Hong Kong'un En Ünlü Sokak Deniz Ürünlerini Denedik | Sokak Lezzetleri | Bon Appétit: İngilizce çalışma notları

Bon Appétit

Öğrenme zorluğu
1.248 kelime 211 kel/dk

Video özeti: Hong Kong’daki Oi Man Sang dai pai dong’da wok iş bölümü, eski ruhsat, hızlı servis ve tayfun sığınağı usulü yengecin katmanlı acılığı anlatılıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “dai pai dong,” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Kantonca ad, ruhsatlı açık hava tezgâhı geleneğini belirtir; sokak ortamı ve toplumsal rol anlaşılır. 2. “grandfathered in” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: eski bir izin kurallar değiştikten sonra da geçerli kalır; bu gerçek bir aile ilişkisi değildir. 3. “layers of heat.” — Deyimler ve mecazi ifadeler: layers, acılığın kaynaklarını ve ortaya çıkış zamanlarını düzenler; yalnızca acı demek yerine aşamalı gelişen bir tadı anlatmayı sağlar.

Bu derste

You just got here early.

0:03

Buraya biraz erken geldin.

Sun's still up.

0:04

Güneş hala havada.

People aren't quite here yet,

0:05

İnsanlar henüz pek buralarda değil,

but the kitchen just started cranking. Kelime

0:06

ama mutfak çoktan çalışmaya başladı.

Kelime

started cranking: çok hızlı ve yoğun çalışmaya başlamak

Bu cümlede started cranking, “çok hızlı ve yoğun biçimde çalışmaya başlamak” anlamına gelir. The kitchen yalnızca odayı değil, aşçıları ve bütün yemek hazırlama düzenini temsil eder. start + -ing yapısı bir etkinliğin başladığını gösterir. Cranking, işleyişi güçlü biçimde çalışan bir makineye benzeterek enerjik bir görüntü oluşturur. Kimse gerçekten bir kol çevirmiyor veya mekanik bir ses çıkarmıyor.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve started ile başlayan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the first big order arrived, the bakery ____ and filled every tray on time.

Cevabı göster

started cranking

So let's see what they're cooking at Oi Man Sang.

0:07

Öyleyse Oi Man Sang'da ne pişirdiklerine bir bakalım.

Seafood dai pai dong.

0:10

Deniz ürünleri dai pai dong.

This is what we call a dai pai dong, Kültür

0:11

Buna dai pai dong diyoruz,

which literally translates to big license stall. Kalıp ifadeler

0:13

ki bu tam anlamıyla büyük lisanslı tezgah anlamına geliyor.

Kültür

dai pai dong: Hong Kong'a özgü ruhsatlı açık hava yemek tezgâhı

Dai pai dong, Hong Kong ile bağlantılı geleneksel bir ruhsatlı açık hava yemek tezgâhı veya küçük lokanta türüdür. Kantonca ad, bu tezgâhların geçmişte sergilediği büyük ruhsatlarla bağlantılıdır. Cümledeki which literally translates to big license stall bölümü, adın kelimesi kelimesine karşılığını verir; tam bir tanım sunmaz. Hong Kong'a özgü bu kurum önemli olduğunda kültürel terim olarak dai pai dong ifadesini koruyun.

Alıştırma

Hangi yer en doğru biçimde dai pai dong olarak adlandırılır?

  1. Kanton yemekleri sunan herhangi bir kapalı restoran
  2. Hong Kong'da geleneksel, ruhsatlı bir açık hava yemek tezgâhı
  3. Herhangi bir festivaldeki geçici atıştırmalık tezgâhı
Cevabı göster

Hong Kong'da geleneksel, ruhsatlı bir açık hava yemek tezgâhı

Kalıp ifadeler

Kelimesi kelimesine anlam için literally translates to kullanımı

literally translates to ifadesindeki literally, ardından gelen sözlerin özgün sözcüğün parçalarının doğrudan anlamlarından geldiğini belirtir. Konuşan kişi kelimesi kelimesine bir karşılık verir; bunun hedef dildeki en doğal ve yerleşik çeviri olduğunu söylemez. big license stall karşılığı adın yapısını çözmeye yardımcı olur, ancak kültürel olarak neyi anlattığını tek başına bütünüyle açıklamaz. Y, gerçek dünyadaki tam anlamdan çok özgün sözlere yakınsa X literally translates to Y kalıbını kullanın.

Alıştırma

Japonca hanabi sözcüğü “çiçek” ve “ateş” anlamlarına gelen sözcüklerden oluşur. Hangi cümle kelimesi kelimesine çeviriyi açıkça verir?

  1. Hanabi literally translates to “flower fire.”
  2. Hanabi is usually translated as “flower fire.”
  3. Hanabi means “flower fire.”
Cevabı göster

Hanabi literally translates to “flower fire.”

They make this thing we call siu chau, Kültür

0:16

Siu chau dediğimiz bu şeyi yapıyorlar,

small stir fries.

0:18

küçük porsiyonlarda wokta sotelemeler.

Kültür

Küçük tavada çevrilen yemekler kategorisi olarak siu chau

Bu cümlede siu chau, sipariş üzerine tavada çevrilerek pişirilen yemekler kategorisini anlatan Kantonca bir yemek terimidir; sabit tarifi olan tek bir yemeğin adı değildir. Eş açıklama olan small stir fries, terime İngilizce kısa bir karşılık verir. Bu açıklamadaki small, yemeklerin tarzını veya ölçeğini belirtmeye yardımcı olur; her malzemenin çok küçük doğranması gerektiği anlamına gelmez. Bir menüde veya mutfakla ilgili konuşmada siu chau ifadesini bir yemek grubu olarak anlayın.

Alıştırma

Bir menü bölümünde siu chau başlığı altında wokta pişirilmiş birkaç yemek listeleniyor. Burada siu chau neyi anlatır?

  1. Tek tarifi olan sabit bir yemek
  2. Bütün malzemeleri çok küçük doğranması gereken yemekler
  3. Sipariş üzerine tavada çevrilerek pişirilen yemekler kategorisi
Cevabı göster

Sipariş üzerine tavada çevrilerek pişirilen yemekler kategorisi

They specialize in fresh seafood,

0:19

Taze deniz ürünlerinde uzmanlar,

huge amounts of seasoning,

0:22

devasa miktarda baharat,

big aromatics,

0:23

büyük aromalar,

high-octane cooking, Deyimler

0:24

yüksek enerjili pişirme teknikleri ile,

Deyimler

high-octane cooking ifadesindeki enerji benzetmesi

High-octane sözcüğü gerçek anlamıyla güçlü motorlarda iyi performans gösterebilen yüksek oktanlı yakıtı anlatır. high-octane cooking ifadesinde ise bir benzetmedir: yemek pişirme işi son derece enerjik, hızlı ve güçlü görünür. Bu birleşik sözcük cooking sözcüğünden önce sıfat görevi görür. Aynı kalıp a high-octane performance veya a high-octane campaign gibi başka yüksek enerjili etkinliklere de aktarılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki hızlı, enerjik ve yoğun anlamına gelen benzetmeyle tamamlayın: The festival ended with a ____ dance performance.

Cevabı göster

high-octane

always absorbing new cultural influences,

0:25

her zaman yeni kültürel etkileri özümseyerek,

serving a huge amount of people.

0:27

çok sayıda insana hizmet veriyorlar.

So, we're in the district,

0:29

Şu anda bulunduğumuz bölge,

a neighborhood called Sham Shui Po.

0:30

Sham Shui Po adında bir mahalle.

Sham Shui Po is known for a lot of manufacturing,

0:32

Sham Shui Po çok sayıda üretimi,

a lot of textiles,

0:33

ve tekstiliyle bilinir,

and this type of eating was sort of blue-collar and democratic and all over the place. Kelime

0:34

ve bu tür yeme-içme kültürü daha çok mavi yakalılara hitap eden, demokratik ve her yerde bulunabilen bir şeydi.

Kelime

blue-collar and democratic ifadesinin sosyal anlamı

Bu cümlede blue-collar, bedensel işlerde çalışanlarla ve işçi sınıfının yaşamıyla bağlantıyı anlatırken democratic, farklı sosyal sınıflardan insanlara açık ve erişilebilir olmayı ifade eder. İki sıfat birlikte, bu yeme biçiminin çalışan insanların yaşamına dayandığını ancak tek bir sınıfla sınırlı olmadığını gösterir. Burada iki sözcük de gerçek anlamında değildir: blue-collar bir gömleğin yaka renginden söz etmez, democratic ise oy kullanmayı anlatmaz. Sosyal ve kültürel betimlemelerde democratic, geniş kesimlerin erişebildiği, kapsayıcı veya seçkinlere özgü bir engeli olmayan anlamına gelebilir.

Alıştırma

Bu cümlede blue-collar and democratic ne anlama geliyor?

  1. Mavi üniforma giyen siyasi parti üyelerine ayrılmıştı.
  2. İşçilerin yemek yemeden önce oy kullanmasını gerektiriyordu.
  3. Çalışan insanlarla ilişkiliydi ve farklı sosyal sınıflardan kişilere açıktı.
Cevabı göster

Çalışan insanlarla ilişkiliydi ve farklı sosyal sınıflardan kişilere açıktı.

Everyone from every sector of society all over Hong Kong will descend on places like this because you get to drink cold beer, Öbek fiiller

0:38

Hong Kong'un dört bir yanından, toplumun her kesiminden herkes bu tarz yerlere akın eder çünkü burada soğuk bira içebilir,

Öbek fiiller

descend on: çok sayıda kişinin akın etmesi

Burada descend on, “çok sayıda kişinin bir yere gelip orayı doldurması” anlamına gelir. Hong Kong’un her yerinden insanlar bunun gibi yerlere yöneliyor; aşağı doğru hareket etmekten söz edilmiyor. Tekrar kullanılabilecek yapı grup + descend on + yer şeklindedir. Varışı yoğunlaşmış, çoğu zaman da ani veya bunaltıcı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi descend on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the final whistle, excited fans ____ the city center.

Cevabı göster

descended on

eat hot food all four seasons.

0:44

dört mevsim boyunca sıcak yemek yiyebilirsiniz.

Because of the history,

0:46

Tarihsel sebeplerden,

the push and pull, Deyimler

0:47

ve yaşanan iniş çıkışlardan ötürü,

Deyimler

push and pull: birbiriyle yarışan baskılar

Burada push and pull mecazidir. Bir durumu farklı yönlere taşıyan güçler arasındaki sürekli gerilim ve etkileşim anlamına gelir. İfade, birbiriyle yarışan çeşitli etkileri tek tek sıralamak yerine tek bir dinamik süreç altında toplar. the push and pull of change veya the push and pull between A and B gibi yapılarda sıkça görülür.

Alıştırma

the push and pull between tradition and development ifadesinde push and pull ne anlama gelir?

  1. Bir yerden başka bir yere basitçe hareket etme
  2. Fiziksel olarak tekrar tekrar itip çekme
  3. Birbiriyle yarışan güçler arasındaki sürekli gerilim
Cevabı göster

Birbiriyle yarışan güçler arasındaki sürekli gerilim

there aren't that many dai pai dongs left in Hong Kong.

0:48

Hong Kong'da o kadar da fazla dai pai dong kalmadı.

There're probably only around about 20 of these guys left.

0:51

Muhtemelen bunlardan sadece 20 kadar kaldı.

You'd read different stories.

0:54

Farklı hikayeler okursunuz.

Some people might say there used to be 700, Dilbilgisi

0:55

Bazı insanlar eskiden 700 tane olduğunu söyleyebilir,

Dilbilgisi

used to be: artık değişmiş olan geçmiş bir durum

Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte var olan ancak artık geçerli olmayan ya da şimdiki zamanla karşılaştırılan bir alışkanlığı veya durumu anlatır. used to be yapısında be fiilin yalın hâlidir; bu nedenle there used to be 700, geçmişte 700 tane bulunduğunu, ancak sayının şimdi farklı olduğunu ifade eder. Bu kalıp, a place used to be quiet veya there used to be more shops örneklerinde olduğu gibi zaman içindeki değişimi göstermek için kullanılır.

Alıştırma

Mekânın değiştiğini gösteren geçmiş durum kalıbıyla cümleyi tamamlayın: There ____ a small bookstore here, but now it is a café.

Cevabı göster

used to be

there used to be 2,000,

0:57

eskiden 2.000 tane olduğunu,

there used to be 3,000.

0:58

eskiden 3.000 tane olduğunu söyleyebilir.

Point is, Anlatım akışı

0:59

İşin özü,

as wonderful as this place is, Dilbilgisi

1:00

burası ne kadar harika bir yer olsa da,

a little bit of a rare sight.

1:02

artık biraz nadir görülen bir manzara.

Anlatım akışı

Point is, ile ana sonucu belirtme

Point is, ifadesi The point is kalıbının kısaltılmış, konuşma diline özgü biçimidir. Dinleyiciye az önce belirtilen ayrıntılara odaklanmayı bırakıp ana sonuca dikkat etmesi gerektiğini bildirir. Burada farklı tahminler hakkındaki tartışmayı bitirir ve önemli düşünceyi sunar: böyle yerler artık nadirdir. Bir konuşmayı yeniden ana konuya yöneltmek için kullanılabilir, ancak genellikle doğrudan bir ton taşır.

Alıştırma

Konuşmacı küçük bir ayrıntıyı geride bırakıp ana sonucu belirtmek istediğinde ikinci cümle için en uygun başlangıcı seçin: We can argue about which route is five minutes faster. _____ both routes will get us there before noon.

  1. By the way,
  2. For example,
  3. Point is,
Cevabı göster

Point is,

Dilbilgisi

“As wonderful as this place is”: ödünleme yapısı

Bu cümlede as wonderful as this place is, “burası harika olsa da” anlamına gelir. as + sıfat + as + özne + be kalıbı bir ödünleme anlatabilir: Konuşmacı, karşıt bir noktaya geçmeden önce bir gerçeği kabul eder. Burada yan cümle, yerin harika olduğunu kabul eder ve ardından böyle yerlerin nadir olduğu düşüncesine geçiş hazırlar. Burası başka bir yerle karşılaştırılmamaktadır.

Alıştırma

Şu cümlede baştaki yan cümlenin anlamını seçin: “As useful as the old map is, we still need a newer one.”

  1. Eski harita yararlı olduğu için
  2. Eski harita daha yeni harita kadar yararlıdır
  3. Eski harita yararlı olsa da
Cevabı göster

Eski harita yararlı olsa da

These are really traditional old school types of restaurants in Hong Kong, Kelime

1:03

Bunlar, Hong Kong'daki gerçekten geleneksel eski usul restoran türleridir,

Kelime

“Old school”: tarz veya yöntem bakımından geleneksel

Old school, daha eski bir dönemle ilişkilendirilen yöntemleri izleyen bir tarzı, yöntemi veya kişiyi anlatan gayriresmî bir ifadedir. Burada Hong Kong'daki geleneksel restoran türlerini anlatır ve takdir eden, nostaljik bir ton taşır. Bu ifade bir şeyi özgün ya da zamanın sınavından geçmiş olduğu için övebilir; başka bir bağlamda ise çağın gerisinde kaldığı için hafifçe eleştirebilir. Tonu anlamak için çevredeki tutuma bakın.

Alıştırma

Cümleyi gayriresmî ve takdir edici bir tonla en iyi hangi ifade tamamlar? “The barber keeps the same chairs and hand-painted signs from the 1970s. Customers love its ___ style.”

  1. old-fashioned
  2. traditional
  3. old-school
Cevabı göster

old-school

where government gave people licenses to cook on the street.

1:07

hükümetin insanlara sokakta yemek pişirmeleri için lisans verdiği yerler.

Now, the government doesn't issue these licenses anymore,

1:10

Şimdi ise hükümet artık bu lisansları vermiyor,

which means that the only way to keep cooking at a place like this is to transfer that license from a friend to a friend or from one generation to the next generation.

1:13

bu da böyle bir yerde yemek pişirmeye devam etmenin tek yolunun o lisansı bir arkadaştan diğerine veya bir nesilden diğer nesle devretmek olduğu anlamına geliyor.

Uh-huh.

1:22

Hı hı.

Oh.

1:25

Oh.

Oh.

1:28

Oh.

So this license they've held on to for 60 years. Öbek fiiller

1:29

Yani bu lisansı 60 yıldır ellerinde tutuyorlar.

Öbek fiiller

held on to: bir şeyi bırakmadan elinde tutmak

Bu cümlede held on to, “ellerinde tuttular ve vazgeçmediler” anlamına gelir. Ruhsat değerli olmasına ve kaybedilme ya da devredilme ihtimali bulunmasına rağmen 60 yıl boyunca onların elinde kaldı. Hold on to çoğu zaman keep fiilinden daha fazla çaba veya kararlılık ifade eder. Nesneler, haklar, anılar ya da korunmak istenen bir üstünlük için kullanılabilir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “elinde tutmaya devam etti ve vazgeçmedi” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Even when other companies sold theirs, the family ____ the valuable permit.

Cevabı göster

held on to

As a result,

1:32

Sonuç olarak,

these guys the guys who are operating it,

1:33

bu adamlar, yani işleten adamlar,

they're not the owners of the license but the operators of the restaurant.

1:34

lisansın sahipleri değil, restoranın işletmecileridir.

The way it's set up is based on lines.

1:38

Buradaki düzen montaj hattına dayanıyor.

This chef's job here,

1:40

Buradaki bu şefin işi,

what you might call a garde manger, Kültür

1:42

buna bir garde manger (hazırlık şefi) diyebilirsiniz,

is to put together these little bowls of ingredients that are then passed off to the wok station so that all the wok guys need to do is cook it and then put it on top of a plate. Notlar

1:43

bu küçük malzeme kaselerini hazırlayıp wok istasyonuna aktarmaktır, böylece wok'taki adamların tek yapması gereken onu pişirip ardından bir tabağa koymaktır.

Kültür

profesyonel bir mutfak görevi olarak garde manger

Garde manger, Fransızcadan gelen profesyonel bir mutfak terimidir. Geleneksel olarak soğuk yemeklerden, salatalardan ve ilgili hazırlıklardan sorumlu aşçıyı veya istasyonu belirtir. Burada konuşmacı terimi pratik bir benzetme olarak kullanıyor: Bu şef malzemeleri kaselere paylaştırıp wok istasyonuna veriyor. Görevlerinin klasik bir Batı mutfağındaki garde manger görevleriyle tam olarak örtüşmesi gerekmez.

Alıştırma

Bu bağlamda garde manger büyük olasılıkla neyi belirtir?

  1. Konukların beklediği bir yemek alanı
  2. Soğuk yemek hazırlığı ve ilgili işlerle ilgilenen bir mutfak görevi veya istasyonu
  3. Pişirmeden önce yemeğe eklenen bir Fransız sosu
Cevabı göster

Soğuk yemek hazırlığı ve ilgili işlerle ilgilenen bir mutfak görevi veya istasyonu

Öbek fiiller

passed off to the wok station: işi sonraki aşamaya devretmek

Bu cümlede are then passed off to the wok station, hazırlanmış kaselerin bir sonraki çalışma alanına verildiği anlamına gelir. Edilgen yapı, teslim eden kişiden çok kaselere ve onların mutfaktaki hareketine odaklanır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp pass something off to ve ardından bir kişi, ekip ya da istasyon getirmektir: bir aşama bir nesneyle işini bitirir ve onu sonraki aşamaya gönderir.

Alıştırma

Hangi cümle pass ... off to ... yapısını sonraki ekibe yapılan bir devri anlatmak için kullanıyor?

  1. The runner passed the night crew near the gate.
  2. The seller passed the copy off as an original.
  3. The day crew passed the report off to the night crew.
Cevabı göster

The day crew passed the report off to the night crew.

Dilbilgisi

all the wok guys need to do is cook it: gereken tek eylem

all + özne + need to do + is + fiil kalıbında all, “her kişi” değil “tek şey” anlamına gelir. Bölüm all [the wok guys need to do] olarak anlaşılır; böylece cümle onların kalan sorumluluğunu sınırlar. Burada öğretilen biçimde is sonrasında to olmadan fiilin yalın hâlini kullanın: is cook. is cook it and put it on a plate örneğindeki gibi birbirine bağlanan kısa bir eylem dizisi de gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi “gereken tek eylem” anlamına gelen odaklama kalıbıyla tamamlayın: The slides are ready, so ____ present them.

Cevabı göster

all you need to do is

Whatever the chef needs for their dish,

1:52

Şef yemeği için neye ihtiyaç duyarsa duysun,

that's the guy that's going to put it all together. Öbek fiiller

1:54

her şeyi bir araya getirecek kişi o adamdır.

Öbek fiiller

put it all together: bütün parçaları bir araya getirmek

Put it all together, birbirinden ayrı malzemeleri veya parçaları birleştirip eksiksiz bir bütün oluşturmak demektir. Bu cümlede, bir yemek için gereken tüm malzemeleri bir araya getirip hazırlamayı anlatır; yalnızca bir nesneyi başka bir nesnenin yanına koymak anlamına gelmez. Put + nesne + all + together yapısı, gereken bütün parçaların dahil olduğunu vurgular. Konuşan kişi, son düzenleme veya birleştirme işini yapacak kişiyi gösteriyor.

Alıştırma

“The designer has all the pieces and will put it all together” cümlesinde put it all together ne anlama gelir?

  1. Bütün parçaları atmak
  2. Tek bir nesneyi başka bir yere koymak
  3. Parçaları başkasından satın almasını istemek
  4. Parçaları tek bir tamamlanmış bütün hâline getirmek
Cevabı göster

Parçaları tek bir tamamlanmış bütün hâline getirmek

On the right hand side is the seafood butcher.

1:56

Sağ tarafta deniz ürünleri kasabı var.

He's going to butcher, clean,

1:59

O deniz ürünlerini kesecek, temizleyecek,

and prepare all the seafood to order. Kalıp ifadeler

2:01

ve tüm deniz ürünlerini siparişe göre hazırlayacak.

Kalıp ifadeler

prepare all the seafood to order: deniz ürünlerini sipariş üzerine hazırlamak

Prepare something to order, müşterinin belirli bir sipariş vermesinden sonra hazırlığa başlamak demektir. Bu cümlede deniz ürünlerinin müşteri istediğinde taze olarak hazırlanması anlatılır; ürünlerin önceden tamamen hazırlanması anlatılmaz. Burada to order, hazırlığın zamanını ve hizmet biçimini belirtir; all the seafood ise hazırlanan nesnedir. Bu ifade, deniz ürünlerini sipariş vermek amacıyla hazırlamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı: If a restaurant prepares a dish to order, it normally prepares it after the customer requests it, rather than making it in advance.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

All the seafood fresh comes in every single day.

2:05

Tüm deniz ürünleri her gün taze olarak gelir.

These tanks are all live fish.

2:11

Bu tankların hepsi canlı balıklarla dolu.

You get pomfret,

2:14

Pomfret (gümüş) balığı var,

you have dong sing pan,

2:15

dong sing pan balığı var,

and crabs and as well,

2:16

ve yengeçler de var,

and that's what we're going to ask chef to make.

2:17

ve şeften bizim için yapmasını isteyeceğimiz şey de bu.

Uh this is crab that's known for its flesh.

2:19

Uh, bu etinin bolluğuyla bilinen bir yengeç türü.

It's killed to order,

2:22

Siparişe göre öldürülüyor,

chopped up, split up, butchered.

2:23

doğranıyor, bölünüyor ve temizleniyor.

Woo!

2:26

Vay canına!

In the middle are two chefs each with their own woks.

2:27

Ortada, her birinin kendi wok'u olan iki şef var.

They specialize in their own dishes.

2:30

Kendi yemeklerinde uzmanlaşıyorlar.

Right hand side tends to be the slightly more complicated oftentimes seafood dishes. Dilbilgisi

2:32

Sağ taraf biraz daha karmaşık, genellikle deniz ürünleri yemeklerini yapıyor.

Dilbilgisi

Kesin olmayan genellemeler için tends to be

Tends to be, “genellikle öyledir” veya “öyle olma eğilimindedir” anlamına gelir ve istisnalara yer bırakır. Bu cümlede yargıyı yumuşatır: Sağ taraftaki yemekler çoğunlukla biraz daha karmaşıktır, ancak her yemek böyle değildir. Yapı, özne + tend/tends to + fiilin yalın hâli şeklindedir. side gibi tekil bir özneden sonra tends kullanılır; to sonrasında is değil, be gelir.

Alıştırma

Cümleyi “her zaman olmasa da genellikle öyledir” anlamındaki üç kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: Weekend flights ____ more expensive.

Cevabı göster

tend to be

Left hand side a lot more sauces and vegetables stir fries.

2:36

Sol taraf ise çok daha fazla sos ve sebze sote yemekleri yapıyor.

Everything they need is in exact arm's reach.

2:40

İhtiyaç duydukları her şey tam olarak kol mesafesinde.

They share a seasoning station in the middle that has all the things they need:

2:42

Ortada, ihtiyaç duydukları her şeyi barındıran bir baharat istasyonunu paylaşıyorlar:

oyster sauce,

2:45

istiridye sosu,

salt, sugar, MSG, chili oil, chili paste.

2:46

tuz, şeker, MSG, acı biber yağı, acı biber ezmesi.

The chefs don't even need to see the order.

2:49

Şeflerin siparişi görmelerine bile gerek yok.

Once they see the ingredient hit the table,

2:51

Malzemenin masaya geldiğini gördükleri anda,

they know what dish they have to make.

2:53

hangi yemeği yapmaları gerektiğini biliyorlar.

All the chef needs to focus on is cooking.

2:55

Şefin tek odaklanması gereken şey yemek pişirmek.

Flip, flip, flip, flip, flip.

3:00

Çevir, çevir, çevir, çevir, çevir.

Only needs a couple of tosses to bring everything together. Öbek fiiller

3:01

Her şeyi bir araya getirmek için sadece birkaç kez havaya atıp tutması yetiyor.

Öbek fiiller

bring everything together ile tek bir bütün oluşturmak

Bu yemek cümlesinde bring everything together, ayrı malzemelerin birleşerek tamamlanmış ve dengeli bir yemek oluşturmasını sağlamak demektir. Buradaki önemli fikir bütünleştirmedir; nesneleri fiziksel olarak aynı yere taşımak değildir. Daha genel olarak bring X together, ayrı parçaları tek bir bütün olarak çalışacak veya anlamlı olacak biçimde birleştirmek demektir. X; malzemeler, fikirler, insanlar veya bir planın parçaları olabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede bring everything together, “ayrı parçaların açık ve eksiksiz bir bütün oluşturmasını sağlamak” anlamında kullanılmıştır?

  1. A final paragraph can bring everything together and make the argument clear.
  2. The bell brought everyone together in the hall.
  3. Please bring everything together on the kitchen table.
Cevabı göster

A final paragraph can bring everything together and make the argument clear.

Oh my god.

3:05

Aman Tanrım.

That was like four or five tosses,

3:06

Dört beş kez falan havaya attı,

15-20 seconds.

3:08

15-20 saniye sürdü.

No joke.

3:10

Şaka değil.

When you're stir frying,

3:13

Wok'ta sote yaparken,

if you toss something into the air,

3:14

bir şeyi havaya attığınızda,

then when it's in the air because of how hot that wok is,

3:15

o wok'un ne kadar sıcak olduğundan dolayı havadayken,

it stops cooking.

3:18

pişme işlemi durur.

When it touches that wok again,

3:19

Wok'a tekrar dokunduğunda,

it's hot again.

3:20

tekrar ısınır.

So it's cooking only by conduction. Kelime

3:21

Yani sadece iletim yoluyla pişiyor.

Kelime

by conduction: doğrudan temasla ısı aktarımı

Bu cümlede by conduction, ısının doğrudan temas yoluyla aktarılması demektir. Yüzeyleri birbirine değerken ısı, sıcak tavadan yiyeceğe geçer. by edatı yöntemi belirtir. Conduction, bu mekanizmanın bilimsel adıdır. Burada conduct ile ilgili davranış veya yönetme gibi başka anlamlara gelmez; özellikle birbirine temas eden maddeler arasında ısı enerjisinin hareketini anlatır.

Alıştırma

Bilim cümlesini ısı aktarımı terimiyle tamamlayın: The bottom of the pancake warms where it touches the hot pan, so heat moves by ____.

Cevabı göster

conduction

So as it tosses and tosses and tosses,

3:23

Bu yüzden, attıkça, attıkça ve attıkça,

it's like it just gets seared and seared and seared all over again. Notlar

3:25

sanki her tarafı tekrar tekrar mühürleniyor gibi oluyor.

Dilbilgisi

gets seared: değişimi öne çıkaran get edilgeni

Gets seared, konuşma diline özgü bir edilgen yapı oluşturmak için get + geçmiş zaman ortacı kullanır. Yiyecek eylemden etkilenir; get ise değişimi veya sonucu öne çıkarır: Yüzey, yoğun ısıyla karşılaşınca hızla kızarır. Gets, tekil özne it ile uyumludur. Seared, dış kısmın çok yüksek ısıda hızla kızartılarak renk ve lezzet kazanması anlamına gelir. Tek başına yiyeceğin yandığı veya tamamen piştiği anlamına gelmez. seared and seared and seared tekrarı, temasın ve sonucun tekrar tekrar oluşmasını canlı biçimde hissettirir.

Alıştırma

Cümleyi sear fiilinin get edilgeniyle tamamlayın: Each time the steak touches the hot skillet, its surface ____.

Cevabı göster

gets seared

Anlatım akışı

seared and seared and seared ifadesindeki ritmik vurgu

seared sözcüğünün üç kez tekrarlanması, tek bir pişirme fiilini art arda yinelenen eylemlere dönüştürür. İfade, yiyeceğin tekrar tekrar sıcak yüzeye savrulmasının ritmini izler ve kızarmayı sürekli ve yoğun hissettirir. Bu, kekeleme değil, bilinçli bir söz sanatı tekrarıdır. Sözlü anlatımda anahtar bir sözcüğü tekrarlamak dikkati eyleme yöneltir ve dinleyiciye eylemin ritmini neredeyse hissettirir.

Alıştırma

Bu cümlede seared and seared and seared tekrarı ne işe yarıyor?

  1. Tekrarlanan pişirme eylemini vurgulayan bir ritim yaratır.
  2. Malzemelerin yalnızca bir kez pişirildiği anlamına gelir.
  3. Konuşanın doğru pişirme sözcüğünü hatırlayamadığını gösterir.
Cevabı göster

Tekrarlanan pişirme eylemini vurgulayan bir ritim yaratır.

That temperature reaches 400 plus degrees,

3:29

O sıcaklık 400 derecenin üzerine ulaşıyor,

it goes through the Maillard reaction and all those sugars inside of those ingredients start to caramelize. Kültür

3:31

Maillard reaksiyonundan geçiyor ve o malzemelerin içindeki tüm o şekerler karamelize olmaya başlıyor.

Kültür

Maillard reaksiyonu: ısıyla kahverengileşme ve karmaşık lezzet

Yiyecek ısındığında Maillard reaksiyonu, yüzeyinin kahverengileşmesine ve yoğun kavrulmuş, kızarmış ya da lezzetli koku ve tatlar geliştirmesine yardımcı olur. Daha kesin olarak bu, amino asitlerle indirgen şekerler arasında gerçekleşen bir dizi kimyasal reaksiyondur. Bu cümlede terim, tavanın yoğun ısısının yol açtığı kahverengileşmeye ve lezzet gelişimine bilimsel bir ad verir.

Alıştırma

Hangi açıklama Maillard reaksiyonuna en iyi uyar?

  1. Isı altında karmaşık tatlar oluşturan, amino asitlerle indirgen şekerler arasındaki kahverengileşme reaksiyonları.
  2. Amino asitler olmadan yalnızca şekerin kahverengileşmesi.
  3. Herhangi bir malzemenin sıcak tavaya değer değmez erimesi.
Cevabı göster

Isı altında karmaşık tatlar oluşturan, amino asitlerle indirgen şekerler arasındaki kahverengileşme reaksiyonları.

There's a sweetness, umami,

3:35

Bir tatlılık, umami,

all of that starts to be expressed.

3:36

hepsi ortaya çıkmaya başlıyor.

The wok cooks will finish the cook in a matter of minutes, Kalıp ifadeler

3:38

Wok aşçıları pişirme işlemini dakikalar içinde bitirir,

Kalıp ifadeler

in a matter of minutes: birkaç dakika içinde

In a matter of minutes, “yalnızca birkaç dakika sonra” anlamına gelir. Aşçıların işi ne kadar hızlı tamamlayacağını belirtir ve bekleme süresinin kısa olduğunu vurgular. Yeniden kullanılabilen kalıp in a matter of + çoğul zaman birimidir. Burada matter, zaman ifadesinin tamamının bir parçasıdır; “konu” veya “madde” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi in a matter of + çoğul zaman birimi kalıbıyla tamamlayın: The soup was ready ____.

Cevabı göster

in a matter of minutes

if not seconds. Anlatım akışı

3:41

hatta saniyeler içinde.

Anlatım akışı

X, if not Y: if not seconds ile anlamı güçlendirme

Burada if not seconds, in a matter of minutes ifadesinden sonra gelir ve ilk tahmini güçlendirir. Konuşan kişi önce dakikalardan söz eder, sonra daha da güçlü bir olasılık olarak saniyeleri öne sürer: “dakikalar içinde, hatta belki saniyeler içinde”. X, if not Y kalıbında Y, aynı ölçekte daha güçlü veya daha uç bir seçenektir. Bilgi önce güvenli bir iddia verilerek, sonra da bu iddia güçlendirilerek düzenlenir; buradaki anlam “saniye değilse” koşulu değildir.

Alıştırma

Bu cümlenin son kısmı ne anlama geliyor? The backup will take hours, if not days.

  1. Yalnızca saatler sürmezse günler sürecek.
  2. Saatler sürecek, hatta belki günler sürebilir.
  3. Kesinlikle bir saatten az sürecek.
Cevabı göster

Saatler sürecek, hatta belki günler sürebilir.

Once that hot food is done,

3:42

O sıcak yemek biter bitmez,

it's going to come out right in the middle where the servers will pick those plates up and bus them directly to the tables.

3:44

tam ortaya çıkacak, garsonlar o tabakları oradan alıp doğrudan masalara taşıyacaklar.

Yeah.

3:49

Evet.

See what I said about that dai pai dong wok hey. Kültür

3:50

O dai pai dong wok hey'i hakkında ne dediğimi görüyorsunuz.

Kültür

wok hey: çok yüksek ateşte wok pişirmenin aroması

Wok hey, yaygın olarak wok hei biçiminde de yazılan Kanton mutfağına ait bir terimdir. Yiyecekler çok sıcak bir wok tavada hızla çevrilerek pişirildiğinde oluşan özel koku ve lezzeti anlatır. Bu cümlede ifade, yüksek ısı ve hızlı soteleme sonucunu adlandırır. İngilizcedeki hey selamlaması değildir ve yalnızca isli ya da yanık demekten daha özel bir anlam taşır.

Alıştırma

Bu cümlede wok hey neyi ifade ediyor?

  1. Aşçıya söylenen samimi bir selamlama
  2. Bir yemek pişirme ruhsatının adı
  3. Aşırı sıcak bir wok tavada çok hızlı pişirmenin oluşturduğu özel koku ve lezzet
Cevabı göster

Aşırı sıcak bir wok tavada çok hızlı pişirmenin oluşturduğu özel koku ve lezzet

They can make special wok hey.

3:55

Özel bir wok hey (wok nefesi) yapabiliyorlar.

Special wok hey.

3:57

Özel wok hey.

Oh.

3:59

Oh.

Oh.

4:02

Oh.

Now, because this is a dai pai dong,

4:05

Şimdi, burası bir dai pai dong olduğu için,

this is not a regular Chinese restaurant inside,

4:06

ve içerideki normal bir Çin restoranı olmadığı için,

the government gives them a license that's been grandfathered in to cook with kerosene. Kelime

4:09

hükümet onlara gazyağı ile yemek pişirmeleri için muafiyet tanınmış bir lisans veriyor.

Kelime

grandfathered in: yeni kurallarda eski hakların korunması

Grandfathered in, yeni bir kuralın normalde durduracağı veya değiştireceği bir şeyin eski kurala göre devam etmesine izin verilmesi demektir. Burada ruhsat, yeni kısıtlamadan önce var olduğu için geçerliliğini korur. İfade genellikle edilgen yapıda kullanılır: bir ruhsat, bina, plan veya kişi be grandfathered in yapısıyla anlatılır. Bir büyükbabayla veya aileden bir şey miras almakla ilgili değildir.

Alıştırma

Eski bir iznin kural değişikliğinden sonra da devam edebileceğini anlatan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new rule bans large signs, but the store's old sign was ____.

Cevabı göster

grandfathered in

Kerosene.

4:14

Gazyağı.

Oh my god.

4:16

Aman Tanrım.

Okay.

4:17

Tamam.

That's the secret.

4:20

İşin sırrı bu.

Kerosene makes this extra, extra, extra hot.

4:22

Gazyağı bunu ekstra, ekstra, ekstra sıcak yapıyor.

You can't get stovetops this hot in Hong Kong anymore.

4:25

Hong Kong'da artık bu kadar sıcak ocaklar bulamazsınız.

In Hong Kong,

4:48

Hong Kong'da,

restaurants don't really take tips. Kalıp ifadeler

4:49

restoranlar pek bahşiş almaz.

Kalıp ifadeler

take tips: müşterilerden bahşiş kabul etmek

take tips ifadesinde take “kabul etmek” veya “almak”, tips ise müşterilerin hizmet karşılığında verdiği ekstra parayı, yani bahşişi ifade eder; “öneriler” anlamında değildir. Bu ifade, restoranı veya çalışanı parayı alan taraf olarak gösterir. restaurants don't really take tips gibi genel bir cümlede, bahşiş kabul etmenin olağan bir uygulama olmadığı anlamına gelir.

Alıştırma

Kafenin bakış açısından cümleyi tamamlayan ifadeyi seçin: This café does not ___, so customers pay only the listed price.

  1. tip the server
  2. leave a tip
  3. take tips
Cevabı göster

take tips

So if you were a restaurateur,

4:51

Bu yüzden bir restoran sahibiyseniz,

you ran restaurants,

4:53

restoranlar işletiyorsanız,

and you wanted to make a little bit more money,

4:54

ve biraz daha fazla para kazanmak istiyorsanız,

the key is to serve more people.

4:56

bunun anahtarı daha fazla insana hizmet vermektir.

That's where this essence of speed comes in. Kalıp ifadeler

4:58

İşte hızın özü burada devreye giriyor.

Kalıp ifadeler

That's where X comes in: ilgili bir etkeni tanıtmak

That's where X comes in, az önce açıklanan bir duruma gönderme yapar ve X'i artık yararlı, önemli veya ilgili hâle gelen etken olarak tanıtır. Burada X, this essence of speed ifadesidir. Where, mutlaka fiziksel bir yeri değil, akıl yürütmedeki bir noktayı gösterir; comes in ise içeri girmek anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilir akış şöyledir: önce bir ihtiyaç veya sorunu açıklayın, ardından bunu yardımcı olan etkene bağlamak için That's where X comes in deyin.

Alıştırma

Yanıtı That's where X comes in kalıbının başlangıç sözleriyle tamamlayın: The instructions are hard to follow. ____ a simple diagram comes in.

Cevabı göster

That's where

It's all about a brutalist sort of efficiency, right?

5:01

Her şey acımasız bir tür verimlilikle ilgili, değil mi?

The tables here span the entire block.

5:04

Buradaki masalar tüm bloğa yayılıyor.

And honestly, there's a type of freedom and do whatever you want spirit.

5:07

Ve dürüst olmak gerekirse, burada bir tür özgürlük ve 'ne istersen yap' ruhu var.

The number of tables that are in this restaurant that they can serve is dependent on where the cars are parked. Kalıp ifadeler

5:10

Bu restoranın hizmet verebileceği masa sayısı, arabaların nereye park edildiğine bağlı.

Kalıp ifadeler

is dependent on: bir koşulun kontrol ettiği sonuç

Burada is dependent on, “tarafından belirlenir” veya “-e göre değişir” anlamına gelir. Kullanılabilecek masa sayısı sonuç, arabaların park edildiği yer ise bu sonucu kontrol eden koşuldur. be dependent on + isim veya yan cümle yapısı, bir sonucu bağlı olduğu etkene bağlar. Buradaki anlam, masaların kişisel bakıma veya maddi desteğe ihtiyaç duyduğunu göstermez.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “tarafından belirlenir” anlamına gelen üç sözcüklü be kalıbıyla tamamlayın: The date of the game ____ the weather.

Cevabı göster

is dependent on

Today, unfortunately for them,

5:16

Bugün onlar için ne yazık ki,

as you can see,

5:18

görebileceğiniz gibi,

somebody else parked their car right where these folding tables and these plastic stools are supposed to be. Dilbilgisi

5:20

birisi arabasını tam da bu katlanır masaların ve plastik taburelerin olması gereken yere park etmiş.

Dilbilgisi

are supposed to be: planlanan konum

Are supposed to be, bazı şeylerin belirli bir yerde “olması planlanıyor” veya “olması bekleniyor” anlamına gelir. İfade, masa ve taburelerin planlanan yerini anlatır; muhtemelen nerede olduklarına dair bir tahmin değildir. Bir araba o yeri işgal ettiği için cümle plan ile gerçeklik arasında da karşıtlık kurar: mobilyaların orada olması gerekir, ancak şu anda oraya yerleştirilemezler.

Alıştırma

Cümleyi, planlanan bir konumu anlatan dersteki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The emergency supplies ____ beside the office door, but someone moved them.

Cevabı göster

are supposed to be

So, sat down for dinner.

5:27

İşte böyle, akşam yemeği için oturduk.

A bunch of friends came with us.

5:29

Bir grup arkadaşımız bizimle geldi.

We're going to get some dai pai dong food.

5:30

Biraz dai pai dong yemeği alacağız.

Give me a Coke.

5:33

Bana bir Kola ver.

I think they do at least three or four turns here a night. Kelime

5:52

Sanırım burada bir gecede en az üç veya dört tur devir yapıyorlar.

Kelime

Restoran hizmetinde turns

Restoran işletmeciliğinde turns, aynı masanın veya masa grubunun yeni bir müşteri grubuna hizmet verdiği çevrimleri ifade eder. Three or four turns, yerlerin dolması, müşterilerin yemeklerini bitirmesi, masaların yeniden hazırlanması ve yeni grupların aynı yerleri gece boyunca üç ya da dört kez kullanması demektir. Buradaki do ... turns, fiziksel olarak dönmeyi değil müşteri devrini anlatır. Bu sayı yemek alanının ne kadar yoğun kullanıldığını gösterir, ancak toplam müşteri sayısı değildir.

Alıştırma

Bir restoran müdürü "We did four turns on each table tonight." diyor. Burada ne sayılıyor?

  1. Masaların fiziksel olarak döndürüldüğü sayı
  2. Restorandaki tek tek müşterilerin toplam sayısı
  3. Her masada art arda hizmet verilen müşteri grubu sayısı
Cevabı göster

Her masada art arda hizmet verilen müşteri grubu sayısı

The funny thing is, she has no idea how many people she serves a night, Anlatım akışı

5:55

İşin komik yanı, bir gecede kaç kişiye hizmet verdiğine dair hiçbir fikri yok,

Anlatım akışı

Şaşırtıcı bir noktayı belirten The Funny Thing Is

The funny thing is, bir sonraki ifadenin şaşırtıcı, garip veya ironik olduğunu göstererek dikkati ona çeker. Burada devamında söylenenlerin normalde beklenebilecek durumla uyuşmadığına işaret eder. Bir söylem belirleyicisi olarak is sonrasındaki bilgiyi öne çıkarır. Funny mutlaka güldüren bir şey anlamına gelmez; konuşan kişi yalnızca “garip veya beklenmedik olan nokta şu” demek isteyebilir.

Alıştırma

Beklenmedik bir gözlemi sunan, dersteki dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: "____, Mia dislikes tomatoes but loves tomato soup."

Cevabı göster

The funny thing is

which I'm sure she knows how much money she's making.

6:00

ama eminim ne kadar para kazandığını biliyordur.

This is my favorite dish.

6:03

Bu benim en sevdiğim yemek.

This is the dish you order to test the wok technique of the chef.

6:03

Bu, şefin wok tekniğini test etmek için sipariş ettiğiniz yemektir.

Oh my goodness.

6:09

Aman Tanrım.

You can't stop.

6:09

Kendinizi durduramıyorsunuz.

When you get to describe food in the studio, Dilbilgisi

6:12

Stüdyoda yemekleri tarif etmeniz gerektiğinde,

Dilbilgisi

get to describe: bir şeyi yapma fırsatına sahip olmak

get to describe ifadesindeki get to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma fırsatına veya iznine sahip olmak demektir. Burada stüdyo ortamı, konuşan kişiye yemeği dikkatlice anlatması için yeterli zaman sağlar. Kalıp get to + fiilin yalın hâlidir; zaman get üzerinde değişir: get to describe ve got to describe. Bu kullanım bir yere varmak veya yalnızca eyleme başlamak anlamına gelmez ve çoğu zaman eylemi sevindirici bir fırsat olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede get to + fiilin yalın hâli, bir fırsata sahip olma anlamında kullanılmıştır?

  1. On Fridays, we start to choose the class game.
  2. On Fridays, we get to choose the class game.
  3. On Fridays, we have to choose the class game.
Cevabı göster

On Fridays, we get to choose the class game.

I can talk through all the ingredients if you have time. Öbek fiiller

6:14

eğer vaktiniz varsa tüm malzemeleri tek tek anlatabilirim.

Öbek fiiller

talk through: her bölümü sırayla açıklamak

Talk through something, dinleyenin parçaları veya adımları takip edebilmesi için bir şeyi dikkatlice ve sırayla açıklamak demektir. Burada konuşan kişi, yeterli zaman varsa her malzemeyi tek tek açıklayabileceğini söylüyor. Açıklanan konu through kelimesinden sonra gelir: talk through the ingredients, a plan veya the steps. Dinleyeni belirtmek için o kişiyi through kelimesinden önce getir: I'll talk you through the process.

Alıştırma

Konuşan kişi “her bölümü sırayla açıklamak” istiyor. En uygun cümle hangisidir?

  1. Before we begin, I'll mention the safety steps.
  2. Before we begin, I'll talk about the safety steps with you.
  3. Before we begin, I'll talk through the safety steps with you.
Cevabı göster

Before we begin, I'll talk through the safety steps with you.

But here, everything happens so fast.

6:17

Ama burada her şey o kadar hızlı gelişiyor ki.

It's like sportscasting. Anlatım akışı

6:18

Tıpkı spor spikerliği gibi.

Anlatım akışı

It's like sportscasting: karşılaştırarak açıklama

It's like + isim öbeği kalıbı, tanıdık bir şeyi karşılaştırma noktası olarak kullanır. Burada sportscasting, yorumcunun hareketleri gerçekleştiği anda anlatması gereken canlı spor anlatımını ifade eder. Konuşmacı, yemek yorumculuğunun bir spor olduğunu söylemiyor. Bu karşılaştırma, hızlı gelişen hareketlere ayak uydurma gereğini kısa bir cümlede ortak özellik olarak özetliyor.

Alıştırma

Hangi cümle It's like yapısını tam bir özdeşlik belirtmek yerine karşılaştırma yapmak için kullanıyor?

  1. It's like a race when the orders arrive all at once.
  2. The orders arrive at noon.
  3. The race starts after lunch.
Cevabı göster

It's like a race when the orders arrive all at once.

You have to like-

6:20

Şöyle demen gerekiyor-

and you have to like...

6:21

ve şöyle demen gerekiyor...

Okay.

6:25

Tamam.

Typhoon shelter crab. Kültür

6:26

Tayfun sığınağı yengeci.

Kültür

Typhoon shelter crab: bir Hong Kong yemeğinin adı

Typhoon shelter crab, şehrin tayfun sığınağı yemek geleneğinden gelen bir Hong Kong yengeç yemeğinin İngilizce menü adıdır. Bu ifade bir pişirme tarzını ve yemeği adlandırır; bir yengeç türünü ya da fırtınadan saklanan bir hayvanı anlatmaz. Yemek genellikle bol miktarda kızarmış sarımsak, acı biber ve başka aromatik malzemelerle tavada çevrilir. Bu arka plan, adı sarımsaklı tat ve katmanlı acılık açıklamalarıyla ilişkilendirir.

Alıştırma

Bir menüde Typhoon shelter crab neyi ifade eder?

  1. Sadece tayfun uyarısı sırasında sunulan yengeç
  2. Yalnızca fırtına sığınaklarında yaşayan bir yengeç türü
  3. Tayfun sığınağı yemek geleneğiyle bağlantılı Hong Kong usulü bir yengeç yemeği
Cevabı göster

Tayfun sığınağı yemek geleneğiyle bağlantılı Hong Kong usulü bir yengeç yemeği

Look at this.

6:28

Şuna bak.

Are you joking? Ton ve niyet

6:30

Şaka mı yapıyorsun?

Ton ve niyet

Are you joking? ile inanamazlık belirtmek

Buradaki Are you joking?, birinin şaka yapıp yapmadığını gerçekten öğrenmek için sorulan bir soru değildir. Konuşan kişi beklenmedik derecede büyük bir şey görmüştür ve güçlü bir şaşkınlıkla inanamazlık gösterir. Evet-hayır sorusu biçimi bir ünlem gibi işler: “Buna inanamıyorum.” Tonlamaya ve bağlama göre aynı ifade rahatsızlık gösterebilir veya söylenen şeye meydan okuyabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız inanılmaz derecede büyük bir sandviç gösterip bunun tek kişilik olduğunu söylüyor. Are you joking? büyük olasılıkla ne ifade eder?

  1. Kibarca yemek tarifi isteme
  2. Güçlü şaşkınlık ve inanamazlık
  3. Sakin bir şekilde şaka dinleme isteği
Cevabı göster

Güçlü şaşkınlık ve inanamazlık

Are you joking?

6:31

Şaka mı yapıyorsun?

That's a whole claw.

6:32

Bu bütün bir kıskaç.

No joke.

6:36

Şaka değil.

So hot.

6:40

Çok sıcak.

You want those like earthy, almost burnt chili crisp tones right at the end. Kelime

6:41

En sonunda o topraksı, neredeyse yanık çıtır biber tonlarını istiyorsunuz.

Kelime

earthy, almost burnt chili crisp tones ifadesindeki lezzet katmanları

Burada earthy ve almost burnt, chili crisp lezzetini betimler. Earthy derin, topraksı veya kavrulmuş özellikleri çağrıştırırken almost burnt, yiyeceğin gerçekten yandığını söylemeden kömürleşmeye yaklaşan koyu bir kavruk kenarı anlatır. Tones, genel lezzetin içindeki ince özellikler anlamına gelir. Right at the end ile birlikte ifade, bu katmanlı chili crisp lezzetlerinin bitişte veya ağızda kalan tadda ortaya çıktığını belirtir.

Alıştırma

Bir tadım notunda earthy, almost burnt chili crisp tones ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Acı biberler kızartılırken çıkan çok yüksek sesler
  2. Topraksı ve kömürleşmeye yakın ince chili crisp lezzetleri
  3. Yemeğin tamamen yanıp mahvolduğunun kanıtı
Cevabı göster

Topraksı ve kömürleşmeye yakın ince chili crisp lezzetleri

But at the top, you want that bright sparks of that small dried bird's eye chili. Notlar

6:47

Ama en başta, o küçük kurutulmuş kuşgözü biberinin parlak kıvılcımlarını istiyorsunuz.

Deyimler

Yemek benzetmesi olarak bright sparks

Bu yemek betimlemesinde bright sparks, acı biberin canlı acısının veya lezzetinin küçük ve ani patlamalarını anlatan bir benzetmedir. Bright canlı ve belirgin bir şeyi, sparks ise daha derin tatların arasında öne çıkan kısa parlamaları düşündürür. Bu ifade hissin nasıl ortaya çıktığını gösterir: ilk tatta kısa vurgular hâlinde hissedilir. Gerçek bir ışığı anlatmaz ve acının sürekli aynı güçte kaldığı anlamına da gelmez.

Alıştırma

Cümlede bright sparks neyi anlatıyor?

  1. Yemekten çıkan gerçek ışık
  2. Uzun süren hafif bir tat
  3. Acı biberin kısa ve canlı acılık patlamaları
Cevabı göster

Acı biberin kısa ve canlı acılık patlamaları

Kelime

Tek bir malzeme adı olarak bird's eye chili

Bird's eye chili, küçük ve çok acı belirli bir biber türünün tam adıdır. Bird's eye birleşik adın bir parçasıdır; bir kuşun gerçek gözü anlamına gelmez. Bir tarifte veya menüde ifadenin tamamını tek bir malzeme adı olarak okuyun. Genel chili pepper ifadesinden daha özeldir.

Alıştırma

Bir tarifte hangi ifade küçük ve acı, belirli bir biber türünü adlandırır?

  1. chili pepper
  2. chili powder
  3. bird's eye chili
Cevabı göster

bird's eye chili

And then the fresh pepper, don't really taste it that much

6:52

Ve sonra taze biber, tadını o kadar da fazla almıyorsunuz

but that's mostly there for color. Kalıp ifadeler

6:54

ama çoğunlukla renk için orada.

Kalıp ifadeler

Amaç bildiren “there for color”

Burada be there for + isim yapısı fiziksel konumu değil, amacı açıklar. “That's mostly there for color”, taze biberin tadı güçlü olmasa da yemeğe görsel olarak renk katmak amacıyla eklendiği anlamına gelir. Bir malzemenin, ayrıntının veya nesnenin belirli bir işlevi olduğunda X is there for Y kalıbını kullanabilirsiniz. Y, amacı veya yararı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “renk katmak için eklenmiş” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The parsley has almost no flavor in this dish; it's mainly ____.

Cevabı göster

there for color

I think so much about dai pai dong cooking is about style.

6:55

Bence dai pai dong yemek pişirme sanatının çoğu stille ilgilidir.

And here, chef is trying to address all those layers of heat. Deyimler

6:58

Ve burada şef, acının tüm o katmanlarına hitap etmeye çalışıyor.

Deyimler

Karmaşık acılık için “layers of heat”

Yemeklerden söz ederken heat yalnızca yemeğin sıcaklığı değil, acı veya yakıcı his anlamına gelir. Layers of heat, bu hissi farklı biberlerin etkileri ya da farklı zamanlarda ortaya çıkan acılık gibi birkaç parçadan oluşan bir deneyim olarak sunar. Bu ifade yalnızca tek bir genel şiddeti değil, karmaşıklığı anlatır. Burada şef, acılığın farklı türlerini ve aşamalarını hesaba katmaya çalışıyor.

Alıştırma

Bir sos önce canlı bir biber acılığı veriyor, ardından yavaş gelişen isli bir yakıcılıkla bitiyor. Hangi tanım en uygundur?

  1. It has layers of heat.
  2. It has a high level of heat.
  3. It is hot in temperature.
Cevabı göster

It has layers of heat.

I'm just sitting here, and for the next two minutes I'm going to be tasting that crab.

7:01

Sadece burada oturacağım ve önümüzdeki iki dakika boyunca bu yengecin tadını çıkaracağım.

Okay.

7:05

Tamam.

You saw all this stuff but Yeah.

7:06

Tüm bunları gördünüz ama evet.

Bro, it smells so good.

7:08

Dostum, kokusu çok güzel.

The first time I came to Oi Man Sang was seeing chef off in the distance.

7:10

Oi Man Sang'a ilk geldiğimde şefi uzaklardan görmüştüm.

When you walk into this restaurant space,

7:14

Bu restoran alanına girdiğinizde,

you walk down the middle of the road,

7:16

yolun ortasından aşağı doğru yürüyorsunuz,

and in this kitchen all you see are his bright yellow shorts flapping in the wind.

7:17

ve bu mutfakta tek gördüğünüz şey rüzgarda dalgalanan parlak sarı şortu oluyor.

Chef has forearms of a wok god. Deyimler

7:23

Şefin wok tanrısı gibi önkolları var.

Deyimler

forearms of a wok god: abartılı bir övgü

Bu cümlede forearms of a wok god, eğlenceli bir benzetmedir. Ağır bir wok’u yıllarca kaldırıp savurmak güç, kontrol ve beceri gerektirdiği için şefin ön kollarını insanüstüymüş gibi gösterir. Wok god burada gerçek bir unvan veya dinî bir figür değildir. İfade, mesleki beceriyi efsanevi bir görüntüye dönüştürür; yani övgü bilerek abartılmıştır ve sözcüğü sözcüğüne anlaşılmamalıdır.

Alıştırma

Forearms of a wok god burada ne anlama geliyor?

  1. Şef, kolları büyülü olduğu için sıcağı hissedemez.
  2. Şefin wok ile çalışmaktan gelişen, alışılmadık derecede güçlü ve becerikli ön kolları vardır.
  3. Şefin resmî dinî unvanı Wok Tanrısı’dır.
Cevabı göster

Şefin wok ile çalışmaktan gelişen, alışılmadık derecede güçlü ve becerikli ön kolları vardır.

Nothing stops him.

7:25

Hiçbir şey onu durduramaz.

No heat, no fire, no injury. Anlatım akışı

7:27

Sıcak değil, ateş değil, yaralanma değil.

Anlatım akışı

No heat, no fire, no injury: paralel ve eksiltili bir liste

Her No + isim parçası daha eksiksiz bir düşünceyi temsil eder: No heat can stop him; no fire can stop him; no injury can stop him. Aynı kısa kalıbın tekrarlanması, ortak yüklemi söylemeden üç engeli paralel bir liste hâlinde düzenler. Kesik ritim, her öğenin ayrı bir vuruş gibi duyulmasını sağlar ve kahramanca abartıyı güçlendirir. Cümle, sahnede sıcak, ateş veya yaralanma riski olmadığını söylemez.

Alıştırma

Her engelden önce No sözcüğünü tekrarlayarak güçlü paralel listeyi tamamlayın: Nothing will stop the rescue team—____ rain, ____ wind, ____ darkness.

Cevabı göster

no · no · no

Because he's the coolest dude in all of Hong Kong. Deyimler

7:29

Çünkü o tüm Hong Kong'daki en havalı adam.

Deyimler

“coolest dude” ifadesindeki kelime oyunu

“Coolest dude”, “en etkileyici, sevilen ya da tarz sahibi adam” anlamına gelen çok samimi bir iltifattır. Burada coolest, cool sözcüğünün en üstünlük biçimidir; dude ise erkek ya da adam anlamında kullanılan gayriresmî bir sözcüktür. Bu söz“No heat, no fire” ifadesinin hemen ardından gelir. Bu nedenle cool, sıcaklıkla ilgili gerçek anlamını da kısa süreliğine korur. İltifat ile sıcaklık karşıtlığı aynı anda işleyerek bir kelime oyunu oluşturur.

Alıştırma

Bu cümlede“coolest dude” neden bir kelime oyunudur?

  1. Onu çok havalı biri olarak överken daha önceki sıcaklık ve ateş konuşmasına da gönderme yapıyor.
  2. Vücut sıcaklığının herkesten daha düşük olduğunu söylüyor.
  3. Hong Kong'daki en sessiz kişi olduğu anlamına geliyor.
Cevabı göster

Onu çok havalı biri olarak överken daha önceki sıcaklık ve ateş konuşmasına da gönderme yapıyor.

Yeah.

7:35

Evet.

Oh yeah.

7:36

Oh evet.

Cheers.

7:39

Şerefe.

Thank you for coming. Ton ve niyet

7:39

Geldiğiniz için teşekkürler.

Thanks for having us.

7:41

Bizi ağırladığınız için teşekkürler.

Ton ve niyet

“Thank you for coming” ve “Thanks for having us” ifadelerini role göre seçmek

Bu iki cümle, bir ziyaretin sonunda kullanılan doğal bir karşılıklı konuşmadır. Ev sahibi, ziyaretçilerin gelmesine teşekkür etmek için“Thank you for coming” der. Ziyaretçiler de ev sahibinin onları ağırlamasına teşekkür etmek için“Thanks for having us” diye karşılık verir. have someone over veya thank someone for having you yapılarında have, “sahip olmak” değil, “kabul etmek ya da ağırlamak” anlamına gelir. Zamirler rolleri gösterir: us, ziyarete gelen grubu ifade eder.

Alıştırma

Ev sahibine tüm ziyaretçi grubunu ağırladığı için teşekkür eden yanıtı, konuşmadaki misafir ifadesini aynen kullanarak tamamlayın: Host: Thank you for coming. Guest: Thanks for ____.

Cevabı göster

having us

Yeah.

7:44

Evet.

I'm hungry.

7:44

Açım.

Okay.

7:47

Tamam.

Let's get out of here.

7:48

Buradan çıkalım.