Yeni TV'm Artık Çöp Oldu...: İngilizce çalışma notları

Linus Tech Tips

Öğrenme zorluğu
1.166 kelime 170 kel/dk

Video: Bu fuar incelemesi Hisense 110UX'i test edip Samsung'un dev ve şeffaf ekranlarına geçiyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. buyer's remorse — Sözcük ve Kullanım: Yeni bir model hemen çıktığında satın alma sonrası duyulan pişmanlığı anlatır; ürünü yalnızca beğenmemekten farklıdır. 2. on par with — Kalıplaşmış İfadeler ve Eşdizimler: İki özelliğin, iddianın veya sonucun aynı düzeyde olduğunu, her ayrıntının özdeş olduğunu ileri sürmeden belirtin. 3. not only is it vividly bright ile but it's transparent — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Başlangıçtaki not only sonrasında yardımcı fiil-özne devrikliğini fark edin; normal sıralı but yan cümlesiyle ikinci özelliği vurgulayın.

Bu derste

What the hell is this? Ton ve niyet

0:00

Bu da nesi?

Ton ve niyet

Soru sözcüğünden sonra the hell

What the hell is this? cümlesinde the hell, soru sözcüğü what'tan sonra gelir ve şaşkınlık, kızgınlık, sabırsızlık ya da inanamama gibi güçlü bir duygu katar. Burada hell sözcüğü gerçek anlamıyla “cehennem” demek değildir. Bu kalıp tarafsız bir soruyu sert bir sorgulamaya veya tepkiye dönüştürür. Konuşan kişi yalnızca nesnenin ne olduğunu sormaz; kullandığı ifade, gördüğü şeyin şaşırtıcı veya kabul edilemez olduğunu da gösterir.

Alıştırma

Müşteri hizmetlerine nazik bir e-posta yazıyorsunuz. "What the hell is this charge?" ifadesi uygun mu?

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

It's my TV,

0:03

Bu benim televizyonum,

except it's got a different model number.

0:04

sadece farklı bir model numarasına sahip.

It comes with a stand this time, Kalıp ifadeler

0:06

Bu sefer bir standla geliyor,

Kalıp ifadeler

comes with a stand = bir standla birlikte gelir

Bir ürün açıklamasında comes with a stand, televizyonla birlikte bir standın da verildiği anlamına gelir. Televizyonla standın birlikte hareket ettiğini anlatmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp product + comes with + included item or feature şeklindedir. Ürün açıklamalarında, alışverişte, kutu açılışlarında ve müşteri desteğinde sık kullanılır.

Alıştırma

Ürün açıklamasını “içerir” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: This desk ____ two drawers.

Cevabı göster

comes with

and I don't have to give my phone number to the CCP to turn it on.

0:08

ve açmak için ÇKP'ye telefon numaramı vermek zorunda değilim.

Come on, man.

0:13

Hadi ama dostum.

In all seriousness, Anlatım akışı

0:14

Ciddi olmak gerekirse,

it's coming to North America Q3 Q4,

0:15

Kuzey Amerika'ya 3. veya 4. çeyrekte geliyor,

Anlatım akışı

In all seriousness: samimi bir noktaya dönmek

In all seriousness, konuşmacının şakayı veya abartıyı geride bırakıp samimi ve gerçeklere dayalı bir noktaya geçeceğini dinleyiciye bildiren bir söylem belirtecidir. Konunun ne kadar ciddi olduğunu değil, konuşmanın sonraki bölümünün nasıl anlaşılması gerektiğini gösterir. Burada şakacı yorumlardan gerçek çıkış bilgisine geçişi işaret eder.

Alıştırma

Bir konuşmacı geç kalmakla ilgili şaka yapıyor ve ardından “In all seriousness, we need to leave by six.” diyor. Bu ifade ne işe yarar?

  1. Yolculuğun kendisinin tehlikeli olduğunu söyler.
  2. Konuşmacının artık samimi bir noktaya değineceğini gösterir.
  3. Konuşmacının şakaya devam etmek istediğini gösterir.
Cevabı göster

Konuşmacının artık samimi bir noktaya değineceğini gösterir.

which is a great thing because it's absolutely gorgeous and

0:18

ki bu harika bir şey çünkü tek kelimeyle muhteşem ve

So, this is what buyer's remorse feels like. Kelime

0:27

İşte alıcı pişmanlığı böyle bir hismiş.

I've only had my TV for like 3 weeks,

0:32

Televizyonumu alalı henüz 3 hafta falan oldu,

and now Hisense goes and announces the new 110UX, Dilbilgisi

0:35

ve şimdi Hisense çıkıp yeni 110UX'i duyuruyor,

Kelime

Buyer's remorse: satın alma sonrası pişmanlık

Buyer's remorse, bir kişinin bir şey satın aldıktan sonra hissettiği pişmanlık veya şüphedir. Özellikle satın alma kararı yanlış görünüyorsa ya da kısa süre sonra daha iyi bir seçenek ortaya çıkarsa kullanılır. İfade, satın alma kararına verilen tepkiyi adlandırır. Tek başına ürünün kusurlu, iade edilmiş veya ücretinin geri ödenmiş olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum buyer's remorse ifadesinin en açık örneğidir?

  1. Leo ödünç aldığı dizüstü bilgisayarı arkadaşına ait olduğu için geri verir.
  2. Leo bir dizüstü bilgisayar alır ve ertesi gün daha iyi bir model indirime girince aldığına pişman olur.
  3. Leo birini seçmeden önce iki dizüstü bilgisayarı karşılaştırır.
Cevabı göster

Leo bir dizüstü bilgisayar alır ve ertesi gün daha iyi bir model indirime girince aldığına pişman olur.

Dilbilgisi

goes and announces: beklenmedik bir hareket için go and + fiil

Buradaki goes and announces, kelime kelime “bir yere gider ve sonra duyurur” anlamına gelen iki aşamalı bir hareket değildir. Go and + fiil, and’den sonraki eylemi özellikle öne çıkaran, gündelik anlatımda kullanılan bir kalıptır. Duyuru, konuşan kişi televizyonunu aldıktan hemen sonra geldiği için bu kalıp olayı beklenmedik ve can sıkıcı bir gelişme gibi sunar. Konuşan kişi olayı aktarırken cümleye aynı zamanda “bunu yaptıklarına inanabiliyor musun?” tavrını katar.

Alıştırma

“I bought the old model, and a week later the company goes and announces a better one,” cümlesinde goes and announces hangi anlamı ekler?

  1. Duyuruyu beklenmedik ve can sıkıcı bir gelişme olarak sunar.
  2. Şirketin duyuruyu yapmadan önce bir yere gittiğini söyler.
  3. Şirketin duyuruyu planladığını ama yapmadığını söyler.
Cevabı göster

Duyuruyu beklenmedik ve can sıkıcı bir gelişme olarak sunar.

a drop dead gorgeous giant format TV that has twice the advertised peak brightness, Notlar

0:39

reklamı yapılan tepe parlaklığının iki katına sahip, nefes kesici derecede muhteşem, devasa formatta bir TV,

Kalıp ifadeler

drop dead gorgeous: güçlü ve gündelik bir övgü

Drop dead gorgeous, “son derece güzel” anlamına gelen kalıplaşmış ve çok güçlü bir ifadedir. Bu ifadede drop dead, gorgeous sözcüğünün derecesini artırır; bir emir değildir ve birinin ölmesiyle ilgisi yoktur. Konuşan kişi burada televizyonu büyük bir heyecanla övmek için bu ifadeyi kullanır. İfade, televizyonun yalnızca güzel göründüğünü söylemez; görünüşünün insanı olduğu yerde durduracak kadar çarpıcı olduğunu anlatır.

Alıştırma

“Son derece güzel” anlamına gelen güçlü ifadeyle cümleyi tamamlayın. drop, dead ve gorgeous sözcüklerini standart, yayıma hazırlanmış yazım biçiminde kullanın: The restored theater looks ____ under the evening lights.

Cevabı göster

drop-dead gorgeous

10,000 nits,

0:47

10.000 nit,

and twice the number of local dimming zones.

0:49

ve yerel karartma bölgelerinin sayısının iki katı.

Dilbilgisi

ilan edilen tepe parlaklığının iki katı... yerel karartma bölgesi sayısının iki katı

twice the + isim öbeği, ölçülebilir bir miktarın karşılaştırma alınan değerin iki katı olduğunu belirtir. Bu cümlede ilk twice yapısı ilan edilen tepe parlaklığını, ikinci yapı ise yerel karartma bölgelerinin sayısını karşılaştırır. Araya eklenen 10,000 nits, tepe parlaklığının sayısal değerini verir. İki yapı farklı özelliklere gönderme yaptığı için birleşerek dört kat anlamına gelmez; her özellik kendi karşılaştırma değerinin toplam 2 katıdır.

Alıştırma

Cümleyi hedef twice the + isim yapısıyla tamamlayın: Compared with the standard model, this model has ____ storage.

Cevabı göster

twice the

40,000 zones.

0:53

40.000 bölge.

I mean, okay,

0:55

Yani, tamam,

it's 5 diagonal inches smaller,

0:56

çaprazlama 5 inç daha küçük,

which my wife says is a lot,

0:58

ki karım bunun çok olduğunu söylüyor,

but good Lord,

1:00

ama aman Tanrım,

does it ever do a lot with what it's got.

1:02

sahip olduklarıyla ne kadar çok şey yapıyor.

The big highlight for me is the contrast.

1:05

Benim için en büyük öne çıkan özellik kontrast.

When Hisense abandoned their efforts to bring their dual cell technology to the consumer market,

1:09

Hisense, çift hücre teknolojilerini tüketici pazarına sunma çabalarından vazgeçtiğinde,

I was honestly concerned for their future competitiveness.

1:14

gelecekteki rekabet güçleri için dürüst olmak gerekirse endişelenmiştim.

OLED was riding high, Deyimler

1:17

OLED zirvedeydi,

Deyimler

riding high: büyük bir başarı dönemi yaşamak

Riding high mecaz anlamlıdır. Büyük başarı, özgüven, popülerlik veya üstünlük yaşanan bir dönemde olmak demektir. Burada OLED'in ekran teknolojileri rekabetinde çok iyi durumda olduğunu anlatır; gerçekten yüksek bir yerde bir şeye binmiş olmayı anlatmaz. İfade genellikle o andaki zirve dönemini anlatır. Bu nedenle, mevcut ivmenin daha sonra değişebileceğini de düşündürebilir.

Alıştırma

Riding high hangi durumda doğal biçimde kullanılır?

  1. Yeni bir girişim büyük bir ödül kazandı ve satışları hızla artıyor.
  2. Bir televizyonun fiyatı geçen yıla göre daha yüksek.
  3. Bir bisikletçi çok yüksek bir bisikletle yolda ilerliyor.
Cevabı göster

Yeni bir girişim büyük bir ödül kazandı ve satışları hızla artıyor.

and it seemed like Mini-LED TVs would forever suffer from blooming and light bleed between the brightest and darkest parts of a scene. Kelime

1:19

ve Mini-LED TV'ler, bir sahnenin en parlak ve en karanlık kısımları arasındaki parlama ve ışık sızıntısından sonsuza dek muzdarip olacak gibi görünüyordu.

Kelime

Ekran incelemelerinde blooming and light bleed

Ekran incelemelerinde blooming, koyu bir arka plandaki parlak bir nesnenin çevresinde görülen ışık halesidir. Yerel karartma bölgelerinden biri, nesnenin kendisinden daha geniş bir alanı aydınlattığında ortaya çıkar. Light bleed, karanlık kalması gereken bir alanda görünen istenmeyen ışıktır ve çoğunlukla ekran kenarında ya da aydınlık ile karanlık arasındaki sınırda fark edilir. Burada iki terim birlikte kullanılır çünkü ikisi de ışığın görüntünün karanlık kısımlarına taşmasını, siyahların zayıflamasını ve sınırların daha az net görünmesini anlatır.

Alıştırma

Bir TV incelemesinde blooming and light bleed neyi anlatır?

  1. İstenmeyen ışığın görüntünün karanlık kısımlarına taşması
  2. Parlak sahnelerde renklerin daha canlı hâle gelmesi
  3. Ekran ısındıkça boyutunun değişmesi
Cevabı göster

İstenmeyen ışığın görüntünün karanlık kısımlarına taşması

But on this set,

1:28

Ancak bu sette,

the on-paper size of each of these dimming zones Anlatım akışı

1:30

bu karartma bölgelerinin her birinin kağıt üzerindeki boyutu

is somewhere between a quarter and half an inch. Dilbilgisi

1:34

çeyrek ile yarım inç arasında bir yerde.

Dilbilgisi

somewhere between a quarter and half an inch: yaklaşık çeyrek inç ile yarım inç arasında

Bu cümlede somewhere between A and B yaklaşık bir aralık belirtir: boyut, yaklaşık çeyrek inç ile yarım inç arasında bir noktadadır. Somewhere burada fiziksel bir yeri değil, bir ölçekteki konumu anlatır. a quarter and half an inch ifadesinde inch iki miktar için de geçerlidir: a quarter of an inch ve half an inch. İngilizce, kısa bir aralık ifadesinde tekrarlanan birimi çoğu zaman söylemeden bırakır.

Alıştırma

Tahmini, tam aralık ifadesiyle tamamla: The hike will take ____ three and four hours.

Cevabı göster

somewhere between

In practice,

1:38

Uygulamada,

Anlatım akışı

on-paper ... In practice: teknik özellikler ve gerçeklik

On-paper, size sözcüğünü niteler ve fiziksel olarak kâğıda yazılmış bir şeyi değil, teknik özelliklerin veya hesaplamaların gösterdiği boyutu ifade eder. Size isminden önce geldiği için bu birleşik niteleyici kısa çizgiyle yazılır: the on-paper size. In practice, tartışmayı gerçek kullanımda ne olduğuna veya neyin önemli olduğuna taşır. İki ifade birlikte, önce belirtilen değeri verip ardından bu değerin gerçek hayattaki sınırını göstererek açıklamayı düzenler.

Alıştırma

Belirtilen bir teknik özellik ile gerçek kullanımı karşılaştıran iki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The tablet has an ____ battery life of ten hours. ____, video calls drain the battery in six hours.

Cevabı göster

on-paper · In practice

the veiling glare in the human eye is going to be your limitation,

1:38

insan gözündeki perdeleyici parlama sınırınız olacak,

not the contrast of the TV.

1:42

TV'nin kontrastı değil.

What's not a limitation for me is my ability to segue to our sponsor. Anlatım akışı

1:44

Benim için sınırlayıcı olmayan şey, sponsorumuza geçiş yapma yeteneğim.

Anlatım akışı

What's not a limitation for me is ...: segue ile sponsora geçmek

What's not a limitation for me is Y, what-cleft ya da sözde ayrık cümle denen bir yapıdır. Y bölümünü sona kadar geciktirir ve onu yeni, vurgulanan bilgi yapar. Burada Y, my ability to segue to our sponsor bölümüdür. Konuşmacı önceki limitation sözcüğünü tekrar kullanır, fakat teknik bir sınır anlamını sunuculuk becerisi hakkında bir şakaya dönüştürür. Segue, bir konudan sonrakine akıcı biçimde geçmek demektir. Böylece cümle, geçişin ne kadar kolay olduğundan söz ederken geçişi de gerçekleştirir.

Alıştırma

Bir sunucu teknik bir sınırlamadan henüz söz etmiştir. Ardından şöyle der: What's not a limitation for me is my ability to segue to our sponsor. Bu cümlenin temel amacı nedir?

  1. Konuşmacının sponsoru tanıtamadığını söyler.
  2. Televizyonun kesin ölçüsünü verir.
  3. Limitation sözcüğünü yeniden kullanarak sponsora esprili bir geçiş yapar.
  4. Önceki fikirle hiçbir bağlantı kurmadan konuyu değiştirir.
Cevabı göster

Limitation sözcüğünü yeniden kullanarak sponsora esprili bir geçiş yapar.

Headphone juice is not something you should be proud of.

1:48

Kulaklık teri gurur duymanız gereken bir şey değil.

These are your typical headphones that accumulate heat while you game.

1:51

Bunlar, oyun oynarken ısı biriktiren tipik kulaklıklarınız.

Ew.

1:54

Iyy.

Wicked Cushions add a cooling gel to their cushions to keep your ears sweat-free. Kelime

1:55

Wicked Cushions, kulaklarınızı terden uzak tutmak için yastıklarına soğutucu bir jel ekliyor.

Kelime

keep your ears sweat-free: keep + nesne + sıfat ve -free

keep your ears sweat-free ifadesinde keep fiilinden sonra bir nesne (your ears), ardından da bir sıfat (sweat-free) gelir. Bu yapı “nesnenin o durumda kalmasını sağlamak” anlamındadır: burada jelin kulakların terlememiş durumda kalmasına yardımcı olduğu iddia edilir. -free son eki, önündeki ismin belirttiği şeyin “olmadığını” veya onun “etkisinden uzak olunduğunu” anlatır. Sweat-free, ürün dilinde kullanılan ve “terden uzak” anlamına gelen bir sıfattır; terin ücretsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Ürün açıklamasını keep + nesne + sweat-free ile tamamlayın: “The breathable fabric helps ____ your feet ____.”

Cevabı göster

keep · sweat-free

You can easily replace them on your headset.

1:59

Bunları kulaklığınızda kolayca değiştirebilirsiniz.

Check out Wicked Cushions at the link below.

2:01

Aşağıdaki bağlantıdan Wicked Cushions'a göz atın.

Even getting up close, guys,

2:03

Çok yaklaştığımda bile millet,

and masking off a bright object, Öbek fiiller

2:05

ve parlak bir nesneyi maskelediğimde,

Öbek fiiller

masking off: seçilen bir alanı örtmek veya ayırmak

Burada masking off, seçilen bir bölümü örtmek veya ayırmak ve böylece bakılan ya da yapılan işi etkilemesini önlemek anlamındadır. Konuşmacı çevresindeki alanı daha net incelemek için parlak nesneyi örter. Mask off ayrılabilen bir öbek fiildir: hem mask off an area hem de mask an area off denebilir. Nesne bir zamirse ortada yer alır: mask it off.

Alıştırma

Hangi cümlede mask off, çalışmadan önce seçilen bir alanı örtmek anlamında kullanılmıştır?

  1. Mask off the edges before you spray the paint.
  2. Block off the hallway so no one can enter.
  3. The music masked the noise from the street.
Cevabı göster

Mask off the edges before you spray the paint.

I can barely make out any bleed. Öbek fiiller

2:07

neredeyse hiçbir sızıntı seçemiyorum.

Öbek fiiller

make out: görülmesi zor bir şeyi seçebilmek

Bu cümlede make out, fark edilmesi zor bir şeyi görmek veya seçebilmek anlamındadır. any bleed nesnesi konuşanın neyi algılamaya çalıştığını gösterir; barely ise neredeyse hiçbir şey algılayamadığını belirtir. Bu öbek fiil, net olmayan sesler veya uzaktaki kişiler için de kullanılabilir. Bir şeyi make out edebiliyorsanız kötü görüş, zayıf ses ya da başka bir engele rağmen onu yeterince ayırt edebilirsiniz.

Alıştırma

"Through the fog, I could just make out a small boat," cümlesinde make out ne anlama gelir?

  1. dikkatle düşünerek çözmek
  2. şekli açıkça çizmek
  3. güçlükle görmek veya ayırt etmek
Cevabı göster

güçlükle görmek veya ayırt etmek

It's... crap.

2:10

Bu... kahretsin.

I think it might actually be better than the TCL I just bought,

2:13

Sanırım yeni aldığım TCL'den gerçekten daha iyi olabilir,

which is really impressive,

2:17

ki bu gerçekten etkileyici,

because that thing also has 20,000 dimming zones.

2:20

çünkü onda da 20.000 karartma bölgesi var.

Now, I would hesitate to say that it's as good as an OLED. Notlar

2:25

Şimdi, bir OLED kadar iyi olduğunu söylemekten çekinirim.

Ton ve niyet

I would hesitate to say: temkinli bir iddiada bulunmak

I would hesitate to say ifadesindeki hesitate, konuşanın gerçekten sözcükleri söylerken takılması anlamına gelmez. Bu ifade, kanıtlar yeterli olmayabileceği için konuşanın sonraki iddiayı çok güçlü biçimde dile getirmek istemediğini gösterir. say that + cümlecik yapısından önce bir temkinlilik işareti olarak çalışır. Burada OLED ile karşılaştırmayı kesin değil, ihtiyatlı hâle getirir.

Alıştırma

Hangi yanıt, sınırlı kanıta dayanan temkinli bir görüşü en iyi gösterir?

  1. The plan will definitely work, and there is no need for more data.
  2. I would hesitate to say that the plan will work without more data.
  3. I cannot pronounce the words in the plan.
Cevabı göster

I would hesitate to say that the plan will work without more data.

Dilbilgisi

“as good as”: eşit derece

as + sıfat + as kalıbı iki şeyi aynı ölçekte karşılaştırır. as good as an OLED ifadesinde good kalite ölçeğini belirtir, an OLED ise referans noktasıdır. Dolayısıyla bu iddia, televizyonun konuşulan özellik bakımından OLED ile aynı kalite düzeyine ulaştığını söyler. Buradaki I would hesitate to say, iddiaya mesafe koyar: Konuşan kişi tam bir eşitlik olduğunu kesin olarak söylemek istemez. Karşılaştırma yalnızca ilgili kalite boyutuyla sınırlıdır; iki ekranın bütün özelliklerinin aynı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi eşitlik karşılaştırmasıyla tamamlayın: Both laptops received the same quality rating. The first laptop is ____ the second.

Cevabı göster

as good as

I mean, surely, nothing can match the blackness of powered off.

2:28

Yani, elbette hiçbir şey gücü kapatılmış halindeki siyahlıkla boy ölçüşemez.

But I will say, good Lord,

2:33

Ama şunu söyleyeceğim, aman Tanrım,

is it ever close. Dilbilgisi

2:36

bu kadar mı yakın olur.

Dilbilgisi

“is it ever close”: vurgulu devrik yapı

Kuzey Amerika’nın gündelik konuşma dilinde is it ever + sıfat, soru benzeri bir sözcük dizilişiyle ünlem görevi görebilir. Burada Is it ever close, “Son derece yakın” demektir ve bilgi isteyen bir soru değildir; ever, “herhangi bir zamanda” anlamına gelmek yerine close sıfatını güçlendirir. Close, konuşulan kalite açısından iki ürün arasındaki farkın çok küçük olduğunu belirtir. Baştaki good Lord da şaşkınlık ve güçlü vurgu bildirerek ünlem yorumunun anlaşılmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Bu inceleme bağlamında “Is it ever close!” ne anlama gelir?

  1. Son derece yakın.
  2. Geçmişte herhangi bir zamanda yakın mıydı?
  3. Konuşan kişi yakın olup olmadığını soruyor ve cevap bekliyor.
Cevabı göster

Son derece yakın.

I mean, of course,

2:38

Yani, elbette,

we're going to need the labs team to put it through the paces properly Deyimler

2:39

herhangi bir şeyi kesin olarak söyleyebilmem için

before I can say anything for sure.

2:42

laboratuvar ekibinin onu düzgün bir şekilde test etmesine ihtiyacımız olacak.

Deyimler

put it through the paces: kapsamlı bir dizi testten geçirmek

To put something or someone through the paces, performansını değerlendirmek için bir şeyi ya da birini zorlayıcı bir dizi testten veya görevden geçirmek demektir. Burada laboratuvar ekibinin ürünü iyice test etmesi gerekir; konuşan kişi ancak bundan sonra kesin bir görüş belirtebilir. Yapı put + nesne + through the paces şeklindedir: nesne put ile through arasına gelir. Nesne bir cihaz, plan, aday veya ekip olabilir.

Alıştırma

Cümleyi ‘kapsamlı biçimde test etmek’ anlamındaki tam deyimle tamamlayın: The lab will ____ before approving the device.

Cevabı göster

put it through the paces

But what I can speak to today is the brightness. Dilbilgisi

2:44

Ama bugün konuşabileceğim şey parlaklık.

Dilbilgisi

What I can speak to today is X: konuşulabilecek alanı sınırlayıp odağa almak

What I can speak to today is X kalıbı önce konuşmanın kapsamını daraltır, ardından asıl odağı X üzerine yerleştirir. Dil bilgisi bakımından bu yapı bir wh-cleft, yani pseudo-cleft yapısıdır: what yan cümlesi özne olur, X ise is fiilinden sonra gelir. Buradaki speak to, bir şeyle gerçek anlamda konuşmak değil, ‘ilgili bilgiye dayanarak yorum yapmak veya açıklamak’ demektir. Konuşan kişi iddiasını parlaklıkla sınırlar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki tam odaklama kalıbıyla tamamlayın: ____ is the battery life.

Cevabı göster

What I can speak to today

Considering that this event exists almost entirely

2:48

Bu etkinliğin neredeyse tamamen

so that every vendor in the world can show off their brightest TV to people who care about that, Öbek fiiller

2:52

dünyadaki her satıcının en parlak TV'sini bunu önemseyen insanlara gösterebilmesi için var olduğunu düşünürsek,

it's kind of hard to stand out.

2:57

öne çıkmak biraz zor.

Öbek fiiller

show off ile stand out arasındaki fark

Show off bir eylemi anlatır: Bir üretici, insanların fark etmesi veya beğenmesi için en parlak televizyonunu bilinçli olarak sergiler. Burada her üreticinin ne yaptığını belirtir. Stand out ise bir sonucu veya durumu anlatır: Bir televizyon diğerlerinden belirgin biçimde farklı görünür. Özne dikkat çekmeye çalışıyor olmak zorunda değildir. Herkes parlak bir şey sergilediği için tek bir ekranın öne çıkması zordur.

Alıştırma

Cümleyi en iyi hangi ikili tamamlar? At the launch, the company wanted to ___ its new display. Its unusual shape helped it ___ from the others.

  1. stand out; show off
  2. show off; stand out
  3. show off; point out
Cevabı göster

show off; stand out

But even under the worst possible conditions,

2:59

Ancak mümkün olan en kötü koşullar altında bile,

there is no word for this but dazzling. Kalıp ifadeler

3:02

bunun için göz kamaştırıcı kelimesinden başka bir kelime yok.

Kalıp ifadeler

there is no word for this but dazzling ile vurgu

There is no word for this but X kalıbı, X'in yeterince güçlü veya doğru olan tek betimleme olduğu anlamına gelir. Burada dazzling, konuşmacının televizyon hakkındaki vurgulu değerlendirmesidir. Bu, başka hiçbir sözcüğün gerçekten var olmadığına dair düz anlamlı bir iddia değil, söz sanatıdır. Buradaki but, except veya other than anlamındadır: dazzling dışında hiçbir sözcük uygun değildir.

Alıştırma

Breathtaking sözcüğünün uygun olan tek sözcük olduğu anlamındaki vurgulu kalıpla incelemeyi tamamlayın: ____ breathtaking.

Cevabı göster

There is no word for this but

Give me something bright.

3:06

Bana parlak bir şey verin.

Oh.

3:08

Oh.

Now, I'll be the first to say that some of the previous stuffness wars, Notlar

3:09

Şimdi, önceki bazı özellik savaşlarının,

Ton ve niyet

Açık sözlü bir kabul olarak I'll be the first to say

Burada I'll be the first to say, “bunu açıkça kabul etmeye hazırım” demektir. Genellikle konuşanın gerçekten herkesten önce konuştuğunu iddia etmez. Bu kalıp bir kabul ve ödün girişidir: konuşan, karşıtlığa geçmeden önce bir zayıflığı ya da karşı görüşün haklı bir yanını kabul eder. Bu açık sözlü başlangıç, sonraki iddiayı daha dengeli ve inandırıcı gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki açık sözlü kabul kalıbının aynısıyla tamamlayın: ____ that the old design had serious problems, but this version is different.

Cevabı göster

I'll be the first to say

your thinness, your bezel-lessness, and even your high resolutionness

3:14

incelik, çerçevesizlik ve hatta yüksek çözünürlük gibi şeylerin

got kind of silly.

3:19

biraz saçmalaştığını söyleyen ilk kişi ben olurum.

Kelime

Eğlenceli -ness türetmeleri: stuffness, bezel-lessness ve high resolutionness

Tekrarlanan -ness eki bir nitelik veya durumu isme dönüştürür ve kabaca “X olma durumu ya da derecesi” anlamını verir. Thinness normal bir isimdir; ancak stuffness, bezel-lessness ve high resolutionness kasıtlı olarak o anda üretilmiş biçimlerdir. Konuşan, aynı isim kalıbını çeşitli ürün özelliklerine zorla uygulayarak rekabetleri saçma “kim daha X” yarışları gibi gösterir. Buradaki wars mecazidir: silahlı çatışmayı değil, yoğun rekabeti ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle, bir özellik rekabetiyle alay etmek için kasıtlı olarak yeni bir -ness sözcüğü üretiyor?

  1. The thinness of the tablet makes it easy to carry.
  2. High resolution makes the text easier to read.
  3. The brands have started another camera-bump-lessness war.
Cevabı göster

The brands have started another camera-bump-lessness war.

I mean, 8K is at or maybe even already beyond the limit of what's useful for a TV.

3:20

Yani, 8K bir TV için yararlı olanın sınırında veya belki de onu çoktan aşmış durumda.

But I don't feel the same way about the current brightness war.

3:26

Ancak mevcut parlaklık savaşı hakkında aynı şeyi hissetmiyorum.

With the right content,

3:31

Doğru içerikle,

more nits is more better, Dilbilgisi

3:32

daha fazla nit daha iyidir,

at least for now,

3:34

en azından şimdilik,

Dilbilgisi

Şaka amaçlı standart dışı more better ifadesi

More better, bilerek kullanılan çift karşılaştırma biçimidir. Better zaten “daha iyi” anlamına geldiği için standart İngilizcede önüne more getirilmez. Bu cümlede, doğru içerikle nit sayısını artırmanın görüntüyü iyileştirdiği düşüncesi, en azından şimdilik geçerli olacak şekilde, bilerek yapılan komik bir hatayla abartılıyor. Bunu bir dil bilgisi modeli olarak değil, şaka olarak anlayın. Standart İngilizcede karşılaştırma için better, daha güçlü vurgu için much better kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle bir iyileşmeyi güçlü biçimde vurgularken standart İngilizce kullanır?

  1. The brighter screen looks much better with HDR.
  2. The brighter screen looks more good with HDR.
  3. The brighter screen looks more better with HDR.
Cevabı göster

The brighter screen looks much better with HDR.

because it contributes not only to the natural appearance of highlights like sun glinting off of shiny objects, Dilbilgisi

3:35

çünkü yalnızca güneşin parlak nesnelerden yansıması gibi vurguların doğal görünümüne katkıda bulunmakla kalmaz,

but it also contributes to the volume of colors that a display can achieve.

3:42

aynı zamanda bir ekranın elde edebileceği renk hacmine de katkıda bulunur.

Dilbilgisi

contributes not only to ... but it also contributes to yapısı

Birlikte kullanılan not only ... but also işaretleri, tek bir nedenin iki etkisi olduğunu gösterir. Burada daha yüksek parlaklık, parlak alanların daha doğal görünmesine ve daha geniş bir renk hacmine katkı sağlar. İkinci etki ayrıca vurgulanır. Contribute to ifadesinde to, fiil grubunun parçası olan bir edattır. İkinci bölümde daha kısa olan but also to yerine it also contributes to tekrarlanır. Bu genişletilmiş paralel yapı, uzun ve teknik iki etkiyi takip etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Her boşluğa bir parça gelecek şekilde cümleyi not only ... but also çiftiyle tamamlayın: The course ____ improves writing ____ builds confidence.

Cevabı göster

not only · but also

On that note, Hisense is claiming 90% coverage of the Rec.2020 color space, Anlatım akışı

3:46

Bu bağlamda Hisense, Rec.2020 renk alanının %90'ını kapsadığını iddia ediyor,

Anlatım akışı

Bağlantılı bir konuya geçiş olarak On that note

"On that note", bir sonraki noktayı az önce bahsedilen konuya bağlayan bir söylem işaretidir. Burada renk hacmiyle ilgili genel bir açıklamadan, bununla bağlantılı Rec.2020 kapsama oranına geçiş yapar. Tamamen yeni bir konuya geçildiğini değil, konunun devam ettiğini gösterir. Buradaki "note", yazılı bir not anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir sunumcu, ekranın daha geniş bir renk aralığı üretebildiğini az önce açıkladı. Bununla bağlantılı bir kapsama oranını sunmak için en uygun geçiş hangisidir?

  1. On another note
  2. On that note
  3. That said
Cevabı göster

On that note

which is on par with Samsung's claims about their latest generation QD-OLEDs, Kalıp ifadeler

3:52

bu da Samsung'un en yeni nesil QD-OLED'leri hakkındaki iddialarıyla aynı seviyede,

Kalıp ifadeler

Yaklaşık eşitlik için on par with

"On par with", bir şeyin karşılaştırılan şeyle yaklaşık olarak aynı düzeyde, kalitede veya standartta olması demektir. Küçük farklılıklara izin verir; her ayrıntının tamamen aynı olduğu anlamına gelmez. Burada %90 kapsama iddiası Samsung'un iddialarıyla karşılaştırılıyor. Cümle, şirketlerin bu ölçüt hakkında bildirdiklerini karşılaştırıyor; bağımsız olarak doğrulanmış genel ürün performansını değil.

Alıştırma

"The budget phone is on par with the premium one for battery life," cümlesinde "on par with" ne anlama gelir?

  1. Belirtilen alanda yaklaşık olarak aynı düzeyde
  2. Her yönden tamamen aynı
  3. Performans karşılaştırması olmadan yalnızca görünüşte benzer
Cevabı göster

Belirtilen alanda yaklaşık olarak aynı düzeyde

which frankly, blew my socks off when I saw them in person. Deyimler

3:58

ki dürüst olmak gerekirse onları bizzat gördüğümde aklımı başımdan almıştı.

Deyimler

blew my socks off: son derece etkilenmek

“Blew my socks off”, “beni çok şaşırttı veya son derece etkiledi” anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Burada konuşmacı, görsel sonucun bizzat görüldüğünde beklentilerinden çok daha iyi olduğunu söylüyor; çoraplar gerçekten hareket etmemiştir. Kalıp, bir şey + blew + kişiye uygun iyelik biçimi + socks off şeklindedir. Geçmiş zaman biçimi blew, daha önce yaşanan tepkiye uyar. İyelik biçimi kişiye göre değişir; blew her socks off buna bir örnektir.

Alıştırma

“The concert blew my socks off” cümlesindeki ifade ne anlama gelir?

  1. Konser çoraplarımı çıkarmama neden oldu.
  2. Konser beni çok etkiledi.
  3. Konseri görmezden gelmek kolaydı.
Cevabı göster

Konser beni çok etkiledi.

In both cases, this is thanks to recent advancements in quantum dot color enhancement layers that now have us at just around 69% of the range of human vision,

4:02

Her iki durumda da bu, kuantum nokta renk geliştirme katmanlarındaki son ilerlemeler sayesinde oluyor ve bu bizi insan görüş aralığının yaklaşık %69'una getiriyor,

which I think we can all agree is pretty nice.

4:12

ki bence hepimiz bunun oldukça iyi olduğu konusunda hemfikir olabiliriz.

I just thought it would take a lot longer to get here.

4:16

Sadece buraya gelmenin çok daha uzun süreceğini düşünmüştüm.

This set features a native 144 Hz refresh rate,

4:19

Bu set, yerel 144 Hz yenileme hızı,

4.2.2 audio,

4:22

4.2.2 ses,

Wi-Fi 6E,

4:24

Wi-Fi 6E,

an ATSC 3.0 tuner,

4:25

bir ATSC 3.0 tuner içeriyor,

and Hisense is even hoping for power consumption that is similar to their 85-in model,

4:27

ve Hisense hatta 85 inçlik modellerine benzer bir güç tüketimi umuyor,

though they did specify that they are not willing to compromise on brightness in order to achieve that, Notlar

4:32

gerçi bunu başarmak için parlaklıktan ödün vermeye istekli olmadıklarını belirttiler,

Kalıp ifadeler

compromise on brightness: daha düşük bir parlaklık standardını kabul etmek

To compromise on brightness, başka bir şey elde etmek için daha düşük parlaklığı veya daha düşük bir parlaklık standardını kabul etmek demektir. Bu cümlede, diğer hedefe ulaşmak uğruna parlaklığı azaltmayı reddediyorlar. Kalıp, compromise on + bir nitelik, standart veya ilke şeklindedir. Birinin hangi alanda ödün vermeye istekli veya isteksiz olduğunu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, şirketin daha düşük ekran kalitesini kabul etmeyi reddettiği anlamına gelir?

  1. The company will not reach a compromise with the supplier about screen quality.
  2. The company will not compromise with the supplier over screen quality.
  3. The company will not compromise on screen quality to reduce cost.
Cevabı göster

The company will not compromise on screen quality to reduce cost.

Dilbilgisi

in order to achieve that: amaç ve önceki ifadeye gönderme

“In order to + fiilin temel biçimi” yapısı, bir eylemin veya kararın amacını belirtir. Burada “in order to achieve that”, “compromise on brightness” ifadesiyle bağlantılı amacı gösterir: hedefe ulaşmanın bir yolu olarak parlaklığı azaltmayacaklardır. “That”, daha önce belirtilen hedefe, yani güç tüketimini 85 inçlik modelinkine yakın bir seviyeye getirmeye gönderme yapar. Parlaklığa gönderme yapmaz.

Alıştırma

Şunu okuyun: “The school wanted to cut its electricity use. It installed new timers in order to achieve that.” “That” neye gönderme yapıyor?

  1. binayı daha aydınlık yapmak
  2. yeni zamanlayıcılar kurmak
  3. okulun elektrik kullanımını azaltmak
Cevabı göster

okulun elektrik kullanımını azaltmak

so they weren't willing to quote a figure at this time. Kalıp ifadeler

4:38

bu yüzden şu an için bir rakam vermeye istekli değillerdi.

Kalıp ifadeler

quote a figure: belirli bir rakam vermek

Burada “quote a figure”, çoğunlukla resmî veya dikkatli bir şekilde “belirli bir sayısal değer vermek” anlamına gelir. “Figure” kişi, şekil veya çizim değil, sayı anlamındadır. Bu bağlamda henüz kesin bir güç tüketimi değeri vermeye hazır değillerdi. “Quote” birinin sözlerini aynen aktarmak anlamına da gelebilir, ancak “a figure” nesnesi fiile sayısal anlamını verir.

Alıştırma

“The engineer would not quote a figure until the tests were complete,” cümlesinde “quote a figure” ne anlama geliyor?

  1. başka birinin sözlerini aynen tekrarlamak
  2. bir şema çizmek
  3. belirli bir sayı vermek
Cevabı göster

belirli bir sayı vermek

And that's far from the only information missing from the show floor here. Dilbilgisi

4:41

Ve buradaki fuar alanında eksik olan tek bilgi bu olmaktan çok uzak.

Dilbilgisi

far from the only: birçok örnekten biri

Bu cümlede far from the only, “kesinlikle tek değil” anlamına gelir. Konuşmacı eksik bir bilgiyi belirtir ve başka birçok ayrıntının da eksik olduğunu vurgular. far from the only + isim veya isim öbeği kalıbı, tek bir örnekten daha geniş bir soruna geçiş yapar. Burada far from fiziksel mesafeyi değil, dereceyi ifade eder.

Alıştırma

“Kesinlikle tek değil” anlamındaki vurgulu ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The broken link is ____ problem on the website.”

Cevabı göster

far from the only

That's the only sign they have for this thing.

4:44

Bu şey için sahip oldukları tek tabela bu.

Hisense is not quoting supported HDR standards,

4:47

Hisense, desteklenen HDR standartlarını,

average pixel response times,

4:51

ortalama piksel yanıt sürelerini,

input latency,

4:52

giriş gecikmesini,

or even a price.

4:53

veya bir fiyatı bile alıntılamıyor.

But, if it ends up anywhere near the same neighborhood as the TCL 115-in, Deyimler

4:54

Ancak, sonunda TCL 115 inç ile aynı civarlarda olursa,

Deyimler

ends up anywhere near the same neighborhood as: temkinli bir karşılaştırma

Ends up, belirsizlikten sonraki nihai sonucu anlatır: fiyat sonunda belirli bir düzeye gelebilir. Anywhere near the same neighborhood as ise bilinçli olarak geniş tutulan bir karşılaştırma yapar; “yaklaşık olarak benzer bir fiyat aralığında bile olsa” anlamına gelir, “tamamen aynı” demek değildir. Bu ifadeler birlikte, konuşmacının fiyatı kesin olarak bildiğini iddia etmeden temkinli bir tahminde bulunmasını sağlar. Burada neighborhood mecazdır; insanların yaşadığı bir mahalleyi değil, sayısal bir aralığı belirtir.

Alıştırma

Konuşmacı “if it ends up anywhere near the same neighborhood as the TCL 115-in” sözüyle neyi kastediyor?

  1. Nihai fiyatının TCL modelinin fiyatına tamamen eşit olduğu doğrulanırsa
  2. Nihai fiyatı TCL modelinin fiyatına kabaca benzer bir aralıkta bile olursa
  3. Sonunda TCL modeliyle mağazanın aynı bölümünde sergilenirse
Cevabı göster

Nihai fiyatı TCL modelinin fiyatına kabaca benzer bir aralıkta bile olursa

I can imagine a lot of dentists, doctors, or other professionals

5:00

birçok diş hekiminin, doktorun veya diğer profesyonellerin

struggling to load one of these into their Cybertruck in the Best Buy parking lot.

5:05

Best Buy otoparkında bunlardan birini Cybertruck'larına yüklemekte zorlandığını hayal edebiliyorum.

If you want some help visualizing that,

5:08

Bunu gözünüzde canlandırmanız için biraz yardıma ihtiyacınız varsa,

we've got extras from the TCL unboxing at lmg.gg/floatplane.

5:10

lmg.gg/floatplane adresinde TCL kutu açılışından ekstralarımız var.

We'll have that link down below.

5:13

Bu bağlantıyı aşağıya bırakacağız.

Of course,

5:15

Elbette,

by the time you're spending that kind of money,

5:16

o kadar para harcayacağınız zaman geldiğinde,

I could understand the temptation to spring for the original gangster. Notlar

5:18

orijinal efsaneye atlama cazibesini anlayabiliyorum.

Öbek fiiller

spring for: premium bir seçenek için ödeme yapmayı seçmek

spring for + isim ya da zamir, genellikle temel veya beklenen seçenekten daha pahalı bir şeyi almaya ve parasını ödemeye karar vermek demektir. Bu ifade yalnızca satın alma gerçeğini değil, alıcının para harcamaya istekli olmasını vurgular. Burada the temptation to spring for the original gangster, ünlü ve orijinal model için daha fazla para harcama isteğini anlatır. Seçim, pahalı bir yükseltme ya da kişinin kendisine yaptığı bir ödül gibi duyulur.

Alıştırma

Bu cümlede spring for ne anlama geliyor? I was going to get the standard headphones, but I decided to spring for the noise-cancelling model?

  1. kulaklığı almak için ilkbaharı beklemek
  2. premium seçenek için daha fazla ödemek
  3. kulaklığı başkasına aldırmak
Cevabı göster

premium seçenek için daha fazla ödemek

Kelime

original gangster: ikonik bir versiyon için samimi olmayan adlandırma

Ürünler ve popüler kültür hakkında konuşurken original gangster, bir grubun içindeki ilk, öncü veya en ikonik temsilciyi anlatan, başka bir bağlamdan alınmış bir argo ifade olabilir. Genellikle OG şeklinde kısaltılır. Burada ürün saygı duyulan eski tarz bir kişiye benzetilir; bir suçlu anlatılmaz. Bu cümlede konuşan kişi, benzer ürünler arasındaki orijinal modeli ünlü ve belirleyici seçenek olarak şakacı bir şekilde sunuyor. İfade ürünün statüsüne veya geçmişine duyulan hayranlığı gösterir, fakat tek başına ürünün günümüzdeki performansının en iyi olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede original gangster için en uygun anlam hangisidir? The brand's first-generation camera is the original gangster of its lineup?

  1. ikonik ilk model
  2. günümüzdeki performansı en iyi olan model
  3. kamerayla bağlantılı bir suçlu
Cevabı göster

ikonik ilk model

That's right,

5:22

Doğru,

the Samsung The Wall is getting an update for 2024

5:23

Samsung The Wall 2024 için bir güncelleme alıyor

and is now available in five different sizes:

5:26

ve artık beş farklı boyutta mevcut:

76-in, 89-in, 101-in, 114-in,

5:29

76 inç, 89 inç, 101 inç, 114 inç,

and of course, the monster behind me,

5:33

ve elbette arkamdaki canavar,

the 140-in version.

5:37

140 inçlik versiyon.

Now, this is very unfortunate.

5:39

Şimdi, bu çok talihsiz bir durum.

Samsung has basically no information about this thing whatsoever.

5:42

Samsung'un temelde bu şey hakkında hiçbir bilgisi yok.

So, I can only tell you based on my eyeballs that the color gamut does look bigger than what we saw last time around, Kelime

5:48

Bu yüzden, sadece kendi gözlerime dayanarak renk gamının geçen sefer gördüğümüzden daha büyük göründüğünü söyleyebilirim,

Kelime

based on my eyeballs: ölçüm değil, görsel izlenim

based on my eyeballs, kendi gözlerimle gördüklerime dayanarak yargıda bulunmak anlamına gelir. Burada konuşan kişi, renk gamının daha büyük göründüğü sonucunun bir ölçüm cihazından veya laboratuvar testinden değil, yalnızca görsel bir izlenimden kaynaklandığını söylüyor. eyeballs, eyes yerine bilerek kullanılan şakacı ve gayriresmî bir sözcüktür. Kanıtın sınırlı olduğunu hafif ve esprili bir biçimde gösterir: bu bir gözlem, kesin bir ölçüm değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, gayriresmî bir görsel iddiayı sınırlamak için based on my eyeballs ifadesini doğru kullanır?

  1. Based on my eyeballs, the lab confirmed the exact color values.
  2. Based on my eyeballs, this jacket looks darker than the other one.
  3. Based on my eyeballs, the colorimeter measured an exact difference.
Cevabı göster

Based on my eyeballs, this jacket looks darker than the other one.

and in particular, the brightness looks much brighter than the 1,000 nit peak brightness that we saw on the last generation. Anlatım akışı

5:56

ve özellikle de parlaklık, son nesilde gördüğümüz 1.000 nitlik tepe parlaklığından çok daha parlak görünüyor.

Anlatım akışı

in particular: tek bir ayrıntıya odaklanmak

in particular, daha geniş bir düşüncenin içindeki özellikle önemli veya dikkat çekici bir unsuru öne çıkarır. Renk gamının daha büyük göründüğünden söz ettikten sonra konuşan kişi burada odağı parlaklığa daraltıyor. Bu ifade eleştiri ya da kişisel tercih bildirmekten çok bilgiyi düzenler. Dinleyene, sıradaki ayrıntıya özellikle dikkat etmesi gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Geniş bir noktadan özellikle önemli tek bir ayrıntıyı belirtmek istediğinizde cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The report covers the whole machine, ___ the cooling system.

  1. on the other hand,
  2. in particular,
  3. for example,
Cevabı göster

in particular,

Of course, in order for us to tell you for sure,

6:03

Elbette, size kesin bir şey söyleyebilmemiz için,

we're going to have to, you know, get our hands on one for testing. Deyimler

6:05

bilirsiniz, test etmek üzere bir tanesini elimize geçirmemiz gerekecek.

Deyimler

“get our hands on one”: bir şeyi edinmeyi başarmak

Bu cümlede get our hands on one, “bir tanesini bir şekilde edinmek” veya “bir tanesine erişim sağlamak” anlamına gelir. Genellikle söz konusu şeyin kolay bulunmadığını ve biraz çaba gerekebileceğini düşündürür. one sözcüğü, daha önce konuşulan cihazın yerine kullanılır. Bu bir deyimdir; gerçekten elleri cihazın üzerine koymak anlamına gelmez.

Alıştırma

Nadir cihazı edinmenin zor olabileceğini düşündüren deyimle cümleyi tamamlayın: “The prototype is scarce, but we hope to ____ before Friday.”

Cevabı göster

get our hands on one

Uh Samsung, uh

6:08

Uh Samsung, uh

if you're watching, we'd love to check that out.

6:09

eğer izliyorsanız, bunu incelemek çok isteriz.

But one thing I'm sure they're not going to be sending to us is this.

6:12

Ancak bize kesinlikle göndermeyeceklerinden emin olduğum bir şey var, o da bu.

I just have no words for their MicroLED transparent display. Deyimler

6:17

MicroLED şeffaf ekranları için söyleyecek söz bulamıyorum.

Deyimler

“I just have no words for”: sözlerle anlatılamayan güçlü hayranlık

I have no words for + isim, bir şeyin o kadar güçlü bir tepki yarattığını ve konuşanın bunu anlatacak söz bulamadığını ifade eder. Just vurguyu artırır. Bu mecazlı bir ifadedir; konuşanın gerçekten konuşamadığı anlamına gelmez. Duygu olumlu da olumsuz da olabilir; yönünü çevredeki sözcükler ve ses tonu belirler. Burada ardından gelen övgüler, ekrana karşı güçlü ve olumlu bir hayranlık olduğunu gösterir.

Alıştırma

“I have no words for how beautiful the view is,” cümlesinde konuşan kişi ne demek istiyor?

  1. Konuşan kişi “manzara” sözcüğünün İngilizcesini unutmuş.
  2. Konuşan kişi manzara hakkında konuşmayı reddediyor.
  3. Konuşan kişi manzara karşısında büyük bir hayranlık duyuyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi manzara karşısında büyük bir hayranlık duyuyor.

Now, we've seen transparent displays before,

6:21

Daha önce de şeffaf ekranlar görmüştük,

particularly OLEDs, but the difference here is that MicroLED pixels are so so tiny. Anlatım akışı

6:24

özellikle OLED'leri, ancak buradaki fark, MicroLED piksellerinin o kadar, o kadar küçük olması ki.

Anlatım akışı

the difference here is that ile temel farka odaklanmak

the difference here is that ifadesi, dikkati bu örneğin öncekilerle ortak yönlerinden onu farklı kılan noktaya çevirir. Buradaki here fiziksel bir yeri değil, “şu anda ele alınan örnekte” anlamını taşır. that ile başlayan tam yan cümle asıl farkı verir: MicroLED pikselleri son derece küçüktür. Bu kalıp karşılaştırmayı önce ortak arka planı, ardından temel farkı sunacak biçimde düzenler.

Alıştırma

Cümleyi dersteki karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: We have tested similar cameras before, but ____ this one can film clearly in the dark.

Cevabı göster

the difference here is that

That's a big part of what gives them their pitch deep blacks.

6:29

Onlara zifiri derin siyahlarını veren şeyin büyük bir kısmı bu.

And because they're so small,

6:33

Ve o kadar küçük oldukları için,

they don't get in the way. Deyimler

6:35

yolunuza çıkmıyorlar.

Deyimler

get in the way: engel olmak

Get in the way; engel olmak, araya girmek veya bir şeyi zorlaştırmak anlamına gelir. Gerçek anlamda bir yoldan söz etmez. Bu cümlede pikseller o kadar küçüktür ki ekranın arkasını görmeyi engellemezler. Etkilenen etkinliği veya nesneyi belirtmek gerektiğinde get in the way of + isim ya da -ing biçimini kullanın. Örneğin get in the way of the camera veya get in the way of seeing the screen denebilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “engel oluşturmak” anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: Please put your backpack under the seat so it doesn't ____.

Cevabı göster

get in the way

So, not only is it vividly bright in a way I haven't seen before, Dilbilgisi

6:36

Yani, sadece daha önce görmediğim bir şekilde canlı derecede parlak olmakla kalmıyor,

but it's transparent in a way that I haven't seen before.

6:41

aynı zamanda daha önce görmediğim bir şekilde şeffaf.

Dilbilgisi

not only is it vividly bright ... but it's transparent yapısında devrik söz dizimi

Burada cümlenin başındaki not only, birbiriyle bağlantılı iki özelliğin ilkini tanıtır ve vurgulu bir A ve B yapısı kurar. not only başa alınmış olumsuz bir unsur olduğu için yardımcı fiil özneden önce gelir: not only is it...; not only it is... denmez. but ile başlayan bölüm ikinci özelliği normal söz dizimiyle ekler: but it's transparent. Böylece cümle yalnızca ilk özelliği değil, iki özelliği birden özellikle şaşırtıcı olarak sunar.

Alıştırma

İki gerçeği bağlamak için cümle başındaki not only yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Not only was the robot clean the room, but it also found the missing toy.
  2. Not only did the robot clean the room, but it also found the missing toy.
  3. Not only did the robot cleaned the room, but it also found the missing toy.
  4. Not only the robot cleaned the room, but it also found the missing toy.
Cevabı göster

Not only did the robot clean the room, but it also found the missing toy.

Like, it looks like a window, Dilbilgisi

6:44

Yani, bir pencere gibi görünüyor,

except there's a screen on it.

6:46

sadece üzerinde bir ekran var.

Dilbilgisi

it looks like a window, except there's a screen on it. yapısı

Burada looks like görsel bir karşılaştırma başlatır: nesne bir pencereye benzer, ancak kelimenin tam anlamıyla pencere değildir. Ardından except, önemli bir fark ekleyerek bu karşılaştırmayı düzeltir veya sınırlar. Bu cümlede except ifadesinden sonra tam bir cümlecik gelir: there's a screen on it. Bu yapı önce tanıdık bir referans verir, sonra nesneyi farklı kılan özelliği hemen ekler; böylece dinleyici alışılmadık nesneyi zihninde canlandırabilir.

Alıştırma

Karşılaştırma için looks like ve farkı anlatan bir cümlecik eklemek için except ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. This new lamp looks like a flower, except it changes color at night.
  2. This new lamp looks like a flower, except it change color at night.
  3. This new lamp looks a flower, except it changes color at night.
  4. This new lamp looks like a flower, except for it changes color at night.
Cevabı göster

This new lamp looks like a flower, except it changes color at night.

I don't even know how we would test something like this. Dilbilgisi

6:48

Böyle bir şeyi nasıl test edeceğimizi bile bilmiyorum.

Dilbilgisi

how we would test something like this içindeki dolaylı soru söz dizimi

I don't even know ifadesinden sonra how, yöntemi soran dolaylı bir soru yan cümlesi başlatır. Bu soru daha büyük bir düz cümlenin içinde olduğu için how + özne + kiplik fiil + fiilin yalın hâli sırasını kullanır: how we would test. Buradaki would varsayımsal bir test yöntemini anlatır: konuşan kişi hangi yöntemin işe yarayabileceğini hayal etmektedir. Geçmişte testin tekrar tekrar yapıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle I don't know sonrasında how ile kurulan dolaylı soruyu doğru kullanıyor?

  1. I don't know how would we test this device.
  2. I don't know how we test would this device.
  3. I don't know how we would test this device.
Cevabı göster

I don't know how we would test this device.

So, yeah, not even going to worry about that.

6:50

Yani, evet, bunun için endişelenmeyeceğim bile.

What I will worry about is this message from our sponsor.

6:53

Endişeleneceğim şey sponsorumuzdan gelen bu mesaj.

Are your headphones cushions hot like a tiny steam room?

6:56

Kulaklık yastıklarınız küçük bir buhar odası gibi sıcak mı?

Stop steaming your ears like your broccoli.

6:59

Kulaklarınızı brokoliniz gibi buharlamayı bırakın.

Wicked Cushions offer all sorts of cushion replacement for your headphones.

7:01

Wicked Cushions, kulaklıklarınız için her türlü yastık değişimi sunuyor.

And it's not just your regular cushions.

7:04

Ve bunlar sadece sıradan yastıklarınız değil.

With added dual layer cooling gel,

7:06

Eklenen çift katmanlı soğutma jeli ile,

they ensure you keep a cool head even your team is feeding. Notlar

7:08

takımınız feedlese bile serin bir kafaya sahip olmanızı sağlarlar.

Deyimler

keep a cool head deyimi ve sözcük oyunu

keep a cool head ifadesinde cool sakin olmayı, head ise düşünme biçimini anlatır. Bu deyim, stresli bir durumda sakin kalmak ve açık bir şekilde düşünmek anlamına gelir. Burada kulak yastıklarındaki soğutucu jel, cool ve head sözcüklerine gerçek anlam da kazandırır. Reklam iki anlamı aynı anda kullanır: ürün kullanıcının başını fiziksel olarak serin tutabilirken deyim baskı altında sakin kalmayı vaat eder.

Alıştırma

Reklamda keep a cool head ne anlatıyor?

  1. Sakin kalmak ve buna ek olarak soğutucu kulak yastıklarıyla ilgili bir şaka yapmak.
  2. Kulakların ağrımaması için oyunun sesini kısmak.
  3. Oynarken başı tamamen hareketsiz tutmak.
Cevabı göster

Sakin kalmak ve buna ek olarak soğutucu kulak yastıklarıyla ilgili bir şaka yapmak.

Kelime

Çok oyunculu oyunlarda your team is feeding

Çok oyunculu oyunlarda feeding, tekrar tekrar ölerek veya yenilerek rakip takıma skor, altın, deneyim ya da başka bir avantaj kazandırmak demektir. Bu nedenle your team is feeding, takım arkadaşlarının çatışmaları kaybedip rakibe yardım ettiğini belirten hayal kırıklığı dolu bir şikâyettir; kimseye yiyecek verildiği anlamına gelmez. Bu fiil genellikle kaçınılmaz tek bir ölümü değil, devam eden veya tekrarlanan bir durumu anlatır.

Alıştırma

Oyun sohbetinde your team is feeding büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Takım arkadaşları sürekli yeniliyor ve rakiplere avantaj kazandırıyor.
  2. Takım arkadaşları rakiplere yemek servis ediyor.
  3. Takım arkadaşları rakiplere nasıl oynanacağını öğretiyor.
Cevabı göster

Takım arkadaşları sürekli yeniliyor ve rakiplere avantaj kazandırıyor.

Looking for a crack?

7:11

Çatlamayan bir şey mi arıyorsunuz?

Wicked Cushions give you the crack-free comfort.

7:12

Wicked Cushions size çatlaksız konfor sunar.

They use top-notch materials like breathable sport fabric and memory foam. Kelime

7:16

Nefes alabilen spor kumaşı ve hafızalı köpük gibi birinci sınıf malzemeler kullanıyorlar.

Kelime

Top-notch materials: güçlü ve samimi bir övgü

Top-notch, mükemmel veya çok yüksek kaliteli anlamına gelen samimi bir sıfattır. top-notch materials ifadesinde malzemelerin kalitesini güçlü biçimde över. Kısa çizgi, top-notch ifadesinin materials sözcüğünden önce tek bir bileşik sıfat olarak çalıştığını gösterir. Burada notch fiziksel bir çentik anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz, “mükemmel” anlamına gelen kısa çizgili sıfatla tamamlayın: The hotel is known for its ____ service.

Cevabı göster

top-notch

With over 25,000 reviews and a 365 days to fall in love warranty,

7:20

25.000'den fazla yorum ve aşık olmak için 365 günlük garanti ile,

don't listen to me, listen to your ears this time. Anlatım akışı

7:24

bana kulak asmayın, bu sefer kulaklarınızı dinleyin.

Anlatım akışı

“don't listen to me ... listen to your ears” ifadesindeki olumsuzdan olumluya dönüş

Cümle, don't listen to X, listen to Y biçiminde birbiriyle eşleşen iki emir, yani paralel emir cümleleri kullanır. İlk olumsuz emir bir yönlendirme kaynağını reddeder; ikinci olumlu emir ise hemen onun yerine başka bir kaynak koyar. Bu dengeli karşıtlık, kapanışı etkili ve akılda kalıcı yapar. Listen to your ears, kulakları öğüt verebiliyormuş gibi kişileştirir. Buradaki anlam, kulakların konuşmasını beklemek değil, ürünün kendi kulaklarında nasıl hissettirdiğine güvenmektir. Böylece cümle, kanıtı reklamı yapan kişinin iddiasından dinleyicinin kişisel deneyimine taşır.

Alıştırma

Örnekteki olumsuz–olumlu paralel yapı ne işe yarar?

  1. Dinleyicinin kulaklarının konuşmacıdan daha az güvenilir olduğunu söyler.
  2. Birbiriyle ilgisiz iki emri zaman sırasıyla verir.
  3. Konuşmacıyı otorite olarak reddeder ve dinleyiciyi kendi duyusal deneyimine yönlendirir.
Cevabı göster

Konuşmacıyı otorite olarak reddeder ve dinleyiciyi kendi duyusal deneyimine yönlendirir.

Check out Wicked Cushions at the link below.

7:26

Aşağıdaki bağlantıdan Wicked Cushions'a göz atın.

If you guys have enjoyed this video,

7:28

Eğer bu videoyu beğendiyseniz,

maybe check out the one we did on Samsung's QD-OLED gaming monitors.

7:29

belki Samsung'un QD-OLED oyuncu monitörleri hakkında yaptığımız videoya göz atabilirsiniz.

The new 2024 lineup looks mwah, amazing.

7:34

Yeni 2024 kadrosu mwah, muazzam görünüyor.