Peppa'nın Okuldaki Eğlenceli Spor Günü 🏆 | Peppa Pig Tüm Bölümler: İngilizce çalışma notları
Peppa Pig - Official Channel
Video özeti: Peppa ve sınıf arkadaşları koşu, uzun atlama, bayrak yarışı ve halat çekme etkinliklerinde yarışır. Birkaç kazanan açıklandıktan sonra son karşılaşma beraberlikle biter ve iki takım da ödül alır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. school sports day. — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: Bunun sıradan bir beden eğitimi dersi değil; düzenlenen yarışlar, takım mücadeleleri ve ödülleriyle Britanya okullarında yaygın bir spor günü olduğunu anlayın. Böylece okul ortamında etkinliklere, yarışmacılara, sonuçlara ve ödüllere yapılan göndermeleri daha rahat takip edebilirsiniz. 2. would have won if you hadn't been talking to me, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Konuşanın geçmişte gerçekleşmemiş farklı bir sonuç hayal ettiği ve o sırada süren bir eylemi suçladığı geçmişe yönelik gerçek dışı koşul yapısını tanıyın. Pişmanlıkları, bahaneleri veya alternatif sonuçları anlatmak için would have ile geçmiş zaman ortacını ve if cümlesinde past perfect yapısını birlikte kullanabilirsiniz. 3. a draw. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Draw sözcüğünün burada resim çizme eylemini değil, spor veya oyundaki beraberlik sonucunu anlattığını öğrenin. Böylece hiçbir tarafın tek başına kazanmadığını söyleyebilir ve halat çekmedeki iki takımın neden eşit sonuç aldığını anlayabilirsiniz.
Bu derste
school sports day: okulun düzenlediği spor günü
Bu cümlede school sports day, okulun düzenlediği spor yarışmalarının yer aldığı özel bir okul etkinliğini anlatır. Sıradan bir beden eğitimi dersi değildir. Buradaki day, yalnızca takvimdeki bir tarihi değil, programlanmış etkinliğin tamamını adlandırır.
Alıştırma
Bu cümlede school sports day ne anlama geliyor?
- Normal bir beden eğitimi dersi
- Okulun kapalı olduğu bir tarih
- Spor yarışmalarının yer aldığı, okulun düzenlediği bir etkinlik
Cevabı göster
Spor yarışmalarının yer aldığı, okulun düzenlediği bir etkinlik
first event: programdaki ilk yarışma
Bir spor günü programında event, programda yer alan düzenlenmiş bir yarışmayı anlatır. The first event, planlanan sırada ilk yapılan yarışmadır. Burada event, beklenmedik bir olay anlamına gelmez. the next event ve the final event ifadelerinde de programdaki yarışma anlamı vardır.
Alıştırma
"The first event is running," cümlesinde event ne anlama geliyor?
- Bir spor programında planlanmış bir yarışma
- Beklenmedik bir kaza
- Normal bir okul dersi
Cevabı göster
Bir spor programında planlanmış bir yarışma
The children have to run as fast as they can. Dilbilgisi
0:29Çocuklar olabildiğince hızlı koşmak zorunda.
have to run: bir kuralın getirdiği koşma zorunluluğu
have to + fiilin yalın hâli bir zorunluluğu anlatır: bir kural, düzenleme veya durum eylemi gerekli kılar. Burada have to run, etkinlikte koşmanın zorunlu olduğunu belirtir. have to yapısını tek bir zorunluluk kalıbı olarak düşünün. Burada have, ‘sahip olmak’ anlamına gelmez ve run, to'dan sonra yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Bir yarış kuralı her bisikletçinin kask takmasını gerektiriyor. Cümleyi hangi ifade tamamlar? Cyclists ______ helmets in this race.
- can wear
- want to wear
- have to wear
Cevabı göster
have to wear
as fast as they can: mümkün olan en yüksek hıza ulaşmak
as fast as they can, ‘ulaşabildikleri en yüksek hızda’ yani ‘mümkün olduğunca hızlı’ demektir. Çocukların yeteneği dâhilindeki en yüksek dereceyi anlatır. Tekrar kullanılabilen kalıp as + sıfat veya zarf + as + özne + can şeklindedir. Burada fast, run fiilini niteleyen bir zarftır. fast yerine başka bir sözcük getirerek as carefully as you can örneğindeki gibi farklı bir konuda mümkün olan en yüksek derece anlatılabilir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için fast sözcüğünü as ... as you can kalıbında kullanın: Pedal ____ to reach the finish line before the gate closes.
Cevabı göster
as fast as you can
I think I will win: bir tahmini daha az kesin ifade etmek
I think burada konuşanın yargısını sunar; kişinin o anda düşünme eylemi içinde olduğunu anlatmaz. I will win gelecekteki bir sonucu tahmin eder. I think I will win bir bütün olarak güven gösterir, ancak sonucu kesin bir gerçek yerine kişisel bir tahmin olarak sunar. Kullanılabilecek kalıp I think + özne + will + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Hangi cümle, takımının gelecekteki galibiyetini bir kesinlik yerine kişisel bir tahmin olarak doğal biçimde sunar?
- I think our team will win.
- I think our team won yesterday.
- I think will our team win.
Cevabı göster
I think our team will win.
faster than you: karşılaştırma biçimi + than
Faster, fast sözcüğünün karşılaştırma biçimidir; than you ise karşılaştırılan kişiyi belirtir. I'm faster than you cümlesinde konuşan, hızının dinleyicinin hızından daha fazla olduğunu söyler. A + be + karşılaştırma sıfatı + than + B kalıbını kullanın. Karşılaştırılan unsurdan önce than bulunmalıdır; faster tek başına yalnızca bir şeyin daha hızlı olduğunu söyler, neyle veya kiminle karşılaştırıldığını belirtmez.
Alıştırma
Nora aynı mesafeyi 12 saniyede koştu; Eva ise 15 saniyede tamamladı. fast sözcüğünün karşılaştırma biçimini ve karşılaştırma hedefini tanıtan sözcüğü kullanarak cümleyi tamamlayın: Nora is ____ Eva.
Cevabı göster
faster than
Ready, steady, go: Britanya İngilizcesinde başlama komutu
Ready, steady, go! özellikle Britanya İngilizcesinde yaygın olan kalıplaşmış bir başlama komutudur. İlk iki sözcük insanlara hazırlanıp hazır durumda beklemelerini söyler; go ise başlama işaretini verir. Üç parçalı ifadenin tamamını geri sayım benzeri bir komut olarak anlayın. Burada steady yalnızca bir şeyi “sabit” olarak niteleyen sıradan bir sıfat değildir.
Alıştırma
Gayriresmî bir yarışı başlatmak için kullanılan tanıdık Britanya İngilizcesi komutunu tamamlayın: Ready, ____, go!
Cevabı göster
steady
at a hundred miles an hour: şakacı bir abartı
At a hundred miles an hour ifadesi kelime anlamıyla saatte yüz millik bir hızı belirtir, ancak burada bir insanın bu hızda koşması mümkün değildir. Konuşan kişi gerçekçi olmayan büyük bir sayıyla “Çok hızlı koşabilirim” diye övünür. Büyük ve açıkça imkânsız ölçümler, kesin veriler yerine abartıyı gösterebilir. Bir sayının gerçek anlamda kullanılıp kullanılmadığına karar vermek için duruma ve şakacı ya da övüngen tona bakın.
Alıştırma
Leo arkadaşlarına şaka yaparak “I can run at a hundred miles an hour” dediğinde bu hız büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Çok hızlı koşabildiğini söyleyerek övünüyor.
- Kesin olarak ölçülmüş bir spor sonucunu bildiriyor.
- Millerin saate nasıl dönüştürüldüğünü açıklıyor.
Cevabı göster
Çok hızlı koşabildiğini söyleyerek övünüyor.
stop talking and run: bir eylemi bırakıp hemen harekete geçmek
Stop talking, zaten devam eden bir eylemi bitirmeyi söylemek için stop + fiilin -ing biçimini kullanır. Buradaki anlamı “konuşmaya devam etmeyin”dir; “konuşmak için başka bir işi bırakın” değildir. And, ikinci emir olan run sözcüğünü bağlar. Stop talking and run birlikte sıralı iki eylem bildirir: konuşmayı hemen bırakmak ve ardından koşmak.
Alıştırma
Stop + -ing ve ardından and + fiilin yalın biçimi yapısıyla emri tamamlamak için talk ve run sözcüklerini kullanın: Coach says, “Stop ____ and ____.”
Cevabı göster
talking · run
in the lead: bir yarışmada o anda birinci olmak
Be in the lead, bir yarışta veya rekabette o anda birinci ya da önde olmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede Rebecca Rabbit diğer yarışmacıların önünde koşmaktadır. Bu ifade nihai sonucu değil, o andaki durumu anlatır. Burada lead, öndeki konumu belirten bir isimdir.
Alıştırma
“Şu anda birinci” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: With one lap left, Maya is ____.
Cevabı göster
in the lead
Oh dear, Peppa and Suzy are right at the back. Kalıp ifadeler
0:55Ah canım, Peppa ve Suzy en arkadalar.
right at the back: tam en arkada
At the back, bir kişinin veya nesnenin bir grubun ya da alanın arka kısmında olduğunu belirtir. Bu yarışta Peppa ve Suzy’nin son sırada veya son koşucular arasında olduğunu anlatır. Burada right, “tam” veya “hemen” anlamına gelir ve konumu güçlendiren bir zarftır. “Sağ tarafta” anlamına gelmez. right + yer ifadesi kalıbı konumu daha kesin hâle getirir; right at the back bunun bir örneğidir.
Alıştırma
“Tam arka kısımda” anlamındaki vurgulanan dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The spare chairs are ____ of the hall.
Cevabı göster
right at the back
Come on!: yarış sırasında destek
Bu yarışta Come on! kısa bir destek tezahüratıdır. Konuşan kişi Danny’den kendisine doğru gelmesini istemiyor; onu koşmaya devam etmesi ve daha çok çabalaması için teşvik ediyor. İfadenin işlevi bağlama ve ses tonuna göre değişir. Bir yarışma sırasında Come on! ifadesini tekrarlamak genellikle desteğe daha fazla enerji ve aciliyet katar.
Alıştırma
Bir yarış sırasında bir seyirci “Come on, Danny!” diye bağırıyor. Seyirci ne yapıyor?
- Danny’yi seyircinin yanına yürümesi için çağırıyor.
- Danny’ye yarışın bittiğini söylüyor.
- Danny’yi devam etmesi için teşvik ediyor.
Cevabı göster
Danny’yi devam etmesi için teşvik ediyor.
The winner of the race: winner of + etkinlik
The winner of the race, “bu yarışı kazanan kişi” demektir. of ile başlayan bölüm, kişinin hangi etkinliği kazandığını belirtir. Bir sonucu duyururken veya belirtirken the winner of + etkinlik yapısını tek bir isim grubu olarak kullanın: the winner of the contest, the winner of the final.
Alıştırma
Bu heceleme yarışması sonuç duyurusunu winner of + etkinlik yapısıyla tamamlayın: The ____ is Nora.
Cevabı göster
winner of the spelling bee
I would have won if you hadn't been talking to me, Suzy. Dilbilgisi
1:21Benimle konuşmasaydın kazanırdım, Suzy.
would have won if...: gerçekleşmemiş bir geçmiş sonuç
Bu cümle, tamamlanmış bir geçmiş durumda farklı bir sonuç hayal eder. would have won, konuşan kişinin aslında kazanmadığını belirtir; if you hadn't been talking to me ise gerçek dışı koşulu verir. Gerçekte diğer kişi konuşuyordu. Gerçekleşmemiş geçmiş sonuç için would have + geçmiş zaman ortacı kullanılır. if yan cümlesindeki had not been + -ing, bir süre devam eden etkinliği gösterir; hadn't been talking ise süren dikkat dağınıklığını vurgular.
Alıştırma
Geçmişte gerçeğe aykırı cümleyi finish ve crash fiillerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: I ____ the presentation if the computer ____ all morning.
Cevabı göster
would have finished · hadn't been crashing
Now, now: nazikçe sakinleştirme ve durdurma
Burada tekrarlanan Now, now, Peppa'yı sakinleştirmek ve şikâyetini nazikçe durdurmak için kullanılan konuşma diline özgü bir ünlemdir. Yaklaşık olarak “hadi, sakin ol” veya “artık yeter” anlamına gelir; zamanı belirten now değildir. Bu bağlamda tekrar, müdahalenin ani ve sert değil, ölçülü ve yatıştırıcı duyulmasını sağlar. Konuşan kişi duyguyu kabul ederken karşısındakini daha sakin davranmaya yönlendirir.
Alıştırma
Bu bağlamda “Now, now, Peppa.” ne işe yarıyor?
- Peppa'ya saatin kaç olduğunu sorar.
- Peppa'yı nazikçe sakinleştirir ve şikâyetini sürdürmemesini ister.
- Peppa'ya bir şeyi hemen yapmasını söyler.
Cevabı göster
Peppa'yı nazikçe sakinleştirir ve şikâyetini sürdürmemesini ister.
Remember, it's not winning that matters but taking part. Notlar
1:27Unutma, önemli olan kazanmak değil katılmaktır.
It's not X that matters but Y: odağı gerçekten önemli olana yöneltmek
It's not X that matters but Y kalıbı dinleyenin odaklandığı noktayı düzeltir: Önemli olan X değil, Y'dir. Burada winning X, taking part ise Y'dir; dolayısıyla cümle odağı sonuçtan katılıma kaydırır. Bu, it-cleft vurgu yapısıyla not ... but ... karşıtlığının birleşimidir. X ve Y genellikle biçim bakımından paralel olur; burada winning ve taking part ifadelerinin ikisi de -ing biçimindedir.
Alıştırma
Hedef kalıbı tamamlamak için X yerine speed, Y yerine accuracy kullanın: It's not ____ that matters but ____.
Cevabı göster
speed · accuracy
taking part: bir etkinliğe katılmak
Take part, “bir etkinliğe katılmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede taking part, -ing biçimindedir ve katılma eylemini adlandırır; winning ile karşıtlık kurar. winning ve taking part biçimlerinin ikisi de -ing alarak fikirleri paralel tutar: önemli olan başarı değil, katılımdır.
Alıştırma
Cümleyi take part ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Everyone is welcome to ____ in the science fair.
Cevabı göster
take part
long jump: mesafeye dayalı atletizm dalı
Long jump, sporcuların hız alıp ileri doğru atladığı ve sonucun mesafeye göre belirlendiği atletizm dalının sabit adıdır. Bu cümlede the long jump, sırada hangi etkinliğin olduğunu belirtir; uzun olan herhangi bir atlayışı anlatmaz.
Alıştırma
long jump hangi spor dalının adıdır?
- Sporcuların uzun bir mesafe koştuğu bir yarış
- Sporcuların olabildiğince uzağa doğru ileri atladığı bir dal
- Sporcuların yüksek bir çıtanın üzerinden atladığı bir dal
Cevabı göster
Sporcuların olabildiğince uzağa doğru ileri atladığı bir dal
George and Richard have to see who can jump the furthest. Kalıp ifadeler
1:37George ve Richard kimin en uzağa atlayabileceğini görmek zorunda.
see who can jump the furthest: karşılaştırarak sonucu bulmak
Bir yarışma ya da testte see who can + fiilin yalın hâli, genellikle kişileri denetip sonucu karşılaştırarak “kimin bir şeyi yapabildiğini bulmak” anlamına gelir. Burada kimin en uzağa atladığını belirleyeceklerdir; see yalnızca gözle bakmak anlamına gelmez. Who can jump the furthest, see’den sonra gelen bir dolaylı soru yapısıdır. Sıra who + can + fiilin yalın hâli olarak kalır: who can jump; who can jumps veya who jump can değil.
Alıştırma
Hedef kalıp see who can ile meydan okuma cümlesini tamamlayın: Let's ____ finish the maze first.
Cevabı göster
see who can
as fast as you can ... as far as you can: mümkün olan en yüksek derece
Her iki ifade de “yapabildiğin en yüksek derecede” anlamını vermek için as + zarf + as you can kalıbını kullanır. Fast ne kadar hızlı koşulacağını, far ise atlama mesafesini gösterir. Aynı kalıbın tekrarlanması iki yönergeyi paralel biçimde düzenler. Ortadaki zarf, hangi özelliğin en yüksek dereceye çıkarıldığına göre değişir.
Alıştırma
Yönergeyi as ... as you can kalıbıyla tamamlayın. Hız için fast, mesafe için far kullanın: Run ____, then throw the ball ____.
Cevabı göster
as fast as you can · as far as you can
has jumped: tamamlanmış eylem ve şimdiki sonuç
Has jumped, İngilizcedeki present perfect yapısıdır: has + geçmiş zaman ortacı jumped. Atlama tamamlanmıştır ve konuşan kişi şimdi görülebilen veya değerlendirilebilen sonuca odaklanır. Yarış anlatımında present perfect, henüz tamamlanmış bir eylemi mevcut durumla ilişkilendirebilir. George'un hâlâ atlamakta olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede has jumped neyi gösteriyor?
- Atlama bitmiştir ve sonucu şu anda önemlidir.
- George düzenli olarak atlar.
- George hâlâ atlamanın ortasındadır.
Cevabı göster
Atlama bitmiştir ve sonucu şu anda önemlidir.
it's Richard Rabbit's turn: sıranın kimde olduğunu söylemek
It's Richard Rabbit's turn, sıralı bir etkinlikte sıradaki kişinin Richard Rabbit olduğu anlamına gelir. Buradaki turn, yön değiştirmek değil, bir kişinin eylemde bulunma sırası veya fırsatıdır. It's + kişinin iyelik biçimi + turn yapısını kullanın. Yapılacak eylemi belirtmek için to + fiilin yalın biçimini ekleyin: It's Maya's turn to choose.
Alıştırma
Cümleyi It's X's turn kalıbıyla tamamlayın. Sıradaki cevap verecek kişi Ava: It's ____ to answer.
Cevabı göster
Ava's turn
If Richard doesn't run, he won't jump very far. Dilbilgisi
2:01Eğer Richard koşmazsa, çok uzağa atlayamaz.
If ... doesn't ..., ... won't ...: gerçek bir koşul
Bu cümle gerçek ve mümkün bir koşulu anlatır. if yan cümlesi koşulu belirtmek için geniş zaman kullanır: Richard doesn't run. Ana cümle sonucu tahmin etmek için won't + fiilin yalın hâlini kullanır: he won't jump very far. Sonuç gelecekle ilgili olsa bile sıradan birinci tip koşul cümlesinde if yan cümlesinde will değil, geniş zaman kullanılır. Yeniden kullanılabilen kalıp If + geniş zaman, will/won't + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
leave ve catch fiillerinin olumsuz kısaltılmış biçimlerini kullanarak gerçek koşul cümlesini tamamlayın: If we ____ now, we ____ the train.
Cevabı göster
don't leave · won't catch
Richard Rabbit has jumped further than George. Dilbilgisi
2:10Tavşan Richard, George'dan daha uzağa atladı.
further than George: fiziksel mesafeyi karşılaştırma
Burada further, far sözcüğünün karşılaştırma biçimidir ve atlayışın mesafesini anlatır. jumped further than George, Richard'ın atlayışının George'un atlayışından daha uzun bir mesafeye ulaştığı anlamına gelir; than karşılaştırma ölçütü olan kişiyi tanıtır. Bu Britanya İngilizcesi bağlamında further sözcüğünü fiziksel mesafe için kullanmak doğaldır. Başka bağlamlarda «ek» veya «daha ileri derecede» anlamına da gelebilir, ancak burada gerçek mesafe karşılaştırılmaktadır.
Alıştırma
Hangi cümle kâğıt uçağın oyuncak uçaktan daha uzun bir mesafe katettiğini söylüyor?
- The paper plane did not fly as far as the toy plane.
- The paper plane flew as far as the toy plane.
- The paper plane flew further than the toy plane.
Cevabı göster
The paper plane flew further than the toy plane.
George, remember, it's not the winning that matters,
2:21George, unutma, önemli olan kazanmak değil,
relay: bölümler hâlinde koşulan takım bayrak yarışı
Bu spor bağlamında relay, bayrak yarışı demektir: aynı takımın üyeleri farklı etapları sırayla koşar ve bayrağı bir sonraki koşucuya verir. Burada the relay, sıradaki yarışın adıdır. Bilgiyi başka birine aktarmak anlamına gelebilen relay fiili değildir.
Alıştırma
Bu cümlede relay ne anlama geliyor?
- bir kişinin baştan sona tek başına koştuğu yarış
- başka birine aktarılan mesaj
- takım üyelerinin etaplar hâlinde tamamladığı yarış
Cevabı göster
takım üyelerinin etaplar hâlinde tamamladığı yarış
Each child needs to pick a parent to race with. Kalıp ifadeler
2:31Her çocuğun birlikte yarışmak için bir ebeveyn seçmesi gerekiyor.
pick a parent to race with: birlikte yarışacak bir eş seçmek
Pick a parent, bir ebeveyn seçmek demektir. To race with, seçilen kişinin çocukla ne yapacağını açıklar: ebeveyn yarışta çocuğun takım arkadaşı olacaktır. Yeniden kullanılabilen kalıp pick + someone + to do something + with şeklindedir. Sondaki with, seçilen kişiye bağlanır ve “o kişiyle birlikte” anlamını verir. Bu bayrak yarışı bağlamında race with, birbirine karşı yarışmak değil, takım olmak anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümle doğal biçimde “Bir sınıf arkadaşını çalışma eşin olarak seç” anlamına gelir?
- Pick a classmate to work with.
- Pick a classmate to work.
- Pick with a classmate to work.
Cevabı göster
Pick a classmate to work with.
pick me: seçilmeyi istemek
Pick me, “beni seç” anlamına gelen doğrudan bir konuşma dili isteğidir. Burada pick, bir rol, takım ya da sıra için bir kişiyi seçmek demektir; birini yerden kaldırmak anlamına gelmez. Pick me ifadesini tekrarlamak isteği daha hevesli ve ısrarlı gösterir. pick + kişi kalıbı Pick Sam veya Pick us gibi cümlelerde de kullanılabilir.
Alıştırma
Bir öğretmen oyunu kimin yönetmek istediğini soruyor. Leo, “Pick me!” diyor. Leo ne istiyor?
- Öğretmenin kendisini seçmesini istiyor.
- Öğretmenin kendisini yerden kaldırmasını istiyor.
- Öğretmen için bir şey seçmek istiyor.
Cevabı göster
Öğretmenin kendisini seçmesini istiyor.
But Daddy, you're not very good at running. Kalıp ifadeler
2:37Ama Baba, sen koşmada pek iyi değilsin.
not very good at running: yetenekle ilgili olumsuz bir değerlendirmeyi yumuşatmak
Be good at + isim veya -ing biçimi, bir etkinlikte becerikli olmayı anlatır. at bir edat olduğu için burada yalın fiil run değil, running kullanılır. Not very good at, birinin becerisinin sınırlı olduğunu belirtir. bad at ifadesinden daha yumuşak duyulur, ancak yine de kişinin yeteneği hakkında olumsuz bir değerlendirmedir.
Alıştırma
Cümleyi not very good at ve sing fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: I avoid karaoke because I'm ____.
Cevabı göster
not very good at singing
when I was a little piggy: geçmiş zaman bağlamı kurmak
when I was a little piggy bölümü, ana ifadenin ne zaman geçerli olduğunu, yani konuşanın çocukluk dönemini gösterir. Was geçmiş zamanı belirtir; dolayısıyla konuşan o zaman çok iyi olduğunu söylüyor. Geçmişteki bir yeteneğe, alışkanlığa veya duruma zaman arka planı eklemek için when I was ... kullanılır. Bu bölüm ana cümleden önce veya sonra gelebilir. Tek başına, şu anda neyin geçerli olduğunu söylemez.
Alıştırma
Çocukluk alışkanlığını anlatmak için when I was ... yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- I played outside every day when I was a child.
- I played outside every day when I am a child.
- I play outside every day when I was a child.
Cevabı göster
I played outside every day when I was a child.
a big tummy: çocuk diline uygun, gündelik bir ifade
Tummy, karın ya da mide bölgesi için kullanılan gündelik ve çocuk diline uygun bir sözcüktür. a big tummy ifadesinde yorumun resmî veya tıbbi dilden çok, bir çocuğun basit anlatımı gibi duyulmasını sağlar. Sözcük sıcak veya şakacı gelebilir; ancak birinin bedeni hakkındaki yorumu kendiliğinden kibar hâle getirmez.
Alıştırma
Bu kullanım uygun mu? Bir doktor resmî tıbbi rapora şunu yazıyor: The patient has a big tummy.
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
can still touch my toes: devam eden bir yetenek
can still + fiilin yalın hâli yapısında can yeteneği, still ise zaman geçmesine veya aksini düşündürebilecek bir değişikliğe rağmen bu yeteneğin sürdüğünü anlatır. Burada konuşan kişi bu hareketi hâlâ yapabildiğini iddia ediyor. touch my toes, eğilip ellerle kendi ayak parmaklarına ulaşmak anlamına gelir ve esnekliği göstermek için kullanılan yaygın bir ifadedir. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: she can touch her toes.
Alıştırma
Bir yeteneğin devam ettiğini belirten iki sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: After ten years away from the piano, I ____ play this song.
Cevabı göster
can still
Nearly: çok yaklaştı, ama başaramadı
Nearly, hangi eylemin kastedildiği bağlamdan açıkça anlaşıldığında tek başına kısa bir yanıt olarak kullanılabilir. Çok yaklaşılmış ama eylem tamamlanmamış demektir: deneme başarıya ulaşmamıştır. Burada tek sözcüklük yanıt, önceki iddiayı nazikçe düzeltiyor. Doğrudan No demekten daha hafif ve daha az sert duyulduğu için mizahi bir etki de yaratıyor.
Alıştırma
Bir çocuk kitaba uzanıyor ancak bir santimetreyle kaçırıyor. Bu denemeyi en iyi hangi yanıt anlatır?
- Barely.
- Exactly.
- Nearly.
Cevabı göster
Nearly.
All right: bir isteği kabul etmek
Bu yanıtta All right, “Peki, kabul ediyorum” anlamına gelir. Babanın isteğini veya planını kabul eder. Söyleyiş biçimine göre doğrudan bir onay ya da biraz tereddütten sonra verilen bir onay gibi duyulabilir. Buradaki right, bir şeyin doğru olup olmadığını değerlendirmez. All right tek başına yanıt olarak kullanıldığında kabul etme işlevi görür.
Alıştırma
Baba “Will you join our team?” diye soruyor. Hangi yanıt All right kullanarak isteği kabul ediyor?
- That's right; your answer is correct.
- All the answers are right.
- All right, I'll join the game.
Cevabı göster
All right, I'll join the game.
The mummies and daddies will run the first part of the race
2:57Anneler ve babalar yarışın ilk kısmını koşacak
and then hand the batons to the children. Kalıp ifadeler
2:59ve sonra bayrakları çocuklara verecekler.
hand the batons to the children: hand + nesne + to + kişi
Burada hand, “bir şeyi doğrudan birine vermek veya uzatmak” anlamına gelen bir fiildir. hand the batons to the children ifadesinde the batons verilen nesneler, the children ise bunları alan kişilerdir. Kalıp hand + nesne + to + kişi şeklindedir. Bayrak yarışında baton, bir koşucunun sonraki koşucuya verdiği yarış çubuğudur.
Alıştırma
Şu öğeleri hand + object + to + person kalıbına göre sıralayın: hand / the keys / to Mia. Please ____.
Cevabı göster
hand the keys to Mia
You did very well: tamamlanmış bir performansı övmek
You did very well, birinin yeni bitirdiği bir görev veya etkinlikteki performansını över. Did bu performansın geçmişte kaldığını, well zarfı ise kişinin işi nasıl yaptığını gösterir. Bu cümle kişinin karakterini değil, belirli bir performansını değerlendirir. Bir maçın, sunumun, sınavın veya işin ardından kullanılabilir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız bir sunumu yeni bitirdi. Tamamlanan bu performansı açıkça öven cümle hangisidir?
- You did very well in your presentation.
- You will do very well in your presentation.
- You are very good at presentations.
Cevabı göster
You did very well in your presentation.
it's my turn to...: sıranın size geldiğini söylemek
It's my turn to + fiilin yalın hâli, kararlaştırılmış veya beklenen sırada bir sonraki kişinin siz olduğunuzu belirtir. Buradaki turn, dönme hareketini değil, sıradaki yeri ifade eder. Cümle to sözcüğünden sonra durur. Üç nokta, genellikle düşünce tamamlanmadığı veya konuşma kesildiği için eylemin henüz söylenmediğini gösterir. Tam bir cümlede eylemi ekleyin: It's my turn to run.
Alıştırma
Kararlaştırılmış sırada bir sonraki kişinin siz olduğunuzu belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: It's my ____ choose a card.
Cevabı göster
turn to
Keep going, Keep going, Keep going, Keep going, Ton ve niyet
3:28Devam et, devam et, devam et, devam et,
Keep going: birini devam etmeye teşvik etmek
Keep going, birine durmak yerine hareket etmeyi veya yaptığı işi sürdürmesini söylemek ya da onu teşvik etmek için kullanılan kısa bir emir ifadesidir. Burada koşan bir kişiye destek vermek için kullanılır. keep + fiilin -ing biçimi “o eylemi sürdürmek” anlamına gelir; dolayısıyla keep burada “saklamak” demek değildir. Aynı yapı spor, ders çalışma veya zor bir görev sırasında teşvik için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi keep ve go fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The last question is hard, but ____—you're almost done.
Cevabı göster
keep going
Don't worry, Peppa. There's still one more event.
3:43Endişelenme, Peppa. Hala bir etkinlik daha var.
And now for the last event of the day, the tug of war. Notlar
3:47Ve şimdi günün son etkinliği, halat çekme.
And now for ...: sıradaki öğeyi tanıtmak
And now for + isim öbeği, sunucuların kullandığı bir geçiş kalıbıdır. Önceki bölümü kapatır ve dinleyicinin dikkatini sıradaki öğeye yöneltir. Bu cümlede isim öbeği the last event of the day ifadesidir; ardından gelen the tug of war bunun hangi etkinlik olduğunu belirtir. For geçiş kalıbının bir parçasıdır ve “bir amaç uğruna” anlamına gelmez.
Alıştırma
Sunucunun geçiş ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ our final guest, Maya Chen.
Cevabı göster
And now for
tug of war: halat çekme oyununun adı
Tug of war, iki takımın aynı ipin karşıt uçlarını çektiği oyunun yerleşik adıdır. Burada günün son etkinliğinin adını belirtir. İfadeyi kelimesi kelimesine bir savaş türü olarak değil, bütünüyle bir etkinlik adı olarak anlayın. Bu anlam, daha sonra geçen rope, pull, teams ve draw gibi sözcükleri yarışmayla ilişkilendirmenizi sağlar.
Alıştırma
Hangi açıklama tug of war ifadesine uyar?
- Koşucular yarış sırasında birbirlerine bayrak verir.
- İki takım aynı ipin karşıt uçlarını çeker.
- Oyuncular sırayla bir hedefe top atar.
Cevabı göster
İki takım aynı ipin karşıt uçlarını çeker.
Boys against girls: karşılaşmalarda A against B
Bir yarışmada A against B, A ile B'nin rakip olduğunu belirtir. Boys against girls bu halat çekme yarışındaki iki tarafı gösterir; burada against, birine karşı çıkmak değil, biriyle yarışmak anlamındadır. Bu, duyuru tarzında kullanılan kısa bir parçadır. Tam biçimi It's boys against girls. olabilir. Aynı kalıp bir oyun, maç veya tartışmadaki iki tarafı adlandırabilir.
Alıştırma
Karşılaşmayı against kullanarak tamamlayın: Tonight, it's City ____ United.
Cevabı göster
against
When I say go, you must pull the rope with all your strength. Notlar
3:56Başla dediğimde, tüm gücünüzle halatı çekmelisiniz.
When I say go: eylemi başlatan zamanı belirlemek
When I say go, ana yönergenin uygulanacağı işareti belirleyen bir zaman yan cümlesidir. Dinleyenler bekler; konuşan kişi go dediğinde çekmeye başlarlar. Burada when, “~dığı zaman” anlamına gelir ve zamanı soran bir soru sözcüğü değildir. Yönergelerde ve kurallarda When + özne + geniş zaman fiili yapısından sonra bir emir veya ana cümle kullanılabilir. İşaret gelecekte verilecek olsa da When I will say go değil, When I say go denir.
Alıştırma
Bir hakem başlangıç işareti vermeyi planlıyor. Hangi cümle koşuculara o işaret verildiğinde koşmaya başlamalarını söyler?
- When will I say go, start running.
- If I say go, start running.
- When I say go, start running.
Cevabı göster
When I say go, start running.
with all your strength: tüm fiziksel gücünü kullanarak
With all your strength, “sahip olduğun tüm fiziksel gücü kullanarak” anlamına gelen bir edat öbeğidir. Çekme hareketinin ne kadar güçlü yapılacağını belirtir; burada strength, ölçülen bir yoğunluk düzeyini değil, bedensel gücü ifade eder. İyelik sözcüğü, gücü kullanan kişi veya kişilere göre değişir: with all my strength, with all her strength, with all our strength ve with all their strength.
Alıştırma
Cümleyi “tüm fiziksel güçlerini kullanarak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The two movers pushed the heavy piano ____.
Cevabı göster
with all their strength
No, they won't.: will ile kısa olumsuz cevap
No, they won't. will ile yapılmış önceki bir tahmini doğrudan reddeder. Won't, will not ifadesinin kısaltmasıdır; win bağlamdan anlaşıldığı için söylenmez. Tam anlamı No, they will not win şeklindedir. will içeren bir soru veya ifadeden sonra İngilizcede özne + will/won't ile kısa cevap verilebilir ve zaten bilinen yüklem söylenmeyebilir. Burada won't, kazanmanın gerçekleşmeyeceğini belirtir; grubun kazanmayı reddettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Kısa olumsuz cevabı will not'ın kısaltmasıyla tamamlayın: Mia will win the race. — No, she ____.
Cevabı göster
won't
Everyone is pulling so hard, the rope is breaking. Dilbilgisi
4:20Herkes o kadar sert çekiyor ki, halat kopuyor.
so hard ... the rope is breaking: güçlü dereceden sonuca
so hard ifadesinde hard, pulling fiilini niteleyen bir zarftır ve zor değil, büyük bir güçle anlamına gelir. So, derecenin çok yüksek olduğunu ve herkesin çekme gücünün bir sonuca yol açtığını gösterir. Bu sonuç the rope is breaking kısmıdır. Tam ve açık biçim Everyone is pulling so hard that the rope is breaking. şeklindedir. Konuşma dilindeki cümlede that söylenmez; iki cümlecik bir duraklama ve virgülle bağlanır.
Alıştırma
Rüzgârın gücünün sonuca yol açtığını göstermek için cümleyi so ... that ve hard ile tamamlayın: The wind was blowing ____ the windows shook.
Cevabı göster
so hard that
a draw: kazananı olmayan beraberlik
Burada a draw, bir maçın veya yarışmanın skorlar eşit ve kazanan olmadan bitmesi anlamına gelen sayılabilen bir isim öbeğidir. a artikeli bu isim öbeğinin parçasıdır: the result is a draw. result gibi çevredeki sözcükler ve yarışma bağlamı bu anlamı gösterir. Draw ayrıca “resim çizmek” anlamında bir fiil olabilir, ancak bu cümlede o görevde değildir. Yaygın sonuç kalıpları arasında The match was a draw ve The match ended in a draw bulunur.
Alıştırma
'The final score was 2–2, so the game was a draw,' cümlesinde 'a draw' ne anlama gelir?
- Bir takım resim çizerek maçı kazandı.
- Maç başlamadan önce durduruldu.
- Maç eşit skorla ve kazanan olmadan sona erdi.
Cevabı göster
Maç eşit skorla ve kazanan olmadan sona erdi.
So, both teams win: So ile sonuç çıkarma
Cümle başındaki So, dinleyiciye ardından gelen ifadenin önceki sonuca dayanan bir çıkarım olduğunu bildirir. Beraberlik sonucunu konuşanın son kararıyla bağlar ve hikâyenin bu bölümünü tamamlar. Both teams tam olarak iki takımı ifade eder. Buradaki both teams win, bu sahnede beraberliği dostça ele alma biçimidir; her beraberliğin iki taraf için de galibiyet sayıldığına ilişkin genel bir kural değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede So önceki gerçekten çıkarılan bir sonucu tanıtıyor?
- So, how was your trip?
- The shop is closed. So, we'll come back tomorrow.
- The bag is so heavy that I can't lift it.
Cevabı göster
The shop is closed. So, we'll come back tomorrow.
I love the school sports day, especially when I win a prize. Notlar
4:34Okul spor gününü seviyorum, özellikle de bir ödül kazandığımda.
especially when + cümlecik: öne çıkan bir durumu vurgulamak
Especially when, önceki duygu veya değerlendirmenin özellikle güçlü ya da geçerli olduğu bir durumu belirtir. Burada konuşmacı okul spor gününü genel olarak sever ve ödül kazandığı zamanlarda daha da çok sever. Genel ifade + especially when + tam cümlecik kalıbını kullanın. When cümleciği öne çıkan bir durum ekler; ana ifadenin yalnızca o zaman doğru olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Keyfin özellikle arttığı durumu eklemek için cümleyi especially when ile tamamlayın: I enjoy reading, ____ the house is quiet.
Cevabı göster
especially when
win a prize: yarışmalarda ödül kazanmayı anlatan doğal kullanım
Win a prize, bir yarışma, çekiliş veya değerlendirmeli etkinliğin sonucu olarak ödül kazanmayı anlatan yaygın kelime birleşimidir. Win burada geçişli fiildir ve a prize doğrudan nesnesidir. Prize, bir etkinlikteki başarıya veya şansa bağlıdır; birinin verdiği herhangi bir sıradan hediye anlamına gelmez.
Alıştırma
Win a prize ifadesini doğru geçmiş zaman biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: Kim ____ in the drawing competition.
Cevabı göster
won a prize