Bir şeyde iyi olmanın en iyi yolu sizi şaşırtabilir - David Epstein: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Konuşma, erken uzmanlaşma ile 10.000 saatlik çalışmanın başarıya götüren evrensel yollar olduğu düşüncesini sorguluyor. Sporcular, müzisyenler, yenilikçiler ve farklı öğrenme ortamlarından yararlanarak geniş bir keşif döneminin insanları öngörülemeyen bir dünyada uyum sağlamaya ve fikirleri birleştirmeye hazırlayabileceğini savunuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. poster child for this story — Deyimler ve Mecazi İfadeler: poster child ifadesinin, bir iddiayı ya da bilinen bir anlatıyı en görünür biçimde temsil eden kişiyi belirttiğini anlayacaksınız. Bu mecazi ifadeyi tipik bir örnek sunmak için kullanabilir, ayrıca konuşmacının daha sonra o kişinin etrafında kurulan hikâyeyi sorgulayabileceğini fark edebilirsiniz. 2. combined some well-known technology from the calculator industry with some well-known technology from the credit card industry — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: combined ... with ... kalıbını kullanarak yeniliğin her parçayı sıfırdan icat etmek yerine farklı alanlardaki mevcut kaynak, yöntem veya fikirleri bir araya getirmekten doğabileceğini açıkça anlatmayı öğreneceksiniz. 3. both birds and frogs. — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Geniş bir bakışla bilgiyi bütünleştiren kişilerle ayrıntıları yakından inceleyen kişileri karşılaştıran sonuç metaforunu tanıyacaksınız. Böylece bir savdaki yoğun imgeleri yorumlayabilir ve bir grubun ya da sistemin neden birbirini tamamlayan düşünme biçimlerine ihtiyaç duyduğunu dengeli bir karşıtlıkla açıklayabilirsiniz.
Bu derste
Many of you here have probably heard of the 10,000 hours rule. Notlar
0:07Buradaki birçoğunuz muhtemelen 10.000 saat kuralını duymuştur.
heard of: Birinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
To hear of someone or something, o kişi ya da şeyin adını veya fikrini daha önce duymuş olduğunuz için varlığından haberdar olmak demektir. Şu anda bir ses işitmek anlamına gelmez. have probably heard of yapısında heard, present perfect içindeki geçmiş zaman ortacıdır. Konuşmacı, dinleyicilerin şu ana kadarki deneyimlerinden söz eder ve çoğunun bu terimi zaten bildiğini tahmin eder.
Alıştırma
“I've heard of that writer, but I haven't read her books,” cümlesinde “heard of” ne anlama gelir?
- Yazarın var olduğunu biliyorum.
- Yazarın şu anda konuştuğunu duyabiliyorum.
- Yazarın bütün eserlerini ayrıntılı olarak biliyorum.
Cevabı göster
Yazarın var olduğunu biliyorum.
the 10,000 hours rule: Çalışma hakkında yaygın bir iddia
The 10,000 hours rule, bir alanda uzman düzeyine veya çok yüksek performansa ulaşmanın yaklaşık 10.000 saat odaklı çalışma gerektirdiği yönündeki yaygın iddiadır. Bu sayı, akılda kalıcı bir yaklaşık değerdir; aynı sürenin her kişi veya beceri için işe yarayacağına dair bir vaat değildir. Buradaki rule, yasa veya resmî şart değil, genel bir pratik kural ya da sıkça tekrarlanan bir fikir anlamındadır. Konuşmacı, birçok dinleyicinin zaten biliyor olabileceği bir kavramdan söz ederek daha sonra incelenebilecek veya sorgulanabilecek tanıdık bir iddiayı ortaya koyar; bu ifade tek başına iddianın desteklendiğini göstermez.
Alıştırma
Cümledeki “the 10,000 hours rule” ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Herkesin tam olarak 10.000 saatte uzman olacağını garanti eden bir kural
- Bir kişinin kaç saat çalışabileceğini sınırlayan resmî bir yasa
- Uzman düzeyinde performansın yaklaşık 10.000 saat odaklı çalışma gerektirdiğini söyleyen yaygın bir iddia
Cevabı göster
Uzman düzeyinde performansın yaklaşık 10.000 saat odaklı çalışma gerektirdiğini söyleyen yaygın bir iddia
It's the idea that to become great in anything takes 10,000 hours of focused practice, Notlar
0:11Bu, herhangi bir şeyde harika olmak için odaklanmış bir şekilde 10.000 saat pratik yapmak gerektiği fikridir,
It's the idea that ...: bir terimden tanımına geçmek
It's the idea that ... ifadesi, dinleyiciye ardından gelen cümlenin bir fikir veya kavramın içeriğini verdiğini gösterir. Burada it, açıklanmakta olan kavrama gönderme yapar; that ise bu kavramı tanımlayan ifadeyi başlatır. Bu kalıp bilgiyi iki aşamada düzenler: önce terim söylenir, sonra anlamı açıklanır. It's the idea that + tam cümle yapısında that, idea ile onun belirli içeriğini bağlar; boş bir dolgu sözcüğü değildir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız "What does growth mindset mean?" diye soruyor. Hangi cevap, fikrin içeriğini vermek için dersteki kalıbı kullanıyor?
- It's the idea that skills can improve through effort and practice.
- It's an example of skills improving through effort and practice.
- It's a question about whether skills can improve through effort and practice.
Cevabı göster
It's the idea that skills can improve through effort and practice.
to become great in anything takes ...: özne olarak mastar öbeği
To become great in anything tek bir mastar öbeğidir ve öbeğin tamamı takes fiilinin öznesidir. Herhangi bir alanda yüksek bir düzeye ulaşma etkinliğini ifade eder. Anything, in sözcüğünden sonra bu öbeğin içinde yer alır; takes fiilinin öznesi değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp To + fiilin yalın hâli ... takes + zaman, çaba veya başka bir kaynak şeklindedir. Mastar öbeği tek bir etkinlik olarak görüldüğü için take burada tekil takes biçiminde kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, yeni bir beceride ustalaşmanın sabır gerektirdiğini doğru şekilde ifade eder?
- To master a new skill takes patience.
- To master a new skill take patience.
- To mastering a new skill takes patience.
Cevabı göster
To master a new skill takes patience.
focused practice: açık bir hedefe dikkatle çalışma
Bu cümlede focused practice, tüm dikkati vererek belirli bir beceriye veya zayıf noktaya yönelik çalışma yapmak demektir. Focused, çalışmanın yalnızca ne kadar sürdüğünü değil, niteliğini açıklar. Bu ifade, tek başına practice sözcüğünden daha özeldir: bir etkinliği tekrar etmek veya süreyi saymak her zaman focused practice sayılmaz. Yeni bir durumda açık bir hedef ve etkin dikkat olup olmadığına bakın.
Alıştırma
Hangi durum focused practice için en iyi örnektir?
- Leo dört zor ölçü üzerinde yavaşça çalışır ve her hatayı kontrol eder.
- Leo telefonundaki mesajları kontrol ederken parçanın tamamını çalar.
- Leo nota sehpasını hazırlamak için harcadığı bir saati çalışma süresine dahil eder.
Cevabı göster
Leo dört zor ölçü üzerinde yavaşça çalışır ve her hatayı kontrol eder.
so you'd better get started as early as possible. Notlar
0:16bu yüzden mümkün olduğunca erken başlasanız iyi olur.
you'd better get started: acil ve güçlü bir tavsiye
You'd better, you had better ifadesinin kısaltmasıdır. Burada hemen başlamaya yönelik güçlü bir tavsiye verir ve beklemenin sorun çıkarabileceğini ima eder. Get started, harekete geçmeye başlamak demektir. Had better içindeki had, yapıyı geçmiş zaman yapmaz. Kalıp özne + had better + fiilin yalın hâli biçimindedir; get yalın hâldedir ve önüne to gelmez.
Alıştırma
Gecikmenin sorun çıkarabileceği bir durumda, hangi cümle dil bilgisi açısından doğru ve acil bir tavsiye verir?
- You'd better get started on the download now, or it may not finish before class.
- You'd better to get started on the download now, or it may not finish before class.
- You'd better getting started on the download now, or it may not finish before class.
Cevabı göster
You'd better get started on the download now, or it may not finish before class.
as early as possible: mümkün olan en erken zamanda
As early as possible, koşulların izin verdiği en erken zamanda anlamına gelir. as + sıfat/zarf + as possible kalıbını kullanır ve bir niteliği ya da eylemi pratikte mümkün olan en yüksek dereceye taşır. Burada early, get started ifadesini niteleyen bir zarftır. İki as da kalıbın parçasıdır; bu yüzden ikinci as çıkarılamaz.
Alıştırma
Cümleyi, pratikte mümkün olan en erken zaman anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: To avoid a last-minute rush, start your project ____.
Cevabı göster
as early as possible
The poster child for this story is Tiger Woods. Deyimler
0:18Bu hikayenin örnek çocuğu Tiger Woods'tur.
poster child for this story: bu anlatının temsilî örneği
Poster child for ..., bir düşüncenin, eğilimin, başarının veya sorunun açık ve güçlü bir temsilcisi olarak görülen kişi ya da şey için kullanılan mecazi bir ifadedir. Gerçek anlamda bir posterdeki çocuğu anlatmaz. Bu cümlede this story, konuşulmakta olan anlatı veya iddiaya gönderme yapar. Tiger Woods'a bu anlatının poster child'ı demek, onu anlatının en tanınmış veya en belirgin örneği olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede poster child for, güçlü bir temsilî örnek anlamında kullanılmıştır?
- The clinic became the poster child for efficient patient care.
- A child held a poster outside the clinic.
- The clinic printed posters for children.
Cevabı göster
The clinic became the poster child for efficient patient care.
His father famously gave him a putter when he was seven months old.
0:22Babası yedi aylıkken ona bir golf sopası vermiş olmasıyla meşhurdur.
Fast forward to ...: anlatıda daha sonraki bir zamana atlamak
Fast forward to ... anlatıda kullanılan bir zaman geçişidir. Dinleyiciye aradaki olayların atlandığını ve doğrudan daha sonraki bir zamana geçildiğini bildirir; burada hikâye 21 yaşına sıçrar. İfade, bir medya kaydını hızlı ileri sarma komutundan gelir; ancak hikâye anlatımında mecazidir. Sonraki bölüm, kesintisiz dizide bir sonraki an değil, zaman çizgisindeki daha ileri yeni bir nokta olarak anlaşılmalıdır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki anlatı geçişiyle tamamlayın: ____ the following summer, and the garden is full of flowers.
Cevabı göster
Fast forward to
quintessential 10,000 hours story: son derece temsilî bir örnek
Quintessential, belirli bir türün en açık veya en tipik örneği demektir. Bu isim grubunda 10,000 hours story ifadesini niteler ve hikâyeyi yaklaşık 10.000 saatlik çalışmayla uzmanlık kazanma fikrinin örnek modeli olarak sunar. Sözcük, örneğin ne kadar iyi, keyifli veya başarılı olduğunu değil, ait olduğu türü ne kadar güçlü temsil ettiğini anlatır. Olumsuz bir davranışın, garip bir durumun veya bir tasarım tarzının da quintessential example örneği olabilir.
Alıştırma
a quintessential success story ifadesi ne anlama gelir?
- Yazılması tam olarak 10.000 saat süren bir hikâyedir.
- Bugüne kadar anlatılmış en mutlu hikâyedir.
- Bu tür hikâyelerin en açık ve en tipik örneklerinden biridir.
Cevabı göster
Bu tür hikâyelerin en açık ve en tipik örneklerinden biridir.
Another is that of the three Polgar sisters, Dilbilgisi
0:31Bir diğeri de üç Polgar kız kardeşin hikayesidir,
Tekil bir ismin yerine kullanılan that of
that of yapısındaki that, az önce söylenen veya bağlamdan kolayca çıkarılabilen tekil bir ismin yerini tutar. Burada üç Polgar kız kardeşle ilgili hikâye ya da örnek anlamındadır; of the three Polgar sisters bunun kimin hikâyesi veya örneği olduğunu belirtir. Bu yapı, ismi tekrarlamayı önler ve geçişi daha kısa hâle getirir. Yapıyı “başka bir [hikâye/örnek], ... hakkındaki [hikâye/örnektir]” diye tamamlayarak anlayın; that sözcüğünü yalnızca uzaktaki bir şeyi gösteren “şu” anlamında düşünmeyin.
Alıştırma
population sözcüğünü tekrarlamamak için tekil isim yerine geçen yapıyı kullanın: The population of Lakeview is larger than ____ Pine Hill.
Cevabı göster
that of
whose father decided to teach them chess in a very technical manner from a very early age. Notlar
0:33babaları onlara çok erken yaşlardan itibaren çok teknik bir şekilde satranç öğretmeye karar vermiştir.
İlgi cümleciğinde sahiplik bildiren whose father
Whose father, üç Polgar kız kardeş hakkında ek bilgi veren bir ilgi cümleciğini başlatır. Whose ilişkiyi gösterir: father onların babasıdır; dolayısıyla burada whose, their anlamına gelir ve “kimin?” sorusunu sormaz. Yeniden kullanılabilir kalıp kişi veya grup + whose + isim + fiil biçimindedir: a player whose father was a coach. Whose, kişiyi veya grubu onlarla ilişkili birine ya da bir şeye bağlar.
Alıştırma
Sahiplik ilişkisi göstermek için whose sözcüğünü doğru kullanan cümleyi seçin.
- I met a writer who first novel won an award.
- I met a writer who's first novel won an award.
- I met a writer whose first novel won an award.
Cevabı göster
I met a writer whose first novel won an award.
in a very technical manner: yöntemi anlatan resmî bir yapı
Bu cümlede in a very technical manner, “son derece uzmanlaşmış ve sistemli bir yöntem kullanarak” anlamına gelir. Babanın satrancı nasıl öğrettiğini açıklar. in a/an + adjective + manner kalıbı, bir eylemin nasıl yapıldığını anlatmanın resmî bir yoludur. Burada manner “nezaket” değil, “biçim” demektir; technical ise yöntemi niteler.
Alıştırma
Cümleyi “son derece uzmanlaşmış bir yöntem kullanarak” anlamındaki tam ve resmî ifadeyle tamamlayın: The coach explained every move ____.
Cevabı göster
in a very technical manner
from a very early age: erken bir başlangıç noktasını belirtmek
From a very early age, “birinin çok küçük olduğu zamandan başlayarak” demektir. from edatı bir dönemin başlangıcını gösterir; bu nedenle ifade, satranç eğitiminin erken çocuklukta başladığını anlatır. Bu ifade genellikle erken başlayan ve bu başlangıç noktasından sonra da süren bir beceriyi, ilgiyi, alışkanlığı veya etkiyi tanıtır.
Alıştırma
Hangi cümle bir etkinliğin erken çocuklukta başlayıp sonrasında devam ettiğini söylüyor?
- She played the violin from a very early age.
- She first saw a violin when she was an adult.
- She played in one concert at a very early age.
Cevabı göster
She played the violin from a very early age.
Two of his daughters went on to become grandmaster chess players. Kalıp ifadeler
0:38Kızlarından ikisi satranç ustası oldu.
went on to become: daha sonraki yeni bir rol veya sonuç
Bu cümlede went on to become, “daha sonra ... oldu” demektir. Kızların yaşamlarının önceki bir dönemini, sonradan satranç büyükustası olmaları sonucuna bağlar; fiziksel olarak yürümeye devam ettikleri anlamına gelmez. Yapı go on to + fiilin yalın hâlidir. Geçmişteki olaylar anlatılırken go, went biçimine dönüşür: went on to become. Biyografilerde ve tarih anlatılarında önceki bir aşamadan sonraki bir başarıya geçerken sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi went on to become ile tamamlayın: After several years as a nurse, Elena ____ a hospital director.
Cevabı göster
went on to become
then we should see that elite athletes get a head start in so-called deliberate practice. Notlar
0:44o zaman elit sporcuların bilinçli pratik dediğimiz şeyde bir adım önde başladıklarını görmeliyiz.
If ... is correct, then we should see ...: mantıksal bir tahmin
If ... is correct, then we should see ... kalıbı bir iddiayı tahmine dönüştürür. If yan cümlesi sınanan iddiayı, ana cümle ise iddia doğruysa gözlemlemeyi beklediğimiz kanıtı belirtir. Burada should, “yapmakla yükümlü olmak” değil, “mantıksal olarak beklenmek” anlamındadır. Then sonucu gösterir; see ise kanıt veya verilerde gözlemlemek demektir. Cümle birine öğüt vermek yerine bir örüntüyü tahmin eder.
Alıştırma
Hangi cümlede should, bir varsayımdan çıkarılan mantıksal tahmini ifade eder?
- If the theory is correct, then we should see the same pattern in new data.
- Athletes should follow the coach's safety rules.
- You should check the data before lunch.
Cevabı göster
If the theory is correct, then we should see the same pattern in new data.
get a head start: avantajlı başlamak
Get a head start, daha erken veya daha iyi hazırlanarak başlamak ve böylece diğer insanlara ya da normalde bulunacağınız duruma göre daha güçlü bir konuma geçmek demektir. Burada, elit sporcuların bilinçli pratiğe başkalarından daha önce başlayabileceği anlamına gelir. Head start bir deyimdir; vücudun bir bölümünü anlatmaz. Temel fikir yalnızca başlamak değil, daha avantajlı bir konumdan başlamaktır.
Alıştırma
Get a head start ifadesini doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: Starting the research early will help us ____.
Cevabı göster
get a head start
so-called deliberate practice: bir etikete karşı mesafe göstermek
So-called, başkalarının kullandığı bir ad veya etiketi belirtmek için bir isim ya da isim öbeğinin hemen önüne gelir. so-called deliberate practice ifadesinde konuşmacı deliberate practice terimine gönderme yapar; etiketi sorgulamadan kabul etmez. So-called çoğu zaman mesafe yaratır: konuşmacı temkinli, kuşkucu veya alaycı olabilir. Bu, fikrin otomatik olarak yanlış olduğu anlamına gelmez; kuşkunun derecesi bağlama bağlıdır.
Alıştırma
Örnek cümlede so-called en çok neyi ifade ediyor?
- Konuşmacı deliberate practice etiketini kullanırken ona karşı belli bir mesafe koruyor.
- Konuşmacı deliberate practice fikrinin kesinlikle yanlış olduğunu kanıtlıyor.
- Konuşmacı deliberate practice ifadesinin bir adı olmadığını söylüyor.
Cevabı göster
Konuşmacı deliberate practice etiketini kullanırken ona karşı belli bir mesafe koruyor.
And in fact: tahminden gerçek kanıta geçiş
Burada And in fact, savı bir teorinin öngördüğü şeyden gözlem ya da araştırmanın gerçekten gösterdiği sonuca taşıyan bir geçiş ifadesidir. In fact, sırada daha güçlü ve gerçeklere dayalı bilgi olduğunu belirtir. Baştaki And, bu kanıtı önceki akıl yürütmeye bağlar. Yalnızca aynı düzeydeki iki ögeyi birleştirmez; konuşmacının savını sürdürüp güçlendirdiğini gösterir.
Alıştırma
And in fact burada neyi belirtir?
- Savı bir tahminden gerçek kanıta taşır.
- İlgisiz bir liste başlatır.
- Konuşmacının savını bitirdiğini gösterir.
Cevabı göster
Savı bir tahminden gerçek kanıta taşır.
they see that they spend more time in deliberate practice. Kalıp ifadeler
0:50onların bilinçli pratik yaparak daha fazla zaman harcadıklarını görüyorlar.
spend more time in deliberate practice: bir etkinliğe daha fazla zaman ayırmak
Spend more time in deliberate practice, belirli bir beceriyi geliştirmek için odaklı ve planlı bir eğitimle uğraşırken daha fazla zaman harcamak demektir. Buradaki yapı spend + zaman miktarı + in + etkinlik ifadesidir; in, deliberate practice ifadesini kişinin katıldığı etkinlik olarak sunar. More, karşılaştırılan unsur başka bir yerde belirtilse bile başka bir grup, dönem veya etkinliğe göre zamanın daha fazla olduğunu gösterir. Odak noktası harcanan zaman miktarıdır. İngilizcede bu fikir, do ile practice sözcüklerini mekanik biçimde birleştirmek yerine spend time ile doğal olarak ifade edilir.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Compared with casual learners, expert musicians ____.
Cevabı göster
spend more time in deliberate practice
When they actually track athletes over the course of their development, Kalıp ifadeler
0:55Sporcuların gelişim süreçlerini gerçekten takip ettiklerinde ise,
over the course of their development: gelişim süreci boyunca
Over the course of + isim öbeği, uzun bir süre veya süreç ilerlerken, çoğu zaman birkaç aşama boyunca bir şeyin gerçekleştiğini anlatır. Burada over the course of their development, sporcuların yalnızca tek bir anda ölçülmediğini, gelişimlerinin farklı aşamalarında takip edildiğini gösterir. Bu yapıda course, okul dersi değil, bir sürecin ilerleyişi anlamına gelir. Gözlemler, olaylar veya değişimler zaman içinde gerçekleştiğinde bu ifade kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “süreç ilerledikçe” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The design changed several times ____ the project.
Cevabı göster
over the course of
The future elites tend to have what scientists call a sampling period, Notlar
0:59Geleceğin elitleri, bilim insanlarının örnekleme dönemi dedikleri bir döneme sahip olma eğilimindedirler,
tend to have: kesinlik değil, genel bir eğilim
Tend to + fiilin yalın hâli, istisnalara yer bırakarak genellikle gerçekleşen veya gerçekleşmesi olası bir durumu anlatır. Tend to have yapısında have fiilin yalın hâlidir. Burada geleceğin elit sporcularının genellikle bir örnekleme dönemi yaşadığı söylenir; ancak bunun istisnasız herkes için geçerli olduğu ileri sürülmez. Tend to bir niyeti değil, eğilimi anlatır. Always veya must kadar kesin olmadığı için araştırma sonuçlarını daha doğru ifade etmeye yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümle istisnalara yer bırakarak dikkatli bir genelleme yapıyor?
- Children who read often always have larger vocabularies.
- Children who read often intend to have larger vocabularies.
- Children who read often tend to have larger vocabularies.
Cevabı göster
Children who read often tend to have larger vocabularies.
what scientists call: uzmanların kullandığı adı tanıtma
what scientists call yapısı, bilim insanlarının ardından gelen kavrama verdiği adı tanıtır. Bu cümlede what scientists call a sampling period, isim gibi çalışan tek bir birimdir ve have fiilinin nesnesidir. Buradaki what bir soru sormaz; “… olan şey” anlamına gelir. Bu nedenle yeniden kullanılabilen what + people + call + term kalıbı, bir düşünceden belirli bir grubun o düşünceye verdiği ada geçiş sağlar.
Alıştırma
Bilimsel bir adlandırma sunmak için cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: This early exploration stage is ____ a sampling period.
Cevabı göster
what scientists call
a sampling period: uzmanlaşmadan önce keşfetme
Bu konuşmada a sampling period, kişinin hemen tek bir uzmanlık alanı seçmek yerine çeşitli etkinlikleri denediği erken bir aşamadır. Kişi farklı deneyimler edinir ve daha sonra bir alanda uzmanlaşabilir. Buradaki sampling, bir seçenek yelpazesinden çeşitli şeyleri denemek anlamına gelir. Temel fikir, odaklı eğitimden önce geniş çapta keşif yapmaktır; yiyecek tatmak değildir.
Alıştırma
Yetenek gelişiminde hangi durum a sampling period örneğidir?
- Bir çocuk en başından beri yalnızca tenis antrenmanı yapar.
- Bir araştırmacı her on saniyede bir sıcaklık ölçümü kaydeder.
- Bir çocuk, odaklanacağı etkinliği seçmeden önce yüzme, tenis ve dansı dener.
Cevabı göster
Bir çocuk, odaklanacağı etkinliği seçmeden önce yüzme, tenis ve dansı dener.
where they try a variety of physical activities, Kalıp ifadeler
1:03bu dönemde çeşitli fiziksel aktiviteler denerler,
a variety of physical activities: çeşitli fiziksel aktiviteler
a variety of physical activities ifadesinde a variety of, “birkaç farklı türde” anlamına gelir. Bu nedenle ifade yalnızca sayının çokluğunu değil, çeşitliliği vurgular. Physical activities, bedeni hareket ettirmeyi veya kullanmayı içeren etkinliklerdir. Kalıp a variety of + çoğul sayılabilen isim şeklindedir: a variety of games, methods veya activities. Burada a variety of ifadesini tek bir miktar kalıbı olarak anlayın; variety sözcüğünü tek başına bir “tür” olarak yorumlamayın.
Alıştırma
“Birkaç farklı türde” anlamına gelen hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The recreation center offers ____ physical activities for families.
Cevabı göster
a variety of
gain broad general skills: geniş kapsamlı genel beceriler edinmek
gain broad general skills ifadesinde gain, deneyim, pratik veya zaman yoluyla geliştirmek ya da edinmek anlamına gelir. Gain skills, becerilerin gelişimini anlatan doğal bir sözcük birlikteliğidir; get skills gündelik konuşmada kullanılabilir, ancak burada daha az kesindir. Broad general skills, yalnızca dar bir uzmanlık becerisi yerine birçok alanı kapsayan ve farklı durumlarda kullanılabilen becerilerdir. İfade bir bütün olarak geniş ve başka alanlara aktarılabilir bir beceri temeli oluşturmayı anlatır.
Alıştırma
“Birçok alanda yararlı olan beceriler geliştirmek” anlamındaki hedef ifadenin tamamını kullanarak cümleyi tamamlayın: By rotating through several departments, interns can ____ before choosing a specialty.
Cevabı göster
gain broad general skills
and delay specializing until later than peers who plateau at lower levels. Notlar
1:07ve uzmanlaşmayı, daha düşük seviyelerde duraklayan yaşıtlarından daha ileri bir zamana ertelerler.
delay specializing until later than peers: delay + -ing biçimi + until
Burada delay specializing until later than peers, akranlarından daha geç uzmanlaşmaya başlamak anlamına gelir. Delay fiilinden sonra -ing biçimi kullanılır; doğru kalıp delay doing something şeklindedir, delay to do something değildir. Until, eylemin hangi zamana kadar ertelendiğini gösterir. Uzmanlaşma o daha geç noktada başlar; o noktada sona ermez. Later than peers ifadesinde karşılaştırılan şey, kişilerin ne zaman uzmanlaşmaya başladığıdır.
Alıştırma
Cümleyi specialize fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: They decided to delay ____ until they had explored several fields.
Cevabı göster
specializing
plateau at lower levels: fiil olarak plateau
Plateau at lower levels ifadesinde plateau bir fiildir. İlerlemenin veya gelişimin önce yükselip sonra düzleşmesi ve artık çok az ya da hiç artmaması anlamına gelir. At lower levels, durma noktasının görece düşük olduğunu belirtir. Bu sözcük ilerlemenin durmasını anlatır; mutlaka düşüş anlamına gelmez. Anlam, coğrafi bir platonun düz yüzeyinden gelir, ancak burada performans veya gelişim için mecazi olarak kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede plateau, ilerlemenin artık artmadığı anlamında kullanılmıştır?
- Her progress continued rising every week.
- Her progress dropped sharply after the test.
- Her progress improved quickly at first but then plateaued.
Cevabı göster
Her progress improved quickly at first but then plateaued.
That doesn't really comport with the 10,000 hours rule, Kelime
1:11Bu, 10.000 saat kuralıyla pek uyuşmuyor,
doesn't really comport with: resmî bir uyumsuzluk ifadesi
Comport with, “bir şeyle tutarlı ya da uyumlu olmak” demektir. Burada doesn't really comport with, gözlemin 10.000 saat kuralına pek uymadığını belirtir. Kalıp comport with + fikir, kural, kanıt veya sonuç biçimindedir. doesn't really içindeki really, uyuşmazlığı doğrudan does not comport with demeye göre daha az kesin gösterir; yine de konuşmacı belirgin bir uyumsuzluğa işaret eder.
Alıştırma
Hangi cümlede comport with resmî bir uyumsuzluk belirtmek için doğru kullanılmıştır?
- The new evidence does not comport with the original theory.
- The new evidence does not comport the original theory.
- The new evidence does not comply with the original theory.
Cevabı göster
The new evidence does not comport with the original theory.
does it?: olumsuz ifadeden sonra olumlu soru eklentisi
Does it?, olumsuz That doesn't... ifadesine eklenen bir soru eklentisidir. Ana cümlede doesn't kullanıldığı için eklenti olumlu yardımcı fiil does biçimine geçer; That öznesinin yerini de it alır. Burada konuşmacı, dinleyicilerin de aynı uyumsuzluğu göreceğini düşünür ve onlardan onay ister. Bu eklenti tamamen açık bir bilgi sorusu sormaktan çok konuşmayı etkileşimli hâle getirir.
Alıştırma
Soru eklentisini tamamlayın: This conclusion doesn't match the evidence, ____?
Cevabı göster
does it
So, I started to wonder about other domains that we associate with obligatory early specialization, Notlar
1:15Böylece, zorunlu erken uzmanlaşma ile ilişkilendirdiğimiz diğer alanları da merak etmeye başladım,
other domains that we associate with: associate A with B kalıbı
Burada domains, internet alan adlarını değil; bilgi, iş veya etkinlik alanlarını ifade eder. Vurgulanan bölüm, “zihnimizde zorunlu erken uzmanlaşmayla bağlantı kurduğumuz diğer alanlar” anlamına gelir. Temel kalıp associate A with B şeklindedir: we associate these domains with obligatory early specialization. İlgi cümleciğinde that, these domains ifadesinin yerini tutar; bu nedenle yapı domains that we associate with B olur. with edatı associate fiilinden sonra kalır.
Alıştırma
İlgi cümleciğini associate A with B kalıbıyla tamamlayın: Researchers studied domains that people ____ early specialization.
Cevabı göster
associate with
obligatory early specialization: zorunlu kabul edilen erken uzmanlaşma
Early specialization, genç yaşta dar bir alan seçip eğitimi veya öğrenimi o alana yoğunlaştırmak anlamına gelir. Obligatory ise bunun yalnızca erken ya da yaygın olmadığını, zorunlu kabul edildiğini belirten daha güçlü bir anlam katar. Bu cümlede ifade, bazı alanlarda başarı için erken uzmanlaşmanın gerekli olduğu varsayımını adlandırır. Konuşmacı “I started to wonder” diyerek bu varsayımı gerçek olarak sunmak yerine inceler.
Alıştırma
Hangi durum obligatory early specialization ifadesine en uygun düşer?
- Çocuklar daha sonra birini seçmeden önce birkaç alanı keşfedebilir.
- Birçok çocuk erken yaşta bir alan seçer, ancak bu zorunlu değildir.
- Çocuklar küçük yaşta bir alan seçip ona odaklanmak zorundadır.
Cevabı göster
Çocuklar küçük yaşta bir alan seçip ona odaklanmak zorundadır.
Turns out: sonradan keşfedilen bir gerçeği tanıtmak
Turns out, konuşmacının kontrol ettikten, düşündükten veya bir şey yaşadıktan sonra öğrendiği ya da keşfettiği bir gerçeği tanıtır. Burada benzerliğin önceki soruya cevap veren bulgu olduğunu gösterir. It turns out that... ifadesinin konuşma dilindeki kısaltılmış biçimidir. Ardından tam bir yan cümle gelir; bu nedenle turn sözcüğünü fiziksel olarak “dönmek” anlamında yorumlamayın.
Alıştırma
Cümleyi It turns out that ifadesinin iki sözcüklük konuşma dili kısaltmasıyla tamamlayın: ____ the shortcut took longer than the main road.
Cevabı göster
Turns out
The exceptional musicians didn't start spending more time in deliberate practice than the average musicians until their third instrument. Dilbilgisi
1:23Sıra dışı müzisyenler, ortalama müzisyenlere kıyasla üçüncü enstrümanlarına kadar bilinçli pratiğe daha fazla zaman harcamaya başlamadılar.
didn't start spending ... until: gecikmiş bir başlangıç
didn't start V-ing until X kalıbı, eylemin X'ten önce başlamadığını ve ancak X noktasında başladığını anlatır. Bu nedenle until burada bitiş zamanını değil, başlangıç eşiğini gösterir. Bu cümlede geciken değişim, ortalama müzisyenlerden daha fazla zamanı planlı çalışmaya ayırmaktır. Bu ek çalışma miktarı ancak üstün müzisyenler üçüncü enstrümanlarına ulaştıklarında başlamıştır.
Alıştırma
Gecikmiş başlangıç kalıbını didn't ve until ile tamamlayın: The team ____ start using the new system ____ June.
Cevabı göster
didn't · until
Even musicians we think of as famously precocious, Kalıp ifadeler
1:31Hatta genç yaşta öne çıkmasıyla meşhur müzisyenlerin bile,
think of A as B: A'yı B olarak görmek veya sınıflandırmak
think of A as B, A'yı B olarak görmek veya sınıflandırmak anlamına gelir. Bu cümlede A musicians, B ise famously precocious ifadesidir: bu müzisyenlerin alışılmadık derecede erken yaşta olağanüstü yetenek göstermeleriyle tanındığı düşünülür. we think of as famously precocious sözleri, musicians sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciği oluşturur. Nesne görevindeki whom veya that ilgi zamiri düşürülmüştür: musicians (whom) we think of as famously precocious. A'ya verilen tanımı veya kategoriyi başlattığı için as korunmalıdır.
Alıştırma
Cümleyi think of A as B kalıbıyla tamamlayın: Many readers ____ the character ____ a hero.
Cevabı göster
think of · as
So, this got me interested in exploring the developmental backgrounds of people whose work I had long admired. Notlar
1:35Bu durum, uzun süredir çalışmalarına hayran olduğum kişilerin gelişimsel geçmişlerini keşfetme ilgimi uyandırdı.
get someone interested in doing: birinin bir şey yapmaya ilgi duymasını sağlamak
Burada this got me interested in exploring, bir şeyin konuşmacının konuyu araştırmaya ilgi duymaya başlamasına neden olduğu anlamına gelir. Got, almak anlamında değil, neden olmak veya birini bir duruma getirmek anlamında kullanılan ettirgen bir fiildir. Yeniden kullanılabilen kalıp get + kişi + interested in + isim veya -ing biçimidir. In bir edattır, bu nedenle burada ardından exploring gelir. Bu kalıp, ilginin zaten var olduğunu söylemekle kalmaz; ilgiyi hangi olayın başlattığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi got me interested in exploring ifadesiyle tamamlayın: A podcast about city design ____ how public spaces shape behavior.
Cevabı göster
got me interested in exploring
whose work I had long admired: aidiyet ve daha önceki bir geçmiş
Whose work I had long admired, people sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan tümcesidir. Whose aidiyet bildirir: work bu insanlara aittir ve admired fiilinin nesnesidir. Had long admired, past perfect yapısındadır. Uzun süren hayranlığı, konuşanın daha sonra bu kişilerin gelişim geçmişlerini araştırmaya ilgi duyduğu geçmiş andan önceye yerleştirir. Buradaki long, “uzun zamandır” anlamında bir zarftır; work sözcüğünü niteleyen bir sıfat değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, onun röportajdan önce yazarın kitaplarına uzun süredir hayran olduğunu doğru biçimde anlatır?
- She interviewed an author who books she had long admired.
- She interviewed an author whose books she had long admired.
- She interviewed an author who's books she had long admired.
Cevabı göster
She interviewed an author whose books she had long admired.
Duke Ellington shunned music lessons as a kid to focus on baseball and painting and drawing. Notlar
1:40Duke Ellington çocukluğunda beyzbol oynamaya, resim ve çizim yapmaya odaklanmak için müzik derslerinden kaçmıştır.
shunned music lessons: müzik derslerinden bilinçli ve kararlı biçimde uzak durmak
Shunned music lessons ifadesindeki shunned, müzik derslerinden bilerek uzak durmak veya onları reddetmek anlamına gelir. Bir dersi kazara kaçırmayı değil, uzak kalmayı seçmeyi anlatır. Shunned, shun fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu fiil, nötr avoid fiilinden daha güçlüdür; çoğu zaman açık bir reddedişi veya sürekli mesafe koymayı ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümlede shunned, bilinçli ve sürekli kaçınmayı anlatacak şekilde doğal kullanılmıştır?
- The writer shunned social media because her phone briefly lost its signal.
- The writer shunned social media by posting updates every hour.
- The writer shunned social media and never opened an account.
Cevabı göster
The writer shunned social media and never opened an account.
to focus on: amaç belirtmek ve dikkati yöneltmek
Burada to focus on, müzik derslerinden kaçınmanın amacını açıklar: dikkatini ve çabasını beyzbola, resme ve çizime vermek için böyle yapmıştır. To, amaç bildiren mastar yapısını başlatır. focus on ifadesinden sonra isim, zamir veya -ing biçimi gelir. On, bu alışılmış kalıbın bir parçasıdır: focus on the game, focus on it veya focus on improving.
Alıştırma
Cümleyi focus fiilinin amaç bildiren biçimi ve onunla kullanılan alışılmış edatla tamamlayın: Maya silenced her phone ____ her homework.
Cevabı göster
to focus on
Maryam Mirzakhani wasn't interested in math as a girl, Kalıp ifadeler
1:45Maryam Mirzakhani kızken matematikle ilgilenmezdi,
wasn't interested in math: geçmişte ilgi duymamak
Wasn't interested in math, be interested in yapısının geçmiş zamandaki olumsuz biçimidir. Matematiğin o dönemde onun dikkatini veya merakını çekmediğini anlatır. be interested in ifadesinden sonra isim, zamir veya -ing biçimi gelir. Interested kişinin duygusunu anlatır; in ise bu duygunun yöneldiği konuyu veya etkinliği belirtir.
Alıştırma
Cümleyi be interested yapısının geçmiş zamandaki kısaltılmış olumsuz biçimi ve onunla kullanılan alışılmış edatla tamamlayın: At first, Leo ____ robotics.
Cevabı göster
wasn't interested in
dreamed of becoming a novelist: dream of + fiil-ing
Dream of doing something, bir şeyi yapmayı çok istemek veya onu bir hedef olarak görmek demektir. Burada dreamed of becoming a novelist, romancı olmanın geçmişte onun hayali olduğunu belirtir. Dream of + fiil yapısında of bir edattır; bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçiminde kullanılır: dreamed of becoming. Dreamed of sonrasında to become kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi dreamed of sonrasında become fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: When Maya was a child, she dreamed of ____ a doctor.
Cevabı göster
becoming
and went on to become the first and so far only woman to win the Fields Medal, Notlar
1:49ve daha sonra dünyada matematikteki en prestijli ödül olan
the first and so far only woman to win: the first + isim + to mastarı
The first + kişi ya da grup bildiren isim + to mastarı yapısı, bir şeyi herkesten önce başaran kişi ya da grubu belirtir. Burada to win the Fields Medal, woman sözcüğünü niteler ve onu ilk yapan başarının ne olduğunu açıklar. So far only, iddiayı konuşma anına kadar olan dönemle sınırlar: o ana dek başka hiçbir kadın bu madalyayı kazanmamıştır. First sıralamayı, only ise o ana kadarki benzersizliği vurgular.
Alıştırma
Cümleyi win ve the first + isim + to mastarı yapısını kullanarak tamamlayın: Nora was the first scientist ____ the award.
Cevabı göster
to win
the most prestigious prize in the world in math.
1:52Fields Madalyası'nı kazanan ilk ve şimdiye kadarki tek kadın oldu.
the Fields Medal: önemli bir matematik ödülü
Fields Madalyası, matematikteki olağanüstü başarıları onurlandıran önemli bir uluslararası ödüldür. Bu cümlede ödülün adının verilmesi, kadının başarısının sıra dışı olduğunu gösterir; Medal burada sıradan bir spor madalyası anlamına gelmez. Virgülden sonraki sözler, ödülün adını bilmeyen dinleyicilere önemini hemen açıklar.
Alıştırma
Cümlede the Fields Medal neyi ifade ediyor?
- Mühendislik alanında bir üniversite diploması
- Matematik alanında önemli bir uluslararası ödül
- Bir spor etkinliğinde verilen sıradan bir madalya
Cevabı göster
Matematik alanında önemli bir uluslararası ödül
Vincent Van Gogh had five different careers before flaming out spectacularly, Deyimler
1:55Vincent Van Gogh muazzam bir şekilde çöküş yaşamadan önce beş farklı kariyer denedi,
flaming out spectacularly: dramatik biçimde başarısız olmak
Flaming out spectacularly ifadesinde flame out mecazidir: Bir kariyer veya girişim gerçekten alev almak yerine açık bir başarısızlıkla sona erer. Flaming, before sözcüğünden sonra geldiği için -ing biçimindedir ve başarısızlığı sonraki sonuç olarak sunar. Spectacularly değerlendirmeyi güçlendirir: Başarısızlık alışılmadık ölçüde dramatik ve dikkat çekicidir. Burada spectacularly, sonucu olumlu bir şey olarak övmez.
Alıştırma
Bu cümlede flamed out spectacularly ne anlama geliyor? The startup attracted huge attention, then flamed out spectacularly within six months.
- Girişim dramatik ve son derece görünür biçimde başarısız oldu.
- Girişim gerçekten alev aldı.
- Girişimin çalışanları uzun süreli stres yüzünden tükendi.
Cevabı göster
Girişim dramatik ve son derece görünür biçimde başarısız oldu.
and in his late 20s picked up a book called The Guide to the ABCs of Drawing. Öbek fiiller
1:59ve 20'li yaşlarının sonlarında Çizimin ABC'si Kılavuzu adında bir kitap eline aldı.
picked up a book: kitabı edinip okumaya başlamak
Bu yaşam öyküsü bağlamında picked up a book, kitabı edinip okumaya veya içeriğini incelemeye başladığı anlamına gelir. Vurgu, kitabı eliyle kaldırma hareketinde değil, kitaptaki fikirlerle ilk kez karşılaşmasındadır. Bu ifade, kitabı bitirdiğini veya çizim konusunda ustalaştığını söylemez.
Alıştırma
Bu yaşam öyküsü bağlamında picked up a book büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Kitabı yalnızca başka bir yere taşımak için kaldırdı.
- Kitabı edindi ve okumaya ya da içeriğini incelemeye başladı.
- Kitabın tamamını bitirdi ve çizimde ustalaştı.
Cevabı göster
Kitabı edindi ve okumaya ya da içeriğini incelemeye başladı.
Claude Shannon was an electrical engineer at the University of Michigan who took a philosophy course just to fulfill a requirement, Kalıp ifadeler
2:04Claude Shannon, Michigan Üniversitesi'nde bir elektrik mühendisiydi ve sadece bir zorunluluğu yerine getirmek için felsefe dersi aldı,
just to fulfill a requirement: basit veya temel bir amacı ifade etmek
just to + fiilin yalın biçimi, birinin bir şeyi neden yaptığını açıklar ve bu amacı basit ya da temel neden olarak sunar. Burada felsefe dersini bir kuralı karşılaması gerektiği için aldı; cümle, önceden felsefeye ilgi duymasını neden olarak göstermiyor. fulfill a requirement, bir okulun, programın, işin veya başka bir sistemin belirlediği koşulu karşılamak anlamına gelen yaygın bir sözcük birlikteliğidir. A requirement, yapılması veya başarılması zorunlu bir şeydir; kişisel bir rica değildir.
Alıştırma
Cümleyi fulfill a requirement ifadesiyle tamamlayın: I took one extra class just to ____ for graduation.
Cevabı göster
fulfill a requirement
and in it he learned about a near-century-old system of logic by which true and false statements could be coded as ones and zeros and solved like math problems. Notlar
2:10ve bu derste, doğru ve yanlış ifadelerin birler ve sıfırlar olarak kodlanıp matematik problemleri gibi çözülebildiği yaklaşık yüzyıllık bir mantık sistemi hakkında bilgi edindi.
by which: ilgi cümleciğinde araç belirtme
By which, bir edat ile ilgi zamirinden oluşan bir yapıdır. Which, önceki a near-century-old system of logic ifadesine gönderme yapar; by ise bu sistemin bir işi yapmanın aracı olduğunu gösterir. By which ile başlayan ilgi cümleciği, sistemin neyi mümkün kıldığını açıklar. Daha az sıkıştırılmış biçimde, bu sistem kullanılarak doğru ve yanlış önermelerin kodlanıp çözülebildiği anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir yöntemin hataları tespit etme aracı olduğunu by which ile gösterir?
- The researchers developed a method by which errors could be detected automatically.
- The researchers developed a method in which errors could be detected automatically.
- The researchers developed a method for which errors could be detected automatically.
Cevabı göster
The researchers developed a method by which errors could be detected automatically.
could be coded as ...: kiplik edilgen ve sonuç etiketi
Could be coded, could + be + geçmiş zaman ortacıyla kurulan kiplik bir edilgen yapıdır. Özne olan true and false statements eylemi yapan değil, eyleme maruz kalan taraftır; could ise kodlamayı sistem içinde bir olasılık veya yetenek olarak sunar. Code A as B yapısında as, kodlama sonucunda ortaya çıkan etiketi veya gösterimi belirtir. Burada ones and zeros, önermelere atanan biçimlerdir; as, onlara benzer anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi code fiilinin kiplik edilgen biçimi ve sonuç kategorisini belirten sözcükle tamamlayın: In this database, each response could ____ positive or negative.
Cevabı göster
be coded as
solved like math problems: like ile çözüm biçimini karşılaştırma
solved like math problems ifadesinde like, “… ile aynı şekilde” anlamına gelen bir edattır. Mantıksal önermelerin çözülme biçimini, bilinen matematik problemi çözme biçimiyle karşılaştırır; burada “hoşlanmak” anlamındaki fiil değildir. Solved, could be ifadesinden sonra coded ile eş görevli olarak bağlanır: the statements could be coded ... and (could be) solved. Paylaşılan edilgen yapı, her iki eylemin de önermelere uygulandığını gösterir.
Alıştırma
The software solves each logic puzzle like a math problem cümlesinde like neyi ifade eder?
- İki problemin çözülme sırası
- Benzer bir çözme biçimi
- Matematik problemlerinden hoşlanma
Cevabı göster
Benzer bir çözme biçimi
This led to the development of binary code, Kalıp ifadeler
2:18Bu, ikili kodun geliştirilmesine yol açtı,
This led to the development of ...: neden ile sonucu bağlama
This, hemen önce sözü edilen fikir veya olaya gönderme yapar. Led to, “neden oldu veya ortaya çıkmasına katkıda bulundu” anlamına gelir; böylece açıklamayı önceki bir nedenden sonraki sonuca, yani the development of binary code ifadesine taşır. Led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Lead to kalıbındaki to bir edattır; bu nedenle ardından yalın fiil değil, bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir. Burada ardından the development of binary code isim öbeği gelmektedir.
Alıştırma
Cümleyi lead to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Yesterday, a faulty sensor ____ a delay in the launch.
Cevabı göster
led to
which underlies all of our digital computers today. Kelime
2:20ve bu kod, bugün tüm dijital bilgisayarlarımızın temelini oluşturuyor.
underlies ...: bir şeyin temelini oluşturmak
Burada underlies, “temel ilkesini ya da dayanağını oluşturur” demektir. Özne, which sözcüğünün gönderme yaptığı önceki düşüncedir; all of our digital computers today ise bu düşünceye dayanan şeydir. Bu, soyut bir kullanımdır. Bir şeyin fiziksel olarak bilgisayarların altında bulunduğu anlamına gelmez. Daha genel olarak X underlies Y, X’in Y’nin arkasındaki temel neden, ilke veya dayanak olduğu anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede underlie, “bir şeyin temel dayanağını oluşturmak” anlamında kullanılmıştır?
- The team discussed trust after lunch.
- Shared trust underlies a strong team.
- The basement lies under the office.
Cevabı göster
Shared trust underlies a strong team.
Frances Hesselbein took her first professional job at the age of 54, Kalıp ifadeler
2:23Frances Hesselbein ilk profesyonel işini 54 yaşında aldı,
take a job: teklif edilen bir pozisyonu kabul etmek
Take a job ifadesinde take, “bir pozisyonu kabul edip işe başlamayı onaylamak” demektir. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir; bu nedenle took her first professional job, onun ilk profesyonel işini kabul edip başladığını anlatır. Bu kalıp, mevcut bir pozisyonu kabul etme seçimine odaklanır; bir şeyi fiziksel olarak taşımak veya alıp götürmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Maya zaten bir iş teklifi aldı ve bunu kabul etmeye karar verdi. Bu seçimi en iyi hangi cümle anlatır?
- Maya got a job at the library.
- Maya took the job at the library.
- Maya looked for a job at the library.
Cevabı göster
Maya took the job at the library.
at the age of 54: Bir olayın gerçekleştiği yaşı belirtme
At the age of 54, “o 54 yaşındayken” anlamına gelir. at the age of + sayı kalıbı, bir olayın gerçekleştiği yaşı belirten edatlı bir zaman ifadesidir. Biyografilerde ve yaşam öykülerinde, kişinin hayat çizgisindeki belirli bir noktayı gösterir. Burada took her first professional job ifadesini tamamlayarak bu mesleki olayın ne zaman gerçekleştiğini belirtir.
Alıştırma
Tam at the age of kalıbını ve 16 sayısını kullanarak cümleyi tamamlayın: The composer wrote her first symphony ____.
Cevabı göster
at the age of 16
Here's an athlete I've followed: Sıradaki örneği tanıtma
Here's, here is ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Bu cümlede yeni bir kişiyi sunar: dinleyicinin dikkatini sporcuya yöneltir ve bu kişinin sıradaki örnek olacağını gösterir. Sporcunun fiziksel olarak yakında bulunması gerekmez. I've followed bölümü sporcuyu tanımlar ve konuşmacının onu bir süredir takip ettiğini gösterir. Cümlenin tamamı yeni örneğe akıcı bir geçiş sağlar ve dinleyicide sporcunun kim olduğuna dair merak uyandırır.
Alıştırma
Bir konuşmada Here's an athlete I've followed. cümlesinin temel işlevi nedir?
- Sporcunun fiziksel olarak yakında durduğunu söylemek
- Yeni bir kişiyi sıradaki örnek olarak tanıtmak
- Konuşmanın sona erdiğini duyurmak
Cevabı göster
Yeni bir kişiyi sıradaki örnek olarak tanıtmak
but she declined to coach him because he wouldn't return balls normally. Kelime
2:36ancak toplara normal bir şekilde karşılık vermediği için ona koçluk yapmayı reddetti.
declined to coach him: resmî ve ölçülü bir ret
Decline to + fiilin yalın biçimi, bir şeyi yapmamayı seçmek anlamına gelir ve genellikle resmî veya ölçülü bir ton taşır. Burada declined to coach him, kadının ona antrenörlük yapma görevini kabul etmediği anlamındadır. Decline sözcüğünden sonra to coach geldiği için burada anlamı azalmak değil, reddetmektir. Bu yapı; haberlerde, duyurularda ve özenli konuşmalarda nazik veya tarafsız bir reddi tanımanıza yardımcı olur.
Alıştırma
Resmî ret cümlesini tamamlamak için decline fiilinin geçmiş zamanını kullanın: The spokesperson ____ comment on the private conversation.
Cevabı göster
declined to
return balls normally: teniste gelen topları karşıya vurmak
Teniste return a ball, gelen bir topa vurup onu rakibe geri göndermek anlamına gelir. Bu nedenle return balls normally, topları nesne olarak birine geri vermek değil, oyun sırasında alışılmış veya beklenen şekilde karşıya vurmaktır. Normally, topların nasıl karşılandığını belirtir. Topların fiziksel olarak birine iade edildiğini değil, oyuncunun onları karşıya vurma biçiminin alışılmadık olduğunu gösterir.
Alıştırma
Teniste bu cümledeki returned the serve ne anlama gelir? The player returned the serve with a quick backhand.
- ödünç aldığı tenis topunu geri verdi
- servis çizgisine geri döndü
- rakibin servisini karşıya vurdu
Cevabı göster
rakibin servisini karşıya vurdu
handball, volleyball, soccer, badminton, skateboarding.
2:40hentbol, voleybol, futbol, badminton, kaykay.
this dabbler: farklı şeyleri deneyen ama uzmanlaşmayan kişi
Dabbler, bir etkinliğe veya birkaç etkinliğe ilgi duyan ancak bunları derinlemesine ya da ciddi biçimde sürdürmeyen kişidir. this dabbler ifadesindeki this, az önce anlatılan kişiye gönderme yapar. Soru, kişinin kimliği hakkında merak uyandırmak için hafifçe takılan bir etiket kullanır. Burada vurgu geniş çaplı denemeler üzerindedir; kişinin beceriksiz olduğu yönünde sert bir iddia yoktur.
Alıştırma
Buradaki dabbler sözcüğünü en iyi hangi açıklama karşılar?
- Tek bir alanda uzman düzeyinde ustalaşmış biri
- Bilmediği etkinlikleri denemekten kaçınan biri
- Etkinlikleri deneyen ama derinlemesine uzmanlaşmayan biri
Cevabı göster
Etkinlikleri deneyen ama derinlemesine uzmanlaşmayan biri
every bit as famous as an adult as Tiger Woods, Dilbilgisi
2:47yetişkinliğinde en az Tiger Woods kadar ünlü,
every bit as famous ... as Tiger Woods: ün düzeyinin tamamen eşit olduğunu vurgulamak
every bit as + sıfat + as kalıbı, “tam anlamıyla ... kadar” demektir ve derecelerin eşitliğini vurgular. Burada kişinin yetişkinliğinde Tiger Woods kadar ünlü olduğunu, ondan hiç geri kalmadığını belirtir. Cümledeki as an adult, karşılaştırmanın içine eklenen bir yaşam evresi ifadesidir ve “yetişkinliğinde” anlamına gelir. İlk as, as famous bölümünü başlatır; son as ise karşılaştırma ölçütü olarak Tiger Woods'u getirir. every bit ifadeye vurgu katar.
Alıştırma
Tam eşitliği vurgulamak için cümleyi every bit as ... as ile tamamlayın: The smaller museum is ____ interesting ____ the famous one.
Cevabı göster
every bit as · as
and yet even tennis enthusiasts don't usually know anything about his developmental story. Anlatım akışı
2:51ancak tenis tutkunları bile genellikle onun gelişim hikayesi hakkında hiçbir şey bilmez.
and yet even: beklentiyi tersine çevirip en şaşırtıcı grubu vurgulamak
And yet, sonraki bilginin daha önce oluşan beklentiyle çeliştiğini gösterir. Buradaki yet, “buna rağmen” ya da “yine de” anlamındadır; “şimdiye kadar hâlâ” şeklinde bir zaman anlamı taşımaz. Even, dikkati tennis enthusiasts üzerine çeker. Bu kişiler bilmesi en olası gruplardan biridir; bu yüzden onların bile bilmediğini söylemek durumu daha şaşırtıcı kılar. and yet even birlikte önce beklentiyi tersine çevirir, sonra en beklenmedik grubu vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle, bir beklentiyi tersine çevirmek ve en şaşırtıcı grubu vurgulamak için and yet even kullanıyor?
- The route is clearly marked because even local hikers never get lost.
- The route is clearly marked, and yet even local hikers sometimes get lost.
- The route is clearly marked, and even local hikers know the area well.
Cevabı göster
The route is clearly marked, and yet even local hikers sometimes get lost.
I think it's partly because the Tiger story is very dramatic, Anlatım akışı
2:57Bence bunun bir nedeni Tiger'ın hikayesinin çok dramatik olması,
but also because it seems like this tidy narrative that we can extrapolate to anything that we want to be good at in our own lives. Kelime
2:59ama aynı zamanda kendi hayatımızda iyi olmak istediğimiz her şeye uyarlayabileceğimiz derli toplu bir anlatı gibi görünmesi.
it's partly because ... but also because: iki nedenli bir açıklama kurmak
it's partly because ... but also because ... kalıbı, bir açıklamayı sonuca katkıda bulunan iki nedene ayırır. Partly, ilk nedenin açıklamanın yalnızca bir parçası olduğunu gösterir; but also because ise ikinci bir neden ekler. Buradaki but, ilk nedeni geçersiz kılmaz ya da onunla çelişmez. Eklenen nedeni biraz daha vurgular; because sözcüğünün tekrarı da iki nedeni paralel ve takip edilmesi kolay hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi partly because ... but also because ... ile tamamlayın: The event succeeded ____ the plan was clear, ____ everyone communicated well.
Cevabı göster
partly because · but also because
this tidy narrative: düzenli ama aşırı basitleştirilmiş bir anlatı
Burada tidy, anlatının ne kadar temiz olduğunu değil, nasıl düzenlendiğini ifade eder. This tidy narrative, parçaları düzgün biçimde birbirine bağlanan ve bu yüzden anlatılması ve inanılması kolay olan bir öykü ya da açıklamadır. Bu bağlamda ifade kuşkucu bir ton taşır: gerçeklik çoğu zaman daha karmaşıktır ve fazlasıyla düzgün görünen bir anlatı istisnaları, belirsizlikleri ya da rahatsız edici ayrıntıları dışarıda bırakabilir.
Alıştırma
Bu cümlede this tidy narrative neyi ifade ediyor?
- Bir odanın temizlenmesi ve düzenlenmesiyle ilgili bir hikâye
- Akıcı ve ikna edici olan, ancak gerçekliği fazla basitleştirebilen bir hikâye
- Sonucu olmayan çok kısa bir hikâye
Cevabı göster
Akıcı ve ikna edici olan, ancak gerçekliği fazla basitleştirebilen bir hikâye
can extrapolate to anything: sınırlı bir örüntüyü fazla ileri taşımak
Extrapolate, sınırlı bir örnekten, örüntüden veya veri kümesinden yararlanarak gözlemlenen aralığın ötesinde neyin doğru olabileceğini çıkarsamak demektir. Cümlede narrative, anlamca tamamlanan nesnedir: can extrapolate to anything, insanların anlatıdaki dersi geliştirmek istedikleri neredeyse her beceriye genişletebileceklerini düşündükleri anlamına gelir. Bu, yalnızca bir yöntemi uygulamaktan fazlasıdır. Sınırlı kanıtlardan daha geniş bir çıkarım yapılır; anything sözcüğünün çok geniş kapsamı da genellemenin fazla ileri gidebileceğini ima eder.
Alıştırma
Hangi durum extrapolating için en açık örnektir?
- Ürünleri bir depodan başka bir depoya taşımak
- Bir mağazanın ilk ay satışlarını kullanarak tüm yılın satışlarını tahmin etmek
- Bir makineyi çalıştırmak için kullanım kılavuzunu izlemek
Cevabı göster
Bir mağazanın ilk ay satışlarını kullanarak tüm yılın satışlarını tahmin etmek
But it turns out that in many ways golf is a uniquely horrible model of almost everything that humans want to learn. Notlar
3:06Ancak ortaya çıkıyor ki golf, insanların öğrenmek istediği hemen her şey için birçok açıdan eşsiz derecede korkunç bir modeldir.
it turns out that: sonradan ortaya çıkan bir gerçeği sunmak
It turns out that, daha fazla düşünme, kanıt ya da deneyim sonrasında netleşen bir gerçeği sunar. Gerçek bilgi that ile başlayan yan cümlede verilir; ifade bir şeyin gerçek anlamda dönmesini anlatmaz. Bu cümlede But karşıtlık kurar; it turns out that beklenen görüşün yerine konuşmacının daha sonra ulaştığı ya da daha doğru olan sonucu getirir. Bu kalıp savı “ilk izlenim → düzeltilmiş bulgu” şeklinde düzenler.
Alıştırma
Cümleyi sonradan yapılan beklenmedik bir keşfi sunan ifadeyle tamamlayın: I expected the museum to be closed, but ____ it stays open until nine.
Cevabı göster
it turns out that
uniquely horrible model of: olağanüstü derecede kötü bir başvuru örneği
a model of X yapısında model, X'i temsil etmek ve X hakkında akıl yürütmek için kullanılan örnek ya da çerçeve anlamındadır. Konuşmacı golfü genel olarak öğrenmeyi anlamaya yarayan bir başvuru örneği olarak değerlendirir; küçük bir maketten veya mankenden söz etmez. Uniquely horrible güçlü bir değerlendirmedir: golf yalnızca kusurlu değil, bu role özellikle uygunsuzdur. Dolayısıyla ifade sadece golfün sevimsiz olduğunu söylemez; karşılaştırmanın ne kadar yanıltıcı olduğunu eleştirir.
Alıştırma
Bu tür bir savda a uniquely horrible model of learning ne anlama gelir?
- Alışılmadık ölçüde sevimsiz bir mankendir.
- İnsanların nasıl öğrendiğini düşünürken kullanılabilecek özellikle kötü bir örnektir.
- İnsanların öğrenmek istediği bir şeyin kötü yapılmış küçük bir maketidir.
Cevabı göster
İnsanların nasıl öğrendiğini düşünürken kullanılabilecek özellikle kötü bir örnektir.
Golf is the epitome of what the psychologist Robin Hogarth called a kind learning environment. Notlar
3:11Golf, psikolog Robin Hogarth'ın nazik öğrenme ortamı olarak adlandırdığı şeyin somut bir örneğidir.
the epitome of: en açık ve en tipik somut örnek
The epitome of something, bir şeyi tanımlayan özellikleri son derece eksiksiz biçimde gösteren kişi veya nesneyi belirtir. Pek çok örnekten yalnızca biri değil, “en açık veya en tipik somut örnek” anlamına gelir. Bu cümlede golf, a kind learning environment kavramının özellikle saf bir örneği olarak sunuluyor. Yeniden kullanılabilen kalıp the epitome of + isim veya isim öbeğidir.
Alıştırma
Cümleyi “en açık ve en tipik somut örnek” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: Her calm leadership made her ____ professionalism.
Cevabı göster
the epitome of
what ... called ...: bir terimi kaynağına dayandırmak
what the psychologist Robin Hogarth called a kind learning environment yan cümlesi bir isim öbeği olarak işlev görür. Burada what, “... olan şey veya kategori”; called ise “bu adla tanımladı” anlamına gelir, “telefon etti” ya da “seslendi” anlamına gelmez. what + kaynak + call/called + etiket yapısı, bir kavramı etiket aracılığıyla tanımlar ve aynı zamanda bu ifadenin kime ait olduğunu belirtir. Etiketi Robin Hogarth’a dayandırır, ancak terimi mutlaka onun icat ettiğini ileri sürmez.
Alıştırma
Hangi cümle decision fatigue terimini doğru biçimde tanıtır ve bu etiketi araştırmacılara dayandırır?
- This is what call researchers decision fatigue.
- This is what researchers call decision fatigue.
- This is what researchers are called decision fatigue.
Cevabı göster
This is what researchers call decision fatigue.
a kind learning environment: güvenilir düzenler ve geri bildirim
Bu sınıflandırmada a kind learning environment, düzenlerin oldukça sabit kaldığı ve eylemlerin açık, güvenilir geri bildirim sağladığı bir ortamdır. Böyle bir ortamda pratik yapmak neyin işe yaradığını göstermeye ve sonraki denemeyi geliştirmeye yardımcı olur. Buradaki kind, öğrenmeye elverişli demektir; ahlaken iyi ya da nazik anlamına gelmez. Görev yine de zor olabilir. Önemli olan, deneyimin güvenilir dersler sağlamasıdır.
Alıştırma
Hangi durum a kind learning environment için en iyi örnektir?
- Antrenör naziktir, ancak oyuncular seçimlerinin işe yarayıp yaramadığını hiç öğrenemez.
- Kurallar uyarı olmadan değişir ve sonuçlar aylar sonra ortaya çıkar.
- Kurallar sabit kalır ve her denemeden sonra hızlı, doğru geri bildirim alınır.
Cevabı göster
Kurallar sabit kalır ve her denemeden sonra hızlı, doğru geri bildirim alınır.
On the other end of the spectrum are wicked learning environments, Notlar
3:26Yelpazenin diğer ucunda ise acımasız öğrenme ortamları bulunur,
On the other end of the spectrum: karşıt ucu tanıtmak
On the other end of the spectrum, tartışmayı soyut bir ölçeğin bir tarafından karşıt tarafına taşır. Burada spectrum sözcüğü gerçek anlamda ışık tayfını değil, farklı durumların aynı boyut üzerinde karşılaştırılabildiği bir aralığı temsil eder. Örnekte konuşmacı yer bildiren ifadeyi başa alır ve özne-fiil devrikliği kullanır: are, wicked learning environments öznesinden önce gelir. Böylece yeni tanıtılan kategori cümlenin sonunda kalır ve odak noktası olur.
Alıştırma
Bir rapor önce programları tamamen sabit olan okulları anlatıyor. Aynı esneklik ölçeğinin karşı ucundaki okulları en iyi hangi cümle tanıtır?
- For example, some schools begin at eight o'clock.
- On the other hand, some teachers enjoy planning lessons.
- On the other end of the spectrum are schools that let learners plan most of their day.
Cevabı göster
On the other end of the spectrum are schools that let learners plan most of their day.
wicked learning environments: güvenilmez kurallar ve geri bildirim
Wicked learning environment, önemli kuralların, hedeflerin veya neden-sonuç ilişkilerinin değişebildiği; yararlı geri bildirimin ise gecikebildiği, hiç gelmeyebildiği ya da yanıltıcı olabildiği bir ortamdır. Bu nedenle aynı deneyimi tekrarlamak her zaman güvenilir bir ders sağlamaz. Burada wicked, ahlaken “kötü” değil, “karmaşık ve deneyim yoluyla öğrenmesi zor” anlamına gelir. Bu ifade, istikrarlı örüntülerin ve hızlı, doğru geri bildirimin öğrenmeyi kolaylaştırdığı kind learning environment kavramının karşı ucundadır.
Alıştırma
Hangi durum wicked learning environment için en açık örnektir?
- Kuralları sabit olan ve her denemeden sonra cevabı gösterilen bir bulmaca.
- Koşulların sürekli değiştiği ve bir kararın sonucunun yıllarca belirsiz kalabildiği bir piyasa.
- Kuralları istikrarlı olan ve her antrenmandan sonra hemen yönlendirme sunulan bir spor.
Cevabı göster
Koşulların sürekli değiştiği ve bir kararın sonucunun yıllarca belirsiz kalabildiği bir piyasa.
where next steps and goals may not be clear,
3:29burada sonraki adımlar ve hedefler net olmayabilir,
you may or may not get feedback when you do something, Dilbilgisi
3:34bir şey yaptığınızda geri bildirim alabilirsiniz veya almayabilirsiniz,
may or may not get feedback: iki olasılığı da açık bırakmak
May or may not + fiilin yalın hâli, hangisinin gerçekleşeceğini belirtmeden iki olası sonucu sunar. May or may not get feedback ifadesinde get, hem may hem de may not ile kullanılır: geri bildirim gelebilir veya gelmeyebilir. Bu yapı izin değil, belirsizlik ifade eder. Ayrıca iki sonucun gerçekleşme olasılığının tam olarak eşit olduğunu da söylemez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için may or may not ve receive fiilini kullanın: The company cannot promise a reply, so you ____ an email after you apply.
Cevabı göster
may or may not receive
Which one of these sounds like the world we're increasingly living in? Anlatım akışı
3:38Bunlardan hangisi giderek daha fazla içinde yaşadığımız dünyaya benziyor?
Which one of these sounds like...: yönlendirici bir retorik soru
Which one of these, daha önce sunulan seçenekleri açık bir seçime dönüştürür. Burada sounds like, “açıklamasına bakıldığında benzer görünüyor” anlamındadır; gerçekten benzer bir ses çıkarmak anlamına gelmez. Bu, esas olarak dinleyiciyi yönlendiren retorik bir sorudur. Konuşmacı, dinleyiciden önceki karşılaştırmayı gerçek dünyaya uygulamasını ister ve dinleyicinin çıkardığı sonucu savını ilerletmek için kullanır.
Alıştırma
Bu sorunun sav içindeki temel görevi nedir?
- Dinleyiciyi önceki bir karşılaştırmayı gerçek dünyaya uygulamaya yönlendirmek
- Hangi seçeneğin gerçek bir ses çıkardığını sormak
- Her seçeneğin resmî tanımını istemek
Cevabı göster
Dinleyiciyi önceki bir karşılaştırmayı gerçek dünyaya uygulamaya yönlendirmek
if hyperspecialization isn't always the trick in a wicked world, Notlar
3:41eğer acımasız bir dünyada aşırı uzmanlaşma her zaman işe yaramıyorsa,
hyperspecialization isn't always the trick: sınırlı bir iddia
Hyperspecialization, bir kişinin uzmanlığını çok dar bir alanla sınırlaması demektir. The trick, bir şeyi çalışır hâle getiren temel yöntem veya fikir anlamındaki gündelik bir deyimdir; sihir gösterisi anlamına gelmez. Isn't always ifadesinde olumsuzlanan sözcük always'tir. Aşırı uzmanlaşmanın bazen işe yarayabileceğini, ancak her zor veya öngörülemez durumda doğru çözüm olmadığını belirtir; never works anlamına gelmez.
Alıştırma
“hyperspecialization isn't always the trick” ifadesini en iyi açıklayan cümle hangisidir?
- Hyperspecialization is a magic performance done by experts.
- Hyperspecialization can help in some cases, but it is not the best approach in every case.
- Hyperspecialization fails in every possible situation.
Cevabı göster
Hyperspecialization can help in some cases, but it is not the best approach in every case.
in a wicked world: ahlaki kötülük değil, karmaşıklık
Bu tartışmada in a wicked world, “wicked öğrenme ortamı” fikrini eğitim ortamının dışındaki gerçek hayata taşır. Kuralların değişebildiği, geri bildirimin gecikebildiği veya güvenilmez olabildiği ve sonuçların tahmin edilmesinin zor olduğu bir dünyayı anlatır. Burada wicked, düzeni anlaşılması zor bir ortam için kullanılan teknik veya mecazi bir etikettir. Dünyanın ya da içindeki insanların ahlaken kötü olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu tartışmada in a wicked world ne anlama geliyor?
- Herkesin kötü olduğu fantastik bir dünya
- İnsanların uzmanlaşmayı reddettiği bir yer
- Kuralları değişen, geri bildirimi güvenilmez ve sonuçları öngörülemez gerçek yaşam ortamı
Cevabı göster
Kuralları değişen, geri bildirimi güvenilmez ve sonuçları öngörülemez gerçek yaşam ortamı
can be difficult to talk about: konuşulması zor bir konu
That can be difficult to talk about, “Bunun hakkında konuşmak zor olabilir” anlamına gelir. Özne olan That konuyu belirtir ve sondaki about aynı konuya geri gönderme yapar. Kalıp konu + can be difficult + to talk about şeklindedir. Talk about “bir konu hakkında konuşmak” anlamına geldiği için about sözcüğünü koruyun. Can, konunun her zaman zor olduğunu söylemek yerine bir olasılık belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle konunun kendisini tartışmanın zor olabileceğini ifade eder?
- The coach can be difficult to talk to.
- After the surgery, he can find it difficult to talk.
- The experience can be difficult to talk about.
Cevabı göster
The experience can be difficult to talk about.
because sometimes it looks like meandering or zigzagging or keeping a broader view. Deyimler
3:47çünkü bazen bu durum amaçsızca dolaşmak, zikzaklar çizmek veya daha geniş bir bakış açısını sürdürmek gibi görünür.
it looks like meandering or zigzagging: doğrusal olmayan bir yol benzetmesi
Meandering ve zigzagging sözcükleri gerçek anlamda dolaylı bir rota boyunca veya sürekli yön değiştirerek ilerlemeyi anlatır. Burada ise öğrenme, iş ya da kişisel gelişimin tek bir düz çizgide ilerlememesini anlatan yol benzetmeleridir. It looks like bunun bir görünüş veya başkasının değerlendirmesi olduğunu belirtir. Geniş çaplı keşiflerin bir amacı olsa bile bunlar amaçsızca dolaşmak veya sürekli yön değiştirmek gibi görünebilir.
Alıştırma
Hangi durum meandering or zigzagging ifadesinin mecaz anlamına en uygun örnektir?
- Bir öğrenci başından sonuna kadar aynı sabit planı izler.
- Bir öğrenci birini seçmeden önce birkaç alanı araştırır, bu nedenle izlediği yol dolaylı görünür.
- Bir kişi her gün aynı düz yoldan eve gider.
Cevabı göster
Bir öğrenci birini seçmeden önce birkaç alanı araştırır, bu nedenle izlediği yol dolaylı görünür.
getting behind: ilerlemede geride kalmaya başlamak
Getting behind burada bir programa, beklenen hıza veya diğer insanlara kıyasla ilerlemede geride kalmaya başlamak anlamına gelir. Behind gerçek bir konumu değil, ilerlemedeki soyut bir konumu belirtir. Get durum değişikliğini vurgular: kişi hıza yetişirken artık yetişememeye başlar. It can look like geride kalmayı kesin bir sonuç olarak değil, bir görünüş veya yorum olarak sunar; kişinin hep geride kalacağını ileri sürmez.
Alıştırma
Hangi cümlede getting behind, ilerlemenin geride kalmaya başlaması anlamında kullanılmıştır?
- The players are getting behind their new captain.
- Maya is getting behind the curtain for the photo.
- After missing two lessons, Maya started getting behind in math.
Cevabı göster
After missing two lessons, Maya started getting behind in math.
But if we look at research on technological innovation, Anlatım akışı
3:53Ancak teknolojik inovasyon üzerine yapılan araştırmalara bakarsak,
if we look at research on...: araştırma kanıtına geçmek
Bu cümlede if we look at research on... ifadesi, “…… hakkındaki araştırmaları inceler veya onlara başvurursak” anlamına gelir. Buradaki look at, hızlıca göz atmak değil, mevcut araştırmalardaki kanıtları değerlendirmek demektir. Bu kalıp, savın akışını düzenler. Dinleyiciyi izlenimlerden veya tek tek örneklerden sistemli araştırma kanıtlarına taşır ve araştırmanın ne gösterdiğini belirtecek ana cümleye hazırlar. Araştırma konusu on’dan sonra gelir.
Alıştırma
“If we look at research on sleep, we find a clear pattern,” cümlesindeki başlangıç kalıbı ne yapar?
- Bir araştırmadaki basılı sözcüklere kısaca bakmayı anlatır.
- Hiçbir bulgu vermeden savı bitirir.
- Tartışmayı bir izlenimden araştırma kanıtına taşır.
Cevabı göster
Tartışmayı bir izlenimden araştırma kanıtına taşır.
it shows that increasingly the most impactful patents are authored by teams that include individuals who have worked across a large number of different technology classes Notlar
3:55en çok etki yaratan patentlerin giderek çok sayıda farklı teknoloji sınıfında çalışmış
it shows that: kanıtı bulguya bağlamak
Buradaki it, daha önce sözü edilen teknolojik yenilik araştırmasına gönderme yapar. Shows that, bu araştırmanın desteklediği bulguyu sunar; dolayısıyla it, göndergesi olmayan veya belirsiz bir zamir değildir. Bu yapı, kanıt kaynağını bir sonuca bağlar: önce kaynak belirtilir, ardından sonucu ifade etmek için it shows that + yan cümle kullanılır. Okur veya dinleyici, it’in tam olarak neye gönderme yaptığını anlayabilmelidir.
Alıştırma
The report summarizes 500 responses. Hangi devam cümlesi raporun bulgusunu doğal biçimde aktarır?
- It shows to most respondents want shorter meetings.
- It shows that most respondents want shorter meetings.
- It shows most respondents that want shorter meetings.
Cevabı göster
It shows that most respondents want shorter meetings.
have worked across ... technology classes: birden fazla kategoriye yayılan deneyim
Work across ifadesini bir grup alan veya kategoriyle kullanmak, deneyimin tek bir alanla sınırlı kalmayıp bu alanların tümüne yayıldığını belirtir. Burada a large number of different technology classes, okul derslerini değil, patentlerle ilgili çok sayıda farklı teknoloji sınıflandırmasını ifade eder. Have worked, present perfect yapısıdır. Geçmişte edinilen deneyimi bu kişilerin ekipteki mevcut rolüyle ilişkilendirir.
Alıştırma
Cümleyi work across ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Maya ____ several areas of renewable energy, so she understands both design and policy.
Cevabı göster
has worked across
and often merge things from different domains. Kalıp ifadeler
4:03ve genellikle farklı alanlardaki şeyleri birleştiren kişilerden oluşan ekipler tarafından oluşturulduğunu gösteriyor.
merge things from different domains: farklı alanları birleştirmek
Merge things from different domains, ayrı alanlardan gelen fikirleri, yöntemleri, araçları veya teknolojileri işleyen tek bir birleşim oluşturacak şekilde bir araya getirmek demektir. Merge, parçaları yalnızca yan yana koymayı değil, gerçekten bütünleştirmeyi anlatır. From different domains, birleştirilen şeylerin nereden geldiğini gösterir; merge from şeklinde bir phrasal verb oluşturmaz. Bu yenilik bağlamında domains, internet alan adlarını değil, bilgi veya çalışma alanlarını ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle bir atölyenin iki alandan gelen fikirleri birleştirdiğini doğal biçimde ifade eder?
- The workshop asks us to merge ideas from art and engineering.
- The workshop asks us to list ideas from art and engineering.
- The workshop asks us to keep ideas from art and engineering separate.
Cevabı göster
The workshop asks us to merge ideas from art and engineering.
sort of on the forefront of this: öncü konumda olmayı yumuşatarak belirtmek
Burada on the forefront of this, kişiyi söz konusu gelişmenin öncü çizgisine yakın, yani onu erkenden araştıran, kullanan veya ilerleten kişilerden biri olarak gösterir. sort of, “bir bakıma” veya “belli ölçüde” anlamına gelen bir yumuşatma ifadesidir. İddiayı kesin olmaktan çıkarıp yaklaşık hâle getirir; konuşmacı, kişinin tartışmasız biçimde önde gelen bir öncü olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi yorum sort of on the forefront of this ifadesindeki hem mecazı hem de yumuşatmayı en iyi korur?
- Kişi fiziksel olarak bir sıranın en önünde duruyordu.
- Kişi, bu gelişmenin öncü çizgisine yakın olanlardan biri olarak görülebilir.
- Kişi, tartışmasız biçimde bu gelişmenin tek lideriydi.
Cevabı göster
Kişi, bu gelişmenin öncü çizgisine yakın olanlardan biri olarak görülebilir.
Yokoi didn't score well in his electronics exams at school,
4:11Yokoi okuldaki elektronik sınavlarında iyi notlar alamadı,
so he had to settle for a low-tier job as a machine maintenance worker at a playing card company in Kyoto. Notlar
4:14bu yüzden Kyoto'daki bir oyun kağıdı şirketinde makine bakım işçisi olarak düşük seviyeli bir işe razı olmak zorunda kaldı.
had to settle for a low-tier job: daha az tercih edilir bir işi kabul etmek zorunda kalmak
settle for something, istenen veya beklenen seçenek mevcut olmadığı için daha az tercih edilir bir sonucu kabul etmek anlamına gelir. Nötr bir seçimden çok taviz verme düşüncesini taşır. had to settle for a low-tier job ifadesinde had to dış baskı veya seçeneksizlik anlamı eklerken low-tier işin statü ya da seviye bakımından düşük olduğunu belirtir. Bu yapıda settle, “bir yere yerleşip yaşamak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “daha az tercih edilir bir seçeneği kabul etmek” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The hotel had no double rooms left, so we had to ____ a twin room.
Cevabı göster
settle for
playing card company: Nintendo'nun ilk dönem işi
playing card company, oyunlarda kullanılan fiziksel kartları üreten ya da satan bir şirkettir. Bu anlatıda ifade, Nintendo'nun önceki iş alanını tanımlar; kredi kartı çıkaran ya da o sırada modern video oyunlarına odaklanmış bir şirketi anlatmaz. Bu arka plan, hikâyedeki sonraki değişime zemin hazırlar: oyun kâğıtlarından oyuncaklara ve daha yeni oyun türlerine geçmek büyük bir iş dönüşümüydü.
Alıştırma
Bu bağlamda playing card company ne anlama gelir?
- Oyunlarda kullanılan fiziksel kartları üreten veya satan bir şirket
- Yalnızca modern video oyunu konsolları üreten bir şirket
- Kredi kartı çıkaran bir banka
Cevabı göster
Oyunlarda kullanılan fiziksel kartları üreten veya satan bir şirket
He combined some well-known technology from the calculator industry with some well-known technology from the credit card industry and made handheld games. Notlar
4:19Hesap makinesi sektöründen iyi bilinen bazı teknolojilerle kredi kartı sektöründen iyi bilinen bazı teknolojileri birleştirdi ve el konsolu oyunları yaptı.
combined ... with ...: combine A with B yapısı
combine A with B yapısı, birlikte çalışmaları ya da bir sonuç üretmeleri için A ile B'yi bir araya getirmek anlamına gelir. Burada A, hesap makinesi sektöründen gelen teknoloji; B ise kredi kartı sektöründen gelen teknolojidir. with sonrasındaki bölüm, ek bilgi değil, birleşimin ikinci tam unsurudur. Bu yapı yeniliği açıklamak için kullanışlıdır: farklı alanlardan bilinen unsurlar birleştirilerek yeni bir şey oluşturulabilir. Combined geçmiş zamandadır; and made handheld games ise sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi combine A with B yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The engineer ____ solar technology ____ a simple filtration system to create a low-cost water pump.
Cevabı göster
combined · with
made handheld games: ürün sıfatı olarak handheld
made handheld games ifadesinde made “üretti” anlamına gelir, handheld ise games sözcüğünü niteler. Teknoloji ve iş dünyasıyla ilgili bu bağlamda ifade, oynarken elde tutulmak üzere tasarlanmış küçük ve taşınabilir elektronik oyun ürünleri ürettiğini anlatır. Burada handheld, handheld console veya handheld scanner örneklerinde olduğu gibi bir isimden önce kullanılan birleşik sıfattır. “Bir el tutuldu” anlamında edilgen bir yapı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede made handheld games ne anlama geliyor?
- oynarken elde tutulmak üzere tasarlanmış taşınabilir oyun ürünleri üretti
- oyunları yalnızca cep telefonlarında kullanılabilir hâle getirdi
- birkaç oyunu ellerinde tuttu
Cevabı göster
oynarken elde tutulmak üzere tasarlanmış taşınabilir oyun ürünleri üretti
And it turned this playing card company, Kalıp ifadeler
4:26Ve bu, 19. yüzyılda ahşap bir dükkanda kurulan
turned ... into a toy and game operation: ilgi cümleciğiyle ayrılan turn A into B
Turn A into B, “A’yı B’ye dönüştürmek” anlamına gelir. Bu cümlede A, this playing card company; B ise a toy and game operation olduğundan cümle şirketin faaliyet alanındaki değişimi anlatır. which was founded in a wooden storefront in the 19th century ilgi cümleciği A hakkında ek bilgi verir. Bu bölümü geçici olarak çıkarınca ana yapı görülür: it turned this playing card company into a toy and game operation. Burada operation, bir işletme veya ticari kuruluş anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi turn A into B kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The renovation ____ the old station ____ a community center.
Cevabı göster
turned · into
magnum opus: bir yaratıcının kariyerini tanımlayan eser
Magnum opus, bir kişinin kariyerindeki veya tüm eserleri arasındaki en önemli ya da en temsilî eseri anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede Game Boy, yalnızca başarılı bir proje değil, onun kariyerini tanımlayan başlıca başarı olarak sunulur. Bu iki sözcüğü başyapıt veya en önemli eser anlamına gelen tek bir ifade olarak düşünün; anlamını Latinceden sözcük sözcük çıkarmaya çalışmayın.
Alıştırma
Hangi cümlede magnum opus doğal biçimde kullanılmıştır?
- Please put the magnum opus next to the forks.
- The symphony is widely regarded as the composer's magnum opus.
- I finished three small chores, and each one is my magnum opus.
Cevabı göster
The symphony is widely regarded as the composer's magnum opus.
We probably don't make as many of those people as we could Dilbilgisi
4:38Muhtemelen bu tür insanlardan yetiştirebileceğimiz kadar çok yetiştirmiyoruz
make as many of those people as we could: bu tür insanlardan mümkün olan en yüksek sayıyı yetiştirmek
Buradaki make, insan üretmek anlamına gelmez. Those people ile daha önce belirtilen niteliklere sahip insanları şekillendirmeye veya yetiştirmeye yardımcı olmak anlamındadır. Hangi tür insanın kastedildiğini bağlam göstermelidir. as many + sayılabilen çoğul isim + as we could kalıbı, mümkün olan en yüksek sayıyı ölçü olarak verir. Cümlede probably don't bulunduğu için gerçek sayı, yetiştirme kapasitelerinin veya fırsatlarının izin verdiği sayıdan muhtemelen daha düşüktür. Could sonrasında tekrarlanan make fiili düşürülmüştür: as we could make.
Alıştırma
As ... as miktar kalıbını tamamlayın: The program tries to train ____ volunteers ____ it can before summer.
Cevabı göster
as many · as
because we don't tend to incentivize anything that doesn't look like a head start or specialization. Dilbilgisi
4:41çünkü erken bir başlangıç veya uzmanlaşma gibi görünmeyen hiçbir şeyi teşvik etme eğiliminde değiliz.
don't tend to incentivize anything that doesn't look like ...: bir sistemin genellikle neyi ödüllendirdiğini anlatmak
Don't tend to, “genellikle yapmayız” anlamına gelir; istisnalara izin veren genel bir eğilimi anlatır. Incentivize, ödül, fayda veya sistem tasarımı yoluyla bir davranışı ya da seçimi daha çekici hâle getirmek demektir. Anything that doesn't look like X, kabul gören X modeline uymuyor veya benzemiyor gibi görünen her şeyi ifade eder. Buradaki look like fiziksel görünüşü değil, bir modele benzerliği anlatır. Tüm ifade, erken bir avantajı veya uzmanlaşmayı andırmayan yolların sistem tarafından genellikle ödüllendirilmediğini söyler.
Alıştırma
Don't tend to incentivize anything that doesn't look like ... ifadesinin anlattığı sistemi en iyi hangi cümle yeniden ifade eder?
- Sistem yaklaşımların hiçbirini görsel olarak göremez.
- Sistem, tanıdık modelinin dışında kalan yaklaşımları genellikle ödülsüz bırakır.
- Sistem farklı olan her yaklaşımı resmen yasaklar.
Cevabı göster
Sistem, tanıdık modelinin dışında kalan yaklaşımları genellikle ödülsüz bırakır.
I think there are as many ways to succeed as there are people, Dilbilgisi
4:47Bence ne kadar insan varsa o kadar başarılı olma yolu var,
there are as many ways to succeed as there are people: çeşitliliği vurgulamak
there are as many A as there are B kalıbı, A'nın sayısını B'nin sayısıyla karşılaştırır. İlk there are, ways sözcüğünü; ikinci there are ise karşılaştırma grubu olan people sözcüğünü tanıtır. Gereksiz bir tekrar değildir. Bu cümlede karşılaştırma kesin bir sayım değil, etkili bir vurgudur: başarı her insan için farklı bir biçim alabilir. There are as many X as there are Y kalıbı, çeşitliliği güçlü biçimde vurgulamak için yeniden kullanılabilir.
Alıştırma
Çeşitliliği vurgulayan karşılaştırmayı tamamlayın: There are ____ approaches to the problem ____ there are people in the room.
Cevabı göster
as many · as
but I think we tend to only incentivize and encourage the Tiger path, Deyimler
4:50ancak biz sadece Tiger'ın yolunu teşvik edip cesaretlendirme eğilimindeyiz,
the Tiger path: erken uzmanlaşmayı anlatan bir metafor
Bu cümlede the Tiger path, Tiger Woods'a dayanan mecazlı bir etikettir. Bir kişinin çok küçük yaşta başladığı, ana alanını erken seçtiği ve o alanda yoğun biçimde çalıştığı gelişim yolunu anlatır. Buradaki path, fiziksel bir patika değil, yaşam veya kariyer yolu anlamındadır. Bu kısa etiket, daha önce anlatılan Tiger Woods öyküsünü akılda kalıcı bir modele dönüştürür; konuşmacı, toplumun yalnızca bu modeli ödüllendirip teşvik etme eğiliminde olduğunu söyler.
Alıştırma
Bu konuşmada the Tiger path neyi anlatıyor?
- Kaplanların kullandığı gerçek bir patikayı izlemek
- Çok küçük yaşta başlayıp bir alanda erken uzmanlaşmak
- Birçok alanı deneyip daha sonra uzmanlaşmak
Cevabı göster
Çok küçük yaşta başlayıp bir alanda erken uzmanlaşmak
we need people who travel the Roger path as well. Deyimler
4:55Roger'ın yolundan giden insanlara da ihtiyacımız var.
the Roger path: daha geç uzmanlaşmadan önce geniş çaplı keşif
Bu cümlede the Roger path, Roger Federer'e dayanan mecazlı bir etikettir. Bir kişinin daha sonra bir uzmanlık alanı seçmeden önce çeşitli etkinlikleri veya alanları denediği gelişim yolunu anlatır. Buradaki path, yaşam veya kariyer yolu anlamındadır; travel the ... path ise bu tür bir gelişim sürecini izlemek veya deneyimlemek demektir. as well, bu modeli erken uzmanlaşmaya dayanan the Tiger path modelinin yanına ekleyerek konuşmacının toplumun her ikisine de ihtiyacı olduğunu düşündüğünü gösterir.
Alıştırma
Hangi seçenek the Roger path ifadesini en iyi açıklar?
- Çok küçük yaştan itibaren tek bir alanda uzmanlaşmak
- Daha sonra uzmanlaşmadan önce çeşitli etkinlikleri veya alanları keşfetmek
- Roger'ın bir zamanlar kullandığı fiziksel bir rotada yürümek
Cevabı göster
Daha sonra uzmanlaşmadan önce çeşitli etkinlikleri veya alanları keşfetmek
Or as the eminent physicist and mathematician and writer Freeman Dyson put it, Anlatım akışı
4:58Ya da ünlü fizikçi, matematikçi ve yazar Freeman Dyson'ın ifade ettiği gibi,
Or as ... put it: Başka Birinin İfadesini Aktarmak
Or as X put it, “ya da X'in ifadesiyle” anlamına gelir. Burada put it, “fikri sözcüklerle ifade etti” demektir; “bir şeyi bir yere koydu” anlamına gelmez. Bu kalıp, ardından gelen sözü önceki fikri ifade etmenin başka bir yolu olarak düzenler. Freeman Dyson'ın adını ve uzmanlıklarını belirtmek alıntıya otorite kazandırır ve konuşmacının savını güçlendirir.
Alıştırma
Konuşmacı şimdi aynı fikri başka şekilde ifade etmek için Maya'dan alıntı yapıyor. Cümleyi Or as ... put it alıntı kalıbıyla tamamlayın: ____, "A clear plan saves time."
Cevabı göster
Or as Maya put it
a healthy ecosystem: Çeşitli ve Dengeli Bir Sistem Mecazı
Ecosystem sözcüğü gerçek anlamıyla canlılardan ve onların çevresinden oluşan bir topluluktur. Bu alıntıda a healthy ecosystem, farklı türde insanlardan ve rollerden oluşan bir alan ya da topluluğu anlatan mecazdır. Healthy, bu farklı parçaların bir arada var olabildiğini ve bütünü desteklediğini belirtir. Ardından gelen kuşlar ve kurbağalar imgesi soyut düşünceyi somutlaştırır: güçlü bir sistem yalnızca tek bir türe değil, çeşitliliğe ihtiyaç duyar.
Alıştırma
Bu alıntıda a healthy ecosystem mecaz olarak ne anlama gelir?
- Farklı ve birbirini tamamlayan insanlarla güçlenen bir topluluk
- Herkesin tamamen aynı şekilde düşünüp çalıştığı bir grup
- Yalnızca kuşlarla kurbağaların bulunduğu bir doğal yaşam alanı
Cevabı göster
Farklı ve birbirini tamamlayan insanlarla güçlenen bir topluluk
both birds and frogs: birbirini tamamlayan iki düşünme rolü
Burada birds ve frogs, birbirini tamamlayan iki düşünme biçiminin mecazi etiketleridir. Birds, bütünü yüksek bir bakış açısından gören ve bilgiler arasında bağlantı kuran kişileri; frogs ise işe yakından bakan ve ince ayrıntıları fark eden kişileri temsil eder. Cümle hayvanlardan söz etmiyor. both A and B kalıbı, iki tarafın da kapsandığını vurgular. Konuşan kişi, bir grubun her iki düşünür tipine de ihtiyaç duyduğunu söylüyor; birinin diğerinin yerini alması gerektiğini söylemiyor.
Alıştırma
Bu mecazda we need both birds and frogs ne anlama geliyor?
- Hem büyük resmi gören hem de ayrıntılara odaklanan düşünürlere ihtiyacımız var.
- Büyük resmi görenler yerine ayrıntılara odaklananları seçmeliyiz.
- İki tür hayvanla ilgilenmemiz gerekiyor.
Cevabı göster
Hem büyük resmi gören hem de ayrıntılara odaklanan düşünürlere ihtiyacımız var.
Frogs are down in the mud seeing all the granular details. Notlar
5:06Kurbağalar çamurun içinde tüm o ufak tefek ayrıntıları görürler.
down in the mud: ayrıntılara yakından bakış
Down in the mud, bir kurbağanın alçak bir konumdan yakına baktığı görüntüyü oluşturur. Bu bölümde görüntü, gerçek işe yakın olmayı ve küçük, somut ayrıntıları görebilmeyi temsil eder; çamurla ilgili gerçek anlamlı bir anlatım değildir. Konum aynı zamanda birds olarak adlandırılanların yüksek bakış açısıyla karşıtlığı düzenler: kurbağa yakındaki ayrıntıları açıkça görür, fakat bulunduğu konumdan geniş resmi görmek daha zor olabilir.
Alıştırma
Bu cümlenin mecazında down in the mud, frogs hakkında ne anlatıyor?
- Pratik işe yakındırlar ve çok küçük ayrıntıları fark edebilirler.
- Yağmurdan sonra çamura saplanmış gerçek hayvanlardır.
- Gerçek bilgilerden kaçınır ve yalnızca genel tahminler yaparlar.
Cevabı göster
Pratik işe yakındırlar ve çok küçük ayrıntıları fark edebilirler.
“granular details”: çok ince düzeyde bilgi
Granular sözcüğü aslında taneler veya çok küçük parçacıklarla ilgilidir. Bilgiyi, veriyi ya da analizi nitelediğinde içeriğin çok küçük ve belirli birimlere ayrıldığı anlamına gelir. Bu nedenle granular details fiziksel parçacıkları değil, çok ince düzeydeki ayrıntıları ifade eder. Burada kurbağaların çamura yakın konumu, geniş bir bakışın kaçırabileceği yerel bilgilere erişimi temsil eder. Başka durumlara aktarılabilecek fikir, granular sözcüğünün bilginin ne kadar ince bölündüğünü anlatmasıdır.
Alıştırma
Mecaz anlamı küçük tanelerden gelen hedef sıfatı yazın: The budget gives a ____ breakdown of spending by team and month.
Cevabı göster
granular
The birds are soaring up above not seeing those details, Deyimler
5:09Kuşlar ise yükseklerde süzülür, o ayrıntıları görmezler,
“soaring up above”: bir metafor olarak yüksek bakış açısı
Sözcük anlamıyla soaring yükseklerde ve akıcı biçimde uçmayı anlatır; up above ise kuşları sahnenin üst kısmına yerleştirir. Bu cümlede görüntü yalnızca hareketi betimlemez, yüksekten bir bakış açısı da oluşturur. Çamurun içindeki kurbağaların karşısında kuşlar geniş ve üst düzey bir bakışı temsil eder. Bu bakış genel düzeni gösterebilir; ancak not seeing those details ifadesi sınırını da belirtir: ince bilgileri kaçırabilir.
Alıştırma
Kurbağa ve kuş karşıtlığında soaring up above en çok neyi ifade eder?
- Küçük ayrıntıları kaçırabilecek geniş ve üst düzey bir bakış açısı.
- Fiyatların yükseldiği anlamına gelen kalıplaşmış bir iş deyimi.
- Çamurdaki her küçük ayrıntının yakından incelenmesi.
Cevabı göster
Küçük ayrıntıları kaçırabilecek geniş ve üst düzey bir bakış açısı.
but integrating the knowledge of the frogs. Kalıp ifadeler
5:12ancak kurbağaların bilgisini entegre ederler.
integrating the knowledge of the frogs: “kurbağaların” bilgisini bütünleştirmek
Burada integrating the knowledge, ayrı gözlem ve fikirleri daha eksiksiz ve yararlı bir anlayış oluşturacak şekilde birbirine bağlamak demektir. Integrating, yalnızca bilgi toplamaktan daha fazlasını ifade eder. Buradaki frogs, ayrıntılara odaklanan gözlemcileri anlatan bir metafordur. The knowledge of the frogs, kurbağalar hakkındaki biyolojik bilgi değil, bu gözlemcilerin sahip olduğu veya sunduğu bilgi anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle bilginin yalnızca toplanmadığını, bütünleştirildiğini gösterir?
- The team stored the engineers' and residents' reports without comparing them.
- The team integrated knowledge from engineers and residents into one safety plan.
- The team ignored both groups and guessed at a plan.
Cevabı göster
The team integrated knowledge from engineers and residents into one safety plan.
is that we're telling everyone to become frogs." Deyimler
5:17herkese kurbağa olmalarını söylememiz olduğunu belirtti."
The problem ... is that: araya bir atıf yerleştirmek
The problem is that + yan cümle, temel zorluğu bildiren bir çerçeve yapısıdır. That sonrasındaki yan cümle sorunun ne olduğunu açıklar; böylece dinleyen kişi tartışmadan ana eleştiri noktasına geçildiğini fark eder. Bu cümlede Dyson said, konuşanın kim olduğunu belirten araya girmiş bir atıftır. Bu bölüm çıkarıldığında ana yapı yine The problem is that we're telling everyone to become frogs olur. Atıf çerçeveyi kesintiye uğratır, ancak dil bilgisi yapısını değiştirmez.
Alıştırma
Araya aktarım ifadesi girmiş The problem ... is that çerçevesiyle cümleyi tamamlayın: The ____, the coach said, is ____ the team stops communicating under pressure.
Cevabı göster
problem · that
we're telling everyone to become frogs: herkes için aynı rol
Bu cümlede become frogs mecazidir. Kurbağalar tek ve sabit bir rolü temsil eder; bu yüzden ifade, insanların farklı biçimlerde gelişmeleri yerine aynı tür kişiye dönüşmeye itildiği veya yönlendirildiği anlamına gelir. tell + kişi + to + fiil kalıbı, birine bir şey yapmasını söylemek ya da onu buna yönlendirmek anlamına gelir. everyone sözcüğü eleştiriyi güçlendirir: aynı beklenti herkese uygulanmaktadır.
Alıştırma
Bu cümlede we're telling everyone to become frogs mecazı neyi eleştiriyor?
- Her kişinin farklı bir yol seçmesine izin vermek.
- Herkese kurbağalar hakkında bilgiler öğretmek.
- Herkesi aynı sabit role yönlendirmek.
Cevabı göster
Herkesi aynı sabit role yönlendirmek.
increasingly shortsighted: giderek daha kısa vadeli düşünmek
Burada shortsighted mecaz anlamdadır: anlık sonuçlara dikkat eden ancak uzun vadeli etkileri hesaba katmayan bir seçimi veya düşünme biçimini anlatır. Görme yetisiyle ilgili değildir. Increasingly, “giderek daha fazla” anlamına gelir. increasingly shortsighted birlikte, özellikle dünya daha karmaşık ve öngörülemez hâle geldikçe bu yaklaşımın uzun vadeli bir çözüm olarak giderek daha az mantıklı olduğunu ifade eder.
Alıştırma
“Giderek daha fazla kısa vadeye odaklanan” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The plan saves money now but ignores future costs, so it is becoming ____.
Cevabı göster
increasingly shortsighted
Education is the ultimate idea worth spreading. Deyimler
5:25Eğitim, yaymaya değer en temel fikirdir.
ultimate idea worth spreading: worth + -ing yapısı
an idea worth spreading ifadesinde worth spreading, idea sözcüğünden sonra gelir ve onu niteler: fikir yayılmaya değerdir. worth sözcüğünden sonra bir eylem gelirse -ing biçimi kullanılır; bu yüzden worth spreading denir, worth to spread denmez. Ideas worth spreading, TED'in iyi bilinen sloganıdır. Konuşmacı eğitimi the ultimate idea worth spreading diye adlandırarak eğitimin paylaşılması gereken en önemli ya da en temel fikir olduğunu güçlü ve tanıtım amaçlı bir dille ileri sürer; ultimate burada son anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için spread sözcüğünün doğru biçimini kullanın: This is an idea worth ____.
Cevabı göster
spreading
That's why we have a channel dedicated exclusively Kalıp ifadeler
5:28Bu yüzden yalnızca eğitimcilerin fikirlerini kutlamaya
to celebrating and elevating the ideas of educators. Kalıp ifadeler
5:31ve yüceltmeye adanmış bir kanalımız var.
dedicated exclusively to: tek ve belirli bir amaç
Dedicated exclusively to kanalın amacını belirtir. Dedicated to, bir amaca kendini vermiş ya da belirli bir amaca ayrılmış olmak demektir; exclusively ise anlamı yalnızca o amaçla sınırlayacak şekilde güçlendirir. Burada dedicated exclusively to celebrating and elevating the ideas of educators, a channel ifadesinden sonra gelir ve onu niteler. Bu, a channel that is dedicated exclusively to those activities demenin daha kısa yoludur. dedicated to içindeki to bir edattır; bu nedenle sonrasında eylem gelirse dedicated to celebrating örneğindeki gibi -ing biçimi kullanılır, dedicated to celebrate denmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için provide sözcüğünün doğru biçimini kullanın: This program is dedicated exclusively to ____ free books for children.
Cevabı göster
providing
celebrating and elevating: takdir etmek ve görünürlüğü artırmak
Bu cümlede celebrating, eğitimcilerin fikirlerini kamuya açık biçimde takdir etmek ve övmek anlamına gelir. Elevating ise mecazidir: fikirleri fiziksel olarak yukarı kaldırmak değil, onların statüsünü, görünürlüğünü veya etkisini artırmak demektir. İki -ing biçimi and ile bağlanır ve ikisi de dedicated ... to yapısını tamamlar. Birlikte iki parçalı bir amaç sunarlar: fikirlerin değerini tanımak ve daha fazla kişinin onları fark etmesini veya ciddiye almasını sağlamak.
Alıştırma
Celebrating and elevating ifadelerinin iki anlamını da en iyi koruyan cümle hangisidir?
- Program, eğitimcilerin fikirlerini yalnızca bir arşivde saklar.
- Program, eğitimcilerin fikirlerini över ve daha görünür olmalarına yardımcı olur.
- Program, parti yapmak için eğitimcileri bir sahnenin üzerine kaldırır.
Cevabı göster
Program, eğitimcilerin fikirlerini över ve daha görünür olmalarına yardımcı olur.
Visit our Educator Talks channel where you can also learn more about our educator programs
5:36Eğitimci programlarımız hakkında daha fazla bilgi edinebileceğiniz Eğitimci Konuşmaları (Educator Talks) kanalımızı ziyaret edin
or watch the unabridged version of this talk here. Kelime
5:42veya bu konuşmanın kesintisiz halini buradan izleyin.
unabridged version: hiçbir içeriğin çıkarılmadığı eksiksiz sürüm
Unabridged version, daha kısa hâle getirmek amacıyla hiçbir içeriğin çıkarılmadığı sürümdür. Abridge, bir eserin bazı bölümlerini atlayarak onu kısaltmak anlamına gelir; un- ön eki ise bu anlamı tersine çevirir. Bu terim kitaplar, sesli kitaplar, konuşmalar, röportajlar ve diğer kaydedilmiş ya da yayımlanmış materyaller için yaygındır. İçeriğin eksiksiz olduğunu belirtir; ancak ses, biçimlendirme veya küçük düzeltmeler için hiç düzenleme yapılmadığını mutlaka garanti etmez.
Alıştırma
Bir sesli kitap, özgün kitaptaki her bölümü ve pasajı içeriyor. En doğru İngilizce ad hangisidir?
- the revised edition
- the unabridged version
- the abridged version
Cevabı göster
the unabridged version