

and walk across this water

4:59

ve bu suyun üstünden yürüyüp

and have a cupcake.

5:01

bir cupcake yiyeceğim.

No, Coco.

5:03

Hayır, Coco.

But I want a cupcake.

5:07

Ama cupcake istiyorum.

You can't just change the rules.

5:09

Kafana göre kuralları değiştiremezsin.

But you still haven't told me why. Dilbilgisi

5:12

Ama hala bana nedenini söylemedin.

Dilbilgisi

still haven't told me why: beklenen cevap hâlâ eksik

still haven't told, still + haven't + geçmiş zaman ortacı told biçimindeki present perfect yapısını kullanır. Bir açıklamanın daha önce yapılması beklendiği hâlde şu ana kadar hiç yapılmadığını anlatır. still, çözülmemiş sorunun devam ettiğini vurgular. Açıklama isterken bir takip sorusu gibi duyulur ve sabırsızlık ya da hafif bir şikâyet gösterebilir. why, konuşanın hâlâ beklediği bilgidir.

Alıştırma

Açıklamayı daha önce bekliyordunuz, ancak hâlâ yapılmadı. Hangi cümle devam eden bu sorunu vurgular?

  1. You still haven't explained the delay.
  2. You explained the delay earlier.
  3. You didn't explain the delay yesterday.
Cevabı göster

You still haven't explained the delay.

Well, because I don't know.

5:16

Şey, çünkü ben de bilmiyorum.

See, there's no reason. Anlatım akışı

5:20

Gördün mü, hiçbir nedeni yok.

Anlatım akışı

See, ...: kanıttan sonuca geçmek

Bu cümlenin başındaki See, “durumun ne gösterdiğine dikkat et” ya da “gördün mü?” anlamına gelen, konuşma diline ait bir söylem belirtecidir. Bir nesneye bakma emri değildir. Önceki duruma kanıt olarak gönderme yapar ve konuşanın there's no reason sonucunu sunar. Daha genel olarak cümle başındaki See, bilinen bir gerçekten konuşanın dinleyiciye kabul ettirmek istediği iddiaya geçiş yapar.

Alıştırma

Şu örneği okuyun: “See, the key fits. This is the right door.” Cümle başındaki See ne yapıyor?

  1. See adında birini tanıtır.
  2. Dinleyiciye konuşanın bir anahtar yapmasını izlemesini söyler.
  3. Anahtarın uymasını sonucu destekleyen kanıt olarak gösterir.
Cevabı göster

Anahtarın uymasını sonucu destekleyen kanıt olarak gösterir.

Maybe Coco's right, Bluey.

5:22

Belki de Coco haklıdır, Bluey.

Maybe we can just change the rules an eensy bit. Kelime

5:24

Belki kuralları birazcık değiştirebiliriz.

Kelime

an eensy bit: şakacı biçimde küçücük bir miktar

An eensy bit, çok küçük bir miktar veya derece anlamına gelir. Burada change fiilinden sonra zarf işlevi görerek kuralların yalnızca biraz değiştirileceğini anlatır. Eensy, şakacı ve çocuksu bir tınısı olan gayriresmî bir sözcüktür. Bu ifade öneriyi de yumuşatır: değişikliği küçücük göstermek, kuralları değiştirme fikrini zararsız ve kabul edilmesi daha kolay hâle getirir.

Alıştırma

An eensy bit şu istekte nasıl bir etki yaratıyor: “Could you turn the music down an eensy bit?”

  1. Ses düzeyindeki değişikliğin kesin ölçüsünü verir.
  2. İsteği resmî ve teknik gösterir.
  3. İstenen değişikliği son derece küçük ve dostça gösterir.
Cevabı göster

İstenen değişikliği son derece küçük ve dostça gösterir.

It'll still be Shadowlands. Ton ve niyet

5:28

Yine Gölge Diyarı oynamış oluruz.

Ton ve niyet

It'll still be Shadowlands: değişiklikten sonra özün aynı kaldığını anlatan still

will still be yapısında still, başka bir ayrıntı değişse bile bir şeyin geçerliliğini koruyacağını anlatır. Burada kurallardaki küçük bir değişiklik oyunun kimliğini değiştirmeyecektir; oyun Shadowlands olarak kalacaktır. Bu yapı bir konuşma sırasında karşı tarafı rahatlatabilir. Olası bir değişikliği kabul ederken önemli noktanın korunacağını söyler. Kullanışlı kalıp It will still be + isim veya sıfat şeklindedir.

Alıştırma

Still burada ne anlatıyor?

  1. Oyunun hiçbir bölümü değiştirilemez.
  2. Küçük bir değişiklik olsa bile aynı oyun olarak kalacak.
  3. Oyun henüz başlamadı.
Cevabı göster

Küçük bir değişiklik olsa bile aynı oyun olarak kalacak.

Okay.

5:31

Tamam.

Wait.

5:38

Bekleyin.

What is it?

5:39

Ne oldu?

The wind is back.

5:40

Rüzgar geri geldi.

Look.

5:43

Bakın.

It's blowing the cloud.

5:44

Bulutu üflüyor.

It's heading towards the sun. Kalıp ifadeler

5:46

Güneşe doğru ilerliyor.

Kalıp ifadeler

heading towards the sun: belirli bir yönde hareket

Burada head, belirli bir yönde hareket etmek veya ilerlemek anlamında kullanılan bir fiildir. is heading towards şimdiki zaman yapısındadır ve şu anda gerçekleşen hareketi anlatır. Towards hareketin yönünü gösterir; hedefe kesinlikle ulaşılacağını belirtmez. Bu yapı, mevcut hareket yönü önemli olduğunda insanlar, araçlar, bulutlar veya fırtınalar için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi head towards ifadesinin şimdiki zaman biçimiyle tamamlayın: The storm ____ the coast.

Cevabı göster

is heading towards

Quick!

5:58

Çabuk!

Hurry up, Snickers. Öbek fiiller

6:01

Acele et, Snickers.

Öbek fiiller

Hurry up: birine hızlanmasını doğrudan söyleme ifadesi

Hurry up, “daha hızlı hareket et veya davran” anlamına gelir. Bu bir emir cümlesidir: konuşan kişi, çok az zaman kaldığı için Snickers'a doğrudan hızlanmasını söyler. Bu öbek fiilde up yukarı doğru hareket anlamına gelmez. İfadenin bütünü, birini daha hızlı hareket etmeye veya bir işi daha erken bitirmeye teşvik edebilir.

Alıştırma

“Daha hızlı hareket et” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle acil emri tamamlayın: ____, Maya, or we'll miss the train.

Cevabı göster

Hurry up

Run your little sausage dog legs. Kültür

6:04

O kısa sosis köpek bacaklarını çalıştır.

Kültür

sausage dog: dachshund için kullanılan samimi bir ad

Sausage dog, uzun gövdeli ve kısa bacaklı bir köpek olan dachshund için kullanılan samimi ve resmî olmayan bir addır. Ad, köpeğin gövdesinin sosise benzemesinden gelir; yiyecek anlamına gelmez. sausage dog legs ifadesinde sausage dog, legs sözcüğünü niteler: bunlar bir dachshund'ın küçük bacaklarıdır. Bu şakacı söyleyiş, karakterin kısa bacaklarına dikkat çeker ve hafif bir mizah katar.

Alıştırma

Bu cümlede sausage dog ne anlama gelir?

  1. Sosisten yapılmış oyuncak bir köpek
  2. Sosis taşıyan bir köpek
  3. Dachshund için kullanılan samimi bir ad
Cevabı göster

Dachshund için kullanılan samimi bir ad

I can't run any faster. Dilbilgisi

6:07

Daha hızlı koşamıyorum.

Dilbilgisi

can't run any faster: olumsuzluk + any + karşılaştırma biçimi

I can't run any faster cümlesinde any, karşılaştırma biçimi faster ile birlikte kullanılır. Can't sonrasında “biraz bile daha hızlı” olmanın mümkün olmadığını anlatır: konuşan kişi sınırına ulaşmıştır ve hızını hiç artıramaz. Olumsuz fiil + any + karşılaştırma biçimi kalıbı, bir değişimin en küçük ölçüde bile ilerleyemediğini anlatır. Burada any, “herhangi biri” değil, derece bildirir.

Alıştırma

Bir koşucu zaten ulaşabileceği en yüksek hızda koşuyor. En küçük bir hız artışının bile mümkün olmadığını hangi cümle anlatır?

  1. I can run even faster.
  2. I can't run any faster.
  3. I can't run much faster.
Cevabı göster

I can't run any faster.

The crocodiles are coming.

6:11

Timsahlar geliyor.

We did it.

6:16

Başardık.

That was so much fun.

6:18

Bu çok eğlenceliydi.

Yeah.

6:19

Evet.

That's why you can't change the rules. Anlatım akışı

6:21

İşte bu yüzden kuralları değiştirmemelisin.

Anlatım akışı

That's why + sonuç

That's why, daha önce söylenmiş bir neden, olgu veya deneyime işaret eder ve bunun sonucunu sunar: “bu yüzden, ...”. Bu cümlede önceki olaylar, kuralların değiştirilemeyeceği sonucunu destekler. Bilgi sırası önce neden, ardından That's why + tam cümledir. Bu yapı, kanıtı sonuca bağlar ve bir hikâyeyi ya da açıklamayı düzgün biçimde toparlayabilir.

Alıştırma

Hangi seçenek önce nedeni verip sonra sonucu sunmak için That's why kullanıyor?

  1. The roads are icy. That's because school is closed today.
  2. The roads are icy. That's why school is closed today.
  3. School is closed today. That's why the roads are icy.
Cevabı göster

The roads are icy. That's why school is closed today.

Because the rules make it fun. Dilbilgisi

6:24

Çünkü onu eğlenceli yapan şey kurallardır.

Dilbilgisi

make it fun: make + nesne + sıfat

make it fun ifadesinde make, “üretmek” değil, “bir şeyi belirli bir duruma getirmek” anlamındadır. it etkilenen nesnedir; fun ise ortaya çıkan durumu anlatan sıfattır. Kalıp make + nesne + sıfat şeklindedir. Nesneyi veya sonuç bildiren sıfatı değiştirerek bu kalıbı make the room quiet ya da make the task easier örneklerindeki gibi başka durumlarda da kullanabilirsiniz.

Alıştırma

it ve fun kullanarak cümleyi make + nesne + sıfat yapısıyla tamamlayın: The lesson feels serious, so let's add a quick game to ____.

Cevabı göster

make it fun

Oh, yeah.

6:26

Oh, evet.

Kids and cupcakes, eh? Ton ve niyet

6:31

Çocuklar ve cupcake'ler, ha?

Ton ve niyet

Kids and cupcakes, eh?: cümle sonundaki eh?

Kids and cupcakes, eh? cümlesinde Kids and cupcakes, tamamlanmış bir ifade değil, kısa ve eğlenceli bir gözlemdir. Cümle sonundaki eh?, “değil mi?” ya da “ne demek istediğimi anlıyorsun, değil mi?” gibi bir anlam katar ve dinleyeni aynı tepkiyi paylaşmaya çağırır. Buradaki görevi bilgi istemek değil, sosyal bir bağ kurmaktır. Konuşan kişi durumu tanıdık bir şey olarak sunar ve dinleyeni buna gülümseyerek katılmaya davet eder.

Alıştırma

Bu cümlede, cümle sonundaki eh? ne işe yarıyor?

  1. Hafif ve ortak bir tepki katarak onay ister.
  2. Konuşanın cupcakes sözcüğünü duymadığını gösterir.
  3. Çocuklara resmî bir talimat verir.
Cevabı göster

Hafif ve ortak bir tepki katarak onay ister.

A cupcake for each hand, Snickers. Dilbilgisi

6:36

Her iki eline de bir cupcake, Snickers.

Dilbilgisi

for each hand: her ele bir tane

For each hand, bir kapkeki her bir elle ayrı ayrı eşleştirir. Each elleri ayrı olarak ele aldığı için ifade, bir elde bir kapkek ve diğer elde bir kapkek daha olduğu anlamına gelir; yalnızca toplamda iki kapkek olduğunu söylemez. Yeniden kullanılabilen a/one + nesne + for each + tekil isim kalıbı bire bir dağıtımı anlatır: grubun her üyesi bir nesne alır.

Alıştırma

Hangi cümle iki elin her birinin kendine ait bir eldiveni olduğunu açıkça belirtir?

  1. She has one glove for both hands.
  2. She has one glove for each hand.
  3. She has gloves near her hands.
Cevabı göster

She has one glove for each hand.

You got it made in the shade. Deyimler

6:38

Gölgede keyfine diyecek yok valla.

Deyimler

got it made in the shade: rahat ve şanslı bir durumda olmak

Got it made in the shade, birinin çok rahat ve şanslı bir durumda olduğunu anlatan, kafiyeli ve gündelik bir deyimdir. Bu konuşma dilindeki cümlede You got it... ifadesi You've got it... anlamındadır. Made in the shade ifadesini bir bütün olarak anlayın. Made bir şeyi üretmekten söz etmez, shade de gerçek bir yer değildir. Kafiye yoruma şakacı bir hava katar; burada shade ayrıca hikâyedeki gölge temasını çağrıştırır.

Alıştırma

You got it made in the shade burada ne anlama geliyor?

  1. Daha karanlık bir yer bulman gerekiyor.
  2. Çok rahat ve şanslı bir durumdasın.
  3. Güneşten uzak bir yerde dururken bir şey yaptın.
Cevabı göster

Çok rahat ve şanslı bir durumdasın.

What's the time, Mrs. Wolf?

6:40

Saat kaç, Bayan Kurt?

3:00.

6:43

3.

1 2 3

6:45

1 2 3

What's the time, Mrs. Wolf?

6:48

Saat kaç, Bayan Kurt?

Um maybe this one will be dinnertime.

6:50

Hımm belki bu sefer akşam yemeği zamanı olur.

It won't.

6:54

Olmayacak.

Coco always waits until we're right up next to her Notlar

6:56

Coco her zaman dibine girene kadar bekler

Kalıp ifadeler

right up next to her: birinin hemen dibinde

next to her, “onun yanında” demektir. right up konumu güçlendirir; bu nedenle right up next to her, “onun hemen dibinde” anlamına gelir ve çoğu zaman arada neredeyse hiç boşluk olmadığını düşündürür. Bu ifadede right, “sağ tarafta” anlamına gelmez; up da yukarı doğru bir hareketi anlatmaz. Bütün ifade next to anlamını güçlendirerek mesafenin çok az olduğunu vurgular.

Alıştırma

Bir sandalye masaya o kadar yakındır ki aralarında neredeyse hiç boşluk yoktur. Bu mesafeyi en iyi hangi cümle vurgular?

  1. The chair is next to the desk.
  2. The chair is right up next to the desk.
  3. The chair is near the desk.
Cevabı göster

The chair is right up next to the desk.

before she says Dinnertime!

6:59

ve sonra Akşam yemeği zamanı! der.

Dilbilgisi

wait until ... before ...: koşul gerçekleşene kadar eylemi ertelemek

wait until X before Y kalıbı sıralamayı açıkça gösterir: X gerçekleşene kadar beklenir ve ancak ondan sonra Y yapılır. Bu cümlede X, we're right up next to her; Y ise she says Dinnertime! bölümüdür. always bunun Coco'nun alışılmış davranışı olduğunu gösterir. until beklemenin ne zaman bittiğini belirtir. before ise beklemenin Y'den önce gerçekleştiğini gösterir. Bu iki sözcük çelişmez; birlikte, Y'nin X gerçekleşene kadar ertelendiğini vurgularlar. Ancak Y'nin tam o anda gerçekleşmesi şart değildir.

Alıştırma

Cümleyi wait until ... before ... kalıbındaki iki bağlayıcı sözcükle tamamlayın: Nora waits ____ the rain stops ____ she goes outside.

Cevabı göster

until · before