Herkes Aynı Anda ZIPLASAYDI Ne Olurdu?: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
1.093 kelime 172 kel/dk

Video özeti: Toplu zıplama Dünya üzerindeki etkiyi ölçmek için kullanılıyor; konu sözcük tarihine, sosyal ilişkilere ve Newton'un üçüncü yasasına bağlanıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "what if every single person on Earth jumped at the exact same time?" — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: what if ile geçmiş biçimin geçmiş bir olayı değil, varsayımı kurduğunu öğren. 2. "decimated" — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: “onda bir” tarihsel anlamına dayalı şakayı anla ve modern ağır yıkım veya azalma anlamını tanı. 3. "Dunbar's number." — Kültür ve gerçek yaşam bağlamı: istikrarlı ilişkilerin sayısına dair tahmini ve bunun YouTube izlenmelerine nasıl insani ölçek verdiğini öğren.

Bu derste

Hey, Vsauce.

0:00

Selam, Vsauce.

Michael here.

0:01

Ben Michael.

And what if every single person on Earth Dilbilgisi

0:02

Peki ya Dünya'daki herkes

jumped at the exact same time? Kalıp ifadeler

0:05

tam olarak aynı anda zıplasaydı?

Dilbilgisi

Varsayımsal bir durum sunmak için What if ... jumped?

What if + özne + geçmiş zaman biçimindeki fiil, hayal edilen bir durumu ortaya koyar ve dinleyenden sonuçlarını düşünmesini ister. Burada jumped, Dünya'daki herkesin birlikte zıpladığı bir düşünce deneyi kurar. Geçmiş zaman biçimindeki jumped, geçmiş zamanı değil gerçeklikten uzaklığı gösterir. Soru varsayımsal bir olayla ilgilidir; zıplamanın daha önce gerçekleşip gerçekleşmediğini sormaz.

Alıştırma

Örnek cümlede geçmiş biçimdeki jumped neyi gösterir?

  1. Şu anda tekrarlanan bir alışkanlık
  2. Şimdiki zamandan önce kesinlikle gerçekleşmiş bir zıplama
  3. Tamamlanmış geçmiş bir olay değil, hayal edilen bir durum
Cevabı göster

Tamamlanmış geçmiş bir olay değil, hayal edilen bir durum

Kalıp ifadeler

Tam eşzamanlılık için at the exact same time

At the exact same time, “tamamen aynı tek bir anda” anlamına gelir. at edatı eylemleri o ana yerleştirirken exact, same sözcüğünü güçlendirir ve at the same time ifadesinden daha güçlü bir eşzamanlılık belirtir. Burada exact, zamanlamanın örtüşmesini anlatır; bir cevap için kullanılan “doğru” veya “hatasız” anlamına gelmez.

Alıştırma

İki alarm kusursuz biçimde eşzamanlıydı. İngilizce cümleyi “tamamen aynı tek bir anda” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The two alarms rang ____.

Cevabı göster

at the exact same time

Could it cause an earthquake

0:08

Bu bir depreme yol açabilir miydi,

or would we not even be able to tell? Dilbilgisi

0:09

yoksa farkına bile varmaz mıydık?

Dilbilgisi

would we not even be able to tell?: fark bile edemez miydik?

İki olasılık sunan bu varsayımsal soruda would we not even be able to tell?, etkinin insanların fark edemeyeceği veya ayırt edemeyeceği kadar küçük olup olmadığını sorar. Would geçmiş zamanı değil, hayal edilen bir sonucu belirtir. Not even be able to olumsuz olasılığı güçlendirir: en temel düzeyde fark etmek bile imkânsız olabilir. Buradaki tell, “birine bir şey söylemek” değil, “eldeki işaretlerden fark etmek veya belirlemek” anlamındadır.

Alıştırma

Değişikliğin fark edilmesinin imkânsız olabileceğini anlatan ifadeyle varsayımsal soruyu tamamlayın: Would one extra drop of paint change the color, or would we ____?

Cevabı göster

not even be able to tell

Well, first things first, Kalıp ifadeler

0:12

Öncelikle,

Kalıp ifadeler

first things first: önce önemli olan

First things first, “ana konuyu ele almadan önce en önemli veya gerekli başlangıç adımıyla ilgilen” anlamına gelen kalıplaşmış bir geçiş ifadesidir. Daha büyük soruyu kısa süreliğine erteleyip önce ne yapılması gerektiğini belirleyerek açıklamayı düzenler. Kelimenin tam anlamıyla birkaç “ilk şeyi” sıralamaz. Genellikle cümlenin başına gelir; ardından virgül ve önce yapılması gereken görev gelir.

Alıştırma

Gerekli bir önceliği tanıtan kalıplaşmış geçiş ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____, let's check that the door is locked before we leave.

Cevabı göster

First things first

let's talk about the Earth's rotation.

0:13

Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki dönüşünden bahsedelim.

The Earth spins.

0:16

Dünya döner.

It's why we have night and day,

0:17

Geceyle gündüzün olmasının nedeni budur

and it spins quickly.

0:18

ve hızlı döner.

At the equator,

0:20

Ekvator'da

the Earth is spinning at more than 1,000 mi per hour.

0:21

Dünya saatte 1.000 milden yüksek bir hızla döner.

Now, a spinning ice skater can speed up Öbek fiiller

0:25

Kendi etrafında dönen bir buz patencisi hızlanabilir;

by moving mass closer to the center.

0:28

bunun için kütlesini merkeze yaklaştırır.

Öbek fiiller

speed up: hızlanmak

Bu cümlede speed up, “daha hızlı dönmek” veya “hızı artmak” anlamına gelir. Buz patencisi öznedir ve nesne yoktur; bu yüzden öbeksi fiil burada geçişsizdir. up sözcüğü yukarı doğru hareketi değil, bir artışı belirtir. Bu kalıp insanların, taşıtların, makinelerin veya süreçlerin hızlanmasını anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve hızlanmak anlamına gelen iki sözcüklü öbeksi fiille tamamlayın: As the cyclist rode downhill, she began to ____.

Cevabı göster

speed up

And the Earth is no different. Kalıp ifadeler

0:31

Dünya için de durum farklı değil.

Kalıp ifadeler

X is no different: aynı kuralı başka bir özneye genişletmek

Burada Earth is no different, dönen bir patenci için az önce açıklanan kuralın Dünya için de geçerli olduğu anlamına gelir. No different yalnızca karşılaştırılan noktayla sınırlıdır: kütlenin dağılımını değiştirmek dönme hızını değiştirir. Dünya ile patencinin her bakımdan aynı olduğu iddia edilmez. Bir söylem kalıbı olarak X is no different, konuşanın önce bir kural veya örnek vermesini, sonra bunu yeni bir özneye genişletmesini sağlar. Önceki cümle karşılaştırma noktasını açıkça gösteriyorsa karşılaştırılan şey söylenmeden bırakılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, aynı kuralın geçerli olduğunu gösteren dersteki ifadeyle tamamlayın: Full-time employees must wear badges, and temporary workers are ____.

Cevabı göster

no different

In fact,

0:33

Aslında,

if you get down on the ground right now

0:34

hemen şimdi yere çöker

and move your mass closer to Earth's center,

0:36

ve kütlenizi Dünya'nın merkezine yaklaştırırsanız,

technically, Kelime

0:39

teknik olarak

you will speed up Earth's rotation,

0:40

Dünya'nın dönüşünü hızlandırır,

making this day shorter. Dilbilgisi

0:42

bugünü kısaltırsınız.

Kelime

Technically: kesin anlamda doğru

Burada technically, “kesin bilimsel gerçeklere veya tanımlara göre” anlamına gelir. Dinleyiciye, konumunu değiştirmenin ilke olarak Dünya'nın dönüşünü gerçekten hızlandıracağını ve günü kısaltacağını bildirir. Ayrıca teoride doğru olmakla günlük hayatta önemli olmak arasında bir karşıtlık kurar. Bir etki gerçek olabilir ama yine de önemsenemeyecek kadar küçük kalabilir.

Alıştırma

Bu cümlede technically neyi belirtir?

  1. Eylem ileri teknolojiyle gerçekleştirilmelidir.
  2. Konuşan, iddianın doğru olup olmadığından emin değildir.
  3. Etki önemsiz olabilecek kadar küçük olsa da iddia kesin olarak doğrudur.
Cevabı göster

Etki önemsiz olabilecek kadar küçük olsa da iddia kesin olarak doğrudur.

Dilbilgisi

Making this day shorter: sonuç bildiren bir -ing yan cümlesi

Virgülden sonraki making yan cümlesi, önceki olayın tamamının sonucunu verir: Dünya'nın dönüşünü hızlandırmak günün kısalmasına yol açar. Bu bölüm, ayrı bir şey “yapma” eylemi olarak değil, önceki olayın sonucu olarak anlaşılır. Ana cümle + virgül + -ing yan cümlesi kalıbı, yeni bir tam cümle başlatmadan sonucu kısa biçimde eklemeyi sağlar. Burada making, aynı anda gerçekleşen bağımsız bir eylemi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi make fiilinin sonuç bildiren -ing biçimiyle tamamlayın: The new shortcut reduced our travel time, ____ the trip much easier.

Cevabı göster

making

Now, the change that you would make to the Earth's rotation

0:45

Elbette Dünya'nın dönüşünde yaratacağınız değişiklik

is way smaller than we could even measure. Dilbilgisi

0:48

ölçebileceğimizden çok daha küçüktür.

Dilbilgisi

way smaller than: karşılaştırmayı güçlendirmek

Burada way, yol veya yöntem anlamındaki isim değil, derece bildiren bir zarftır. Smaller karşılaştırma biçiminden önce gelerek karşılaştırmayı büyük ölçüde güçlendirir; way smaller than, çok ama çok daha küçük anlamına gelir. Aktarılabilir kalıp way + karşılaştırma biçimi + than şeklindedir. Aradaki farkı büyük gösterir; dolayısıyla cümle, değişimin ölçülebilecek en küçük değişimden bile çok daha küçük olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi way, light sözcüğünün karşılaştırma biçimi ve than kullanarak tamamlayın: The backpack weighs 2 kg, and the suitcase weighs 20 kg. The backpack is ____ the suitcase.

Cevabı göster

way lighter than

But it is calculable,

0:51

Ama hesaplanabilir

and the impact can be quite impressive

0:53

ve etkisi epey çarpıcı olabilir,

when you talk about redistributing more mass than just one person.

0:54

özellikle tek bir insandan çok daha fazla kütle yeniden dağıtıldığında.

For instance,

0:58

Örneğin,

last year the earthquake in Japan redistributed so much of Earth's mass towards the center Dilbilgisi

0:59

geçen yıl Japonya'daki deprem, Dünya'nın kütlesinin büyük bir bölümünü merkeze doğru yeniden dağıttı

that every day since then has been 1.8 microseconds shorter. Dilbilgisi

1:05

ve o günden beri her gün 1,8 mikrosaniye daha kısa.

Dilbilgisi

so much of Earth's mass ... that: miktarı sonuca bağlamak

Bu, miktar ile sonucu bağlayan bir so ... that kalıbıdır. So much of Earth's mass, belirli bir bütünün çok büyük bir bölümünü gösterir; that ile başlayan yan cümle ise bu miktarı hareket ettirmenin sonucunu, yani sonraki günlerin kısalmasını bildirir. Towards the center, redistributed ile bağlantılıdır ve hareketin yönünü gösterir. Miktar ifadesiyle sonucu başlatan that arasına gelebilir; that burada center sözcüğünü nitelemez.

Alıştırma

Örnekte, towards the center ifadesinden sonra gelen that sözcüğünün dil bilgisel görevi nedir?

  1. Hangi merkezden söz edildiğini belirler.
  2. Bu kadar büyük bir kütle miktarını hareket ettirmenin sonucunu başlatır.
  3. Dünya'nın kütlesiyle merkezi karşılaştırır.
Cevabı göster

Bu kadar büyük bir kütle miktarını hareket ettirmenin sonucunu başlatır.

Dilbilgisi

since then ... has been: o zamandan beri ... durumunda

Since then, hemen önce sözü edilen depremi başlangıç noktası yapar ve zaman aralığını o olaydan bugüne kadar uzatır. Has been, be fiilinin present perfect biçimidir; bu nedenle cümle, hâlâ süren bu dönem boyunca geçerli olan bir durumu anlatır. Every day, depremden sonraki her günün önceki ölçüye göre 1,8 mikrosaniye daha kısa sürdüğü anlamına gelir. Her yeni günün bir önceki günden ayrıca 1,8 mikrosaniye daha kısa olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The café changed owners in May. Since then, it ____ much busier.

Cevabı göster

has been

But that was a giant geological event.

1:13

Ama bu devasa bir jeolojik olaydı.

What can us humans do to the Earth all on our own? Kalıp ifadeler

1:16

Peki biz insanlar kendi başımıza Dünya'yı nasıl etkileyebiliriz?

Kalıp ifadeler

all on our own: tamamen kendi başımıza

On our own, bağımsız olarak veya başkalarının yardımı olmadan anlamına gelir. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: on my own, on your own, on our own ve benzeri. All ifadeyi vurgular. Burada, insanların başka bir güce dayanmadan tamamen kendi başlarına neler yapabileceği soruluyor; insanların sahip olduğu bir şeyin üzerinde bulunmak anlatılmıyor.

Alıştırma

Cümleyi we ile uyumlu, vurgulu on one's own ifadesiyle tamamlayın: No one helped us; we built the kite ____.

Cevabı göster

all on our own

I mean,

1:19

Yani,

there are more than 7 billion of us now.

1:20

artık sayımız 7 milyardan fazla.

What if we all got together in one place and jumped? Öbek fiiller

1:22

Ya hepimiz bir yerde toplanıp zıplasak?

Öbek fiiller

Got together: aynı yerde bir araya gelmek

Bu cümlede got together, get together öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Birden fazla kişinin aynı yerde toplandığı veya buluştuğu anlamına gelir; got burada bir şeyi elde etmek anlamında değildir. Bu ifade, bir grubun sosyal bir etkinlik, toplantı veya ortak bir eylem için bir araya gelmesini anlatmakta kullanılır. Çoğul bir özneyle tek başına ya da get together with someone yapısında kullanılabilir.

Alıştırma

'Aynı yerde buluştu' anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: The neighbors ____ at the community center to plan the festival.

Cevabı göster

got together

Well, what would that even look like? Kalıp ifadeler

1:26

Peki bu nasıl bir görüntü ortaya çıkarırdı?

Kalıp ifadeler

What would that even look like?: varsayımsal bir fikrin somut biçimini sormak

What would that look like? varsayımsal bir fikrin somut biçimini, sürecini veya sonucunu sorar. Burada look like yalnızca görsel görünüşle sınırlı değildir; “Bu gerçekte nasıl işler veya gelişirdi?” anlamına da gelebilir. Even soruyu güçlendirir. Konuşanın fikri şaşırtıcı veya hayal etmesi zor bulduğunu gösterir. Tekrar kullanılabilen What would X look like? kalıbı, soyut bir öneriyi pratik ayrıntılar isteyen bir soruya dönüştürür.

Alıştırma

Bir arkadaşınız bütün derslerin açık havada yapılmasını öneriyor. Siz 'What would that even look like?' diye soruyorsunuz. Neyi öğrenmek istiyorsunuz?

  1. Fikrin zaten gerçekleştiğine dair kanıt
  2. Fikrin nasıl işleyeceğine dair somut bir tablo
  3. Arkadaşınızın fiziksel görünüşünün açıklaması
Cevabı göster

Fikrin nasıl işleyeceğine dair somut bir tablo

Interestingly,

1:28

İlginçtir ki

if you took the entire human population of Earth

1:29

Dünya'daki tüm insan nüfusunu alıp

and had them all live in one place

1:32

tek bir yerde yaşatsaydınız

with the same density that people live in in New York City, Dilbilgisi

1:34

ve nüfus yoğunluğu New York'takiyle aynı olsaydı,

you could fit everyone, all of us, into the state of Texas. Kalıp ifadeler

1:37

hepimizi Teksas eyaletine sığdırabilirdiniz.

Dilbilgisi

live in in New York City ifadesindeki iki in

İlgi sözcüğü that, density sözcüğüne gönderme yapar. Temeldeki ilişki people live in that density şeklindedir; bu nedenle ilk in, live in yapısını tamamlar ve ilgi cümleciğinin sonunda kalır. İkinci in ise ayrı bir yer ifadesi olan in New York City yapısını başlatır. İki edat cümlecik sınırında yan yana gelir; ancak ilki density öğesini temsil eden ilgi boşluğuna bağlıdır, ikincisinin nesnesi ise New York City'dir. Bu yüzden ikisi de silinmemelidir.

Alıştırma

neighborhood sözcüğünün kuzeninizin yaşadığı yeri, Boston'ın da bu yerin bulunduğu şehri belirttiğini anlatmak istiyorsunuz. Hangi cümle iki ilişkiyi de doğru ifade eder?

  1. We booked an apartment in the same neighborhood that my cousin lives in in Boston.
  2. We booked an apartment in the same neighborhood that my cousin lives at in Boston.
  3. We booked an apartment in the same neighborhood that my cousin lives in Boston.
Cevabı göster

We booked an apartment in the same neighborhood that my cousin lives in in Boston.

Kalıp ifadeler

fit everyone into Texas: fit ... into ile kapasite anlatımı

Buradaki fit, birisi veya bir şey için yeterli alana sahip olmak ya da onu sığdırmak anlamına gelir; uygun olmak veya bir giysinin bedene uyması anlamına gelmez. everyone nesnesi fit sözcüğünden sonra gelir, into ise onları içine alabilecek alanı tanıtır: fit + insanlar veya nesneler + into + alan. All of us yalnızca vurgu amacıyla everyone ifadesini yeniden belirtir. fit everyone into the state of Texas yapısını değiştirmez. Bu kalıp fiziksel alan için gerçek anlamıyla, sınırlı zaman veya program içinse mecaz anlamıyla kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi kapasite bildiren fit ... into yapısıyla tamamlayın: We managed to ____ the extra chair ____ the van.

Cevabı göster

fit · into

But that's living,

1:43

Ama burada yaşamaktan söz ediyoruz,

not standing around in a crowd, Öbek fiiller

1:44

kalabalık hâlinde ayakta dikilmekten değil;

which is how we would probably want to do the jump.

1:46

oysa zıplamak için muhtemelen böyle dizilmek isterdik.

Öbek fiiller

standing around: bir yerde beklemek veya boş durmak

Bu cümlede “standing around”, diğer insanlarla aynı yerde bulunup belirli bir etkinlik yapmadan durmak anlamına gelir. Vurgu yalnızca ayakta durma pozisyonunda değil, bekleme veya boş durma üzerindedir. “around” parçacığı yeri belirsizleştirir: insanlar o civardadır. Bir çember oluşturdukları anlamına gelmez.

Alıştırma

“Bir yerde pek bir şey yapmadan beklemek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: We arrived early and had to ____ outside until the doors opened.

Cevabı göster

stand around

If every single person alive right now on Earth

1:48

Şu anda Dünya'da yaşayan herkes

stood shoulder-to-shoulder, Kalıp ifadeler

1:50

omuz omuza dursaydı,

you could fit all of us into the city of Los Angeles.

1:51

hepimiz Los Angeles şehrine sığardık.

Kalıp ifadeler

shoulder-to-shoulder: birbirine son derece yakın durmak

Burada “shoulder-to-shoulder” gerçek anlamıyla kullanılır: herkesin yanındaki kişinin hemen yanında, aralarında neredeyse hiç boşluk olmadan durduğu hayal edilir. Çok yoğun bir dizilimi anlattığı için cümlede herkesin ne kadar alan kaplayacağını tahmin etmek amacıyla kullanılmıştır. Bu ifade, insanların dayanışma içinde birlikte hareket etmesini de anlatabilir; ancak bu cümlede o mecazi anlam kastedilmez.

Alıştırma

Çok sıkışık bir sırayı vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Because the platform was so crowded, commuters stood ____ near the doors.

Cevabı göster

shoulder-to-shoulder

It would be an incredible sight to behold, Deyimler

1:55

İnanılmaz bir manzara olurdu:

Deyimler

A sight to behold: etkileyici bir manzara

Kalıplaşmış a sight to behold ifadesi özellikle etkileyici, dikkat çekici veya şaşırtıcı bir manzara anlamına gelir. Bu ifadede behold, görmek veya bakmak anlamına gelen eski bir sözcüktür. Burada ifade, manzaranın nasıl olacağını anlatır ve incredible sözcüğünü güçlendirir; birine bakmasını söyleyen bir emir değildir. Akılda kalan görsel bir sahneyi anlatmak için a sight to behold ifadesini kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Özellikle etkileyici bir sahneyi anlatan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The meteor shower was a sight ____.

Cevabı göster

to behold

a mere 500 square miles Kelime

1:58

yalnızca 500 mil karelik bir alanda

containing every single person on Earth.

2:00

Dünya'daki herkes.

Kelime

A mere + quantity: miktarı şaşırtıcı derecede küçük gösterme

a mere 500 square miles ifadesinde mere, only sözcüğüne yakın bir anlam taşır fakat konuşanın değerlendirmesini de gösterir. 500 mil kareyi, Dünya'daki herkesi barındırmak için şaşırtıcı derecede küçük bir alan olarak sunar. Tekrar kullanılabilen a mere + quantity kalıbı, dinleyicinin bir miktarı o bağlam içinde küçük veya sınırlı görmesini sağlar. Miktarın nesnel olarak küçük olması gerekmez.

Alıştırma

Zamanı şaşırtıcı derecede kısa gösteren, hafif resmî ve vurgulu iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The repair took ____ ten minutes.

Cevabı göster

a mere

Okay,

2:03

Pekâlâ,

so then we jump.

2:03

o zaman zıplayalım.

What happens?

2:05

Ne olur?

Unfortunately, not much.

2:08

Ne yazık ki pek bir şey olmaz.

I mean, we're all awesome people here on Earth,

2:11

Yani, Dünya'daki hepimiz harika insanlarız

but our collective mass

2:14

ama toplam kütlemiz

compared to the mass of the entire Earth,

2:15

tüm Dünya'nın kütlesiyle karşılaştırıldığında

it's like nothing. Deyimler

2:17

hiç kalır.

Deyimler

it's like nothing: karşılaştırıldığında son derece küçük

Burada it's like nothing, bütün insanların toplam kütlesinin Dünya'nın kütlesiyle karşılaştırıldığında son derece küçük olduğu anlamına gelir. Nothing bilinçli bir abartıdır: kütle gerçektir, ancak göreli büyüklüğü ihmal edilebilir düzeydedir. X is like nothing compared with Y kalıbı, X'i çok daha büyük bir ölçüt olan Y'nin yanında neredeyse önemsiz gösterir. Like karşılaştırma yapıldığını belirtir; X'in tam olarak sıfır olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlede it's like nothing, insanlığın toplam kütlesi hakkında ne anlatıyor?

  1. Dünya ile aynı kütleye sahiptir.
  2. Gerçektir, ancak Dünya'nın kütlesine göre çok küçüktür.
  3. Tam olarak sıfırdır.
Cevabı göster

Gerçektir, ancak Dünya'nın kütlesine göre çok küçüktür.

In fact, dot physics calculated that if all of us were to get together in one location Dilbilgisi

2:18

Dot Physics'in hesaplamasına göre hepimiz tek bir yerde toplansak

and all jump 30 cm into the air at the exact same time,

2:23

ve tam olarak aynı anda havaya 30 cm zıplasak,

we would push Earth away from us a tiny amount.

2:27

Dünya'yı bizden çok az uzağa iterdik.

Dilbilgisi

if ... were to ... we would: teorik koşul ve sonuç

if all of us were to get together bölümündeki if yan cümlesi hayal edilen bir koşulu, we would ise onun hayal edilen sonucunu anlatır. Olay bir plan olarak sunulmaz; teorik bir hesaplama için kullanılır. Kalıp if + özne + were to + fiilin yalın hâli, ardından özne + would + fiilin yalın hâlidir. Basit bir if yan cümlesine göre koşulu daha uzak, daha düşük olasılıklı veya bilinçli olarak varsayımsal gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi were to ... would kalıbıyla tamamlayın: If the main door ____ jam, we ____ use the side entrance.

Cevabı göster

were to · would

Earth would only move away from us about 1/100 of the width Kalıp ifadeler

2:31

Dünya bizden yalnızca tek bir hidrojen atomunun genişliğinin

of a single hydrogen atom.

2:36

yaklaşık yüzde biri kadar uzaklaşırdı.

Kalıp ifadeler

Tek bir hidrojen atomunun genişliğinin 1/100'ü

Burada 1/100 of the width of a single hydrogen atom son derece küçük bir mesafeyi belirtir. Referans alınan miktar bir hidrojen atomunun genişliğidir ve Dünya bir atomun tam genişliği kadar değil, bu genişliğin yalnızca yüzde biri kadar hareket ederdi. “Kesir + of the width of + referans nesnesi” kalıbı, katmanlı bir boyut karşılaştırması kurar: önce nesnenin genişliği belirlenir, ardından bunun belirtilen kesri alınır. Tek başına bir ölçünün gözde canlandırılması zor olduğunda kullanışlıdır.

Alıştırma

Karşılaştırmayı dersteki yapıyla tamamlayın: The coating's thickness is one-tenth ____ a human hair.

Cevabı göster

of the width of

And here's another thing.

2:37

Bir şey daha var.

Because we are all jumping

2:39

Hepimiz zıplayıp

and then going back to where we started,

2:40

sonra başladığımız yere geri döndüğümüz için

Earth is just going to move back to where it started.

2:42

Dünya da başladığı yere geri döner.

So, our big jump won't be able to change

2:45

Dolayısıyla büyük zıplayışımız

Earth's position in space.

2:48

Dünya'nın uzaydaki konumunu değiştiremez.

But come on, 7 billion people all jumping together, Ton ve niyet

2:50

Ama düşünsenize: 7 milyar insan birlikte zıplıyor;

Ton ve niyet

Kuşkucu bir karşı çıkış olarak come on

Burada come on, birine konuşana doğru gelmesini söylemez. Konuşmacı bu ifadeyi, inanılması zor gelen bir sonuca karşı çıkan söylem belirteci olarak kullanır: yedi milyar insan birlikte zıplıyorsa sezgisel olarak fark edilir bir şey olması gerekir. Come on, tona ve bağlama göre inanmama, sabırsızlık, teşvik veya karşıdakinden onay isteme anlamı taşıyabilir. Buradaki işlevi, dinleyiciyi konuşmacının sezgisini paylaşmaya çağıran kuşkucu bir karşı çıkıştır; fiziksel hareket bildirmez.

Alıştırma

“Come on, a two-minute delay didn't ruin the whole day,” cümlesinde Come on ne işe yarar?

  1. Gecikme için resmî olarak özür diler.
  2. Birinden konuşana doğru yürümesini ister.
  3. İnanmamayı ifade eder ve abartılı bir iddiaya karşı çıkar.
Cevabı göster

İnanmamayı ifade eder ve abartılı bir iddiaya karşı çıkar.

that's got to be able to cause Ton ve niyet

2:53

bu mutlaka

some sort of seismic activity, right?

2:54

bir tür sismik etkinliğe yol açar, değil mi?

Ton ve niyet

Güçlü çıkarım ve onay için “That’s got to ... right?”

Bu cümlede “that’s got to be able to cause ...” güçlü bir çıkarım ifade eder. Konuşmacı, duruma bakarak olayın en azından bir tür sismik etkinlik oluşturacak kadar etkili olması gerektiğini düşünür. Buradaki “got to”, dışarıdan gelen bir zorunluluğu değil, mantıksal sonuç anlamında “must” ifadesini taşır. Sondaki “right?” dinleyiciden beklenen bu sonucu doğrulamasını ister. Öncesinde kendinden emin bir iddia bulunduğu için bu tarafsız bir bilgi sorusu değildir; dinleyiciyi katılmaya davet eder ve biraz meydan okuyucu duyulabilir.

Alıştırma

“That’s got to be the answer, right?” cümlesinde konuşmacı ne yapıyor?

  1. Cevap verilmesini gerektiren dışsal bir kuralı belirtmek
  2. Güçlü bir çıkarım ifade edip onay istemek
  3. Hiçbir beklenti olmadan tamamen tarafsız bir soru sormak
Cevabı göster

Güçlü bir çıkarım ifade edip onay istemek

So, let's say you have a lot of people all together in one place, Anlatım akışı

2:57

Diyelim ki çok sayıda insanı bir yerde topladınız

Anlatım akışı

Varsayımsal bir durum kurmak için “Let’s say”

Burada “let’s say”, açıklamanın bir sonraki adımı için hayalî bir durum sunar: çok sayıda insanın tek bir yerde toplandığını düşünün. Bu ifade, konuşmacı ile dinleyicinin bu insanları gerçekten toplamasını önermek zorunda değildir. Geçici bir varsayım, örnek veya tahmini değerden önce “let’s say” kullanın ve sonra bu koşuldan hareketle akıl yürütün. Bu kullanımda ifade, “suppose” veya “imagine that” anlamına yakındır.

Alıştırma

Cümleyi gerçek bir davet yerine varsayımsal bir koşul sunan ifadeyle tamamlayın: ____ the battery lasts only two hours. How would that change our plan?

Cevabı göster

Let's say

and you have them all jump on 1 2 3.

3:00

ve bir, iki, üç deyince hepsini zıplattınız.

Did you feel that?

3:04

Hissettiniz mi?

Well, the BBC did this with 50,000 people

3:05

BBC bunu 50.000 kişiyle yaptı

and discovered that a kilometer and a half away,

3:08

ve bir buçuk kilometre ötede

it only registered as a 0.6 on the Richter scale. Kültür

3:10

Richter ölçeğinde yalnızca 0,6 büyüklüğünde ölçüldüğünü gördü.

Kültür

registered as ... on the Richter scale: Richter ölçeğinde ... olarak ölçülmek

Burada registered as, deneyin 0,6 değerinde bir ölçüm sonucu verdiğini anlatır. Register burada ölçüm bildiren bir fiildir; kaydolmak veya bir adı listeye yazmak anlamında değildir. Richter ölçeği, depremlerin büyüklüğünü açıklayan bir ölçeğin yaygın adıdır. Bu nedenle 0,6 ölçülen büyüklüktür; mesafe veya olasılık değildir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyup anlamını seçin: "The vibration registered as a 1.2 on the Richter scale."

  1. Bir cihaz titreşimin büyüklüğünü 1,2 olarak ölçtü.
  2. Titreşim 1,2 kilometre uzakta meydana geldi.
  3. Biri titreşimi bir etkinliğe kaydettirdi.
Cevabı göster

Bir cihaz titreşimin büyüklüğünü 1,2 olarak ölçtü.

You would need 7 million times more people Dilbilgisi

3:14

Şu an Dünya'da yaşayan insan sayısının 7 milyon katı kadar insanın

than even live on Earth right now to jump at once

3:17

aynı anda zıplaması gerekirdi

to recreate the earthquake that recently happened in Japan.

3:19

ki Japonya'da kısa süre önce yaşanan deprem yeniden oluşsun.

Dilbilgisi

7 million times more people than: temel kişi sayısının yaklaşık 7 milyon katı

Sayı + times more + çoğul isim + than kalıbı, çarpanla yapılan bir karşılaştırmayı belirtir. Burada 7 million çarpandır: gereken kişi sayısı, Dünya’da şu anda yaşayan insan sayısının yaklaşık yedi milyon katı olarak anlatılır; yalnızca yedi milyon fazla insan demek değildir. Than sonrasındaki sözler karşılaştırmanın temelini verir. “Neyden yedi milyon kat daha fazla?” diye sorun. Buradaki temel, Dünya’nın şu anki nüfusudur.

Alıştırma

Günlük konuşmadaki olağan anlamına göre bu cümlenin anlatmak istediği seçeneği bulun: "The plan needs 20 times more people than our town has."

  1. Plan için yirmi milyon kişi gerekiyor.
  2. Plan için kasabadaki insan sayısının yaklaşık yirmi katı kadar insan gerekiyor.
  3. Plan için kasabada bulunan kişi sayısından yirmi kişi daha gerekiyor.
Cevabı göster

Plan için kasabadaki insan sayısının yaklaşık yirmi katı kadar insan gerekiyor.

So, even though we're all awesome, Dilbilgisi

3:22

Yani hepimiz harika olsak da

compared to the size of the Earth,

3:25

Dünya'nın büyüklüğüyle karşılaştırıldığımızda

we're not much.

3:26

pek bir şey sayılmayız.

Dilbilgisi

Her ne kadar... ile karşılaştırıldığında... pek bir şey değiliz

Even though, herkesin harika olduğu gibi doğru kabul edilen bir gerçeği sunar. Ardından ana cümle, değerlendirme ölçeğini değiştirerek bu olumlu düşünceyi sınırlar. Compared to the size of the Earth karşılaştırma ölçütünü belirtir. Bu fiziksel ölçekte we're not much, insanların boyutunun çok küçük olduğu anlamına gelir; insanların değersiz olduğu anlamına gelmez. Bu yapı, olumlu bir noktayı kabul ederken ilgili bir sınırlama eklemeyi sağlar.

Alıştırma

Cümleye en uygun yorum hangisidir?

  1. İnsanlar etkileyicidir, ancak Dünya ile ölçüldüklerinde fiziksel olarak çok küçüktürler.
  2. Dünya büyük olduğu için insanlar etkileyici değildir.
  3. Dünya insanlardan daha az etkileyicidir.
Cevabı göster

İnsanlar etkileyicidir, ancak Dünya ile ölçüldüklerinde fiziksel olarak çok küçüktürler.

But don't get too discouraged. Ton ve niyet

3:28

Ama hemen moralinizi bozmayın.

Ton ve niyet

Don't get too discouraged: fazla cesaretini kaybetme

Don't get too discouraged, hayal kırıklığı yaratan bir bilgiden sonra dinleyicinin tepkisini dostça yönlendirme girişimidir. Get + sıfat bir duruma girmeyi anlatır; bu nedenle get discouraged, güvenini veya umudunu kaybetmeye başlamak demektir. Too, öğüdü daha az kesin hâle getirir: konuşan kişi her türlü hayal kırıklığını yasaklamaz, dinleyiciyi bu duygunun aşırıya kaçmasına izin vermemeye teşvik eder. Bu ifade, konuşmayı teselliye veya devam etmek için bir nedene yöneltmeye yardımcı olur.

Alıştırma

Bir arkadaşınız bir deneme sınavında başarısız oldu, ancak gelecek hafta başka bir sınava girebilir. Hangi yanıt bu ifadeyi destekleyici bir öğüt olarak en iyi şekilde kullanır?

  1. Don't get too discouraged. You still have time to prepare for the next one.
  2. Don't get too discouraged, because your feelings do not matter.
  3. Get discouraged now so you will work harder.
Cevabı göster

Don't get too discouraged. You still have time to prepare for the next one.

Our collective jump would contain a lot of energy.

3:29

Toplu zıplayışımız çok büyük miktarda enerji barındırırdı.

The Straight Dope calculated that even if only the people who lived in China

3:33

The Straight Dope'un hesabına göre yalnızca Çin'de yaşayanlar bile

got together and jumped,

3:36

bir araya gelip zıplasa,

their jump would be the equivalent of 500 tons of TNT. Kalıp ifadeler

3:38

zıplayışları 500 ton TNT'ye eş değer olurdu.

Kalıp ifadeler

the equivalent of 500 tons of TNT: 500 ton TNT'ye eşdeğer

the equivalent of + miktar ad öbeği, başka bir referansla ölçüldüğünde veya ifade edildiğinde eşit olan bir miktarı belirtir. Burada sıçrayışın toplam enerjisi, daha tanıdık bir referans olan 500 ton TNT'ye dönüştürülüyor. Bu, özdeşlik değil miktar karşılaştırmasıdır. Birinin gerçekten TNT patlattığı veya sıçrayışın TNT patlamasının bütün fiziksel etkilerini oluşturacağı anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp be the equivalent of + ad veya miktar şeklindedir.

Alıştırma

Karşılaştırılabilir bir miktarı belirten hedef ad kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The charity received ____ a year's food budget in one donation.

Cevabı göster

the equivalent of

Of course, 500 tons of TNT doesn't do much to an Earth

3:43

Elbette 500 ton TNT, şu Dünya'ya pek etki etmez;

that weighs 6 sextillion 588 quintillion tons. Kelime

3:46

sonuçta ağırlığı 6 seksilyon 588 kentilyon tondur.

Kelime

Amerikan kısa ölçeğinde 6 sextillion 588 quintillion tons

Modern Amerikan kısa ölçeğinde quintillion 10^18, sextillion ise 10^21 anlamına gelir. Ardışık her -illion birimi, bir önceki birimin 1.000 katıdır. Ardışık büyük sayı birimleri birlikte kullanıldığında yüksek basamaktan düşük basamağa doğru okunur. Buna göre 6 sextillion 588 quintillion, 6 × 10^21 ile 588 × 10^18 toplamı, yani 6,588 × 10^21 demektir. Tons, birleşik sayının tamamının birimidir.

Alıştırma

Modern Amerikan kısa ölçeğinde 6 sextillion 588 quintillion tons ifadesine hangi bilimsel gösterim karşılık gelir?

  1. 6.588 x 10^18 tons
  2. 6.588 x 10^21 tons
  3. 594 x 10^21 tons
Cevabı göster

6.588 x 10^21 tons

To make yourself feel more powerful,

3:52

Kendinizi daha güçlü hissetmek için

pick a card.

3:54

bir kart seçin.

I've got 10 of them here.

3:56

Burada on tane var.

Let's say mm you choose this one.

3:57

Diyelim ki, hmm, bunu seçtiniz.

Boom. Congratulations.

4:01

Bum. Tebrikler.

We have just decimated this deck of cards. Kelime

4:02

Bu kart destesini az önce 'decimate' ettik.

Why?

4:06

Neden?

Well, because technically,

4:07

Çünkü teknik olarak

decimate

4:08

'decimate' sözcüğü

does not mean obliterate completely.

4:09

tamamen yok etmek demek değildir.

Deci=10.

4:12

Deci = 10.

It means to take away 1/10 of something.

4:13

Bir şeyin onda birini ortadan kaldırmak demektir.

Kelime

Decimated: tarihsel “onda bir” kelime oyunu ve modern anlam

Bu cümlede decimated, tarihsel köküne dayanan bir kelime oyunu olarak kullanılıyor: deci- on sayısıyla ilişkilidir; bu nedenle on karttan birinin alınması, onda birinin çıkarılması olarak anlatılıyor. Ancak modern İngilizcede decimate genellikle “bir şeyin büyük bir bölümünü yok etmek veya ortadan kaldırmak” ya da “onu ciddi ölçüde azaltmak” anlamına gelir. Normalde tam olarak yüzde onluk bir azalmayı belirtmez. technically sözü, bunun bilinçli ve eğlenceli bir etimolojik yorum olduğunu, öğrencilerin uyması gereken bir kural olmadığını gösterir.

Alıştırma

Günlük modern İngilizcede “The storm decimated the crops” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Fırtına ekinlerin tam olarak onda birini yok etti.
  2. Fırtınadan sonra hiç ekin kalmadı.
  3. Fırtına ekinlerin büyük bir bölümünü yok etti.
Cevabı göster

Fırtına ekinlerin büyük bir bölümünü yok etti.

So, the next time you take a quiz Dilbilgisi

4:16

Bir dahaki sefere bir teste girdiğinizde

and don't do so well on it, Kalıp ifadeler

4:19

pek iyi sonuç alamaz

Kalıp ifadeler

don't do so well on it: performans hakkında daha yumuşak bir olumsuz ifade

Bu cümlede don't do so well on it, “onda pek başarılı olamamak” anlamına gelir. Kalıp, do well on + sınav, görev, ödev veya proje şeklindedir. Buradaki it daha önce sözü edilen kısa sınavı gösterir; well ise bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan zarftır. Olumsuz bir cümlede don't do so well, do badly ifadesinden genellikle daha yumuşak gelir. So, sonucun kötü olduğunu doğrudan söylemek yerine başarı düzeyinin çok yüksek olmadığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyde başarılı olmak” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Leo studied every day because he wanted to ____ the spelling test.

Cevabı göster

do well on

you only get 10%, well, sure, that's an F. Kültür

4:21

ve yalnızca %10 alırsanız, evet, bu F notudur.

Kültür

that's an F: başarısızlığı gösteren harf notu

Burada that's an F, “bu sonuç başarısız bir harf notudur” anlamına gelir. ABD'deki birçok okulda çalışmalar A, B, C, D ve F gibi harflerle değerlendirilir; F genellikle başarısızlık anlamına gelir. Kesin geçme sınırı okuldan okula değişebilir. Buradaki önemli nokta, %10'un açıkça başarısız kabul edilmesidir. F bir puan birimi veya sınavın adı değildir.

Alıştırma

Bir öğretmen çok düşük bir sınav puanına bakıp “That's an F.” diyor. Öğretmen ne demek istiyor?

  1. Mükemmel bir sonuçtur.
  2. Başarısız bir harf notudur.
  3. Sınavın adıdır.
Cevabı göster

Başarısız bir harf notudur.

But by getting 10% of them right, Dilbilgisi

4:24

Ama soruların %10'unu doğru yanıtlayarak

you decimated that quiz.

4:27

o testi 'decimate' etmiş olursunuz.

Dilbilgisi

Gelecekteki bir fırsat için the next time + yan cümle

The next time you take a quiz, “bir dahaki sınava girişinde” anlamına gelen bir zaman yan cümlesidir. the next time zaman ifadesi görevindedir; you take a quiz yan cümlesi ise hangi fırsattan söz edildiğini belirler. Bu fırsat gelecekte olsa da İngilizcede bu tür zaman yan cümlelerinde normalde geniş zaman kullanılır: the next time you will take değil, the next time you take denir. the next time zaten doğrudan yan cümleye bağlandığı için genellikle when eklenmez.

Alıştırma

Hangi cümle hedef yapıyı doğal biçimde kullanıyor?

  1. The next time you will take a quiz, read every question carefully.
  2. The next time when you take a quiz, read every question carefully.
  3. The next time you take a quiz, read every question carefully.
Cevabı göster

The next time you take a quiz, read every question carefully.

Dilbilgisi

by getting 10% of them right: yöntemi belirten by + -ing

Burada by + -ing, ana cümledeki sonuca götüren yöntemi veya eylemi belirtir. by getting 10% of them right, “Testi nasıl darmadağın ettin?” sorusuna cevap verir: yöntem, soruların %10'unu doğru cevaplamaktı. get them right ifadesindeki them, test sorularını belirtir; get something right ise bir şeyi doğru cevaplamak demektir. by ile başlayan ifade, buradaki gibi ana cümleden önce veya sonra gelebilir: You improved by practicing.

Alıştırma

Cümleyi “düzenli pratik yaparak” anlamındaki tam by + -ing ifadesiyle tamamlayın: Maya improved her piano skills ____ every day.

Cevabı göster

by practicing

And since we've been talking about crowds, Anlatım akışı

4:30

Kalabalıklardan söz açılmışken,

let's talk about YouTube crowds, YouTube audiences,

4:32

YouTube kalabalıklarını, YouTube izleyicilerini,

that view count that you see at the bottom of every video,

4:35

her videonun altında gördüğünüz izlenme sayısını konuşalım

Anlatım akışı

Since we've been talking about X, let's talk about Y: konular arasında köprü

Bu giriş, yeni konunun ani değil bağlantılı görünmesi için daha önce paylaşılan bir konuyu kullanır. Since we've been talking about crowds konu değişikliğinin nedenini verir; let's talk about YouTube crowds, YouTube audiences ise sonraki konuyu duyurur ve dinleyiciyi bu konuya davet eder. Tekrarlanan crowds sözcüğü köprü görevi görür: genel kalabalıklardan çevrim içi izleyicilere geçilir. Bu yapıda since, “madem” veya “çünkü” anlamına gelir; geçmişteki bir başlangıç zamanını belirtmez.

Alıştırma

Geçişi dersteki iki parçalı kalıpla tamamlayın: ____ we've been talking about safety, ____ talk about the new rules.

Cevabı göster

Since · let's

and get some perspective on it. Kalıp ifadeler

4:38

ve bu sayıyı doğru bir perspektife oturtalım.

Kalıp ifadeler

get some perspective on it: daha geniş bir bağlamda değerlendirmek

Bu cümlede get some perspective on it, görüntülenme sayısını yararlı bir ölçütle karşılaştırarak daha gerçekçi biçimde anlamak demektir. Buradaki perspective, ölçek ve önem duygusudur; görsel sanatlardaki perspektif tekniği değildir. get perspective on something kalıbı, bir adım geri çekilmek veya bağlam eklemek yoluyla bir şeyi daha açık değerlendirmek anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede get some perspective on it ne anlama geliyor?

  1. Onu gerçekçi bir derinlikle çizmek
  2. Başka bir kişiye bununla ilgili fikrini sormak
  3. Bağlamdan yararlanarak ölçeğini daha gerçekçi biçimde anlamak
Cevabı göster

Bağlamdan yararlanarak ölçeğini daha gerçekçi biçimde anlamak

We'll begin with Dunbar's number. Kültür

4:40

Dunbar sayısıyla başlayalım.

It's an estimation of the maximum number of people

4:43

Bu, en fazla kaç kişiyle

we can have stable social relationships

4:46

istikrarlı sosyal ilişkiler kurabileceğimize

with at a given moment.

4:48

dair, belirli bir an için yapılan bir tahmindir.

And it's based on the size of our neocortex.

4:50

Ve neokorteksimizin büyüklüğüne dayanır.

Kültür

Dunbar sayısı: istikrarlı sosyal ilişkiler için tahmini sınır

Dunbar sayısı, bir kişinin aynı dönemde sürdürebileceği istikrarlı sosyal ilişkilerin sayısına ilişkin tahmine verilen addır. Adını araştırmacı Robin Dunbar'dan alır. Bu bölümde çok yüksek bir görüntülenme sayısını insan ölçeğinde karşılaştırmak için kullanılır. Bu fikir neokorteks büyüklüğüyle ilişkilendirilmiştir, ancak herkes için geçerli tek bir kesin sayı değil, bir araştırma tahminidir.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: Dunbar sayısı, her insanın paylaşması gereken kesin ve evrensel bir üst sınırdır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

These aren't just acquaintances. Anlatım akışı

4:53

Bunlar yalnızca tanıdıklar değildir.

These are people you have social contact with,

4:54

Sosyal iletişim kurduğunuz insanlardır;

a network where you know

4:57

bu ağda

how everyone relates to everyone else.

4:58

herkesin birbiriyle ilişkisini bilirsiniz.

Anlatım akışı

These aren't just ... These are ...: iki aşamalı açıklama

İlk cümle, kapsamı fazla geniş bir etiketi reddeder: bu kişiler yalnızca tanıdık değildir. Burada just, yalnızca anlamına gelir; dolayısıyla cümle onların tanıdık olduğunu mutlaka reddetmez, bu etiketin yetersiz olduğunu söyler. Ardından tekrarlanan These are, olumlu tanımı verir: sosyal temas kurduğunuz kişiler. Bu iki aşamalı yapı önce zayıf veya eksik bir açıklamayı eler, sonra kastedilen kategoriyi belirtir; böylece düzeltme tek bir etiketten daha açık hâle gelir.

Alıştırma

İki aşamalı açıklamayı just ve be fiilinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: These aren't ____ casual contacts. These ____ people I speak with every week.

Cevabı göster

just · are

And the number is usually given to be somewhere between 100 and 230, Kelime

5:00

Bu sayının genellikle 100 ile 230 arasında olduğu kabul edilir.

Kelime

the number is usually given to be: edilgen aktarma kalıbı

Bu resmî aktarma kalıbında is given to be, bir şeyin öyle olduğunun belirtildiği veya bildirildiği anlamına gelir. Given burada hediye almakla ilgili değildir; to be ise özneye atfedilen değeri veya açıklamayı tanıtır. Edilgen biçim, kaynakları isim vermeden bırakır ve aralığı yaygın biçimde bildirilen bir sayı olarak sunar. Usually ve somewhere between ifadeleri de bunun konuşanın kendi kesin ölçümü değil, genel kabul gören bir tahmin olduğunu gösterir.

Alıştırma

Yaygın biçimde bildirilen bir tahmini sunmak için resmî edilgen aktarma kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The average recovery time is usually given as to be about six weeks.
  2. The average recovery time usually gives to be about six weeks.
  3. The average recovery time is usually given to be about six weeks.
Cevabı göster

The average recovery time is usually given to be about six weeks.

which means that when a YouTube video

5:06

Bu da bir YouTube videosu

receives more than 230 views from different people,

5:08

230'dan fazla farklı kişiden izlenme aldığında,

more people have seen that video Dilbilgisi

5:12

o videoyu izleyenlerin sayısının

than you could ever realistically hope

5:14

gerçekçi olarak yakından tanımayı umabileceğiniz insan sayısını

to know well at a given moment.

5:16

belirli bir anda aştığı anlamına gelir.

Dilbilgisi

Gerçekçi bir sınır olarak more ... than you could ever realistically hope to know well

more ... than yapısı, gözlemlenen bir sayıyı bir kişinin ulaşabileceği makul üst sınırla karşılaştırır. Burada videoyu gören kişilerin sayısı, aynı anda gerçekçi olarak yakından tanıyabileceğiniz kişilerin sayısından fazladır. you could ever realistically hope to know well bölümünde know well fiilinin nesnesi, önceki more people ifadesinden anlaşılır. Could, ever ve realistically bu sınırı vurgular: hope to burada “istemek” değil, “bunu yapabilmek için gerçekçi bir ihtimali olmak” anlamına gelir.

Alıştırma

Örnekte more ... than you could ever realistically hope to know well neyi ifade ediyor?

  1. Yalnızca konuşanın zaten yakından tanıdığı kişileri sayar.
  2. Konuşanın sonunda her izleyiciyi tanıyacağını vaat eder.
  3. Bir kişinin en çok tanışmak istediği insanları anlatır.
  4. Bir kişinin makul biçimde yakından tanıyabileceği en yüksek kişi sayısını belirtir.
Cevabı göster

Bir kişinin makul biçimde yakından tanıyabileceği en yüksek kişi sayısını belirtir.

If a video has more than 100,000 views

5:18

Bir video 100.000'den fazla kez izlenmişse

from different people,

5:21

ve bu izlenmeler farklı kişilerden gelmişse,

more people have seen that video

5:22

o videoyu gören insan sayısı

than you will ever meet in your life.

5:25

hayatınız boyunca tanışacağınız insan sayısından fazladır.

And by meet, I mean shake hands with, Anlatım akışı

5:29

Tanışmaktan kastım el sıkışmak,

learn their name, talk to them for a bit.

5:31

adlarını öğrenmek ve biraz sohbet etmektir.

Anlatım akışı

By X, I mean Y: neyin meet sayıldığını tanımlamak

By X, I mean Y kalıbı, dinleyiciye mevcut konuşmada X'in tam olarak nasıl tanımlanacağını bildirir. Önce terimi söyler, ardından Y olarak kabul edilme ölçütlerini vererek bilgiyi düzenler. Burada meet, yalnızca birini görmekten bilinçli olarak daha dar tanımlanmıştır: kişiyle tokalaşmak, adını öğrenmek ve kısa süre konuşmak gerekir. Bu tanım yalnızca bu sav için geçerlidir; dolayısıyla meet sözcüğünün her zaman bu anlama geldiği iddia edilmez.

Alıştırma

Tanımı kalıbın sabit sözcükleriyle tamamlayın: By 'ready,' ____ checked, packed, and waiting by the door.

Cevabı göster

I mean

I mean, think of it this way. Anlatım akışı

5:33

Şöyle düşünün.

Anlatım akışı

Şöyle düşün

“Think of it this way”, dinleyiciyi aynı gerçeği daha sezgisel bir açıdan yeniden değerlendirmeye davet eder. Burada, büyük bir sayının gözde canlandırılmasını kolaylaştıran bir hesaplamaya hazırlık yapar. Söylemi düzenleyen bir ifade olarak ardından gelecek yeniden çerçevelemeye, benzetmeye veya açıklamaya işaret eder. Yararlı bir bakış açısı sunar; bunun tek doğru düşünme biçimi olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Hangi cümle yıllık bir maliyet hakkında yararlı yeni bir bakış açısını doğal biçimde sunar?

  1. Think of it this way: the cost is less than one dollar a day.
  2. Do it this way: the cost is less than one dollar a day.
  3. Forget it: the cost is less than one dollar a day.
Cevabı göster

Think of it this way: the cost is less than one dollar a day.

You and me, we are only statistically expected Kalıp ifadeler

5:34

İstatistiksel olarak sizin de benim de

to live around 28,470 days.

5:38

yalnızca yaklaşık 28.470 gün yaşamamız bekleniyor.

Kalıp ifadeler

İstatistiksel olarak yalnızca… yaşamaları bekleniyor

“Be statistically expected to + fiil”, verilerden, ortalamalardan veya bir modelden tahmin edilen bir sonucu anlatır. Tek bir kişiyle ilgili bir vaat değil, nüfus düzeyindeki bir tahmin ifadesidir. Burada “only”, tahmin edilen yaşam süresini yaklaşık 28.470 günle sınırlar. Bu yapıda “expected” sözcüğü “tahmin edilen” anlamındadır; birinin insanlardan bu kadar uzun yaşamalarını istediği anlamına gelmez.

Alıştırma

“People in this group are statistically expected to live to age 82” ne anlama gelir?

  1. Gruptaki herkesin 82 yaşına ulaşacağı garantidir.
  2. Grubun 82 yaşına kadar yaşaması yasal olarak zorunludur.
  3. Veriler, grubun ortalama yaşam süresinin yaklaşık 82 yıl olduğunu tahmin ediyor.
Cevabı göster

Veriler, grubun ortalama yaşam süresinin yaklaşık 82 yıl olduğunu tahmin ediyor.

So, even if you were to meet someone, Dilbilgisi

5:42

Dolayısıyla yeni insanlarla tanışsanız bile,

two, three people every day of your life,

5:44

hayatınız boyunca her gün iki ya da üç kişiyle,

including when you were a baby,

5:47

bebekliğiniz de buna dâhil,

you still wouldn't meet as many people

5:48

yine de o kadar çok insanla tanışamazdınız:

as have seen that YouTube video

5:50

100.000 kez izlenen o YouTube videosunu

with 100,000 views.

5:52

gören insan sayısı kadar.

Dilbilgisi

Even if ... you still wouldn't ...: olsa bile, yine de ... olmazdı

Even if oldukça elverişli bir varsayımsal koşul sunar: Bir kişinin ömrü boyunca her gün iki ya da üç kişiyle tanıştığını düşünün. Were to meet bunun gerçekten yaşanmış bir olay değil, hayal edilen bir durum olduğunu gösterir. Konuşmadaki someone, two, three people ifadesi hızlı bir düzeltmedir; asıl varsayım günde iki ya da üç kişiyle tanışmaktır. Ana cümle olan you still wouldn't meet as many people, bu çok elverişli varsayıma rağmen toplam sayının yine de daha düşük kalacağını söyler. Even if + koşul, ... still wouldn't + sonuç kalıbı, koşulu değiştirmenin sonucu değiştirmeye yetmediğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, çok elverişli bir varsayımsal koşulun bile sonucu değiştirmeyeceğini gösterir?

  1. If I use the tallest ladder, I might reach the roof.
  2. Even if I used the tallest ladder, I still wouldn't reach the roof.
  3. Even though I was tired, I used the tallest ladder.
Cevabı göster

Even if I used the tallest ladder, I still wouldn't reach the roof.

But keep this in mind.

5:54

Ama şunu aklınızda tutun.

Even though you or even a large group of us Anlatım akışı

5:55

Tek başınıza siz, hatta bizden oluşan büyük bir grup bile

can't do much to

5:58

pek etkili olamaz

change Earth's location or rotation,

5:59

Dünya'nın konumunu ya da dönüşünü değiştirmekte,

we can affect it a little bit. Kelime

6:02

ama onu biraz etkileyebiliriz.

Anlatım akışı

Even though ... we can affect it a little bit: sınıra rağmen küçük bir etkiyi korumak

Even though konuşanın doğru kabul ettiği bir sınırlamayı sunar: Tek bir kişi fazla bir şey yapamaz; or even ise bu sınırlamayı büyük bir gruba kadar genişletir. Bu ödünleyici bilgiyi başa koymak, cümle ana noktaya geçmeden önce dinleyiciye sınırı hatırlatır. Ana cümle olan we can affect it a little bit temel sonucu taşır. A little bit etkinin büyüklüğünü sınırlar: Etki gerçektir ama çok küçüktür. Böylece cümle, geniş bir sınırlamadan etkinin sıfır olmadığı yönündeki daha kesin sonuca geçer.

Alıştırma

Hangi cümle önce bir sınırlama belirtip ardından daha küçük, olumlu bir sonuca varır?

  1. Because this flashlight lights the whole field, we do not need a path.
  2. This flashlight can't light the whole field, so it is completely useless.
  3. Even though this flashlight can't light the whole field, it can help us see the path.
Cevabı göster

Even though this flashlight can't light the whole field, it can help us see the path.

Kelime

fiil olarak affect

Burada affect, “etkilemek veya bir değişikliğe yol açmak” anlamında bir fiildir. Nesnesi olan it, Earth'ü belirtir: İnsanlar Dünya'nın konumunu ya da dönüşünü büyük ölçüde değiştiremese bile onda çok küçük bir değişiklik oluşturabilir. Başka durumlarda kullanılabilecek yapı affect + isim veya zamirdir: Bir şey bir kişiyi, nesneyi ya da durumu etkiler.

Alıştırma

“Etkilemek” anlamındaki yaygın fiille cümleyi tamamlayın: Bright light can ____ your sleep.

Cevabı göster

affect

Newton's third law guarantees this. Kültür

6:05

Newton'ın üçüncü yasası bunu garanti eder.

Kültür

Newton's third law: eşit ve zıt kuvvetler

Newton's third law, bir nesne başka bir nesneye kuvvet uyguladığında ikinci nesnenin de birinciye eşit büyüklükte ve ters yönde kuvvet uyguladığını söyleyen yasadır. this için gereken asgari arka plan budur: İnsanlar Dünya'ya kuvvet uygularsa Dünya da onlara karşılık gelen ters yönlü bir kuvvet uygular. “Eşit ve zıt” ifadesi ortaya çıkan hareketi değil, kuvvet çiftini anlatır. Kütleleri çok farklı olan nesneler çok farklı miktarlarda hızlanabilir veya hareket edebilir.

Alıştırma

Bir çocuk ağır bir duvarı itiyor. Newton's third law uyarınca ne olur?

  1. Çocuk ve duvar aynı mesafeyi hareket etmek zorundadır.
  2. Duvar çocuğu eşit büyüklükte ve ters yönde bir kuvvetle geri iter.
  3. Duvar hareket etmediği için yalnızca çocuk kuvvet uygular.
Cevabı göster

Duvar çocuğu eşit büyüklükte ve ters yönde bir kuvvetle geri iter.

If you weigh 150 lb,

6:07

150 libre ağırlığındaysanız

the Earth is pulling you down

6:09

Dünya sizi aşağı doğru

with a force of 150 lb,

6:10

150 librelik bir kuvvetle çeker,

but you are also pulling up on the Earth

6:13

ama siz de Dünya'yı yukarı doğru

with a force of 150 lb.

6:16

150 librelik bir kuvvetle çekersiniz.

If you fall 3 m,

6:19

3 metre düşerseniz

the Earth has pulled you down

6:21

Dünya sizi aşağı doğru

3 m,

6:22

3 metre çekmiş olur,

but you have also

6:23

ama siz de

exerted a equal and opposite force Kalıp ifadeler

6:24

eşit büyüklükte ve zıt yönde bir kuvvet

on the Earth.

6:26

Dünya'ya uygulamış olursunuz.

Kalıp ifadeler

equal and opposite force: eşit ve zıt kuvvet

Equal and opposite force, fizikte kullanılan yerleşik bir ifadedir. Equal iki kuvvetin büyüklüğünün aynı olduğunu, opposite ise zıt yönlere baktıklarını belirtir; iki sıfat da force sözcüğünü niteler. Bu cümlede Dünya düşen kişiyi aşağı çekerken kişi de Dünya'yı aynı büyüklükte bir kuvvetle yukarı çeker. Kuvvetler bir etkileşim çifti oluşturur ve farklı cisimlere etki eder. Bu nedenle equal and opposite, kuvvetlerin tek bir cisim üzerinde birbirini götürdüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Newton'un üçüncü yasası açıklanırken an equal and opposite force ne anlama gelir?

  1. Aynı cisme etki ettikleri için her zaman birbirini götüren iki kuvvet
  2. Daha küçük, aynı yönde ve aynı cisme etki eden bir kuvvet
  3. Aynı büyüklükte, zıt yönde ve diğer cisme etki eden başka bir kuvvet
Cevabı göster

Aynı büyüklükte, zıt yönde ve diğer cisme etki eden başka bir kuvvet

Of course, it's a lot bigger.

6:27

Elbette Dünya çok daha büyüktür.

So, if you fall 3 m,

6:28

Yani 3 metre düşerseniz

you pull the Earth up

6:30

Dünya'yı yukarı doğru

about a billionth

6:31

yaklaşık milyarda bir

of the width of a proton,

6:32

proton genişliği kadar çekersiniz,

which ain't bad. Ton ve niyet

6:34

ki hiç fena değil.

Ton ve niyet

which ain't bad: gayriresmî ve ölçülü olumlu değerlendirme

Which, az önce belirtilen sonucun tamamına gönderme yapar ve konuşanın bu sonuç hakkındaki yorumunu başlatır. Ain't bad, ölçülü bir değerlendirme yapmak için kullanılan gayriresmî bir olumsuz yapıdır; yalnızca 'korkunç değil' değil, genellikle 'oldukça iyi' veya 'beklenenden daha iyi' anlamına gelir. Bu cümlede çok küçük hareket bir başarı gibi ele alınır; bu nedenle sakin ve ölçülü övgü yorumu komik hâle getirir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp sonuç + which ain't bad şeklindedir ve konuşan önceki sonucu rahat bir tavırla değerlendirir.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen tam ve çok gayriresmî ölçülü ifadeyle tamamlayın: I finished the puzzle in five minutes, ____ for my first try.

Cevabı göster

which ain't bad

So, the next time you move your body, Anlatım akışı

6:35

Bu yüzden bedeninizi bir dahaki sefere hareket ettirdiğinizde,

the next time you jump,

6:37

bir dahaki sefere zıpladığınızda,

Felicia, think about this.

6:39

Felicia, şunu düşün.

Anlatım akışı

Bir hatırlatmayı vurgulamak için the next time ... the next time ... tekrarı

İki yan cümle de the next time + özne + fiil kalıbını tekrar eder. Bu paralel yapı, sona belirgin bir ritim verir ve dinleyicinin sonucu hatırlaması gereken gelecekteki bir anı ortaya koyar. İlk yan cümle daha genel olan vücudu hareket ettirme eylemini söyler; ikincisi ise bunu belirli bir örneğe, zıplamaya daraltır. Bunlar birbirini dışlayan iki ayrı zaman değildir; tekrar, dinleyiciyi genel bir fikirden gözde canlandırılabilen günlük bir eyleme götürür.

Alıştırma

Cümlede the next time kalıbının tekrarlanması ne işe yarar?

  1. Genel hareketten zıplamaya geçer ve sonucu akılda kalıcı bir hatırlatmaya dönüştürür.
  2. Hareket etme ile zıplamanın ne kadar sürdüğünü karşılaştırır.
  3. Hareket etmenin ve zıplamanın iki farklı zamanda gerçekleşmesi gerektiğini söyler.
Cevabı göster

Genel hareketten zıplamaya geçer ve sonucu akılda kalıcı bir hatırlatmaya dönüştürür.

You just affected the Earth

6:41

Az önce Dünya'yı,

as much as it affected you. Dilbilgisi

6:43

onun seni etkilediği kadar etkiledin.

Dilbilgisi

Eşit etki derecesi için as much as

You just affected the Earth as much as it affected you cümlesinde as much as iki etkiyi birbirine bağlar ve bunların miktar ya da derece bakımından eşit olduğunu belirtir. Karşılaştırma kalıbı A affects B as much as B affects A şeklindedir; it zamiri yeniden the Earth ifadesine gönderme yapar. Buradaki eşitlik, etkileşim kuvvetinin büyüklüğüyle ilgilidir. Sizin ve Dünya'nın aynı mesafeyi hareket ettiği veya aynı sonuçları yaşadığı anlamına gelmez; çok farklı kütleler, çok farklı hareketlere yol açar.

Alıştırma

Eşit derece karşılaştırmasını dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The quiet student influenced the project ____ the team leader did.

Cevabı göster

as much as

You've got that kind of power.

6:44

İşte böyle bir gücün var.

Speaking of power, Anlatım akışı

6:46

Güç demişken,

Anlatım akışı

Konuşma geçişi olarak Speaking of + konu

Speaking of + isim öbeği, az önce sözü edilen bir şeyi ilişkili bir konuya geçiş için köprü olarak kullanır. Yaklaşık olarak 'bu bana ... konusunu hatırlattı' demektir; 'bu konuyu bütünüyle ele alacağım' anlamına gelmez. Bu cümlede power önceki düşünceyi devam ettirir ve ardından konuşanın bir kanal önerisine geçmesine yardım eder. Bu ifade, konu değişikliğinin ani değil bağlantılı hissedilmesini sağlar.

Alıştırma

Arkadaşınız az önce evcil hayvanlardan söz etti. Geçişi tamamlamak için Speaking of + bu konuyu kullanın: '____, the dog has a vet appointment tomorrow.'

Cevabı göster

Speaking of pets

you all should go check out Geek and Sundry, Öbek fiiller

6:47

hepiniz Geek and Sundry'ye göz atmalısınız;

Felicia's new channel.

6:49

Felicia'nın yeni kanalı.

Öbek fiiller

'Göz atmak' anlamında check out

Burada check out, 'ilginç olabileceği için bir şeye gidip bakmak, onu izlemek veya incelemek' anlamına gelen, günlük kullanıma ait bir öbek fiildir. Nesnesi bir kanal olduğu için konuşan kişi izleyicilere kanalı ziyaret edip içeriğini keşfetmelerini önerir. Anlamı bağlam belirler. Bir otelle kullanıldığında check out, hesabı ödedikten sonra otelden ayrılmak anlamına gelebilir; bu cümlede otelle ilgili bu anlam yoktur.

Alıştırma

'You should go check out the new channel,' cümlesinde check out ne anlama gelir?

  1. Kanalı ziyaret etmek veya incelemek
  2. Kanal bilgilerinin doğru olduğunu onaylamak
  3. Ödeme yaptıktan sonra otelden ayrılmak
Cevabı göster

Kanalı ziyaret etmek veya incelemek

It's one of my new favorite things.

6:50

Son zamanlardaki favorilerimden biri.

And as always, thanks for watching.

6:52

Ve her zamanki gibi, izlediğiniz için teşekkürler.