"Wall Street'in Einstein'ı" NYSE'nin En Ünlü Trader'ı Olarak Başarılarını ve Başarısızlıklarını Anlatıyor: İngilizce çalışma notları
Business Insider
Video özeti: Peter Tuchman New York Borsası'ndaki kırk yılını, teknolojiye uyumunu ve günlük işlemlerde duygu yönetimini anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. open outcry - Gerçek yaşam bağlamı: yatırımcıların teklifleri bağırdığı eski yüz yüze sistemi ve işlem salonundaki seslerle el hareketlerinin işlevini anlayın. 2. bob and weave. - Mecazi ifade: boksta darbelerden kaçınma görüntüsünü esnek uyum benzetmesi olarak tanıyın; kariyer, piyasa ya da plan baskı altında değişirken kullanın. 3. FOMO and hype. - Anlam ve kullanım düzeyi: fırsatı kaçırma korkusunu abartılmış ilgiden ayırın ve dürtüsel kararlara karşı gündelik uyarıları yorumlayın.
Bu derste
Piyasa yönleri olarak the bull ve the bear
Piyasa dilinde the bull, yükselen fiyatlarla ve piyasanın yükseleceğine duyulan güvenle ilişkili tarafı belirtir. The bear ise düşen fiyatlarla ve piyasanın gerileyeceği beklentisiyle ilişkili tarafı belirtir. Burada yazı ve tura, birbirine zıt bu iki yönü işaretler. Bu isimler gerçek hayvanları veya mutlaka iki belirli kişiyi değil, piyasa taraflarını ya da beklentilerini simgeler.
Alıştırma
İki piyasa etiketini doğru açıklayan yorum hangisidir?
- The bull yükselen fiyatları, the bear ise düşen fiyatları gösterir.
- Her iki kelime de yalnızca hayvanları belirtir.
- The bull düşen fiyatları, the bear ise yükselen fiyatları gösterir.
Cevabı göster
The bull yükselen fiyatları, the bear ise düşen fiyatları gösterir.
Peter Tuchman is one of the most famous traders
0:09Peter Tuchman, en ünlü borsa işlemcilerinden biridir
on the floor of the New York Stock Exchange. Kültür
0:12New York Menkul Kıymetler Borsası'nın işlem salonunda.
on the floor of the New York Stock Exchange ifadesinin finans anlamı
Bu cümlede the floor, brokerların ve yatırımcıların işlemleri yüz yüze gerçekleştirdiği New York Menkul Kıymetler Borsası'nın fiziksel işlem alanını belirtir. on the floor of the New York Stock Exchange ifadesi, Tuchman'ın tanındığı mesleki ortamı gösterir. Bu ifade onun yerde yattığı anlamına gelmez; floor burada binanın yalnızca numaralandırılmış bir katı da değildir. Finans bağlamı on the floor ifadesine bu uzmanlık anlamını kazandırır.
Alıştırma
Cümleyi borsanın fiziksel işlem alanını belirten finans sözcüğüyle tamamlayın: The reporter interviewed several brokers on the ____ of the New York Stock Exchange.
Cevabı göster
floor
Mecazi Bir Lakap Olarak “the Einstein of Wall Street”
Bu cümlede “the Einstein of Wall Street” mecazi bir lakaptır. Einstein olağanüstü zekâyı veya dehayı temsil ederken “of Wall Street”, benzetmenin geçerli olduğu alanı ya da topluluğu belirtir. İfade kabaca “Wall Street’in Einstein’ı” anlamına gelir; kişinin bilim insanı olduğunu veya resmî bir unvana sahip olduğunu göstermez. “the X of Y” kalıbı, belirli bir alandaki birini ünlü veya kolayca tanınan bir kişiye benzetmek için kullanılabilir. Burada devamındaki “not just because of his looks”, zekâyla ilgili benzetmeyi bir şakaya dönüştürür: kişinin ayırt edici görünüşünün de Einstein’a benzediğini esprili biçimde ima eder.
Alıştırma
Bu cümlede “the Einstein of Wall Street” ne anlama geliyor?
- Bir Wall Street işlem şirketinde çalışan bilim insanı
- Olağanüstü zekâsı nedeniyle Einstein’a benzetilen bir Wall Street figürü
- Wall Street’in önde gelen araştırmacısına verilen resmî unvan
Cevabı göster
Olağanüstü zekâsı nedeniyle Einstein’a benzetilen bir Wall Street figürü
We are the last human marketplace in the world.
0:22Dünyada insanların yüz yüze işlem yaptığı son piyasayız.
still gives traders like him an edge Kalıp ifadeler
0:29onun gibi işlemcilere hâlâ avantaj sağladığını gösterdi
give someone an edge over someone else: birine başkasına karşı avantaj sağlamak
“Give someone an edge over someone else”, bir kişinin başka bir kişi veya gruba karşı rekabet avantajına sahip olmasını sağlamak anlamına gelir. Cümlede işlem salonuna gelmek avantajın kaynağı olarak sunulur, “traders like him” bu avantajı elde edenleri, evden işlem yapanlar ise karşılaştırılan grubu belirtir. Yeniden kullanılabilir yapı “give + person or group + an edge over + competitor” şeklindedir. Buradaki “edge” mecazi anlamdadır; bir nesnenin fiziksel kenarını ifade etmez.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade “give you an edge over” ile tamamlayın: Careful research can ____ other applicants.
Cevabı göster
give you an edge over
How you doing?: are olmadan kullanılan samimi selamlaşma
Bu samimi soruda How you doing?, How are you doing? ifadesinin resmî olmayan kısaltılmış biçimidir. are fiili çıkarılmıştır, ancak dinleyen kişi alışılmış selamlaşma kalıbından tam soruyu anlar. Bu ifade genellikle ayrıntılı bir açıklama istemek yerine kısa bir selamlaşma işlevi görür. “Good, thanks. You?” gibi kısa bir yanıt doğaldır.
Alıştırma
are sözcüğünü çıkaran kısa biçimle samimi selamlaşmayı tamamlayın: “Hey, Maya! ____?”
Cevabı göster
How you doing
So I'll give you a little breakdown of what we do here. Kalıp ifadeler
0:44Burada ne yaptığımızı size kısaca anlatayım.
give you a little breakdown of ile düzenli bir açıklama başlatmak
To give someone a breakdown of something, bir şeyi ana parçalarına, adımlarına veya ayrıntılarına ayırarak açıklamak demektir. Bu cümlede give you a breakdown of, grubun ne yaptığına dair düzenli bir açıklama başlatır. Little bu ön açıklamayı yumuşatır; gelecek açıklamanın kısa, kolay takip edilir ve samimi olduğunu düşündürür. Bir breakdown ifadesinin fiziksel büyüklüğünü anlatmaz.
Alıştırma
Kısa ve yapılandırılmış bir açıklama için hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: “Before the tour, I’ll ____ the safety rules.”
Cevabı göster
give you a little breakdown of
This character was done of me back about seven years ago.
0:46Bu karikatürüm yaklaşık yedi yıl önce çizildi.
Do you remember the emotion that you felt and what was it?
0:55ne hissettiğini hatırlıyor musun? O duygu neydi?
had gotten: daha önceki bir geçmiş olayı belirtmek
Had gotten, had + geçmiş zaman ortacı gotten yapısından oluşan past perfect biçimidir. Yaz işinin edinilmesini başka bir geçmiş referans noktasından, yani konuşanın işlem salonuna ilk gelişinden önceye yerleştirir. Geçmişte yaşananları anlatırken daha önce gerçekleşmiş bir olayı açıkça belirtmek gerektiğinde past perfect kullanılır. Gotten, get fiilinin bu anlamdaki Amerikan İngilizcesine özgü yaygın geçmiş zaman ortacıdır; tek başına ikinci bir geçmiş zaman işareti değildir.
Alıştırma
Cümleyi get fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time I moved to Seattle, I ____ a job there.
Cevabı göster
had gotten
and I just said I I I found where I want to spend the rest of my life.
1:08ve ben de, ben... ben... hayatımın geri kalanını geçirmek istediğim yeri buldum, dedim.
couldn't have been more clear: en yüksek derece vurgusu
Couldn't have been more clear, en yüksek dereceyi anlatmak için olumsuz bir modal perfect yapısı kullanır. Durumun tamamen açık olduğu, yani daha açık olmasının hiçbir şekilde mümkün olmadığı anlamına gelir. couldn't have been more + sıfat kalıbı, geçmişteki bir durum, tepki veya sonuç hakkında güçlü ve geriye dönük bir değerlendirme yapar. Olumsuzluk sıfata değil, daha yüksek bir derecenin mümkün olmasına yöneliktir.
Alıştırma
Bu bağlamda "It couldn't have been more clear" ne anlama gelir?
- Tamamen açıktı.
- Biraz belirsizdi.
- Ancak biri açıkladıktan sonra netleşti.
Cevabı göster
Tamamen açıktı.
I've been doing this for 40 years: for ile present perfect continuous
'I've been doing', have + been + -ing yapısındaki present perfect continuous biçimidir. İşi geçmişte başlayan ve konuşma anında hâlâ süren bir faaliyet olarak sunar. 'For 40 years' sürenin uzunluğunu belirtir. Devam eden bir işin, projenin veya alışkanlığın ne kadar süredir sürdüğünü anlatmak için subject + have/has been + -ing + for + süre yapısını kullanın.
Alıştırma
'maintain' fiilinin present perfect continuous biçimiyle cümleyi tamamlayın: I started maintaining this garden in 2019 and still do it now. I've ____ this garden since 2019.
Cevabı göster
been maintaining
went on to be: sonraki aşamaya geçmek
'I went on to be a clerk' cümlesinde 'went on to be', konuşanın önceki bir görev veya aşamadan sonra memur olduğu anlamına gelir. Aynı faaliyetin sürmesini değil, bir sıradaki sonraki adımı gösterir. Yapı go on to + fiilin yalın hâlidir. Geçmiş anlatılarında went on to + fiil, daha sonraki görevleri, başarıları veya olayları anlatmak için yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
'go on to be' ifadesinin geçmiş biçimiyle cümleyi tamamlayın: Leo first worked as an assistant and later ____ the team leader.
Cevabı göster
went on to be
get butterflies in my stomach: heyecandan karnında kelebekler uçuşmak
Get butterflies in my stomach, gerginlikten, heyecandan ya da her ikisinden kaynaklanan karında kıpırdanma veya sıkışma hissini anlatan bir deyimdir. Buradaki butterflies mecazidir; gerçek kelebeklerden söz edilmez. Bu cümledeki still ve every morning, işe gelmek rutin hâle gelmiş olsa da bu hissin sürdüğünü gösterir. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: get butterflies in your, his, or her stomach.
Alıştırma
Cümleyi gergin heyecanı anlatan deyimle tamamlayın: Before every audition, I ____.
Cevabı göster
get butterflies in my stomach
like being in the Super Bowl: Super Bowl'da yarışıyor olmak gibi
Like being in the Super Bowl bir benzetme kurar: Konuşmacı, yaşadığı deneyimin büyük bir şampiyona maçına katılmaya benzediğini söyler; gerçekten orada olduğunu söylemez. Super Bowl, ABD profesyonel Amerikan futbolunun çok izlenen şampiyona maçıdır. Bu nedenle bu imge baskı, heyecan, rekabet ve o anın önemli olduğu duygusunu çağrıştırır. Yeniden kullanılabilir kalıp It is like being in + canlı bir durum veya yerdir.
Alıştırma
Benzetmeyi hedef kalıpla tamamlayın: With alarms flashing and phones ringing, the control room was ____ the middle of a storm.
Cevabı göster
like being in
more relevant now than ever: şimdi her zamankinden daha önemli
Bu cümlede more relevant now than ever, brokerların şu anda geçmişteki herhangi bir zamandan daha önemli olduğu anlamına gelir. Than ever karşılaştırmayı yalnızca belirli bir dönemle değil, geçmişteki bütün zamanlarla yapar. Başka durumlarda da kullanılabilen more + adjective + now than ever kalıbı, bir niteliğin şu anda bugüne kadarki en yüksek düzeyine ulaştığını vurgular. X’in şimdi her zamankinden daha önemli, yararlı, gerekli veya görünür olduğunu ifade edebilir ve artan bir ihtiyacı ya da değeri savunmak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Önem düzeyinin bugüne kadarki en yüksek noktasında olduğunu göstermek için cümleyi dersteki karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: Human judgment is ____ as software handles more routine tasks.
Cevabı göster
more relevant now than ever
people tend to get detached from the reality Kalıp ifadeler
1:39insanlar gerçeklikten o kadar kopma eğiliminde oluyor
get detached from: bir şeyle bağını yavaş yavaş kaybetmek
Burada get detached from, bir şeyle olan bağın veya o şeye ilişkin farkındalığın yavaş yavaş kaybolması anlamına gelir. From sözcüğünden sonra gerçeklik, insanlar, duygular veya pratik deneyim gelebilir; bu cümlede fiziksel olarak sökülen bir nesne yoktur. Get bir duruma geçişi belirtir: insanlar bağlantılı olmaktan kopuk olmaya geçer. From ise neyden kopmaya başladıklarını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki “bağını yavaş yavaş kaybetmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: When managers rely only on reports, they can ____ the daily reality of their staff.
Cevabı göster
get detached from
but the human element here is what made this place.
1:43oysa buradaki insan unsuru, burayı burası yapan şey.
On the close işlem yapmak
Burada close, işlem seansının sonunu ve daha özel olarak piyasanın resmî kapanış sürecini belirten bir isimdir. On the close, stratejinin kapanış emri dengesizliklerinin önemli olabildiği bu süreçte veya bu sürecin çevresinde işlem gerçekleştirdiği anlamına gelir. Piyasa dilinde on, işlemi kapanış olayına bağlar; fiziksel olarak bir şeyin üzerinde olmayı ifade etmez ve close da “yakın” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, resmî piyasa kapanışına bağlı işlem gerçekleştirmeyi belirten uzmanlık ifadesiyle tamamlayın: The desk executes large orders ____ to match the official closing price.
Cevabı göster
on the close
in a compliant way so that they're able to have some kind of an edge to trade the marketplace. Kelime
2:06mevzuata uygun bir şekilde; böylece piyasada işlem yaparken bir tür avantaj elde edebiliyorlar.
In a compliant way ifadesinin mevzuat anlamı
In a compliant way bir tarz ifadesidir: in a ... way yapısı, compliant sıfatını konuşanın bilgiyi nasıl aktardığını anlatan bir ifadeye dönüştürür. Burada compliant, ilgili finans kurallarını ve kontrol şartlarını karşılamak anlamına gelir. Bu ifade müşterilerin davranışını veya konuşanın itaat etme isteğini değil, iletişim yöntemini değerlendirir. Düzenlemeye tabi ortamlarda, açıkça belirtilmemiş olsa bile eylemin hangi kurala veya standarda uyduğunu düşünmek gerekir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “geçerli kurallara uyan bir biçimde” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The analyst shared the information ____.
Cevabı göster
in a compliant way
Then there came a wave of selling that sent the 2,000 men Anlatım akışı
2:10Ardından gelen bir satış dalgası, 2.000 kişiyi
Then there came ...: anlatıya yeni bir olay getirmek
Then there came a wave of selling, yeni bilgiyi sunmak için devrik bir yapı kullanır: came fiili, yeni özne olan a wave of selling ifadesinden önce gelir. There bu yeni olayı tanıtır; fiziksel bir yeri göstermez. Yeni öznenin fiilden sonra gelmesi önemli bilgiyi geciktirerek hızlı bir geçiş yaratır. A wave of selling ayrıca çok sayıdaki satış emrini tek ve güçlü bir dalga gibi gösterir; böylece piyasa hareketi ani ve şiddetli hissedilir.
Alıştırma
Then there came a wave of selling cümlesinde there ne işe yarar?
- Bir yer belirtmeden yeni bir olayı tanıtır.
- Satışların çok daha önce gerçekleştiğini belirtir.
- İşlem yapanların fiziksel konumunu gösterir.
Cevabı göster
Bir yer belirtmeden yeni bir olayı tanıtır.
on the floor of the New York Stock Exchange
2:13New York Menkul Kıymetler Borsası'nın işlem salonunda
open outcry: bağırılan teklifler ve el işaretleriyle işlem
Open outcry, borsa salonundaki insanların alış ve satış tekliflerini herkesin duyacağı şekilde bağırarak bildirdiği ve el işaretleri kullandığı geleneksel işlem yöntemidir. Open, emirlerin katılımcılar arasında açıkça verilmesini; outcry ise bağırılarak yapılan duyuruları anlatır. Bu terim burada eski işlem salonunun neden kalabalık ve gürültülü olduğunu açıklar: elektronik işlemler yaygınlaşmadan önce yatırımcılar birbirleriyle yüz yüze iletişim kuruyordu. Bu, yalnızca duygusal bir bağırış veya protesto değil, kalıplaşmış bir piyasa terimidir.
Alıştırma
Kalıplaşmış piyasa terimini tamamlayın: Before electronic trading, many exchange-floor orders were made through ____, with shouted bids and hand signals.
Cevabı göster
open outcry
If there was ever a discrepancy or an argument around a trade,
2:23Bir işlemle ilgili bir tutarsızlık ya da anlaşmazlık çıkarsa,
and a governor had what's called a flipping coin.
2:27ve yöneticide yazı tura parası denen özel bir para bulunurdu.
İşlem salonundaki bir uyuşmazlıkta called in a governor
Burada called in, yetkisi kabul edilen birinden gelip müdahale etmesini istemek demektir. A governor, konuşmacının ihtilaflı bir işlemin çözümüne yardımcı olabilen işlem salonu içindeki bir yetkili için kullandığı addır; ABD'deki bir eyalet valisi değildir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp call in + kişi biçimindedir: müdahalesine ihtiyaç duyulduğunda uygun bir yetkiliyi, uzmanı veya yardımcıyı sürece dahil etmek. Governor denen özel görev yalnızca bu işlem salonu anlatısına aittir.
Alıştırma
Bu cümlede called in a governor ne anlama gelir?
- Başka bir işlemciyi yeni bir emir vermeye davet etmek
- Belirlenmiş bir işlem salonu yetkilisinden müdahale etmesini istemek
- ABD'deki bir eyalet valisine telefon etmek
Cevabı göster
Belirlenmiş bir işlem salonu yetkilisinden müdahale etmesini istemek
Whether it was A, B, or whatever it was yapısı
Baştaki Whether yan cümlesi, sorunun farklı büyüklük veya biçimlerde olabileceğini gösterir ve bunların sonucu değiştirmediğini belirtir. Bu bir ödünleme yapısıdır: hangi olasılık doğru olursa olsun aynı kural geçerlidir; madeni para atılmalı ve sonuç kabul edilmelidir. Yeniden kullanılabilen kalıp Whether + A seçeneği, B seçeneği veya diğer olasılıkları kapsayan bir ifade + ana cümle biçimindedir. Konuşmacı önce bir olasılıklar aralığını kapsar, ardından hepsi için geçerli tek bir karar, ilke veya sonuç belirtir. Burada whether bir soru sormaz.
Alıştırma
Her iki seçeneğin de kural açısından önemsiz olduğunu gösteren sözcükle cümleyi tamamlayın: ____ it is a small order or a large one, the same safety check is required.
Cevabı göster
Whether
live by the solution: bağlayıcı bir sonucu kabul etmek
Bu cümlede live by the solution, yazı tura sonucunda elde edilen çözümü bağlayıcı kabul edip sonuç aleyhte olsa bile ona göre hareket etmek demektir. Buradaki solution, yalnızca bir sorunu çözebilecek fikir değil, anlaşmazlığı sona erdirmek için üzerinde anlaşılmış çözüm yöntemi veya karar sonucudur. Aktarılabilir live by + kural, ilke, söz veya karar kalıbı, o unsurun kişinin davranışlarını yönlendirmesine izin vermek anlamına gelir.
Alıştırma
'Oylamayı bağlayıcı kabul etmek' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The committee voted, and we all agreed to ____.
Cevabı göster
live by the decision
market's getting smacked: sert satış dalgasını anlatan piyasa argosu
Market's getting smacked, get + smacked yapısını kullanarak piyasayı ağır bir darbe alıyormuş gibi gösterir. Yatırımcı dilinde fiyatların sert biçimde düştüğü veya varlıkların yoğun şekilde satıldığı anlamına gelir; fiziksel bir vurma söz konusu değildir. Baştaki No, piyasanın yön değiştirdiği fikrini reddeder. Bu canlı ifade piyasa değerlendirmesine aciliyet ve güçlü bir olumsuz duygusal yargı katar.
Alıştırma
Bir yatırımcı yorumunda 'The market's getting smacked' büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Piyasa yoğun satış baskısı altında sert biçimde düşüyor.
- Piyasa iyi haberlerin ardından hızla yükseliyor.
- Piyasa neredeyse hiç değişmedi.
Cevabı göster
Piyasa yoğun satış baskısı altında sert biçimde düşüyor.
I've had to reinvent myself many times. Kalıp ifadeler
2:49Kendimi birçok kez yeniden keşfetmek zorunda kaldım.
reinvent myself: kapsamlı bir kişisel değişimle uyum sağlamak
Bu cümlede reinvent myself, yeni koşullarda başarılı olabilmek için becerilerimi, rolümü veya çalışma biçimimi bilinçli olarak yeniden şekillendirmek anlamına gelir. Kelimenin tam anlamıyla yeni bir insan icat etmek demek değildir. Yapı reinvent + dönüşlü zamir şeklindedir: I reinvent myself, she reinvents herself ve a company reinvents itself. Genellikle uyum sağlamayı küçük bir ayarlama olarak değil, önemli ve etkin bir değişim olarak sunar.
Alıştırma
Kendi rolünü, becerilerini veya yaklaşımını önemli ölçüde yeniden şekillendirmeyi anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: After my industry changed, I had to ____.
Cevabı göster
reinvent myself
bob and weave: baskıdan kaçınırken uyum sağlamak
Bob and weave kelimenin tam anlamıyla boks hareketlerini anlatır: bob başı ve bedeni aşağı indirmek, weave ise bir yandan diğer yana hareket etmek demektir. Burada mecazi olarak kullanılır: konuşmacı, koşullar değiştikçe yönünü tekrar tekrar ayarlamış ve zorluklardan kaçınmıştır. Ardından gelen I had to be flexible cümlesi mecazi anlamı doğrular. Sort of benzetmeyi yumuşatır; yani konuşmacı gerçekten boks yaptığını söylemek yerine davranışını bir boksörün hareketlerine benzetir.
Alıştırma
Bob and weave hangi durumda en doğal tanımlamadır?
- Küçük bir şirket, yeni kısıtlamaların ve rakiplerin önünde kalmak için taktiklerini tekrar tekrar değiştirir.
- Bir öğrenci her akşam aynı bölümü sessizce okur.
- Bir yönetici, artık işe yaramasa bile tek bir sabit planı izlemeye devam eder.
Cevabı göster
Küçük bir şirket, yeni kısıtlamaların ve rakiplerin önünde kalmak için taktiklerini tekrar tekrar değiştirir.
A lot of the people who I started out here with Öbek fiiller
2:55Burada birlikte işe başladığım birçok kişi
started out: bir kariyere veya döneme başlamak
Bu cümlede started out, “bir kariyere veya deneyim dönemine başladı” anlamına gelir. Konuşmacı, fiziksel olarak bir yerden ayrılmaktan ya da dışarı çıkmaktan değil, New York Menkul Kıymetler Borsasında ilk kez çalışmaya başladığı dönemden söz ediyor. Bu ifade genellikle daha sonraki bir aşamadan başlangıca bakar: start out as + ilk görev, start out in + alan veya yer ya da start out with + başlangıçta bulunan insanlar veya kaynaklar. Buradaki who I started out here with, yaklaşık aynı zamanda orada işe başlayan meslektaşları belirtir.
Alıştırma
Cümleyi start out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When Maya joined the company, she ____ as an intern before becoming a manager.
Cevabı göster
started out
Either they retired or they were not able to reinvent themselves. Dilbilgisi
2:59Ya emekli oldular ya da kendilerini yenileyemediler.
Either ... or ... ile iki alternatif açıklama
Either ... or ... iki alternatifi tek bir çerçevede sunar. Buradaki alternatifler, eski meslektaşların neden artık orada olmadığına ilişkin iki temel açıklamadır: bazıları emekli olmuş, bazıları ise kendilerini yeniden şekillendirerek değişime uyum sağlayamamıştır. Either, “o da değil” anlamına gelmez; ilk dalı açar ve or ikinci dalı getirir. Mümkün olduğunda iki dalı dil bilgisi açısından paralel tutun: either + yan cümle + or + yan cümle ya da either + isim veya fiil öbeği + or + isim veya fiil öbeği. Bu, iki seçenekli bir tercihi, nedeni veya sonucu takip etmeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak iki alternatifi gösteren eşli yapıyla tamamlayın: To reach the airport on time, we can ____ take the train ____ call a taxi.
Cevabı göster
either · or
you know, they were trading stocks outside under the buttonwood tree. Kültür
3:11insanların, biliyorsunuz, dışarıda çınar ağacının altında hisse alıp sattığı yer.
under the buttonwood tree: eski bir işlem yerinin tarihsel imgesi
Bu cümlede under the buttonwood tree, manzaranın sıradan bir parçasını değil, tarihsel açıdan önemli bir açık hava işlem yerini belirtir. İleride borsayla ilişkilendirilecek yerin yakınında yatırımcıların dışarıda yüz yüze buluşup hisse senedi alıp sattığı dönemi çağrıştırır. Konuşmacı bu yeri anarak eski açık hava işlemleriyle çevresindeki modern borsa arasında bağ kurar. Bu tarihsel bağlantıyı anlamak için altyazıdaki belirli yıla dayanmak gerekmez.
Alıştırma
under the buttonwood tree bu cümleye esas olarak hangi anlamı katar?
- Yatırımcıların hava koşulları nedeniyle gölgeye ihtiyaç duyduğunu gösteren gerçek anlamlı bir ayrıntı
- İlk dönem açık hava hisse senedi işlemlerini modern borsaya bağlayan tarihsel bir imge
- İşlemlerin gizli olduğu anlamına gelen genel bir ifade
Cevabı göster
İlk dönem açık hava hisse senedi işlemlerini modern borsaya bağlayan tarihsel bir imge
has been outsourced a little bit by technology.
3:20teknoloji yüzünden işlerinin bir kısmını dış kaynaklara devrettiğini kabul etmeliyiz.
a plethora of: çok büyük bir miktara resmî vurgu
A plethora of, bir şeyin sayısının veya miktarının çok büyük olduğunu ifade eder. Buradaki a plethora of human beings, modern teknolojiye rağmen işlem salonunda hâlâ çok sayıda gerçek insan bulunduğunu güçlü biçimde vurgular. Gündelik a lot of ifadesiyle karşılaştırıldığında daha seçkin ve resmî bir tınıya sahiptir; konuşmada bilinçli olarak abartılı veya mizahi gelebilir. Bu belirgin ton, teknolojiyle insanların hâlâ orada bulunması arasındaki karşıtlığı vurgulamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi çok büyük sayıda anlamına gelen daha resmî ifadeyle tamamlayın: The archive contains ____ historical photographs.
Cevabı göster
a plethora of
What is the most problematic emotion that you deal with Öbek fiiller
3:29En çok hangi duyguyla başa çıkmakta zorlanıyorsun
Deal with ile zor bir duyguyu yönetmek
Bu soruda deal with, zor bir duyguyla yüzleşip onu yönetmek anlamına gelir. Konuşan kişi, işlem yaparken hangi duygunun en büyük zorluğu oluşturduğunu soruyor. Yapı deal with + isim veya zamir şeklindedir: deal with fear, deal with pressure ya da deal with it. Bir sorun veya durum karşısında gerekeni yapmaya odaklanır; ticari bir anlaşma yapmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: When deadlines overlap, I take a breath and ____ the most urgent problem first.
Cevabı göster
deal with
One of the biggest problems that day traders have
3:38Günlük işlemcilerin yaşadığı en büyük sorunlardan biri
Get emotional about money: para konusunda duygusallaşmak
Get emotional about something, bir şeye karşı güçlü duygularla tepki vermeye başlamak anlamına gelir. Buradaki endişe, parayla ilgili duyguların net karar vermeyi engelleyecek kadar yoğunlaşabilmesidir. Yapı get + sıfat + about + konu şeklindedir. Get, duygusal duruma geçişi belirtirken about bu duyguyu tetikleyen şeyi veya konuyu tanıtır. Buradaki emotional özellikle duygulanmış anlamına gelmez; kaygı, öfke, heyecan veya bağlılık içerebilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: During the debate, he started to ____ the criticism and could no longer respond calmly.
Cevabı göster
get emotional about
You make it, you lose it. — Dengeli paralel cümlecikler
İki it de önceki money sözcüğüne gönderme yapar. Burada make it o parayı kazanmak veya elde etmek, lose it ise artık o paraya sahip olmamak anlamındadır. İki kısa cümlecik de aynı You + fiil + it kalıbını kullanır. Karşıt sonuçları ek açıklama yapmadan yan yana koymak, kısa ve keskin bir ritim yaratır; kazançla kaybı paralel ve nesnel olasılıklar olarak sunar. Bu tür dengeli paralellik, karşıtlığın kararlı ve akılda kalıcı duyulmasını sağlayabilir.
Alıştırma
Bu bağlamda paralel yapının temel işlevi nedir?
- Aynı yapıdaki cümlecikler para kazanmayı ve kaybetmeyi yan yana getirerek söze sakin ama kararlı bir ritim verir.
- Aynı paranın her zaman önce kazanılıp sonra kaybedilmesi gereken sabit bir sıralamayı anlatır.
- Make it yalnızca “hayatta kalmak veya başarıya ulaşmak” demektir; dolayısıyla cümle parayla ilgili değildir.
Cevabı göster
Aynı yapıdaki cümlecikler para kazanmayı ve kaybetmeyi yan yana getirerek söze sakin ama kararlı bir ritim verir.
What was the biggest failure that you learned the most from? Dilbilgisi
3:48En çok ders çıkardığın en büyük başarısızlığın neydi?
failure that you learned the most from? — From edatını ilgi cümleciğinin sonunda bırakmak
that you learned the most from ilgi cümleciği failure sözcüğünü niteler. Bu cümlecik içinde that, söz konusu başarısızlığı temsil eder: you learned the most from that failure. From, learn from something ilişkisinin gerektirdiği edattır. Konuşma dilinde yaygın olan bu yapıda edat sonda bırakılır; onun anlamca nesnesi ise nitelenen isim olarak daha önce yer alır. Aynı kalıp a person you can rely on ve a topic we talked about gibi ifadelerde de kullanılır.
Alıştırma
İlgi cümleciğini dil bilgisi açısından tamamlayan edatı yazın: Tell me about the mistake that you learned the most ____.
Cevabı göster
from
I literally spent 2 years not making any money. Dilbilgisi
3:55kelimenin tam anlamıyla iki yılımı hiç para kazanmadan geçirdim.
spent 2 years not making any money: spend + süre + not doing yapısı
Spend + bir süre + -ing biçimi, bir kişinin o süre içinde ne yaptığını veya hangi durumun devam ettiğini anlatır. Burada spent 2 years süreyi belirler, making any money ise gerçekleşmeyen sonucu belirtir. Not sözcüğünü -ing biçiminin önüne koymak etkinliği veya sonucu olumsuz yapar: not making any money. Dolayısıyla cümle, iki yıllık dönem boyunca hiç para kazanılmadığını söyler; konuşanın yılları para gibi harcadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, vurgulanan kalıbın gerektirdiği olumsuz -ing biçimiyle tamamlayın: We spent a year ____ any money from the app.
Cevabı göster
not making
a struggle to find customers, to find business: paralel mastarlar
a struggle to + fiilin yalın biçimi ad kalıbı, bir şeyi yapmanın veya başarmanın zor olduğunu ve çaba gerektirdiğini anlatır. it was really a struggle ifadesinde really zorluğun derecesini artırır, to find customers ise neyin zor olduğunu belirtir. Tekrarlanan to find customers ve to find business mastarları paraleldir ve birbiriyle ilişkili iki zorluğu sıralar. Bu iş bağlamında find business, ücretli iş veya ticari fırsat elde etmek anlamına gelir; fiziksel olarak bir şirket bulmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan ad kalıbıyla tamamlayın: During the first month of the campaign, it was ____ enough volunteers.
Cevabı göster
a struggle to find
You really had to go out there and fight for the business.
4:10Müşteri kazanmak için gerçekten sahaya çıkıp savaşmak gerekiyordu.
Beklenmedik bir karşıtlık kuran And yet
“And yet”, az önce anlatılan zor durumu, bu durumun yarattığı beklentinin tersine çıkan bir sonuçla bağlar. İş almak için mücadele etmek zorunda olmak, kişinin cesaretinin kırılacağını veya hareketsiz kalacağını düşündürebilir; ancak sonraki cümle, konuşanın her sabah kalkmaya devam ettiğini söyler. Yeni bir cümlenin başındaki “And”, önceki düşünceyle bağlantıyı korurken “yet” şaşırtıcı karşıtlığı işaretler. Buradaki “yet”, “yine de” anlamındadır; “şimdiye kadar” anlamında değildir.
Alıştırma
Bu parçada “And yet” nasıl bir işlev görüyor?
- Konuşanın zorluğa rağmen eylemini sürdürmesini şaşırtıcı bir durum olarak sunar.
- Konuşanın o zamana kadar iş aramaya henüz başlamadığını söyler.
- Herhangi bir karşıtlık kurmadan başka bir zorluk ekler.
Cevabı göster
Konuşanın zorluğa rağmen eylemini sürdürmesini şaşırtıcı bir durum olarak sunar.
I knew opportunity was not going to find me, Deyimler
4:15Fırsatın gelip beni bulmayacağını biliyordum,
Opportunity was not going to find me ifadesindeki kişileştirme
“Opportunity was not going to find me”, fırsatı konuşanı arayıp bulabilecek bir insanmış gibi kişileştirir. Kastedilen anlam, değerli fırsatların kendiliğinden ortaya çıkmayacağıdır. İfade aynı zamanda konuşanın geleceğe ilişkin vardığı sonucu aktarır: pasif biçimde beklemek fırsat yaratmayacaktı, dolayısıyla harekete geçmek gerekiyordu. Bu kalıp başarı, ilham veya şans gibi soyut bir şeyi kişileştirerek onun kendiliğinden gelmeyeceğini vurgulayabilir.
Alıştırma
“Opportunity was not going to find me” ifadesinin anlamını en iyi hangi açıklama verir?
- Birinin beni fiziksel olarak aramasını bekliyordum.
- Bir fırsatın nerede yaşadığımı unuttuğuna inanmıştım.
- Değerli fırsatların benim için kendiliğinden ortaya çıkmayacağını anlamıştım.
Cevabı göster
Değerli fırsatların benim için kendiliğinden ortaya çıkmayacağını anlamıştım.
Feeling sorry for myself: kendine acıma
Feeling sorry for myself ifadesindeki sorry, özür anlamına gelmez. Dönüşlülük zamiri duyguyu konuşanın kendisine yöneltir: Kişi kendi durumunu özellikle perişan görür ve bu düşünceye takılıp kalır. Bu ifade yalnızca üzüntüyü değil, çoğu zaman kendine acımaya yönelik eleştirel bir değerlendirmeyi de taşır. Bu cümlede yatakta kalıp kendi sorunlarına odaklanmak, kalkıp harekete geçmenin karşıtı olarak sunulur.
Alıştırma
Cümleyi ‘kendine acımaya dalmak’ anlamındaki kalıpla tamamlayın: After the rejection, I spent an hour ____, then started revising my application.
Cevabı göster
feeling sorry for myself
Did you ever have doubt that you weren't going to make it? Deyimler
4:25Bunu başaramayacağına dair hiç şüpheye düştün mü?
Başarmak veya atlatmak anlamında Make it
Buradaki make it, zor bir dönemi atlatmak veya başarılı olmak anlamına gelen bir deyimdir. Bir şey üretmek anlamına gelmez; aksiliklere rağmen kariyere devam etmeyi ifade eder. Kesin sonuç bağlamdan anlaşılır. Başka cümlelerde make it “varmak” anlamına gelebilir, ancak burada birinin mesleki olarak devam edip edemeyeceği sorulduğu için “başarmak” veya “atlatmak” anlamı öne çıkar.
Alıştırma
"The first year was brutal, but the company made it," cümlesindeki "made it" ne anlama gelir?
- Belirli bir varış noktasına ulaştı.
- Ayakta kaldı veya başarılı oldu.
- Bir nesne üretti.
Cevabı göster
Ayakta kaldı veya başarılı oldu.
Holokost'tan sağ kurtulanlar
“Holocaust survivors”, Holokost sırasında Nazi zulmünü ve soykırımı yaşayıp hayatta kalan insanları, özellikle de İkinci Dünya Savaşı sırasında altı milyon Yahudinin sistematik biçimde öldürülmesinden sağ kurtulanları ifade eder. Bu cümlede terim, konuşmacının aile hikâyesi için gerekli tarihsel bağlamı sağlar. Anne ve babasının daha sonra güvenliğe kavuşmasının, birbirlerini sevmesinin ve Amerika’da yeni bir hayat kurmasının neden özel bir duygusal ağırlık taşıdığını açıklar.
Alıştırma
Cümledeki “Holocaust survivors” ne anlama geliyor?
- İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika'ya taşınan insanlar
- Tarihin herhangi bir zor döneminden sağ çıkan insanlar
- Holokost sırasında Nazi zulmünü ve soykırımı yaşayıp hayatta kalan insanlar
Cevabı göster
Holokost sırasında Nazi zulmünü ve soykırımı yaşayıp hayatta kalan insanlar
Kendi Amerikan rüyaları
“American dream”, insanların fırsat, çaba ve sosyal yükselme yoluyla Amerika Birleşik Devletleri'nde daha iyi ve daha güvenli bir hayat kurabileceğini savunan kültürel idealdir. Bu bir özlemdir, gerçekleşmesi garanti edilen bir sonuç değildir. İyelik belirleyicisi “their” fikri kişiselleştirir: konuşmacı, anne ve babasının taşınmasını, ilişkisini ve yeni hayatını bu idealin onlara özgü biçimi olarak sunar. Daha standart anlatımda genellikle “achieved the American dream” veya “lived the American dream” denir; “got their American dream” konuşma diline özgüdür ve umdukları hayata kavuşmalarını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi yerleşmiş kültürel ifadeyle tamamlayın: Many newcomers hoped that hard work would help them achieve ____.
Cevabı göster
the American dream
live in faith ... live in victim mode ... live in gratitude: paralel seçimler
Tekrarlanan “you can live in ...” kalıbı her tutuma aynı dil bilgisel biçimi verir. Konuşmacı fear ile faith'i ve victim mode ile gratitude'u karşılaştırarak soyut bir mesajı iki net seçime dönüştürür; diziyi ritmik ve akılda kalıcı hâle getirir. Buradaki “live in” mecazidir: Fiziksel bir yerde ikamet etmek değil, belirli bir zihniyetten hareket etmeyi alışkanlık hâline getirmek veya o zihinsel durumda kalmak demektir. Aynı kalıbın tekrarlanması, dinleyicilerin değişen tutum sözcüklerine odaklanmasını sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle “you can live in ... or you can live in ...” ifadesindeki bilinçli paralel yapıyı en iyi korur?
- We can choose doubt, or we can live in hope.
- We can live in doubt, or we can live in hope.
- We can live in doubt, or hope can guide us.
Cevabı göster
We can live in doubt, or we can live in hope.
What is your favorite indicator or indicators on a chart?
4:48Bir grafikte en sevdiğin gösterge ya da göstergeler hangileri?
a basket of 500 stocks: basket sözcüğünün finansal anlamı
Finans alanında “a basket of stocks”, takip, karşılaştırma veya alım satım için tek bir bütün olarak ele alınan bir hisse senedi grubudur. “Basket” bu alana özgü mecazi bir terimdir; fiziksel bir kap değildir. Bu cümlede ifade, sözü edilen piyasa endeksinin neyden oluştuğunu açıklar: Birlikte değerlendirilen 500 bileşen hisse senedi. Yeniden kullanılabilen kalıp, hisse senetleri, para birimleri veya menkul kıymetler gibi örneklerle “a basket of + çoğul varlık” biçimindedir.
Alıştırma
Tek bir bütün olarak değerlendirilen hisse senedi grubunu anlatan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The fund tracks ____ from several industries.
Cevabı göster
a basket of stocks
Track the movement of the market: piyasanın hareketini izleyip yansıtmak
Bu cümlede track, bir şeyi fiziksel olarak takip etmek değil, “değişimlerini izlemek ve yansıtmak” anlamına gelir. S&P 500'ün hareketleri, piyasanın nasıl değiştiğine dair bir gösterge sunar. track the movement of + isim kalıbı, daha geniş bir eğilimle birlikte değişen bir endeksi, fiyatı, grafiği veya veri serisini anlatmak için kullanılabilir. Zaman içindeki uyumu ifade eder; ölçümün temsil ettiği her şeyle aynı olduğunu veya geleceği öngördüğünü göstermez.
Alıştırma
“The number of support requests often tracks changes in website traffic.” cümlesinde track ne anlama gelir?
- gelecekteki düzeyi tam olarak tahmin etmek
- bir şeyin fiziksel olarak peşinden gitmek
- aynı genel değişimleri izlemek ve yansıtmak
Cevabı göster
aynı genel değişimleri izlemek ve yansıtmak
Örnekleri sıralamak için whether it's ... whether it's ...
Tekrarlanan whether it's ... parçaları, birkaç örneği daha önce sözü edilen multiple indices kategorisi altında düzenler. Her tekrar, üstel hareketli ortalamalar, pivot noktaları ve RSI gibi bir öğeyi başlatır; böylece dinleyici listeyi takip eder ve hepsinin aynı geniş kümeye ait olduğunu anlar. Burada whether gerçek bir koşul veya sonuçlandırılması gereken bir seçim sunmaz. Konuşma dilindeki bir açıklamada whether it's A, whether it's B, whether it's C, “örneğin A, B veya C” anlamına gelebilir ve her örneğe eşit ritmik vurgu verir.
Alıştırma
Her boşluğa aynı iki sözcüklü İngilizce ifadeyi yazarak tekrarlanan listeleme kalıbını tamamlayın: The improvement might come from several sources, ____ a quieter room, ____ a regular bedtime, or ____ less screen time.
Cevabı göster
whether it's · whether it's · whether it's
RSI: Göreceli Güç Endeksi
RSI, teknik analizde kullanılan bir momentum göstergesinin adı olan Relative Strength Index ifadesinin standart kısaltmasıdır. Cümlede kısaltma ile tam ad yan yana verilerek dinleyicinin ikisini eşleştirmesi sağlanır. Daha sonraki aşırı alım veya aşırı satım ifadeleri, RSI değerlerinin yorumlanmasıyla ilgili olabilir. Burada Relative Strength Index, göstergenin özel adıdır; herhangi bir göreceli güç türünü genel olarak adlandırmaz.
Alıştırma
Teknik analizde RSI neyi ifade eder?
- Bir momentum göstergesi olan Relative Strength Index
- Herhangi iki varlığın fiyatlarının gayriresmî biçimde karşılaştırılması
- Bir şirketin toplam satış gelirini ölçen bir değer
Cevabı göster
Bir momentum göstergesi olan Relative Strength Index
I would say moving averages and the RSI are the most important Ton ve niyet
5:15Hareketli ortalamalarla RSI'ın en önemli göstergeler olduğunu söyleyebilirim
I would say: Kişisel bir değerlendirmeyi yumuşatmak
I would say ifadesindeki would, cümleyi geçmiş zamana yerleştirmez ve geçmişten bakılan bir geleceği de anlatmaz. Bu ifade, ardından gelen görüşü konuşanın kişisel değerlendirmesi olarak sunar. Doğrudan bir iddiaya kıyasla, yine de oldukça kendinden emin duyulurken anlaşmazlık veya belirsizlik için biraz alan bırakır. Öneriler, sıralamalar, tahminler ve görüşler için kullanışlıdır.
Alıştırma
Tahmini mutlak bir sonuç yerine kişisel bir değerlendirme olarak sunan, dersteki üç sözcüklük tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: “____ the repair will take about two hours.”
Cevabı göster
I would say
teknik analizde support ve resistance
Teknik analizde support, alım talebinin düşüşü yavaşlatabileceği veya durdurabileceği bir fiyat bölgesidir; resistance ise satış baskısının yükselişi yavaşlatabileceği veya durdurabileceği bir bölgedir. Bu cümlede represent, konuşmacının daha önce belirtilen göstergeleri bu bölgeleri gösteren araçlar olarak yorumladığını ifade eder. Bunlar fiyatın tepki verebileceği alanlardır, garantili fiyat sınırları değildir.
Alıştırma
Bir yatırımcı “The stock keeps bouncing near $40.” diyor. Hangi yorum support ve resistance terimlerini en doğru şekilde kullanır?
- $40 support görevi görüyor olabilir.
- $40, hissenin bu seviyenin altına düşemeyeceğini garanti eder.
- Fiyat yakınında olduğu için $40 mutlaka resistance olmalıdır.
Cevabı göster
$40 support görevi görüyor olabilir.
They represent oversold and overbought conditions. Kültür
5:23Aşırı satım ve aşırı alım koşullarını gösterirler.
piyasa analizinde oversold ve overbought koşulları
Oversold, bir göstergenin satışların olağan dışı ölçüde yoğunlaştığını göstermesi; overbought ise alımların olağan dışı ölçüde yoğunlaştığını göstermesi demektir. Bu etiketler tamamlanmış alım veya satım işlemlerini değil, piyasanın teknik bir ölçüme göre durumunu tanımlar. Burada conditions, daha önce belirtilen göstergenin gösterdiği durumları ifade eder. Hareketin aşırı uzamış olabileceğini gösterirler, ancak fiyatın tersine dönüp dönmeyeceğini veya ne zaman döneceğini tek başlarına belirlemezler.
Alıştırma
Yorumu bu iki teknik terimle tamamlayın: After prolonged selling, the indicator may show an ____ condition; after prolonged buying, it may show an ____ condition.
Cevabı göster
oversold · overbought
to really get your most out of a trade. Dilbilgisi
5:31bir işlemden gerçekten en yüksek verimi alabilmek için.
get your most out of ... ile get the most out of ... karşılaştırması
Standart İngilizcede kalıp get the most out of + isim şeklindedir ve “bir şeyden mümkün olan en büyük faydayı, değeri veya sonucu elde etmek” anlamına gelir. Bu cümlede, bir işlemden mümkün olan en iyi sonucu almak demektir. Kaynak metindeki get your most out of, bu kalıbın yanlış biçimde harmanlanmış hâlidir. İyelik belirleyicisi değil, the kullanılmalıdır: get the most out of a trade.
Alıştırma
Standart kalıbı tamamlayın: Careful planning helps you get ____ most out of each meeting.
Cevabı göster
the
don't make decisions based on economic data and earnings. Kalıp ifadeler
5:35Ekonomik verilere ve şirketlerin kazanç açıklamalarına göre karar vermeyin.
make decisions based on + isim öbeği
make a decision/decisions based on + isim öbeği yapısı, seçim yaparken temel alınan bilgiyi, kanıtı veya ilkeyi belirtir. Based on, decision sözcüğüne bağlanır ve “Karar neye dayandırıldı?” sorusunu yanıtlar. Burada economic data and earnings, bir işlemcinin kararlarında kullanılabilecek bilgiler olarak sunulmaktadır. İfade, konuşanın kişisel tavsiyesini aktarır; evrensel bir iddia değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, müşteri geri bildirimlerinin karar vermek için kullanılan kanıt olduğunu belirtir?
- The team made its decision based on customer feedback.
- The team made its decision about customer feedback.
- The team made its decision despite customer feedback.
Cevabı göster
The team made its decision based on customer feedback.
İşlem kararlarında FOMO ve hype
Burada FOMO, fear of missing out ifadesinin, yani fırsatı kaçırma korkusunun kısaltmasıdır: yatırımcı, başka insanların bir fırsattan önce kâr edeceği endişesini hisseder. Hype ise bir varlığın çevresindeki yoğun ve çoğu zaman abartılı ilgidir. Uyarı, içsel bir baskıyı dışsal bir etkiden ayırır. Trade on FOMO and hype, bir işlemi analize değil bu korku ve heyecana dayandırmak demektir.
Alıştırma
Bir yatırımcı, internette herkes bir coin'i övdüğü ve geride kalmaktan korktuğu için satın alıyor. İki etkiyi en doğru biçimde hangisi tanımlar?
- Korku FOMO'dur; internetteki heyecan hype'tır.
- Korku hype'tır; internetteki heyecan FOMO'dur.
- İki kelime de yalnızca dikkatli piyasa araştırmasını ifade eder.
Cevabı göster
Korku FOMO'dur; internetteki heyecan hype'tır.
used to run: geçmişteki bir mesleği anlatmak
Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte var olan fakat artık doğru olmayan bir durumu ya da artık gerçekleşmeyen tekrarlı bir etkinliği anlatır. Used to run ifadesinde run, used to sonrasında gereken yalın fiil biçimidir. Burada run a record store, hızlı hareket etmek değil, işletmeyi yönetmek veya işletmek demektir. Dolayısıyla ifade, mağaza işletmeciliğini geçmişteki bir meslek olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki geçmiş bir yöneticilik rolünü anlatan üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: I ____ a neighborhood bookstore.
Cevabı göster
used to run
I love to inspire and mentor young artists as well.
5:55Genç sanatçılara ilham vermeyi ve yol göstermeyi de seviyorum.
I eat, drink, sleep the stock market: bütünüyle kendini vermeyi anlatan abartı
eat, drink ve sleep fiilleri günlük yaşamı dolduran temel etkinlikleri adlandırır. Burada kasıtlı bir abartı oluşturacak şekilde art arda dizilirler: Konuşmacı, borsanın dikkatini ve kimliğini neredeyse sürekli kapladığını anlatır; borsanın gerçekten yenilen, içilen veya uyunan bir şey olduğunu söylemez. Yapı, the stock market ifadesini üç fiilin ortak odağıymış gibi yaratıcı biçimde kullanır. Günlük eylemlerin benzer bir listesi, özellikle canlı bir öz tanıtımda, bir konuya bütünüyle dalmayı anlatabilir.
Alıştırma
“During tournament season, Nina eats, drinks, and sleeps tennis,” cümlesindeki üçlü liste ne anlama gelir?
- Tenis, Nina'nın yaşamının ve dikkatinin neredeyse tamamını doldurur.
- Nina tenisi yalnızca yemek zamanlarında ve yatarken düşünür.
- Nina tenis ekipmanlarını gerçekten yiyecek ve içecek olarak tüketir.
Cevabı göster
Tenis, Nina'nın yaşamının ve dikkatinin neredeyse tamamını doldurur.
let you in: fiziksel ve içeriden erişim sağlamak
Let someone in gerçek anlamıyla bir kişinin bir yere girmesine izin vermektir. Bu cümlede ifade kasıtlı olarak hem fiziksel hem mecazi anlam taşır: İzleyicilerin işlem salonuna girmesine izin verilmiş ve ayrıca normalde daha az görülen içeriden bir dünyaya erişmeleri sağlanmıştır. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir erişim vermektir. Bu erişimin fiziksel bir yere mi, yoksa özel bilgilere, duygulara, deneyimlere veya perde arkası bilgilere mi olduğu bağlama göre belirlenir.
Alıştırma
Cümleyi let someone in ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: “I'm outside the locked gate. Could you ____, please?”
Cevabı göster
let me in