DAHA FAZLA Tam Bölüm Bluey Minibölümleri! - Bölüm 1 💙 | Güç İksiri, Goldilocks ve Bingo Nerede? | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
864 kelime 190 kel/dk

Video özeti: Bir baba Bingo’yu arar, Goldilocks masalını kargaşa dolu bir aile aksiyon komedisine dönüştürür ve ardından şaşırtıcı güç veren hayali bir iksir dükkânıyla karşılaşır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. have you seen Bingo? — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Present perfect yapısının, geçmişte tamamlanmış belirli bir anı sormak yerine, birinin aranan kişiyi ilgili herhangi bir zamanda görüp şimdi ipucu verip veremeyeceğini nasıl sorduğunu anlayın. Bu kalıbı insan veya eşya ararken kullanın. 2. you know what she does? / I'll tell you what she does. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Anlatıcının önce retorik bir soru sorup ardından cevabı vereceğini söyleyerek açıklamayı nasıl geciktirdiğini, merak yarattığını ve anlatının temposunu yönettiğini fark edin. Beklenmedik bir eylemi daha çarpıcı sunmak için bu ikili hamleyi kullanın. 3. Can I interest you in a potion? — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bir şeyi sunarken karşı tarafın ilgisini nazikçe yoklayan hizmet veya satış kalıbını öğrenin. Bu ifade, ürünü isteyip istemediğini doğrudan sormaktan daha özenli ve satıcı rolüne daha uygun duyulur.

Bu derste

Bingo!

0:04

Bingo!

Bingo,

0:07

Bingo,

where are you?

0:08

neredesin?

Uh,

0:11

Ah,

I can't find Bingo anywhere.

0:12

Bingo'yu hiçbir yerde bulamıyorum.

Maybe she's under the table.

0:14

Belki masanın altındadır.

Nope,

0:16

Hayır,

she's not under there.

0:17

oranın altında değil.

Bingo!

0:18

Bingo!

Hey Bluey,

0:21

Hey Bluey,

have you seen Bingo? Dilbilgisi

0:21

Bingo'yu gördün mü?

Dilbilgisi

Have you seen Bingo?: şu anki bir aramada present perfect

Have you seen Bingo? present perfect yapısındadır: have + özne + past participle. Seen, see fiilinin past participle biçimidir. Soru, Bluey’nin şimdiye kadar Bingo’yu görüp görmediğini ve şu anda işe yarar bir bilgi verip veremeyeceğini sorar. Konuşan kişi geçmişteki belirli ve tamamlanmış tek bir olayı sormaz. Bir kişi ya da eşya şu anda aranıyorsa Have you seen + kişi veya eşya? kalıbı sıkça kullanılır.

Alıştırma

Şu anda anahtarlarını arıyorsun ve birinin onları görüp görmediğini öğrenmek istiyorsun. Hangi soru en uygundur?

  1. Did you see my keys at breakfast?
  2. Have you seen my keys?
  3. Do you see my keys every morning?
Cevabı göster

Have you seen my keys?

No.

0:23

Hayır.

Are you sure?

0:24

Emin misin?

Yes.

0:26

Evet.

Why are you acting all shifty? Kalıp ifadeler

0:27

Neden böyle şüpheli şüpheli davranıyorsun?

Kalıp ifadeler

acting all shifty: o anda şüpheli davranmak

Act + sıfat, birinin belirli bir anda nasıl davrandığını veya göründüğünü anlatır. Acting shifty, sanki bir şey saklıyormuş gibi şüpheli veya tedirgin davranmak demektir. Kişinin kalıcı karakterini değil, o anda fark edilen davranışını anlatır. Buradaki all, günlük dilde kullanılan bir pekiştiricidir. Türkçedeki böyle veya bu kadar gibi bir ton katar; herkes ya da miktarın tamamı anlamına gelmez.

Alıştırma

Birisi telefonunu saklıyor, göz temasından kaçınıyor ve belirsiz cevaplar veriyor. Hangi cümle davranışını en iyi anlatır?

  1. They're acting all shifty.
  2. They're moving the furniture.
  3. They're calmly explaining everything.
Cevabı göster

They're acting all shifty.

I'm not.

0:29

Davranmıyorum.

Yeah, you are.

0:30

Bal gibi de davranıyorsun.

You're acting a bit shifty.

0:31

Biraz şüpheli davranıyorsun.

Do you know something that I don't? Ton ve niyet

0:33

Benim bilmediğim bir şey mi biliyorsun?

Ton ve niyet

Şüpheyle yoklayan Do you know something that I don't?

Yüzeyde Do you know something that I don't? sorusu, karşıdaki kişinin konuşmacının bilmediği bir bilgiye sahip olup olmadığını sorar. Bu bağlamda ise karşı tarafı yoklamak için kullanılır: Konuşmacı şüpheli bir şey fark etmiştir ve “Bana anlattığından daha fazlasını biliyor olabilirsin” imasında bulunur. that I don't bölümünde anlam zaten açık olduğu için know fiili kullanılmaz; tam anlamı something that I don't know şeklindedir. Bu eksilti tekrarı önler ve something you have that I don't gibi karşılaştırmalarda doğaldır.

Alıştırma

Birinin şüpheli davrandığı bir sahnede Do you know something that I don't? sorusu büyük olasılıkla ne ima eder?

  1. Konuşmacı karşıdaki kişinin kim olduğunu hatırlamıyor.
  2. Konuşmacı, karşıdaki kişinin bilgi saklıyor olabileceğini düşünüyor.
  3. Konuşmacı karşıdaki kişiye bir gerçeği açıklamak istiyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, karşıdaki kişinin bilgi saklıyor olabileceğini düşünüyor.

No.

0:35

Hayır.

Hmm, okay.

0:36

Hmm, tamam.

I'll go and ask your mum.

0:37

Gidip annene sorayım.

I've got my eye on you. Deyimler

0:39

Gözüm üzerinde.

Deyimler

Uyarı olarak I've got my eye on you

I've got my eye on you, “Seni yakından izliyorum” anlamına gelen bir deyimdir. Bu bağlamda konuşmacı, karşıdaki kişinin yapmaması gereken bir şeyi yapabileceğinden şüphelenir; bu yüzden ton şakacı olsa bile cümle bir uyarı işlevi görür. Burada I've got, I have anlamındadır; my eye on you ise gözün fiziksel konumunu değil, dikkatin karşıdaki kişiye odaklanmasını anlatır.

Alıştırma

Şakacı uyarıyı dersteki deyimle tamamlayın: No peeking at my cards—____.

Cevabı göster

I've got my eye on you

Nothing gets past me, kid. Deyimler

0:40

Gözümden hiçbir şey kaçmaz, ufaklık.

Deyimler

Nothing gets past me: her ayrıntıyı fark etmek

Nothing gets past me, “Her şeyi fark ederim; hiçbir ayrıntı, hile veya olağandışı davranış dikkatimden kaçmaz” demektir. Buradaki get past someone, fiziksel olarak birinin yanından geçmek değil, o kişi tarafından fark edilmekten ya da tespit edilmekten kaçmak anlamındadır. Nothing gets past + kişi kalıbı, birinin çok dikkatli ve gözlemci olduğunu anlatabilir. Örneğin Nothing gets past Ana, Ana'nın her önemli ayrıntıyı fark ettiği anlamına gelir.

Alıştırma

Bir dedektif “Nothing gets past me.” diyor. Bununla ne demek istiyor?

  1. Her önemli ayrıntıyı fark ederim.
  2. Kimsenin yanımda yürümesine izin vermem.
  3. Küçük işaretleri görmezden gelirim.
Cevabı göster

Her önemli ayrıntıyı fark ederim.

Hey Mom,

0:43

Hey Anne,

have you seen Bingo?

0:44

Bingo'yu gördün mü?

I can't find her anywhere.

0:45

Onu hiçbir yerde bulamıyorum.

Oh,

0:48

Oh,

no, sorry.

0:49

hayır, üzgünüm.

I haven't seen Bingo,

0:51

Bingo'yu görmedim,

I promise.

0:52

söz veriyorum.

Now you're acting shifty.

0:54

Şimdi de sen şüpheli davranıyorsun.

What is going on around here? Öbek fiiller

0:56

Burada neler oluyor?

Öbek fiiller

What is going on around...?: açıklama istemek

What is going on...?, ne olduğunu veya bir durumun neden olağandışı göründüğünü sorar. Going on, “olmak” veya “gerçekleşmek” anlamına gelen bir bütün ifade olarak kullanılır; ileri doğru hareket etmeyi anlatmaz. What is going on around here? cümlesinde around here, “bu yerde veya yakınlarda” demektir. Sorunun tamamı, konuşanın kafa karıştırıcı, şaşırtıcı veya yanlış görünen bir şey fark ettiğini ve açıklama istediğini sık sık gösterir.

Alıştırma

Soruyu, “olmak” anlamındaki go on fiilinin şimdiki zaman biçimiyle tamamlayın: What ____ around here?

Cevabı göster

is going on

Why is everyone acting shifty?

0:57

Neden herkes şüpheli şüpheli davranıyor?

Bingo!

1:00

Bingo!

Bingo!

1:01

Bingo!

This is ridiculous.

1:02

Bu çok saçma.

All I want to do is find Dilbilgisi

1:04

Tek yapmak istediğim bulmak

Bingo!

1:08

Bingo!

Dilbilgisi

All I want to do is + fiilin yalın hâli: tek bir ana hedef

All I want to do is + fiilin yalın hâli, bir eylemin konuşanın o andaki tek veya en güçlü hedefi olduğunu belirtir. Buradaki all, nesnelerin tamamı değil, “tek şey” anlamındadır. Örnekte is sözcüğünden sonra find fiilinin yalın hâli gelir. Bu yapı, özellikle bir şey sizi engellediğinde veya bunalttığında dikkati tek ve basit bir hedefe yöneltmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

“Tek hedefim bu görevi bitirmek” anlamını vermek için cümleyi öğrendiğiniz başlangıçla tamamlayın: ____ finish this task.

Cevabı göster

All I want to do is

Again!

1:09

Bir daha!

Can we have a story,

1:15

Bize bir masal anlatır mısın,

Dad?

1:16

Baba?

Okay.

1:16

Tamam.

How about Goldilocks? Ton ve niyet

1:17

Goldilocks'a ne dersiniz?

Ton ve niyet

How about Goldilocks? ile bir seçenek önermek

How about + isim veya isim grubu? bir seçenek ya da öneri sunabilir. Burada Goldilocks, sıradaki hikâyenin başlığı olarak öneriliyor; yani örtük anlam “How about telling or reading Goldilocks?” şeklindedir. Soru, karakterin kendini nasıl hissettiğini sormaz. Eksik bırakılan eylem, o anki konuşmadan anlaşılır. Fiille bir etkinlik önerirken How about going outside? örneğindeki gibi -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Bir aile yağmurlu bir öğleden sonra için etkinlik seçiyor. Hangi cümle kutu oyunu oynamayı doğal biçimde önerir?

  1. What is a board game?
  2. How about a board game?
  3. How is a board game?
Cevabı göster

How about a board game?

Yeah!

1:19

Evet!

Can you make it funny? Dilbilgisi

1:21

Komik anlatabilir misin?

Dilbilgisi

make it funny: make + nesne + sıfat

Can you make it funny? cümlesinde make, “yaratmak” değil, “bir şeyi belli bir duruma getirmek” anlamındadır. Ardından nesne olan it ve bu nesne için istenen sonucu belirten funny sıfatı gelir. Bir şeyin veya durumun değiştirilmesini isterken make + nesne + sıfat yapısı kullanılabilir: make it clear, make the room safe veya make the task easier.

Alıştırma

Yönergeler kafa karıştırıcı. Hangi cümle, mevcut yönergelerin kolay anlaşılır hâle getirilmesini istiyor?

  1. Please make a clear instruction sheet.
  2. Please make the instructions clear.
  3. Please make the instructions clearly.
Cevabı göster

Please make the instructions clear.

Yeah, right-o. Kelime

1:22

Evet, tabii ki.

Kelime

right-o: Britanya ve Avustralya İngilizcesinde samimi bir yanıt

Right-o; “peki”, “tamam” veya “kabul ediyorum” anlamında kullanılan samimi bir yanıttır. Yeah, right-o. cümlesinde konuşan kişi isteği kabul eder ve devam etmeye hazır olduğunu gösterir; buradaki right, bir şeyin doğru olduğunu belirtmez.

Alıştırma

Bir müşteriye resmî e-posta yazıyorsunuz. Şu yanıtın uygun olup olmadığını değerlendirin: “Right-o, I'll send the contract today.”

  1. Hayır. Bu bağlam için fazla samimi ve bölgesel özellikleri fazla belirgindir.
  2. Evet. Bir müşteriye gönderilen resmî e-posta için uygundur.
Cevabı göster

Hayır. Bu bağlam için fazla samimi ve bölgesel özellikleri fazla belirgindir.

Okay.

1:24

Tamam.

Once upon a time, Anlatım akışı

1:25

Bir varmış bir yokmuş,

Anlatım akışı

Masal başlangıcı olarak Once upon a time

Once upon a time, masalları ve geleneksel tarzdaki hikâyeleri başlatmak için kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Yalnızca belirsiz bir geçmiş zamana işaret eder; buradaki asıl görevi bir hikâye dünyasının başladığını bildirmektir. Genellikle hikâyenin en başında yer alır ve ardından ilk karakter, yer veya durum tanıtılır. Bu ifadeyi tanımak, sıradan konuşmadan hikâye anlatımına geçişi fark etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen dört sözcüklü İngilizce masal başlangıcıyla eksiksiz tamamlayın: ____, a silver bird guarded the mountain.

Cevabı göster

Once upon a time

there were three bears.

1:26

üç tane ayı varmış.

Daddy Bear,

1:27

Baba Ayı,

Momma Bear,

1:28

Anne Ayı,

and Baby Bear.

1:28

ve Yavru Ayı.

Momma Bear made some porridge,

1:29

Anne Ayı biraz yulaf lapası yaptı,

and in a really clear voice,

1:31

ve çok net bir sesle,

she said,

1:32

dedi ki,

"Look, everyone,

1:33

"Bakın, herkes,

it's hot, okay?

1:34

bu sıcak, tamam mı?

Wait 'til it's cooled down." Öbek fiiller

1:35

Soğuyana kadar bekleyin."

Öbek fiiller

it's cooled down: soğuma sürecinin tamamlanması

Bu cümlede cool down, daha az sıcak hâle gelmek, yani soğumak anlamındadır. Verilen talimat, yiyecek daha serin bir sıcaklığa ulaşana kadar beklemektir; duygusal olarak sakinleşmesini beklemek değildir. Burada it's, it has olarak anlaşılır ve cooled geçmiş zaman ortacıdır. Till sonrasındaki present perfect, soğuma sürecini beklemenin bitmesinden önce tamamlanan bir süreç olarak gösterir: Wait till it has cooled down.

Alıştırma

Yiyecek bağlamında Wait until it's cooled down ne anlama gelir?

  1. Duygusal olarak daha sakin hâle gelene kadar beklemek.
  2. Daha az sıcak hâle gelene kadar beklemek.
  3. Daha sıcak hâle gelene kadar beklemek.
Cevabı göster

Daha az sıcak hâle gelene kadar beklemek.

But no one was listening.

1:37

Ama kimse dinlemiyordu.

Baby Bear was on a screen

1:38

Yavru Ayı bir ekrana ya da

watch or something,

1:40

saate falan bakıyordu,

and Daddy Bear was readin' about the footy. Kültür

1:41

Baba Ayı ise futbol haberlerini okuyordu.

Kültür

about the footy: samimi ve bölgesel bir spor terimi

Footy, İngilizcede football adıyla anılan sporlar için kullanılan samimi ve bölgesel bir sözcüktür. Avustralya İngilizcesinde tam olarak hangi sporu anlattığı bölgeye ve topluluğa göre değişebilir; Britanya İngilizcesinde ise genellikle bildiğimiz futbolu ifade eder. Burada about the footy, Baba Ayı'nın bir football türü, maç veya ilgili haberler hakkında okuduğu anlamına gelir. Sözcük tek başına kesin spor dalını belirtmez ve vücut bölümü olan ayaklarla ilgili değildir.

Alıştırma

Bu cümlede about the footy büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Resmî bir sağlık muayenesi.
  2. Birinin ayaklarının şekli.
  3. Bir football türü, maç veya ilgili haberler.
Cevabı göster

Bir football türü, maç veya ilgili haberler.

So next minute, Anlatım akışı

1:43

Bir dakika sonra,

Anlatım akışı

So next minute: sözlü bir hikâyeyi hızla ilerletmek

So next minute, sözlü hikâye anlatımında kullanılan samimi bir anlatı işaretidir. So, söylenenleri önceki bölüme bağlarken next minute doğrudan bir sonraki olaya atlar ve çoğu zaman olayı ani ya da şaşırtıcı gösterir. Buradaki minute tam olarak altmış saniyeyi ölçmez. Bu ifade kesin bir zaman vermek yerine so then, all of a sudden... gibi hikâyeyi düzenler.

Alıştırma

Konuşan kişi So next minute ifadesiyle ne yapıyor?

  1. Hikâyenin bittiğini gösterir.
  2. Hikâyeyi hızla bir sonraki, çoğu zaman şaşırtıcı olaya taşır.
  3. Tam olarak altmış saniye geçtiğini belirtir.
Cevabı göster

Hikâyeyi hızla bir sonraki, çoğu zaman şaşırtıcı olaya taşır.

Baby Bear eats some porridge,

1:44

Yavru Ayı biraz yulaf lapası yer,

and he's like, Anlatım akışı

1:45

ve der ki,

Anlatım akışı

he's like ile hikâyede söz veya tepki aktarmak

Gündelik bir anlatıda he's like, birinin söylediği şeyi veya verdiği tepkiyi canlı biçimde canlandırarak aktarmak için kullanılır. Ardından alıntılanan sözler, bir ses, yüz ifadesi ya da hareket gelebilir. Burada “sonra şöyle diyor ya da tepki veriyor” işlevindedir; “birine benziyor” anlamına gelmez. Canlandırılan tepki yalnızca ana fikri veya tonu yansıtabilir; bu nedenle sözlerin birebir alıntısı olmak zorunda değildir. Geçmişteki olayları anlatırken sahneyi daha canlı kılmak için şimdiki zaman biçimi he's like da sıkça kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede be like, bir hikâyede kişinin canlandırılarak aktarılan tepkisini tanıtmak için kullanılmıştır?

  1. He was like his uncle in many ways.
  2. He looked like his uncle in the photo.
  3. He opened the gift and was like, "This is perfect!"
Cevabı göster

He opened the gift and was like, "This is perfect!"

"Ow, it's too hot.

1:47

"Ah, bu çok sıcak.

Ow, my tongue."

1:49

Ah, dilim."

And Momma Bear's all like,

1:51

Ve Anne Ayı şöyle der,

"What did I just say? Ton ve niyet

1:52

"Ben az önce ne dedim?

Ton ve niyet

What did I just say? ile azarlayarak hatırlatma

Burada What did I just say?, tarafsız biçimde bilgi isteyen bir soru değil, azarlama içeren retorik bir sorudur. Konuşan kişi kendi sözlerini hatırlamaktadır. Dinleyenin az önceki uyarıyı hatırlamasını ve onu görmezden geldiğini fark etmesini ister. Just, “az önce” anlamına gelir ve şikâyeti güçlendirir: talimat çok kısa süre önce verilmiştir ama yine de uygulanmamıştır.

Alıştırma

Bir ebeveyn çocuğu sıcak bir tepsiye dokunmaması için az önce uyardı, fakat çocuk yine de tepsiye uzanıyor. What did I just say? burada ne anlama gelir?

  1. Ebeveyn çocuğun ne duymak istediğini sormaktadır.
  2. Ebeveyn kendi sözlerini unutmuştur ve bilgi istemektedir.
  3. Ebeveyn, uyarıyı görmezden gelen çocuğa uyarıyı hatırlatıp onu azarlamaktadır.
Cevabı göster

Ebeveyn, uyarıyı görmezden gelen çocuğa uyarıyı hatırlatıp onu azarlamaktadır.

I told you,

1:54

Size söylemiştim,

wait 'til it's cooled down."

1:54

soğuyana kadar bekleyin diye."

"You didn't say that."

1:56

"Öyle bir şey demedin."

I did.

1:58

Dedim.

You weren't listening.

1:59

Siz dinlemiyordunuz.

You're on that watch again.

2:00

Yine o saate bakıyordun.

"No, I wasn't."

2:01

"Hayır, bakmıyordum."

No one ever listens to me around here. Ton ve niyet

2:02

Bu evde kimse beni dinlemiyor ki.

Ton ve niyet

Duygusal bir şikâyet olarak No one ever listens to me around here

Bu cümlede No one ever listens to me, duygu yüklü bir genellemedir: Konuşan kişi söylediklerinin tekrar tekrar görmezden gelindiğini hisseder. Olumsuz özne no one ile kullanılan ever, “hiçbir zaman” düşüncesini güçlendirir ve belirli bir olaya değil, “asla” anlamına işaret eder. Around here, konuşan kişinin o anda bulunduğu evdeki, iş yerindeki veya gruptaki insanları anlatır. “Burada işler hep böyle” biçiminde bir hayal kırıklığı eklediği için cümle genellikle kesin bir olgu bildirimi değil, bir şikâyettir.

Alıştırma

Bu bağlamda cümleye en uygun yorum hangisidir?

  1. Konuşan kişi birinin tavsiyesine uyduğu tek bir olayı anlatıyor.
  2. Konuşan kişi bu ortamdaki insanların söylediklerini tekrar tekrar görmezden geldiğini hissediyor.
  3. Konuşan kişi fiziksel olarak yakınında kimse olmadığını sakin bir şekilde bildiriyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi bu ortamdaki insanların söylediklerini tekrar tekrar görmezden geldiğini hissediyor.

Then Daddy Bear eats some porridge,

2:04

Sonra Baba Ayı biraz yulaf lapası yer,

and he's like,

2:06

ve der ki,

"GAAAAH! It's hot!"

2:07

"AAAAH! Bu sıcak!"

And Momma Bear's like,

2:08

Ve Anne Ayı da,

"Are you kidding me? Deyimler

2:09

"Şaka mı yapıyorsun?

Deyimler

İnanamama tepkisi olarak Are you kidding me?

Are you kidding me? çoğu zaman “Buna inanamıyorum” veya “Bu çok saçma” anlamına gelen kalıplaşmış bir tepkidir. Burada konuşan kişi can sıkıcı bir sürprize güçlü bir tepki vermektedir; genellikle karşısındakinin şaka yapıp yapmadığını öğrenmek için gerçek bir evet-hayır sorusu sormaz. Tam tutum bağlama ve tonlamaya göre belirlenir: Hafif bir ton eğlenceli bir şaşkınlık gösterebilirken daha sert veya ağır bir ton rahatsızlık, inanamama ya da öfke gösterebilir.

Alıştırma

Yapılan bir onarım ertesi gün yeniden bozuluyor. Bu durumda Are you kidding me? en doğal olarak ne anlatır?

  1. Benden onu tamir etmemi mi istiyorsun?
  2. Bunun tekrar olduğuna inanamıyorum.
  3. Lütfen bana komik bir hikâye anlat.
Cevabı göster

Bunun tekrar olduğuna inanamıyorum.

Are you kidding me?"

2:10

Benimle dalga mı geçiyorsun?"

"Ow," says Daddy Bear,

2:13

"Ah," der Baba Ayı,

and he's running his tongue under the tap. Kalıp ifadeler

2:14

ve dilini musluğun altına tutar.

Kalıp ifadeler

run something under the tap: bir şeyi musluğun altında sudan geçirmek

run something under the tap yapısında run geçişli bir fiildir: kişi bir nesneyi akan musluk suyunun altında tutar ve suyun nesnenin üzerinden geçmesini sağlar. Burada nesne his tongue olduğundan, dilini “koşturmuyor”; onu suyla serinletiyor veya duruluyor. Başka durumlara aktarılabilen kalıp run + nesne + under the tap biçimindedir. Genellikle kısa süreli durulama veya serinletme hareketini anlatır.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak ve spoon yerine it getirerek cümleyi tamamlayın: To rinse the spoon, ____ for a few seconds.

Cevabı göster

run it under the tap

Momma Bear's gettin' stuck into him, Deyimler

2:15

Anne Ayı ona fena halde çıkışıyor,

Deyimler

gettin' stuck into someone: birini sertçe azarlamak

Burada get stuck into someone, birini sert biçimde eleştirmek veya azarlamak anlamına gelir. Anne Ayı ona güçlü bir suçlama yöneltiyor; kimse fiziksel olarak bir yere sıkışmış değil. into sonrasındaki kişi eylemin hedefidir. Çatışma veya suçlama bağlamında bu bölgesel deyim, gerçek bir hareketi değil, güçlü bir sözlü saldırıyı ifade eder.

Alıştırma

Gündelik bir Britanya İngilizcesi konuşmasında “The boss got stuck into him for being late” ne anlama gelir?

  1. Patron fiziksel olarak onun yanında sıkışıp kaldı.
  2. Patron onunla birlikte hevesle çalışmaya başladı.
  3. Patron onu sertçe eleştirdi.
Cevabı göster

Patron onu sertçe eleştirdi.

and Daddy Bear's like,

2:17

ve Baba Ayı da,

"Calm down, Danielle." Ton ve niyet

2:18

"Sakin ol, Danielle," der.

Ton ve niyet

Calm down: birine sakinleşmesini doğrudan emretmek

Calm down, calm down öbek fiilinden kurulan bir emir cümlesidir. Birine öfkesini, heyecanını veya paniğini azaltmasını doğrudan söyler; yalnızca “daha alçak sesle konuş” anlamına gelmez. Bu cümlede konuşan kişi Danielle'in öfkesini durdurmaya çalışıyor. Doğrudan bir emir olduğu için onu nazikçe rahatlatmaktan çok tepkisini kontrol etmeye çalışıyormuş gibi duyulabilir.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız bir sorunu öfkeyle anlatıyor. Siz sabırsız bir tonla Calm down diyorsunuz. Bu genellikle nazik bir yardım biçimi midir?

  1. Evet. Calm down bir tartışmada her zaman nazik ve rahatlatıcıdır.
  2. Hayır. Küçümseyici duyulabilir ve iş arkadaşını daha da öfkelendirebilir.
Cevabı göster

Hayır. Küçümseyici duyulabilir ve iş arkadaşını daha da öfkelendirebilir.

And Baby Bear's like,

2:19

Yavru Ayı ise,

"Stop it.

2:20

"Kesin şunu.

Stop fighting."

2:21

Kavga etmeyi bırakın," der.

Anyway, this went on all morning Öbek fiiller

2:23

Neyse, bu böyle bütün sabah sürdü,

Öbek fiiller

this went on all morning: go on ifadesinin devam etmek anlamı

Burada this, az önce anlatılan duruma gönderme yapar; went on ise “devam etti” anlamındaki go on ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. All morning süreyi belirtir, dolayısıyla ifadenin tamamı aynı durumun bütün sabah devam ettiğini söyler. Bu yapıda go on, bir olayın veya durumun zaman içinde sürmesini anlatır. Go burada hareket anlamında kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi “devam etti” anlamındaki go on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The construction noise ____ all night.

Cevabı göster

went on

until Mum stormed out, Öbek fiiller

2:25

ta ki Anne hışımla evden çıkana kadar,

Öbek fiiller

stormed out: öfkeyle aniden çıkıp gitmek

Storm out, bir yeri öfkeli bir şekilde ve aniden terk etmek demektir. Örnekte stormed geçmiş zamandadır; out ise annenin bulunduğu yerden dışarı doğru hareketi gösterir. Bu bir öbek fiildir; storm burada hava durumuyla ilgili “fırtına” anlamında değildir. Ayrılınan yer belirtilirse She stormed out of the office. örneğindeki gibi storm out of + yer kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi storm out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Furious about the decision, Maya ____ of the meeting without saying goodbye.

Cevabı göster

stormed out

and Dad ran after her going, Öbek fiiller

2:26

Baba da arkasından koşarak gitti,

Öbek fiiller

ran after her: yetişmek için onun peşinden koşmak

Run after + kişi ya da şey, genellikle ona yetişmek veya onu yakalamak için arkasından koşmak demektir. Örnekte ran, run fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir; her ise babanın peşinden koştuğu kişidir. İfade, ona yetişip yetişmediğini söylemez. Burada after, takip edilen hedefi belirtir. “Daha sonra” şeklindeki zaman anlamını taşımaz.

Alıştırma

Cümleyi run after ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the puppy escaped, Leo ____ it down the street.

Cevabı göster

ran after

"I'm sorry, baby.

2:27

"Özür dilerim, bebeğim.

Come back."

2:28

Geri dön."

And Baby Bear went as well.

2:29

Yavru Ayı da gitti.

So they're all gone for a walk, Kalıp ifadeler

2:30

Böylece hepsi yürüyüşe çıkmış oldu,

Kalıp ifadeler

gone for a walk: şu anda yürüyüşte olmak

go for a walk, bulunduğun yerden ayrılıp genellikle keyif ya da egzersiz amacıyla yürüyüşe çıkmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. for a walk, dışarı çıkma etkinliğini veya amacını belirtir; sözcük sözcük “bir yürüyüşün yararı için” anlamına gelmez. Burada they're, they are demektir. They're all gone for a walk mevcut sonucu anlatır: herkes şu anda dışarıdadır ve yapmak için çıktıkları etkinlik yürüyüştür. Yürüyüş bir dışarı çıkma etkinliği olarak anlatılıyorsa doğal kalıp go for a walk olur; walk outside yalnızca yürümenin dışarıda gerçekleştiğini söyler.

Alıştırma

Cümleyi go for a walk kalıbıyla tamamlayın: The family left after dinner to take a short walk. They've gone ____.

Cevabı göster

for a walk

and then Goldilocks walks up

2:32

ve sonra Goldilocks çıkageldi

because she heard the racket a mile away. Deyimler

2:33

çünkü o gürültüyü bir mil öteden duymuştu.

Deyimler

heard the racket a mile away: yüksek gürültü ve abartı

Bu cümlede racket, yüksek, rahatsız edici ve düzensiz gürültüyü anlatan günlük bir isimdir. Goldilocks'un duyduğu gürültülü kargaşayı ifade eder; bir spor malzemesini anlatmaz. Burada a mile away bir abartıdır: konuşan kişi kargaşanın ne kadar yüksek olduğunu vurgulamak için mesafeyi abartır. Kesin bir ölçüm kastedilmiyorsa hear something a mile away kalıbı genellikle “bir şeyi çok uzaktan duymak” anlamına gelir.

Alıştırma

Burada “she heard the racket a mile away” ifadesinin en olası anlamı nedir?

  1. Dinlemeye başlamadan önce tam olarak bir mil ölçtü.
  2. Birinin raketle topa vurduğunu duydu.
  3. Kargaşa o kadar yüksekti ki onu çok uzaktan duyabiliyordu.
Cevabı göster

Kargaşa o kadar yüksekti ki onu çok uzaktan duyabiliyordu.

She looks in the window

2:35

Pencereden içeri bakar

and sees the porridge,

2:36

ve yulaf lapasını görür,

and she's like,

2:37

ve der ki,

"Ooh, that looks good."

2:38

"Ooh, çok güzel görünüyor."

And then,

2:39

Ve sonra,

instead of going and getting a job Dilbilgisi

2:40

gidip bir iş bulmak

and working hard and saving up some money Öbek fiiller

2:42

ve çok çalışıp biraz para biriktirmek

Öbek fiiller

saving up some money: yavaş yavaş para biriktirmek

Save up, zaman içinde yavaş yavaş para biriktirmek anlamına gelir; çoğu zaman bir satın alma veya başka bir hedef için yeterli miktara ulaşana kadar biriktirmeyi anlatır. Saving up some money ifadesindeki up, deyimsel fiilin parçasıdır ve fiziksel olarak yukarı yönü göstermez. Bir miktar doğrudan fiilden sonra gelebilir: save up some money. Hedef ise genellikle for ile belirtilir: save up for a bicycle.

Alıştırma

save up deyimsel fiilini doğru biçimde kullanın: Priya is ____ for a bicycle.

Cevabı göster

saving up

and buying some oats and making her own porridge,

2:44

ve biraz yulaf alıp kendi lapasını yapmak yerine,

Dilbilgisi

instead of going and getting a job: instead of + -ing yapısı

Instead of, başka bir şey gerçekleştiği için yapılmayan bir eylemi veya seçilmeyen bir seçeneği gösterir. Of bir edat olduğu için instead of sonrasındaki fiil normalde -ing biçimini alır: instead of going denir, instead of go denmez. Burada going ve getting aynı instead of yapısına bağlıdır. Cümle daha sonra working, saving, buying ve making gibi başka -ing biçimlerini sıralayarak konuşanın yapılması gerektiğini düşündüğü şeyleri listeler ve eleştiriyi güçlendirir.

Alıştırma

take fiilinin doğru biçimini kullanın: Instead of ____ the bus, Mia walked home.

Cevabı göster

taking

you know what she does? Anlatım akışı

2:46

ne yapıyor biliyor musunuz?

Yes.

2:47

Evet.

I'll tell you what she does.

2:48

Size ne yaptığını söyleyeyim.

Anlatım akışı

you know what she does? ... I'll tell you what she does: açıklamadan önce merak yaratmak

you know what she does? bir sonraki olayı kısa süreliğine saklar ve dinleyiciyi ne olacağını tahmin etmeye yöneltir. Dinleyici Yes diye cevap verdikten sonra, I'll tell you what she does konuşmacının sözü yeniden almasını sağlar ve açıklamanın yaklaştığını bildirir. Tekrarlanan what she does bilgiyi düzenler: soru bir merak boşluğu açar, ikinci cümle ise asıl içeriği bir an daha geciktirir. Buradaki temel amaç, bilinmeyen bir bilgiyi gerçekten sormak değildir.

Alıştırma

Burada “you know what she does? ... I'll tell you what she does” sözlerinin temel anlatı işlevi nedir?

  1. Hikâyenin bittiğini ve hiçbir cevap verilmeyeceğini doğrular.
  2. Konuşmacının merak yaratabilmesi için bir sonraki olayı kısa süreliğine geciktirir.
  3. Dinleyiciden ayrıntılı ve olgusal bir açıklama yapmasını ister.
Cevabı göster

Konuşmacının merak yaratabilmesi için bir sonraki olayı kısa süreliğine geciktirir.

She breaks and enters into the Three Bears' house Kültür

2:49

Üç Ayı'nın evine zorla giriyor

Kültür

breaks and enters into: eylemi komik biçimde suç gibi çerçevelemek

Burada breaks and enters into suç dili olarak kullanılır: Üç Ayı'nın evine yasa dışı biçimde girer; bu, bir nesneyi kırmak ve ardından içeri girmek gibi birbiriyle ilgisiz iki eylem değildir. İfade, break and enter veya breaking and entering gibi hukuk terimlerini çağrıştırır. Konuşmacı, bilinen bir masal eylemini ciddi hukuk veya polis diliyle anlatır. Bu uyumsuzluk Goldilocks'u bir suç şüphelisi gibi gösterir ve abartılı bir mizah yaratır.

Alıştırma

Konuşmacı Goldilocks'u neden breaks and enters into ifadesiyle anlatıyor?

  1. İçeri girmeden önce evi tamir ettiğini söylemek.
  2. Masaldaki girişini komik bir etki için ciddi bir suç gibi göstermek.
  3. Ayıların onu resmî olarak içeri davet ettiğini göstermek.
Cevabı göster

Masaldaki girişini komik bir etki için ciddi bir suç gibi göstermek.

and starts stealing their porridge.

2:52

ve onların lapasını çalmaya başlıyor.

So?

2:56

Ne olmuş yani?

She's a dirty porridge thief. Kelime

2:57

O pis bir yulaf lapası hırsızı.

Kelime

a dirty porridge thief: ahlaki kınama anlamında dirty

Burada dirty, fiziksel kiri anlatmaz. thief sözcüğünden önce gelerek ahlaki bir yargı ekler: konuşmacı bu kişiyi onursuz ya da aşağılık diye niteler. İfadenin tamamı tarafsız bir betimleme değil, duygu yüklü bir hakarettir. Abartılı etiket, konuşmacının öfkesini ve hoşnutsuzluğunu açıkça gösterir.

Alıştırma

a dirty porridge thief ifadesindeki dirty ne anlama geliyor?

  1. Yulaf lapasının kendisinin kirli olduğunu söylüyor.
  2. Hırsızın giysilerinde yulaf lapası olduğunu söylüyor.
  3. Hırsızı ahlaken kötü biri olarak kınıyor.
Cevabı göster

Hırsızı ahlaken kötü biri olarak kınıyor.

And we're

3:00

Ve bizim

all just meant to be okay with this. Dilbilgisi

3:00

buna göz yummamız bekleniyor.

Dilbilgisi

all just meant to be okay with this: bir beklentiye itiraz etme

Be meant to + fiilin yalın hâli, insanların yapmasının beklendiği veya yapmaları gerektiği düşünülen şeyleri anlatabilir. Buradaki be okay with this, bunu kabul etmek ya da sorun olarak görmemek demektir; mutlu hissetmek anlamına gelmez. Bu cümlede all ve just, söz konusu beklentiye itiraz edilmesine yardımcı olur: konuşmacı, görünüşe göre herkesin durumu karşı çıkmadan kabul etmesinin beklendiğine inanamamaktadır. Dil bilgisi açısından bildirme cümlesi olsa da işlev bakımından retorik bir soru gibidir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, dışarıdan gelen bir beklentiyi ifade eden mean biçimiyle tamamlayın: Under the school rules, visitors ____ sign in at reception.

Cevabı göster

are meant to

Fine, Dad.

3:01

Tamam, Baba.

Fine.

3:02

Tamam.

So,

3:03

Böylece,

this criminal Goldilocks is munching away Öbek fiiller

3:04

bu suçlu Goldilocks afiyetle yerken

Öbek fiiller

is munching away: devam eden bir eylem

is munching away ifadesinde munch, belirgin ısırma veya çiğneme hareketleriyle sürekli yemek anlamına gelir. Şimdiki zaman yapısı is munching, eylemin o anda sürdüğünü gösterir. Buradaki away “uzaklaşmak” anlamına gelmez ve yön bildirmez. Bir etkinlik fiilinden sonra eylemin devam ettiğini vurgulayabilir. İfade, Goldilocks'un hiçbir şeyi umursamadan yemeyi sürdürdüğü canlı bir görüntü oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi munch away ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: During the picnic, Leo sat under a tree, ____ on an apple.

Cevabı göster

munching away

when the door bursts open, Kalıp ifadeler

3:07

kapı aniden açılır,

Kalıp ifadeler

the door bursts open: kapı aniden ve güçlü bir şekilde açılır

Bursts open, “aniden ve güçlü bir şekilde açılır” demektir. Burst hızlı ve güçlü bir hareket hissi katarken open ortaya çıkan açık durumu belirtir. Bu ifade normalde kapının patladığı ya da parçalara ayrıldığı anlamına gelmez. Geniş zaman biçimi bursts, olayı sanki şimdi oluyormuş gibi sunan canlı bir anlatım etkisi de yaratır. Böylece ani değişim daha dramatik gelir.

Alıştırma

Cümleyi burst open ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: A powerful gust struck the back door, and it ____.

Cevabı göster

burst open

and it's Momma Bear.

3:08

ve gelen Anne Ayı'dır.

She's shouting,

3:09

Bağırır,

"I'm going to stay at my sister's." Dilbilgisi

3:10

"Kız kardeşimin yanında kalmaya gidiyorum."

Dilbilgisi

stay at my sister's: birinin evini belirten iyelik biçimi

at my sister's ifadesinde my sister's iyelik biçimi tek başına kullanılır; çünkü house veya home gibi bir yer adı anlamdan çıkarılır. İfade “kız kardeşimin evinde” demektir. İsmin söylenmemesi normaldir, hata değildir. Kalıp at + bir kişiyi belirten iyelik biçimidir. stay at my sister's, bir süre onun evinde kalmak veya yaşamak anlamına gelir.

Alıştırma

İyelik biçimini kullanıp yer adını söylemeden cümleyi “Emma'nın evinde” anlamına gelecek şekilde tamamlayın: We're meeting at ____ after school.

Cevabı göster

Emma's

And Daddy Bear's all like,

3:12

Ve Baba Ayı telaşla,

"Look, Danielle,

3:13

"Bak, Danielle,

we can figure this out." Öbek fiiller

3:14

bunu çözebiliriz," der.

Öbek fiiller

figure this out: ayrılabilen öbek fiilin anlamı ve sözcük dizilişi

Figure out, bir şeyi düşünerek anlamak veya bir çözüm bulmak demektir. Burada this mevcut sorunu gösterir; dolayısıyla figure this out, “bu sorunun nasıl çözüleceğini bulmak” anlamındadır. Figure out ayrılabilen bir öbek fiildir. this veya it gibi zamir nesneler figure ile out arasına gelmelidir: figure this out, figure it out. İsim biçimindeki nesne iki konumda da kullanılabilir: figure the problem out veya figure out the problem.

Alıştırma

figure out ifadesini kullanıp it zamirini doğru konuma yerleştirin: We don't know the solution yet, but we'll ____.

Cevabı göster

figure it out

And Baby Bear's all like,

3:15

Yavru Ayı da,

"Stop fighting."

3:16

"Kavga etmeyi bırakın," der.

And then suddenly,

3:18

Ve aniden,

boom,

3:19

güm,

they clock Goldilocks at the kitchen table Kelime

3:19

Goldilocks'u mutfak masasında

Kelime

clock Goldilocks: Britanya İngilizcesinde samimi biçimde ‘birini fark etmek’

Bu cümlede clock, fark etmek, görmek veya tanımak anlamına gelen bir fiildir. They clock Goldilocks, Goldilocks'un mutfak masasında oturduğunu fark ettikleri anlamına gelir. clock'tan hemen sonra gelen kişi, fark edilen kişidir. Burada saatten, süre ölçmekten veya işe giriş kaydı yapmaktan söz edilmez.

Alıştırma

Örnekte clock Goldilocks ne anlama geliyor?

  1. Goldilocks'a bir saat verirler.
  2. Goldilocks'un masada ne kadar kaldığını ölçerler.
  3. Goldilocks'u mutfak masasında fark ederler.
Cevabı göster

Goldilocks'u mutfak masasında fark ederler.

eating their porridge.

3:21

lapalarını yerken yakalarlar.

Well,

3:23

Vay canına,

Momma Bear hits the roof. Deyimler

3:23

Anne Ayı öfkeden deliye döner.

Deyimler

hits the roof: aniden çok öfkelenir

Hit the roof, aniden çok öfkelenmek anlamına gelen bir deyimdir. Momma Bear ne olduğunu görünce öfkesini bir anda patlatır. Bu görüntü abartılıdır; gerçekten çatıya vurmaz veya çatıya ulaşmaz. İfade, tepkinin ne kadar güçlü ve ani olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi ‘çok öfkelendi’ anlamındaki deyimle tamamlayın: When Ava saw the broken window, she ____.

Cevabı göster

hit the roof

She's like,

3:25

Der ki,

"Gerald,

3:25

"Gerald,

be a man for once in your life. Ton ve niyet

3:26

hayatında bir kez olsun erkek ol.

Ton ve niyet

be a man for once in your life: utandırıcı bir emir

Be a man burada emir cümlesidir. Dinleyenin yalnızca erkek olduğunu belirtmez; cesaret, sertlik ve harekete geçme talep etmek için geleneksel bir toplumsal cinsiyet kalıbını kullanır. For once in your life, “hiç değilse bu kez yap” anlamına gelirken kişinin bunu daha önce hiç başaramadığını da ima eder. Sözlerin bütünü dinleyeni utandırıp harekete geçmeye zorlar; yani destekleyici değil, suçlayıcıdır.

Alıştırma

Bir erkek iş arkadaşı küçük bir hata yapıyor. Be a man for once in your life onu teşvik etmenin tarafsız ve uygun bir yolu mudur?

  1. Evet. İş yerinde kullanılabilecek tarafsız bir teşviktir.
  2. Hayır. Onu utandırmak için suçlama ve toplumsal cinsiyet kalıbı kullanır.
Cevabı göster

Hayır. Onu utandırmak için suçlama ve toplumsal cinsiyet kalıbı kullanır.

Do something."

3:28

Bir şey yap."

And Gerald's all like,

3:29

Ve Gerald afallamış halde,

"What's going on here?

3:30

"Burada neler oluyor?

Who are you?"

3:31

Sen de kimsin?" der.

And Goldilocks does this sort of like karate

3:32

Ve Goldilocks karate yapar gibi bir

move, "Yeah,"

3:33

hareket yapıyor, "Yaa,"

and goes,

3:34

ve diyor ki,

"I'm your worst nightmare." Deyimler

3:35

"Ben sizin en kötü kabusunuzum."

Deyimler

I'm your worst nightmare: dramatik bir tehdit

Your worst nightmare burada bir mecazdır: birinin karşılaşabileceği en korkutucu rakip veya sorun anlamına gelir. Konuşan kişi I'm your worst nightmare diyerek kendisini böyle bir tehdit olarak sunar. Bu söz, rakibi korkutmak için kullanılan dramatik bir meydan okumadır. Gerçek bir rüyadan söz etmez.

Alıştırma

I'm your worst nightmare bir yüzleşmede genellikle ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi dinleyenin gördüğü bir rüyayı anlatmak ister.
  2. Konuşan kişi dinleyenin en korkutucu rakibi veya sorunu olacağını iddia eder.
  3. Konuşan kişi dinleyenden uyumasını ister.
Cevabı göster

Konuşan kişi dinleyenin en korkutucu rakibi veya sorunu olacağını iddia eder.

Daddy Bear backs down, Öbek fiiller

3:37

Baba Ayı geri çekilir,

but Momma Bear steps up

3:38

ama Anne Ayı öne atılır

Öbek fiiller

back down ... step up: geri çekilmek veya öne çıkmak

Back down, baskı, korku veya karşı çıkma yüzünden direnmeyi bırakmak ya da bir tutumdan vazgeçmek demektir. Step up ise gerektiğinde öne çıkıp harekete geçmek veya sorumluluk almak demektir. Burada down ve up, deyimsel fiillerin parçalarıdır; gerçek yönleri anlatmaz. but bağlacı iki tepkiyi karşı karşıya getirir: Baba Ayı geri çekilirken Anne Ayı meydan okumayı üstlenir. Bu kalıp, birçok durumda insanların baskıya verdiği zıt tepkileri anlatabilir.

Alıştırma

Öğrenilen iki deyimsel fiille karşıtlığı tamamlayın: When the others began to ____ under pressure, Maya chose to ____ and lead the team.

Cevabı göster

back down · step up

and cracks her neck and is like,

3:39

boynunu kütletir ve şöyle der,

"Bring it on, Blondie." Deyimler

3:40

"Göster kendini, Sarışın."

Deyimler

Bring it on: meydan okumayı özgüvenle kabul etmek

Bring it on, “Meydan okumayı kabul ediyorum; elinden geleni yap” anlamına gelen kalıplaşmış ve gündelik bir ifadedir. it sözcüğü, birinin getirmesi gereken nesneyi değil, genel olarak meydan okumayı, saldırıyı veya rekabeti anlatır. Burada meydan okuyan bir yanıttır. Ses tonuna ve kişiler arasındaki ilişkiye göre şakacı bir rekabet, güçlü bir özgüven veya açık bir kışkırtma gibi duyulabilir.

Alıştırma

Öğrenilen kalıplaşmış ifadeyle yanıtı tamamlayın: "The final round is much harder." "____!"

Cevabı göster

Bring it on

So this huge karate fight starts.

3:41

Böylece bu devasa karate dövüşü başlar.

Everyone's kung fuing and karateing,

3:44

Herkes kung fu ve karate yapıyor,

and Baby Bear's at the back

3:46

ve Yavru Ayı arkada

just lobbing in ninja stars. Öbek fiiller

3:47

sadece ninja yıldızları fırlatıyordu.

Öbek fiiller

lobbing in ninja stars: ninja yıldızlarını çatışmanın içine atmak

Bu cümle parçasında lobbing, ninja yıldızlarını dışarıdan çatışmanın içine atma hareketini anlatır. Lob çoğu zaman yüksek veya kavisli bir atışı düşündürür; burada ayrıca kişi kavgaya yalnızca birkaç silah daha ekliyormuş gibi harekete rahat bir hava verir. in sözcüğü atışın yönünü gösterir: yıldızlar hareketin yaşandığı bölgeye gider. Atan kişinin bir yere girdiği anlamına gelmez. Lobbing, lob fiilinin -ing biçimidir.

Alıştırma

Hangi cümle birinin nesneleri lob fiilinin anlattığı hareketle bir alanın içine attığını gösterir?

  1. Sam was carrying beanbags into the target zone.
  2. Sam was lobbing beanbags into the target zone.
  3. Sam was taking beanbags out of the target zone.
Cevabı göster

Sam was lobbing beanbags into the target zone.

Momma Bear's ninja kicks are too high,

3:49

Anne Ayı'nın ninja tekmeleri çok yüksek,

and Daddy Bear's ninja kicks are too low.

3:51

Baba Ayı'nınkiler ise çok alçaktır.

So Goldilocks is winning,

3:52

Yani anlayacağınız Goldilocks

you know?

3:54

kazanıyor.

She's a bit of a hard nut. Deyimler

3:54

O biraz çetin ceviz.

Deyimler

a bit of a hard nut: başa çıkılması zor bir kişi

Bu dövüş sahnesinde a hard nut, yenmesi veya başa çıkılması zor, güçlü bir kişiyi anlatan gündelik ve mecazi bir ifadedir. Yiyeceğe değil, onun ne kadar zorlu olduğuna dair bir değerlendirmedir. a bit of a + isim grubu kalıbı bu etiketi yumuşatır ve daha az doğrudan duyulmasını sağlar. Ancak değerlendirmeyi ortadan kaldırmaz: konuşan kişi hâlâ onun çok zorlu bir rakip olduğunu düşünür.

Alıştırma

Bu aksiyon sahnesinde She's a bit of a hard nut. büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Yemiş yemeyi sevmiyor.
  2. Elinde sert kabuklu bir yemiş tutuyor.
  3. Onu yenmek kolay olmayacak.
Cevabı göster

Onu yenmek kolay olmayacak.

She's got the bear family on the ropes, Deyimler

3:55

Ayı ailesini köşeye sıkıştırdı,

Deyimler

have someone on the ropes: birini yenilginin eşiğine getirmek

have someone on the ropes yapısında, have sözcüğünden sonra gelen kişi ciddi bir sıkıntı içindedir ve yenilmek üzeredir. Bu imge bokstan gelir: Yoğun baskı altındaki bir boksör ring iplerine doğru geri sürülebilir. Burada She's got, She has got anlamındadır. Ayı ailesini büyük bir dezavantaja sokmuştur ve kazanmaya yakın görünür; kimse gerçekten iple bağlanmış değildir.

Alıştırma

Hangi cümle takımımızın rakiplerini yenilginin eşiğine getirdiğini anlatır?

  1. By halftime, our team was on the ropes.
  2. By halftime, our team stood beside the ropes.
  3. By halftime, our team had the other side on the ropes.
Cevabı göster

By halftime, our team had the other side on the ropes.

but Baby Bear's like,

3:57

ama Yavru Ayı şöyle diyor,

"Hang on, Ton ve niyet

3:58

"Bir saniye,

why are we doing karate and stuff?

3:58

biz neden karate falan yapıyoruz ki?

Ton ve niyet

Hang on: durup bir şeyi sorgulamak

Bir konuşma sırasının başında Hang on, diğer insanlardan bir an durmalarını ister. Konuşan kişi yeni bir şey fark etmiş, bunu sorgulamak istemiş veya mevcut düşünce akışını kesme ihtiyacı duymuştur. Burada why ile başlayan bir sorudan önce gelir ve aniden doğan bir şüpheyi belirtir. Bir dakika bekle anlamındadır; sıkıca tut veya bir yere asılı ol anlamında değildir.

Alıştırma

Gündelik bir konuşmada aniden olası bir hata fark ediyorsunuz. Hangi cümlede Hang on, duraklayıp bunu sorgulamak için kullanılmıştır?

  1. Hang your coat beside the door.
  2. Hang on to this receipt until Friday.
  3. Hang on, this number doesn't match the receipt.
Cevabı göster

Hang on, this number doesn't match the receipt.

We're bears.

4:00

Biz ayıyız.

We got claws." Kelime

4:00

Bizim pençelerimiz var."

Kelime

We got claws: sahiplik bildiren gündelik got

Burada We got claws, şu anda sahip olunan bir şeyi anlatır; We have claws veya We've got claws ile aynı anlama gelir. Asıl anlatılan, konuşanların geçmişte pençe edinmiş olması değildir. Bu son derece gündelik kalıpta got, have got işlevi görür. have olmadan kullanılan got sözcüğünün sahiplik mi yoksa get fiilinin geçmiş zamanını mı anlattığını bağlam belirler.

Alıştırma

Bu bağlamda We got claws ifadesine en yakın standart İngilizce cümle hangisidir?

  1. We found claws yesterday.
  2. We have claws.
  3. We will grow claws tomorrow.
Cevabı göster

We have claws.

And Momma Bear's like,

4:02

Ve Anne Ayı şöyle der,

"Oh yeah,

4:02

"Oh evet,

good one, Baby Bear." Ton ve niyet

4:03

iyi fikir, Yavru Ayı."

Ton ve niyet

good one: bir fikir veya eyleme yönelik kısa övgü

Good one, birinin az önce söylediği veya yaptığı bir şeyi kısa ve gündelik biçimde övmek için kullanılır. Yararlı bir fikir, doğru cevap, şaka veya becerikli bir hareket için söylenebilir. Burada Baby Bear'ın yararlı önerisi övülüyor. one sözcüğü, az önceki fikir veya eyleme gönderme yapar. Bir sayısını anlatmaz.

Alıştırma

Bir arkadaşınız zaman kazandıracak bir çözüm öneriyor. Sıcak ve onaylayan bir tonla Good one! diyorsunuz. Bu doğal ve samimi bir övgü müdür?

  1. Hayır. Good one! yalnızca alaycı olabilir.
  2. Evet. Burada Good one! doğal ve samimi bir övgüdür.
Cevabı göster

Evet. Burada Good one! doğal ve samimi bir övgüdür.

So they start going

4:04

Böylece eski usul,

old-school, claws out, Kelime

4:05

eski usul, pençeler dışarıda,

bear style.

4:06

ayı stili.

Kelime

go old-school ... claws out ... bear style: yöntem, durum ve biçimi art arda sıralamak

Go old-school, bir işi yaparken geleneksel ya da geçmişte kullanılan bir yönteme geçmek demektir. Burada going old-school yöntem değişikliğini anlatır; eski bir okula gitmekle ilgisi yoktur. Claws out kısa bir durum ifadesidir: pençeleri dışarıdadır ve harekete hazırdırlar. Bear style, “bir ayı gibi” anlamına gelen, isim + style yapısında şakacı bir etikettir. Bu kısa parçaların art arda dizilmesi eyleme hızlı ve komik bir ritim verir.

Alıştırma

Hangi cümlede old-school geleneksel bir yöntemi, isim + style ise şakacı bir davranış biçimi etiketini anlatır?

  1. We visited an old school after the power came back.
  2. With the power out, we went old-school: candles lit, campfire style.
  3. We bought modern lamps in a store with campfire decorations.
Cevabı göster

With the power out, we went old-school: candles lit, campfire style.

And Goldilocks is like,

4:07

Ve Goldilocks der ki,

"I'm out of here." Deyimler

4:08

"Ben kaçar."

Deyimler

I'm out of here: hemen ayrılacağını bildirmek

I'm out of here, hemen ayrılma kararını bildiren kalıplaşmış ve gündelik bir ifadedir. Bir konum açıklaması gibi görünse de genellikle “Şimdi gidiyorum” demektir; “Şu anda zaten bu yerin dışındayım” anlamına gelmez. Bu ifade, konuşanın istenmeyen bir durumun içinde kalmayı reddettiğini de gösterebilir. Bu yüzden tarafsız I'm leaving ifadesinden genellikle daha acil ya da dramatik duyulur.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki gündelik ifadeyle tamamlayın: The kitchen filled with smoke, and Maya grabbed her coat and said, “____.”

Cevabı göster

I'm out of here

And she's like,

4:08

Ve o böyle,

"Shh,"

4:10

"Şşş," diye

through the window,

4:10

pencereden geçiyor,

hits the floor,

4:11

yere düşüyor,

and starts running, "Ah!"

4:11

ve koşmaya başlıyor, "Ah!"

The bears cheer,

4:14

Ayılar sevinçle tezahürat yapıyor,

and they're all high-fiving and going,

4:15

ve hepsi birbirine çak bir beşlik diyor,

"Yeah,

4:16

"Evet,

good one, Baby Bear."

4:17

iyi iş çıkardın, Yavru Ayı."

And Momma Bear's all over Daddy Bear goin' Kelime

4:18

Ve Anne Ayı Baba Ayı'nın boynuna sarılıp

Kelime

all over Daddy: yoğun ve sevgi dolu ilgi

Burada Momma Bear's all over Daddy Bear, Anne Ayı'nın Baba Ayı'ya yoğun ve coşkulu bir ilgi gösterdiği, onunla yakından ilgilenip onu övdüğü anlamına gelir. Bu, be all over someone ifadesinin mecazi kullanımıdır; Anne Ayı'nın fiziksel olarak onun üzerini kapladığını anlatmaz. Ardından gelen goin', söyleyeceği sözleri tanıtır ve ilginin heyecanlı konuşmalarla gösterildiğini anlatmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümlede be all over someone, sıcak ve coşkulu bir ilgi göstermek anlamında kullanılmıştır?

  1. Maya looked all over the park for her bag.
  2. Paint was all over Maya's shoes after the race.
  3. After Maya won the race, her family was all over her with hugs and praise.
Cevabı göster

After Maya won the race, her family was all over her with hugs and praise.

"Oh, you're awesome, Gerald.

4:20

"Ah, harikasın, Gerald.

Like really manly and heroic."

4:21

Gerçekten erkeksi ve kahramancaydı," diyor.

And he's like,

4:23

O da diyor ki,

"Oh yeah,

4:24

"Oh evet,

thanks, babe.

4:24

teşekkürler, bebeğim.

You were good too."

4:25

Sen de iyiydin."

And you know

4:26

Ve biliyor musunuz

what? They decided

4:26

ne oldu? Karar verdiler ki

that houses

4:27

evler,

and porridge

4:28

yulaf lapası,

and clothes

4:29

kıyafetler

and the ways of man really Kelime

4:29

ve insanlık halleri gerçekten

wasn't for them anymore.

4:31

artık onlara göre değildi.

Kelime

the ways of man ... wasn't for them anymore: insanların yaşamı onlara uygun değildi

The ways of man, insanların geleneklerini ve yaşam biçimlerini anlatan, masal havasında edebî bir ifadedir. Burada man belirli bir yetişkin erkeği değil, insanlığın tamamını belirtir. Something isn't for someone, bir şeyin o kişinin zevklerine, ihtiyaçlarına veya seçtiği yaşam biçimine uygun olmadığı anlamına gelir. Wasn't for them anymore, ayıların insanlara özgü evleri, yiyecekleri, giysileri ve alışkanlıkları artık istemediğini anlatır; for them burada ‘onların yararı için’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede the ways of ... bir grubun geleneklerini anlatan edebî bir ifade, not for her ise ‘ona uygun değil’ anlamında kullanılmıştır?

  1. The guide showed her two ways to reach the royal court.
  2. The ways of the royal court were not for her.
  3. The court's new rules were not written for her.
Cevabı göster

The ways of the royal court were not for her.

So they sold the house

4:32

Böylece evi sattılar

and moved into the forest

4:33

ve ormana taşındılar

and ate berries and salmon

4:34

ve hayatlarının geri kalanında

for the rest of their lives Anlatım akışı

4:35

böğürtlen ve somon yediler,

and lived happily ever after.

4:36

ve sonsuza dek mutlu yaşadılar.

Anlatım akışı

Hikâye sonu olarak for the rest of their lives ... lived happily ever after

Bu sonda for the rest of their lives, o andan hayatlarının sonuna kadar anlamına gelir. lived happily ever after ise karakterlerin o andan sonra mutlu yaşadığını anlatan geleneksel bir masal kapanış kalıbıdır. Bu, yalnızca sözcük sözcük yorumlanan tarafsız bir zaman anlatımı değildir. Bu iki ifade, anlatıyı son olaydan karakterlerin gelecekteki bütün yaşamına hızla taşır. Ana olayların bittiğini bildirir ve hikâyeyi resmî olarak kapatır.

Alıştırma

Hangi cümle geleneksel bir masal sonunu en açık biçimde belirtir?

  1. The dragon left the village, but a new danger appeared the next morning.
  2. The dragon asked where the next adventure would begin.
  3. The dragon left the village, and everyone lived happily ever after.
Cevabı göster

The dragon left the village, and everyone lived happily ever after.

The end.

4:38

Son.

Again!

4:39

Bir daha!

No!

4:40

Hayır!

Hello.

4:48

Merhaba.

This is a potion

4:49

Burası bir iksir

shop.

4:50

dükkanı.

Can I interest you in a potion? Ton ve niyet

4:50

Size bir iksir verebilir miyim?

Ton ve niyet

Kibar bir öneri olarak Can I interest you in ...?

Can I interest you in + isim veya -ing biçimi? bir şeyi kibarca sunmanın ya da önermenin bir yoludur. interest burada fiildir: interest someone in something, bir kişinin bir şeyi düşünmesini veya istemesini sağlamak anlamına gelir. Konuşan kişi yalnızca dinleyicinin zaten var olan bir ilgisini sormaz. Dinleyiciyi bir ürüne, hizmete, yiyeceğe veya etkinliğe çekmeye çalışarak etkin biçimde öneride bulunur.

Alıştırma

Görevlinin önerisini tam ve kibar hizmet kalıbıyla tamamlayın: ____ our soup of the day?

Cevabı göster

Can I interest you in

No, thanks. Ton ve niyet

4:52

Hayır, teşekkürler.

Ton ve niyet

No, thanks. ile nazikçe reddetmek

No, thanks. bir teklifi reddetmenin eksiksiz ve nazik bir yoludur. No reddi bildirir; thanks ise teklif için teşekkür ederek yanıtı yumuşatır. Buradaki thanks kabul anlamına gelmez. İfadeyi bir bütün olarak ret için kullanın; kabul eden bir yanıt örneğin Yes, please. olabilir.

Alıştırma

Birisi “Would you like another drink?” diye soruyor. Nazikçe reddetmek istiyorsunuz. En uygun yanıt hangisidir?

  1. No, thanks.
  2. Thanks, I'd love one.
  3. Yes, please.
Cevabı göster

No, thanks.

I just want to go into

4:53

Ben sadece

Mom and Dad's room.

4:54

Annem ve Babamın odasına girmek istiyorum.

Okay,

4:55

Tamam,

goodbye.

4:55

hoşça kal.

Bye.

4:56

Güle güle.

Hey,

5:00

Hey,

you. Out.

5:00

sen. Dışarı.

This is private property. Kültür

5:01

Burası özel mülk.

Kültür

private property: mülkiyet ve giriş sınırları

Private property, kamuya değil özel bir kişiye veya kuruluşa ait arazi, bina, başka bir yer ya da mal anlamına gelir. Bu cümlede oda, başkalarının serbestçe giremeyeceği bir alan olarak gösterilir. Buradaki property, özellikle gayrimenkul veya mekân olmak üzere sahip olunan bir şeyi ifade eder; nitelik ya da özellik anlamına gelmez. Sıradan bir odaya private property demek tabela ve uyarılardaki resmî dili kullanır; bu nedenle ciddi veya bilerek abartılı ve eğlenceli gelebilir.

Alıştırma

Bir tabelada “Private Property.” yazıyor. Bu ifade ziyaretçilere büyük olasılıkla ne anlatır?

  1. Yer özel mülkiyettedir ve giriş kısıtlı olabilir.
  2. Yer herkesin kullanımına açıktır.
  3. Yerin alışılmadık bir fiziksel özelliği vardır.
Cevabı göster

Yer özel mülkiyettedir ve giriş kısıtlı olabilir.

You have to be at least Dilbilgisi

5:02

Girmek için en azından

this tall to enter.

5:03

bu boyda olmalısın.

Dilbilgisi

have to be at least this tall to enter: asgari şart belirlemek

Have to bir zorunluluğu, at least ise alt sınırı belirtir. have to be at least X to do Y yapısında X, Y'ye izin verilmeden önce karşılanması gereken koşuldur. Bu cümlede kişi içeri girmeden önce gösterilen boya ulaşmalıdır. This tall bağlama işaret eden bir ifadedir: sayı vermek yerine el hareketi, tabela veya ölçüm çizgisiyle gösterilen yüksekliği belirtir. Aynı yapı asgari yaş, boy, puan veya yeterlilik şartlarını da ifade edebilir.

Alıştırma

Kuralı tamamlamak için İngilizce have, to, be, at ve least sözcüklerini doğru sıraya koyun: Visitors ____ eighteen to enter.

Cevabı göster

have to be at least

Out.

5:08

Dışarı.

Oh,

5:13

Oh,

hello. You're back.

5:13

merhaba. Geri dönmüşsün.

Maybe you'd like to Ton ve niyet

5:15

Belki şimdi bir iksir

buy a potion now?

5:15

almak istersin?

Ton ve niyet

Maybe you'd like to ...: temkinli bir öneride bulunmak

Maybe you'd like to + fiilin yalın biçimi, temkinli bir öneri veya teklif sunmanın yoludur. You'd burada you would kısaltmasıdır; would like to ise birine ne yapması gerektiğini doğrudan söylemekten daha dolaylıdır. Burada maybe bir gerçekle ilgili belirsizlik bildirmek yerine teklifi yumuşatır. Now, durumun değişmiş olabileceğini ve satın alma seçeneğinin şu anda daha çekici gelebileceğini ima eder.

Alıştırma

Hangi cümle konuğa pencere kenarındaki yeri denemesini nazikçe önerir?

  1. Maybe you'd like to try the window seat?
  2. Why didn't you choose the window seat?
  3. You must take the window seat now.
Cevabı göster

Maybe you'd like to try the window seat?

Yes, please.

5:17

Evet, lütfen.

Can I interest you in

5:18

Sana bir

a strong potion?

5:19

güç iksiri verebilir miyim?

Yes.

5:21

Evet.

Hey,

5:24

Hey,

what are you doing back here?

5:24

burada ne arıyorsun yine?

I told you this

5:25

Sana burasının özel

is private property.

5:26

mülk olduğunu söyledim.

Get out.

5:27

Defol.

No.

5:28

Hayır.

What?

5:29

Ne?

That is it. Deyimler

5:30

Bu kadarı yeter.

Deyimler

“Yeter, artık burada bitiyor” anlamındaki That is it.

Bu sahnede That is it. “Yeter” ya da “Bu iş burada biter” anlamına gelir. Konuşanın sabrı tükenmiştir; bu nedenle ifade, davranışı durdurma veya harekete geçme kararını bildirir. Aynı sözler That is it—the key I lost örneğindeki gibi bir şeyi gösterebilir ya da That is it for today örneğindeki gibi bitiş bildirebilir. Ses tonu ve ardından gelenler, burada sabırsızlık belirten kullanımın söz konusu olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede That's it “Yeter, bunun devam etmesine izin vermeyeceğim” anlamındadır?

  1. That's it—the red folder I was looking for.
  2. That's it! If you shout again, I'm ending the call.
  3. That's it for today's meeting.
Cevabı göster

That's it! If you shout again, I'm ending the call.

What's going on?

5:37

Neler oluyor?

How'd you get so Dilbilgisi

5:38

Nasıl bu kadar

strong?

5:38

güçlendin?

Dilbilgisi

How'd you get so strong?: değişim bildiren get so + adjective

Burada get “hâle gelmek” anlamındadır. get so strong ifadesinde get sözcüğünü strong sıfatı izler ve so bu sıfatın derecesini güçlendirir: kişi değişerek şaşırtıcı derecede güçlü bir duruma gelmiştir. How'd, How did ifadesinin kısaltmasıdır. Yeniden kullanılabilen kalıp How did + subject + get + so + adjective? biçimindedir. Dikkat çekici bir durum değişikliğini hangi sürecin veya nedenin oluşturduğunu sorar.

Alıştırma

“Bu kadar sessiz hâle gelmek” anlamını vermek için get so + adjective kalıbını kullanın: How did the room ____?

Cevabı göster

get so quiet

Can I interest

5:47

Sana bir iksir

you in a potion?

5:48

verebilir miyim?