Otonom araçların etik ikilemi - Patrick Lin: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
603 kelime 164 kel/dk

Video özeti: Sürücüsüz otomobil üzerine kurulan bir düşünce deneyi, kazaları azaltmanın etik sorumluluğu ortadan kaldırmadığını gösteriyor. Çarpışmadan önce belirlenen tercihler bazı insanları diğerlerine karşı kayırabileceğinden programcıların, şirketlerin ve devletlerin bu ikilemleri teknoloji gerçek hayatta uygulamadan önce incelemesi gerekiyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. thought experiment. — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: İfadeyi sıradan bir hikâyenin başlangıcı olarak değil, etik sezgileri ve genel ilkeleri sınayan varsayımsal bir durum olarak anlayın; böylece hayalî kazaların teknoloji hakkında ciddi bir savı nasıl desteklediğini takip edebilirsiniz. 2. their outcomes may be determined months or years in advance by programmers or policy makers — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Edilgen yapının odağı kaza anından tasarım veya düzenleme aşamasında önceden belirlenebilecek sonuçlara nasıl taşıdığını fark edin ve bu kalıbı sistemlere yerleştirilmiş kararların sorumluluğunu tartışırken kullanın. 3. cruise confidently and conscientiously into our brave new future. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Sürüş imgesinin konuşmayı ana temaya dönerek nasıl bitirdiğini görün; cruise into ifadesini geleceğe akıcı biçimde ilerlemek olarak, yan yana kullanılan iki zarfı ise güven ile etik özeni birlikte vurgulayan bir seçim olarak yorumlayın.

Bu derste

This is a thought experiment. Kültür

0:07

Bu bir düşünce deneyidir.

Kültür

thought experiment: hayalî bir durumla akıl yürütme

Thought experiment, bir fikri, sezgiyi veya ilkeyi incelemek için kullanılan hayalî bir durum, yani “düşünce deneyi”dir. Felsefe, bilim ve etik alanlarında yerleşik bir terimdir; kelimesi kelimesine düşünceler hakkında yapılan bir deney anlamına gelmez. Burada bu ifade, ardından gelen durumu gerçekten yaşanmış bir olayın haberi olarak değil, etik akıl yürütme aracı olarak değerlendirmeniz gerektiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede thought experiment ne anlama geliyor?

  1. Gerçekten yaşanmış bir olay hakkında rapor
  2. Ekipman ve ölçüm kullanılan gerçek bir test
  3. Bir fikri veya ilkeyi sınamak için kullanılan hayalî bir durum
Cevabı göster

Bir fikri veya ilkeyi sınamak için kullanılan hayalî bir durum

Let's say at some point in the not-so-distant future, Notlar

0:09

Diyelim ki çok da uzak olmayan bir gelecekte,

Anlatım akışı

Let's say: varsayımsal bir durum sunmak

Burada Let's say, “varsayalım” veya “hayal edelim” anlamına gelir. İnsanlardan bazı sözleri yüksek sesle söylemelerini istemek yerine geçici bir varsayım sunar. Söze giriş ifadesi olarak, ardından gelen bilgilerin varsayımsal bir örneğin kurulumunu oluşturduğunu gösterir. Akıl yürütmenin devam edebilmesi için dinleyici bu kurulumu geçici olarak kabul etmeye davet edilir.

Alıştırma

Varsayımsal bir durum sunmak için dersteki ifadeyi kullanın: ____ the train is delayed by an hour. How would you get home?

Cevabı göster

Let's say

Kalıp ifadeler

at some point in the not-so-distant future: çok da uzak olmayan bir gelecekte bir noktada

At some point tam zamanı açık bırakır; “bir noktada” ya da “bir zamanda” demektir. In the not-so-distant future, bu belirsiz zamanı görece yakın veya öngörülebilir görünen bir geleceğe yerleştirir. İfade bir bütün olarak, tarih vermeden tahminde bulunmayı sağlar ve olayın çok uzun süre beklemeden gerçekleşebileceğini düşündürür. Not-so-distant “çok uzak olmayan” demektir; olayı uzak bir geleceğe atmaz.

Alıştırma

Vurgulanan zaman ifadesi burada ne anlama geliyor?

  1. Muhtemelen çok uzak olmayan bir gelecekte, zamanı bilinmeyen bir anda
  2. Çok uzak bir gelecekte, zamanı bilinmeyen bir anda
  3. Yarın için önceden planlanmış kesin bir saatte
Cevabı göster

Muhtemelen çok uzak olmayan bir gelecekte, zamanı bilinmeyen bir anda

you're barreling down the highway in your self-driving car Notlar

0:11

otonom aracınızla otoyolda hızla ilerliyorsunuz

Kalıp ifadeler

barreling down the highway: otoyolda büyük bir hızla ilerlemek

Burada barreling, büyük bir kap anlamındaki isim değil, barrel fiilinin -ing biçimidir. To barrel down a road, bir yol boyunca çok hızlı ve güçlü bir ivmeyle hareket etmek demektir. İfade, sürüşü acil ve potansiyel olarak tehlikeli gösterir; sanki hızla durmak ya da yön değiştirmek zor olacakmış gibi bir his verir. Buradaki down, mutlaka yokuş aşağı değil, “otoyol boyunca” anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümlede barreling doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The bus was parked quietly beside the station.
  2. The bus was moving slowly through a crowded parking lot.
  3. The bus was barreling down the hill, and the driver could not stop it.
Cevabı göster

The bus was barreling down the hill, and the driver could not stop it.

Kelime

self-driving car: kendi sürüş sistemi tarafından kontrol edilen otomobil

Self-driving car, kendi sensörleri, yazılımı ve kontrol sistemleri aracılığıyla sürüş görevlerini yerine getirebilen bir otomobildir. Birleşik sıfat self-driving içindeki self aracı belirtir ve tireli ifadenin tamamı car sözcüğünü niteler. Bu cümlede önemli olan, sürüş kararlarını bir insanın kendi başına değil, aracın sistemi tarafından veriliyor olmasıdır.

Alıştırma

self-driving ifadesini car sözcüğünden önce kullanarak cümleyi tamamlayın: The lab is testing a new ____ on public roads.

Cevabı göster

self-driving car

and you find yourself boxed in on all sides by other cars. Öbek fiiller

0:15

ve kendinizi dört bir yandan diğer araçlar tarafından sıkıştırılmış buluyorsunuz.

Öbek fiiller

find yourself boxed in: beklenmedik biçimde sıkışıp kalmak veya seçenekleri kısıtlanmak

find yourself + tümleç yapısı, çoğu zaman planlamadığınız veya beklemediğiniz bir durumda olduğunuzu fark etmeniz anlamına gelir. Burada boxed in, içinde bulunduğunuz durumu anlatan geçmiş zaman ortaçlı bir tümleçtir. To box someone in, birini hareket edecek çok az yeri kalacak şekilde çevrelemek demektir. Aynı yapı mecaz anlamda da kullanılabilir: find yourself boxed in, çok az seçeneğinizin olması veya kolay bir çıkış yolu bulamamanız anlamına gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede find yourself boxed in, çok az seçeneğe sahip olmak anlamında kullanılmıştır?

  1. We found several empty boxes in the storage room.
  2. With no time and no extra money, we found ourselves boxed in.
  3. We gave ourselves plenty of options before deciding.
Cevabı göster

With no time and no extra money, we found ourselves boxed in.

Suddenly,

0:19

Aniden,

a large heavy object

0:20

büyük ve ağır bir nesne

falls off the truck in front of you. Öbek fiiller

0:22

önünüzdeki kamyondan düşüyor.

Öbek fiiller

falls off: üzerinde durduğu yerden düşmek

falls off the truck ifadesinde fall off, bir şeyin onu taşıyan araçtan veya destekleyen yüzeyden ayrılıp düşmesi demektir. off parçacığı bu destekten uzaklaşmayı gösterir; bu nedenle ifade, tek başına fall fiilinden daha özeldir. Düşülen kaynağı belirtmek için fall off + isim yapısını kullanın: fall off a bike, fall off a shelf veya fall off a truck.

Alıştırma

Hangi cümle bir bavulun arabanın tavanından düştüğünü söylüyor?

  1. A suitcase fell over beside the car.
  2. A suitcase fell off the roof of the car.
  3. A suitcase fell down inside the car.
Cevabı göster

A suitcase fell off the roof of the car.

Your car can't stop in time to avoid the collision, Dilbilgisi

0:24

Aracınız çarpışmayı önlemek için zamanında duramıyor,

Dilbilgisi

can't stop in time to avoid: çok geç olmadan durup kaçınamamak

can't stop in time to avoid the collision ifadesinde in time to + fiil, istenmeyen bir sonuç gerçekleşmeden önce eylemi yapmaya yetecek kadar erken olmak demektir. Olumsuz can't biçimi, çarpışmadan önce durmak için yeterli zaman kalmadığını gösterir. Mastar yapısındaki to avoid, zamanında durmanın neyi başarmayı amaçladığını belirtir. Bu kalıp prevent, catch, save veya avoid gibi eylemlerle de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle konuşan kişilerin son trene yetişecek kadar erken vardığını söylüyor?

  1. We got to the station after the last train had left.
  2. We got to the station in time to catch the last train.
  3. We got to the station on time for our 8:00 meeting.
Cevabı göster

We got to the station in time to catch the last train.

so it needs to make a decision. Kalıp ifadeler

0:27

bu yüzden bir karar vermesi gerekiyor.

Kalıp ifadeler

needs to make a decision: karar vermesi gerekmesi

needs to make a decision ifadesinde needs to gereklilik bildirir; make a decision ise bir seçim yapmayı anlatan doğal sözcük birlikteliğidir. Buradaki it öznesi sistemi ifade eder, yani sistemin ne yapacağını seçmesi gerekir. Bu ifadede decision, make ile birlikte kullanılır. Bir kişi, grup veya sistem seçim yapmak zorundaysa need ya da needs to make a decision kullanılır; do a decision doğal bir İngilizce ifade değildir.

Alıştırma

Cümleyi need to yapısının doğru biçimi ve make a decision sözcük birlikteliğiyle tamamlayın: The system ____ before it acts.

Cevabı göster

needs to make a decision

Go straight and hit the object,

0:29

Düz gidip nesneye çarpmak,

swerve left into an SUV, Kalıp ifadeler

0:31

sola, bir SUV'ye doğru direksiyon kırmak,

or swerve right into a motorcycle.

0:33

ya da sağa, bir motosiklete doğru direksiyon kırmak.

Kalıp ifadeler

swerve left into ... / swerve right into ...: aniden yön değiştirip bir şeye doğru gitmek

Swerve, çoğunlukla bir şeyden kaçınmak veya kontrol kaybedildiği için aniden yön değiştirmek anlamına gelir. Left ya da right yönü belirtir; into ise hareket eden aracın girdiği veya çarptığı şeyi tanıtır. Bu cümlede vurgulanan iki ifade de çarpışmayla sonuçlanan ani yana hareketleri anlatır. Normal ve planlı bir dönüş genellikle swerve değildir. Aktarılabilir swerve + yön + into + nesne veya yer yapısı, hareketin ani oluşunu ve nerede sona erdiğini vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle, sağa doğru ani bir hareketin başka bir araçla çarpışmayla sonuçlandığını anlatır?

  1. The driver drove straight past a parked van.
  2. The driver turned right at the green light.
  3. The driver swerved right into a parked van.
Cevabı göster

The driver swerved right into a parked van.

Should it prioritize your safety by hitting the motorcycle? Kalıp ifadeler

0:36

Motosiklete çarparak güvenliğinize öncelik mi vermeli?

Kalıp ifadeler

prioritize your safety: güvenliğinizi çatışan hedeflerin önüne koymak

Prioritize + isim, birden fazla hedef birbiriyle yarıştığında o şeye daha yüksek bir sıra vermek demektir. Burada prioritize your safety, sizin güvenliğinizin başka bir kişinin karşılaşacağı tehlikeden daha fazla önem taşıyıp taşımaması gerektiğini sorar. Bu ifade korumayı garanti etmez; bir sıralama veya ödünleşme anlatır. Hangi ihtiyacın, görevin ya da değerin önce gelmesi gerektiğini tartışırken prioritize kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle güvenliğin başka bir hedefin önüne konduğunu anlatır?

  1. The organizers prioritize student safety over saving money.
  2. The organizers protect students from the rain.
  3. The organizers discuss safety and cost without ranking either one.
Cevabı göster

The organizers prioritize student safety over saving money.

Minimize danger to others by not swerving,

0:40

Direksiyon kırmayarak başkalarına yönelik tehlikeyi en aza mı indirmeli,

even if it means hitting the large object Dilbilgisi

0:43

büyük nesneye çarpmak

and sacrificing your life?

0:45

ve kendi hayatınızı feda etmek anlamına gelse bile?

Dilbilgisi

even if it means: olası bir bedeli belirtmek

even if, ana cümledeki kararı değiştirmeyen olası bir koşul sunar. Bu zor olasılık gerçekleşse de gerçekleşmese de kararın geçerli kaldığını anlatır. Bu cümlede, ciddi bir sonuç doğurma ihtimaline rağmen yön değiştirmeme seçeneği ele alınır. even if it means + isim veya -ing biçimindeki yapıda means, “sonuç olarak ortaya çıkarır” ya da “bedel olarak gerektirir” anlamına gelir; “niyet eder” anlamına gelmez. Burada hitting ve sacrificing olası bedeli belirtir.

Alıştırma

Olası bir bedel belirtmek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: I'll tell the truth, ____ losing the competition.

Cevabı göster

even if it means

Or take the middle ground by hitting the SUV, Deyimler

0:47

Yoksa yüksek bir yolcu güvenliği derecesine sahip olan

Deyimler

take the middle ground: iki uç arasında uzlaşmacı bir yol seçmek

Take the middle ground, birbirine karşıt veya uç iki seçenek arasında uzlaşmacı ya da ılımlı bir konum seçmek demektir. Buradaki ground, fiziksel zemin değil, bir tartışmadaki konumu veya seçenekler arasındaki yeri ifade eder. Bu ifade yalnızca bir seçimin iki uç arasında bulunduğunu anlatır; seçimin en güvenli, en adil veya ahlaken en doğru seçenek olduğunu tek başına göstermez. Bu cümlede SUV, aradaki seçenek olarak sunuluyor.

Alıştırma

İki uç arasında uzlaşmacı bir seçim yapmak anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Instead of closing the park or leaving it open all night, the town decided to ____ and close it at 10 p.m.

Cevabı göster

take the middle ground

which has a high passenger safety rating? Kelime

0:50

SUV'ye çarparak orta yolu mu seçmeli?

Kelime

high passenger safety rating: standartlaştırılmış bir güvenlik değerlendirmesi

A high passenger safety rating, bir aracın içindekileri ne kadar iyi koruduğuna ilişkin olumlu bir puan veya derece demektir. Passenger safety, rating sözcüğünü niteler ve neyin ölçüldüğünü belirtir. Burada rating, sıradan bir kişisel görüş değil, bir ölçeğe veya standarda göre yapılan test ya da değerlendirmenin sonucudur. High, ilgili derecelendirme sistemine göre yüksektir ve aracın olası her kazada güvenli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede rating sözcüğü en açık biçimde resmî bir güvenlik değerlendirmesi anlamında kullanılmıştır?

  1. A passenger gave the car's color a personal rating.
  2. The mechanic wrote a detailed report but assigned no score or grade.
  3. The car earned a high passenger safety rating after independent crash tests.
Cevabı göster

The car earned a high passenger safety rating after independent crash tests.

So, what should the self-driving car do? Anlatım akışı

0:52

Peki, otonom araç ne yapmalı?

Anlatım akışı

So, what should the self-driving car do?: durumu toparlayıp ana soruna geçiş

Burada So bir söylem belirtecidir: az önce sunulan durumu ve seçenekleri toparlar, ardından dinleyiciyi ana soruya yönlendirir. Therefore gibi yalnızca basit bir neden-sonuç ilişkisi anlatmaz. what should ... do? yapısındaki should, aracın gerçekte ne yapacağını tahmin etmek yerine en iyi, doğru veya beklenen eylemin ne olduğunu sorar. Bu soru kalıbı durum anlatımını bitirip tartışılacak ana konuyu açabilir.

Alıştırma

Bu sorunun söylem içindeki temel işlevi nedir?

  1. Aracın zaten karar verdiğini bildirir.
  2. Araçla ilgili ancak önceki konudan bağımsız bir hikâyeye geçer.
  3. Önceki ikilemi özetleyip ana tartışma konusunu ortaya koyar.
Cevabı göster

Önceki ikilemi özetleyip ana tartışma konusunu ortaya koyar.

If we were driving that boxed in car in manual mode, Notlar

0:56

Eğer o sıkıştırılmış aracı manuel modda kullanıyor olsaydık,

whichever way we'd react

0:59

vereceğimiz herhangi bir tepki

Kelime

in manual mode: doğrudan insan kontrolünde

Burada in manual mode, aracı otomatik bir sürüş sistemi yerine bir insanın doğrudan kontrol ettiği anlamına gelir. Manual burada “bir insan tarafından çalıştırılan” anlamındaki bir sıfattır; “kullanım kılavuzu” anlamındaki manual isim değildir. in edatı, aracın o andaki çalışma durumunu belirtir. Bu kalıp cihaz ve sistemlerde yaygındır: in airplane mode, in sleep mode ve in automatic mode.

Alıştırma

Hangi cümlede in manual mode, bir insanın sistemi doğrudan kontrol etmesi anlamında kullanılmıştır?

  1. The robot stayed fully autonomous and made every decision itself in manual mode.
  2. The operator put the robot in manual mode and guided it with a joystick.
  3. The operator read the manual mode before starting the robot.
Cevabı göster

The operator put the robot in manual mode and guided it with a joystick.

would be understood as just that, Anlatım akışı

1:01

sadece bu olarak anlaşılırdı,

a reaction,

1:03

bir tepki,

not a deliberate decision.

1:04

kasıtlı bir karar olarak değil.

Dilbilgisi

If we were ... would be understood as ... ile varsayımsal değerlendirme

If we were ... geçmişte yaşanmış bir olayı bildirmek yerine hayal edilen bir durum kurar. Bu cümlede if yan cümlesindeki geçmiş biçim were ile sonuç bölümündeki would birleşerek durumu mevcut gerçeklikten uzaklaştırır. would be understood as ... içindeki edilgen be understood as, bir şeyin belirli bir şekilde yorumlanması veya sınıflandırılması anlamına gelir. If + özne + geçmiş biçim, ... would be understood as ... kalıbı bir koşul hayal edip bir eylem ya da olayın nasıl değerlendirileceğini açıklamayı sağlar.

Alıştırma

Vurgulanan kalıpla varsayımsal cümleyi tamamlayın: If we ____ leading the project, the delay ____ as our responsibility.

Cevabı göster

were · would be understood

Anlatım akışı

just that, a reaction, not a deliberate decision: Y'yi dışlayarak X'i tanımlama

Just that, daha önceki tepki verme fikrine gönderme yapar. Ardından gelen eş görevli isim öbeği a reaction, davranışın tam olarak nasıl anlaşılması gerektiğini adlandırır. Not a deliberate decision, alternatif bir yorumu dışlar. just that, X, not Y kalıbı bir şeyi önce X olarak sınıflandırır, ardından açıkça Y olarak sınıflandırılmaması gerektiğini söyler; burada davranış, bilinçli biçimde seçilmiş bir eylem değil, anlık bir tepki olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümle just that, a reaction, not a deliberate decision ifadesinin anlamını ve bilgi yapısını en iyi korur?

  1. It was both a reaction and a carefully planned decision.
  2. It was neither a reaction nor a decision.
  3. It was simply a reaction, not an intentional decision.
Cevabı göster

It was simply a reaction, not an intentional decision.

It would be an instinctual,

1:06

İçgüdüsel,

panicked move with no forethought or malice. Kelime

1:07

önceden düşünülmemiş veya kötü niyet taşımayan panik dolu bir hareket olurdu.

Kelime

no forethought or malice: önceden planlama veya zarar verme niyeti olmaması

Bu cümlede no forethought or malice iki farklı niyet türünü dışlar. Forethought önceden düşünme veya planlama, malice ise birine zarar verme isteği ya da niyetidir. İfade bir bütün olarak hareketi plansız ve zarar verme niyetinden kaynaklanmayan bir eylem şeklinde sunar. Sorumluluk tartışılırken dürtüsel bir eylem ile kasıtlı olarak zarar veren bir eylemi ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümle no forethought or malice ifadesinin anlamını en iyi korur?

  1. The act was impulsive and was not intended to harm anyone.
  2. The act caused no damage, so nobody had to think about it.
  3. The act was carefully planned in order to hurt someone.
Cevabı göster

The act was impulsive and was not intended to harm anyone.

But if a programmer were to instruct the car Dilbilgisi

1:10

Ancak bir programcı araca

to make the same move,

1:13

aynı hareketi yapmasını emretseydi,

Dilbilgisi

if a programmer were to instruct: resmî bir varsayım

Burada if + özne + were to + fiilin yalın biçimi resmî bir varsayım koşulu kurar. If a programmer were to instruct, bir programcının talimat verdiğini varsaymamızı ister; geçmişte verilmiş bir talimatı anlatmaz. Cümlenin geri kalanı instruct + nesne + to-infinitive yapısını kullanır: instruct the car to make the same move. Bu yapı, talimatı kimin veya neyin aldığını ve hangi eylemi yapmasının istendiğini belirtir.

Alıştırma

Resmî varsayımı change fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: If the engineer ____ the safety rule, the system would behave differently.

Cevabı göster

were to change

given conditions it may sense in the future, Dilbilgisi

1:14

gelecekte algılayabileceği belirli koşulları göz önünde bulundurarak,

Dilbilgisi

given conditions it may sense in the future: given + ad öbeği

Burada given, sonraki bir eylem veya yargının dayandığı koşulları belirtir. “Göz önüne alındığında” veya “bu koşullar altında” anlamına gelir; birinin koşulları sisteme verdiğini anlatmaz. Yapı given + ad öbeği şeklindedir. conditions it may sense in the future ifadesinde it may sense in the future, hangi conditions ifadesinin kastedildiğini sınırlar; açık biçimi conditions that it may sense in the future olurdu.

Alıştırma

Bu kararın dayandığı koşulu belirtmek için given + bir ad öbeği kullanın: ____ the current road conditions, we should leave early.

Cevabı göster

Given

well, Ton ve niyet

1:17

işte o zaman,

that looks more like premeditated homicide. Kelime

1:18

bu daha çok önceden tasarlanmış bir cinayete benzerdi.

Ton ve niyet

well, that looks more like...: daha sert bir yargıya geçiş

Burada well bir söylem belirtecidir; durumun iyi olduğu anlamına gelmez. Konuşmacıya kısa bir duraklama sağlar ve değerlendirmede bir değişiklik ya da düzeltme olacağını gösterir. That looks more like X, durumu önceki bir tanımdan çok X’e yakın olacak şekilde yeniden sınıflandırır. well, that looks more like... birlikte kullanıldığında daha sert bir yargıya kısa bir geçiş sağlar; yargının içeriğini yumuşatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede well, that looks more like... ne işe yarıyor?

  1. Daha sert bir yeniden sınıflandırmadan önce geçişi kısa süreliğine yumuşatır.
  2. Yeni bir değerlendirme sunmadan önceki tartışmayı geri çeker.
  3. Durumun iyi olduğunu ve başka bir değerlendirme gerekmediğini söyler.
Cevabı göster

Daha sert bir yeniden sınıflandırmadan önce geçişi kısa süreliğine yumuşatır.

Kelime

premeditated homicide: hukuk dilinde planlı öldürme

Premeditated homicide, bir kişinin ölümüne yol açan eylemin önceden düşünülmüş veya planlanmış olması anlamına gelir. Premeditated önceden planlama anlamını ekler; homicide ise bir kişinin eylemi sonucunda başka bir kişinin ölmesini ifade eden daha geniş bir hukuk terimidir ve tek başına her zaman murder anlamına gelmez. Buradaki looks more like, ifadenin bir mahkeme kararı değil, güçlü bir benzetme olduğunu gösterir. Konuşmacı, kimin öleceğine önceden karar vermenin ciddi ahlaki ve hukuki sorumluluk doğurabileceğini düşündürmek için hukuk dili kullanır.

Alıştırma

Hangi anlam premeditated homicide ifadesine en uygundur?

  1. beklenmedik biçimde gerçekleşen herhangi bir ölüm
  2. hiç kimsenin ölmediği tehlikeli bir eylem
  3. eylemin önceden düşünülmesi veya planlanmasından sonra bir kişinin başka bir kişinin ölümüne neden olması
Cevabı göster

eylemin önceden düşünülmesi veya planlanmasından sonra bir kişinin başka bir kişinin ölümüne neden olması

Now, to be fair, Ton ve niyet

1:21

Şimdi dürüst olmak gerekirse,

Ton ve niyet

Now, to be fair: dengeleyici bir nokta sunmak

To be fair, durumu adil biçimde değerlendirmek veya meselenin diğer tarafını da kabul etmek anlamına gelen bir ödünleme söylem işaretidir. Sonraki noktanın az önce söyleneni yumuşatacağını, sınırlayacağını veya dengeleyeceğini bildirir. Now, bu dengeleyici noktaya geçişi gösterir. Konuşmacı önceki iddiasını mutlaka geri çekmez; ifade yalnızca ilgili bir karşı kanıta veya olumlu bir gerçeğe yer açar.

Alıştırma

Sonucu az önce eleştirdiniz, ancak şimdi zaman sınırlamasını kabul etmek istiyorsunuz. Dengeleyici ifadeyle cümleyi tamamlayın: Now, ____, the team had only two days to prepare.

Cevabı göster

to be fair

self-driving cars are predicted to dramatically reduce traffic accidents Dilbilgisi

1:22

otonom araçların, insan hatasını sürüş denkleminden çıkararak

and fatalities by removing human error from the driving equation. Deyimler

1:26

trafik kazalarını ve ölümleri önemli ölçüde azaltması öngörülüyor.

Dilbilgisi

are predicted to dramatically reduce ...: büyük bir azalmanın öngörüldüğünü belirtmek

Be predicted to + fiilin yalın hâli, gelecekte beklenen bir sonucu edilgen yapıyla bildirir. Tahmini kimin yaptığı belirtilmeden odak sürücüsüz araçlara ve beklenen etkiye verilir. Burada dramatically, reduce fiilini niteler ve “çok büyük ölçüde” anlamına gelir. Cümle, daha önce gerçekleşmiş veya kanıtlanmış bir sonucu değil, bir tahmini anlatır.

Alıştırma

Be predicted to ve dramatically reduce ifadelerini kullanarak tahmini tamamlayın: The new safety system ____ workplace injuries.

Cevabı göster

is predicted to dramatically reduce

Deyimler

by removing human error from the driving equation: bir etkeni devreden çıkarmak

Bu cümlede by removing human error from the driving equation, öngörülen azalmanın hangi yöntemle gerçekleşeceğini açıklar: insan hatası artık sürüş sonuçlarını etkilemeyecektir. Remove X from the equation mecazidir. Sonucu şekillendirebilecek etkenlerden biri olan X’i ortadan kaldırmak anlamına gelir. The driving equation matematiksel bir formül değil, sürüş güvenliğinde rol oynayan etkenler bütünüdür.

Alıştırma

Bu cümlede removing human error from the driving equation ne anlama gelir?

  1. Sürücülere araç kullanırken matematiksel bir formül çözdürmek
  2. Sürüş sonuçlarını etkileyen bir etken olarak insan hatasını ortadan kaldırmak
  3. Her sürüş kararı için kesin bir denklem hesaplamak
Cevabı göster

Sürüş sonuçlarını etkileyen bir etken olarak insan hatasını ortadan kaldırmak

Plus, there may be all sorts of other benefits: Kalıp ifadeler

1:31

Ayrıca, daha pek çok başka faydası da olabilir:

Kalıp ifadeler

all sorts of other benefits: örneklerden önce geniş bir giriş

all sorts of ifadesi “birçok farklı türde” anlamına gelir. Buradaki other, bu faydaların daha önce sözü edilen bir faydaya ek olduğunu gösterir. Sorts, “türler” anlamındaki çoğul isimdir; “sıralamak” anlamındaki fiil değildir. İki nokta, bu ifadeyi sonraki içeriğe giriş hâline getirir: önce geniş bir kategori verilir, ardından somut örneklerin gelmesi beklenir. Bu yapı, genel bir iddiadan listeye geçmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Cümleyi “birçok farklı türde” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: The community center offers ____ activities, from art classes to sports clubs.

Cevabı göster

all sorts of

eased road congestion, Kalıp ifadeler

1:33

azalan yol tıkanıklığı,

decreased harmful emissions,

1:35

düşen zararlı emisyonlar

and minimized unproductive and stressful driving time.

1:36

ve en aza indirilmiş verimsiz ve stresli sürüş süreleri.

Kalıp ifadeler

paralel bir listede eased..., decreased... ve minimized...

Bu ifade, üç faydayı paralel bir listede sunar. Her öğe aynı yapıya sahiptir: geçmiş zaman ortacı biçiminde bir niteleyici ve ardından bir isim öbeği—eased road congestion, decreased harmful emissions ve minimized ... driving time. Bu paralel biçim, öğeleri aynı düzeyde tutar ve resmî bir listenin kolayca takip edilmesini sağlar. Fiiller farklı değişim türlerine göre seçilmiştir: ease bir sorunu daha az ciddi hâle getirir, decrease ölçülebilir bir miktarı düşürür ve minimize bir şeyi uygulamada mümkün olan en düşük düzeye indirir. Bu yüzden burada her fiil kendi ismiyle doğal biçimde eşleşir.

Alıştırma

Hangi cümle sıkışıklığı daha az ciddi hâle getirmeyi, ölçülebilir emisyon miktarını düşürmeyi ve boşa harcanan yolculuk süresini mümkün olduğunca düşük tutmayı doğal biçimde ifade eder?

  1. The project could ease congestion, decrease emissions, and minimize wasted travel time.
  2. The project could minimize congestion, ease emissions, and decrease wasted travel time.
  3. The project could decrease congestion, minimize emissions, and ease wasted travel time.
Cevabı göster

The project could ease congestion, decrease emissions, and minimize wasted travel time.

But accidents can and will still happen, Dilbilgisi

1:41

Fakat kazalar hala olabilir ve olacaktır,

Dilbilgisi

can and will still happen: olasılık ve güçlü bir öngörü

Bu cümlede can ve will, happen fiilini ortak kullanır. Can, kazaların hâlâ mümkün olduğunu belirtir; will ise konuşanın kazaların gerçekten meydana geleceğine dair güçlü öngörüsünü ekler. Can and will birleşimi, yalnızca can kullanmaktan daha güçlüdür. Still karşıtlığı vurgular: iyileştirmeler olsa bile risk ortadan kalkmaz.

Alıştırma

Even with safeguards, accidents can and will still happen. cümlesinde can and will neyi vurgular?

  1. Kazalar mümkündür ve konuşan bazı kazaların gerçekleşmesini güçlü biçimde beklemektedir.
  2. Kazaların gerçekleşmesine izin verilmiştir.
  3. Kazalar yalnızca geçmişte meydana gelmiştir.
Cevabı göster

Kazalar mümkündür ve konuşan bazı kazaların gerçekleşmesini güçlü biçimde beklemektedir.

and when they do, Dilbilgisi

1:43

ve olduklarında,

their outcomes may be determined Dilbilgisi

1:44

sonuçları

Dilbilgisi

when they do: do, happen fiilinin yerine geçer

Burada they, accidents sözcüğüne gönderme yapar ve do, daha önce sözü edilen happen fiilinin yerine geçer. Bu nedenle when they do, when accidents happen anlamına gelir. Do'nun bu kullanımı, bir fiili veya fiil öbeğini tekrar etmeyi önler ve cümleyi daha önceki bir eyleme bağlar. Bu yapıda do duyduğunuzda, yerine geçtiği eylemi önceki bölümde arayın.

Alıştırma

The alarms sometimes fail, and when they do, technicians inspect them. cümlesinde do hangi ifadenin yerine geçer?

  1. sometimes
  2. inspect them
  3. fail
Cevabı göster

fail

months or years in advance

1:46

aylar veya yıllar öncesinden belirlenmiş olabilir

by programmers or policy makers

1:48

programcılar veya politika yapıcılar tarafından.

Dilbilgisi

may be determined ... in advance by ...: önceden … tarafından belirlenebilir

May ile kurulmuş edilgen yapı may be determined, sonuçların başka biri tarafından belirlenmesi veya şekillendirilmesi olasılığını anlatır. Edilgen yapı their outcomes ifadesini bilgi odağında tutarken by programmers or policy makers, önceki seçimleriyle sonuçları etkileyebilecek kişileri belirtir. Months or years in advance, bu etkinin olaydan aylar ya da yıllar önce belirlenebileceğini anlatır; in advance, «önceden» demektir, «ilerlemek» anlamına gelmez. Yapı, dikkati sonucun gerçekleştiği andan daha önceki programlama veya politika kararlarına kaydırır.

Alıştırma

Cümleyi may ve determine fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The route ____ weeks in advance by the event organizers.

Cevabı göster

may be determined

And they'll have some difficult decisions to make. Kalıp ifadeler

1:51

Ve vermeleri gereken bazı zor kararlar olacak.

Kalıp ifadeler

some difficult decisions to make: verilmesi gereken bazı zor kararlar

some difficult decisions to make ifadesinde to make mastarı decisions sözcüğünden sonra gelir ve hâlâ ne yapılması gerektiğini açıklar. İfade, «vermeleri gereken bazı zor kararlar» anlamındadır; buradaki mastar amaç bildirmez. İngilizcede do a decision değil, make a decision eşdizimi kullanılır. Daha genel olarak have + isim + mastar yapısı, bir şeyi hâlâ yapılmayı bekleyen görev olarak sunar; have work to finish buna bir örnektir.

Alıştırma

Cümleyi decision ve make ile kullanılan doğal yapıyla tamamlayın: Before launch, the committee has several difficult ____.

Cevabı göster

decisions to make

It's tempting to offer up general decision-making principles like Notlar

1:54

Zararı en aza indirmek gibi

Dilbilgisi

It's tempting to: İlk bakışta çekici gelen bir düşünceyi kabul etmek

It's tempting to + fiilin yalın hâli, bir eylemin veya düşüncenin çekici ve seçmesi kolay göründüğünü anlatır. Burada geniş kapsamlı ilkeler sunmak basit ve cazip bir adım gibi görünebilir; tempting mutlaka ahlaken yanlış bir ayartma anlamına gelmez. Bir savda bu yapı, çoğu zaman sezgisel olarak çekici gelen ilk düşünceyi kabul edip ardından bir sınırlama getirmek veya onu sorgulamak için kullanılır. to sonrasındaki mastar, değerlendirilen eylemi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi öğrendiğiniz kısaltılmış hedef yapıyla tamamlayın: ____ skip the safety check, but that could cause problems.

Cevabı göster

It's tempting to

minimize harm, Kalıp ifadeler

1:57

genel karar verme ilkeleri sunmak cazip gelse de,

Öbek fiiller

offer up: Bir fikri değerlendirilmek üzere sunmak

Bu cümlede offer up, değerlendirilmek üzere sunmak veya ortaya koymak anlamına gelir. Nesnesi general decision-making principles olduğundan, konuşmacı bu ilkeleri olası rehberler olarak tartışmaya dâhil etmektedir. Up, phrasal verb yapısının bir parçacığıdır; yön bildirmez. Fikirler, açıklamalar veya çözümler gibi soyut nesnelerle kullanıldığında offer up, çoğunlukla bir şeyi başkalarının incelemesine sunmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi öğrendiğiniz iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: At the meeting, each team will ____ one solution for the group to consider.

Cevabı göster

offer up

but even that quickly leads to morally murky decisions. Kelime

1:58

bu bile hızla ahlaki açıdan bulanık kararlara yol açar.

Kalıp ifadeler

minimize harm: zararı mümkün olduğunca azaltmak

minimize harm ifadesindeki minimize, zararın miktarını, şiddetini veya ortaya çıkma olasılığını mümkün olduğunca azaltmak demektir. Amaç zararı küçültmektir; zararın tamamen ortadan kalkacağını vadetmez. Bu ifade, mevcut seçeneklerin hepsinin bir ölçüde risk taşıdığı durumlarda yaygındır. Bu cümlede basit bir karar kuralı gibi görünür, ancak cümlenin devamı, bu kuralı uygulamanın yine de ahlaki değerler arasında zor seçimler gerektirebileceğini belirtir.

Alıştırma

Bir güvenlik planı bütün riskleri ortadan kaldıramıyor. Planın minimize harm amacı taşıması ne anlama gelir?

  1. Zararı azaltmaya çalışmadan tüm zararı kabul eder.
  2. Bir miktar zarar kalabilse de zararı mümkün olduğunca azaltmaya çalışır.
  3. Hiçbir zararın gerçekleşmeyeceğini garanti eder.
Cevabı göster

Bir miktar zarar kalabilse de zararı mümkün olduğunca azaltmaya çalışır.

Kelime

morally murky decisions: ahlaki açıdan değerlendirilmesi güç seçimler

Burada murky bir mecazdır: bulanık suyun içini görmek nasıl zorsa a morally murky decision ifadesindeki bir kararın ahlaki açıdan doğru mu yanlış mı olduğunu açıkça değerlendirmek de zordur. İfade, kararın immoral olduğuna dair kesin bir hüküm değil, belirsizlik veya çatışan değerler olduğunu gösterir. Bu cümlede, kulağa makul gelen bir ilkenin bile ahlaki açıdan açıkça doğru bir yanıtı olmayan seçimlere yol açabileceği anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi a morally murky decision olarak tanımlanabilir?

  1. Herkesin açıkça dürüst ve zararsız olduğunda uzlaştığı bir karar.
  2. Her biri bir kişiyi korurken başka birine zarar verebilecek iki eylem arasında seçim yapmak.
  3. Kasten zalimce ve ahlaki açıdan yanlış olduğuna zaten hükmedilmiş bir eylem.
Cevabı göster

Her biri bir kişiyi korurken başka birine zarar verebilecek iki eylem arasında seçim yapmak.

For example,

2:02

Örneğin,

let's say we have the same initial setup, Kalıp ifadeler

2:03

diyelim ki aynı başlangıç koşullarına sahibiz,

Kalıp ifadeler

the same initial setup: başlangıç koşullarını değiştirmemek

Bu cümlede setup, varsayımsal bir durumun düzenini; yani başlangıç koşullarını, katılımcıları ve ilgili gerçekleri ifade eden bir isimdir. Ekipman kurma eylemi anlamına gelmez. The same initial setup, konuşmacının yeni bir değişikliği ele almadan önce başlangıçtaki çerçeveyi aynı tuttuğunu gösterir. Böylece durumlar, neyin değiştiğine odaklanılarak karşılaştırılabilir.

Alıştırma

Örnekte the same initial setup ne anlama geliyor?

  1. bir makineyi kurmanın aynı yöntemi
  2. aynı başlangıç koşulları ve düzen
  3. aynı nihai sonuç
Cevabı göster

aynı başlangıç koşulları ve düzen

but now there's a motorcyclist

2:05

ancak bu sefer solunuzda

wearing a helmet to your left

2:07

kask takan bir motosikletli

and another one without a helmet to your right.

2:08

ve sağınızda kask takmayan bir başkası var.

Which one should your robot car crash into? Kalıp ifadeler

2:11

Robot arabanız hangisine çarpmalı?

Kalıp ifadeler

crash into: çarpışmada neye çarpıldığını belirtmek

Crash into + kişi veya nesne, bir çarpışmada o kişiye ya da nesneye çarpmak anlamına gelir. Into, çarpılan belirli kişi veya nesneyi gösterir. Neye çarpıldığı söylenmediğinde crash tek başına kullanılabilir. Which one should your robot car crash into? cümlesinde, soruyu oluşturmak için which one başa gelir; ancak into, crash sözcüğünden sonra cümlenin sonunda kalır. Edatın bu konumda kalması hem günlük hem de standart İngilizcede doğaldır.

Alıştırma

Bir çarpışmada belirli bir nesneye çarpmayı ifade eden iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The driver braked before the truck could ____ the barrier.

Cevabı göster

crash into

If you say the biker with the helmet

2:14

Eğer hayatta kalma ihtimali daha yüksek diye

because she's more likely to survive, Dilbilgisi

2:16

kasklı motosikletli derseniz,

Dilbilgisi

more likely to survive: olasılıkları karşılaştırma

Be more likely to + fiilin yalın hâli, bir kişi veya durumda belirli bir sonucun gerçekleşme ihtimalinin karşılaştırılan diğer kişi veya durumdan daha yüksek olduğunu anlatır. Burada more likely to survive, onun hayatta kalma ihtimalinin diğer motosiklet sürücüsünden daha yüksek olduğunu söyler. More likely bir karşılaştırma ifade eder, kesinlik değil. Likely olasılık bildiren bir sıfattır; «hoşlanmak» anlamındaki like fiiliyle ilgili değildir.

Alıştırma

Cümleyi be more likely to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Drivers who slow down in heavy rain ____ avoid an accident.

Cevabı göster

are more likely to

then aren't you penalizing the responsible motorist? Notlar

2:18

o zaman sorumlu sürücüyü cezalandırmış olmuyor musunuz?

Ton ve niyet

then aren't you penalizing the responsible motorist?: retorik bir itiraz

Then, if yan cümlesini onun sonucuna bağlar: seçiminiz buysa bundan bu sonuç çıkar. Aren't you penalizing...? biçim olarak olumsuz bir evet-hayır sorusudur, ancak burada retorik bir itiraz işlevi görür. Konuşan kişi, dinleyicinin yanıtın aslında evet olduğunu kabul etmesini bekler. Penalizing mutlaka resmî bir para cezası veya yaptırım anlamına gelmez. Sorumlu davranan sürücüyü, sorumlu seçimi nedeniyle dezavantajlı duruma düşürmek demektir. Soru tarafsız bir şekilde bilgi istemek yerine istenmeyen bir sonucu ortaya çıkarır.

Alıştırma

then aren't you penalizing the responsible motorist? sorusunun tartışmadaki temel işlevi nedir?

  1. Sorumlu bir seçim yaptığı için sürücüyü övmek
  2. Sorumlu kişiyi dezavantajlı duruma düşürdüğünü belirterek seçime itiraz etmek
  3. Resmî bir cezanın zaten verilip verilmediğini tarafsızca sormak
Cevabı göster

Sorumlu kişiyi dezavantajlı duruma düşürdüğünü belirterek seçime itiraz etmek

Kelime

penalizing the responsible motorist: güvenli davranan sürücüyü dezavantajlı duruma düşürmek

Burada penalizing, bir kuralın veya kararın işleyişi nedeniyle birinin ceza ya da dezavantajla karşılaşmasını sağlamak anlamına gelir. Bunun resmî bir hukuki ceza olması gerekmez. The responsible motorist, dikkatli davranıp güvenlik kurallarına uyan sürücüdür; bir kazadan hukuken sorumlu olan sürücü değildir. Soru, bu tercihin adaletsiz olduğunu öne sürer: zarara uğrayan kişi sorumlu davranan kişi olacaktır.

Alıştırma

Bu cümlede penalizing the responsible motorist ne anlama geliyor?

  1. Güvenlik kurallarına uyduğu için sürücüyü ödüllendirmek
  2. Güvenliğe önem veren bir sürücüyü dezavantajlı duruma düşürmek
  3. Sürücünün bir kazadan hukuken sorumlu olduğunu göstermek
Cevabı göster

Güvenliğe önem veren bir sürücüyü dezavantajlı duruma düşürmek

If instead, Anlatım akışı

2:21

Bunun yerine,

you save the biker without the helmet

2:22

sorumsuzca davrandığı için

because he's acting irresponsibly,

2:24

kasksız sürücüyü kurtarırsanız,

Anlatım akışı

If instead: alternatif bir koşul dalı başlatmak

If varsayımsal bir koşul başlatırken instead, dinleyiciye daha önce ele alınan seçenekten başka bir seçeneğe geçildiğini bildirir. Birlikte kullanılan If instead, savdaki karşıt ikinci dalın başlangıcını gösterir. Bu yapıyla karşılaştığınızda if yan tümcesinin geri kalanını alternatif eylem olarak okuyun. Instead olmadan cümle yine bir koşul bildirir, ancak önceki seçimden başka bir seçime geçildiğini açıkça göstermez.

Alıştırma

Hangi cümle alternatif bir koşul dalını en açık biçimde başlatıyor?

  1. If instead we repair the old computer, we can save money.
  2. In other words, we repaired the old computer.
  3. If the old computer breaks, we can borrow one.
Cevabı göster

If instead we repair the old computer, we can save money.

then you've gone way beyond the initial design principle Kalıp ifadeler

2:26

o zaman zararı en aza indirmeyle ilgili

about minimizing harm,

2:29

ilk tasarım prensibinin çok ötesine geçmiş olursunuz,

Kalıp ifadeler

go way beyond the initial design principle: ilk tasarım ilkesinin çok ötesine geçmek

Go beyond, bir sınırı, kapsamı veya ilkeyi aşmak anlamına gelir. Buradaki sınır soyuttur: önerilen davranış artık ilk tasarım ilkesine uymaz. Way, beyond sözcüğünü güçlendirerek sınırın büyük ölçüde aşıldığını gösterir. You've gone, go fiilinin present perfect biçimidir; sınırı aşmayı gerçekleşmiş ve şu anki tartışma açısından önemli bir sonuç olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi go way beyond ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The policy ____ its original purpose.

Cevabı göster

has gone way beyond

and the robot car is now meting out street justice. Deyimler

2:30

ve robot araba artık sokak adaleti dağıtıyor demektir.

Deyimler

meting out street justice: kendi kendine sokak adaleti dağıtmak

Mete out, özellikle ceza veya sert muamele olmak üzere bir şeyi uygulamak ya da vermek anlamına gelir. Street justice, çoğu zaman misilleme amacıyla, resmî hukuk süreçleri dışında uygulanan cezayı ifade eder. Meting out street justice birlikte kullanıldığında robot araba, kimin cezayı hak ettiğine karar veren bir uygulayıcı gibi kişileştirilir. İfade son derece eleştireldir: sistem, zararı en aza indirmekten yanlış olarak algıladığı davranışı cezalandırmaya geçmiştir.

Alıştırma

Hangi durum meting out street justice ifadesiyle doğru biçimde anlatılabilir?

  1. Bir mahkeme, yasal bir ceza vermeden önce adil yargılama sürecini izler.
  2. Bir grup, hırsızlık şüphelisini yargılama olmadan cezalandırır.
  3. Komşular yerel güvenliği nasıl geliştireceklerini konuşmak için buluşur.
Cevabı göster

Bir grup, hırsızlık şüphelisini yargılama olmadan cezalandırır.

The ethical considerations get more complicated here. Kalıp ifadeler

2:35

Etik değerlendirmeler burada daha da karmaşıklaşır.

Kalıp ifadeler

ethical considerations get more complicated here: etik değerlendirmeler karmaşıklaşıyor

Bu cümlede ethical considerations, neyin doğru olduğuna karar vermeden önce tartılması gereken ahlaki etkenleri ve olası sonuçları ifade eder. Burada considerations, dikkate alınması gereken unsurlar demektir; başkalarına karşı düşünceli olma özelliği değildir. Get more complicated, bu unsurları dengelemenin giderek zorlaştığını belirtir. Here, mutlaka fiziksel bir yeri değil, tartışmanın bu aşamasını veya bu özel konuyu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede ethical considerations get more complicated here ne anlama geliyor?

  1. Yasal cezalar zaten kararlaştırıldı.
  2. İnsanlar bu yerde birbirlerine karşı daha düşünceli oluyor.
  3. Tartılması gereken ahlaki etkenleri bu noktada çözümlemek zorlaşıyor.
Cevabı göster

Tartılması gereken ahlaki etkenleri bu noktada çözümlemek zorlaşıyor.

In both of our scenarios, Anlatım akışı

2:38

Her iki senaryomuzda da,

the underlying design is functioning as a targeting algorithm of sorts. Kalıp ifadeler

2:39

temel tasarım bir tür hedefleme algoritması olarak işlev görüyor.

Anlatım akışı

In both of our scenarios: iki vakayı kapsayan tek sonuç

Cümle başındaki In both of our scenarios ifadesi, ardından gelen ifadenin kapsamını belirler: Bu ifade, daha önce tanıtılan iki senaryonun her biri için geçerlidir. Both yalnızca iki sayısını bildirmez; dinleyiciye sonraki iddianın iki vaka için ortak olduğunu da gösterir. İfade cümlenin başına getirildiğinde ayrı örnekleri tek bir analiz çerçevesinde toplar. Konuşmacının vakaları anlatmaktan ortak bir sonuç belirtmeye geçmesine yardımcı olur.

Alıştırma

In both of our scenarios bilgiyi düzenlerken hangi görevi yerine getiriyor?

  1. Sonraki iddianın daha önce tartışılan iki vakanın her biri için geçerli olduğunu söyler.
  2. Daha önce söz edilmeyen üçüncü bir vaka sunar.
  3. Bundan sonra vakalardan yalnızca birinin tartışılacağını söyler.
Cevabı göster

Sonraki iddianın daha önce tartışılan iki vakanın her biri için geçerli olduğunu söyler.

Kalıp ifadeler

function as ... of sorts: yaklaşık bir işlev görmek

Function as + isim öbeği, bir şeyin o şekilde tasarlanmış, adlandırılmış veya resmen sınıflandırılmış olması gerekmeksizin başka bir şeyin rolünü ya da işlevini yerine getirmesi demektir. Burada temeldeki tasarım, hangi tür nesneye çarpılacağını fiilen seçtiği için hedef seçme algoritması gibi davranıyor. Of sorts isim öbeğinden sonra gelir ve kullanılan sınıflandırmanın yaklaşık olduğunu gösterir: bu, hedef seçme algoritmasına benzeyen fakat standart ya da tam anlamıyla böyle olmayan bir şeydir. İki ifade birlikte gerçek bir etkiyi anlatırken aşırı kesin bir sınıflandırmadan kaçınır.

Alıştırma

Cümleyi function as ifadesinin uygun biçimi ve of sorts ile tamamlayın: During the move, this box ____ a desk ____.

Cevabı göster

functions as · of sorts

In other words, Anlatım akışı

2:44

Başka bir deyişle,

it's systematically favoring or discriminating against a certain type of object Kelime

2:45

çarpışmak için belirli bir nesne türünü

Kelime

systematically favoring or discriminating against a certain type of object: belirli bir nesne türünü sistematik olarak kayırmak veya ayrımcılığa uğratmak

Burada systematically, sonucun tek seferlik rastlantısal bir olaydan değil, tekrarlanan bir örüntüden, kuraldan veya mekanizmadan kaynaklandığını belirtir. Bir nesne türünü favoring etmek, onu kişisel olarak sevmek değil, karar veya sonuçlarda ona avantaj sağlamaktır. Bir türü discriminating against etmek ise kategorisi nedeniyle onu dezavantajlı duruma düşürmektir. Ortak nesne öbeği a certain type of object iki fiil için de geçerlidir: favor a certain type of object ve discriminate against a certain type of object. İfade bir bütün olarak kategoriye dayalı eşitsiz muamelenin tekrarlandığını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle sistem düzeyinde tekrarlanan bir yanlılığı açıkça anlatıyor?

  1. The program made one random error yesterday.
  2. I favor the blue design because I like its color.
  3. The screening algorithm systematically favors graduates of a few schools and discriminates against everyone else.
Cevabı göster

The screening algorithm systematically favors graduates of a few schools and discriminates against everyone else.

to crash into.

2:50

sistematik olarak kayırıyor veya ayrımcılık yapıyor.

Anlatım akışı

In other words: aynı fikri daha açık biçimde yeniden ifade etmek

In other words bir yeniden ifade etme işaretidir. Dinleyiciye veya okuyucuya, ardından gelen bölümün aynı ana fikri daha açık, doğrudan ya da somut biçimde anlattığını bildirir. Burada ikinci cümle, targeting algorithm şeklindeki soyut ifadeyi ortaya çıkardığı düzeni açıklayarak açar. İki cümleyi ayrı iddialar veya konu değişikliği olarak değil, aynı iddianın iki farklı ifadesi olarak değerlendirin.

Alıştırma

Bu bölümde In other words neyi gösteriyor?

  1. Konuşmacı önceki iddiasını geri çekiyor.
  2. Konuşmacı aynı fikri daha açık biçimde yeniden ifade ediyor.
  3. Konuşmacı ilgisiz bir konuya geçiyor.
Cevabı göster

Konuşmacı aynı fikri daha açık biçimde yeniden ifade ediyor.

And the owners of the target vehicles

2:51

Ve hedef alınan araçların sahipleri

will suffer the negative consequences

2:53

bu algoritmanın olumsuz sonuçlarına

of this algorithm through no fault of their own. Kalıp ifadeler

2:55

kendi hataları olmadığı halde katlanacaklar.

Kalıp ifadeler

through no fault of their own: kendi hataları olmadığı hâlde

Through no fault of their own, etkilenen kişilerin soruna neden olmadığını ve kötü sonuçtan sorumlu tutulamayacağını belirten kalıplaşmış bir ifadedir. Burada their, owners sözcüğüne gönderme yapar; own ise hatanın onlara ait olmadığını vurgular. İfade, buradaki gibi olumsuz olaydan sonra veya cümlenin başında kullanılabilir. İyelik sözcüğünü kişiye göre değiştirin: through no fault of my own, his own veya our own.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “soruna onlar neden olmadığı hâlde” anlamına gelen kalıpla tamamlayın: The residents lost internet access ____.

Cevabı göster

through no fault of their own

Our new technologies are opening up many other novel ethical dilemmas. Notlar

2:59

Yeni teknolojilerimiz pek çok başka yeni etik ikilem de yaratıyor.

Öbek fiiller

opening up: yeni sorunlar veya olasılıklar doğurmak

Burada open up mecaz anlamda kullanılır: yeni olasılıkların, alanların veya sorunların ortaya çıkmasını sağlamak demektir. Fiziksel bir nesneyi açmayı anlatmaz. opening up ... dilemmas ifadesinde teknolojiler yeni etik çatışmaların ortaya çıkmasına veya önemli hâle gelmesine yol açar. Up, öbek fiilin bir parçasıdır ve yön belirtmez. İfade, ikilemlerin çözüldüğü anlamına da gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede open up, bir şeyin yeni bir soruna veya tartışma alanına yol açması anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?

  1. The new medical technology opened up a difficult ethical debate.
  2. Leah opened up the cupboard to get a glass.
  3. The committee ended the ethical debate immediately.
Cevabı göster

The new medical technology opened up a difficult ethical debate.

Kelime

novel ethical dilemmas: yeni tür ahlaki çatışmalar

novel ethical dilemmas ifadesinde novel; yeni, özgün veya daha önce görülmemiş anlamına gelen bir sıfattır. ethical dilemmas ifadesini niteler; uzun bir kurgu eser anlamındaki novel ismi değildir. Etik ikilem, ahlaki değerlerin veya görevlerin çatıştığı ve kolayca belirlenebilecek açıkça doğru bir seçeneğin bulunmadığı durumdur. İfadenin tamamı, yeni teknoloji gibi değişen koşulların yarattığı yeni tür ahlaki çatışmaları anlatır.

Alıştırma

“The researchers proposed a novel way to store energy,” cümlesinde novel ne anlama gelir?

  1. Yeni ve özgün bir yöntem
  2. Enerji hakkında kurgusal bir kitap
  3. Zaten sıradan olan bir yöntem
Cevabı göster

Yeni ve özgün bir yöntem

For instance,

3:03

Örneğin,

if you had to choose between a car that would always save as many lives as possible Dilbilgisi

3:04

bir kazada her zaman olabildiğince çok hayat kurtaracak bir araba ile

in an accident

3:08

(bir kazada)

Dilbilgisi

would always save as many lives as possible: her zaman mümkün olduğunca çok hayat kurtarırdı

As many + sayılabilen çoğul isim + as possible, koşulların izin verdiği en yüksek sayıyı ifade eder. Burada as many lives as possible, arabanın bir kazada kurtarılan hayat sayısını en üst düzeye çıkaracağı anlamına gelir. Would save, hayali durumda arabanın ne yapacağını anlatır; always ise bunun arabanın sürekli uyguladığı kural olacağını belirtir. Possible, en yüksek miktarı anlatan kalıbın parçasıdır; arabanın insanları kurtarıp kurtarmayabileceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi as many ... as possible kalıbıyla tamamla: The shelter wants to protect ____ during the storm.

Cevabı göster

as many residents as possible

or one that would save you at any cost, Deyimler

3:09

ne pahasına olursa olsun sizi kurtaracak bir araba arasında seçim yapmanız gerekseydi,

Deyimler

would save you at any cost: seni ne pahasına olursa olsun kurtarmak

Bu cümlede would save you, kuralı seni korumak olan varsayımsal bir araba türünü anlatır. At any cost, hangi fedakârlık veya ciddi sonuç gerekirse gereksin hedefe ulaşmak demektir. Buradaki cost yalnızca parayla sınırlı değildir. Başka insanları tehlikeye atmayı, ahlaki ilkelerden ödün vermeyi veya başka ağır sonuçları da kapsayabilir. Bu nedenle ifade, seni kurtarmayı mutlak öncelik hâline getirir.

Alıştırma

Hangi cümlede at any cost, hiçbir sonucun sınır olarak görülmediğini anlatır?

  1. The team will continue only if the cost stays within its budget.
  2. The team will continue at any cost, even if the plan puts people in danger.
  3. The team will continue after calculating the ticket price.
Cevabı göster

The team will continue at any cost, even if the plan puts people in danger.

which would you buy?

3:12

hangisini satın alırdınız?

Dilbilgisi

If you had to choose between ... or ..., which would you buy?: iki seçenekli varsayımsal seçim

If you had to choose between A or B, yalnızca iki seçeneğin bulunduğu hayali bir durum kurar. Buradaki geçmiş biçimli had to, varsayımsal bir mesafe yaratır; seçimin geçmişte gerçekleştiğini söylemez. Or ikinci seçeneği tanıtır, which would you buy? ise bu hayali durumdaki kararı sorar. Kalıbı If you had to choose between A or B, which would you choose? şeklinde yeniden kullanabilir ve son fiili seçeneklere göre değiştirebilirsin.

Alıştırma

Hangi cümle, birinden iki çalışma düzeni arasında zorunlu bir seçim yaptığını hayal etmesini doğal biçimde ister?

  1. If you had to choose between working from home or working in an office, which would you choose?
  2. You had to choose from working at home, or which office would you choose?
  3. If you chose working from home between working in an office, which you would choose?
Cevabı göster

If you had to choose between working from home or working in an office, which would you choose?

What happens if the cars start analyzing and factoring in the passengers of the cars Öbek fiiller

3:14

Arabalar, arabalardaki yolcuları ve hayatlarının detaylarını

and the particulars of their lives? Kelime

3:18

analiz etmeye ve hesaba katmaya başlarsa ne olur?

Öbek fiiller

start analyzing and factoring in: analiz edip hesaba katmaya başlamak

Start fiilinden sonra and ile bağlanan iki -ing biçimi gelir: analyzing ve factoring in. Analyze, bilgiyi dikkatlice incelemek; factor in ise bir şeyi hesaplamayı, planı veya kararı etkileyen bir unsur olarak değerlendirmeye katmak demektir. Bu bağlı fiil grubunun ardından gelen isim grubu, arabaların neyi inceleyeceğini ve neyin seçimlerini etkilemesine izin vereceğini belirtir: yolcuları ve onların hayatlarıyla ilgili ayrıntıları. Burada factor in, hesaba katmak anlamındaki bir öbek fiildir; matematikteki factor fiili değildir.

Alıştırma

Değerlendirmeye katmak anlamındaki vurgulanan öbek fiili kullan: Before setting the budget, we need to ____ shipping costs.

Cevabı göster

factor in

Kelime

the particulars of their lives: belirli kişisel bilgiler

Burada particulars, yolcuların kimlikleri, geçmişleri veya kişisel koşulları gibi hayatlarına ilişkin belirli olgular ya da bilgiler demektir. Bu ifade, bu kişileri particular, yani “özel”, olarak nitelemez. Bu resmî kullanım, bir insanın hayatını kaydedilebilecek veya değerlendirilebilecek kesin olgular bütünü gibi sunar. Daha genel olarak the particulars of something, özellikle bir karar veya anlatım açısından önemli olduğunda, bir şeyin kesin ayrıntıları demektir.

Alıştırma

"The investigator recorded the particulars of each witness's account," cümlesinde particulars ne anlama gelir?

  1. Olağanüstü derecede özel sayılan insanlar
  2. Kesin olgular ve ayrıntılar
  3. Araştırmacının kişisel görüşleri
Cevabı göster

Kesin olgular ve ayrıntılar

Could it be the case that a random decision Notlar

3:21

Rastgele bir kararın,

is still better than a predetermined one

3:23

zararı en aza indirmek için tasarlanmış

Kelime

a random decision ... a predetermined one: rastgele ve önceden belirlenmiş karar

A random decision, önceden sabitlenmek yerine şans veya rastgele bir süreç yoluyla verilen karardır. A predetermined one ise sonucu veya belirleyici seçimi ilgili andan önce zaten belirlenmiş bir karardır; predetermined yalnızca karar verilmiş olmaktan daha fazlasını, önceden belirlenmiş olmayı anlatır. One, tekrarı önlemek için decision sözcüğünün yerini alır. Cümle, karar üretmenin iki yolunu karşılaştırır: şansa göre ve önceden. Still, şaşırtıcı gelebilse de konuşanın rastgele seçeneği daha iyi bulduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir sistem kura çekerek bir isim seçiyor. Başka bir sistem ise olaydan önce sabitlenmiş bir seçimi uyguluyor. Hangi açıklama doğrudur?

  1. The first decision is predetermined, and the second is random.
  2. Both decisions are random.
  3. The first decision is random, and the second is predetermined.
Cevabı göster

The first decision is random, and the second is predetermined.

designed to minimize harm? Dilbilgisi

3:26

önceden belirlenmiş bir karardan hala daha iyi olduğu durumu söz konusu olabilir mi?

Dilbilgisi

Could it be the case that ...?: bir olasılığı temkinle sınamak

Could it be the case that + yan cümle, bir düşüncenin doğru olma ihtimali bulunup bulunmadığını sorar. be the case içindeki case, hukuki bir dava değil, gerçek durum veya olgu demektir. Could soruyu daha az doğrudan ve daha az kesin hâle getirir. Asıl cümlede konuşmacı, rastgele bir kararın daha iyi olduğunu iddia etmek yerine dinleyicileri şaşırtıcı bir ihtimali değerlendirmeye çağırır.

Alıştırma

Resmî ve temkinli soruyu dersteki tam yapıyla tamamlayın: "____ the delay was caused by a software error?"

Cevabı göster

Could it be the case that

Dilbilgisi

designed to minimize harm: zararı en aza indirme amacını belirtmek

Designed to + fiilin yalın hâli, bir sistemin, politikanın, aracın veya planın amaçlanan işlevini anlatır. Burada designed, daha önce geçen one sözcüğünü niteleyen bir geçmiş zaman ortacıdır: zararı en aza indirmeyi amaçlayan, önceden belirlenmiş bir karar sorulmaktadır. Minimize harm, hiçbir zarar olmayacağını garanti etmek değil, zararı mümkün olduğunca azaltmak demektir. Bu yapı bir tasarım hedefini belirtir; hedefin mutlaka gerçekleşeceğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi hedef be designed to yapısıyla tamamlayın: This helmet is ____ reduce the risk of head injury.

Cevabı göster

designed to

And who should be making all of these decisions anyhow? Ton ve niyet

3:28

Zaten tüm bu kararları kim vermeli?

Ton ve niyet

Israrlı bir sorunun sonunda anyhow

Burada cümle sonundaki anyhow, soruya “temel meseleye geldiğimizde” veya “gerçekten” anlamını katar. Konuşmacı kararların nasıl verildiğini sormuyor; bu yetki ve sorumluluğun kimde olması gerektiğini ısrarla sorguluyor. Bir sorunun sonunda kullanılan anyhow, tartışmayı ayrıntılardan çözüme kavuşmamış ana noktaya geri çekebilir. Bu sözcük olmadan da soru dil bilgisi bakımından doğrudur, ancak daha tarafsız ve daha az ısrarlı duyulur.

Alıştırma

Örnekte cümle sonundaki anyhow sözcüğünün temel işlevi nedir?

  1. Konuşmacının bir yanıta gerek olmadığını düşündüğünü gösterir.
  2. Kararların hangi yöntemle verilmesi gerektiğini sorar.
  3. Tartışmayı temel sorumluluk meselesine geri götürür.
Cevabı göster

Tartışmayı temel sorumluluk meselesine geri götürür.

Programmers, Anlatım akışı

3:30

Programcılar mı,

companies,

3:31

şirketler mi,

governments?

3:32

hükümetler mi?

Anlatım akışı

Programmers, companies, governments? şeklinde eksiltili seçenek listesi

Bu, eksiltili bir listedir: İsimler, kararları kimin vermesi gerektiğiyle ilgili önceki sorunun olası yanıtlarını temsil eder. Eksik sözler “Should it be programmers, companies, or governments?” şeklinde anlaşılabilir; dolayısıyla bu parça bilinçli bir kullanımdır, dil bilgisi hatası değildir. Yalnızca temel isimlerin sıralanması anlatımı hızlandırır ve karar verebilecek her gruba ayrı bir ritmik vurgu kazandırır. Soru işareti, bunları üzerinde uzlaşılmış bir yanıt olarak sunmak yerine karşılaştırmaya açık seçenekler olarak tutar.

Alıştırma

“Programmers, companies, governments?” burada bilgiyi düzenleme açısından hangi görevi yerine getiriyor?

  1. Her grubun görevlerini tanımlar.
  2. Önceki sorunun olası yanıtlarını karşılaştırılmak üzere hızla sunar.
  3. Üç grubun da önceden anlaştığını bildirir.
Cevabı göster

Önceki sorunun olası yanıtlarını karşılaştırılmak üzere hızla sunar.

Reality may not play out exactly like our thought experiments, Öbek fiiller

3:34

Gerçeklik düşünce deneylerimizdeki gibi tam olarak işlemeyebilir,

Öbek fiiller

play out: olayların nasıl geliştiği

Burada play out, “zaman içinde gelişmek veya ortaya çıkmak” anlamına gelir. Gelişen şey Reality olduğundan, konuşmacı gerçek olayların düşünce deneylerinde hayal edilen durumlardan farklı gerçekleşebileceğini söylüyor. Bir durumun, sürecin veya hikâyenin nasıl geliştiğine odaklanıldığında, özellikle de sonuç belirsizse play out kullanılır. “Dışarı çıkıp oynamak” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Görüşmelerin nasıl gelişeceğini kimse bilmiyor” anlamına gelen doğal cümleyi seçin.

  1. The team will carry out the safety review tomorrow.
  2. The children will play outside after lunch.
  3. No one knows how the talks will play out.
Cevabı göster

No one knows how the talks will play out.

but that's not the point. Anlatım akışı

3:37

ama asıl mesele bu değil.

Anlatım akışı

That's not the point: ana meseleye geri dönmek

That's not the point, “tartışılan asıl mesele bu değil” demektir. Buradaki that, az önce söylenen gerçeğe, yani gerçekliğin düşünce deneylerinden farklı olabileceğine gönderme yapar. Konuşmacı bu gerçeği mutlaka reddetmez; yalnızca bunun ana soruya cevap vermediğini söyler. Bu ifade, ikincil bir konuyu bir kenara bırakıp dikkati ana savunmaya geri yönelterek tartışmayı düzenler. Buradaki point, bir puan veya fiziksel nokta değil, “ana fikir ya da mesele” demektir.

Alıştırma

Konuşmacı burada “but that's not the point” diyerek ne yapıyor?

  1. Konuşmacı bütün tartışmanın bittiğini söyler.
  2. Konuşmacı bir yarışmada birine puan verir.
  3. Konuşmacı o ayrıntıyı kabul eder ancak dikkati ana meseleye geri yönlendirir.
Cevabı göster

Konuşmacı o ayrıntıyı kabul eder ancak dikkati ana meseleye geri yönlendirir.

They're designed to isolate and stress test our intuitions on ethics, Kelime

3:39

Bunlar, tıpkı bilimsel deneylerin fiziksel dünya için yaptığı gibi,

Kelime

isolate and stress test our intuitions on ethics: etik sezgileri ayırıp sınırlarına kadar test etmek

Burada isolate, tek bir etik sezgiyi gerçek hayattaki çok sayıdaki etkenden ayırarak açıkça incelemek demektir. stress test, mühendislik ve finanstan alınmış bir terimdir: bir şeyin dayanıp dayanmadığını görmek için onu olağan dışı derecede zor ya da uç koşullara sokmak anlamına gelir. Eş görevli isolate ve stress test fiilleri aynı nesneyi, yani our intuitions on ethics ifadesini alır. Birlikte iki aşamalı bir süreci anlatırlar: bir yargıya odaklanmak, ardından onu sınırlarına kadar zorlamak.

Alıştırma

Bu bağlamda "isolate and stress test an ethical intuition" ne anlama gelir?

  1. Sezgi kaybolana kadar bir insanı kaygılandırmak.
  2. Hiçbir yargı gerekmemesi için etiği tartışmadan çıkarmak.
  3. Onu diğer etkenlerden ayırıp zor vakalarla sınamak.
Cevabı göster

Onu diğer etkenlerden ayırıp zor vakalarla sınamak.

just like science experiments do for the physical world. Anlatım akışı

3:43

etik hakkındaki sezgilerimizi izole etmek ve stres testine tabi tutmak için tasarlanmıştır.

Anlatım akışı

just like ... do for ...: benzetmeyi do ile tamamlamak

just like bir benzetme kurar: düşünce deneylerinin etik sezgiler için üstlendiği rol, bilimsel deneylerin fiziksel dünya için üstlendiği rolle karşılaştırılır. Daha tanıdık olan ikinci örnek, daha soyut olan ilk örneği açıklamaya yardımcı olur. do, önceki fiilin yerine kullanılan bir sözcüktür. Daha önce belirtilen eylemleri, burada isolate ve stress test eylemlerini temsil eder; böylece konuşmacı tüm yüklemi tekrarlamaz. science experiments çoğul olduğu için does değil, do kullanılır.

Alıştırma

"Regular checkups reveal health risks for adults, just like school screenings do for children," cümlesinde do neyin yerine geçer?

  1. "reveal health risks" ifadesinin yerine geçer.
  2. "teach children at school" anlamına gelir.
  3. "regular checkups" ifadesini belirtir.
Cevabı göster

"reveal health risks" ifadesinin yerine geçer.

Spotting these moral hairpin turns now Deyimler

3:47

Bu ahlaki keskin virajları şimdi fark etmek,

Deyimler

these moral hairpin turns: keskin virajlara benzetilen ani etik değişimler

Hairpin turn, yolun neredeyse ters yöne döndüğü çok keskin bir virajdır. these moral hairpin turns ifadesinde moral, söz konusu dönüşün türünü belirtir: ifade, etik yargıdaki ani ve zor değişimleri yoldaki tehlikeli virajlara benzetir. Bu metafor, bir konunun hızla yön değiştirebileceğini ve önceden fark etme, dikkat ve uyum gerektirdiğini vurgular. Saç aksesuarından söz edilmez.

Alıştırma

Bu metaforda moral hairpin turn ne anlama gelir?

  1. Etik yargıda ani ve zor bir yön değişikliği
  2. Ahlaki bir simge olarak kullanılan süslü bir saç tokası
  3. Zor seçimler içermeyen düzgün ve öngörülebilir bir yol
Cevabı göster

Etik yargıda ani ve zor bir yön değişikliği

will help us maneuver the unfamiliar road of technology ethics Deyimler

3:50

teknoloji etiğinin aşina olmadığımız bu yolunda manevra yapmamıza yardımcı olacak

Deyimler

maneuver the unfamiliar road of technology ethics: yol bulma metaforu

Maneuver, güzergâh zor olduğunda bir şeyi ustalıkla hareket ettirmek veya kontrol etmek anlamına gelir. Buradaki the unfamiliar road of technology ethics gerçek bir yol değil, yeni teknolojilerin ne yapması veya yapmaması gerektiğine karar verirken izlenen yeni ve belirsiz süreçtir. İfadenin tamamı sürüş metaforunu devam ettirir. Etik riskleri önceden görmek, insanların alışılmadık kararlar arasında dikkatle ilerlemesine ve gerektiğinde yönünü değiştirmesine yardımcı olabilir.

Alıştırma

Cümleyi maneuver ve soyut bir engelin içinden geçmeyi doğal biçimde gösteren edatla tamamlayın: The committee had to ____ a maze of new privacy rules.

Cevabı göster

maneuver through

and allow us to cruise confidently and conscientiously Deyimler

3:53

ve güvenle ve vicdan rahatlığıyla yol almamızı sağlayacaktır

into our brave new future.

3:57

cesur yeni geleceğimize doğru.

Deyimler

cruise confidently and conscientiously into our brave new future: geleceğe güven ve sorumluluk bilinciyle ilerlemek

cruise into fiil öbeği, geleceğe doğru ilerlemeyi bir sürüş imgesine dönüştürür. Cruise, akıcı ve kontrollü bir ileri hareketi çağrıştırır; böylece videodaki yol ve sürüş dilini, teknolojik değişimle nasıl yüzleşileceğine dair daha geniş bir mesaja taşır. Confidently ve conscientiously bu ilerleyiş için iki koşul belirler: kendinden emin olmak, ama aynı zamanda dikkatli, ahlaki açıdan duyarlı ve sorumlu davranmak. Brave new future yüksek ve edebî bir tınıya sahiptir; Brave New World başlığını çağrıştırarak heyecana temkin de katabilir. Bu nedenle kapanış umutludur, ancak körü körüne iyimser değildir.

Alıştırma

Vurgulanan kapanış ifadesi nasıl bir tutum anlatıyor?

  1. Sonuçları düşünmeden hızla geleceğe ilerlemek.
  2. Gelecek kesinlikle tehlikeli olacağı için teknolojik değişimi reddetmek.
  3. Teknolojik değişime güven ve sorumluluk duygusuyla ilerlemek.
Cevabı göster

Teknolojik değişime güven ve sorumluluk duygusuyla ilerlemek.