Hitler iktidara nasıl geldi? - Alex Gendler ve Anthony Hazard: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video açıklaması: Video, Hitler’in Birinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın demokratik sistemi içinde nasıl yükseldiğini; ekonomik krizi, önyargıları ve toplumsal korkuyu siyasi desteğe dönüştürdükten sonra demokratik kurumları nasıl ortadan kaldırdığını anlatıyor. Bu yükseliş, kitlesel öfke ve korkuyu yönlendiren liderlere karşı bir uyarı olarak değerlendiriliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. orchestrated one of the largest genocides in human history, — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: Resmî orchestrate fiilinin karmaşık bir olayın veya suçun bilinçli biçimde planlanmasını ve koordine edilmesini anlatırken sorumluluk da yüklediğini; tarih ve haber metinlerinde organize fiilinden daha güçlü bir kontrol anlamı taşıdığını kavrama. 2. these conspiracy theories were born out of fear, anger, and bigotry, not fact. — Söylem, anlatı ve retorik: were born out of..., not... yapısının duygusal veya önyargılı bir kaynağı olgularla karşılaştırarak yanlış bir neden açıklamasını açıkça düzelttiğini fark etme ve kanıt ile peşin hükmü ayırt etme. 3. willing to feed their anger and exploit their fears. — Söylem, anlatı ve retorik: feed anger ve exploit fears ifadelerinin, bir liderin kamusal duyguları siyasi çıkar için etkin biçimde büyütüp kullandığını anlattığını kavrama ve siyasi manipülasyon çözümlemelerinde bu ifadeleri kullanma.
Bu derste
rise to power in a democratic country? Kalıp ifadeler
0:12demokratik bir ülkede iktidara nasıl geldi?
orchestrated one of the largest genocides: bilinçli planlama ve kontrol
Burada orchestrated, planladı, koordine etti ve yönetti anlamına gelir. Müzikte de kullanılan bir fiilin resmî ve mecazi kullanımıdır. Bu sözcük Hitler’i yalnızca olaya katılan biri olarak değil, karmaşık bir suç operasyonunu bilinçli biçimde kontrol eden kişi olarak gösterir. who ile başlayan ilgi cümleciği a tyrant ifadesini niteler ve bu yargının nedenini açıklar. Daha genel olarak orchestrate, bir kişi veya grubun büyük bir eylemin birçok parçasını bir araya getirdiğini ve eylemin sorumluluğunu taşıdığını gösterebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede orchestrated, bir kişinin karmaşık bir suçu planlayıp yönettiğini gösterir?
- Investigators said she attended one meeting about the fraud scheme.
- Investigators said she orchestrated the entire fraud scheme.
- Investigators said she discovered the fraud scheme after it ended.
Cevabı göster
Investigators said she orchestrated the entire fraud scheme.
rise to power: siyasi iktidara yükselmek
rise to power ifadesindeki power, siyasi veya örgütsel kontrol anlamına gelir; ifadenin tamamı ise yetkili bir konuma ulaşmak demektir. Soru, herhangi bir şeyin fiziksel olarak nasıl yükseldiğini değil, Hitler’in hükümetin kontrolünü nasıl ele geçirdiğini sorar. Rise, değişimi yukarı doğru bir yol olarak gösterir: bir kişi, parti veya grup az güce sahipken çok daha fazla güç sahibi olur. İfade, belirli bir göreve başlama anına yol açabilse de kademeli bir süreci de anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede rise to power siyasi kontrolü kazanmak anlamında kullanılmıştır?
- The power output rose after the repair.
- The reform party rose to power after winning the national election.
- The balloon rose above the city.
Cevabı göster
The reform party rose to power after winning the national election.
The story begins at the end of World War I. Anlatım akışı
0:16Hikaye I. Dünya Savaşı'nın sonunda başlıyor.
The story begins: anlatının başlangıcını belirtmek
The story begins bir anlatının başlangıç noktasını belirtir. Buradaki story, gerçek tarihsel olayların anlatılma biçimini ifade eder; olayların kurmaca olduğunu göstermez. Bu ifade dinleyiciyi kronolojik bir açıklamaya yönlendirir. Ardından gelen sözler, olaylar zincirinin nereden anlatılmaya başlanacağını gösterir.
Alıştırma
Bu tarihsel açıklamada The story begins ne işe yarar?
- Olayların kurmaca olduğunu dinleyiciye söyler.
- Tarihsel anlatının nerede başladığını belirtir.
- Herhangi bir arka plan vermeden önce nihai sonucu açıklar.
Cevabı göster
Tarihsel anlatının nerede başladığını belirtir.
With the successful Allied advance in 1918, Dilbilgisi
0:191918'de Müttefiklerin başarılı ilerleyişiyle,
Germany realized the war was unwinnable and signed an armistice ending the fighting. Kelime
0:22Almanya savaşın kazanılamayacağını anladı ve çatışmayı sona erdiren bir ateşkes imzaladı.
With the successful Allied advance in 1918: arka plan kuran With + isim öbeği kalıbı
Cümlenin başındaki With the successful Allied advance in 1918 arka planı veren bir öbektir. Burada With, bir şeyin eşliğinde anlamına gelmez; Almanya'nın ana cümlede anlatılan karara vardığı durumu çerçeveler. With + isim öbeği kalıbı, tam bir ana cümleden önce bağlamı kısa biçimde sunmayı sağlar. Bir nedeni veya değişen bir durumu düşündürebilir; ancak because gibi, ilişkiyi açıkça neden olarak işaretlemez.
Alıştırma
Parantez içindeki sözcükleri kullanarak With + isim öbeği biçiminde bir arka plan ekleyin: ____, the match was postponed. (heavy rain throughout the morning)
Cevabı göster
With heavy rain throughout the morning
signed an armistice: barış antlaşması olmadan çatışmaları durdurmak
Bu cümlede signed an armistice, karşıt tarafların askerî çatışmaları durdurmak üzere yaptığı bir anlaşmayı resmen kabul edip imzalaması anlamına gelir. İfade, fiilî çatışmaların sona ermesine odaklanır. Bir mütareke bütün siyasi veya hukuki meseleleri mutlaka çözmez ve resmen tam bir barış kurmayabilir. Bu nedenle ending the fighting, savaşın bütün sonuçlarının çözüldüğünü söylemeden yalnızca çatışmaların durması şeklindeki doğrudan sonucu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle bir armistice anlaşmasının işlevini en doğru biçimde açıklar?
- An armistice always resolves every political and legal question after a war.
- An armistice is a routine pause during the workday.
- An armistice stops the fighting even if broader peace terms still need to be negotiated.
Cevabı göster
An armistice stops the fighting even if broader peace terms still need to be negotiated.
civil unrest and worker strikes spread across the nation. Kelime
0:31sivil huzursuzluklar ve işçi grevleri tüm ülkeye yayıldı.
As its Imperial government collapsed: gelişen iki olayı birbirine bağlamak
Burada As, bir değişimi aynı dönemde gerçekleşen başka bir değişimin arka planı olarak sunan yan cümleyi başlatır. “Bir şey olurken” veya “bir şey geliştikçe” şeklinde anlaşılabilir; as a doctor ifadesindeki görev bildiren as değildir. Bağlam, hükûmetin çöküşünün huzursuzluğun yayılmasına katkıda bulunduğunu düşündürür; ancak As, because kadar güçlü biçimde doğrudan neden belirtmez. Yeniden kullanılabilecek kalıp As + yan cümle, ana cümle şeklindedir. As ile başlayan yan cümle önce gelirse ana cümleden önce virgül konur.
Alıştırma
Hangi cümlede As, gelişen bir değişimi başka bir değişimin arka planı olarak sunar?
- As the temperature dropped, ice began to form on the lake.
- The box is as heavy as the suitcase.
- She works as an engineer.
Cevabı göster
As the temperature dropped, ice began to form on the lake.
civil unrest and worker strikes: toplumsal istikrarsızlığın iki biçimi
Burada civil unrest, insan gruplarını etkileyen geniş çaplı toplumsal düzensizlik veya istikrarsızlık anlamına gelir ve çoğu zaman protestoları, ayaklanmaları ya da çatışmaları içerir. Bu bağlamdaki unrest, tek bir kişinin gerginliğini değil, toplum ölçeğindeki bir durumu anlatır. Worker strikes, çalışanların örgütlü biçimde işi bırakmasıdır. and ile bağlanan iki isim öbeği, ulusal istikrarsızlığın iki ayrı biçimini belirtir: kamu düzeninin bozulması ve toplu işçi eylemi.
Alıştırma
Hangi cümle civil unrest ve worker strikes ifadelerini doğru toplumsal ve çalışma hayatı anlamlarıyla kullanıyor?
- After a disputed election and wage cuts, the country experienced civil unrest and worker strikes.
- One employee resigned, so the company reported a worker strike.
- Before her interview, Lena described her private nervousness as civil unrest.
Cevabı göster
After a disputed election and wage cuts, the country experienced civil unrest and worker strikes.
major parties joined to suppress the uprisings, Kalıp ifadeler
0:37başlıca partiler ayaklanmaları bastırmak için birleşti
establishing the parliamentary Weimar Republic. Kültür
0:41ve parlamenter Weimar Cumhuriyeti'ni kurdular.
Fearing a Communist Revolution, ...: -ing yan cümlesiyle neden belirtme
Fearing a Communist Revolution, ana eylemin nedenini veren, cümle başındaki bir present participle yan cümlesidir. Yaklaşık olarak because the major parties feared a Communist Revolution anlamına gelir; çekimli fiil içeren ana cümle major parties joined ile başlar. Fearing ifadesinin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan major parties ile aynı olmalıdır. Bu yapı, resmî anlatımda neden bildiren yan cümleyi özneyi tekrarlamadan kısaltmayı sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede ana cümlenin öznesi aynı zamanda korkuyu hisseden tarafı doğru biçimde belirtir?
- Fearing further delays, there was a new plan.
- Fearing further delays, the schedule was changed by the team.
- Fearing further delays, the team changed its plan.
Cevabı göster
Fearing further delays, the team changed its plan.
joined to suppress the uprisings: ortak eylem ve amaç
joined to suppress the uprisings ifadesinde joined doğrudan nesne almaz. Çoğul özne major parties, partilerin bir araya geldiğini veya iş birliği yaptığını gösterir. to-infinitive yapısı amaçlarını belirtir: ayaklanmaları bastırmak için birleştiler. Suppress, çoğu zaman hükümet, polis veya askerî güç kullanarak bir direnişi zorla kontrol altına almak demektir. Resmî siyasi ve tarihî metinlerde suppress an uprising, yalnızca stop it demekten daha güçlü ve zorlayıcıdır.
Alıştırma
Birden fazla kuruluşun ortak bir amaç için birlikte hareket ettiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- After the storm, several charities joined delivering emergency supplies.
- After the storm, several charities joined the emergency supplies to deliver.
- After the storm, several charities joined to deliver emergency supplies.
Cevabı göster
After the storm, several charities joined to deliver emergency supplies.
the parliamentary Weimar Republic: bir yer değil, Alman siyasi sistemi
Weimar Cumhuriyeti, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ve Nazi diktatörlüğünden önce, 1919 ile 1933 yılları arasında Almanya'da var olan cumhuriyetçi siyasi sistemdi. Weimar tarihî adın bir parçasıdır; ifade yalnızca Weimar şehrindeki yerel bir yönetimi anlatmaz. Parliamentary, devletin nasıl örgütlendiğini belirtir: seçilmiş temsilciler ve parlamento yönetimde merkezî konumdaydı. Bu arka plan, ilerideki parlamento, seçimler ve şansölye göndermelerini Nazi öncesi Almanya'nın demokratik sistemi içinde anlamayı sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede the parliamentary Weimar Republic neyi ifade eder?
- Yalnızca Weimar şehrinde var olmuş bir yerel yönetim
- Almanya'nın 1919 ile 1933 arasındaki parlamenter cumhuriyet sistemi
- Parlamenter demokrasinin yerini alan Nazi diktatörlüğü
Cevabı göster
Almanya'nın 1919 ile 1933 arasındaki parlamenter cumhuriyet sistemi
One of the new government's first tasks was implementing the peace treaty imposed by the Allies. Dilbilgisi
0:45Yeni hükümetin ilk görevlerinden biri, Müttefikler tarafından dayatılan barış antlaşmasını uygulamaktı.
One of ... tasks was implementing: bir görev ve içeriği
One of the new government's first tasks ifadesi, antlaşmayı uygulamanın ilk görevlerden oluşan daha geniş bir grubun bir parçası olduğunu belirtir. one of + çoğul sayılabilen isim yapısında isim çoğul olur (tasks), ancak öznenin merkezi one olduğu için fiil tekil biçimde kullanılır: was. Implementing the peace treaty, görevin içeriğini adlandıran bir isim-fiil öbeğidir. Buradaki was implementing devam eden bir eylemi anlatmaz; was, görevi görevin içerdiği faaliyetle bağlar.
Alıştırma
one of + çoğul isim + tekil be + isim-fiil kalıbını tamamlamak için duty ve prepare sözcüklerinin doğru biçimlerini kullanın: One of her main ____ is ____ the weekly report.
Cevabı göster
duties · preparing
imposed by the Allies: kısaltılmış edilgen niteleyici
Imposed by the Allies, the peace treaty ifadesinden sonra gelen bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Edilgen ilgi cümleciğinin kısaltılmış biçimidir: the peace treaty which was imposed by the Allies. Bu öbek, antlaşmayı dayatan tarafı belirtir. Impose, insanların bir kuralı, koşulu, maliyeti veya uzlaşmayı otorite ya da güç yoluyla kabul etmesini sağlamak demektir. Tarafsız propose sözcüğünden daha güçlüdür; bu nedenle antlaşmanın Müttefikler tarafından yalnızca önerildiğini değil, karşı tarafa zorla kabul ettirildiğini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, isimden sonra bir geçmiş zaman ortaç öbeği kullanarak konseyin insanlara bir kuralı zorla uyguladığını söyler?
- The rule proposed by the council is still being discussed.
- The rule imposed by the council angered many residents.
- The council explained the rule to the residents.
Cevabı göster
The rule imposed by the council angered many residents.
In addition to losing over a tenth of its territory and dismantling its army, Kalıp ifadeler
0:51Topraklarının onda birinden fazlasını kaybetmenin ve ordusunu dağıtmanın yanı sıra,
over a tenth of its territory: topraklarının %10'undan fazlası
Bu miktar ifadesinde a tenth, on eşit parçadan biri, yani %10 anlamına gelir. Over bir alt sınır belirlediği için over a tenth tam olarak %10 değil, %10'dan fazla demektir. “Kesir + of + belirleyici + isim” kalıbı bir bütünün belirli bir payını gösterir. Bu bağlamda its, söz konusu toprağın Almanya'ya ait olduğunu belirtir.
Alıştırma
over a tenth of its territory ne anlama gelir?
- Sıralı bir listede onuncu olan toprak.
- Toprakların %10'undan fazlası.
- Toprakların tam olarak %10'u.
Cevabı göster
Toprakların %10'undan fazlası.
Germany had to accept full responsibility for the war and pay reparations, Notlar
0:56Almanya savaşın tüm sorumluluğunu üstlenmek ve tazminat ödemek zorundaydı,
accept full responsibility for: bir şeyin tüm sorumluluğunu üstlenmek
To accept full responsibility for something, bir şeyden tamamen sorumlu olduğunu kabul etmek ve sonuçlarını üstlenmek demektir. Bu cümlede Almanya'nın savaşın bütün sorumluluğunu kabul etmesi gerekiyordu. full sözcüğü, sorumluluğun yalnızca bir bölümünün üstlenildiği anlamını dışlar. Kalıp accept full responsibility for + olay, eylem, karar veya sorun şeklindedir; for sorumluluğun neyle ilgili olduğunu belirtir.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak bu resmî sorumluluk açıklamasını tamamlayın: After the audit, the director agreed to ____ the reporting failure.
Cevabı göster
accept full responsibility for
pay reparations: savaş veya tarihî zararlar için tazminat ödemek
To pay reparations, savaş, baskı veya başka bir büyük ölçekli tarihî haksızlığın yol açtığı ciddi zararlar için kişilere, topluluklara ya da devletlere tazminat ödemek demektir. Burada özellikle Almanya'nın savaş sırasında oluşan zararlar için yapmak zorunda olduğu ödemeleri ifade eder. Reparations bu anlamda normalde çoğul kullanılır ve esas olarak tarihî, siyasi ve hukuki dile aittir. Her türlü ödeme için kullanılan genel bir sözcük değildir.
Alıştırma
Bu cümleyi tamamlayan özel tarih ve siyaset terimini seçin: Under the peace treaty, the defeated state had to pay _____ for wartime destruction.
- a fine
- reparations
- compensation
Cevabı göster
reparations
debilitating its already weakened economy. Dilbilgisi
1:02bu da zaten zayıflamış olan ekonomisini daha da zayıflattı.
In addition to + isim veya isim-fiil
In addition to, ana cümleden önce ek bilgi sunar. Burada toprak kaybı ve ordunun dağıtılması önceden sıralanan gerçeklerdir; ana cümle ise Almanya'nın savaşın sorumluluğunu kabul etmesini ve tazminat ödemesini bunlara ekler. İfade, “……e ek olarak” anlamına gelir; seçenekler arasında tercih bildirmez. Bu ifadede to bir edattır. Bu nedenle ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelebilir. Bu cümlede losing ve dismantling paralel iki isim-fiildir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki hedef ifadeyle tamamlayın: ____ teaching science, Lena coaches the robotics team.
Cevabı göster
In addition to
debilitating its already weakened economy: sonucu bildiren bir -ing yan cümlesi
Debilitating its already weakened economy, hemen önce anlatılan olayın sonucunu bildiren bir şimdiki zaman ortaç yan cümlesidir: söz konusu olay, zaten zayıf olan ekonomiye daha fazla zarar vermiştir. Bu ifade yeni bir özne getirmez; anlamı önceki cümleciğe bağlıdır. Önceki cümleciğe bağlı olduğu için tek başına tam bir cümle ya da bağımsız bir ana fiil değildir. Virgül + -ing kalıbı, haber ve tarih yazılarında “ve bunun sonucunda … ciddi biçimde zayıfladı” düşüncesini daha kısa ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle, önceki olayın sonucunu göstermek için virgül + -ing yan cümlesi kullanıyor?
- The prolonged drought ruined two harvests, debilitating the local economy.
- The local economy was already weak before the prolonged drought.
- The prolonged drought continued while farmers planted new crops.
Cevabı göster
The prolonged drought ruined two harvests, debilitating the local economy.
All this was seen as a humiliation by many nationalists and veterans. Dilbilgisi
1:05Tüm bunlar birçok milliyetçi ve gazi tarafından bir aşağılanma olarak görüldü.
was seen as a humiliation: edilgen yapıyla bir değerlendirmeyi aktarmak
Was seen as a humiliation, see something as something yapısının edilgen biçimidir ve “bir aşağılanma olarak görüldü ya da değerlendirildi” anlamına gelir. Burada seen gerçek anlamda görmeyi değil, bir değerlendirmeyi ifade eder; a humiliation, onura zarar verdiği düşünülen bir şeyi belirtir. Edilgen yapı, değerlendirilen unsur olan All this ifadesini başa getirir. By many nationalists and veterans bu görüşü taşıyan grubu belirtir; dolayısıyla cümle, bu yargıyı herkesçe kabul edilen bir gerçek gibi sunmak yerine o grubun değerlendirmesini aktarır.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “olarak görüldü” anlamına gelen üç sözcüklü edilgen ifadeyle tamamlayın: The sudden cancellation ____ a betrayal by many supporters.
Cevabı göster
was seen as
They wrongly believed the war could have been won Dilbilgisi
1:10Savaşın kazanılabileceğine yanlış bir şekilde inandılar;
if the army hadn't been betrayed by politicians and protesters. Dilbilgisi
1:13eğer ordu politikacılar ve protestocular tarafından ihanete uğramasaydı.
could have been won: gerçekleşmemiş geçmiş olasılık için edilgen modal perfect
Could have been won, could + have + been + geçmiş zaman ortacı yapısındadır. Bu, edilgen bir modal perfect yapısıdır: the war kazanma eylemini yapan değil, bu eyleme maruz kalan ögedir. Burada gerçekleşmemiş bir geçmiş sonuç sunulur. Hayal edilen koşul altında savaşın kazanılmasının mümkün olduğu ileri sürülür, ancak savaş kazanılmamıştır. Cümlede They wrongly believed dendiği için anlatıcı bu inancı aktararak reddeder; tarihsel iddiayı onaylamaz.
Alıştırma
Cümleyi win fiilinin edilgen modal perfect biçimiyle tamamlayın: The match ____ with better defense, but the team lost.
Cevabı göster
could have been won
if the army hadn't been betrayed: geçmişe ilişkin karşı olgusal edilgen koşul
if the army hadn't been betrayed yan cümlesi geçmiş zamanın hikâyesinde edilgen yapı kullanır: if + özne + had not + been + geçmiş zaman ortacı. Orduya yapılan geçmiş bir eylemin gerçekleşmediği durumu hayal eder. could have been won ile birlikte geçmişe ilişkin karşı olgusal bir koşul oluşturur: Gerçekleşmemiş bir geçmiş koşul, hayal edilen geçmiş bir sonuca yol açar. Koşul cümlesinin tamamı They wrongly believed ifadesinin içindedir; bu nedenle inanan kişilerin açıklamasını temsil eder ve gerçekten ihanet yaşandığını kanıtlamaz.
Alıştırma
skip fiilini ve had not ifadesinin kısaltılmış biçimini kullanarak geçmişe ilişkin karşı olgusal edilgen koşulu tamamlayın: If the safety check ____, the fault might have been caught.
Cevabı göster
hadn't been skipped
and his bigotry and paranoid delusions led him to pin the blame on Jews. Deyimler
1:22ve bağnazlığı ile paranoyak sanrıları onu suçu Yahudilere atmaya yöneltti.
lead someone to pin the blame on...: birinin suçu ... üzerine atmasına yol açmak
Pin the blame on someone or a group, sorumluluğu o kişiye veya gruba yüklemek anlamına gelen kalıplaşmış bir mecazdır. Pin burada gerçek anlamıyla kullanılmaz: ifade, suçun seçilen bir hedefe sıkıca iliştirildiği görüntüsünü verir ve çoğu zaman bir günah keçisi yaratmayı veya sorumluluğu başkasına aktarmayı ima eder. led him to pin the blame... içinde lead someone to do something, bir nedenin veya etkinin eylemi ortaya çıkardığını gösterir. Burada bağnazlığının ve sanrılarının onu Yahudileri suçlamaya ittiği anlatılır; Yahudilerin gerçekten sorumlu olduğu söylenmez.
Alıştırma
Yetkililerin sorumluluğu kıdemsiz bir çalışana yüklediğini söylemek için pin the blame on + hedef yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The officials pinned the blame on a junior employee.
- The officials pinned the blame for a junior employee.
- The officials blamed on a junior employee for the failure.
Cevabı göster
The officials pinned the blame on a junior employee.
His words found resonance in a society with many anti-Semitic people. Kalıp ifadeler
1:28Sözleri, birçok antisemitist insanın bulunduğu bir toplumda yankı buldu.
His words found resonance: sözleri karşılık buldu
Find resonance, sözlerin, düşüncelerin veya duyguların insanların zaten hissettiği, inandığı ya da yaşadığı bir şeyle örtüşerek onlarda karşılık bulması demektir. Resonance burada mecazidir; fiziksel bir yankı değildir. His words found resonance in a society... içinde in, mesajın karşılık bulduğu toplumsal ortamı belirtir. Cümle, sözlerin zaten var olan Yahudi karşıtı tutumlara hitap ettiğini söyler; found resonance, sözlerin doğru veya ahlaken kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Politikanın genç seçmenlerin kaygılarıyla bağ kurduğunu doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The policy found resonance to young voters.
- The policy found resonance at young voters.
- The policy found resonance with young voters.
Cevabı göster
The policy found resonance with young voters.
hundreds of thousands of Jews had integrated into German society, Kalıp ifadeler
1:33yüz binlerce Yahudi Alman toplumuna entegre olmuştu,
but many Germans continued to perceive them as outsiders. Kelime
1:37ancak birçok Alman onları yabancı olarak algılamaya devam ediyordu.
had integrated into German society: Alman toplumuna entegre olmuştu
Integrate into + bir grup, topluluk veya toplum, yalnızca orada yaşamak ya da bulunmak değil, daha büyük bütünün katılımcı bir parçası olmak anlamına gelir. Bu cümlede into, German society ifadesini grubun parçası olduğu daha büyük bütün olarak gösterir. Had integrated, past perfect yapısındadır. Entegrasyonu, birçok Almanın grubu dışarıdan kişiler olarak görmeye devam ettiği sonraki geçmiş durumdan daha önceye yerleştirir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi integrate into ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several months, the new volunteers ____ the neighborhood association.
Cevabı göster
integrated into
continued to perceive them as outsiders: onları dışarıdan kişiler olarak görmeye devam etti
perceive + nesne + as + kimlik veya nitelik yapısı, nesneyi o kimlikte ya da nitelikte anlamak veya değerlendirmek demektir. continued to, bu görüşün sona ermek yerine zaman içinde sürdüğünü gösterir. Buradaki outsiders, toplumun tam üyeleri olarak görülmeyen kişileri ifade eder. Fiziksel olarak dışarıda bulunmayı değil, toplumsal aidiyeti anlatır.
Alıştırma
Cümleyi continued to perceive + nesne + as yapısıyla tamamlayın: Although the new employees worked closely with everyone for months, some colleagues ____ them ____ outsiders.
Cevabı göster
continued to perceive · as
Jewish success led to ungrounded accusations of subversion and war profiteering. Notlar
1:43Yahudilerin başarısı, asılsız yıkıcılık ve savaş fırsatçılığı suçlamalarına yol açtı.
ungrounded accusations: dayanaksız suçlamalar
Bu cümlede ungrounded accusations, güvenilir gerçeklere, gerekçelere veya kanıtlara dayanmayan suçlamalar anlamına gelir. Ungrounded, accusations sözcüğünü niteler; ground burada fiziksel zemin veya elektriksel topraklama değil, mecazi olarak «dayanak ya da temel» anlamındadır. Bu ifade, anlatıcının söz konusu suçlamaların kanıtlanmış gerçekler olarak kabul edilmemesi gerektiği yönündeki değerlendirmesini de gösterir. Ungrounded sözcüğünün aynı soyut anlamı, yeterli desteği olmayan claims, fears veya assumptions için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede ungrounded accusations, kanıtlarla desteklenmeyen suçlamalar anlamında kullanılmıştır?
- The article repeated ungrounded accusations without citing any evidence.
- The electricians repaired the ungrounded wire before restoring power.
- The report listed accusations supported by verified records.
Cevabı göster
The article repeated ungrounded accusations without citing any evidence.
subversion and war profiteering: iki ağır siyasi suçlama
Subversion, yerleşik bir hükümeti, siyasi sistemi veya otoriteyi kasıtlı olarak zayıflatma ya da devirme çabaları anlamına gelir. War profiteering ise kıtlık, acil talep veya ayrıcalıklı sözleşmeler gibi savaş koşullarını kullanarak uygunsuz ya da aşırı kazanç elde etmektir. Bu cümlede iki ifade, insanların neyle suçlandığını belirtir. Bunlar anlatıcının onayladığı gerçekler değil, aktarılan suçlamalardır; ungrounded, bu suçlamaların dayanaksız olduğunu gösterir. Her iki terim de güçlü siyasi ve ahlaki kınama içerir.
Alıştırma
Hangi açıklama subversion and war profiteering ifadesine en uygundur?
- yerleşik siyasi düzeni zayıflatma çabaları ve savaş koşullarından elde edilen uygunsuz kazanç
- bir devleti saldırıya karşı savunmak ve savaş dönemi yardım çalışmalarına bağış yapmak
- bir politikayı barışçıl biçimde eleştirmek ve savaş sırasında normal maaş almak
Cevabı göster
yerleşik siyasi düzeni zayıflatma çabaları ve savaş koşullarından elde edilen uygunsuz kazanç
It cannot be stressed enough that ...: ne kadar vurgulansa azdır
It cannot be stressed enough that ... kalıbı, that sonrasındaki ifadenin ne kadar vurgulansa da aşırı olmayacak kadar önemli olduğunu belirtir. Yapıda cannot bulunsa da anlamı “vurgulanmamalı” değildir; çok güçlü bir vurgu oluşturur. Biçimsel özne It edilgen yapıyı başlatır, that yan cümlesi ise asıl düşüncenin tamamını taşır. Bu kalıp, dinleyicinin devamındaki ifadeyi temel bir ilke, uyarı veya önemli bir düzeltme olarak görmesi gerektiğini bildirir.
Alıştırma
Çok güçlü vurgu yapmak için cümleyi hedef ifadeyle eksiksiz tamamlayın: ____ every lab result must be checked twice.
Cevabı göster
It cannot be stressed enough that
were born out of ..., not ...: Y'den değil, X'ten doğmak
were born out of fear, anger, and bigotry bölümünde, mecazlı be born out of kalıbı bir düşüncenin veya olgunun kaynağını belirtir. Özne ortaya çıkan sonuçtur; out of sonrasındaki ifade ise bu sonucu neyin ürettiğini söyler. Sondaki not fact, eksiltili bir X, not Y karşıtlığı oluşturur: fact, fear, anger, and bigotry ile aynı kaynak konumundadır. Cümle önce ileri sürülen kaynağı verir, sonra başka bir olası kaynağı reddeder; bu nedenle not fact bağımsız bir ek yorum değildir.
Alıştırma
Cümleyi “X'ten kaynaklanmak, Y'den değil” anlamındaki hedef yapıyla eksiksiz tamamlayın: The committee's decision was ____ urgency, ____ careful planning.
Cevabı göster
born out of · not
Nonetheless: beklentinin tersindeki sonucu bağlamak
Nonetheless, “az önce söylenen doğru olsa da” anlamını taşıyan ödünleyici bir bağlayıcıdır. Burada önceki nokta, bu iddiaların işe yaramayacağı beklentisini doğurur; ancak cümle, Hitler’in bunlarla yine de başarıya ulaştığını söyler. Savı “önceki olgu doğrudur; buna rağmen beklentinin tersindeki bu sonuç gerçekleşmiştir” biçiminde düzenler. Zamanda bir sonraki olayı göstermez.
Alıştırma
Hangi seçenek, bir engele rağmen sonucun gerçekleştiğini nonetheless ile gösterir?
- The road was icy. Then, the snow began.
- The road was icy. Nonetheless, the buses kept running.
- The road was icy. Therefore, drivers needed to slow down.
Cevabı göster
The road was icy. Nonetheless, the buses kept running.
When he joined a small nationalist political party,
2:02Küçük bir milliyetçi siyasi partiye katıldığında,
his manipulative public speaking launched him into its leadership Deyimler
2:05manipülatif topluluk önünde konuşma becerisi onu partinin liderliğine taşıdı
launch someone into leadership: birini hızla lider konumuna taşımak
launch someone into + bir konum veya durum yapısında launch mecazidir: bir güç veya olay, birini hızlı ve güçlü biçimde yeni bir statüye taşır. Bu cümlede his manipulative public speaking neden, him hareket ettirilen kişi, into its leadership ise ulaşılan konumdur. Fiil, ani bir ivme duygusu katar. Burada leadership, kişinin liderlik becerisini değil, partinin lider kadrosunu veya bu kadro içindeki bir yeri ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi launch fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: Her first major role ____ her into international fame.
Cevabı göster
launched
and drew increasingly larger crowds. Kalıp ifadeler
2:09ve giderek daha büyük kalabalıkları kendine çekti.
draw increasingly larger crowds: giderek daha büyük kalabalıklar çekmek
Bu cümlede drew, draw fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve draw crowds insan gruplarını çekmek anlamına gelir. Resim çizmek anlamına gelmez. Increasingly larger crowds bir değişim eğilimini gösterir: katılan insan grupları zamanla daha büyük hâle gelmiştir. İfade, yalnızca tek bir büyük kalabalığı değil, izleyici sayısındaki sürekli artışı vurgular.
Alıştırma
Katılımın artmaya devam ettiğini anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: As word spread, the free lectures ____.
Cevabı göster
drew increasingly larger crowds
Combining anti-Semitism with populist resentment, Dilbilgisi
2:13Antisemitizmi popülist kızgınlıkla birleştiren
the Nazis denounced both Communism and Capitalism Kalıp ifadeler
2:16Naziler, hem Komünizmi hem de Kapitalizmi
as international Jewish conspiracies to destroy Germany.
2:19Almanya'yı yok etmeye yönelik uluslararası Yahudi komploları olarak kınadılar.
Combining X with Y, + ana cümle
Combining X with Y, cümlenin başında kullanılan bir present participle öbeğidir. Ana cümledeki eylemin yöntemini veya arkasındaki stratejik bileşimi gösterir; tek başına tam bir cümle değildir. Burada Nazilerin kınaması, antisemitizm ile popülist öfkeden oluşturulmuş propaganda olarak çerçevelenir. combining eyleminin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olmalıdır. Bu cümlede the Nazis iki eylemi de yapar: fikirleri birleştirir ve sistemleri kınar. Bu ortak özne kalıbı yöntem, üslup ve strateji analizlerine aktarılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede girişteki Combining... öbeğinin açık ve doğru bir örtük öznesi vardır?
- Combining survey data with interviews, a clear pattern became easier to see.
- Combining survey data with interviews, the final report was published on Friday.
- Combining survey data with interviews, the researchers identified a clear pattern.
Cevabı göster
Combining survey data with interviews, the researchers identified a clear pattern.
denounce both X and Y as Z: X ve Y'yi kamuoyu önünde Z olarak kınamak
Denounce X as Y, X'i Y olarak niteleyip kamuoyu önünde güçlü biçimde kınamak demektir. Burada both Communism and Capitalism, denounced fiilinin iki nesnesidir; as ise ikisine birden verilen olumsuz etiketi tanıtır. As sonrasındaki ifade, Nazi propagandasında öne sürülen bir iddiayı aktarır. Dil bilgisi bu etiketi Nazilere atfeder; antisemitik komplo iddiasını gerçek olarak sunmaz.
Alıştırma
Denounce X as Y kalıbını doğru kullanan cümleyi seçin.
- The council denounced the plan as dangerous.
- The council denounced as the plan dangerous.
- The council denounced the plan for dangerous.
Cevabı göster
The council denounced the plan as dangerous.
After they made an unsuccessful attempt at overthrowing the government, Kalıp ifadeler
2:27Hükümeti devirmeye yönelik başarısız bir girişimde bulunduktan sonra,
the party was banned and Hitler jailed for treason. Kelime
2:31parti yasaklandı ve Hitler vatana ihanetten hapse atıldı.
make an unsuccessful attempt at doing something: bir şeyi yapmayı deneyip başarısız olmak
Make an attempt at doing something, bir şeyi yapmaya çalışmak demektir. At bir edattır; bu nedenle ardından -ing biçimi gelir: at overthrowing doğrudur, at overthrow değildir. Unsuccessful, attempt sözcüğünü niteler ve girişimin başarısız olduğunu belirtir. İsme dayalı bu yapı daha resmîdir ve girişimi bir olay olarak öne çıkarır; bu yüzden tarih ve haber metinlerinde yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için at ve recover fiilinin -ing biçimini kullanın: The team made an unsuccessful attempt ____ the damaged file, but the backup was missing.
Cevabı göster
at recovering
for treason: hapis cezasının yasal nedenini belirtme
jailed for treason ifadesinde for, hapse atılmanın yasal nedenini belirtir. Treason, savaş sırasında düşman bir devlete yardım etmek gibi kişinin kendi ülkesine karşı işlediği ağır bir suçtur. Bir arkadaşa ihanet etmeyi veya birinin güvenini boşa çıkarmayı genel olarak anlatan sözcük değildir. Burada yalnızca sadakatsiz bir davranışı değil, yasal ve siyasi nitelikte resmî bir suçu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede treason olağan yasal ve siyasi anlamıyla kullanılmıştır?
- Maya called it treason when her friend forgot her birthday.
- The official was charged with treason for secretly helping an enemy state.
- The customer committed treason by returning a broken phone.
Cevabı göster
The official was charged with treason for secretly helping an enemy state.
But upon his release about a year later, Kalıp ifadeler
2:35Ancak yaklaşık bir yıl sonra serbest bırakıldığında,
But upon his release: resmî bir zaman bağlantısı
Burada But, önceki anlatımla bir karşıtlık kurar. Upon his release, eylemin gerçekleştiği zamanı belirtir ve when he was released ya da just after he was released anlamına gelir. Immediately sözcüğü, sonraki eylemin neredeyse hiç gecikmeden gerçekleştiğini açıkça gösterir. upon + iyelik + olay adı yapısı bir zaman cümleciğini kısaltır: upon her arrival, when she arrived anlamına gelir. Upon çoğu zaman sonraki olayın hemen ardından gerçekleştiğini düşündürür, ancak tek başına her zaman immediately anlamına gelmez.
Alıştırma
when she arrived anlamını vermek için resmî upon + iyelik + olay adı yapısını kullanın: ____, the director went straight to the meeting.
Cevabı göster
Upon her arrival
It led to American banks withdrawing their loans from Germany Dilbilgisi
2:45Amerikan bankalarının Almanya'dan kredilerini çekmesine yol açtı
and the already struggling German economy collapsed overnight. Kalıp ifadeler
2:49ve zaten zor durumda olan Alman ekonomisi bir gecede çöktü.
lead to + someone/something + V-ing: nedenin ortaya çıkardığı sonucu anlatmak
Lead to, bir şeye neden olmak veya bir sonuç doğurmak anlamına gelir. Örnekte It önceki olaya gönderme yapar; American banks withdrawing their loans ise bu olayın ardından ortaya çıkan sonucu ifade eder. Lead to içindeki to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim öbeği veya V-ing yapılı bir yan cümle gelebilir. Burada American banks, withdrawing eylemini yapanı belirtir. Bir nedenin ortaya çıkardığı olayı adlandırmak için lead to + someone/something + V-ing kalıbını kullanın.
Alıştırma
Cümleyi reduce fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The water shortage led to several factories ____ production.
Cevabı göster
reducing
collapsed overnight: ani ve her zaman gerçek anlamda bir gecelik olmayan çöküş
Collapsed, yalnızca zayıflamak değil, ani ve ciddi bir işleyiş kaybı yaşamak anlamına gelir. Burada, zaten zor bir dönemden geçen Alman ekonomisinin normal şekilde işleme yeteneğini kaybetmesini anlatır. Overnight sözcüğü kelime anlamıyla bir gece içinde demektir; ancak bu tür tarih veya haber anlatımlarında çoğu zaman mecazidir ve çöküşün son derece hızlı göründüğünü belirtir. İfade, tam olarak bir gecelik süreyi değil, hızı ve dramatik etkiyi vurgular.
Alıştırma
Örnekteki collapsed overnight ifadesinin anlamını en iyi hangi yorum açıklar?
- Ekonomi uzun yıllar boyunca kademeli olarak zayıfladı.
- Ekonomi çok aniden çöktü, ancak bu mutlaka kelimenin tam anlamıyla tek bir gecede gerçekleştiği anlamına gelmez.
- Ekonomi her gece kapanıp ertesi sabah yeniden açılıyordu.
Cevabı göster
Ekonomi çok aniden çöktü, ancak bu mutlaka kelimenin tam anlamıyla tek bir gecede gerçekleştiği anlamına gelmez.
Hitler took advantage of the people's anger, Kalıp ifadeler
2:54Hitler halkın öfkesinden yararlandı,
convenient scapegoats: haksızca suçlanması kolay hedefler
Scapegoat, kendisinin neden olmadığı ya da tek başına neden olmadığı bir sorun için suç yüklenen kişi veya gruptur. Burada convenient, suçlayan kişinin amacına uygun anlamındadır: işaret edilmesi ve başkalarının da onu suçlamaya ikna edilmesi kolaydır; olumlu anlamda kullanışlı demek değildir. Convenient scapegoats bir bütün olarak, karmaşık bir sorunu basit bir hedefe indirgeyen ve öfkeyi bu hedefe yönelten bir suçlama taktiğini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede scapegoat doğru kullanılmıştır?
- Although senior managers caused the failure, they made an intern the scapegoat.
- The investigator called the person who planned the fraud a scapegoat because he was fully responsible.
- The team chose a scapegoat to receive an award for everyone's success.
Cevabı göster
Although senior managers caused the failure, they made an intern the scapegoat.
and a promise to restore Germany's former greatness. Anlatım akışı
2:58ve Almanya'nın eski büyüklüğünü geri getirme sözü verdi.
take advantage of: bir hedef için durumdan yararlanmak
Take advantage of, bir hedefe ulaşmak için bir durumdan, kaynaktan veya kişiden bilinçli olarak yararlanmak anlamına gelir. Buradaki nesne the people's anger ifadesidir: Hitler bu öfkeyi siyasi destek kazanmak için kullandı. İfadenin olumlu ya da olumsuz tonu nesneye ve bağlama bağlıdır. Bir fırsattan yararlanmak nötr veya olumlu olabilirken insanların korkusunu, güvenini, zayıflığını ya da zor durumunu kullanmak genellikle manipülasyon veya haksızlık ima eder.
Alıştırma
Hangi cümlede take advantage of örnektekiyle aynı olumsuz anlamda kullanılmıştır?
- We took advantage of the discount and bought two tickets.
- The charity took advantage of the warm weather to hold an outdoor event.
- The candidate took advantage of public fear to win votes.
Cevabı göster
The candidate took advantage of public fear to win votes.
promise to restore Germany's former greatness: nostaljiyi geleceğe yönelik bir hedefe dönüştürmek
promise to restore X's former greatness ifadesi, geçmişin seçilerek oluşturulmuş bir görüntüsünü gelecek için hedefe dönüştürür. Restore, değerli görülen bir durumun bir zamanlar var olduğunu, kaybedildiğini ve yeniden geri getirilebileceğini düşündürür. Siyasi söylemde former greatness, geçmişin her yönünü nesnel olarak ölçen bir ifade değil, duygusal açıdan güçlü ama belirsiz bir etikettir. Bu söylem, mesajı bugünkü gerileme ve gelecekteki toparlanma ekseninde düzenler; vaadi çekici kılmak için nostaljiden yararlanır.
Alıştırma
Bu cümlede promise to restore Germany's former greatness ifadesinin temel retorik işlevi nedir?
- Geçmişi reddedip onunla hiçbir ilgisi olmayan bir gelecek yaratmayı vadeder.
- İdealize edilmiş bir geçmişi ülkenin yeniden kazanması gereken bir durum olarak sunar.
- Geçmişin her yönünün daha iyi olduğunu nesnel bir ölçümle kanıtlar.
Cevabı göster
İdealize edilmiş bir geçmişi ülkenin yeniden kazanması gereken bir durum olarak sunar.
Mainstream parties proved unable to handle the crisis, Dilbilgisi
3:02Ana akım partilerin krizi yönetemediği kanıtlandı,
proved unable to: sonuçların yetersizliği ortaya çıkarması
proved unable to + fiil yapısında prove, “sonuçta öyle olduğu ortaya çıkmak” anlamına gelen bir bağ fiilidir. Unable bir sıfattır; to ile başlayan mastar ise yapılamayan eylemi belirtir. Burada olaylar, ana akım partilerin krizi yönetemediğini göstermiştir; partilerin başkalarına kasıtlı olarak bir şey kanıtladığı anlamına gelmez. Bu yapı, yetersizliği yaşananların desteklediği bir değerlendirme olarak sunduğu için tarih anlatılarında, haberlerde ve resmî analizlerde yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi “sonuçlar onun yapamadığını gösterdi” anlamındaki üç sözcüklü yapıyla tamamlayın: After several failed tests, the device ____ operate safely.
Cevabı göster
proved unable to
while left-wing opposition was too fragmented by internal squabbles. Kelime
3:06solcu muhalefet ise iç çekişmeler nedeniyle çok parçalanmıştı.
too fragmented by internal squabbles: küçük iç çekişmelerin yol açtığı aşırı bölünme
Bu cümlede too fragmented, muhalefetin birbiriyle iyi koordine olamayan çok sayıda parçaya ayrıldığı ve bu yüzden etkili, birleşik bir güç olarak hareket edemediği anlamına gelir. too + sıfat kalıbı, bir özelliğin sorun yaratacak kadar yüksek derecede olduğunu gösterir. By internal squabbles, parçalanmanın nedenini verir. A squabble küçük ve önemsiz görülen bir tartışmadır; bu nedenle çoğul squabbles, tekrarlanan iç çekişmeleri ve ciddi, yapıcı bir tartışmadan farklı olarak eleştirel ya da küçümseyici bir tutumu ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle too fragmented by internal squabbles ifadesini en iyi şekilde yeniden anlatır?
- The group was split into departments to make its work more efficient.
- The group was so divided by petty internal arguments that it could not act effectively.
- The group held a serious internal debate and reached a united decision.
Cevabı göster
The group was so divided by petty internal arguments that it could not act effectively.
some of the frustrated public flocked to the Nazis, Deyimler
3:11hayal kırıklığına uğramış halkın bir kısmı Nazilere akın etti,
flocked to the Nazis: büyük bir grubun siyasi desteğe yönelmesi
Flocked to, çok sayıda insanın aynı hedefe, seçeneğe veya gruba hızla ve topluca yönelmesi anlamına gelir. İfade, kuşların sürü hâlinde toplanması görüntüsünden gelir; ancak insanlar için kullanıldığında mecazidir. Burada to the Nazis yalnızca fiziksel bir yeri değil, siyasi bir hareketi belirtir. Cümle, hayal kırıklığına uğramış halkın kayda değer bir bölümünün Nazilere yönelip onları desteklediğini anlatır; flocked, değişimin büyüklüğünü ve ortak yönünü vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede flocked to, büyük bir grubun aynı hedefe yönelmesini doğal biçimde anlatır?
- The chef flocked the meal to the table.
- After the review appeared, one diner flocked to the restaurant by himself.
- After the review appeared, diners flocked to the small restaurant.
Cevabı göster
After the review appeared, diners flocked to the small restaurant.
increasing their parliamentary votes from under 3% to over 18% in just 2 years. Kalıp ifadeler
3:15parlamentodaki oylarını sadece 2 yıl içinde %3'ün altından %18'in üzerine çıkardılar.
And so: önceki nedenin sonucunu sunmak
Cümlenin başındaki And so, yeni olayı az önce açıklanan duruma bağlar ve onu bir sonuç olarak sunar: daha önceki koşullar nedeniyle hayal kırıklığına uğramış bazı insanlar Nazilere yönelmiştir. and anlatının ilerlemesini sağlar, so ise neden-sonuç ilişkisini işaretler. Burada ifade, tarihi neden → sonuç biçiminde düzenler; yalnızca bir dolgu sözü değildir ve sadece bir olayın daha sonra gerçekleştiğini göstermez.
Alıştırma
Örnekte And so neyi gösteriyor?
- Konuşan kişi ilgisiz bir konuya geçiyor.
- Konuşan kişi yalnızca bir duraklamayı dolduruyor.
- Bir sonraki olay, önceki durumun sonucu olarak sunuluyor.
Cevabı göster
Bir sonraki olay, önceki durumun sonucu olarak sunuluyor.
from under 3% to over 18%: sayısal bir değişimi belirtmek
From A to B, bir değişimin başlangıç ve bitiş noktalarını gösterir. Burada under 3%, başlangıç değerinin %3'ten düşük olduğunu; over 18% ise son değerin %18'den yüksek olduğunu belirtir. Under ve over burada mekânsal değil, sayısal karşılaştırmalardır. Kesin rakamlar yerine sınırlar verirler; dolayısıyla cümle oy oranının başlangıçta tam %3, sonda da tam %18 olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Başlangıç değerinin %40'ın altında ve son değerin %65'in üzerinde olduğunu gösteren iki parçayla raporu tamamlayın: Approval rose ____ 40% ____ 65%.
Cevabı göster
from under · to over
losing the election to decorated war hero General von Hindenburg. Kelime
3:25ancak seçimi madalyalı savaş kahramanı General von Hindenburg'a kaybetti.
run for president: cumhurbaşkanlığına aday olmak
Bu cümlede ran for president, cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olarak katılmak anlamına gelir. Ran, run fiilinin geçmiş zaman biçimidir; burada fiziksel olarak koşmak anlamına gelmez. Kalıp run for + seçimle gelinen makam şeklindedir: run for president, run for mayor veya run for office. İngilizcede belirli makam adı genellikle artikelsiz kullanılır. Bu ifade yalnızca kişinin aday olduğunu söyler; seçimi kazandığını göstermez.
Alıştırma
Cümleyi run for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After ten years on the city council, Elena ____ mayor.
Cevabı göster
ran for
decorated war hero: madalyalı savaş kahramanı
Burada decorated, askerî hizmet veya cesaret nedeniyle resmî olarak madalya ya da başka nişanlar verilmiş olmak anlamına gelir. Bu nedenle decorated war hero, başarıları resmen takdir edilmiş bir savaş kahramanıdır. Bu sıfat kişinin aldığı nişanları anlatır; kişinin görsel süslerle kaplandığı anlamına gelmez. Askerleri, subayları, gazileri ve benzer kişileri nitelerken bağlam çoğu zaman ödül ve nişanlarla ilgili bu anlamı gösterir.
Alıştırma
Decorated sözcüğü hangi cümlede bir kişinin resmî olarak madalya veya nişan aldığını ifade eder?
- The decorated pilot wore the medals she had received for bravery.
- The decorated hall was filled with flowers.
- Jordan decorated the cake with icing.
Cevabı göster
The decorated pilot wore the medals she had received for bravery.
Hitler had demonstrated the extent of his support. Kalıp ifadeler
3:32Hitler desteğinin boyutunu göstermişti.
But with 36% of the vote: sonucu verilerle yeniden değerlendirmek
But with 36% of the vote ifadesinde But, daha önce belirtilen seçimi kaybetme gerçeğiyle karşıtlık kurar; with ise bu yenilgiyi değerlendirmeye yarayan bir durum olarak oy oranını sunar. Buradaki with, “birlikte” değil, “sahip olarak veya elde ederek” anlamındadır. Başlangıçtaki bu ifade, okuyucuyu yalnızca kazanma-kaybetme sonucuna bakmanın ötesine yönlendirir. İstatistik, ana cümlede desteğinin genişliğini değerlendirmek için bir dayanak sağlar; dolayısıyla bir yenilgi yine de siyasi gücü ortaya çıkarabilir.
Alıştırma
Cümlenin başındaki But with 36% of the vote ifadesi ne işlev görür?
- Hitler'in seçmenlerin %36'sıyla birlikte oy vermeye gittiğini söyler.
- Oyların %36'sını almanın seçimi kazanmak anlamına geldiğini kanıtlar.
- Yenilgiyi, desteğin yine de önemli düzeyde olduğunu gösteren kanıtla karşılaştırır.
Cevabı göster
Yenilgiyi, desteğin yine de önemli düzeyde olduğunu gösteren kanıtla karşılaştırır.
demonstrated the extent of his support: desteğin boyutunu göstermek
demonstrate the extent of something yapısında demonstrate “kanıt yoluyla göstermek”, extent ise bir şeyin derecesi, boyutu veya kapsamı anlamına gelir. Burada seçim sonucu, destek tabanının ne kadar büyük olduğunu gösteriyordu. Bu ifade “ne kadar?” veya “ne ölçüde?” sorularını yanıtlar. İnsanların hangi belirli görüşleri ya da politikaları desteklediğini anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, kanıtların halk desteğinin ne kadar geniş olduğunu ortaya koyduğu anlamına gelir?
- The turnout demonstrated the extent of public support for the proposal.
- The report described why people supported the proposal.
- The organizers demonstrated their support for the proposal by attending.
Cevabı göster
The turnout demonstrated the extent of public support for the proposal.
advisers and business leaders convinced Hindenburg to appoint Hitler as Chancellor, Dilbilgisi
3:37danışmanlar ve iş dünyası liderleri Hindenburg'u Hitler'i Şansölye olarak atamaya ikna ettiler,
convince someone to appoint someone as a role: birini başka bir kişiyi göreve atamaya ikna etmek
Cümle iki fiil kalıbını birbirine bağlar: convince + person + to + base verb, bir kişiyi harekete geçmeye ikna etmek; appoint + person + as + role ise bir kişiyi resmî olarak bir göreve seçmek anlamına gelir. Burada danışmanlar ve iş dünyasının liderleri ikna eder, Hindenburg atamayı yapar, Hitler atanır ve Chancellor atama sonucunda aldığı makamdır. as sözcüğü bu makamı belirtir; “bir şansölye gibi” anlamına gelmez.
Alıştırma
Komitenin belediye başkanını Lina'yı şehrin yeni danışmanı olarak resmen atamaya ikna ettiğini doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The committee appointed the mayor as Lina's new adviser.
- The committee convinced Lina to appoint the mayor as the city's new adviser.
- The committee convinced the mayor to appoint Lina as the city's new adviser.
Cevabı göster
The committee convinced the mayor to appoint Lina as the city's new adviser.
hoping to channel his popularity for their own goals. Deyimler
3:42onun popülaritesini kendi hedefleri için yönlendirmeyi umuyorlardı.
channel his popularity for their own goals: onun popülerliğini kendi amaçlarına yönlendirmek
Burada channel fiili mecaz anlamda kullanılır: bir kaynağı veya gücü bilinçli biçimde belirli bir sonuca yönlendirmek demektir. His popularity ifadesinde onun popülerliği, yönlendirilebilen ve kullanılabilen bir etki olarak görülür. For their own goals, amaçlanan yararın kendilerine ait olduğunu gösterir. Siyasi yorumlarda bu ifade, yalnızca hayranlık veya iş birliği yerine stratejik bir kişisel çıkar ima edebilir.
Alıştırma
channel fiilini soyut bir kaynağı bilinçli biçimde bir hedefe yönlendirmek anlamında kullanan cümle hangisidir?
- The organizers channeled public excitement into support for the new library.
- The organizers changed the television channel during the library report.
- The organizers measured how popular the library had become.
Cevabı göster
The organizers channeled public excitement into support for the new library.
Though the Chancellor was only the administrative head of Parliament, Notlar
3:46Şansölye, Parlamentonun sadece idari başkanı olmasına rağmen,
administrative head of Parliament: kurumsal yönetimde bir rol
administrative head of Parliament ifadesi, Parlamentonun idari işlerinden resmen sorumlu kişiyi belirtir. Burada head bir vücut bölümünü değil, sorumlu kişiyi ifade eder. Administrative, sorumluluğun türünü yönetim, prosedürler ve kurumun günlük işleyişiyle sınırlar. Bu cümlede only, bu resmî rolü sınırlı gösterir; ifade tek başına sınırsız siyasi güç anlamına gelmez.
Alıştırma
Lena bir müzenin administrative head görevindeyse hangi ifade bu kavrama en uygun açıklamadır?
- Müze binasının en yüksek noktasıdır.
- Ülkedeki bütün kültür politikalarını otomatik olarak kontrol eder.
- Müzenin günlük idari işlerini yönetir.
Cevabı göster
Müzenin günlük idari işlerini yönetir.
Hitler steadily expanded the power of his position. Kalıp ifadeler
3:50Hitler konumunun gücünü sürekli olarak genişletti.
Though + yan cümle: ana fikirden önce bir sınırı kabul etmek
Though, ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır. Önce farklı bir sonuç bekletebilecek bir gerçeği kabul eder: Şansölyenin resmî rolü Parlamentonun idari başı olmakla sınırlıydı. Virgülden sonraki ana cümle temel iddiayı taşır: Buna rağmen Hitler makamın yetkilerini giderek genişletti. Bu yapı, önce görünürdeki bir sınırı verip ardından onunla çelişen gerçeği vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede Though ödünleme bildiren bir yan cümleyi doğru biçimde başlatır?
- Despite the budget was limited, the team completed the project.
- Though the budget was limited, the team completed the project.
- Though the limited budget, the team completed the project.
Cevabı göster
Though the budget was limited, the team completed the project.
steadily expanded the power of his position: makamının yetkilerini istikrarlı biçimde genişletti
Burada steadily expanded, gücün tek seferde ve aniden değil, zaman içinde sürekli ve aşamalı olarak arttığını anlatır. Steadily yüksek hızı değil, ilerlemenin istikrarlı oluşunu vurgular. The power of his position, bulunduğu makama bağlı yetkiler anlamına gelir. İfade bir bütün olarak, bu makamın ona yapma imkânı verdiği şeylerin sürekli artmasını anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle genişlemeyi hızlı veya ani bir değişim olarak değil, zaman içinde devam eden bir süreç olarak sunar?
- The library rapidly expanded its services in a single week.
- Over ten years, the library steadily expanded its services.
- The library replaced all its services overnight.
Cevabı göster
Over ten years, the library steadily expanded its services.
While his supporters formed paramilitary groups and fought protesters in the streets, Kelime
3:54Destekçileri paramiliter gruplar kurup sokaklarda protestocularla çatışırken,
paramilitary groups: paramiliter gruplar
Paramilitary groups, askerî bir güce benzer biçimde faaliyet gösteren ancak bir ülkenin düzenli silahlı kuvvetlerinin parçası olmayan örgütlerdir. Rütbeler, üniformalar, eğitim, silahlar veya disiplinli bir komuta düzeni kullanabilirler; ancak özellikler gruptan gruba değişir. Burada para- ön eki, düzenli ordunun yanında bulunan veya ona benzeyen bir şeyi gösterir. Bu cümlede terim, sokaktaki şiddetin askerî bir tarzda örgütlendiğini anlatır; bunların resmî ordu birlikleri olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi tanım paramilitary group ifadesine en iyi uyar?
- Halka açık bir etkinlik için toplanan herhangi bir barışçıl kalabalık
- Mutlaka ülkenin düzenli ordusuna bağlı olan resmî bir birlik
- Düzenli silahlı kuvvetlerin dışında bulunan ve askerî tarzda örgütlenip eğitilen bir grup
Cevabı göster
Düzenli silahlı kuvvetlerin dışında bulunan ve askerî tarzda örgütlenip eğitilen bir grup
Hitler raised fears of a Communist uprising Kalıp ifadeler
3:59Hitler Komünist bir ayaklanma korkusu yarattı
and argued that only he could restore law and order. Anlatım akışı
4:02ve kanun ve nizamı yalnızca kendisinin sağlayabileceğini savundu.
raised fears of: olası bir tehdit hakkında kaygıya yol açmak
“Raise fears of + isim veya -ing biçimi”, bir şeyin olabileceğine dair kaygıya yol açmak ya da bu kaygıyı artırmak demektir. Buradaki raised mecazidir; bir şeyi fiziksel olarak kaldırmak anlamına gelmez. Bu cümlede bir siyasi aktör, olası bir ayaklanmayı tehdit gibi gösterdikten sonra kendi iddiasını çözüm olarak sunuyor. İfade burada kasıtlı olarak korku oluşturmayı anlatabilir; ancak tek başına, bir olayın kaygıya yol açtığını tarafsız biçimde bildirmek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir politikanın insanları gelecekteki kıtlıklar konusunda kaygılandırdığını söylüyor?
- The new policy raised fears of future shortages.
- Officials expressed fears about the new policy.
- The new policy eased fears of future shortages.
Cevabı göster
The new policy raised fears of future shortages.
only he could restore law and order: tek bir kişiyi yegâne çözüm olarak sunmak
Only, he sözcüğünden önce geldiği için eylemi kimin yapabileceğini sınırlar: iddiaya göre, onun dışında hiç kimse kanun ve düzeni yeniden sağlayamazdı. Bu sözcük dizilişi, kişiyi çeşitli seçeneklerden biri olarak değil, tek çözüm olarak merkeze yerleştirir. Law and order, kamu güvenliği, kanunların uygulanması ve toplumsal düzen anlamına gelen yerleşik bir kamu politikası ifadesidir. Siyasi söylemde only he could ile birleştirildiğinde karmaşık bir kriz, tek bir güçlü liderin çözebileceği bir sorun şeklinde sunulur. Cümle kanıtlanmış bir olguyu değil, bir iddiayı aktarır.
Alıştırma
Hangi cümlenin odağı “Only Elena could unlock the archive” ile aynıdır?
- No one except Elena could unlock the archive.
- Elena was only able to lock the archive.
- Elena could unlock only the archive.
Cevabı göster
No one except Elena could unlock the archive.
a young worker was convicted of setting fire to the Parliament building. Dilbilgisi
4:08genç bir işçi Parlamento binasını ateşe vermekten suçlu bulundu.
was convicted of setting fire to: ateşe vermekten suçlu bulunmak
Be convicted of + isim veya fiilin -ing biçimi, hukuk dilinde kullanılan edilgen bir yapıdır: Mahkeme, kişinin söz konusu suçtan resmen suçlu olduğuna karar vermiştir. Burada was convicted of, suçlu kararına yol açan eylemi belirtir; setting ise of edatından sonra gelen fiilin isimleşmiş biçimidir. Set fire to + yer veya nesne, bir şeyi kasıtlı olarak yakmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu nedenle yapı was convicted of + setting fire to the Parliament building şeklinde ayrılır; convicted to set veya set fire the building denmez.
Alıştırma
Hangi cümle, mahkemenin kişiyi kundaklamadan zaten suçlu bulduğunu belirtir?
- The suspect was questioned about the warehouse fire.
- The suspect was convicted of setting fire to the warehouse.
- The suspect was charged with setting fire to the warehouse.
Cevabı göster
The suspect was convicted of setting fire to the warehouse.
Hitler used the event to convince the government to grant him emergency powers. Notlar
4:14Hitler bu olayı, hükümeti kendisine olağanüstü yetkiler vermeye ikna etmek için kullandı.
used the event to convince... to grant...: neden ve eylem zinciri
Cümle, üç aşamalı bir neden ve eylem zinciri kurar. Used the event to, olayı bir araç veya fırsat olarak sunar; convince the government to, ikna edilen kurumu belirtir; grant him emergency powers ise ortaya çıkan eylemi ve yetkiyi alan kişiyi gösterir. Bu anlatım, yetki değişimini yalnızca zaman bakımından sonraki olay olarak değil, stratejik iknanın sonucu olarak gösterir. Grant him emergency powers yapısında him alıcıdır; emergency powers ise verilen resmî yetkilerdir.
Alıştırma
Hangi seçenek cümlenin neden ve eylem zincirini en iyi korur?
- Olayı bir baskı aracı olarak kullanıp hükümeti kendisine olağanüstü yetkiler vermeye ikna etti.
- Hükümete olay hakkında bilgi verdi, ancak yeni bir yetki talep etmedi.
- Hükümet ona olaydan önce yetki verdiği için ikna etmeye gerek kalmadı.
Cevabı göster
Olayı bir baskı aracı olarak kullanıp hükümeti kendisine olağanüstü yetkiler vermeye ikna etti.
grant him emergency powers: yasal yetkinin resmen verilmesi
grant + kişi + powers yapısı, yetkili bir makamın birine yasal veya resmî yetkileri resmen vermesi anlamına gelir. Burada him yetkiyi alan kişidir ve emergency powers verilen şeydir; powers fiziksel güç veya doğaüstü güç değil, yetki anlamındadır. Emergency powers, bir kriz sırasında kullanılabilen özel yasal yetkilerdir. Bu cümlede hükümet, bu olağanüstü yetkiyi Hitler’e vermeye ikna edilmektedir; bu adım normal hukuki ve demokratik sınırlamaları zayıflatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede emergency powers, resmen verilmiş yasal yetki anlamında kullanılmıştır?
- The training program gave the runner more physical strength.
- The constitution granted the council emergency powers during the flood.
- The fantasy story describes a wizard with supernatural powers.
Cevabı göster
The constitution granted the council emergency powers during the flood.
freedom of the press: haber medyasının kurumsal bir hakkı
Freedom of the press, haber kuruluşlarının ve gazetecilerin hükümetin uygunsuz denetimi veya cezalandırması olmadan haber ve görüş toplama, yayımlama ve paylaşma yönündeki kurumsal hakkını ifade eder. Bu ifadede the press, haber medyasını toplu olarak belirtir. Bu, tüm sistemi kapsayan bir hak olduğu için kaldırıldığını söylemek yalnızca bir gazetenin veya yayın kuruluşunun kapatılmasını değil, genel olarak haber medyasına sağlanan korumanın ortadan kaldırılmasını anlatır.
Alıştırma
Freedom of the press bu kurumsal bağlamda ne anlama gelir?
- herhangi bir düğmeye fiziksel olarak basma özgürlüğü
- bir gazetenin her yasayı görmezden gelmesine izin verilmesi
- haber medyasının hükümetin uygunsuz denetimi olmadan haber yapma ve yayımlama yönündeki kurumsal hakkı
Cevabı göster
haber medyasının hükümetin uygunsuz denetimi olmadan haber yapma ve yayımlama yönündeki kurumsal hakkı
Within a matter of months: hızlı değişimi vurgulama
Within a matter of months, yalnızca birkaç ay geçmeden bir şeyin gerçekleştiğini veya tamamlandığını ifade eder. A matter of bu süreyi kısa ya da sınırlı gösterir; burada “bir sorun” anlamına gelmez. Cümlenin başında kullanıldığında, ardından gelen listenin tamamına bir zaman çerçevesi verir ve değişikliklerin ne kadar hızlı gerçekleştiğini vurgular.
Alıştırma
Değişimin yalnızca birkaç ay içinde gerçekleştiğini vurgulamak için cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: ____, the empty warehouse became a community center.
Cevabı göster
Within a matter of months
was abolished ... were disbanded ... were passed: paralel edilgen yapılar
Üç cümlecikte de basit geçmiş zamanın edilgen biçimleri kullanılır: was abolished, were disbanded ve were passed. Her biri was/were + geçmiş zaman ortacı yapısını izler ve etkilenen unsuru başa getirir; böylece odak, eylemi kimin yaptığından çok ne yapıldığı üzerindedir. Bu paralel edilgen yapılar bir dizi hâlinde bağlandığında önlemleri birbiriyle ilişkili kurumsal değişiklikler olarak sunar. Bilgiyi eylemler ve sonuçları etrafında düzenleyen bu kısa yapı tarih, hukuk ve haber anlatımlarında yaygındır.
Alıştırma
Kurumsal değişiklikleri yapan kişilerden çok değişikliklerin kendisine odaklanmak için üç paralel edilgen cümlecik kullanan cümle hangisidir?
- Officials abolished the old rule, closed two offices, and introduced a new policy.
- The old rule was abolished, two offices were closed, and a new policy was introduced.
- The old rule abolished, two offices were closed, and a new policy introduced.
Cevabı göster
The old rule was abolished, two offices were closed, and a new policy was introduced.
Many of Hitler's early radical supporters were arrested and executed
4:28Hitler'in ilk dönemki radikal destekçilerinin birçoğu
along with potential rivals. Kalıp ifadeler
4:33potansiyel rakiplerle birlikte tutuklandı ve idam edildi.
along with potential rivals: etkilenen başka bir grubu eklemek
Bu cümlede along with potential rivals, “potansiyel rakiplerle birlikte” veya “potansiyel rakipleri ek bir grup olarak dahil ederek” anlamına gelir. Destekçiler ana gruptur; potansiyel rakipler ise aynı eylemlere maruz kalan kişiler olarak eklenir: onlar da tutuklanmış ve idam edilmiştir. Buradaki along with, bir şeyin yanında veya bir güzergâh boyunca hareket etmeyi değil, ekleme ya da eşlik etme ilişkisini belirtir. Bu yapı, yazarın önce ana kişiyi veya grubu belirtip ardından aynı şekilde etkilenen başka birini ya da bir şeyi eklemesini sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle ikincil katılımcıları eklemek için along with ifadesini doğru kullanır?
- The coach along with two players speaking to the press.
- The coach, along with two players, are speaking to the press.
- The coach, along with two players, is speaking to the press.
Cevabı göster
The coach, along with two players, is speaking to the press.
And when President Hindenburg died in August 1934,
4:35Ve Cumhurbaşkanı Hindenburg Ağustos 1934'te öldüğünde,
it was clear there would be ...: geçmiş bir bakış açısından değerlendirme
it was clear (that) ... yapısında it, dil bilgisel özne konumunu dolduran biçimsel bir öznedir. Ardından gelen there would be no new election yan cümlesi, açık olduğu düşünülen asıl içeriği taşır. Özgün cümlede that atılmıştır, ancak kullanılabilir. Anlatımın bakış açısı was clear ile geçmişte olduğu için would, o geçmiş noktadan ileriye bakar. Daha sonra olması beklenen şeyi anlatır; mutlaka varsayımsal bir koşul ya da istek bildirmez. Yapının tamamı, değerlendirmeyi yapan kişiyi belirtmeden nesnel ve kişiden bağımsız bir yargı sunar.
Alıştırma
Bir rapor, geçmişteki bir anda açık olan bir sonucu anlatıyor. Hangi cümlenin yapısı ve zaman bakış açısı doğrudur?
- After the budget was cut, it was clear that the project will needed a smaller team.
- After the budget was cut, it was clear that the project would need a smaller team.
- After the budget was cut, it clear that the project would need a smaller team.
Cevabı göster
After the budget was cut, it was clear that the project would need a smaller team.
many of Hitler's early measures didn't require mass repression. Kelime
4:43Hitler'in erken dönem önlemlerinin birçoğu kitlesel baskı gerektirmedi.
Cümle başındaki Disturbingly: bir olguyu alarm verici olarak çerçevelemek
Disturbingly bir cümle zarfıdır; tutum zarfı da denir. Burada ardından gelen ifadenin tamamını kaygı verici veya huzursuz edici olarak değerlendirir. Önlemlerin nasıl uygulandığını anlatmaz. Ana ifadeden önce gelip virgülle ayrıldığında, önce anlatıcının yargısını, sonra olguyu sunar. Böylece dinleyiciyi bilgiyi olumsuz ve alarm verici bir çerçevede yorumlamaya yönlendirir.
Alıştırma
Cümle başındaki Disturbingly bu cümlede ne yapar?
- Ardından gelen olayın ne zaman gerçekleştiğini söyler.
- Önlemlerin hangi biçimde uygulandığını açıklar.
- Ardından gelen olguyu kaygı verici veya huzursuz edici olarak sunar.
Cevabı göster
Ardından gelen olguyu kaygı verici veya huzursuz edici olarak sunar.
didn't require mass repression: geniş ölçekli baskının gerekli olduğunu reddetmek
didn't require mass repression ifadesinde require, bir şeye gerekli bir araç veya koşul olarak ihtiyaç duymak anlamına gelir. Mass, repression sözcüğünü niteler ve fiziksel kütle değil, ‘geniş ölçekli’ anlamını taşır. Mass repression, insanların veya grupların çoğunlukla devlet zoruyla yaygın ve sistemli biçimde bastırılmasını anlatan resmî bir siyasi terimdir. Olumsuz didn't require biçimi, bu ölçekteki veya bu yöntemdeki baskının gerekli olmadığını söyler. Tek başına hiçbir baskı, tehdit, şiddet ya da başka tür bir zorlama olmadığını ileri sürmez.
Alıştırma
'The policy didn't require mass repression,' cümlesi hangi yorumu destekler?
- Politika fiziksel kütleyi azaltmak üzere tasarlandı.
- Politikayı uygulamak için geniş ölçekli, sistemli baskı gerekli değildi.
- Politikayı uygulamak için hiçbir tür baskı veya zorlama kullanılmadı.
Cevabı göster
Politikayı uygulamak için geniş ölçekli, sistemli baskı gerekli değildi.
His speeches exploited people's fear and ire Kalıp ifadeler
4:47Konuşmaları, halkın korku ve öfkesini sömürerek
to drive their support behind him and the Nazi Party. Deyimler
4:50desteklerini kendi ve Nazi Partisi arkasında birleştirmek için kullanıldı.
exploited people's fear and ire: korku ve öfkeyi manipüle etmek
Burada exploited people's fear and ire, siyasi destek kazanmak için insanların korku ve öfkesini bilinçli olarak kullanmak anlamına gelir. Exploited olumsuz bir değerlendirme taşır: Konuşmalar bu duygulara yalnızca karşılık vermemiş, çıkar sağlamak için onları manipüle etmiştir. Ire öfke demektir. Fear ve ire sözcüklerinin yan yana kullanılması, insanların davranışlarını etkilemek için kullanılan iki duyguyu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, avantaj sağlamak için korkuyu manipüle eden bir kampanyayı açıkça eleştiriyor?
- The campaign exploited voters' fear to gain support.
- The campaign reduced voters' fear by sharing accurate information.
- The campaign acknowledged voters' fear before presenting its plan.
Cevabı göster
The campaign exploited voters' fear to gain support.
to drive their support behind him: desteği bir kişiye yöneltmek
To drive their support behind him ifadesinde drive mecazidir: insanların desteği, güçlü biçimde bir kişiye doğru itilebilen bir şey olarak sunulur. Behind him, fiziksel olarak onun arkasında olmak değil, onun tarafında olmak demektir. To drive mastarı, bu duyguların sömürülme amacını belirtir: hedeflenen sonuç, insanların onu ve Nazi Partisini desteklemesiydi.
Alıştırma
Bu cümledeki amaç ifadesi ne anlama geliyor? "The campaign used the crisis to drive public support behind the mayor."
- daha fazla insanın belediye başkanını desteklemesini sağlamak
- destekçilerin belediye başkanının arabasının arkasından araç kullanmasını sağlamak
- belediye başkanını kalabalığın arkasına taşımak
Cevabı göster
daha fazla insanın belediye başkanını desteklemesini sağlamak
Meanwhile: paralel bir anlatı çizgisine geçiş
Meanwhile, dikkati bir olay akışından aynı dönemde gerçekleşen başka bir olay akışına taşıyan bir cümle zarfıdır. Burada anlatı, halkın tepkisinden iş insanları ve aydınların tepkisine geçer. Bilgileri neden-sonuç ilişkisiyle değil, paralel gelişmeler olarak düzenler. İkinci gelişme, birincinin sonucu olarak değil, onunla aynı dönemde sürmekte olan bir gelişme olarak sunulur. Zaman örtüşmesi tam olarak aynı anı değil, aynı genel dönemi kapsayabilir.
Alıştırma
Cümleyi paralel bir olayı anlatan hedef bağlayıcıyla tamamlayın: The chefs prepared the main course. ____, the servers set the tables.
Cevabı göster
Meanwhile
wanting to be on the right side of public opinion: güdü ve mecaz
be on the right side of public opinion ifadesinde side mecazi anlamdadır. O dönemde kamuoyunun onaylıyor veya destekliyor göründüğü konumu benimsemek anlamına gelir. Fiziksel olarak sağ tarafta bulunmayı ifade etmez; kamuoyu desteği de bir konumun ahlaki açıdan doğru olduğunu kanıtlamaz. Wanting ... yapısı, anlam bakımından öznesi businessmen and intellectuals olan ek bilgi veren bir -ing yan cümlesidir. Hitler'i destekleme nedenlerini açıklar. Bu bağlamda ifade, yalnızca ilkelerin değil; kabul görme, itibar veya kişisel çıkarın da önemli olduğunu ima edebilir.
Alıştırma
Cümlede wanting to be on the right side of public opinion en güçlü biçimde neyi ima ediyor?
- Kalabalığın fiziksel olarak sağ tarafında durmak istiyorlardı.
- Konumlarının kamuoyunda kabul görüyor gibi duran görüşle örtüşmesini istiyorlardı.
- Kamuoyunun kendi konumlarının ahlaki açıdan doğru olduğunu kanıtladığını biliyorlardı.
Cevabı göster
Konumlarının kamuoyunda kabul görüyor gibi duran görüşle örtüşmesini istiyorlardı.
They assured themselves and each other Kalıp ifadeler
5:01Daha aşırı söylemlerinin sadece gösteriş amaçlı olduğu konusunda
that his more extreme rhetoric was only for show. Deyimler
5:03kendilerini ve birbirlerini temin ettiler.
assured themselves and each other: kendilerini ve birbirlerini rahatlatmak
Assure someone that ... bir kişiyi bir şeyin doğru olduğuna ikna etmek veya bu konuda rahatlatmak anlamına gelir. Burada themselves ve each other eş görevli nesnelerdir: themselves dönüşlüdür ve grup üyelerinin kendilerini rahatlattığını; each other ise karşılıklıdır ve birbirlerini de rahatlattıklarını gösterir. Bu bağlamda ifade, inançlarının doğru olduğunu kanıtlamaz. Kendilerini rahatlatıp grup içinde aynı inancı güçlendirerek daha güven verici bir açıklamayı kabul ettiklerini düşündürür.
Alıştırma
Hangi cümle komite üyelerinin hem kendi güvenlerini hem de birbirlerine duydukları güveni güçlendirdiklerini anlatır?
- The committee members ensured that the plan would work.
- The committee members assured themselves and each other that the plan would work.
- The committee members believed that the plan would work.
Cevabı göster
The committee members assured themselves and each other that the plan would work.
only for show: gerçek niyet olmadan yaratılan görünüş
Only for show, 'yalnızca bir görünüş veya izlenim yaratmak için' anlamına gelir. Sözlerin, eylemin veya nesnenin samimi bir niyet, gerçek etki ya da pratik öz taşımadığını düşündürür; burada show gerçek anlamda bir gösteri değildir. Bu cümlede ifade, grubun aşırı söylemleri küçümseyen yorumunu aktarır: bu sözleri gerçek niyetlerin açıklaması olarak değil, halka yönelik bir duruş olarak gördüler.
Alıştırma
'Yalnızca bir izlenim yaratmak için yapılmış' anlamındaki bu derse ait üç kelimelik ifadeyi tam olarak kullanarak cümleyi tamamlayın: The consultation looked official, but it was ____.
Cevabı göster
only for show
how fragile democratic institutions can be: gömülü bir derece yan cümlesi
How fragile democratic institutions can be, “demokratik kurumların ne derece kırılgan olabileceği” anlamına gelir. Burada how derece bildirir; doğrudan bir soru sormaz. of sonrasında yan cümlenin tamamı uyarının neyle ilgili olduğunu belirtir. Daha büyük bir cümlenin içine gömülü olduğu için how + sıfat + özne + kiplik fiili + be şeklindeki bildirme cümlesi dizilişini korur. How fragile democratic institutions can be bu yapıya örnektir; doğrudan soru dizilişi kullanılmaz.
Alıştırma
Hangi cümle a reminder of sonrasında gömülü bir yan cümleyi doğru kullanıyor?
- The crisis is a reminder of how can supply chains be fragile.
- How fragile can supply chains be is a reminder of the crisis.
- The crisis is a reminder of how fragile supply chains can be.
Cevabı göster
The crisis is a reminder of how fragile supply chains can be.
in the face of angry crowds Kalıp ifadeler
5:13ve onların öfkesini beslemeye, korkularını sömürmeye istekli bir lider karşısında
and a leader willing to feed their anger and exploit their fears. Anlatım akışı
5:15demokratik kurumların ne kadar kırılgan olabileceğine dair bir uyarı niteliğindedir.
Hitler's rise remains a warning: tarihten gelen ve geçerliliğini koruyan bir ders
Hitler's rise remains a warning, geçmişteki bir olayı bugün de önem taşıyan bir derse dönüştürür. Remains, “olmaya devam eder” anlamına gelir; dolayısıyla tarihsel dönem sona erdiğinde uyarının geçerliliği sona ermemiştir. Bu kalıp, tarihsel bir anlatıyı ne olduğundan neden bugün hâlâ önemli olduğuna geçirerek sonuçlandırmaya yardımcı olur. Ardından gelen of yan cümlesi uyarının içeriğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “ders niteliğini sürdürür” anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Decades after the accident, it ____ about skipping safety checks.
Cevabı göster
remains a warning
in the face of: baskı veya zorluk karşısında
In the face of, başa çıkılması gereken zor bir koşulu ya da gücü belirtir. Burada öfkeli kalabalıkları ve duyguları yönlendiren bir lideri, bir şeyi tehdit eden veya sınayan baskılar olarak çerçeveler; face burada vücuttaki “yüz” anlamındaki isim değildir. Yapı in the face of + isim öbeği şeklindedir. Cümleyi bir zorluk etrafında düzenler ve çoğu zaman birinin bu baskı altında nasıl tepki verdiğini, direndiğini, değiştiğini veya savunmasız hâle geldiğini anlatan ifadeden önce gelir.
Alıştırma
Cümleyi “güçlü kamuoyu eleştirileriyle karşı karşıyayken” anlamındaki dört kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: The mayor continued the reform ____ strong public criticism.
Cevabı göster
in the face of
willing to feed their anger and exploit their fears: paralel duygusal yönlendirme
willing to ... sıfat öbeği a leader ifadesini niteler. Liderin ardından gelen iki eylemi de seçmeye istekli veya hazır olduğunu belirtir; yalnızca bunları yapabilecek durumda olduğunu söylemez. feed their anger ve exploit their fears şeklindeki paralel fiil öbekleri, birbiriyle bağlantılı iki duygusal yönlendirme yöntemini gösterir: zaten var olan öfkeyi artırmak ve korkuyu üstünlük ya da kontrol sağlamak için kullanmak. Feed burada mecazidir; bağlama yapısı uyarıyı kısa tutarken iki eyleme de eşit ağırlık verir.
Alıştırma
a leader willing to feed their anger and exploit their fears ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Lider öfke ve korkuyu fark edebilir, ancak bunlara dayanarak harekete geçmeyi seçmemiştir.
- Lider, kalabalığın öfkesini artırmaya ve üstünlük sağlamak için korkularını kullanmaya hazırdır.
- Lider, kalabalığı sakinleştirmek ve korkusunun nedenlerini ele almak istemektedir.
Cevabı göster
Lider, kalabalığın öfkesini artırmaya ve üstünlük sağlamak için korkularını kullanmaya hazırdır.