Altın nereden geliyor? - David Lunney: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
566 kelime 145 kel/dk

Video özeti: Video, altının yıldız patlamalarında oluşup Dünya’ya ulaşmasından günümüzdeki madencilik ve yapay üretime kadar uzanan yolculuğunu izliyor ve alternatif kaynakların neden hâlâ uygulanabilir olmadığını açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. extraterrestrial. — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: Bu bilimsel terimin mutlaka uzaylı bir canlıyı değil, Dünya’nın dışında köken alan bir şeyi belirttiğini anlamak ve madde ya da olayların kaynağını anlatırken sözcüğü doğru biçimde kullanmak. 2. was likely delivered this way — Söylem, anlatı ve retorik: Edilgen yapının, kesinliği sınırlayan likely sözcüğünün ve önceki açıklamaya gönderme yapan this way ifadesinin Dünya’daki altını daha önce anlatılan süpernova kalıntılarının hareketine nasıl bağladığını görmek; önermeyi kesinlik değil, kanıta dayalı çıkarım olarak yorumlamak. 3. it would take almost the age of the universe to produce — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Varsayımsal would take + süre + to do kalıbıyla gerçekçi olmayan zaman maliyetini somutlaştırmak ve bilimsel ya da teknik bir önerinin uygulanabilirliğini değerlendirmek.

Bu derste

In medieval times,

0:07

Orta Çağ'da,

alchemists tried to achieve the seemingly impossible. Kalıp ifadeler

0:09

simyacılar imkansız gibi görüneni başarmaya çalıştı.

Kalıp ifadeler

achieve the seemingly impossible: imkânsız görüneni başarmak

Bu cümlede achieve, “zor bir şeyi başarıyla yapmak veya gerçekleştirmek” anlamına gelir. Nesne olan the seemingly impossible, “imkânsız görünen şey” demektir. Impossible sıfatı the sözcüğünden sonra isim gibi kullanılarak böyle bir şeyi genel olarak ifade eder. Seemingly, görünüş ile gerçeğin farklı olabileceğini gösterir: hedef imkânsız görünür, ancak yine de başarılabilir. İfadenin tamamı olağanüstü bir başarıyı anlatmanın özenli bir yoludur.

Alıştırma

Hangi ifade “imkânsız görünen bir şeyi yapmayı başarmak” anlamını en doğal şekilde verir?

  1. achieve the seemingly impossible
  2. avoid a difficult attempt
  3. describe the clearly possible
Cevabı göster

achieve the seemingly impossible

They wanted to transform lowly lead into gleaming gold. Kalıp ifadeler

0:12

Değersiz kurşunu parlayan altına dönüştürmek istediler.

Kalıp ifadeler

transform X into Y: bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek

Transform X into Y, “X’i değiştirerek Y hâline getirmek” anlamına gelir. Değiştirilen şeyi transform sözcüğünden hemen sonra, ortaya çıkan şeyi veya durumu ise into sözcüğünden sonra yerleştirin. Burada X lowly lead, Y ise gleaming gold ifadesidir. Bu yapı küçük bir düzeltmeyi değil; biçim, nitelik veya işlevde belirgin bir değişimi vurgular. Fiziksel değişimlerin yanı sıra teknoloji, kurumlar veya insanların yaşamındaki büyük dönüşümleri de anlatabilir.

Alıştırma

Transform X into Y yapısını ve parantez içindeki sözcükleri kullanarak cümleyi tamamlayın: This machine can ____. (seawater / drinking water)

Cevabı göster

transform seawater into drinking water

History portrays these people as aged eccentrics, Kalıp ifadeler

0:17

Tarih bu insanları yaşlı ve tuhaf kişiler olarak tasvir eder,

Kalıp ifadeler

portray X as Y: bu insanları yaşlı ve sıra dışı kişiler olarak tasvir etmek

portray X as Y yapısında X, betimlenen kişi veya gruptur; Y ise ona verilen rol, özellik ya da imgedir. Bu cümlede these people X, aged eccentrics ise Y'dir. Bu fiil, tarihin onları nasıl sunduğuna odaklanır; bu betimlemenin nesnel olarak doğru olduğunu kanıtlamaz. Bu yapı tarih anlatılarında, haberlerde, kitaplarda ve filmlerde kullanılan bakış açısını veya çerçeveyi fark etmeye yardımcı olur.

Alıştırma

Eksik sözcüğü yazarak portray X as Y yapısını tamamlayın: The article portrays the coach ____ a patient mentor.

Cevabı göster

as

but if only they'd known that their dreams were actually achievable. Dilbilgisi

0:20

ama keşke hayallerinin aslında ulaşılabilir olduğunu bilselerdi.

Dilbilgisi

if only they'd known: geçmişe yönelik pişmanlık

If only they'd known, “Keşke o zaman bilselerdi” anlamına gelir. Gerçekleşmemiş bir geçmişe yönelik pişmanlık ifade eder ve onların o sırada bunu bilmediğini ima eder. Artık değiştirilemeyecek geçmiş bir durum için if only + özne + had + geçmiş zaman ortacı kullanılır. they'd known içinde known geçmiş zaman ortacı olduğu için 'd, had anlamına gelir; bu bir dilektir, sıradan bir gerçek koşul değildir.

Alıştırma

book fiilini ve if only ile geçmiş pişmanlığı anlatan yapıyı kullanın: If only we ____ the tickets earlier.

Cevabı göster

had booked

Indeed, today we can manufacture gold on Earth

0:24

Gerçekten de bugün Dünya'da altın üretebiliyoruz

thanks to modern inventions that those medieval alchemists missed by a few centuries. Notlar

0:28

bu Orta Çağ simyacılarının birkaç yüzyılla kaçırdığı modern icatlar sayesinde.

Kalıp ifadeler

thanks to modern inventions: olumlu bir sonucu bir nedene bağlamak

Thanks to + bir isim öbeği, bir sonucun nedenini belirtir ve genellikle o nedene olumlu bir katkı payı verir. Burada modern inventions, günümüzde altın üretmenin mümkün olmasının nedeni olarak sunuluyor. Çoğu zaman because of ile başka şekilde ifade edilebilir; ancak thanks to, konuşanın nedene yönelik olumlu tutumunu da ekler.

Alıştırma

Yeni haritayı olumlu sonucun nedeni olarak gösteren iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the new map, we found the campsite before dark.

Cevabı göster

Thanks to

Kelime

missed by a few centuries: farkın büyüklüğünü belirtmek

Miss + bir nesne veya hedef + by + bir miktar, o hedefe ulaşamamak, onu yakalayamamak ya da onunla eşleşememek anlamına gelir; by farkın büyüklüğünü belirtir. Bu ilgi cümleciğinde nesne inventions sözcüğüdür: Orta Çağ simyacıları ile bu icatlar arasında birkaç yüzyıl vardı. Miktar tek başına farkın yönünü göstermez. Daha geniş bağlam, onların çok geç değil, çok erken yaşadığını anlatır.

Alıştırma

Trenin biz varmadan iki dakika önce kalktığını anlatan üç kelimelik fark ifadesiyle cümleyi tamamlayın: We missed the train ____.

Cevabı göster

by two minutes

But to understand how this precious metal became embedded in our planet Kelime

0:35

Ancak bu değerli metalin en başta gezegenimize nasıl yerleştiğini anlamak için,

to start with, Anlatım akışı

0:39

öncelikle,

Kelime

became embedded in our planet: içeride sabitlenmiş hâle gelmek

Bu cümlede became embedded in our planet, metalin Dünya’nın içine yerleşip orada sabitlenmiş hâle geldiğini anlatır. Embedded burada bilgisayar alanındaki anlamıyla değil, fiziksel ve jeolojik anlamıyla kullanılmıştır. become + geçmiş zaman ortacı yapısı bir durum değişikliğini anlatır. Become embedded in, “bir şeyin içinde sabit değilken onun içinde sabitlenmiş hâle gelmek” demektir.

Alıştırma

Cümleyi embed fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: As the lava cooled, tiny crystals became ____ in the rock.

Cevabı göster

embedded

Anlatım akışı

to start with: bir durumu başlangıç noktasına kadar izlemek

Burada to start with, “başlangıçta” ya da “ilk olarak” anlamına gelir. Dinleyicinin dikkatini metalin şu anki konumundan, onun ilk kez nasıl Dünya’nın bir parçası olduğu sorusuna götürür. İfade, how this precious metal became embedded in our planet bölümünün sonunda yer alarak kökeni sırada açıklanacak konu olarak işaretler ve anlatımı düzenler. Başka bağlamlarda cümle başındaki To start with ilk noktayı sunabilir, ancak burada görevi bu değildir.

Alıştırma

“Why was the rule created to start with?” cümlesinde to start with neyi soruyor?

  1. Kuralın oluşturulmasının asıl nedeni
  2. Kuralı uygulamanın ilk adımı
  3. Kuralın sona ereceği zaman
Cevabı göster

Kuralın oluşturulmasının asıl nedeni

we have to gaze upwards at the stars.

0:40

yukarıya, yıldızlara bakmalıyız.

Gold is extraterrestrial. Kelime

0:43

Altın dünya dışından gelmiştir.

Kelime

extraterrestrial: Dünya dışı kökenli

Burada extraterrestrial, is sözcüğünden sonra gelen bir sıfattır. “Dünya’nın dışında var olan veya Dünya dışından kaynaklanan” anlamına gelir; bu bağlamda, altına dönüşen maddenin uzaydan geldiğini belirtir. Bu sözcük her zaman “uzaylı bir canlı” anlamına gelmez. Madde, toz veya kaya gibi cansız şeyleri de niteleyebilir; bu nedenle anlamı çevresindeki sözcüklere ve dil bilgisine göre belirleyin.

Alıştırma

Hangi cümle bir kayanın Dünya dışından gelen madde içerdiğini söylüyor?

  1. The rock contains material from Earth's inner core.
  2. The rock contains extraterrestrial material.
  3. The rock is shaped like a spaceship.
Cevabı göster

The rock contains extraterrestrial material.

Instead of arising from the planet's rocky crust, Dilbilgisi

0:45

Gezegenin kayalık kabuğundan ortaya çıkmak yerine,

it was actually cooked up in space Deyimler

0:48

aslında uzayda pişmiştir

Dilbilgisi

Instead of arising from: bir kaynağı reddetmek

Instead of, doğru olmayan ya da seçilmeyen seçeneği veya açıklamayı sunar. of bir edat olduğu için ardından gelen fiil normalde -ing biçimini alır: instead of arising doğrudur, instead of arise değildir. Arise from, “kaynaklanmak” veya “bir şeyden dolayı ortaya çıkmak” anlamına gelir. Baştaki ifade kaynak olarak kayalık kabuğu reddeder, ana cümle ise gerçek kaynağı verir. Bu yapı bir varsayımı düzeltmek için kullanışlıdır: Instead of + -ing ..., ana cümle.

Alıştırma

Cümleyi arise fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Instead of ____ from poor planning, the problem was caused by a broken sensor.

Cevabı göster

arising

Deyimler

cooked up: mecaz olarak oluşmuş veya yaratılmış

Bu cümlede cooked up, yiyecek hazırlamak değil, “oluşmak” ya da “üretilmek” anlamındadır. Edilgen was cooked up yapısı, onun uzayda meydana geldiğini anlatır. Yemek pişirme imgesi, karmaşık bir bilimsel süreci canlı ve konuşma diline yakın hâle getirir. Daha genel olarak cook up, özellikle bir fikir, plan, bahane veya hikâye yaratmak ya da uydurmak anlamına gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede cooked up, “yaratmak veya geliştirmek” anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?

  1. The team warmed up before the game.
  2. The team cooked the vegetables and served them.
  3. The team cooked up a simple solution to the scheduling problem.
Cevabı göster

The team cooked up a simple solution to the scheduling problem.

and is present on Earth because of cataclysmic stellar explosions called supernovae. Kelime

0:51

ve süpernova adı verilen felaket boyutundaki yıldız patlamaları nedeniyle Dünya'da bulunur.

Kelime

cataclysmic stellar explosions called supernovae: niteleyiciler ve adlandırma yapısı

Temel isim explosions sözcüğüdür. Cataclysmic, son derece şiddetli ve yıkıcı; stellar ise yıldızlarla ilgili demektir. Sözcükler birlikte “son derece şiddetli yıldız patlamaları” anlamına gelir. Called supernovae, which are called supernovae ile aynı anlama gelen kısaltılmış bir edilgen ilgi cümleciğidir. Patlamaların adını verir ve supernovae, supernova sözcüğünün çoğuludur. Böyle uzun bir isim grubunu anlamak için önce temel ismi bulun, ardından önündeki betimlemeleri ve arkasındaki adlandırma ifadesini ona bağlayın.

Alıştırma

Cataclysmic stellar explosions called supernovae ifadesinde called supernovae neyi adlandırır?

  1. Dünya’yı
  2. değerli metalleri
  3. yıldız patlamalarını
Cevabı göster

yıldız patlamalarını

Stars are mostly made up of hydrogen, Öbek fiiller

0:57

Yıldızlar çoğunlukla hidrojenden oluşur,

Öbek fiiller

be made up of: bileşimi anlatmak

be made up of yapısında bütün, ifadenin önünde; parçalar veya üyeler ise of'tan sonra gelir. Bu cümlede stars bütünü, hydrogen ise ana bileşeni gösterir. Kalıp “bütün + be + made up of + bileşen(ler)” şeklindedir. Mostly, hidrojenin ana bileşen olduğunu belirtir; tek bileşen olduğunu değil.

Alıştırma

Cümleyi “-den oluşmak” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The planning group is ____ six volunteers.

Cevabı göster

made up of

the simplest and lightest element.

1:00

en basit ve en hafif elementtir.

The enormous gravitational pressure of so much material

1:02

Bu kadar fazla maddenin oluşturduğu devasa kütleçekimsel basınç,

compresses and triggers nuclear fusion in the star's core. Kelime

1:05

yıldızın çekirdeğini sıkıştırır ve nükleer füzyonu tetikler.

Kelime

triggers nuclear fusion: süreç başlatan fiil olarak trigger

triggers nuclear fusion ifadesinde triggers, “bir sürecin başlamasına neden olur” anlamındaki geniş zamanlı geçişli bir fiildir. Muazzam basınç neden, nuclear fusion ise onun başlattığı süreçtir. Trigger fiilinin bu kullanımı bilimsel ve resmî neden-sonuç açıklamalarında yaygındır. Fiil, süreci doğrudan nesne olarak alır: trigger a reaction, trigger a change, trigger nuclear fusion.

Alıştırma

Hangi cümlede trigger, bir koşulun bir süreci başlatması anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. Extreme heat can be trigger nuclear fusion.
  2. Extreme heat can trigger to nuclear fusion.
  3. Extreme heat can trigger nuclear fusion.
Cevabı göster

Extreme heat can trigger nuclear fusion.

This process releases energy from the hydrogen,

1:09

Bu süreç hidrojenden enerji açığa çıkarır

making the star shine. Dilbilgisi

1:12

ve yıldızın parlamasını sağlar.

Dilbilgisi

making the star shine: sonucu gösteren bir -ing öbeği

Virgülden sonra gelen -ing öbeği making the star shine, önceki olayın tamamının sonucunu gösterir: enerjinin açığa çıkması yıldızın parlamasını sağlar. Neden-sonuç ilişkisini tek bir cümlede sıkıştırır; yapı ..., and this makes the star shine biçiminde de açılabilir. Bu öbeğin içinde make, make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını izler: making the star shine. Nesneden sonra shine kullanılır; to shine veya shining kullanılmaz.

Alıştırma

Sonuç öbeğini tamamlamak için make fiilinin -ing biçimini kullanın: Wildfire smoke filtered the sunlight, ____ the sky look orange.

Cevabı göster

making

Over many millions of years,

1:14

Milyonlarca yıl boyunca,

fusion transforms hydrogen into heavier elements,

1:16

füzyon hidrojeni daha ağır elementlere dönüştürür,

helium, carbon, and oxygen,

1:20

helyum, karbon ve oksijen,

burning subsequent elements faster and faster to reach iron and nickel. Kalıp ifadeler

1:23

sonraki elementleri giderek daha hızlı yakarak demir ve nikele ulaşır.

Kalıp ifadeler

faster and faster: süregelen değişimi anlatan yinelenmiş karşılaştırma biçimi

faster and faster, karşılaştırma biçimi + and + aynı karşılaştırma biçimi kalıbını izler. İki sabit şeyi karşılaştırmaz; süreç ilerledikçe hızın sürekli arttığını anlatır. Kısa sıfat ve zarflarda -er biçimi tekrarlanır: colder and colder veya harder and harder. Daha uzun birçok sözcükte more and more + sıfat/zarf kullanılır; örneğin more and more efficient. more and more faster denmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için fast sözcüğünün tekrarlanan karşılaştırma biçimini kullanın: As the cyclist rode downhill, she moved ____.

Cevabı göster

faster and faster

However,

1:28

Ancak,

at that point,

1:29

o noktada,

nuclear fusion no longer releases enough energy, Dilbilgisi

1:29

nükleer füzyon artık yeterince enerji açığa çıkarmaz

Dilbilgisi

no longer: önceki bir durumun sona ermesi

Burada no longer, daha önce geçerli olan bir durumun artık geçerli olmadığını anlatır. Cümle, füzyonun önceden yeterli enerji açığa çıkardığını ancak bu aşamada artık çıkarmadığını söyler. Normal bir fiille no longer genellikle fiilden önce gelir: no longer releases. be veya kiplik bildiren bir yardımcı fiille ise genellikle o fiilden sonra gelir: is no longer active; can no longer continue.

Alıştırma

Pilin önceden çalıştığını ama artık çalışmadığını gösteren iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The old battery ____ holds a charge.

Cevabı göster

no longer

and the pressure from the core peters out. Öbek fiiller

1:32

ve çekirdekten gelen basınç tükenir.

Öbek fiiller

peters out: giderek zayıflar ve durur

Peter out, bir şeyin sona erene ya da neredeyse sona erene kadar giderek zayıflaması, küçülmesi veya daha az etkin hâle gelmesi demektir. Geçişsiz bir öbek fiildir; zayıflayan şey cümlenin öznesidir. Burada peters out, çekirdekten gelen basıncın birden durmak yerine yavaş yavaş kaybolduğunu anlatır. peters biçimi, tekil özne pressure ile uyumludur. Başka bağlamlarda zaman biçimi normal şekilde değişir: the applause petered out; the conversation is petering out.

Alıştırma

Hangi cümle, alkışın giderek azalıp durmasını peter out ile doğal biçimde anlatır?

  1. The organizer petered out the applause.
  2. The applause slowly petered out as people left.
  3. The applause broke out as people left.
Cevabı göster

The applause slowly petered out as people left.

The outer layers collapse into the center,

1:36

Dış katmanlar merkeze doğru çöker

and bouncing back from this sudden injection of energy, Öbek fiiller

1:38

ve bu ani enerji enjeksiyonundan geri sekerek

the star explodes,

1:42

yıldız patlar

forming a supernova.

1:43

ve bir süpernova oluşturur.

Öbek fiiller

bouncing back from: bir darbe veya aksilikten sonra geri sıçramak ya da toparlanmak

Burada bouncing back from, yıldızın maddesinin ani bir enerji dalgasından sonra ters yöne geri sıçramasını anlatır. Back, karşı yöne hareket etme fikrini katar; from ise darbeyi veya zorluğu ortaya çıkaran kaynağı gösterir. Aynı kalıp mecaz olarak da kullanılabilir: bir kişi, takım, işletme veya ekonomi bounce back from an illness, defeat, or crisis diyerek hastalık, yenilgi ya da krizden sonra toparlanabilir. Her iki kullanımda da bir şey önce etkilenir, ardından daha güçlü veya istikrarlı bir duruma döner.

Alıştırma

Cümleyi bounce back from ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The town ____ the flood and reopened its schools.

Cevabı göster

bounced back from

The extreme pressure of a collapsing star

1:46

Çöken bir yıldızın aşırı basıncı

is so high that subatomic protons and electrons Dilbilgisi

1:48

o kadar yüksektir ki, atom altı protonlar ve elektronlar

are forced together in the core, Dilbilgisi

1:52

çekirdekte birleşmeye zorlanır

forming neutrons.

1:54

ve nötronları oluşturur.

Dilbilgisi

is so high that: aşırı bir dereceyi sonucuna bağlamak

Is so high that, be + so + sıfat + that yan cümlesi kalıbını izler. So high, basıncın aşırı derecede yüksek olduğunu belirtir; that yan cümlesi ise sonucu, yani protonlarla elektronların zorla birleşmesini verir. Bir derece bir sonuca yol açtığında so + sıfat/zarf + that kullanın. Burada that amaç değil, sonuç bildirir.

Alıştırma

Cümleyi strong ve so ... that kalıbıyla tamamlayın: The wind was ____ we could barely stand.

Cevabı göster

so strong that

Dilbilgisi

are forced together: edilgen bir sürece odaklanma

Are forced together, geniş zamanda edilgen bir yapıdır: are + geçmiş zaman ortacı forced. Çoğul özne protons and electrons eyleme maruz kalır; dolayısıyla ifade, güçlü bir koşulun veya kuvvetin parçacıkları bir araya getirdiğini anlatır. Edilgen yapı, eylemin nedeninden çok parçacıklara ve sürece odaklanır. X is/are forced together gibi yapılar bilimsel süreç açıklamalarında yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi force together ifadesinin geniş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: In this process, the two metal layers ____ by the press.

Cevabı göster

are forced together

Neutrons have no repelling electric charge, Kelime

1:56

Nötronların itici elektrik yükü yoktur,

Kelime

have no repelling electric charge: repelling sözcüğünün fizikteki anlamı

Burada have no repelling electric charge, nötronların aynı tür yüke sahip diğer parçacıkları uzağa iten bir elektrik yükü taşımadığı anlamına gelir. Repelling, ayrılmaya veya itmeye neden olan fiziksel etkiyi anlatır. Günlük İngilizcede repelling “çok rahatsız edici veya iğrenç” anlamına gelebilir, ancak bu anlam electric charge ile uyuşmaz. Bilimsel bağlamda charge ve particles gibi yakındaki sözcükler fiziksel anlamı gösterir.

Alıştırma

"repelling electric charge" ifadesindeki repelling ne anlama gelir?

  1. Yükü rahatsız edici veya iğrenç göstermek.
  2. Aynı işaretli yüklere sahip parçacıkların birbirinden uzaklaşmasına neden olmak.
  3. Bir parçacığın tüm enerjisini almak.
Cevabı göster

Aynı işaretli yüklere sahip parçacıkların birbirinden uzaklaşmasına neden olmak.

so they're easily captured by the iron group elements. Notlar

1:59

bu yüzden demir grubu elementleri tarafından kolayca yakalanırlar.

Dilbilgisi

so they're easily captured by: sonuç ve edilgen yapı

So önceki gerekçenin sonucunu belirtir; burada bunun sonucunda anlamındadır. They're, they are ifadesinin kısaltmasıdır. Are easily captured by edilgen yapıdadır. Özne yakalama eylemine maruz kalır; by sözcüğünden sonraki ad bu eylemi gerçekleştiren şeyi belirtir. Bu kalıp, bilimsel açıklamalarda nedenden sonuca kısa ve açık biçimde geçmeyi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle sonucu belirtmek için so sözcüğünü ve parçacıkların eyleme maruz kaldığını göstermek için edilgen yapıyı kullanır?

  1. The particles have no repelling charge, because they easily capture nearby nuclei.
  2. The particles have no repelling charge, so they're easily captured by nearby nuclei.
  3. The particles have no repelling charge, but nearby nuclei are easily captured by them.
Cevabı göster

The particles have no repelling charge, so they're easily captured by nearby nuclei.

Kelime

iron group elements: bilimsel bir kategori

Iron group elements ifadesi birleşik bir bilimsel ad öbeğidir. Elements temel addır; iron group ise kategoriyi belirtir. İlgili kimyasal veya nükleer benzerlikler nedeniyle demirle birlikte ya da demirin çevresinde sınıflandırılan elementleri ifade eder; hangi elementlerin dahil edildiği alana göre değişebilir. Bu cümlede parçacıkları yakalayanlar bu elementlerdir. İfade, demirden yapılmış nesneler anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bilimsel cümlede iron group elements ne anlama gelir?

  1. demirle birlikte ya da demirin çevresinde gruplandırılan bilimsel bir element kategorisi
  2. tamamen demirden yapılmış nesneler
  3. demir çıkaran veya satan şirketler
Cevabı göster

demirle birlikte ya da demirin çevresinde gruplandırılan bilimsel bir element kategorisi

Multiple neutron captures enable the formation of heavier elements Kalıp ifadeler

2:03

Çoklu nötron yakalamaları, daha ağır elementlerin oluşumunu sağlar

Kalıp ifadeler

enable the formation of: nedeni resmî biçimde ifade etmek

Enable the formation of + isim, “bir şeyin oluşmasını mümkün kılmak” anlamına gelir. Bu cümlede birden fazla nötron yakalanması, daha ağır elementlerin oluşması için gereken koşulları sağlar; nötron yakalanmaları neden, daha ağır elementler ise sonuçtur. A enables the formation of B kalıbı, form fiili yerine formation ismini kullanır. Bu adlaştırılmış yapı, neden-sonuç ilişkisini açıkça sunduğu için bilimsel ve resmî açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi hedeflenen resmî kalıpla tamamlayın: Controlled humidity ____ uniform ice crystals.

Cevabı göster

enables the formation of

that a star under normal circumstances can't form, Kalıp ifadeler

2:08

ki bir yıldız normal şartlar altında bunları oluşturamaz,

Kalıp ifadeler

under normal circumstances: koşul sınırı belirlemek

Under normal circumstances, “koşullar sıradan ve beklendiği gibiyken” anlamına gelir. Burada can't form ifadesinin kapsamını sınırlar: yargı, bir yıldızın olağan durumu için geçerlidir ancak mümkün olan her koşulda geçerli olmak zorunda değildir. Bu ifade, yargının kapsamını belirler ve koşullar olağandışı hâle gelirse istisnalara yer bırakır. always veya under all circumstances anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, yolun olağan koşullarda açık olduğunu ancak acil bir durumda kapanabileceğini belirtir?

  1. Under all circumstances, the road is open.
  2. Under normal circumstances, the road is open.
  3. The road is usually open.
Cevabı göster

Under normal circumstances, the road is open.

from silver to gold, Anlatım akışı

2:11

gümüşten altına,

past lead, and on to uranium.

2:13

kurşunu geçerek ve uranyuma kadar.

Anlatım akışı

from ... to ..., past ..., and on to ... ile yol gibi ilerleme

Birbirine bağlanan bu edat öbekleri, bir diziyi yol gibi sunar. from A to B ilk bölümü kurar, past C diziyi ara nokta C'nin ötesine taşır ve and on to D daha ilerideki son nokta D'ye kadar uzatır. Elementler gerçekten hareket etmiyor. Bu yol anlatımı, sıralı ilerlemeyi düzenler ve aralığın bir öğeden sonrakine nasıl ilerlediğini takip etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle from ... to ..., past ..., and on to ... yapısını kullanarak birkaç aşamayı devam eden bir yol gibi sunuyor?

  1. The course begins after calculus because geometry stops.
  2. The course moves from basic algebra to geometry, past trigonometry, and on to calculus.
  3. The course compares basic algebra and calculus.
Cevabı göster

The course moves from basic algebra to geometry, past trigonometry, and on to calculus.

In extreme contrast to the million-year transformation of hydrogen to helium, Anlatım akışı

2:16

Hidrojenin helyuma dönüşmesinin milyonlarca yıl sürmesinin tam aksine,

the creation of the heaviest elements in a supernova

2:21

bir süpernovada en ağır elementlerin oluşumu

takes place in only seconds. Kalıp ifadeler

2:24

sadece saniyeler içinde gerçekleşir.

Anlatım akışı

In extreme contrast to ile çok güçlü bir karşılaştırma

In extreme contrast to + isim öbeği, ana cümle diğer tarafı vermeden önce çok güçlü bir karşılaştırmanın bir tarafını sunar. Burada bir milyon yıllık süreç çerçeveyi oluşturur, ana mesaj ise başka bir sürecin yalnızca birkaç saniye sürdüğünü vurgular. Extreme, farkın olağanüstü büyük olduğunu belirtir. Böylece ifade, iki zaman bilgisini ilgisiz gerçekler olarak görmek yerine ölçekteki çarpıcı değişimi fark etmeye yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümle çok büyük bir farkı çerçevelemek için In extreme contrast to ifadesini doğru kullanıyor?

  1. In extreme contrast to the first blue sample, the second sample was blue too.
  2. In extreme contrast to the slow first stage, the final reaction ended in seconds.
  3. The slow first stage lasted for hours, and the final reaction took just as long.
Cevabı göster

In extreme contrast to the slow first stage, the final reaction ended in seconds.

Kalıp ifadeler

takes place: bir olayın veya sürecin gerçekleştiğini söylemek

“Takes place”, “gerçekleşir” anlamına gelir; düzenlenen bir etkinlik içinse “yapılır” anlamında kullanılabilir. Özne bir olay veya süreçtir; burada özne elementlerin oluşumudur. Bu ifade geçişsizdir, bu nedenle doğrudan nesne almaz. “In only seconds”, sürecin ne kadar hızlı gerçekleştiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen ve “gerçekleşir” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The annual safety drill ____ every October.

Cevabı göster

takes place

But what becomes of the gold after the explosion? Kalıp ifadeler

2:27

Peki patlamadan sonra altına ne olur?

Kalıp ifadeler

what becomes of: sonraki sonucu veya akıbeti sormak

“What becomes of X?”, X'in sonunda ne olduğunu, yani sonraki durumunu, gideceği yeri veya akıbetini sorar. Tek bir anın ötesine baktığı için X'in şu anda nerede olduğunu sormaktan daha geniş bir anlam taşır. Bu cümlede soru, açıklamayı altının oluşumundan patlamadan sonraki sonucuna taşır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp “What becomes of + isim veya zamir?” şeklindedir.

Alıştırma

Soruyu, sonraki akıbeti soran ve derste öğrenilen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____ the unsold books after the fair ends?

Cevabı göster

What becomes of

The expanding supernova shock wave propels its elemental debris through the interstellar medium, Notlar

2:31

Genişleyen süpernova şok dalgası, elementel enkazını yıldızlararası ortam boyunca iter,

Kalıp ifadeler

propel + nesne + through: propels its elemental debris through

propel + nesne + through + yer yapısı, bir şeyi bir alanın ya da geçidin içinden gönderen gücü sağlamak anlamına gelir. Bu cümlede şok dalgası gücü sağlar, its elemental debris hareket ettirilen nesnedir ve interstellar medium kalıntıların içinden geçtiği alandır. Propel, move fiilinden daha güçlü ve daha belirgindir; ileri hareketi oluşturan kuvvete odaklanır. Aynı yapı motorlar, pompalar, püskürmeler ve diğer fiziksel kuvvetler için kullanılabilir.

Alıştırma

Su soğutma boruları boyunca ilerlemeli ve gerekli gücü pompa sağlamalıdır. Cümleyi propel + water + through yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: The pump ____ the cooling pipes.

Cevabı göster

propels water through

Kelime

interstellar medium: yıldızlar arasındaki madde

Interstellar medium, yıldızların arasındaki uzaya yayılmış, çoğunlukla gaz ve tozdan oluşan çok seyrek maddeyi anlatan astronomi terimidir. Yıldızların arasındaki uzay tamamen boş değildir. Burada medium, madde veya enerjinin içinden geçebildiği maddi bir ortam anlamındadır. Haber medyası ya da orta büyüklükte bir şey anlamına gelmez.

Alıştırma

Astronomide interstellar medium ne anlama gelir?

  1. yalnızca yıldızların içinde bulunan madde
  2. yıldızlar arasına yayılmış seyrek gaz ve toz
  3. astronomların kullandığı iletişim kanalları
Cevabı göster

yıldızlar arasına yayılmış seyrek gaz ve toz

triggering a swirling dance of gas and dust Deyimler

2:37

ve gaz ile tozun girdaplı dansını tetikler;

that condenses into new stars and planets. Kelime

2:40

bu gaz ve toz yoğunlaşarak yeni yıldızlara ve gezegenlere dönüşür.

Deyimler

a swirling dance of gas and dust: hareketi anlatan bir mecaz

Bu ifade, gaz ve tozu girdaplı bir dans yapıyormuş gibi sunar. Gerçek bir dansı değil, sürekli, dairesel ve iç içe geçmiş hareketi anlatan bir mecazdır. Bilimsel konuları halka anlatırken bu imge, karmaşık bir fiziksel süreci zihinde canlandırmayı kolaylaştırır. Dance sözcüğünü insanların planlı dansı gibi çevirmek yerine, maddenin birlikte nasıl hareket ettiğine odaklanmak gerekir.

Alıştırma

Bu cümlede a swirling dance of gas and dust ne anlama geliyor?

  1. Gaz ve toz hareket etmeyi bırakmış.
  2. Gaz ve toz birlikte hareket edip girdap gibi dönüyor.
  3. Gaz ve toz planlanmış bir dans gösterisi yapıyor.
Cevabı göster

Gaz ve toz birlikte hareket edip girdap gibi dönüyor.

Kelime

condenses into: daha yoğun bir sonuç oluşturmak

Burada condenses into, gaz ve tozun bir araya gelmesi, daha yoğun hâle gelmesi ve sonunda yeni yıldızlar ile gezegenler oluşturması anlamına gelir. Bu bilimsel kullanımda condense, yalnızca bir gazın sıvıya dönüşmesinden daha geniş bir anlama sahiptir. A condenses into B kalıbında A başlangıç maddesini, B ise sonucu gösterir. Into, süreci oluşan sonuçla bağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, sürecin sonucunu belirtmek için condenses into kullanıyor?

  1. The cooling gas condenses on the metal wall.
  2. The cooling gas condenses into a liquid.
  3. The cooling gas condenses when its temperature falls.
Cevabı göster

The cooling gas condenses into a liquid.

Earth's gold was likely delivered this way Anlatım akışı

2:44

Dünya'nın altını muhtemelen bu şekilde gelmiş,

Anlatım akışı

was likely delivered this way: olasılık ve önceki sürece gönderme

was delivered edilgen bir yapıdır; dikkati eylemi yapana değil, Dünya'daki altına ve ona ne olduğuna yöneltir. likely bu edilgen olayı niteler ve onu kanıtlara dayanan güçlü bir olasılık olarak sunar, kesin biçimde kanıtlanmış bir gerçek olarak değil. this way hemen önce anlatılan sürece gönderme yapar: süpernova kalıntılarındaki madde, yeni oluşan gezegenlerin bir parçası olmuştur. Böylece bu süreç, altının Dünya'ya nasıl ulaştığı veya Dünya'nın bir parçası hâline geldiği sonucuna bağlanır; insanların yaptığı bir teslimatı anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan bölüm ne işe yarıyor?

  1. Altının nasıl taşınacağına dair yeni talimatlar verir.
  2. Olası bir açıklama sunar ve daha önce anlatılan sürece gönderme yapar.
  3. İnsanların altını kesin olarak taşıdığını kanıtlar.
Cevabı göster

Olası bir açıklama sunar ve daha önce anlatılan sürece gönderme yapar.

before being kneaded into veins by geothermal activity. Deyimler

2:47

daha sonra jeotermal aktiviteyle yoğrularak damarlara dönüşmüştür.

Deyimler

being kneaded into veins: jeolojik bir benzetme

being kneaded, jeotermal faaliyetin altın içeren maddeyi yeniden şekillendirip yoğunlaştırmasını, sanki elle hamur yoğruluyormuş gibi canlandırır. Bu bir benzetmedir; hiç kimse kayayı gerçekten yoğurmamaktadır. Buradaki veins, vücuttaki damarları değil, kaya çatlakları veya katmanlarındaki dar mineral birikimlerini ifade eder. Bu nedenle being kneaded into veins, maddenin kuvvetlerin etkisiyle taşınıp şekillenmesi ve mineral damarları içinde yoğunlaşması anlamına gelir.

Alıştırma

Bu jeoloji cümlesinde being kneaded into veins ne anlama geliyor?

  1. Bir fırıncının altını gerçekten ekmek hamuruna karıştırdığını söyler.
  2. Jeotermal süreçlerin maddeyi yeniden şekillendirip mineral damarlarında yoğunlaştırmasını canlı biçimde anlatır.
  3. Altının insan damarlarına pompalandığını söyler.
Cevabı göster

Jeotermal süreçlerin maddeyi yeniden şekillendirip mineral damarlarında yoğunlaştırmasını canlı biçimde anlatır.

Billions of years later,

2:52

Milyarlarca yıl sonra,

we now extract this precious product by mining it, Kalıp ifadeler

2:53

şimdi bu değerli ürünü madencilik yoluyla çıkarıyoruz,

Kalıp ifadeler

extract ... by -ing: çıkarma yöntemini belirtme

Burada extract, “bir maddeyi doğal kaynağından çıkarmak veya elde etmek” anlamına gelir. this precious product nesnesi neyin elde edildiğini, by mining it ise kullanılan yöntemi gösterir. Bu cümlede it, değerli ürüne geri gönderme yapar. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp extract + nesne + by + -ing şeklindedir. Çıkarma işleminin nasıl yapıldığını açıklamak için by sonrasında fiilin -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Yöntem ifadesini by ve press fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The oil is extracted from the seeds ____ them.

Cevabı göster

by pressing

an expensive process that's compounded by gold's rarity. Kelime

2:57

altının nadirliği ile daha da zorlaşan pahalı bir süreçtir.

Kelime

compounded by: ek bir etken sorunu kötüleştirir

be compounded by + etken kalıbında, zaten var olan bir sorun veya olumsuz durum, başka bir etkenin eklenmesiyle daha kötü hâle gelir. Burada süreç zaten pahalıdır ve altının nadirliği maliyet sorununu daha da büyütür. Compound bu cümlede resmî bir fiildir. Kimyadaki compound isim olarak “bileşik” anlamına veya compound interest ifadesindeki “bileşik faiz” kavramına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, mevcut bir sorunun ek bir etken nedeniyle daha kötü hâle geldiğini belirtir?

  1. The delay was caused by a shortage of replacement parts.
  2. The delay was compounded by a shortage of replacement parts.
  3. The delay was combined with a shortage of replacement parts.
Cevabı göster

The delay was compounded by a shortage of replacement parts.

In fact,

3:00

Aslında,

all of the gold that we've mined in history

3:01

tarih boyunca çıkardığımız tüm altınlar

could be piled into just three Olympic-sized swimming pools. Notlar

3:04

sadece üç olimpik yüzme havuzuna sığdırılabilir.

Dilbilgisi

could be piled into: varsayımsal bir modal edilgen yapı

Could be piled, modal could + be + geçmiş zaman ortacı düzenini izler. Bu edilgen bir yapıdır; dolayısıyla odak, yığılan altındadır ve yığma işini kimin yaptığı önemli değildir. Buradaki could, hacim karşılaştırması yapmak için hayal edilen olası bir yerleşimi anlatır. Geçmişteki bir beceriyi veya birinin altını gerçekten havuzlara yığdığını belirtmez. Into, yığının sığabileceği alanı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi could, pile fiilinin edilgen biçimi ve into ile tamamlayın: For a rough size comparison, all these blankets ____ one large closet.

Cevabı göster

could be piled into

Kültür

just three Olympic-sized swimming pools: görsel bir ölçek karşılaştırması

Olimpik boyutlardaki bir yüzme havuzu, izleyicinin çok büyük bir hacmi tanıdık bir görüntüyle kavramasını sağlar. Böyle üç havuzu ölçek karşılaştırması olarak kullanmak, soyut bir toplamı gözde canlandırması kolay bir görüntüye dönüştürür. Just three ifadesindeki just, “yalnızca” anlamına gelir. Tarih boyunca çıkarılan tüm altın düşünüldüğünde, toplam hacmin insanların bekleyebileceğinden şaşırtıcı derecede küçük olduğunu vurgular.

Alıştırma

"just three Olympic-sized swimming pools" ifadesinin cümledeki temel işlevi nedir?

  1. Olimpik yüzme havuzlarının resmî kurallarını açıklar.
  2. Tanıdık bir hacim karşılaştırması sunar ve toplamı şaşırtıcı derecede küçük gösterir.
  3. Dünyadaki tüm altının saklandığı kesin adresi belirtir.
Cevabı göster

Tanıdık bir hacim karşılaştırması sunar ve toplamı şaşırtıcı derecede küçük gösterir.

Although this represents a lot of mass Dilbilgisi

3:08

Bu çok fazla bir kütleyi temsil etse de

Dilbilgisi

Although this represents a lot of mass: ana düşünceden önce bir gerçeği kabul etmek

Although, ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır. Burada önce söz konusu miktarın gerçekten büyük bir kütleye karşılık geldiği kabul edilir; bu gerçek inkâr edilmez. Bu yan cümle, dinleyiciyi bu gerçekle karşıtlık kuran ya da açıklamada daha önemli olan ana düşünceye hazırlar. Although cümlenin başındaysa ana cümleyi beklemek gerekir; çünkü bu bölüm tek başına tam bir cümle değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir gerçeği kabul edip ardından karşıt bir ana düşünce vermek için although sözcüğünü doğru kullanır?

  1. Because the package is small, it is surprisingly heavy.
  2. Although the package is small, so it is surprisingly heavy.
  3. Although the package is small, it is surprisingly heavy.
Cevabı göster

Although the package is small, it is surprisingly heavy.

because gold is about 20 times denser than water. Dilbilgisi

3:10

çünkü altın sudan yaklaşık 20 kat daha yoğundur.

Dilbilgisi

20 times denser than: yoğunluğu katlarla karşılaştırmak

Sayı + times + sıfatın karşılaştırma biçimi + than kalıbı, bir özelliğin derecesini karşılaştırır. Bu popüler bilim cümlesindeki about 20 times denser than water, altının yoğunluğunun suyun yoğunluğunun yaklaşık 20 katı olduğu anlamında kullanılmıştır. About, sayının yaklaşık olduğunu gösterir. Ölçülen özellik yoğunluktur, denser dense sözcüğünün karşılaştırma biçimidir ve than karşılaştırma ölçütü olan water sözcüğünü getirir.

Alıştırma

Bu cümlede 20 times denser than water ifadesiyle anlatılmak istenen nedir?

  1. Altının yoğunluğu suyun yoğunluğundan yaklaşık yüzde yirmi daha fazladır.
  2. Altın ve su yaklaşık olarak aynı yoğunluğa sahiptir.
  3. Altının yoğunluğu suyun yoğunluğunun yaklaşık yirmi katıdır.
Cevabı göster

Altının yoğunluğu suyun yoğunluğunun yaklaşık yirmi katıdır.

So, can we produce more of this coveted commodity? Kelime

3:15

Peki, bu imrenilen maddeden daha fazla üretebilir miyiz?

Kelime

coveted commodity: çok arzulanan ticari mal veya kaynak

Sıfat olan coveted, bir şeyin birçok kişi tarafından güçlü biçimde arzulandığını belirtir. Commodity, alınıp satılabilen ya da ekonomik değeri olan bir mal veya kaynaktır. Birlikte coveted commodity, çok rağbet gören ve piyasada alınıp satılabilen bir şeyi anlatır. wanted thing ile karşılaştırıldığında bu ifade daha resmî ve daha kesindir. Ayrıca şeyin değerli veya sınırlı olduğunu düşündürebilir; ancak kıtlık anlamı bağlamdan gelir ve coveted sözcüğünün tek başına zorunlu bir anlamı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede coveted commodity ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. satın alınamayan veya satılamayan bir eşya
  2. ekonomik değeri olmayan sıradan bir nesne
  3. birçok kişinin çok istediği, alınıp satılabilen bir mal veya kaynak
Cevabı göster

birçok kişinin çok istediği, alınıp satılabilen bir mal veya kaynak

Actually, yes.

3:19

Aslında, evet.

Using particle accelerators, Kelime

3:21

Parçacık hızlandırıcıları kullanarak,

Kelime

particle accelerators: yüksek enerjili fizik makineleri

Parçacık hızlandırıcıları, yüklü parçacıkları hızlandırmak ve onlara yüksek enerji vermek için elektromanyetik alanları kullanan bilimsel makinelerdir. Bu cümlede temel fikir, parçacıkları hedeflere çarptırabilmeleri veya birbirleriyle çarpıştırabilmeleridir; böylece bilim insanları parçacık davranışlarını inceleyebilir veya nükleer tepkimeler başlatabilir. Particle accelerator, fizikte yerleşik bir terimdir. Buradaki accelerator, bir otomobilin gaz pedalı ya da günlük bir süreci hızlandıran genel bir araç anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bilimsel bağlamda particle accelerators ne anlama gelir?

  1. bitkilerin daha hızlı büyümesini sağlayan kimyasallar
  2. araçların daha hızlı gitmesini sağlayan otomobil kontrolleri
  3. yüklü parçacıklara yüksek enerji veren bilimsel makineler
Cevabı göster

yüklü parçacıklara yüksek enerji veren bilimsel makineler

we can mimic the complex nuclear reactions that create gold in stars. Kelime

3:23

yıldızlarda altın oluşturan karmaşık nükleer reaksiyonları taklit edebiliriz.

Kelime

mimic the complex nuclear reactions: doğal bir sürecin işleyişini yeniden üretmek

Bu cümlede mimic, yalnızca bir şeyin görünüşünü veya sesini kopyalamak değil, «nasıl çalıştığını yeniden üretmek» anlamına gelir. Makineler, yıldızlardakine benzer tepkimelerin gerçekleşmesini sağlayan koşulları oluşturur. Kullanışlı kalıp mimic + süreç, sistem veya koşullar bütünüdür. Bilim ve mühendislikte, yapay bir düzeneğin gerçek şeyin önemli davranışlarını veya etkilerini yeniden ürettiğini belirtir; her ayrıntının kusursuz biçimde aynı olduğunu göstermez.

Alıştırma

Hangi cümlede mimic, tasarlanmış bir sistemin doğal bir sistemin çalışma biçimini yeniden üretmesi anlamında kullanılmıştır?

  1. The parrot mimics the microwave beep.
  2. The comedian mimics the singer's voice.
  3. The artificial lung mimics the rhythm of natural breathing.
Cevabı göster

The artificial lung mimics the rhythm of natural breathing.

But these machines can only construct gold atom by atom, Kalıp ifadeler

3:28

Ancak bu makineler altını sadece atom atom inşa edebilir,

Kalıp ifadeler

atom by atom: X by X kalıbı

Atom by atom, «bir seferde bir atom» anlamına gelir. İsmin tekrarlanması, işin çok sayıda küçük birimin ayrı ayrı işlenmesiyle ilerlediğini gösterir; böylece ifade yavaş ve küçük ölçekli bir yöntemi vurgular. Bu, X by X kalıbıdır: birimi belirten aynı tekil isim tekrarlanır ve iki tekrarın arasına by getirilir. Yaygın örnekler arasında step by step, piece by piece, line by line ve day by day bulunur.

Alıştırma

Cümleyi «bir seferde bir satır» anlamındaki X by X ifadesiyle tamamlayın: The editor checked the report ____.

Cevabı göster

line by line

so it would take almost the age of the universe Dilbilgisi

3:32

bu yüzden neredeyse evrenin yaşı kadar bir zaman gerekirdi

to produce 1 g at a cost vastly exceeding the current value of gold. Kalıp ifadeler

3:34

altının mevcut değerini büyük ölçüde aşan bir maliyetle 1 gram üretmek için.

Dilbilgisi

it would take ... to produce: gereken süreyi tahmin etme

it would take + süre + to ile kurulan fiil yapısı, belirtilen veya ima edilen koşullarda bir eylemin ne kadar zaman gerektireceğini tahmin eder. It burada biçimsel öznedir; to ile başlayan mastar yapısı süresi ölçülen eylemi belirtir. Would, bu süreyi gerçekleşmiş bir olgu olarak değil, öngörülen bir sonuç olarak sunar. Buradaki almost the age of the universe gibi aşırı bir zaman ölçüsü, bu yöntemle 1 gram üretmenin uygulamada imkânsız olduğunu gösterir.

Alıştırma

Zaman tahminini it, would ve take sözcükleriyle tamamlayın. Her sözcüğü bir kez kullanın: At the current speed, ____ three months to scan the archive.

Cevabı göster

it would take

Kalıp ifadeler

at a cost vastly exceeding: çok daha yüksek bir maliyeti ifade etme

At a cost, gereken para miktarı hakkında bilgi ekler. vastly exceeding the current value of gold şeklindeki -ing yapısı cost sözcüğünü açıklar ve a cost that vastly exceeds the current value of gold biçiminde genişletilebilir. Karşılaştırma maliyetten değere doğrudur: maliyet çok daha yüksektir. Vastly, exceeding ifadesini güçlendirir ve farkın çok büyük olduğunu belirtir.

Alıştırma

Resmî maliyet karşılaştırmasını at, a, cost, vastly ve exceeding sözcükleriyle tamamlayın. Her sözcüğü bir kez kullanın: The emergency repairs were completed ____ the original budget.

Cevabı göster

at a cost vastly exceeding

So that's not a very good solution. Anlatım akışı

3:40

Yani bu pek de iyi bir çözüm değil.

Anlatım akışı

So that's not a very good solution: kanıttan sonuç çıkarma

Bu cümlede So, ardından gelen ifadenin hemen önce sunulan kanıtlardan çıkarılan bir sonuç olduğunu gösterir. That's, tartışılan öneriye gönderme yapar; not a very good solution ise açıklamanın bu bölümünü olumsuz bir değerlendirmeyle kapatır. Not very good, etkisi azaltılmış bir ifadedir: terrible kadar sert duyulmaz, ancak kanıtlar büyük bir soruna işaret ediyorsa önerinin açıkça kullanışsız olduğu anlamına yine de gelebilir. “Önce kanıt, ardından so + sonuç” düzeni, dinleyenin akıl yürütmeyi takip etmesini kolaylaştırır.

Alıştırma

“The repair would cost more than a replacement, so that's not a very good solution,” cümlesinde so ne işe yarar?

  1. Maliyetle ilgili kanıta dayanan bir sonuç bildirir.
  2. Planı değerlendirmeden maliyetle ilgili ikinci bir ayrıntı ekler.
  3. Sonucun maliyetle ilgili kanıtla zıtlık oluşturduğunu gösterir.
Cevabı göster

Maliyetle ilgili kanıta dayanan bir sonuç bildirir.

But if we were to reach a hypothetical point where we'd mined all of the Earth's buried gold, Dilbilgisi

3:42

Fakat Dünya'nın gömülü tüm altınını çıkardığımız hipotetik bir noktaya ulaşırsak,

Dilbilgisi

if we were to reach a hypothetical point where: uzak bir olasılığı varsayma

if + özne + were to + fiilin yalın hâli kalıbı; uzak, hayalî veya dikkatle değerlendirilen bir gelecek koşulu sunar. Buradaki if we were to reach geçmiş zamanı anlatmaz; tartışma için aşırı bir varsayımsal aşama oluşturur. if we reach yapısından daha resmîdir ve daha fazla mesafe hissi yaratır. a point where... ifadesinde point fiziksel bir yer değil, bir aşama veya durum anlamına gelir. Where, o aşamada neyin geçerli olacağını açıklayan yan cümleyi başlatır.

Alıştırma

Uzak ama hayal edilebilir bir gelecek olasılığını resmî olarak tartışmaya en uygun cümle hangisidir?

  1. If the ocean were to rise another meter, several roads would need to be moved.
  2. If the ocean rises another meter, several roads will need to be moved.
  3. If the ocean had risen another meter, several roads would have needed to be moved.
Cevabı göster

If the ocean were to rise another meter, several roads would need to be moved.

there are other places we could look. Anlatım akışı

3:47

bakabileceğimiz başka yerler de var.

Anlatım akışı

there are other places we could look: başka bir olası yöne geçmek

Bu cümle, bir soruna çözüm aranırken başka bir yöne geçiş yapar. There are başka olasılıkları konuşmaya dahil eder; other ise konuşmacının az önce ele alınan kaynak veya plandan farklı bir seçeneğe yöneldiğini gösterir. We could look, bu yerleri araştırmayı olası bir sonraki adım olarak sunar; orada mutlaka bir şey bulunacağını vaat etmez. Bir açıklamada bu tür bir cümle, “Şimdi başka bir yönü değerlendirelim” sinyali verir.

Alıştırma

"there are other places we could look." bir açıklamada hangi işlevi görür?

  1. Aramanın kesinlikle başarıya ulaştığını bildirir.
  2. Mevcut kaynağın kesin ölçümünü verir.
  3. Tartışmayı başka bir olası yöne taşır.
Cevabı göster

Tartışmayı başka bir olası yöne taşır.

The ocean holds an estimated 20 million tons of dissolved gold, Kalıp ifadeler

3:50

Okyanuslarda tahminen 20 milyon ton çözünmüş altın bulunmaktadır,

Kalıp ifadeler

holds an estimated 20 million tons of: yaklaşık bir miktarı bildirmek

Burada holds, “elle tutar” değil, “içinde bulundurur” veya “içerir” anlamına gelir. Okyanus, çözünmüş altını içinde bulunduran bir yer olarak anlatılır. An estimated, miktardan önce gelerek 20 milyon tonun kesin bir sayım değil, hesaplamaya veya kanıta dayanan yaklaşık bir değer olduğunu gösterir. Kullanılabilecek kalıp şöyledir: özne + holds + an estimated + miktar + of + madde.

Alıştırma

Raporu tamamlamak için hold ve estimated sözcüklerinin doğru biçimlerini kullanın: The reservoir ____ two billion liters of water.

Cevabı göster

holds an estimated

but at extremely minuscule concentrations, Kelime

3:55

ancak konsantrasyonu son derece düşüktür,

making its recovery too costly at present. Dilbilgisi

3:57

bu da şu an için çıkarılmasını çok maliyetli kılmaktadır.

Kelime

at extremely minuscule concentrations: son derece düşük konsantrasyonlarda

At ... concentrations, bir karışımda bir maddeden ne kadar bulunduğunu belirtir. Minuscule son derece küçük demektir; bu nedenle ifade, malzemenin her biriminde maddenin yalnızca çok az miktarda bulunduğunu anlatır. Önemli nokta toplam miktarın mutlaka az olması değil, konsantrasyonun düşük olmasıdır. Bir madde çok büyük bir su kütlesinde bulunabilir, ancak geri kazanılması pratik olmayacak kadar seyrek dağılmış olabilir.

Alıştırma

"The mineral occurs at minuscule concentrations in the water," cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. Belirli miktardaki suyun içinde yalnızca çok az miktarda bulunur.
  2. Az miktarda suyun içinde büyük miktarda mineral vardır.
  3. Mineral suda hiç bulunmaz.
Cevabı göster

Belirli miktardaki suyun içinde yalnızca çok az miktarda bulunur.

Dilbilgisi

making its recovery too costly at present: mevcut sonucu belirtmek

Making, önceki ifadenin sonucunu belirtir. Yapı ifade, making + nesne + sıfat biçimindedir: önceki koşul, geri kazanımını aşırı maliyetli hâle getirir. Its recovery, «ondan söz edilen şeyin geri kazanılması» anlamına gelir; söz konusu şey geri kazanılır, geri kazanma eylemini kendisi yapmaz. Too costly yalnızca pahalı değil, uygulanabilir veya değerli olmayacak kadar pahalı demektir. At present değerlendirmeyi şimdiki zamanla sınırlar ve gelecekte yöntemlerin ya da fiyatların bunu değiştirebileceği ihtimalini açık bırakır.

Alıştırma

Sonucu belirtmek için make fiilinin -ing biçimini kullanın: The replacement parts are scarce, ____ repairs too costly at present.

Cevabı göster

making

Perhaps one day we'll see gold rushes to tap the mineral wealth Notlar

4:01

Belki bir gün mineral zenginliğinden yararlanmak için altına hücum edildiğini görürüz

Kültür

gold rushes: zenginlik arayan insanların ani akınları

a gold rush ifadesi başlangıçta, altın bulunan bir yere zengin olma umuduyla çok sayıda insanın aniden akın etmesi anlamına gelir. Kuzey Amerika’daki on dokuzuncu yüzyıl altına hücumları gibi tarihî olayları çağrıştırır. Burada çoğul gold rushes, gelecekteki maden keşiflerinin benzer seyahat, yatırım ve rekabet dalgaları yaratacağını hayal ettirir. Bu tarihî bir benzetmedir; altının gerçekten koşması anlamına gelmez.

Alıştırma

Yeni kârlı hâle gelmiş bir sektörle ilgili haberde a gold rush neyi düşündürür?

  1. Altın fiyatının yavaşça düşmesi.
  2. Yeni bir fırsattan kazanç sağlamak için hızlı ve rekabetçi bir yöneliş.
  3. İnsanların altın taşıdığı bir koşu yarışı.
Cevabı göster

Yeni bir fırsattan kazanç sağlamak için hızlı ve rekabetçi bir yöneliş.

Kelime

to tap the mineral wealth: maden kaynaklarına erişmek ve onları kullanmak

tap the mineral wealth ifadesinde tap, bir kaynağa erişmek ve onu kullanmak anlamına gelir. Mineral wealth, nakit olarak elde tutulan parayı değil, ekonomik değeri olan maden yataklarını ifade eder. to tap mastarı amacı belirtir: hayal edilen altına hücumlar, bu maden kaynaklarını geliştirmek ve kullanmak için yaşanacaktır. tap sözcüğünün kaynaklarla ilgili bu anlamı tap a market, tap talent ve tap potential gibi birleşimlerde de görülür.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The city hopes to tap its geothermal resources. tap ne anlama geliyor?

  1. erişmek ve kullanmak
  2. tamamen tüketmek
  3. parmakla hafifçe vurmak
Cevabı göster

erişmek ve kullanmak

of the other planets of our solar system.

4:05

güneş sistemimizdeki diğer gezegenlerin.

And who knows, Ton ve niyet

4:07

Ve kim bilir,

Ton ve niyet

And who knows: belirsiz bir olasılığın önünü açmak

Bu cümlede And, yeni düşünceyi daha önce söylenenlere bağlar. Who knows, cevabı kimin bildiğini soran gerçek bir soru değildir; sonucun belirsiz olduğunu belirtir. maybe'den önce kullanıldığında ilginç bir olasılığın önünü açar ve açıklamadan tahmine geçişi hafif ve konuşma diline özgü hâle getirir. Bu kalıp, bir şeyin kesinlikle olacağını söylemeden tahminde bulunmayı sağlar.

Alıştırma

“Who knows? We might find a hidden room.” cümlesinde konuşmacı ne yapıyor?

  1. Konuşmacı sonucun zaten kesin olduğunu söylüyor.
  2. Konuşmacı cevabı hangi kişinin bildiğini soruyor.
  3. Konuşmacı belirsiz bir olasılığın önünü açıyor.
Cevabı göster

Konuşmacı belirsiz bir olasılığın önünü açıyor.

maybe some future supernova will occur close enough to shower us with its treasure Deyimler

4:08

belki gelecekteki bir süpernova hazinesini üzerimize yağdıracak kadar yakınımızda gerçekleşir

Deyimler

close enough to shower us with its treasure: derece yapısı ve imge

Close enough to + fiil, belirtilen sonucun gerçekleşebileceği kadar yakın olmak demektir. Burada hayal edilen sonuç, süpernovadan çıkan maddenin bize ulaşabilmesidir. Shower someone with something, büyük miktarda bir şeyin birinin üzerine düştüğü ya da ona verildiği görüntüsünü oluşturur. Bu maddeye its treasure denmesi mecazidir: değerli elementler bir hazine gibi hayal edilir ve bilimsel tahmine canlı, umutlu bir son kazandırır.

Alıştırma

Cümleyi shower someone with something kalıbıyla tamamlayın: After the final song, fans showered the band ____ flowers.

Cevabı göster

with

and hopefully not eradicate all life on Earth in the process. Anlatım akışı

4:14

ve umarız bu süreçte Dünya'daki tüm yaşamı yok etmez.

Anlatım akışı

hopefully not eradicate ... in the process: mizahi bir uyarı

Hopefully not, konuşmacının kaçınmak istediği bir sonucu belirtir. Önceki düşüncenin devamı olan bu cümlede eradicate all life on Earth fiil öbeğinden önce gelir. Eradicate all life on Earth bilerek kullanılan aşırı bir ifadedir. In the process ise “başka bir eylem ya da olay gerçekleşirken” anlamına gelir ve bu eylem veya olayın ek bir sonuca yol açabileceği düşüncesini de taşır. Kapanışta bu sözler, daha önceki umutlu düşünceye bir uyarı ekler: istenen olayın korkunç bir yan etkisi olabilir. İyimserlikten felakete ani geçiş, abartılı bir kara mizah yaratır. Bu kalıp, önce bir umut sunup ardından ona bir uyarı ekleyerek bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Vurgulanan ifade, açıklamanın sonunda temel olarak nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Umut edilen olayın güvenli olduğunu ve istenmeyen hiçbir etkisinin bulunmadığını doğrular.
  2. Olay başlamadan önce tüm yaşamın kasıtlı olarak ortadan kaldırıldığını söyler.
  3. Umut edilen olayın korkunç bir yan etkisi olabileceğine dair abartılı bir uyarı ekler.
Cevabı göster

Umut edilen olayın korkunç bir yan etkisi olabileceğine dair abartılı bir uyarı ekler.