MDMA Etkisinde Beyniniz: İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: Video MDMA’yı değiştirilmiş Ecstasy’den ayırır, serotonin artışını ve ardından gelen eksikliği izler, deneysel tedaviyi beyin hasarı riskiyle karşılaştırır. Başlıca İngilizce noktaları: 1. `what exactly is it and how does it affect your body?` — Söylem ve retorik: iki sorunun istatistiklerden tanıma ve vücuttaki mekanizmaya geçişini anlayın. 2. `effective amounts` — Sözcük anlamı ve kullanım: etki oluşturacak kadar miktar demektir; verimli, yararlı veya güvenli anlamına gelmez. 3. `can not only` / `but potentially cause` — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: iki paralel zararı bağlayın; can ile potentially kesinlik değil olasılık belirtir.
Bu derste
With an estimated 2 million pills being smuggled into the US every day
0:00Her gün yaklaşık 2 milyon hapın ABD'ye kaçak sokulduğu tahmin edilirken
and 1/3 of students at universities like Stanford saying they've tried it,
0:04Stanford gibi üniversitelerde öğrencilerin üçte biri de bunu denediğini söylüyor;
MDMA or Molly has become a popular drug of choice. Kalıp ifadeler
0:08MDMA, diğer adıyla Molly, popüler bir uyuşturucu hâline geldi.
drug of choice: tercih edilen seçenek
Bu cümlede drug of choice, kullanıcıların özellikle tercih etmeye başladığı veya sıkça seçtiği uyuşturucuyu ifade eder. Bu ifade yalnızca bir seçim yapılmış olmasını değil, bir tercihi anlatır. Aktarılabilir isim + of choice kalıbı, tool of choice veya method of choice örneklerinde olduğu gibi bir kategori içindeki tercih edilen seçeneği belirtir.
Alıştırma
Cümleyi ‘bu grubun genellikle tercih ettiği uyuşturucu’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Among the participants, caffeine was their ____.
Cevabı göster
drug of choice
But what exactly is it and how does it affect your body? Anlatım akışı
0:11Peki ama tam olarak nedir ve vücudunuzu nasıl etkiler?
Bu tam olarak nedir ... ve vücudunuzu nasıl etkiler?
Cümle, and ile iki soruyu birbirine bağlar. What exactly is it? kesin bir tanım veya tanımlama isterken How does it affect your body? etkileri ya da işleyiş mekanizması hakkında soru sorar. Bu sorular bir açıklamanın başında birlikte kullanıldığında bir yol haritası oluşturur: önce konuyu tanımlamak, sonra ne yaptığını açıklamak. Exactly ilk sorudaki kesin bilgi isteğini güçlendirir; burada ‘tamamen doğru’ anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi giriş, bir açıklamaya önce tanım, sonra etki biçimindeki yol haritasını en iyi verir?
- Microplastic pollution is a serious issue, and people discuss it.
- What exactly is microplastic pollution, and how does it affect marine life?
- Have you seen microplastics, or do you prefer glass bottles?
Cevabı göster
What exactly is microplastic pollution, and how does it affect marine life?
Scientifically known as 3,4-methylenedioxy-N-methylamphetamine, Kalıp ifadeler
0:14Bilimsel olarak 3,4-metilendioksi-N-metilamfetamin adıyla bilinen
MDMA is usually taken in pill form and supposed to be composed of the pure chemical. Notlar
0:19MDMA genellikle hap şeklinde alınır ve saf kimyasal maddeden oluşması beklenir.
Scientifically known as + resmî bir bilimsel ad
Bu cümlede Scientifically known as ... MDMA’yı betimleyen ve cümlenin başına alınmış edilgen bir yapıdır; MDMA is scientifically known as ... ile eşdeğerdir. Resmî kimyasal ad, as sözcüğünün hemen ardından gelir. Yeniden kullanılabilir be scientifically known as + ad kalıbı, “bu bilimsel ada sahip olmak” anlamına gelir. Yaygın bir addan veya kısaltmadan teknik adlandırmaya geçiş sağlar; “bir şeyle ünlü olmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Resmî bir bilimsel adı tanıtan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The red fox is ____ Vulpes vulpes.
Cevabı göster
scientifically known as
taken in pill form: kullanım yöntemi ve formülasyon
Bu cümlede taken, ilaçlar ve takviyelerle sıkça kullanıldığı gibi “tüketilen” veya “uygulanan” anlamına gelir. Edilgen is taken yapısı, kullanan kişi yerine MDMA’nın nasıl kullanıldığına odaklanır. In pill form, maddenin fiziksel formülasyonunu, yani hap olarak üretildiğini veya sunulduğunu anlatır. Yeniden kullanılabilir yapı [madde] + be taken in + [biçim] şeklindedir; taken in liquid form buna bir örnektir. Buradaki in bir yer belirtmez.
Alıştırma
“Hap olarak tüketilen” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: This supplement is also sold as a powder, but it is usually ____.
Cevabı göster
taken in pill form
supposed to be composed of: beklenen veya iddia edilen, doğrulanmamış bileşim
Bu cümlede supposed to, bileşimin doğrulanmış olmaktan ziyade beklenen veya iddia edilen bir şey olduğunu gösterir. İfade, gerçek hapın farklı bir şey içerebilmesi olasılığını açık bırakır. Ardından “-den oluşmak” anlamındaki edilgen be composed of yapısı gelir. Birlikte be supposed to be composed of, “-den oluşması beklenmek veya öyle olduğu iddia edilmek” anlamına gelir; “-den oluşma yükümlülüğü olmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle malzemenin beklendiğini veya iddia edildiğini, ancak doğrulanmadığını belirtir?
- The package is supposed to be composed of recycled paper.
- The package may be composed of recycled paper.
- The package is composed of recycled paper.
Cevabı göster
The package is supposed to be composed of recycled paper.
Ecstasy on the other hand is the term for MDMA Anlatım akışı
0:24Öte yandan Ecstasy, MDMA için kullanılan bir terimdir;
which has been chemically altered with other additives like amphetamine or caffeine.
0:26amfetamin ya da kafein gibi katkılarla kimyasal olarak değiştirilmiş MDMA'yı ifade eder.
karşıtlık işareti olarak on the other hand
On the other hand, konuşanın daha önce anlatılan durumdan onunla karşıtlık oluşturan bir duruma geçtiğini belirtir. Burada dinleyiciye Ecstasy’yi önceki MDMA açıklamasıyla karşılaştırmasını söyler. Bilgiyi düzenleyen bir ifade olarak açıklamanın yönünü değiştirir: ardından gelen bilgi, karşılaştırmanın öteki tarafına aittir. Sözcük anlamıyla bir ele gönderme yapmaz.
Alıştırma
Sabit ifadeyi kullanarak ikili karşıtlığı tamamlayın: On the one hand, the job pays well. ____, it requires frequent weekend work.
Cevabı göster
On the other hand
In its pure form, MDMA affects the neurotransmitters in your brain. Kalıp ifadeler
0:30MDMA saf hâliyle beyninizdeki nörotransmiterleri etkiler.
In its pure form: iddiayı saf maddeyle sınırlamak
Bu cümlede In its pure form, iddiayı katkı maddeleri veya başka maddeler içermeyen, kimyasal olarak saf MDMA ile sınırlayan ve cümlenin başında yer alan bir edat öbeğidir. Virgül, bu ifadenin ardından gelen açıklamanın çerçevesini belirlediğini gösterir. Bu tür bir sınırlama, saf bir maddenin özelliğinin sokakta satılan ürünlere, karışımlara veya işlenmiş biçimlere genellenmesini önler. Buradaki form, soyut anlamda “saf bir biçimi” değil, maddenin durumunu veya bileşimini ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan dört kelimelik niteleyiciyle tamamlayın: The chemical is colorless ____, but commercial samples may contain dyes.
Cevabı göster
in its pure form
Neurotransmitters are chemicals in your body which relay messages Kalıp ifadeler
0:34Nörotransmiterler, vücudunuzda mesajları ileten kimyasal maddelerdir
while also controlling things such as reflexes, emotion, and memory. Dilbilgisi
0:37ve refleks, duygu ve hafıza gibi işlevleri de kontrol ederler.
Relay messages: bilgiyi ileriye aktarmak
Burada relay, “bir şeyi bir noktadan veya sistemden başka bir noktaya ya da sisteme aktarmak” anlamında bir fiildir. Relay messages, nörotransmiterlerin hücreler arasında sinyal taşımasını anlatır; messages ise kimyasal veya elektriksel sinyallerle kodlanan bilgiler için kullanılan işlevsel bir benzetmedir. Genel anlamlı send fiiliyle karşılaştırıldığında relay, bir aracı üzerinden veya bir zincir boyunca yapılan iletimi vurgular. İletimi yapan öznenin bilgiyi üretmiş olması gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan iki kelimelik eşdizimle tamamlayın: The sensors detect smoke and ____ to the alarm panel.
Cevabı göster
relay messages
while also controlling: eş zamanlı ikinci bir işlev eklemek
“While also controlling”, kısaltılmış bir zarf yan cümlesidir. Anlaşılan öznesi “neurotransmitters”dır ve ana eylemi gerçekleştiren varlıkla aynıdır; kısaltılmamış anlamı “while they also control...” biçimindedir. Burada while, karşıtlık değil, eş zamanlı ve birbirine eklenen iki işlev sunar. Bu yapı, açıklayıcı metinlerde özneyi tekrarlamadan ikinci bir işlevi kısa biçimde eklemeyi sağlar.
Alıştırma
Cümleyi eş zamanlı ikinci bir işlev ekleyen kısaltılmış while ifadesiyle tamamlayın: The control unit monitors room temperature ____ the ventilation system.
Cevabı göster
while also controlling
In particular, the neurotransmitter called serotonin Anlatım akışı
0:40Özellikle serotonin adı verilen nörotransmiter
controls appetite, sleep, memory, learning, and in this case, mood. Anlatım akışı
0:43iştahı, uykuyu, hafızayı, öğrenmeyi ve bu durumda ruh hâlini kontrol eder.
In particular: genelden özele daraltmak
“In particular,” odaklayıcı bir geçiş ifadesidir. Nörotransmiterler hakkındaki genel konuyu özellikle ilgili tek bir üyeye, yani serotonine daraltır ve dikkati bu belirli duruma yöneltir. “Az önce konuşulan şeyler arasından buna odaklanın” anlamında bir işaret verir. Bilgiyi genelden özele doğru düzenler; zaman veya sıralama bildiren bir ifade değildir.
Alıştırma
Bir rapor önce çeşitli kentsel gürültü kaynaklarını ele alıyor, ardından en ilgili kaynak olarak trafiğe odaklanıyor. Bu daralmayı en iyi hangi geçiş ifadesi gösterir? Many sources contribute to city noise. ____ road traffic affects the busiest neighborhoods.
- In particular,
- First,
- For example,
Cevabı göster
In particular,
in this case: odağı mevcut duruma daraltmak
Burada in this case, serotoninin işlevleri listesini ele alınan belirli durumla, yani ruh hâli üzerindeki etkisiyle sınırlar. Bu noktada ilgili işlevin iştah, uyku, hafıza veya öğrenme değil, ruh hâli olduğunu gösterir. Daha genel olarak in this case, geniş bir ifadenin mevcut duruma uygulanan kısmını seçerek bilgiyi düzenler. Buradaki case, hukuki bir dava veya kap değil, “durum” ya da “koşullar bütünü” anlamına gelir.
Alıştırma
“This software has many tools; in this case, we only need the backup feature.” cümlesinde in this case neyi belirtir?
- Mevcut durumda yalnızca yedekleme özelliği önemlidir.
- Konuşan kişi hukuki bir anlaşmazlıktan söz etmektedir.
- Mevcut durumda her araç eşit derecede önemlidir.
Cevabı göster
Mevcut durumda yalnızca yedekleme özelliği önemlidir.
When something really great happens in your life, say you've fallen in love, Anlatım akışı
0:47Hayatınızda gerçekten harika bir şey olduğunda, örneğin âşık olduğunuzda,
there's an increase in the release of serotonin from nerve cells Kalıp ifadeler
0:50sinir hücrelerinden salınan serotonin miktarı artar
which ultimately stimulates your body and makes you feel happy. Dilbilgisi
0:52ve bu da sonunda vücudunuzu uyararak kendinizi mutlu hissetmenizi sağlar.
say you've fallen in love: açıklayıcı bir durum sunmak
Bu cümlede say, “örneğin” veya “varsayalım” anlamında kullanılan parantez içi bir söylem belirtecidir. Konuşan kişi, soyut açıklamayı somutlaştıran olası bir gerçek yaşam olayı olarak you've fallen in love ifadesini araya ekler; buradaki say kimseye konuşmasını emretmez. Say sözcüğünün bu kullanımı, konuşanın daha geniş bir cümlenin içinde açıklayıcı bir durumu hızla önermesini sağlar. Örneğin tek olasılık olması veya gerçekten yaşanmış olması gerekmez.
Alıştırma
“Fatigue can affect your judgment—say you have to make a decision after an overnight flight.” cümlesinde say sözcüğünün işlevi nedir?
- Dinleyiciye sonraki kelimeleri yüksek sesle söylemesini emreder.
- Açıklama amacıyla olası bir örnek sunar.
- Başka bir kişinin söylediği şeyi aktarır.
Cevabı göster
Açıklama amacıyla olası bir örnek sunar.
an increase in the release of serotonin yapısı
an increase in the release of serotonin ifadesindeki ana isim increase sözcüğüdür. in edatı neyin değiştiğini, yani the release of serotonin bölümünü gösterir. Cümle, serotoninin fiziksel olarak büyüdüğünü değil, daha fazla serotonin salındığını anlatır. İfadenin içindeki release of serotonin, süreci ve bu süreçteki maddeyi adlandırır: Sinir hücrelerinin saldığı madde serotonin'dir. an increase in the release of X şeklindeki iç içe yapı, değişen süreçleri kesin biçimde açıklarken yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
Bilimsel isim öbeğini doğru iki edatla tamamlayın: The study found an increase ____ the release ____ endorphins after exercise.
Cevabı göster
in · of
makes you feel happy: make + nesne + yalın fiil
makes you feel happy ifadesinde make ettirgen anlam taşır: Bir şeyin kişide belirli bir duygu oluşturduğunu söyler. Yapı make + nesne + yalın fiil şeklindedir; bu nedenle you nesnedir ve feel, önünde to olmadan yalın hâlde kalır. Burada feel bağlayıcı fiildir, happy ise kişinin durumunu anlatan sıfattır. Aynı yapıyı farklı etkileri açıklamak için kullanabilirsiniz: something makes someone feel calm, tired, welcome, or nervous.
Alıştırma
Cümleyi feel fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The good news made us ____ hopeful.
Cevabı göster
feel
And it just so happens that when you take effective amounts of MDMA, Notlar
0:56İlginçtir ki etkili bir dozda MDMA aldığınızda,
Uygun bir tesadüfü sunan it just so happens that
Burada it just so happens that, ardından gelen gerçeği konuşanın savını uygun biçimde destekleyen beklenmedik bir tesadüf olarak sunar. Just vurgu katar ve geçişe hafifçe dramatik bir meğer öyleymiş havası verir. Kalıp it just so happens that + yan cümle biçimindedir. It biçimsel bir öznedir ve belirli bir isme gönderme yapmaz; happens ise bir olayın gerçekten meydana geldiğini anlatmak yerine bu çerçeveleme ifadesinin parçasıdır.
Alıştırma
Aşağıdaki gerçeği uygun düşen bir tesadüf olarak sunan kalıpla cümleyi tamamlayın: We needed a Spanish speaker, and ____ Marta grew up in Madrid.
Cevabı göster
it just so happens that
Farmakolojik bağlamda effective amounts
Bu farmakolojik bağlamda effective amounts, söz konusu biyolojik veya psikolojik etkiyi oluşturmaya yetecek miktarlar anlamına gelir. Effective, miktarın etki oluşturan bir eşiğe ulaşıp ulaşmadığını anlatır; maddenin kaynakları verimli kullanıp kullanmadığını değil. İfade belirli miktarın ne olduğunu söylemez ve bunun güvenli, yararlı ya da tıbben tavsiye edilen bir miktar olduğunu iddia etmez. Bunlar ayrı kanıt gerektiren farklı iddialardır.
Alıştırma
an effective amount of a drug ifadesinde effective ne anlama gelir?
- İlgili etkiyi oluşturmaya yetecek kadar
- Gözetimsiz kullanım için tavsiye edilmiş
- Her dozda güvenli olduğu kanıtlanmış
- Ekonomik ve az israflı
Cevabı göster
İlgili etkiyi oluşturmaya yetecek kadar
these same cells are triggered to release enormous amounts of serotonin Dilbilgisi
0:59aynı hücreler muazzam miktarda serotonin salgılamak üzere tetiklenir
along with other neurotransmitters like dopamine and norepinephrine, Kalıp ifadeler
1:03ve dopamin ile norepinefrin gibi diğer nörotransmiterleri de salgılar;
which trigger even more electrochemical firing in the brain.
1:06bunlar da beyinde çok daha fazla elektrokimyasal sinyal oluşmasını tetikler.
are triggered to release: dış etkenin başlattığı bir tepki
Edilgen be triggered to + fiil yapısı, öznenin bir uyarıcıdan etkilenip ardından ortaya çıkan eylemi gerçekleştirdiğini gösterir. Bu cümlede hücreler bir tetikleyici alır ve nörotransmiterleri salgılar; cümle, eylemi yapan nedeni belirtmek yerine tepkiyi öne çıkarır. Bu kalıp otomatik ya da mekanizma benzeri tepkileri anlatmak için kullanışlıdır. Bir koşul süreci başlatır, mastar yapısı da ardından ne olduğunu belirtir.
Alıştırma
Genel kuralı be triggered to start yapısının geniş zaman biçimiyle tamamlayın: At 80 degrees, the cooling fans ____.
Cevabı göster
are triggered to start
along with: ikincil bilgi eklemek
Along with, ana öğeden sonra ona eşlik eden bir öğe ekler. Burada serotonin ana odak olarak kalır; diğer nörotransmiterler ise aynı anda salgılanan ek maddeler olarak sunulur. and yapısından farklı olarak along with, iki bölüme genellikle eşit dilbilgisel veya bilgisel ağırlık vermez. Cümlenin ana odağını değiştirmeden ayrıntı eklemeyi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle project manager ifadesini ana kişi olarak sunup iki designers ifadesini eşlik eden katılımcılar olarak ekler?
- The project manager, along with two designers, is presenting the plan.
- The two designers, along with the project manager, are presenting the plan.
- The project manager and two designers are presenting the plan.
Cevabı göster
The project manager, along with two designers, is presenting the plan.
This change creates the intense experience of happiness, feeling social, increased empathy,
1:09Bu değişim yoğun mutluluk, sosyalleşme isteği ve artan empati yaratır;
and the inability to sleep, which is likely why it's such a popular party drug. Dilbilgisi
1:14ayrıca uyumanızı engeller. Parti uyuşturucusu olarak bu kadar popüler olması muhtemelen bundandır.
which is likely why: kanıtı muhtemel bir açıklamaya bağlamak
Bu cümlede which yalnızca en yakındaki sleep ismine değil, daha önce sıralanan etkilerin tamamına gönderme yapar. Yan cümle, bu etkileri uyuşturucunun popülerliğine ilişkin bir açıklamaya dönüştürür. Likely çıkarımın kesinlik derecesini sınırlar: konuşmacı bunu kanıtlanmış bir neden değil, muhtemel bir neden olarak sunar. Yeniden kullanılabilen statement, which is likely why + result kalıbı, önceki bilgiyi temkinli bir neden-sonuç çıkarımına bağlar.
Alıştırma
Bir araştırmacı, yeni hatırlatma sisteminin kaçırılan randevuları muhtemelen azalttığını ancak bundan emin olmadığını düşünüyor. Bu sonucu en iyi hangi cümle ifade eder?
- The reminders became more frequent, which may be why fewer appointments were missed.
- The reminders became more frequent, which is likely why fewer appointments were missed.
- The reminders became more frequent, which is why fewer appointments were missed.
Cevabı göster
The reminders became more frequent, which is likely why fewer appointments were missed.
such a + sıfat + tekil sayılabilen isim
such a popular party drug ifadesinde such a, such a + sıfat + tekil sayılabilen isim kalıbını izler. Tüm isim öbeğini güçlendirerek uyuşturucunun popülerliğinin dikkat çekici derecede yüksek olduğunu belirtir. Buradaki party drug, parti ortamlarında yaygın olarak kullanılan eğlence amaçlı bir uyuşturucuyu ifade eder; partide alınan sıradan bir ilaç anlamına gelmez. Such ile belirtilen yüksek derece, uyuşturucunun popülerliğine ilişkin önceki açıklamayla bağlantılıdır.
Alıştırma
such + sıfat + tekil sayılabilen isim kalıbını tamamlayın: The museum is ____ popular attraction that tickets sell out every weekend.
Cevabı göster
such a
These feelings generally last around 3 to 8 hours
1:18Bu hisler genellikle 3 ila 8 saat kadar sürer;
as your brain cells naturally work to reuptake the serotonin and have it chemically destroyed. Dilbilgisi
1:21bu sırada beyin hücreleriniz serotonini doğal biçimde geri alır ve kimyasal olarak parçalar.
have it chemically destroyed: have + nesne + geçmiş zaman ortacı
have it chemically destroyed ifadesinde have + nesne + geçmiş zaman ortacı, öznenin nesnenin bir eyleme maruz kalmasını sağladığını veya bunu ayarladığını belirtir. Bu, ettirgen-edilgen bir yapıdır; have fiilinin sahip olma anlamı değildir. Buradaki it, daha önce sözü edilen serotonin sözcüğünü karşılar. Chemically, onun nasıl parçalandığını belirtirken parçalama işlemini gerçekleştiren kişi veya süreç söylenmez. Sonuç, eylemi yapandan daha önemli olduğunda bu yapı kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın bisikleti başka birine tamir ettirdiği anlamına gelir?
- Maya repaired the bike before school.
- Maya had repaired the bike before school.
- Maya had the bike repaired before school.
Cevabı göster
Maya had the bike repaired before school.
But because MDMA releases so much serotonin,
1:25Ancak MDMA çok fazla serotonin salınmasına yol açtığı için
your body also destroys more than usual. Dilbilgisi
1:28vücudunuz da normalden daha fazla serotonini parçalar.
Eksiltili miktar karşılaştırması olarak more than usual
your body also destroys more than usual ifadesinde more, daha önce sözü edilen serotonin maddesinin daha büyük bir miktarını karşılar. İngilizcede bağlam açık olduğunda yinelenen isim çoğu zaman söylenmez: your body destroys more serotonin than it usually does. Than usual, normal miktarı karşılaştırma noktası yapar. Cümle, vücudun serotonini ne kadar güçlü veya yoğun biçimde parçaladığını değil, miktarı karşılaştırır.
Alıştırma
“After the price drop, the store sold more than usual” cümlesinde more than usual en doğal olarak ne anlama gelir?
- Aynı miktarı daha yüksek bir hızla sattı.
- Normalde sattığından daha büyük miktarda ürün sattı.
- Ürünleri daha güçlü bir şekilde sattı.
Cevabı göster
Normalde sattığından daha büyük miktarda ürün sattı.
This means when your brain function is back in its normal state, Kalıp ifadeler
1:31Bu, beyin işleviniz normale döndüğünde
there's less serotonin available to bind to your receptors Kalıp ifadeler
1:34reseptörlerinize bağlanabilecek daha az serotonin olduğu
and make you feel good with normal events.
1:37ve sıradan olayların size kendinizi iyi hissettirmesinin zorlaştığı anlamına gelir.
back in its normal state: normal durumuna geri dönmüş olmak
Be back in its normal state, “bir şeyin genellikle çalıştığı duruma geri dönmüş olmak” anlamına gelir. Back, geçici bir değişiklikten sonraki dönüşü belirtir; fiziksel bir konumu anlatmaz. Bu cümlede beyin işlevi, MDMA’nın yol açtığı anlık değişmiş durumdan olağan çalışma biçimine dönmüştür. Bu ifade yalnızca beyin işlevinin durumunu belirtir. Kullanılabilir serotonin miktarının da çoktan eski düzeyine geldiği anlamına gelmez; sonraki yan cümle daha az serotonin bulunduğunu söyler.
Alıştırma
Cümleyi olağan çalışma durumuna dönüşü gösteren ifadeyle tamamlayın: After the reset, the control system is ____.
Cevabı göster
back in its normal state
bind to your receptors: reseptörlerinize bağlanmak
Burada bind to, “bir hedefe fiziksel veya kimyasal olarak bağlanmak” anlamına gelir. Serotonin moleküldür, reseptörler ise bağlanabileceği hedeflerdir; bu bağlanma, kişinin nasıl hissettiğini etkileyebilen sinyal sürecinin bir parçasıdır. Yeniden kullanılabilir kalıp, molekül veya madde + bind to + reseptör ya da başka bir hedef şeklindedir. Bind burada bir şeyi iple bağlamak anlamına gelmez; to ise bağlanmanın hedefini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi standart fiil ve edat kalıbıyla tamamlayın: The drug can ____ dopamine receptors without activating them.
Cevabı göster
bind to
This can also lead to a fairly severe hangover Kalıp ifadeler
1:39Bu durum oldukça ağır bir mahmurluğa da yol açabilir;
with side effects such as negative mood, bouts of depression, irritability, and feeling extra tired. Kalıp ifadeler
1:42olumsuz ruh hâli, depresif dönemler, sinirlilik ve aşırı yorgunluk da bunun yan etkilerindendir.
lead to: olası bir sonucu ifade etmek
Burada lead to, “bir sonuca neden olmak veya bir sonuç doğurmak” demektir. This, daha önce söz edilen kullanılabilir serotonin miktarındaki azalmaya gönderme yapar; to'dan sonraki isim öbeği ise sonucu, yani oldukça ağır bir akşamdan kalma hâlini adlandırır. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp X can lead to Y şeklindedir. Bu nedensellik kullanımında to bir edattır; bu nedenle Y genellikle bir isim öbeği veya -ing biçimidir, fiilin yalın hâli değildir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki kelimelik nedensellik ifadesinin aynısıyla tamamlayın: A small accounting error can ____ much bigger problems later.
Cevabı göster
lead to
bouts of depression: birbirinden ayrı dönemler
Burada bouts of depression, depresif bir durumun birbirinden ayrı ve sınırlı süreli dönemleri anlamına gelir. Bout, deneyimi belirli bir süre yaşanan bir dönem olarak çerçeveler; çoğul bouts ise birden fazla dönemin ortaya çıkabileceğini belirtir. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp a bout of + hastalık, belirti veya zor durum şeklindedir; tekrarlanan dönemler için bouts of kullanılır. Çoğul biçim, depresif durumları kesintisiz ve bölünmez tek bir hâl yerine birbirinden ayrı evreler olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “birbirinden ayrı dönemler” anlamına gelen iki kelimelik ifadenin aynısıyla tamamlayın: During allergy season, he sometimes has ____ sneezing.
Cevabı göster
bouts of
Despite the negative effects, MDMA is being studied as a potential therapy Dilbilgisi
1:47Olumsuz etkilerine rağmen MDMA, bazı rahatsızlıklar için potansiyel bir tedavi olarak araştırılıyor:
for post-traumatic stress disorder and anxiety. Kelime
1:51travma sonrası stres bozukluğu ve anksiyete.
Despite + isim öbeği
Despite bir karşıtlık ilişkisi kurar: olumsuz etkiler gerçektir, ancak ana cümlede anlatılan araştırmayı durdurmaz. Böylece birbiriyle çelişen iki olgu açık bir ilişki içinde verilir. Burada despite bir edattır; bu yüzden ardından the negative effects isim öbeği gelir, doğrudan tam bir yan cümle gelmez. Ardından özne ve fiil gelecekse although veya even though kullanılır.
Alıştırma
the heavy rain isim öbeğinden önce karşıtlık ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Despite the heavy rain, the match continued.
- Despite of the heavy rain, the match continued.
- Although the heavy rain, the match continued.
Cevabı göster
Despite the heavy rain, the match continued.
is being studied as a potential therapy for: … için potansiyel bir tedavi olarak araştırılıyor
Şimdiki zamanın edilgen yapısı is being studied, araştırmacıların MDMA üzerinde şu anda veya hâlen süren bir çalışma kapsamında araştırma yaptığını gösterir. Edilgen yapı odağı MDMA üzerinde tutar ve araştırmanın bittiğini söylemez. As a potential therapy for, araştırılan olası kullanım alanını belirtir. Potential belirsizlik bildirir; bu nedenle cümle MDMA'nın bu durumlar için kanıtlanmış, onaylanmış veya rutin olarak kullanılan bir tedavi olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Bir haberde yeni bir bileşik üzerindeki araştırmanın hâlen sürdüğü ve faydasının henüz kanıtlanmadığı söyleniyor. Hangi cümle bu duruma uyar?
- The new compound is being studied as a potential treatment for severe migraines.
- The new compound is used as a proven treatment for severe migraines.
- The new compound has been approved as a standard treatment for severe migraines.
Cevabı göster
The new compound is being studied as a potential treatment for severe migraines.
post-traumatic stress disorder ve PTSD
Post-traumatic stress disorder, bir kişinin travma yaşaması veya travmaya tanık olması sonrasında gelişebilen bir ruh sağlığı bozukluğunun resmî tıbbi adıdır. Burada tedavisi araştırılan bozukluğu adlandırır; sıradan stres veya kısa süreli anksiyete anlamına gelmez. Bu yazım biçiminde post-traumatic, kısa çizgiyle birleştirilmiş bileşik bir sıfattır. Yaygın kısaltması PTSD'dir ve tıbbi, akademik ve haber metinlerinde tam ad tanıtıldıktan sonra onun yerine kullanılabilir.
Alıştırma
Tıbbi bir makalede PTSD neyin kısaltmasıdır?
- tüm anksiyete türleri
- sıradan kısa süreli stres
- post-traumatic stress disorder
Cevabı göster
post-traumatic stress disorder
PTSD patients generally have a decrease in brain communication
1:53TSSB hastalarında beynin belirli bölgeleri arasındaki iletişim genellikle azalır;
but MRI analysis has shown that MDMA actually increases the communication in these regions. Anlatım akışı
1:59Ancak MR analizi, MDMA'nın bu bölgeler arasındaki iletişimi gerçekten artırdığını göstermiştir.
Kanıt çerçevesi olarak MRI analysis has shown that
MRI analysis dilbilgisel öznedir: sonuçtan önce kanıtın kaynağını belirtir. Ardından has shown that, takip eden that yan cümlesindeki bulguyu tanıtır. MRI, magnetic resonance imaging, yani manyetik rezonans görüntüleme anlamına gelir; burada MRI analysis görüntüleme verilerinin analizini ifade eder. Bu kanıt çerçevesi, yöntem veya analiz ile aktarılan iddiayı birbirinden ayırdığı için bilim haberlerinde yaygındır. Present perfect yapıdaki has shown, bulguyu daha önce elde edilmiş ve şu anda geçerli bir sonuç olarak sunar. Ancak tek başına çalışmanın büyüklüğünü veya kalitesini göstermez ve bir şeyin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Resmî kanıt çerçevesini dersteki üç sözcüklük tam ifadeyle tamamlayın: MRI analysis ____ these brain regions respond differently during the task.
Cevabı göster
has shown that
However, this treatment remains fairly controversial Kalıp ifadeler
2:04Bununla birlikte, bu tedavi hâlâ oldukça tartışmalıdır;
as studies on rats and monkeys have shown that even small amounts of MDMA Anlatım akışı
2:07çünkü sıçanlar ve maymunlar üzerinde yapılan çalışmalar, az miktarda MDMA'nın bile
can not only destroy the endings of brain cells involved in the release of serotonin, Dilbilgisi
2:11serotonin salınımında rol alan beyin hücrelerinin uçlarını yok etmekle kalmayıp
but potentially cause permanent brain damage.
2:15kalıcı beyin hasarına da yol açabileceğini göstermiştir.
remains fairly controversial: süren anlaşmazlığı ölçülü biçimde ifade etmek
“Remains fairly controversial”, tedavinin önemli ölçüde görüş ayrılığı yaratmaya devam ettiği ve tartışmanın henüz çözülmediği anlamına gelir. “Remains”, tartışmayı yeni bir tepki olarak değil, süregelen bir durum olarak sunar. Buradaki “fairly”, “oldukça” veya “kayda değer ölçüde” anlamına gelen ölçülü bir derece zarfıdır; “adil bir şekilde” anlamına gelmez. İfade, tedavinin etkisiz olduğunun kanıtlandığını değil, tartışmanın sonuçlanmadığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “önemli görüş ayrılıklarıyla karşılaşmaya devam ediyor” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Despite promising early results, the procedure ____ among medical researchers.
Cevabı göster
remains fairly controversial
as studies on rats and monkeys have shown that: kanıt sunmak
Bu cümlede “as”, tedavinin hâlâ tartışmalı olduğu yönündeki önceki değerlendirmenin nedenini ve kanıta dayalı temelini sunar. Zaman bildiren “as” gibi değil, “because” gibi işlev görür. “Have shown” biçimindeki present perfect, hayvan çalışmalarını şu anda da geçerli kanıtlar olarak sunarken “studies on rats and monkeys” kanıtın kaynağını belirtir ve kapsamını sınırlar. Yan cümle, tartışmanın neden var olduğunu destekler; ancak tek başına insan deneylerinden elde edilmiş sonuçları bildirmez.
Alıştırma
“as studies on rats and monkeys have shown that” ifadesi cümlede hangi işlevi görür?
- Önceki değerlendirmenin kanıta dayalı nedenini verir.
- Tedavinin insanlara ne zaman uygulandığını belirtir.
- Tedavi ile hayvan çalışmalarının benzer olduğunu söyler.
Cevabı göster
Önceki değerlendirmenin kanıta dayalı nedenini verir.
can not only ... but potentially cause: olası sonuçları paralel bağlamak
Can not only ... but potentially cause ... yapısı, iki olası zararlı etkiyi can kipli fiilinin kapsamı altında paralel biçimde bağlar. İlk fiil öbeği destroy the endings of brain cells, ikincisi ise cause permanent brain damage olduğundan iki sonuç dilbilgisel olarak paraleldir. İfade, kesinlik derecesini dikkatle sınırlar. Can her iki etkiyi de olasılık olarak sunar; potentially ise ikinci etkiyi kesin bir sonuç değil, bir risk olarak ayrıca işaretler. But ikinci sonucu tanıtır. Also yaygın olsa da zorunlu değildir; burada but sonrasındaki potentially temkinli anlamı korur.
Alıştırma
Hangi cümle hem not only ... but paralel yapısını hem de ikinci zararın kesin değil olası olduğu anlamını korur?
- The chemical can not only irritate the skin but potentially cause lasting nerve damage.
- The chemical can not only irritate the skin but will cause lasting nerve damage.
- The chemical can not only irritate the skin but potentially causing lasting nerve damage.
Cevabı göster
The chemical can not only irritate the skin but potentially cause lasting nerve damage.
If you haven't already seen it, we have a new video on the science of taste
2:18Henüz izlemediyseniz, tat alma bilimi üzerine yeni bir videomuz var.
where we suffer through a taste challenge to show you just how complex eating food really is. Notlar
2:21Bu videoda, yemek yemenin aslında ne kadar karmaşık olduğunu göstermek için bir tat testinde epey zorlanıyoruz.
suffer through: sonuna kadar katlanmak
Suffer through, tatsız, acı verici, sıkıcı ya da zor bir deneyime bitene kadar katlanmak demektir. Through, yalnızca rahatsızlık yaşama değil, baştan sona devam etme anlamını ekler. Burada konuşmacı mizah yaratmak için tat testinin ne kadar tatsız olduğunu abartır. Aktarılabilir kalıp suffer through + olay, dönem, görev ya da deneyim şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi, tüm tatsız deneyime baştan sona katlanmak anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We ____ a two-hour meeting with no breaks.
Cevabı göster
suffered through
just how complex ... really is: içe gömülü ünlem yan tümcesinde düz cümle dizilişi
show you ifadesinden sonra gelen just how complex eating food really is, gösterilecek şeyin içeriğini veren ve derece bildiren içe gömülü bir yan tümcedir. Burada just how, “ne kadar çarpıcı ya da şaşırtıcı bir ölçüde” anlamına gelir; dolayısıyla konuşan kişi açık uçlu bir soru sormak yerine karmaşıklığın yüksek derecesini vurgular. İçe gömülü yan tümce düz cümle sözcük dizilişini korur: how complex + özne (eating food) + yüklem grubu (really is). Really dereceyi daha da güçlendirir. show you ifadesinden sonra how complex is eating food şeklindeki doğrudan soru dizilişine geçilmemelidir.
Alıştırma
“Ne kadar çarpıcı bir ölçüde” anlamına gelen iki sözcüklü vurgulu ifadeyle cümleyi tamamlayın: The results showed us ____ difficult the exam really was.
Cevabı göster
just how
Click on the screen or use the link in the description to check it out
2:25İzlemek için ekrana tıklayın ya da açıklamadaki bağlantıyı kullanın
and subscribe for more weekly science videos.
2:29ve her hafta yeni bilim videoları için kanalımıza abone olun.