Kosova nasıl bir ülke oldu?: İngilizce çalışma notları

The Economist

Öğrenme zorluğu
897 kelime 144 kel/dk

Video tanıtımı: Kosova, çatışma ve NATO müdahalesinden bağımsızlığa ilerlerken Sırbistan'la gerilim sürüyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “play the nationalist card,” — Deyimler ve mecazi ifadeler: milliyetçiliğin gerçek bir kart oyunu değil, eleştirel biçimde anlatılan siyasi bir taktik olarak kullanılmasını anlayın. 2. “calling it what it was,” — Edimbilim ve tutum: örtmeceyi reddeden doğrudan bir ahlaki adlandırmayı tanıyın. 3. “are to become EU member states,” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: resmî be to yapısını if yan cümlesinde kullanarak gerekli bir gelecek sonucunu ve buna bağlı sonucu kurun.

Bu derste

In 2008,

0:06

2008'de,

Kosovo became Europe's newest country.

0:07

Kosova Avrupa'nın en yeni ülkesi oldu.

This small state of 1.8 million people

0:10

1,8 milyon nüfuslu bu küçük devlet,

emerged as a result of one of Europe's most brutal sectarian conflicts Notlar

0:13

Avrupa'nın en acımasız mezhepsel çatışmalarından birinin sonucu olarak ortaya çıktı

Dilbilgisi

one of Europe's most brutal sectarian conflicts: en üst gruptakilerden biri

one of + karşılaştırma grubu + en üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul sayılabilen isim yapısı, bir öğenin ölçeğin en üst ucundaki gruba ait olduğunu belirtir. Europe's karşılaştırma alanını belirler, most brutal sıralamayı verir ve birkaç çatışma arasından biri seçildiği için conflicts çoğul kullanılır. Bu güçlü ama sınırlı bir iddiadır: çatışma Avrupa'nın en acımasız çatışmaları arasındadır. Tek ve mutlak olarak en acımasız çatışma olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için conflict kelimesinin doğru biçimini kullanın: The war became one of the region's longest ____.

Cevabı göster

conflicts

Kelime

sectarian conflicts: grup kimliğinin körüklediği şiddet

Bu cümlede sectarian conflicts, güçlü bir ortak kimlik nedeniyle ayrılmış gruplar arasındaki şiddetli mücadeleleri ifade eder. Bu kimlik çoğu zaman dinî veya etnik, bazen de siyasi bir gruba bağlıdır. Sectarian, çatışmanın yalnızca acımasız olduğunu değil, onu neyin körüklediğini açıklar. Bu ifade, haberlerde ve tarih yazılarında çatışmayı sınıflandıran resmî bir kullanımdır. İfadeyle karşılaştığınızda, karşıt gruplar arasındaki kimlik temelli ayrımı arayın.

Alıştırma

Hangi durum en doğru biçimde sectarian conflict olarak tanımlanır?

  1. İki ülke daha fazla otomobil satmak için rekabet ediyor.
  2. Silahlı gruplar, rakip dinî topluluklara ait oldukları için birbirlerine saldırıyor.
  3. İki iş arkadaşı çalışma programı konusunda ciddi biçimde anlaşamıyor.
Cevabı göster

Silahlı gruplar, rakip dinî topluluklara ait oldukları için birbirlerine saldırıyor.

since the Second World War.

0:17

İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana.

Kalıp ifadeler

emerged as a result of: sonuç ve neden

Burada emerged, 'ortaya çıktı' veya 'şekillendi' anlamındadır. Devlet sonuçtur; of ile başlayan bölümdeki çatışma ise nedendir. X emerged as a result of Y kalıbı, X'i Y nedeniyle gelişen veya şekillenen bir şey olarak sunar. Çoğu zaman tek bir kasıtlı eylemden ziyade bir süreci anlatır. Özellikle resmî tarih ve analiz yazılarında doğal bir kullanımdır.

Alıştırma

Hangi cümle, kamuoyu baskısının yeni bir politikanın ortaya çıkmasına yol açtığını doğru şekilde söyler?

  1. The new policy resulted in public pressure.
  2. The new policy emerged as a result of public pressure.
  3. Public pressure emerged as a result of the new policy.
Cevabı göster

The new policy emerged as a result of public pressure.

It was a conflict that pitted an authoritarian nationalist leader,

0:20

Otoriter bir milliyetçi lider olan

Slobodan Milošević,

0:24

Slobodan Milošević'i,

when bombing stop,

0:26

'bombalamalar durduğunda,'

then it will be very easy to continue political process.

0:27

'siyasi sürece devam etmek çok kolay olacak.'

against Western military power.

0:31

Batı'nın askeri gücüyle karşı karşıya getiren bir çatışmaydı.

We must not allow ethnic cleansing or genocide, Kelime

0:33

Etnik temizliğe veya soykırıma izin vermemeliyiz,

Kelime

ethnic cleansing: bir etnik grubun zorla bölgeden çıkarılması

Ethnic cleansing, bir etnik grubun sürgün, tehdit, gözaltı veya şiddet gibi yöntemlerle bir bölgeden zorla çıkarılmasıdır. Burada engellenmesi gereken kitlesel bir vahşeti adlandırır; cleansing hijyen veya sıradan temizlik anlamına gelmez. İfade, bir grubu bölgeden çıkararak orayı etnik açıdan homojen hâle getirmeye odaklanır. Genocide ile örtüşebilir, ancak iki terim otomatik olarak aynı eylemleri veya aynı hukuki kararı anlatmaz.

Alıştırma

Hangi ifade ethnic cleansing terimini en doğru biçimde kullanır?

  1. Bir şehir, başka bir mahalleye taşınmayı seçen ailelere maddi destek sunuyor.
  2. Bir kampanya, tehdit ve şiddet kullanarak etnik bir topluluğu bir bölgeden ayrılmaya zorluyor.
  3. Bir ordu boş bir askerî depoyu yok ediyor.
Cevabı göster

Bir kampanya, tehdit ve şiddet kullanarak etnik bir topluluğu bir bölgeden ayrılmaya zorluyor.

particularly at the edge of Europe.

0:37

özellikle de Avrupa'nın ucunda.

Today,

0:41

Bugün,

Kosovo is peaceful but poor.

0:41

Kosova barışçıl ama yoksul.

Kosovo didn't only transition from war to peace. Anlatım akışı

0:44

Kosova sadece savaştan barışa geçiş yapmadı.

It was transition now from

0:46

Bu geçiş,

communist country to a capitalist one.

0:48

komünist bir ülkeden kapitalist bir ülkeye doğruydu.

Anlatım akışı

from war to peace ... from communist country to a capitalist one: paralel değişimler

Tekrarlanan from ... to ... kalıbı bir başlangıç durumunu ve bir bitiş durumunu belirtir. İlk ikili çatışmadan barışa geçişi, ikinci ikili ise komünist bir sistemden kapitalist bir sisteme geçişi gösterir. İkinci ikilide one, country sözcüğünün yerine geçer. Aynı kalıbı tekrarlamak paralel bir yapı oluşturur. Tek bir dönüşümün iki boyutunu yan yana getirerek karmaşık bir değişimin daha kolay takip edilmesini sağlar.

Alıştırma

Tekrarlanan yön kalıbını from ve to ile tamamlayın: The project expanded ____ a small pilot ____ a national program, and ____ one town ____ fifty cities.

Cevabı göster

from · to · from · to

From a ravaged countryside to the one being rebuilt.

0:50

Yıkılmış bir kırsaldan yeniden inşa edilen bir kırsala doğru.

Kosovo was part of Serbia from 1912.

0:56

Kosova 1912'den beri Sırbistan'ın bir parçasıydı.

Then,

0:59

Sonra,

in 1918,

1:00

1918'de,

Serbia became part of what would become Yugoslavia. Dilbilgisi

1:01

Sırbistan, daha sonra Yugoslavya olacak olan yapının bir parçası oldu.

Dilbilgisi

what would become Yugoslavia: geçmişten bakılan sonraki bir sonuç

what would become Yugoslavia yan cümlesi, “daha sonra Yugoslavya olan yapı” anlamına gelir. Buradaki what, the thing that anlamında birleşik bir ilgi yapısıdır; soru sözcüğü değildir. Anlatının bakış açısı, Sırbistan'ın bu yapıya katıldığı daha önceki zamandadır. Would, geçmişteki bu noktadan bakıldığında daha sonra gerçekleşecek sonucu, yani “geçmişte gelecek zamanı” gösterir; bu nedenle burada varsayım belirtmez.

Alıştırma

Bir müze, daha sonra şehir kütüphanesi olan bir binada 1920 yılında açıldı. Hangi cümle bakış açısını 1920'de tutup daha sonraki değişime doğru bakar?

  1. The museum opened in 1920 in what will become the city library.
  2. The museum opened in 1920 in what would become the city library.
  3. The museum opened in 1920 in what became the city library.
Cevabı göster

The museum opened in 1920 in what would become the city library.

Serbs considered and say that Kosovo is their Jerusalem. Deyimler

1:05

Sırplar Kosova'nın kendi Kudüsleri olduğunu düşünüyordu ve bunu söylüyorlardı.

It was a sort of heart of Serbia.

1:09

Sırbistan'ın bir nevi kalbiydi.

Deyimler

their Jerusalem ... sort of heart of Serbia: simgesel yer mecazları

Burada their Jerusalem bir mecazdır. Aktarılan bakış açısından Kosova'yı derin kutsal, tarihsel ve ulusal anlam taşıyan bir yer olarak sunar; Kosova'nın gerçek Kudüs şehri olduğunu söylemez. sort of heart of Serbia ifadesinde heart, fiziksel bir konumu değil, kimlik ve bağlılığın simgesel merkezini anlatır. sort of karşılaştırmayı yumuşatır ve bu önemin yaklaşık bir şekilde tarif edildiğini gösterir.

Alıştırma

Bu bağlamda iki mecaz ne anlatıyor?

  1. Kosova'nın yalnızca şu anda Sırbistan'ın idari başkenti olduğu için önemli olduğunu söylerler.
  2. Kosova'nın coğrafi olarak Kudüs'ün içinde ve Sırbistan'ın fiziksel merkezinde olduğunu söylerler.
  3. Kosova'yı Sırp ulusal anlatısında derin simgesel ve tarihsel öneme sahip bir yer olarak sunarlar.
Cevabı göster

Kosova'yı Sırp ulusal anlatısında derin simgesel ve tarihsel öneme sahip bir yer olarak sunarlar.

To this day, Kalıp ifadeler

1:12

Bugüne dek,

Kosovo is still divided along ethnic lines. Kalıp ifadeler

1:13

Kosova hâlâ etnik çizgilere göre bölünmüş durumda.

Kalıp ifadeler

To this day: geçmişten bugüne devamlılık

To this day, geçmişteki bir zamandan başlayıp şimdiki anı da kapsayacak şekilde bugüne kadar demektir. Bir durumun uzun süre devam ettiğini veya hâlâ geçerli olduğunu vurgular. Bu cümlede still aynı fikri daha da güçlendirir: etnik bölünme sona ermemiştir. today ifadesinden farklı olarak To this day geçmişe bakar ve geçmişteki durumu bugüne bağlar.

Alıştırma

'Geçmişten başlayıp şimdiki anı da kapsayarak bugüne kadar' anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The village has kept the tradition ____.

Cevabı göster

to this day

Kalıp ifadeler

divided along ethnic lines: etnik sınırlara göre bölünmüş

Bu cümlede divided along ethnic lines, nüfusun etnik kimliğe göre hâlâ bölünmüş olduğu anlamına gelir. Lines sözcüğü mecazidir; yerdeki gerçek çizgileri veya haritadaki fiziksel sınırları değil, gruplar arasındaki toplumsal sınırları ifade eder. Aktarılabilir be divided along + kimlik veya konu türü + lines kalıbı, siyasi, dinî ya da kuşaksal çizgiler gibi belirli bir kategoriye göre oluşan anlaşmazlığı veya bölünmeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, anlaşmazlığın yaş grupları arasındaki sınırlara göre şekillendiğini söyler?

  1. The voters are divided along generational lines.
  2. The voters are divided into three age groups.
  3. The voters are standing along three lines.
Cevabı göster

The voters are divided along generational lines.

Over 90% of its population are ethnic Albanians,

1:18

Nüfusunun %90'ından fazlası etnik Arnavut,

who are mostly Muslim.

1:21

ve bunların çoğu Müslüman.

Serbs,

1:24

Ortodoks Hıristiyan olan

who are Orthodox Christians,

1:25

Sırplar ise,

account for about 5%. Kalıp ifadeler

1:26

yaklaşık %5'ini oluşturuyor.

Kalıp ifadeler

account for about 5%: yaklaşık %5'ini oluşturmak

Burada account for about 5%, «toplamın yaklaşık %5'ini oluşturmak» anlamına gelir. Özne, sayılan grubu belirtir; yüzde ise bu grubun bütün içindeki payını gösterir. Bütün, of ile açıkça söylenebilir veya bağlamdan belliyse bu cümledeki gibi belirtilmeyebilir. Verileri anlatmak için X accounts/account for + yüzde + of Y kalıbını kullanın. Tekil özne accounts for, çoğul özne account for alır.

Alıştırma

Cümleyi account for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Online orders ____ 60% of all sales.

Cevabı göster

account for

This is the southern city of Pristina,

1:30

Burası güneydeki Priştine şehri,

capital of Kosovo province.

1:33

Kosova eyaletinin başkenti.

Throughout the 1980s,

1:35

1980'ler boyunca,

Kosovo enjoyed autonomy within Serbia. Kelime

1:36

Kosova, Sırbistan içinde özerkliğe sahipti.

Kelime

enjoyed autonomy within Serbia: Sırbistan bünyesinde özerkliğe sahipti

Burada enjoyed, “zevk aldı” değil, “sahipti veya yararlanıyordu” anlamına gelir. Nesne olan autonomy, bazı iç işleri kendi kendine yönetme yetkisini ifade eden siyasi bir statüdür. Within Serbia, bu özerkliğin sınırını ve çerçevesini belirtir. Özerklik Sırbistan’ın devlet yapısı içinde işliyordu; dolayısıyla cümle tek başına Kosova’nın egemen veya bağımsız olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede “enjoyed autonomy within Serbia” ne anlama gelir?

  1. Kosova tamamen egemendi ve Sırbistan’dan bağımsızdı.
  2. Kosova, Sırp siyasetinden zevk alıyordu.
  3. Kosova, Sırbistan bünyesinde kalırken belirli ölçüde kendi kendini yönetme yetkisine sahipti.
Cevabı göster

Kosova, Sırbistan bünyesinde kalırken belirli ölçüde kendi kendini yönetme yetkisine sahipti.

But the majority ethnic Albanian population wanted more political freedom.

1:39

Ancak çoğunluğu oluşturan etnik Arnavut nüfus daha fazla siyasi özgürlük istiyordu.

Kosovo Albanian nationalism was growing.

1:44

Kosova Arnavut milliyetçiliği büyüyordu.

There were demands that Kosovo become a republic. Dilbilgisi

1:47

Kosova'nın bir cumhuriyet olması yönünde talepler vardı.

Dilbilgisi

demands that ... become: talep bildiren subjunctive yapı

demands that Kosovo become a republic yapısında Kosovo tekil olmasına rağmen become yalın fiil biçiminde kalır. That yan cümlesi, insanların gerçekleşmesini talep ettiği sonucu belirtir. Bu, bir talep, öneri, zorunluluk veya bir eyleme yönelik benzer bir baskı bildiren sözcüklerden sonra kullanılan mandative subjunctive yapısıdır. Bu kalıpta yalın fiil biçimi zaman eki veya üçüncü tekil şahıs -s eki almaz.

Alıştırma

Resmî cümleyi gerekli yalın fiil biçimiyle tamamlayın: The committee demanded that the report ____ revised before publication.

Cevabı göster

be

Kosovo Serbs began to complain,

1:49

Kosovalı Sırplar şikayet etmeye başladılar,

saying that they were threatened.

1:51

tehdit edildiklerini söylüyorlardı.

But there was one man standing in the way of Kosovo Albanians, Deyimler

1:54

Ancak Kosovalı Arnavutların yoluna çıkan bir adam vardı,

Deyimler

standing in the way of Kosovo Albanians: Kosovalı Arnavutları engellemek

Burada standing in the way of Kosovo Albanians, Kosovalı Arnavutların hedeflerine doğru ilerlemesini engellemek anlamına gelir. İfade, yolu kapatan bir engel görüntüsünden yararlanır; ancak anlam mecazidir ve bir adamın gerçekten yolun üzerinde durduğunu anlatmaz. Kalıp stand in the way of + isim veya -ing biçimidir. of sonrasındaki bölüm engellenen kişiyi, grubu veya eylemi belirtir; engelin kendisini belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi “ilerlemeyi engellemek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın. Dil bilgisi biçimi cümlede zaten belirlenmiştir: The outdated rule continues to ____ reform.

Cevabı göster

stand in the way of

Slobodan Milošević,

1:58

Slobodan Milošević,

the leader of the Serbian Communist Party.

2:00

Sırp Komünist Partisi'nin lideri.

Milošević wanted to keep Kosovo as part of Serbia.

2:03

Milošević, Kosova'yı Sırbistan'ın bir parçası olarak tutmak istiyordu.

He rallied the minority Serb population and further divided Kosovo. Kelime

2:07

Azınlık Sırp nüfusunu bir araya getirdi ve Kosova'yı daha da böldü.

Kelime

rallied the minority Serb population: azınlık durumundaki Sırp nüfusu harekete geçirdi

Burada rallied, siyasi bağlamda kullanılan geçişli bir fiildir: azınlık durumundaki Sırp nüfusu bir araya getirdi ve onları ortak bir siyasi görüşü desteklemeye veya bu görüş doğrultusunda harekete geçmeye teşvik etti. rallied sonrasındaki grup harekete geçirilen gruptur. Bu kullanım birlik, enerji veya destek oluşturmaya odaklanır. İnsanların yalnızca aynı yerde tesadüfen toplanması anlamına gelmez ve bu cümlede rally bir isim değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede rally, “bir grubu birleştirip harekete geçirmek” anlamında geçişli fiil olarak kullanılmıştır?

  1. The organiser held a rally for the campaign.
  2. The organiser rallied the volunteers behind the campaign.
  3. The volunteers rallied around the campaign.
Cevabı göster

The organiser rallied the volunteers behind the campaign.

Slobodan Milošević used the Kosovo Serb issue to take power and to play the nationalist card, Deyimler

2:12

Slobodan Milošević iktidarı ele geçirmek ve milliyetçi kartı oynamak için Kosova Sırp meselesini kullandı,

which was to propel him to full power within Serbia. Dilbilgisi

2:19

bu da onu Sırbistan içinde tam güce taşıyacaktı.

Deyimler

play the nationalist card: bir meseleyi taktik olarak kullanmak

play the nationalist card ifadesinde card, birinin kullanabileceği bir taktiğin metaforudur. Burada Milošević, siyasi destek ve güç kazanmak için Kosovalı Sırplar çevresindeki milliyetçi duyguları stratejik olarak kullandı. play the X card kalıbı genellikle birinin avantaj elde etmek amacıyla X'i gündeme getirdiğini veya kullandığını, çoğu zaman da fırsatçı davrandığını ima eder. Yalnızca X hakkında konuşmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “avantaj elde etmek için sempatiyi stratejik olarak kullanmak” anlamındaki play the ... card ifadesiyle tamamlayın: In the interview, he avoided the question and tried to ____.

Cevabı göster

play the sympathy card

Dilbilgisi

was to propel: geçmişten bakılan sonraki bir sonuç

Was to + fiilin yalın hâli, geçmişteki bir noktadan bakarak daha sonra gerçekten gerçekleşmiş bir olaya işaret edebilir. Burada which was to propel him... ifadesi, meselenin kullanılmasının daha sonra onu Sırbistan'da tam siyasi kontrole taşımasına yardımcı olduğu anlamına gelir. Tarihî veya biyografik anlatılarda bu yapı, sonraki sonuca çoğu zaman önem ya da kaçınılmazlık hissi verir. Bağlam, bu geriye dönük kullanımı planlanmış veya zorunlu bir eylemi belirten was to kullanımından ayırır.

Alıştırma

Tarihî anlatımdaki "The chance meeting was to change her career," cümlesinde was to change en büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. İnsanlar, kariyerini değiştirmek amacıyla karşılaşmayı resmî olarak planladı.
  2. Karşılaşma daha sonra onun kariyerini değiştirdi ve anlatıcı bu sonucu vurguluyor.
  3. Kariyeri tam karşılaşma anında değişmekteydi.
Cevabı göster

Karşılaşma daha sonra onun kariyerini değiştirdi ve anlatıcı bu sonucu vurguluyor.

In 1989,

2:26

1989'da,

Milošević became president of Serbia,

2:28

Milošević Sırbistan cumhurbaşkanı oldu,

and within weeks placed Kosovo back under the direct control of his Serbian government. Kalıp ifadeler

2:30

ve birkaç hafta içinde Kosova'yı yeniden kendi Sırp hükümetinin doğrudan kontrolü altına aldı.

Kalıp ifadeler

place X back under the direct control of Y: X'i yeniden Y'nin doğrudan kontrolü altına almak

Burada place + nesne + under the control of + denetleyen taraf yapısı, nesneyi o tarafın yönetimi veya denetimi altına sokmak anlamına gelir. Direct control, arada çok az özerklik bulunarak ya da hiç bulunmadan yetkinin doğrudan belirtilen tarafça kullanıldığını anlatır. Back önceki bir duruma dönüşü belirtir: Kosova hemen öncesinde bu doğrudan kontrol altında değildi ve yapılan işlem bu durumu geri getirdi. Bu nedenle place burada ettirgen ve resmîdir; bir şeyi fiziksel olarak bir yere koymak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, kurumun genel merkez tarafından doğrudan kontrol edildiği duruma geri döndüğü anlamına gelir?

  1. The board kept the agency under the direct control of headquarters.
  2. The board removed the agency from the direct control of headquarters.
  3. The board placed the agency back under the direct control of headquarters.
Cevabı göster

The board placed the agency back under the direct control of headquarters.

Petrit Selimi was growing up in Kosovo at the time.

2:36

Petrit Selimi o sıralarda Kosova'da büyüyordu.

He and his family belonged to the ethnic Albanian majority.

2:40

O ve ailesi çoğunluk olan etnik Arnavutlara mensuptu.

When Milošević came to power, Kalıp ifadeler

2:45

Milošević iktidara geldiğinde,

Kalıp ifadeler

came to power: iktidara gelmek

Come to power, bir hükûmetin kontrolünü ele geçirmek veya yönetmeye başlamak anlamına gelen kalıplaşmış bir siyasi ifadedir. Came to power içindeki came, bu konuma geçişi belirtir; fiziksel bir hareketi anlatmaz. When yan cümlesi bu değişimi daha sonra olanlar için bir zaman işareti olarak kullanır. İfade, kişinin iktidarda ne kadar kaldığını değil, yönetimin başlangıcını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi come + to + power sözcüklerinden oluşan kalıpla tamamlayın: After winning the election, the coalition ____ in 2012.

Cevabı göster

came to power

we lost our status,

2:46

statümüzü kaybettik,

our political rights were lost, Anlatım akışı

2:48

siyasi haklarımızı kaybettik,

our economic freedoms were lost,

2:49

ekonomik özgürlüklerimizi kaybettik,

and our education rights were lost.

2:52

ve eğitim haklarımızı kaybettik.

Anlatım akışı

Tekrarlanan were lost: paralel listeyle vurgu oluşturma

Tekrarlanan were lost sonu üç paralel yan cümle oluşturur: our political rights were lost, our economic freedoms were lost ve our education rights were lost. Aynı dil bilgisi biçimini korumak, her kaybın ayrı bir nokta olarak öne çıkmasını sağlar. Başlangıçtaki we lost our status etken bir yapı kullanır; ardından cümle edilgen yapılara geçer. Tekrarlanan edilgen biçim, buna kimin yol açtığından çok neyin ortadan kalktığına odaklanır. Kayıpların art arda sıralanması da listeye ritim ve ağırlık kazandırır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: 'The first match was postponed, the second match was postponed, and the final was postponed.' Tekrarlanan yapı temel olarak ne yapar?

  1. Üç olayın farklı zamanlarda gerçekleştiğini gösterir.
  2. Her aksiliği ayrı bir paralel nokta olarak sunup vurguyu artırır.
  3. İlk yan cümledeki bir dil bilgisi hatasını düzeltir.
Cevabı göster

Her aksiliği ayrı bir paralel nokta olarak sunup vurguyu artırır.

As communism collapsed across Central and Eastern Europe, Dilbilgisi

2:55

Orta ve Doğu Avrupa'da komünizm çökerken,

Yugoslavia began to disintegrate.

2:59

Yugoslavya parçalanmaya başladı.

Dilbilgisi

As communism collapsed ...: zaman bakımından örtüşen bir arka plan yan cümlesi

Burada cümle başındaki As yan cümlesi, Yugoslavia began to disintegrate ana olayının arka planını oluşturur. As yaklaşık olarak ‘-iken’ ya da ‘durum geliştikçe’ anlamına gelir: bölgedeki çöküş ile Yugoslavya'nın dağılması, zaman bakımından örtüşen tarihsel süreçler olarak sunulur. Bu ifade gelişmeler arasında bir bağlantı olduğunu düşündürebilir, ancak ilk olayın ikinci olayın tek nedeni olduğunu kendi başına belirtmez. Ana cümle merkezî olayı taşır; As yan cümlesi ise olayın ne zaman ve hangi daha geniş değişimin arka planında gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

'As the city expanded, nearby villages began to change,' cümlesinde baştaki As yan cümlesi en doğal olarak hangi işlevi görür?

  1. Köylerdeki değişimin şehir büyümeden önce tamamlandığını gösterir.
  2. Şehrin büyümesinin kesinlikle tek neden olduğunu belirtir.
  3. Ana olayla örtüşen, değişmekte olan bir zaman arka planı verir.
Cevabı göster

Ana olayla örtüşen, değişmekte olan bir zaman arka planı verir.

From 1991,

3:01

1991'den itibaren,

its republics declared independence.

3:03

cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Wars broke out in Slovenia, Öbek fiiller

3:06

Slovenya'da savaşlar patlak verdi,

Öbek fiiller

Wars broke out: ani olaylar için break out

Özne savaş, yangın, kavga veya hastalık gibi istenmeyen bir olaysa break out, “aniden başlamak” ya da “patlak vermek” anlamına gelir. Wars broke out ifadesinde broke, break fiilinin geçmiş zaman biçimidir; ancak ifade birinin fiziksel olarak bir şeyi kırdığı anlamına gelmez. Bu ifade geçişsizdir: olay özne olur ve yer, broke out in Slovenia örneğindeki gibi in ile eklenebilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Fighting ____ near the border overnight.

Cevabı göster

broke out

Croatia,

3:08

Hırvatistan'da,

and Bosnia

3:08

ve Bosna'da

as ethnic Serbs living in these new countries opposed independence.

3:09

çünkü bu yeni ülkelerde yaşayan etnik Sırplar bağımsızlığa karşı çıkıyordu.

Milošević wanted to carve a Greater Serbia out of the ruins. Deyimler

3:16

Milošević yıkıntıların arasından bir Büyük Sırbistan yaratmak istiyordu.

Deyimler

carve a Greater Serbia out of the ruins: carve X out of Y mecazı

Carve X out of Y, Y’den parçalar ayırarak veya alarak X’i yaratmak ya da kurmak anlamına gelir. Mecazi kullanıldığında carve, basitçe inşa etmenin ötesinde zorlayıcı ve kasıtlı bir yeniden şekillendirme hissi verir. Burada X a Greater Serbia, Y ise the ruins ifadesidir. the ruins, gerçek bina molozlarını değil, Yugoslavya’nın dağılmasından sonra kalan siyasi ve toprakla ilgili kalıntıları anlatır. Greater Serbia, Sırbistan’ın mevcut sınırlarının ötesindeki toprakları da içeren siyasi bir projenin adıdır.

Alıştırma

Bu cümlede carve a Greater Serbia out of the ruins ifadesinin mecazi anlamını en iyi hangi açıklama korur?

  1. Yugoslavya’nın siyasi kalıntılarından toprak alarak bir Büyük Sırbistan oluşturmak
  2. Hiçbir toprak sınırını değiştirmeden Yugoslavya’yı yeniden kurmak
  3. Gerçek harabelerden alınan taşlarla Sırp binaları inşa etmek
Cevabı göster

Yugoslavya’nın siyasi kalıntılarından toprak alarak bir Büyük Sırbistan oluşturmak

So he sent his troops to support Serbs in these conflicts.

3:20

Böylece bu çatışmalardaki Sırpları desteklemek için birliklerini gönderdi.

During this turbulent time,

3:26

Bu çalkantılı dönemde,

Kosovo's political leadership declared independence too,

3:28

Kosova'nın siyasi liderliği de bağımsızlık ilan etti,

but this was ignored by Serbia and the international community.

3:31

ancak bu Sırbistan ve uluslararası toplum tarafından görmezden gelindi.

In the late 1990s,

3:36

1990'ların sonlarında,

a guerrilla group,

3:37

bir gerilla grubu,

the Kosovo Liberation Army, Kültür

3:38

Kosova Kurtuluş Ordusu,

or KLA,

3:40

veya KLA,

began to attack Serbian police units.

3:41

Sırp polis birimlerine saldırmaya başladı.

Kültür

the Kosovo Liberation Army, or KLA: tam ad ve kısaltma

Tam ad ve KLA aynı örgütü belirtir. Burada or, “diğer adıyla” anlamına gelir; iki örgüt arasında seçim sunmaz. Virgüller, or KLA bölümünü adı yeniden ifade eden bir ara söz olarak işaretler. İlk kez söz ederken kullanılan bu kalıp, kısa adı tanıtmadan önce tam adı verir. Daha sonraki söz edişlerde yalnızca KLA kullanılsa da aynı örgüte gönderme yapılır.

Alıştırma

“The International Monetary Fund, or IMF, released a report,” cümlesinde “or IMF” okuyucuya ne anlatır?

  1. Konuşmacı IMF'yi başka bir adla düzeltiyor.
  2. Kısaltma aynı örgütü adlandırıyor.
  3. İki farklı örgüt söz konusu olabilir.
Cevabı göster

Kısaltma aynı örgütü adlandırıyor.

Its aim was to win independence through force.

3:44

Amacı güç yoluyla bağımsızlığı kazanmaktı.

It was a mixture of excitement

3:49

Bu, bir miktar heyecan,

but fear that something big is about to unfold. Dilbilgisi

3:51

ama aynı zamanda büyük bir şeylerin ortaya çıkmak üzere olduğuna dair bir korku karışımıydı.

Dilbilgisi

is about to + fiilin yalın hâli: gerçekleşmek üzere

Is about to + fiilin yalın hâli, bir olayın çok yakında, neredeyse ilgili anda gerçekleşmesinin beklendiğini anlatır. Burada something big is about to unfold, önemli bir olayın başlamak veya gelişmek üzere olduğunu belirtir. Bu kalıpta about, “yaklaşık” ya da “hakkında” anlamına gelmez. Yapı be + about to + fiilin yalın hâli biçimindedir; am/is/are about to leave örneğinde olduğu gibi be, özneye ve zamana göre değişir.

Alıştırma

Cümleyi be about to kalıbının doğru biçimiyle tamamlayın: The lights have dimmed, and the film ____ begin.

Cevabı göster

is about to

Milošević sent more Serbian security forces into Kosovo to defeat the KLA.

3:56

Milošević, KLA'yı yenmek için Kosova'ya daha fazla Sırp güvenlik gücü gönderdi.

The Serbian security forces and the Yugoslav army were pretty brutal. Kelime

4:03

Sırp güvenlik güçleri ve Yugoslav ordusu oldukça acımasızdı.

I mean,

4:07

Yani,

the KLA was quite brutal as well,

4:07

KLA da oldukça acımasızdı,

Kelime

pretty brutal ... quite brutal as well ifadesinde derece ve ekleme

Burada pretty ve quite, brutal sıfatını niteleyen derece zarflarıdır. Bu konuşma dilindeki değerlendirmede ikisi de “oldukça” veya “çok” anlamına gelir; pretty burada “güzel” demek değildir. Pretty gayriresmîdir, quite ise Britanya İngilizcesinde yaygındır ve tam şiddeti tona ve bağlama bağlıdır. As well, KLA’yı da aynı değerlendirmeye ekler. Konuşmacı önce bir tarafı eleştirir, ardından diğer tarafın da acımasız olduğunu söyler. Böylece değerlendirme daha dengeli görünür; ancak tarafların gücünün veya sorumluluğunun eşit olduğu ileri sürülmez.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeleri en iyi hangi yorum açıklıyor?

  1. Quite eleştiriyi ortadan kaldırır; as well ise KLA’yı ilk güçlerle karşılaştırır.
  2. Pretty ve quite derece bildirir; as well ise KLA’yı da aynı eleştiriye ekler.
  3. Pretty “çekici” demektir; as well ise iki tarafın gücünün tamamen eşit olduğunu söyler.
Cevabı göster

Pretty ve quite derece bildirir; as well ise KLA’yı da aynı eleştiriye ekler.

but the overwhelming preponderance of force, Kelime

4:08

ancak ezici güç üstünlüğü,

of course,

4:11

elbette,

was on the side of the Serbian security forces.

4:11

Sırp güvenlik güçlerinin yanındaydı.

Kelime

Ezici güç üstünlüğü

An overwhelming preponderance of force, mevcut askerî güçte çok büyük bir dengesizlik olduğu, yani bir tarafın diğerinden çok daha fazla güce sahip olduğu anlamına gelir. Preponderance miktar, ağırlık veya etki bakımından üstünlüğü belirtir; overwhelming ise bu avantajın ne kadar belirleyici olduğunu vurgular. the preponderance of X was on the side of Y kalıbında X üstün olunan kaynağı, Y ise bu avantaja sahip tarafı gösterir. İfade, yalnızca bir tarafı tercih etmeyi değil, gücün eşitsiz dağılımını anlatır.

Alıştırma

Hangi durum an overwhelming preponderance of force ifadesiyle en iyi anlatılır?

  1. İki tarafın askerî gücü neredeyse eşittir.
  2. Bir taraf geçit töreninde silahlarını kısa süreliğine sergiler.
  3. Bir tarafın asker ve silah sayısı diğerinden çok daha fazladır.
Cevabı göster

Bir tarafın asker ve silah sayısı diğerinden çok daha fazladır.

On January the 15th, 1999,

4:20

15 Ocak 1999'da,

Serb forces attacked the village of Račak,

4:24

Sırp güçleri Račak köyüne saldırdı,

killing 45 Kosovo Albanian civilians. Dilbilgisi

4:27

45 Kosovalı Arnavut sivili öldürdü.

Dilbilgisi

Sonuç bildiren -ing yan cümlesi: killing 45 Kosovo Albanian civilians

Virgülden sonraki -ing yan cümlesi killing 45 Kosovo Albanian civilians, saldırının doğrudan sonucunu belirtir. Aynı anda zaten sürmekte olan bir olayı değil, saldırının neye yol açtığını anlatır. killing sözcüğünün örtük öznesi ana cümleden aktarılan Serb forces ifadesidir. killing çekimsizdir; bu nedenle bu yan cümle attacked fiiline bağlıdır ve tek başına tamamlanmış bir cümle olamaz.

Alıştırma

“A storm hit the town, damaging several roofs,” cümlesinde “damaging several roofs” ne işlev görür?

  1. Fırtınanın sonucunu çekimsiz bir -ing yan cümlesiyle verir.
  2. Fırtınadan önce zaten sürmekte olan bir eylemi gösterir.
  3. Bağımsız, tamamlanmış ayrı bir cümle başlatır.
Cevabı göster

Fırtınanın sonucunu çekimsiz bir -ing yan cümlesiyle verir.

Račak massacre was a turning point because as soon as the massacre unfolded, Deyimler

4:31

Račak katliamı bir dönüm noktasıydı çünkü katliam ortaya çıkar çıkmaz,

Deyimler

a turning point: sonrasındaki gidişatı değiştiren olay

Bu cümlede a turning point, ardından bir durumun gidişatının önemli ölçüde değiştiği olayı ifade eder. Fiziksel bir dönüşten değil, yön değiştirme düşüncesine dayanan bir mecazdan söz edilir. İfade, sonrasında ne olduğuna odaklanır. Bir olay önemli olduğu hâlde turning point olmayabilir; ancak sonraki gelişmeler onun yüzünden farklı bir yöne giderse bu ad verilir.

Alıştırma

Projenin yönünü değiştiren olayı anlatan kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The successful test was a ____ for the whole team.”

Cevabı göster

turning point

people were there,

4:37

insanlar oradaydı,

Western journalists,

4:38

Batılı gazeteciler,

observers,

4:39

gözlemciler,

seeing the dead bodies and calling it what it was, Ton ve niyet

4:40

cesetleri görüyor ve ona gerçek adını veriyorlardı,

a crime against humanity. Kültür

4:43

insanlığa karşı işlenmiş bir suç.

Ton ve niyet

calling it what it was: bir şeyi doğrudan nitelendirmek

Burada calling, telefon etmek değil, tanımlamak veya nitelendirmek anlamına gelir. calling it what it was, olaya konuşmacının doğru olduğuna inandığı adı vermek demektir: insanlığa karşı bir suç. Bu kalıp daha yumuşak ifadeleri reddeder. Kullanılan adı apaçık gerçekmiş gibi sunduğu için kararlı, ahlaki açıdan kesin ve çatışmacı duyulabilir. Şimdiki bir durum için ilgili call it what it is biçimi kullanılır; was ise buradaki geçmiş olayla uyumludur.

Alıştırma

Örnekte calling it what it was ne işe yarıyor?

  1. Birinin olayın organizatörlerine telefon ettiğini söyler.
  2. Olay hakkında ahlaki bir yargıda bulunmaktan kaçınır.
  3. Olaya konuşmacının doğru gördüğü doğrudan bir nitelik verir.
Cevabı göster

Olaya konuşmacının doğru gördüğü doğrudan bir nitelik verir.

Kültür

a crime against humanity: belirli bir hukuk terimi

İnsanlığa karşı suç, yalnızca bir eylemin son derece acımasız olduğunu söylemenin genel bir yolu değil, hukuki bir terimdir. Cinayet veya zulüm gibi yasada sayılan ağır bir eylemin, sivil bir nüfusa yöneltilmiş yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak ve bu saldırı bilinerek işlenmesini ifade eder. Cümlede bu ifade olaya resmî bir hukuki ve ahlaki nitelik verir. Terim savaş veya barış zamanında uygulanabilir; ceza sorumluluğunu ilgili hukuka göre mahkeme belirler.

Alıştırma

Hangi ifade a crime against humanity terimini doğru biçimde açıklar?

  1. Çoğu insanın acımasız veya saldırgan bulduğu her türlü eylemdir.
  2. Yasada sayılan ağır bir eylem sivillere yöneltilmiş yaygın veya sistematik bir saldırının parçasıysa savaşta veya barışta gerçekleşebilir.
  3. Her zaman korunan bir grubu yok etme niyeti gerektirir.
  4. Yalnızca savaş alanındaki askerler tarafından işlenebilir.
Cevabı göster

Yasada sayılan ağır bir eylem sivillere yöneltilmiş yaygın veya sistematik bir saldırının parçasıysa savaşta veya barışta gerçekleşebilir.

As Serbian forces retook territory from the KLA,

4:45

Sırp güçleri KLA'dan bölgeleri geri alırken,

thousands of Kosovo Albanians fled their homes.

4:49

binlerce Kosovalı Arnavut evlerini terk edip kaçtı.

The images shocked the world.

4:53

Görüntüler dünyayı şoke etti.

At a peace conference in France,

4:57

Fransa'daki bir barış konferansında,

Western powers gave Serbia and Kosovo Albanians an ultimatum. Kalıp ifadeler

4:59

Batılı güçler Sırbistan'a ve Kosovalı Arnavutlara bir ültimatom verdi.

Kalıp ifadeler

give someone an ultimatum: birine ültimatom vermek

give someone an ultimatum yapısında give fiilinden sonra gelen kişi veya grup talebin alıcısıdır; ultimatum ise son ve kesin bir talep anlamına gelir. Bu cümlede yapı give Serbia and Kosovo Albanians an ultimatum şeklindedir. Ultimatum sıradan bir tavsiye değildir. Bir koşul koyar ve reddetmenin ciddi bir sonuç doğuracağını açıkça belirtir; çoğunlukla müzakereler son aşamaya geldiğinde kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi give someone an ultimatum ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After three missed deadlines, the editor ____: submit the article by noon or lose the assignment.

Cevabı göster

gave the writer an ultimatum

Accept a peace deal or face military action. Ton ve niyet

5:03

Ya bir barış anlaşmasını kabul edin ya da askeri harekatla yüzleşin.

Ton ve niyet

Accept ... or face ...: “kabul et, yoksa ... ile karşılaş”

Accept ve face emir fiilleri or ile bağlanmıştır. Örtük özne you’dur: barış anlaşmasını kabul edin; aksi hâlde askerî müdahaleyle karşı karşıya kalacaksınız. Buradaki or, aynı ölçüde istenen iki seçenek sunmaz. Koşullu bir uyarı kurar: ilk eylemi yapın, yoksa ikinci bölümdeki olumsuz sonuç ortaya çıkabilir.

Alıştırma

Bu bağlamda “Accept a peace deal or face military action” en muhtemel olarak ne anlama gelir?

  1. Barış anlaşması kabul edilmezse askerî müdahale gelebilir.
  2. İki seçenek de eşit derecede olumludur ve hiçbir sonuç doğurmaz.
  3. Anlaşma kabul edildiği için askerî müdahale çoktan başlamıştır.
Cevabı göster

Barış anlaşması kabul edilmezse askerî müdahale gelebilir.

We're not interested in a partial agreement. Anlatım akışı

5:06

Kısmi bir anlaşmayla ilgilenmiyoruz.

We're interested in a settlement that works.

5:09

İşe yarayan bir çözümle ilgileniyoruz.

Anlatım akışı

X ile ilgilenmiyoruz. İstediğimiz Y.

Tekrarlanan “We're not interested in X. We're interested in Y.” kalıbı bir sonucu reddeder ve hemen ardından konuşanın kabul edeceği sonucu öne çıkarır. Burada kısmi bir anlaşma yetersiz gösterilirken işe yarayan bir çözüm gerçek ölçüt hâline gelir. Aynı cümle kalıbının tekrarlanması karşıtlığı izlemeyi kolaylaştırır ve en güçlü vurguyu değişen X ve Y bölümlerine verir. Bu tür müzakere dilinde interested in, kişisel merak değil, bir şeyi değerlendirmeye veya kabul etmeye hazır olmak anlamındadır.

Alıştırma

Tekrarlanan karşıtlık kalıbını hedef ifadeyle tamamlayın: “We're ____ another temporary fix. We're ____ a solution that will last.”

Cevabı göster

not interested in · interested in

The Serbs rejected the deal.

5:11

Sırplar anlaşmayı reddetti.

We are not talking to Albanians.

5:14

Biz Arnavutlarla konuşmuyoruz.

We are talking to Americans,

5:16

Biz Amerikalılarla konuşuyoruz,

who would like to take our territory for themselves and for NATO.

5:18

topraklarımızı kendileri ve NATO için almak isteyenlerle.

And Albanians were just excuse for them.

5:23

Arnavutlar ise onlar için sadece bir bahaneydi.

NATO resolved to punish Milošević and his army and began air strikes on Serb military targets in Kosovo and throughout Serbia itself. Kelime

5:26

NATO, Milošević ve ordusunu cezalandırmaya karar verdi ve Kosova ile Sırbistan'ın tamamındaki Sırp askeri hedeflerine hava saldırıları başlattı.

Kelime

resolved to punish: resolve to + fiil

“NATO resolved to punish” ifadesinde resolved to + fiilin yalın hâli, o eylemi gerçekleştirmek için kesin bir karar alındığı anlamına gelir. Kararı düşünülmüş ve kararlı bir seçim olarak sunar; cümlenin ilerleyen kısmındaki eylem de bu kararın uygulamaya konduğunu gösterir. Başka bağlamlarda kullanılabilecek kalıp resolve to do something şeklindedir. Resmî açıklamalarda ve tarihsel anlatımlarda yaygındır; sıradan günlük kararlar için ise genellikle decide to daha doğaldır.

Alıştırma

Cümleyi “kesin bir karar aldı” anlamındaki resmî kalıpla tamamlayın: After a long debate, the council ____ protect the historic building.

Cevabı göster

resolved to

It is about creating the kind of world Dilbilgisi

5:36

Bu, öyle bir dünya yaratmakla ilgilidir ki

where an innocent people are not singled out for repression, Notlar

5:39

masum insanlar, sadece dini ve etnik mirasları yüzünden,

Dilbilgisi

the kind of world where ... kalıbı

The kind of world ifadesi, belirli özelliklere sahip bir toplum veya ortam türü anlamına gelir. Burada where, bu özellikleri tanımlayan bir ilgi cümleciğini başlatır: o dünyada masum bir halk baskının hedefi yapılmaz. Bu kalıp önce genel bir ortamı adlandırır, ardından onu tanımlayan koşulu verir: the kind of + yer veya ortam + where + özne + fiil. World soyut olabilir; where burada bir yer sorusu değil, o dünyada anlamındadır.

Alıştırma

classroom sözcüğünü the kind of ... where kalıbında kullanarak cümleyi tamamlayın: We want to create ____ everyone feels welcome.

Cevabı göster

the kind of classroom where

Öbek fiiller

singled out for repression ifadesinin anlamı ve yapısı

To single someone out, bir kişiyi veya grubu daha büyük bir topluluk içinden özel ilgi ya da muamele için seçmek demektir. Edilgen be singled out for + isim kalıbında, bu muameleyi gören kişi veya grup önce gelir. Burada for repression, seçilen grubun maruz kalacağı zararlı muameleyi adlandırır. Bu nedenle ifade, yalnızca fark edilmek veya ayrılmak değil, bilinçli biçimde baskının hedefi yapılmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi single out fiilinin edilgen biçimi ve gereken edatla tamamlayın: Because of her excellent work, Lena was ____ praise.

Cevabı göster

singled out for

for expulsion,

5:43

baskı için,

for destruction,

5:45

sürgün için,

Anlatım akışı

for repression, for expulsion, for destruction: tekrarlanan for ile paralel yapı

Üç for + isim öbeğinin her biri singled out for yapısını tamamlar: halk, baskıya, sürgüne ve yıkıma maruz kalmak üzere hedef seçilir. Buradaki for, onlara uygulanan muameleyi belirtir; amaç ya da yararlanıcı ifade etmez. Aynı edatın tekrarlanması üç parçalı paralel bir liste oluşturur. Dil bilgisi yapısı sabit kalırken sonuçlar baskıdan uzaklaştırmaya ve ardından yıkıma doğru ağırlaşır; böylece cümle ritim ve giderek artan bir güç kazanır.

Alıştırma

Üç isim öbeğini paralel tutan edatı tekrarlayarak cümleyi tamamlayın: The policy was criticized ____ its cost, ____ its complexity, and ____ its unfairness.

Cevabı göster

for · for · for

just because of their religious and ethnic heritage.

5:47

yıkım için seçilmesinler.

During the war,

5:53

Savaş sırasında,

my parents,

5:53

ailem,

my brother fled the neighborhood.

5:54

kardeşim mahalleden kaçtılar.

We were kicked out by paramilitaries. Öbek fiiller

5:57

Paramiliterler tarafından kovulduk.

Öbek fiiller

kicked out: edilgen yapıda zorla uzaklaştırılma

Kick someone out, birini bir yerden, evden, gruptan veya kuruluştan zorla çıkarmak anlamına gelir. Bu bir öbek fiildir; dolayısıyla burada gerçek anlamda fiziksel bir tekme kastedilmez. Cümle edilgendir: We were kicked out, etkilenen kişileri öne çıkarır; by paramilitaries ise onları kimin ayrılmaya zorladığını belirtir. Etken biçimi paramilitaries kicked us out olur.

Alıştırma

kick out ifadesini doğru sözcük sırasıyla kullanarak cümleyi tamamlayın: After repeatedly breaking the club's safety rules, the committee decided to ____ him ____.

Cevabı göster

kick · out

They were hiding in the forest.

5:59

Ormanda saklanıyorlardı.

I didn't know for several days are they alive or not. Dilbilgisi

6:00

Birkaç gün boyunca hayatta olup olmadıklarını bilemedim.

Dilbilgisi

I didn't know ... whether they were alive or not yapısında dolaylı soru düzeni

Standart İngilizcede know fiilinden sonra yer alan iç içe soru, doğrudan sorudaki devrik düzeni değil, düz cümle söz dizimini kullanır. Bu nedenle buradaki are they alive, whether they were alive olur: I didn't know for several days whether they were alive or not. Konuşan kişi didn't know noktasından aynı geçmiş döneme baktığı için were doğal zamandır. whether ... or not iki olasılığı açıkça sunar.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişteki bir durum için standart dolaylı soru söz dizimini kullanıyor?

  1. For several days, I didn't know were they alive or not.
  2. For several days, I didn't know whether were they alive or not.
  3. For several days, I didn't know whether they were alive or not.
Cevabı göster

For several days, I didn't know whether they were alive or not.

After 78 days of bombing and hundreds of civilian deaths,

6:04

78 günlük bombardıman ve yüzlerce sivilin ölümünün ardından,

Serbia capitulated.

6:08

Sırbistan teslim oldu.

Milošević withdrew his forces from Kosovo. Kalıp ifadeler

6:10

Milošević güçlerini Kosova'dan çekti.

Kalıp ifadeler

withdrew his forces from Kosovo: güçleri bir yerden çekmek

Withdrew, withdraw fiilinin geçmiş zaman biçimidir. withdrew his forces from Kosovo ifadesinde özne, kontrolü altındaki birliklerin Kosova'dan ayrılmasını sağlamıştır. Haber dilindeki kalıp withdraw + belirleyici + forces + from + yer şeklindedir. Burada forces fiziksel güç değil, askerî personel veya birlikler anlamına gelir.

Alıştırma

Haber cümlesini withdraw + forces + from kullanarak tamamlayın: The government agreed to ____ the border region.

Cevabı göster

withdraw its forces from

NATO tanks rolled in and Petrit was reunited with his family. Notlar

6:13

NATO tankları içeri girdi ve Petrit ailesiyle yeniden bir araya geldi.

Öbek fiiller

rolled in: araçların veya kuvvetlerin topluca girmesi

Bu cümlede rolled in, NATO tanklarının bölgeye girdiği veya ulaştığı, muhtemelen bir kuvvet olarak birlikte hareket ettiği anlamına gelir. İfade, ağır araçların ilerleyişine ait fiziksel görüntüyü korur; ancak asıl işlevi varışlarını veya girişlerini canlı biçimde sunmaktır. Roll in burada geçişsizdir: içeri girenler tankların kendileridir. Haberlerde ve hikâye anlatımında bu yapı, sıradan bir varış bilgisini bir yere doğru yapılan dikkat çekici bir giriş hareketine dönüştürür.

Alıştırma

Dersteki canlı ve geçişsiz öbek fiili kullanın: At dawn, a convoy of rescue vehicles ____.

Cevabı göster

rolled in

Kalıp ifadeler

was reunited with his family: ayrılıktan sonra yeniden kavuşmak

Was reunited with his family, Petrit'in ailesinden ayrı kaldıktan sonra onlarla yeniden bir araya geldiği anlamına gelir. Reunite sözcüğü zaten yeniden buluşma fikrini içerir; bu nedenle cümle sıradan bir aile buluşmasını değil, kopan temasın yeniden kurulmasını anlatır. be reunited with + kişi veya grup kalıbı edilgendir. Yeniden kavuşmayı yaşayan kişiyi özne konumuna getirir; buluşmayı mümkün kılan kişi veya olay ise belirtilmeyebilir.

Alıştırma

Dersteki edilgen ifadeyi kullanın: After months apart, the rescued sailor ____ his family.

Cevabı göster

was reunited with

As Kosovo Albanians returned,

6:19

Kosovalı Arnavutlar geri dönerken,

tens of thousands of ethnic Serbs fled north to Serbia. Dilbilgisi

6:22

on binlerce etnik Sırp kuzeye, Sırbistan'a kaçtı.

Dilbilgisi

tens of thousands of: on binler düzeyinde yaklaşık sayı

“Tens of thousands of”, on binler düzeyinde belirtilmemiş bir sayıyı ifade eder; bu genellikle en az 20.000'dir ancak kesin bir toplam değildir. Bu cümlede kaçan etnik Sırpların sayısının çok büyük olduğunu vurgular. Kalıp tens of thousands of + çoğul sayılabilen isim şeklindedir. Miktar tek bir kesin kat olmadığı için hem tens hem de thousands çoğuldur.

Alıştırma

Hangi cümle yaklaşık miktar ifadesini doğru kullanıyor?

  1. Tens of thousand of volunteers helped with the cleanup.
  2. Tens of thousands of volunteers helped with the cleanup.
  3. Ten of thousands of volunteers helped with the cleanup.
Cevabı göster

Tens of thousands of volunteers helped with the cleanup.

It would be another nine years before Kosovo finally declared independence. Dilbilgisi

6:28

Kosova'nın nihayet bağımsızlığını ilan etmesi için dokuz yıl daha geçmesi gerekecekti.

Dilbilgisi

It would be another nine years before ...: geçmişten ileriye bakmak

“It would be another nine years before ...”, geçmişteki bir noktadan ileriye bakar ve sonraki olayın ancak dokuz yıl daha geçtikten sonra gerçekleştiğini anlatır. Burada Kosova'nın bağımsızlığı, varsayımsal bir olasılık değil, daha sonra gerçekleştiği bilinen bir olgudur. Kalıp It would be + another + süre + before + geçmiş zamanlı olay şeklindedir. Uzun bekleyişi vurgularken zaman çizelgesini özetler.

Alıştırma

Tarihsel anlatıyı dersteki geçmişteki gelecek kalıbıyla tamamlayın: The museum closed in 2012. It ____ another eight years ____ it reopened.

Cevabı göster

would be · before

Today,

6:34

Bugün,

Kosovo has a rough-and-ready democracy and a growing economy, Kelime

6:35

Kosova kaba ama işleyen bir demokrasiye ve büyüyen bir ekonomiye sahip,

but unemployment is high at 33%.

6:39

ancak işsizlik %33 gibi yüksek bir oranda.

Kelime

rough-and-ready democracy: işleyen ama kusurlu demokrasi

Rough-and-ready, temel, kusurlu veya özenle geliştirilmemiş olduğu hâlde işini görebilen bir şeyi anlatır. “Kaba ve hazır” demek değildir. Burada rough-and-ready democracy, olumlu ve olumsuz yönleri birlikte veren bir değerlendirmedir: Kosova'nın işleyen bir demokratik sistemi vardır, ancak bu sistem hâlâ yeterince gelişmemiştir ve belirgin sınırlamaları vardır. İfade, kaba saba olsa da işe yarayan bir yöntem, sistem veya çözüm için de kullanılabilir.

Alıştırma

Burada rough-and-ready democracy ne anlama geliyor?

  1. Şiddet yanlısı ve çatışmaya tamamen hazırlanmış bir sistem
  2. İncelikle geliştirilmiş, ileri düzey bir demokratik sistem
  3. Temel ve kusurlu olmasına rağmen işleyen bir demokratik sistem
Cevabı göster

Temel ve kusurlu olmasına rağmen işleyen bir demokratik sistem

In recent years,

6:44

Son yıllarda,

clashes caused by ethnic tension have erupted on occasions. Dilbilgisi

6:45

etnik gerilimlerin neden olduğu çatışmalar zaman zaman patlak veriyor.

Dilbilgisi

In recent years ... have erupted on occasions: yakın dönemde ara sıra gerçekleşen olaylar için present perfect

In recent years, günümüze kadar uzanan ve henüz bitmemiş bir zaman aralığı kurar; bu nedenle have erupted, o dönem içindeki belirtilmemiş zamanlarda gerçekleşen olayları özetlemek için present perfect kullanır. On occasions, “bazen” veya “birkaç ayrı zamanda” anlamına gelir. İddiayı sınırlar: Çatışmalar sürekli değil, aralıklı olarak meydana gelmiştir. İfade bütünüyle, kesin tarihler vermeden yakın dönemde tekrarlanan bir sorunu bildirir.

Alıştırma

Cümleyi erupt fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: In recent years, clashes ____ on occasions.

Cevabı göster

have erupted

Today,

6:50

Bugün,

most Kosovo Serbs consider themselves citizens of Serbia. Dilbilgisi

6:50

çoğu Kosovalı Sırp kendisini Sırbistan vatandaşı olarak görüyor.

Dilbilgisi

kendilerini Sırbistan vatandaşı olarak görmek

consider themselves citizens of Serbia yapısında themselves, consider fiilinin nesnesidir; citizens of Serbia ise onların kendilerini ne olarak gördüğünü belirten nesne tamamlayıcısıdır. İfade, kendilerini Sırbistan vatandaşı olarak gördükleri anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I consider myself, she considers herself ve they consider themselves. Bu yapı kimlik, rol veya aidiyeti anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi consider ve doğru dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: Even without official titles, the volunteers ____ members of the rescue team.

Cevabı göster

consider themselves

They don't recognize the Kosovo state and they don't feel a part of it.

6:54

Kosova devletini tanımıyorlar ve kendilerini onun bir parçası gibi hissetmiyorlar.

External pressure could improve those strained relations. Kalıp ifadeler

6:59

Dış baskı, bu gergin ilişkileri iyileştirebilir.

Kalıp ifadeler

strained relations: gergin ilişkiler

strained relations ifadesinde strained, anlaşmazlık, baskı veya güvensizlik nedeniyle gergin ya da sorunlu olan ilişkileri anlatan bir sıfattır. Relations ise taraflar arasında devam eden temasları veya bağı ifade eder. Bu kalıp, belirsiz bad relations ifadesinden daha kesindir. Bağın baskı altında olduğunu, ancak mutlaka sona ermediğini anlatır.

Alıştırma

Durumu en iyi hangi ifade açıklar? After months of public accusations, the neighboring governments still communicate, but their ties are tense.

  1. severed relations
  2. friendly relations
  3. strained relations
Cevabı göster

strained relations

Both Kosovo and Serbia are working to join the European Union.

7:03

Hem Kosova hem de Sırbistan Avrupa Birliği'ne katılmak için çalışıyor.

I don't think either of us will be able to join the European family

7:09

Birbirimizle olan sorunları çözene kadar,

until we sort out the issues with each other. Öbek fiiller

7:12

ikimizin de Avrupa ailesine katılabileceğimizi sanmıyorum.

Öbek fiiller

sort out the issues with each other: iki taraf arasındaki sorunları çözmek

sort out the issues with each other ifadesinde sort out bir phrasal verb olarak karmaşık sorunlarla ilgilenip onları açıklığa kavuşturarak çözmek anlamına gelir. Yalnızca sorunları sınıflandırmayı değil, iç içe geçmiş bir durumu çözümleyip düzene koyma sürecini vurgular. with each other, ilgili iki tarafı belirtir: sorunlar tarafların arasındadır ve birlikte ele alınmalıdır. Bu nedenle ifade, anlaşmazlığı çözmeyi ilerleyebilmenin bir koşulu olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede sort out the issues with each other ne anlama geliyor?

  1. Anlaşmazlığı çözmeden bırakmak
  2. İki taraf arasındaki sorunları çözmek
  3. Hangi tarafın haklı olduğunu seçmek
  4. Sorunları ayrı kategorilere koymak
Cevabı göster

İki taraf arasındaki sorunları çözmek

Dialogue is the only way we can move forward. Anlatım akışı

7:15

Diyalog ilerleyebilmemizin tek yoludur.

Anlatım akışı

Diyalog ilerleyebilmemizin tek yolu

Dialogue'u özne konumuna koymak, onu önerilen çözüm olarak öne çıkarır. X is the only way ... yapısı, X'i yalnızca olası seçeneklerden biri değil, gerekli yol olarak sunar. Burada move forward, zor bir durumu çözmeye doğru ilerleme kaydetmek anlamında kullanılan bir deyimdir. Dolayısıyla cümle, ilerleme için diyaloğu sürdürmenin gerekli olduğunu kesin biçimde savunur; fiziksel olarak ileri hareket etmekten söz etmez.

Alıştırma

Diyaloğun ilerleme için gerekli olduğunu en güçlü biçimde hangi cümle savunuyor?

  1. Dialogue is important as we make progress.
  2. Dialogue is the only way we can move forward.
  3. Dialogue may help us make progress.
  4. Dialogue is one way we can make progress.
Cevabı göster

Dialogue is the only way we can move forward.

If Kosovo and Serbia are to become EU member states, Dilbilgisi

7:19

Eğer Kosova ve Sırbistan AB üye ülkeleri olacaksa,

Dilbilgisi

are to become EU member states: AB üyesi devletler olmak

if yan cümlesindeki are to become, “olmaları bekleniyor veya amaçlanıyorsa” anlamına gelir; ayrıca bu gelecek hedefinin belirli koşulların karşılanmasına bağlı olduğunu belirtir. Kalıp if + özne + be to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada AB üyeliği, hâlihazırda gerçekleşen veya kesinleşmiş bir durum olarak değil, bir hedef olarak sunulur. Ardından Kosova ile Sırbistan’ın bu hedefe ulaşmak için ne yapması gerektiğinin açıklanmasına zemin hazırlar.

Alıştırma

Koşul cümlesini resmî be to yapısıyla tamamlayın: If the two regions ____ full partners, they must first resolve the dispute.

Cevabı göster

are to become

their governments and peoples will have to work together and bury their bloody past. Deyimler

7:24

hükümetleri ve halkları birlikte çalışmak ve kanlı geçmişlerini gömmek zorunda kalacaklar.

Deyimler

bury their bloody past: kanlı geçmişlerini geride bırakmak

bury their bloody past bir benzetmedir. Şiddetli çatışmalarla dolu bir tarihin bugünü yönetmesine son vermek ve uzlaşmaya yönelmek anlamına gelir. Bloody ifadeye gerçek bir ağırlık katar: bu geçmiş yalnızca sıradan anlaşmazlıkları değil, kan dökülmesini de içerir. Geçmişi “gömmek”, tarihi inkâr etmek veya unutmak değil, düşmanlık döngüsünü sona erdirmek demektir.

Alıştırma

Bir uzlaşma konuşmasında “bury a bloody past” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Çatışmayı küçük ve önemsiz bir anlaşmazlık olarak görmek
  2. Şiddet dolu bir tarihin bugünkü ilişkileri yönetmesine son vermek
  3. Tarihsel kanıtları kimsenin bulamayacağı şekilde saklamak
Cevabı göster

Şiddet dolu bir tarihin bugünkü ilişkileri yönetmesine son vermek