Duygusal Olarak Olgun Olduğunuzun 20 İşareti: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.131 kelime 161 kel/dk

Video özeti: Davranışları anlayışla yorumlamaktan kusurları, eleştiriyi, yeni bakış açısını ve kırılganlığı kabul etmeye uzanan duygusal olgunluğun yirmi işareti. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. comes down to — Deyimsel fiil: aşağı hareketi değil, temel nedeni gösterir ve karmaşık bir tepkinin nedenini özetler. 2. a bit of a pain — Deyim ve kullanım düzeyi: birinin can sıkıcı olduğunu ölçülü biçimde söyler; a bit açık bir yargıyı yumuşatır. 3. a predisposition to exaggerate — Sözcük bilgisi ve kullanım düzeyi: kaçınılmaz sonucu değil, önceden var olan bir eğilimi resmî biçimde adlandırır ve geçmişin tepkileri nasıl etkileyebileceğini temkinli açıklar.

Bu derste

20 signs that you are emotionally mature.

0:04

Duygusal açıdan olgun olduğunuzu gösteren 20 işaret.

You realize that most of the bad behavior of other people

0:09

Başkalarının kötü davranışlarının çoğunun

really comes down to fear and anxiety Öbek fiiller

0:12

aslında korku ve kaygıdan kaynaklandığını fark edersiniz;

rather than,

0:15

bunun nedeninin,

as it's generally easier to presume,

0:16

genellikle varsayması daha kolay olan

nastiness or idiocy.

0:18

kötülük ya da aptallık olmadığını anlarsınız.

Öbek fiiller

comes down to: temel nedeni belirlemek

Bu cümlede comes down to, bir şeyin sonuçta temel bir nedenle açıklandığını belirtir. Karmaşık bir kötü davranış örüntüsünü altta yatan korku ve kaygı etkenlerine indirger; down fiziksel bir aşağı hareketi anlatmaz. X comes down to Y kalıbı, daha önemsiz ayrıntılar bir yana bırakıldıktan sonra Y'yi temel neden, ana mesele veya belirleyici etken olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: For this team, the final choice ____ whether the plan is affordable.

Cevabı göster

comes down to

You loosen your hold on self-righteousness Deyimler

0:21

Kendinizi hep haklı görme tutumunuzu yumuşatır

and stop thinking of the world

0:24

ve dünyanın

as populated by either monsters or fools.

0:25

ya canavarlarla ya da aptallarla dolu olduğunu düşünmeyi bırakırsınız.

Deyimler

loosen your hold on self-righteousness: bağlılığı azaltmak

Loosen your hold on, bir tutumu elde tutulan bir nesneymiş gibi ele alan bir benzetmedir. Burada kişinin ahlaken haklı olduğundan ve başkalarını yargılama hakkına sahip olduğundan emin olması anlamındaki self-righteousness tutumuna bağlılığını azaltmasını anlatır. Loosen, mutlaka tamamen bırakmayı değil, derecenin azalmasını bildirir. Aktarılabilir loosen your hold on + inanç, alışkanlık veya ihtiyaç kalıbı, bunun düşünceleriniz ya da davranışlarınız üzerindeki kontrolünü yavaş yavaş zayıflatmayı anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın inancı mutlaka tamamen terk etmeden ona daha az bağlandığını anlatır?

  1. Maya loosened her hold on the belief that she must always be right.
  2. Maya let go of the belief that she must always be right.
  3. Maya lost her hold on the belief that she must always be right.
Cevabı göster

Maya loosened her hold on the belief that she must always be right.

It makes things less black and white at first, Deyimler

0:29

Bu, başta her şeyin siyah ya da beyaz olmadığı anlamına gelir,

but in time a great deal more interesting.

0:32

ama zamanla her şeyi çok daha ilginç kılar.

Deyimler

less black and white: ikili yargıların ötesine geçmek

“Black and white” burada mecazidir. Bir meseleyi arada hiçbir alan yokmuş gibi yalnızca iki mutlak kategoriye — doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü — ayırarak değerlendirmeyi anlatır. “Less” bu basitleştirmeyi azaltır: konuşmacı, daha dikkatli bir bakışın durumu daha az ikili ve karmaşıklığa daha açık hâle getirdiğini söyler. Renklerden, fotoğraflardan, yazıdan veya ten renginden söz edilmez.

Alıştırma

Cümleyi “basit bir doğru-yanlış meselesi değil” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After hearing both sides, the dispute seemed ____.

Cevabı göster

less black and white

You learn that what's in your head Dilbilgisi

0:36

Kafanızdan geçenlerin

can't automatically be understood by other people.

0:38

başkaları tarafından kendiliğinden anlaşılamayacağını öğrenirsiniz.

Dilbilgisi

what's in your head can't automatically be understood: özne olan what yan tümcesi

“What's in your head” dizisi, “zihnindeki düşünceler, bilgiler veya duygular” anlamına gelen bir what yan tümcesidir. Burada “what” soru sormaz; kabaca “... olan şey” anlamına gelir ve yan tümcenin tamamı cümlenin öznesi olarak görev yapar. “Can't automatically be understood” yüklemi edilgendir. Başkalarının, sırf sen bildiğin için bu içeriği kendiliğinden anlamayacağını; içeriğin ifade veya açıklama gerektirdiğini anlatır. Buradaki “can't”, kalıcı bir imkânsızlığı değil, otomatik erişimin bulunmamasını ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi “söylemediğin düşüncelerin” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: ____ can't automatically be understood by your teammates.

Cevabı göster

What's in your head

You realize that,

0:41

Şunu fark edersiniz:

unfortunately,

0:42

Ne yazık ki

you're going to have to articulate your intentions and feelings Kelime

0:43

niyetlerinizi ve duygularınızı açıkça dile getirmek zorunda kalacaksınız,

with the use of words

0:46

hem de sözcükleri kullanarak;

Kelime

articulate your intentions and feelings: niyetleri ve duyguları açıkça ifade etmek

Burada articulate, düşünceleri açık ve tutarlı biçimde sözcüklere dökmek anlamına gelen bir fiildir. Nesnesi your intentions and feelings ifadesidir: konuşandan yalnızca sözcükleri anlaşılır telaffuz etmesi değil, niyetlerini ve duygularını sözlü olarak açıkça ortaya koyması istenmektedir. articulate + düşünce, duygu veya kaygı yapısı, karmaşık ya da içsel düşünceleri başkalarının anlayabileceği biçimde ifade etmek gerektiğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Örnekte articulate your intentions and feelings ne anlama geliyor?

  1. Niyetlerini ve duygularını açık ve tutarlı biçimde ifade etmek
  2. Duygulardan söz ederken niyetlerini gizli tutmak
  3. intentions ve feelings sözcüklerini çok dikkatli telaffuz etmek
Cevabı göster

Niyetlerini ve duygularını açık ve tutarlı biçimde ifade etmek

and can't fairly blame other people

0:49

ayrıca başkalarını suçlamanız da adil olmaz,

for not getting what you mean Kelime

0:51

ne demek istediğinizi anlamadıkları için,

until you've spoken calmly and clearly.

0:53

siz sakin ve açıkça konuşmadığınız sürece.

Kelime

getting what you mean: birinin anlatmak istediğini anlamak

Burada getting, anlamak demektir; what you mean ise sözlerinizin arkasındaki iletilmek istenen mesajdır. Dolayısıyla getting what you mean, başka birinin sizin aktarmak istediğiniz noktayı başarıyla anlamasını anlatır. Bu konuşma dilindeki kullanım get + mesaj veya içerik yapısını izler: I get the joke, Do you get my point? ve She didn't get what I meant cümlelerinin hepsinde get, anlamak demektir.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: I get what you mean demek her zaman konuşan kişiyle aynı fikirde olduğunuz anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

You learn that, remarkably,

0:57

Şaşırtıcı biçimde,

you do sometimes get things wrong. Dilbilgisi

0:59

bazen bazı şeylerde yanıldığınızı öğrenirsiniz.

Dilbilgisi

do sometimes get things wrong ifadesindeki vurgulu do

Bu olumlu cümlede do, ifadeyi vurgular. Asıl fiil get’tir ve get things wrong hata yapmak anlamına gelir; do ayrı bir eylem belirtmez ve soru oluşturmaz. Bu vurgu, söylenen noktayı doğrular veya bir kabul bildirir: genellikle haklı olduğun düşünülse bile bazen gerçekten hata yaptığın kabul edilir. Vurgulu do özellikle bir şüpheyi düzeltirken, beklentiyle karşıtlık kurarken veya güçlü biçimde katılırken kullanışlıdır.

Alıştırma

Olumlu ifadeyi güçlü biçimde doğrulayan yardımcı fiille cümleyi tamamlayın: I know it may be hard to believe, but I ____ remember your name.

Cevabı göster

do

With huge courage,

1:02

Büyük bir cesaret göstererek,

you take your first faltering steps towards, Kalıp ifadeler

1:03

ilk ürkek adımlarınızı

once in a while,

1:07

arada sırada

apologizing.

1:08

özür dileme yönünde atarsınız.

Kalıp ifadeler

take ... steps towards ... apologizing kalıbı

Take steps towards something, o yönde yavaş yavaş ilerlemeye başlamak anlamına gelir. Burada steps mecazidir; apologizing ise towards edatından sonra gelen bir -ing biçimidir ve gerçek anlamda yürümeyi değil, yaklaşılan davranışı belirtir. First faltering steps, değişimi yeni, tereddütlü ve istikrarsız bir başlangıç olarak gösterir. Araya giren once in a while ifadesi towards ile apologizing arasındaki görünür bağlantıyı keser, ancak apologizing hâlâ towards ifadesinin tümleyicisidir.

Alıştırma

Hangi cümle daha iyi zaman yönetimini Leo’nun yavaş yavaş yaklaştığı bir hedef olarak doğal biçimde sunar?

  1. Leo is taking small steps towards manage his time better.
  2. Leo is taking small steps towards to manage his time better.
  3. Leo is taking small steps towards managing his time better.
Cevabı göster

Leo is taking small steps towards managing his time better.

You learn to be confident,

1:10

Kendinize güvenmeyi öğrenirsiniz;

not by realizing that you're great, Dilbilgisi

1:12

bunu harika biri olduğunuzu fark ederek değil,

but by learning that everyone else is just as stupid, Dilbilgisi

1:14

diğer herkesin de en az sizin kadar aptal,

scared, and lost as you are.

1:18

korkmuş ve yolunu kaybetmiş olduğunu öğrenerek başarırsınız.

Dilbilgisi

not by ... but by ...: özgüven kazanmanın iki yolunu karşılaştırma

not by X, but by Y yapısında iki by öbeği de yöntem veya araç belirtir. not by X ilk yöntemi reddederken but by Y ikinci yöntemi temel yöntem olarak sunar. Burada özgüven, harika olduğunu fark ederek değil, diğer insanların da zorluk yaşadığını öğrenerek kazanılır. Bu yapı, yanlış bir açıklamanın yerine daha iyi bir açıklama koyarken kullanışlıdır. İki kısmı paralel tutun: her by'dan sonra gerund öbeği gibi birbiriyle eşleşen biçimler kullanın.

Alıştırma

Örnekte not by ... but by ... yapısı iki eylem hakkında ne söylüyor?

  1. Harika olduğunu fark etme yöntemini reddeder ve başkalarının da zorluk yaşadığını öğrenmeyi özgüven kazanmanın daha iyi yolu olarak sunar.
  2. Her iki eylemi de özgüven kazanmanın eşit derecede etkili yolları olarak sunar.
  3. Başkalarının zorluk yaşadığını öğrenme yöntemini reddeder ve harika olduğunu fark etmeyi daha iyi yol olarak sunar.
Cevabı göster

Harika olduğunu fark etme yöntemini reddeder ve başkalarının da zorluk yaşadığını öğrenmeyi özgüven kazanmanın daha iyi yolu olarak sunar.

Dilbilgisi

just as stupid, scared, and lost as you are: vurgulu eşitlik karşılaştırması

just as + sıfat(lar) + as yapısında ilk as bir dereceyi, ikinci as ise karşılaştırmada kullanılan kişiyi veya şeyi tanıtır. just eşitliği güçlendirir: diğer insanlar da seninle aynı derecede aptal, korkmuş ve ne yapacağını bilemez durumdadır. Üç sıfat tek bir karşılaştırma yapısı içinde eş görevli olarak sıralanmıştır. Bu cümledeki sert sözcükler kişinin kendisiyle alay etmesine dayanır: konuşan kişi belirli bir gruba ciddi biçimde saldırmıyor, herkesin insana özgü belirsizliği paylaştığını söylüyor.

Alıştırma

Vurgulu eşitlik karşılaştırmasını tamamlayın: Other new volunteers are ____ patient, calm, and prepared ____ you are.

Cevabı göster

just as · as

We're all making it up as we go along, Deyimler

1:20

Hepimiz ilerledikçe yolumuzu doğaçlama buluyoruz

and that's fine.

1:23

ve bunda bir sorun yok.

Deyimler

make it up as we go along: ilerledikçe çözümü o anda bulmak

Bu cümlede making it up as we go along, önceden hazırlanmış eksiksiz bir planı izlemek yerine olaylar gelişirken planı, yanıtı veya izlenecek yolu oluşturmak demektir. Doğaçlama hareket etmeyi ve uygulama sırasında öğrenmeyi anlatır. it nesnesi özellikle genel bırakılmıştır: fiziksel bir şeyi değil, yaşamla veya içinde bulunulan durumla nasıl başa çıkılacağını ifade eder. as we go along bölümü, süregelen ve adım adım ilerleyen bir anlam katar; ayrıca buradaki make it up ifadesinin makyaj yapmak, barışmak veya yalan uydurmak anlamına gelmediğini gösterir.

Alıştırma

“Durum gelişirken doğaçlama hareket etmek” anlamındaki ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: We have no script for the Q&A, so we'll ____.

Cevabı göster

make it up as we go along

You forgive your parents because you realize that they didn't put you on this Earth

1:25

Anne babanızı affedersiniz; çünkü sizi bu dünyaya

in order to insult you.

1:29

size hakaret etmek için getirmediklerini fark edersiniz.

They were just painfully out of their depth Deyimler

1:31

Onlar da işin içinden çıkamayacak kadar çaresizdiler

and struggling with demons of their own. Deyimler

1:34

ve kendi içlerindeki şeytanlarla boğuşuyorlardı.

Deyimler

out of their depth: yeteneklerini aşan bir durumda olmak

Out of their depth, insanların yeteneklerini, deneyimlerini veya kontrol sınırlarını aşan taleplerle karşı karşıya olduklarını anlatan bir deyimdir. Burada yalnızca bir şeyi zor bulduklarını değil, durumla başa çıkamadıklarını ifade eder. İyelik biçimi kişiye göre değişir: out of my depth, out of her depth ve out of our depth. İmge, ayakta durulamayacak kadar derin sudan gelir; ancak bu cümlede mecaz anlamda kullanılmıştır.

Alıştırma

“Görev deneyimini aştığı için başa çıkamamak” anlamındaki deyimle İngilizce cümleyi tamamlayın: On her first day managing the entire department, Lina felt ____.

Cevabı göster

out of her depth

Deyimler

İç çatışma mecazı olarak “demons of their own”

Bu cümlede demons, ebeveynlerin uğraştığı ciddi kişisel sıkıntıları, acı verici anıları veya iç çatışmaları anlatan bir mecazdır. Doğaüstü varlıklara gönderme yapmaz. Of their own, bu yüklerin çocuğun neden olduğu sorunlar değil, ebeveynlerin kendi sorunları olduğunu vurgular. Sorunların tam olarak ne olduğu belirtilmediği için belirli bir hastalık, bağımlılık veya geçmiş olay varsayılamaz.

Alıştırma

Bu cümlede “demons of their own” ne anlama geliyor?

  1. Doğaüstü yaratıkların saldırısına uğruyorlardı.
  2. Ciddi kişisel sıkıntılarla veya iç çatışmalarla uğraşıyorlardı.
  3. Tüm sorunlarına çocuk neden olmuştu.
Cevabı göster

Ciddi kişisel sıkıntılarla veya iç çatışmalarla uğraşıyorlardı.

Anger turns, at points,

1:36

Öfke, zaman zaman

to pity and compassion.

1:39

yerini acıma ve şefkate bırakır.

You learn the enormous influence of so-called small things on mood, Kelime

1:41

Küçük denen şeylerin ruh hâli üzerindeki muazzam etkisini öğrenirsiniz:

bedtimes, blood sugar,

1:46

yatma saatlerinin, kan şekerinin,

and alcohol levels,

1:48

alkol düzeyinin,

degrees of background stress,

1:49

arka plandaki stres miktarının

and so on.

1:51

ve benzeri etkenlerin.

Kelime

“So-called” ve bir etikete şüpheyle mesafe koymak

So-called, bir ad veya tanımı sunarken aynı zamanda ona belli bir mesafe koyar. Burada so-called small things, insanların küçük diye etiketlediği şeyleri anlatır; ancak konuşmacı bu etiketin onların ruh hâli üzerindeki muazzam etkisini küçümsediğini düşünür. Buradaki tutum güçlü bir alay değil, hafif bir şüphedir. Başka bağlamlarda so-called yalnızca kabul edilmiş bir adı aktarabilir veya açıkça eleştirel duyulabilir; şüphenin ne kadar güçlü olduğunu çevresindeki cümle gösterir.

Alıştırma

“The so-called quick fix created three new problems.” cümlesinde so-called ne anlatıyor?

  1. Konuşmacı quick fix ifadesini nasıl telaffuz edeceğinden emin değil.
  2. Konuşmacı, çözümün gerçekten hızlı veya etkili olduğundan şüphe ediyor.
  3. Konuşmacı quick fix ifadesinin resmî ve tamamen doğru bir etiket olduğunu düşünüyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, çözümün gerçekten hızlı veya etkili olduğundan şüphe ediyor.

And as a result, Anlatım akışı

1:52

Bunun sonucunda,

you learn never to bring up an important contentious issue Notlar

1:53

sevdiğiniz biriyle önemli ve tartışmalı bir konuyu gündeme getirmek için

Anlatım akışı

as a result: bir sonucu belirtme

Bu cümlede as a result, ardından gelen bilginin daha önce açıklanan koşullardan çıkarılan bir sonuç olduğunu belirtir. Dinleyiciye you learn never... bölümünü zaman sıralamasındaki bir sonraki olay olarak değil, ortaya çıkan sonuç olarak yorumlaması gerektiğini gösterir. Bu bağlayıcı, bilgileri neden-sonuç ilişkisi içinde düzenler: önceki bilgiler dayanak sağlar, as a result sonrasındaki yan cümle ise ortaya çıkan davranışı veya sonucu verir. Dinleyici bu ifadeyi duyduğunda sırada bir sonuç olduğunu öngörebilir.

Alıştırma

Sonuç bildirmek için cümleyi en iyi hangi bağlayıcı tamamlar? All trains were canceled. _____, we arrived two hours late.

  1. In addition
  2. For example
  3. As a result
Cevabı göster

As a result

Öbek fiiller

bring up: bir konuyu gündeme getirme

Burada bring up, insanların tartışabilmesi için bir konuyu gündeme getirmek anlamına gelir. Nesnesi olan an important contentious issue bir konuşma konusudur; fiziksel olarak kaldırılan bir şey yoktur. Bu anlamda bring up, ayrılabilen geçişli bir öbek fiildir: bring up the issue ve bring the issue up kullanımlarının ikisi de doğaldır. Nesne bir zamirse parçacık zamirden sonra gelmelidir: bring it up denir, bring up it denmez.

Alıştırma

Cümleyi “tartışmak üzere bir konuyu gündeme getirmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: At tomorrow's meeting, I need to ____ a concern about the budget.

Cevabı göster

bring up

Kelime

contentious issue: çatışma doğuran bir konu

Bu cümlede contentious issue, görüş ayrılığına, tartışmaya veya duygusal çatışmaya yol açma ihtimali yüksek olan önemli bir konu anlamına gelir. Burada contentious bir kişiyi değil, konuyu niteler. Bu ifade zamanlamanın neden önemli olduğunu da açıklar: çatışma riski yüksek bir konuyu, ilgili kişiler sakin ve konuşmaya açıkken gündeme getirmek daha iyidir.

Alıştırma

Asıl anlatılmak istenen, politikanın iki taraf arasında sürekli tartışmaya yol açmasıysa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The attendance policy remains a ___ in the negotiations.

  1. contentious issue
  2. routine issue
  3. sensitive issue
Cevabı göster

contentious issue

with a loved one until everyone is well rested, no one is drunk,

1:57

herkesin iyice dinlenmiş ve ayık olmasını,

you've had some food,

2:01

bir şeyler yemiş olmanızı,

nothing else is alarming you,

2:02

başka hiçbir şeyin sizi kaygılandırmamasını

and you're not rushing to catch a train.

2:04

ve bir trene yetişmek için acele etmiyor olmanızı beklemeyi öğrenirsiniz.

You give up sulking. Öbek fiiller

2:06

Küsüp somurtmaktan vazgeçersiniz.

Öbek fiiller

give up sulking: küsüp somurtmayı bırakmak

Give up sulking, şikâyetini doğrudan dile getirmek yerine sessizleşerek, içine kapanarak veya gözle görülür biçimde mutsuz davranarak hoşnutsuzluk gösterme davranışını bırakmak demektir. Burada give up bir şeyi teslim etmek değil, bir davranışı bırakmak anlamındadır. Give up bir etkinliği nesne olarak aldığında İngilizcede normalde -ing biçimi kullanılır: give up + doing. Bu nedenle sulking, bırakılacak davranışı adlandıran bir ulaçtır.

Alıştırma

Parantez içindeki fiilin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın. After the coach explained how much time it wasted, Leo decided to give up ____ during practice. (complain)

Cevabı göster

complaining

If someone hurts you,

2:08

Biri sizi incitirse,

you don't store up the hatred Öbek fiiller

2:09

nefreti

and the hurt for days.

2:10

ve kırgınlığı günlerce içinizde biriktirmezsiniz.

Öbek fiiller

store up: duyguların birikmesine izin vermek

Store up, bir şeyi saklayıp zaman içinde birikmesine izin vermek demektir. Bu cümlede nesneler the hatred and the hurt olduğu için ifade, acı veren duygularla ilgilenmek veya onları ifade etmek yerine bu duyguları içte biriktirmeyi anlatır. Up parçacığı miktarın giderek arttığı anlamını ekler. Bu ifade kaynaklar veya gelecekteki sorunlar için de kullanılabilir: şimdi biriktirilen şey kalır ve ilerisi için artar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü deyimsel fiille tamamlayın: When Leo never talks about unfair comments, he may ____ resentment.

Cevabı göster

store up

You remember we'll all be dead soon.

2:12

Hepimizin yakında öleceğini hatırlarsınız.

You don't expect others to know what's wrong.

2:15

Başkalarının neyin ters gittiğini bilmesini beklemezsiniz.

You tell them straight, Ton ve niyet

2:18

Bunu onlara açıkça söylersiniz

and if they get it, you forgive them.

2:19

ve anlarlarsa onları affedersiniz.

Ton ve niyet

tell them straight: doğrudan iletişim kurmak

Tell them straight, sorunu ima yoluyla anlatmadan veya karşı tarafın tahmin etmesini beklemeden doğrudan ve açıkça söylemek demektir. Straight burada fiziksel bir yönü değil, söyleme biçimini açıklayan bir zarf olarak kullanılır. Doğrudan iletişim kendiliğinden kaba değildir. Seçilen sözcükler, ses tonu ve taraflar arasındaki ilişki, tell someone straight ifadesinin saygılı bir dürüstlük mü yoksa sertlik mi taşıdığını belirler.

Alıştırma

Tell, me ve straight sözcüklerini doğal sırayla kullanarak cümleyi tamamlayın: Please ____ if you think my plan will fail.

Cevabı göster

tell me straight

And if they don't,

2:21

Anlamazlarsa da,

in a different way,

2:22

başka bir biçimde

you forgive them too.

2:24

onları yine affedersiniz.

You cease to believe in perfection

2:26

Kusursuzluğa inanmayı bırakırsınız,

in pretty much every area. Kalıp ifadeler

2:28

neredeyse her alanda.

Kalıp ifadeler

pretty much: neredeyse tümünü kapsayan bir iddiayı yumuşatmak

Bu cümlede pretty much, “neredeyse” veya “hemen hemen” anlamına gelir. every area ifadesini niteler; böylece iddia neredeyse bütün alanları kapsarken birkaç istisnaya da yer bırakır. Sabit bir derece ifadesi olan pretty much; miktar, tamamlanma, benzerlik veya kapsam hakkındaki geniş iddiaları yumuşatabilir. Burada pretty, “güzel” anlamına gelmez; iki sözcük birlikte çalışır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “neredeyse” anlamına gelen iki sözcüklü gündelik ifadeyle tamamlayın. The report is ____ finished, but I still need to check one chart.

Cevabı göster

pretty much

There aren't any perfect people,

2:30

Kusursuz insanlar,

perfect jobs, or perfect lives.

2:32

kusursuz işler ya da kusursuz hayatlar yoktur.

Instead, you pivot towards an appreciation of what is, Kalıp ifadeler

2:35

Bunun yerine, var olanı takdir etmeye yönelirsiniz;

to use the psychoanalyst Donald Winnicott's Kültür

2:38

psikanalist Donald Winnicott'ın

exemplary phrase, good enough.

2:40

örnek niteliğindeki ifadesiyle, “yeterince iyi” olanı.

Kalıp ifadeler

pivot towards an appreciation of: tutumu değer vermeye doğru yönlendirmek

Burada pivot mecazidir: düşünce veya tutumda yön değiştirmek anlamına gelir. Towards an appreciation of, yeni yönü, yani bir şeye değer vermeye veya onu kabul etmeye başlamayı belirtir. Kalıp pivot toward(s) + isim öbeği şeklindedir. pivot towards an appreciation of what is ifadesinde kişi, kusursuzluğun peşinden gitmekten uzaklaşıp zaten var olan gerçekliğe değer vermeye yönelir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen resmî ifadeyle tamamlayın. After years of judging every flaw, the editor began to ____ work that was clear and useful, even if it was not perfect.

Cevabı göster

pivot towards an appreciation of

Kültür

Donald Winnicott'ın good enough kavramı

good enough sözleri burada Donald Winnicott'ın örnek niteliğindeki ifadesi olarak sunulduğu için belirli bir psikolojik düşünceyi taşır. Winnicott bu kavramı, kusursuz olmayan ama gerçek ihtiyaçları yeterince iyi karşılayan bakımı anlatmak için kullandı. Bu cümlede good enough, mükemmeliyetçiliğe karşı olumlu ve gerçekçi bir alternatiftir. Düşük kaliteyi ya da istemeden razı olmayı övmez; kusurlar sürse bile gerçek bir yeterliliği kabul etmek anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede good enough ne anlama geliyor?

  1. Kötüdür, ama onu kabul etmekten başka seçenek yoktur.
  2. Tamamen kusursuzdur.
  3. Kusursuz olmadan gerçek ihtiyaçları karşılar.
Cevabı göster

Kusursuz olmadan gerçek ihtiyaçları karşılar.

You realize that many things in your life

2:44

Hayatınızdaki pek çok şeyin

are at once quite frustrating and yet, Dilbilgisi

2:46

aynı anda hem oldukça can sıkıcı olduğunu hem de

in many ways, eminently good enough. Kelime

2:49

birçok bakımdan pekâlâ yeterince iyi olduğunu fark edersiniz.

Dilbilgisi

at once ... and yet ... ile bir arada bulunan yargılar

at once X and yet Y eşleşmiş kalıbı, iki betimlemeyi aynı anda doğru olarak sunar. Burada at once 'hemen' değil, 'aynı anda' anlamındadır. and yet, ikinci yargıyı ilk yargının yanında şaşırtıcı bir unsur olarak sunar: bir şey can sıkıcıyken yine de gerçekten good enough olabilir. Bu kalıp, değerlendirmeyi ya o ya bu seçimine zorlamadan karma bir yargı ifade etmeyi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi at once ... and yet ... ile tamamlayın: The proposal is ____ radical ____ practical.

Cevabı göster

at once · and yet

Kelime

eminently good enough: resmî ve kendinden emin vurgu

Burada eminently, good enough ifadesini niteleyen resmî bir derece zarfıdır. “Açıkça” veya “dikkate değer ölçüde” anlamına gelir; bu nedenle eminently good enough, isteksizce kabul edilen asgari bir yeterlilikten ziyade kendinden emin ve olumlu bir vurgu taşır. eminently + sıfat kalıbı, bir niteliği özellikle belirgin veya açıkça takdire değer olarak sunar.

Alıştırma

Burada eminently good enough ne anlatıyor?

  1. Resmî bir tonda, açıkça ve ikna edici biçimde yeterince iyi.
  2. Zar zor kabul edilebilir ve muhtemelen hayal kırıklığı yaratıcı.
  3. Çok yakında yeterince iyi hâle gelmesi muhtemel.
Cevabı göster

Resmî bir tonda, açıkça ve ikna edici biçimde yeterince iyi.

You learn the virtues of being a little more pessimistic

2:53

Biraz daha kötümser olmanın yararlarını öğrenirsiniz,

about how things will turn out Öbek fiiller

2:56

işlerin nasıl sonuçlanacağı konusunda;

and, as a result,

2:58

bunun sonucunda

emerge as a calmer, more patient,

3:00

daha sakin, daha sabırlı

and more forgiving soul.

3:02

ve daha bağışlayıcı birine dönüşürsünüz.

Öbek fiiller

turn out: nihai bir sonuca ulaşmak

how things will turn out ifadesinde turn out, “gelişip nihai bir sonuca ulaşmak” anlamına gelen geçişsiz bir deyimsel fiildir. Burada söz konusu olan, bir şeyi kapatmak, bir etkinliğe katılmak veya birini dışarı atmak değil, nihai sonucun ne olacağıdır. Bu anlam, sonuç bilinmediğinde, tahmin edildiğinde veya beklentilerle karşılaştırıldığında sıkça kullanılır: how it will turn out, it turned out well veya it turned out to be difficult.

Alıştırma

Cümleyi turn out ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Despite the early problems, the event ____ better than we expected.

Cevabı göster

turned out

You lose some of your idealism

3:04

İdealizminizin bir kısmından vazgeçer

and become a far less maddening person. Dilbilgisi

3:06

ve başkalarını çok daha az çileden çıkaran biri olursunuz.

Dilbilgisi

far less maddening: less karşılaştırmasını güçlendirmek

far less maddening ifadesinde less maddening, “o kadar sinir bozucu ya da çileden çıkarıcı olmayan” demektir; far ise karşılaştırmayı güçlendirerek değişimin küçük değil, büyük olduğunu gösterir. Söylenmeyen karşılaştırma noktası kişinin önceki hâlidir; dolayısıyla anlam “eskisine göre çok daha az çileden çıkarıcı”dır. Burada far fiziksel uzaklığı değil, dereceyi bildirir. Maddening, kişinin başkaları üzerindeki etkisini anlatır; kişinin ruh sağlığının bozuk olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bir şeyin kafa karıştırıcılığında büyük bir azalma olduğunu doğal biçimde ifade eden cümle hangisidir?

  1. The revised guide is far less confusing than the old one.
  2. The revised guide is very less confusing than the old one.
  3. The revised guide is a little less confusing than the old one.
Cevabı göster

The revised guide is far less confusing than the old one.

You learn to see that everyone's weaknesses of character

3:11

Herkesin karakterindeki zayıflıkların

are linked to counterbalancing strengths.

3:14

onları dengeleyen güçlü yönlerle bağlantılı olduğunu görmeyi öğrenirsiniz.

Rather than isolating their weaknesses,

3:17

Onların zayıflıklarını tek başına ele almak yerine,

you look at the whole picture. Deyimler

3:19

resmin bütününe bakarsınız.

Deyimler

look at the whole picture: ilgili bütün yönleri dikkate almak

Look at the whole picture mecazi bir ifadedir. Tek bir özelliğe bakarak yargıda bulunmak yerine ilgili bütün gerçekleri, nitelikleri ve bağlantıları dikkate almak anlamına gelir. Burada isolating their weaknesses ifadesiyle karşıtlık kurarak bilgiyi düzenler: Konuşmacı, zayıflıkların onları dengeleyebilecek güçlü yönlerle birlikte değerlendirilmesini önerir. Aynı ifade insanlar, kanıtlar veya durumlarla ilgili kararlarda da yol gösterici olabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir yöneticiye tek bir hatayı yargılamadan önce çalışanın bütün güçlü ve zayıf yönlerini dikkate almasını tavsiye eder?

  1. Look at the employee's photo before you decide.
  2. Look at the whole picture before you decide.
  3. Judge the mistake on its own before you decide.
Cevabı göster

Look at the whole picture before you decide.

Yes, someone is rather pedantic, Kelime

3:21

Evet, biri biraz fazla kılı kırk yarıyor olabilir,

but they're also beautifully precise

3:24

ama aynı zamanda hayranlık uyandıracak kadar titizdir

and a rock at times of turmoil. Deyimler

3:26

ve kargaşa anlarında kaya gibi sağlamdır.

Kelime

pedantic: ayrıntılara aşırı takılan

Bu cümlede pedantic eleştiri bildirir: kişi küçük kurallara veya ayrıntılara gereğinden fazla önem verir; bu tutum bazen rahatsız edici olabilir ya da bilgisini sergilemeye çalışıyormuş izlenimi verebilir. but ile başlayan bölüm, bu zayıf yönü kişinin hassas ve güvenilir özellikleriyle dengeler. Bu nedenle pedantic yalnızca dikkatli, kesin veya bilgili demek değildir; ayrıntılara verilen önemin aşırıya kaçtığını anlatır.

Alıştırma

Birini küçük kurallarda ve ayrıntılarda gereğinden fazla ısrar ettiği için açıkça eleştiren sözcük hangisidir?

  1. pedantic
  2. dependable
  3. precise
Cevabı göster

pedantic

Deyimler

a rock at times of turmoil: kargaşa zamanlarında sağlam bir dayanak

Buradaki a rock, hayat zorlaştığında sakin, güvenilir ve destekleyici kalabilen bir kişi için kullanılan benzetmedir. Olumlu bir imgedir: diğer insanlar bu kişiye güvenip dayanabilir. At times of turmoil, ciddi karışıklık, çatışma veya düzen bozukluğu yaşanan dönemlerde demektir. İfade, kişinin güvenilirliğinin özellikle değerli olduğu zor koşulları anlatır; kişinin mutlaka lider olması gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi güvenilir bir kişiyi anlatan olumlu benzetmeyle tamamlayın: When the whole family faced a crisis, Elena was ____ for everyone.

Cevabı göster

a rock

Yes, someone is a bit messy,

3:28

Evet, biri biraz dağınık olabilir,

but at the same time brilliantly creative

3:30

ama aynı zamanda olağanüstü yaratıcı

and very visionary.

3:33

ve son derece ileri görüşlüdür.

You realize, truly realize,

3:34

Gerçekten, ama gerçekten fark edersiniz:

that perfect people don't exist

3:36

Kusursuz insan yoktur

and that every strength will be tagged with a weakness.

3:39

ve her güçlü yönün yanında bir zayıflık bulunur.

You fall in love a bit less easily.

3:43

Biraz daha zor âşık olursunuz.

It's difficult, in a way.

3:45

Bu da bir bakıma zordur.

When you were less mature,

3:47

Daha az olgun olduğunuz zamanlarda

you could develop a crush in an instant. Kalıp ifadeler

3:49

birine bir anda tutulabilirdiniz.

Kalıp ifadeler

develop a crush: birinden hoşlanmaya başlamak

Develop a crush, birine karşı güçlü ama genellikle kısa süreli bir romantik ilgi duymaya başlamak demektir. Develop, bu ilgiyi ister yavaş yavaş ister bu cümledeki gibi çok hızlı biçimde ortaya çıkan bir duygu olarak sunar. Yaygın kalıp develop a crush on + kişi şeklindedir. Buradaki crush, hoşlanma veya tutulma duygusunu belirten bir isimdir; bir şeyi ezmek ya da zarar vermek anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi develop kullanan hedef eşdizimle tamamlayın: During rehearsals, Leo started to ____ on his co-star.

Cevabı göster

develop a crush

Now, you're poignantly aware that everyone,

3:51

Şimdiyse herkesin,

however externally charming or accomplished, Dilbilgisi

3:54

dışarıdan ne kadar çekici ya da başarılı görünürse görünsün,

would be a bit of a pain from close up. Deyimler

3:57

yakından tanındığında biraz can sıkıcı olacağının acı bir biçimde farkındasınız.

Dilbilgisi

however externally charming or accomplished: dışarıdan ne kadar çekici veya başarılı görünürse görünsün

However + sıfat ya da zarf öbeği, «ne kadar … olursa olsun» anlamına gelebilir. however externally charming or accomplished ifadesinde however bir ödünleme kurar: dışarıdan görünen çekiciliğin veya başarının derecesi ana yargıyı değiştirmez. Bu ifade, everyone sözcüğünü niteleyen kısa bir ara ögedir ve they may be gibi bir fikir örtük olarak bulunur. Externally, charming or accomplished ifadesini kişinin dışarıdan nasıl göründüğüyle sınırlar ve onu yakından tanımayla bir karşıtlık hazırlar. Burada however «ancak» anlamına gelmez.

Alıştırma

“The proposal, however innovative or ambitious, still needs a realistic budget,” cümlesinde however innovative or ambitious ne anlama gelir?

  1. Teklif ne kadar yenilikçi veya iddialı olursa olsun
  2. Ancak teklif yenilikçi veya iddialıdır
  3. Teklifin yenilikçi veya iddialı hâle gelme biçimi
Cevabı göster

Teklif ne kadar yenilikçi veya iddialı olursa olsun

Deyimler

Hafif bir yakınma olarak a bit of a pain

Bu cümlede a bit of a pain, “biraz can sıkıcı veya uğraştırıcı” anlamına gelir. Pain mecazidir: fiziksel acıyı değil, biriyle yakın ilişki kurmanın doğurduğu sıkıntıyı değerlendirir. A bit of eleştiriyi yumuşatır. Sorunu sınırlı göstererek yargının sert değil, ölçülü duyulmasını sağlar. Aynı kalıp insanlar, görevler veya durumlarla ilgili hafif yakınmalarda da kullanılabilir.

Alıştırma

“Our new booking system is a bit of a pain” cümlesinde vurgulanan ifade büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Fiziksel acıya yol açar.
  2. Tamamen kullanılamaz durumdadır.
  3. Biraz can sıkıcı veya elverişsizdir.
Cevabı göster

Biraz can sıkıcı veya elverişsizdir.

You develop loyalty to what you already have.

4:01

Zaten sahip olduklarınıza bağlılık geliştirirsiniz.

You learn that you are,

4:05

Şunu öğrenirsiniz:

rather surprisingly,

4:06

Oldukça şaşırtıcı bir biçimde,

quite a difficult person to live with.

4:07

birlikte yaşaması zor birisiniz.

You shed some of your earlier sentimentality towards yourself. Deyimler

4:09

Kendinize karşı beslediğiniz eski duygusallığın bir kısmını geride bırakırsınız.

Deyimler

shed + istenmeyen soyut bir nitelik

Burada shed, geçişli bir fiil olarak mecazi biçimde kullanılmıştır. Nesnesi some of your earlier sentimentality ifadesidir ve bu duygusallık, çıkarılıp atılabilen bir katman ya da bırakılabilen bir yük gibi ele alınır. İfade, kendinize aşırı duygusallık, kendine acıma veya idealize etme yoluyla bakma yönündeki eski eğiliminizin bir kısmını kaybettiğiniz ya da bıraktığınız anlamına gelir. Some önemlidir çünkü değişimin tam değil, kısmi olduğunu gösterir. Aktarılabilir kalıp shed + istenmeyen veya eskimiş soyut niteliktir; alışkanlık, korku, inanç, yük veya imge gibi adlarla kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede shed, “istenmeyen soyut bir nitelikten kurtulmak” anlamında mecazi olarak kullanılmıştır?

  1. The company hopes to shed its reputation for poor service.
  2. The old tree shed its leaves in October.
  3. The desk lamp shed a soft light across the room.
Cevabı göster

The company hopes to shed its reputation for poor service.

You go into friendships and relationships

4:13

Arkadaşlıklara ve ilişkilere girerken

offering others kindly warnings of how

4:15

başkalarını, nasıl

and when you might prove a challenge. Kelime

4:18

ve ne zaman zorlayıcı olabileceğiniz konusunda nazikçe uyarırsınız.

Kelime

prove a challenge. — sonradan zor olduğu ortaya çıkmak

Burada prove, “bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak” anlamında değil, bağlayıcı bir fiil olarak kullanılır. You öznesini a challenge ile ilişkilendirir ve zamanla başkaları için zor biri olabileceğini anlatır. Bu ifade, söz konusu zorluğun deneyim sonucunda ortaya çıkabileceğini gösterir. A challenge, öznenin başkaları üzerindeki etkisini açıklayan tamamlayıcıdır; doğruluğu kanıtlanan bir nesne değildir.

Alıştırma

Bu cümlede prove ne anlama geliyor? “The steep hike proved a challenge for the youngest scout.”

  1. izciye bilerek fiziksel bir test yaptırdı
  2. sonradan zor olduğu ortaya çıktı
  3. başka bir ifadenin doğru olduğunu kanıtladı
Cevabı göster

sonradan zor olduğu ortaya çıktı

You learn to forgive yourself for your errors and foolishness.

4:22

Hatalarınız ve aptallıklarınız için kendinizi affetmeyi öğrenirsiniz.

You realize the unfruitful self-absorption involved in simply flogging yourself Deyimler

4:25

Kendinizi durmadan hırpalamanın ardındaki sonuçsuz benmerkezciliği fark edersiniz;

for past misdeeds.

4:30

hem de geçmişte yaptığınız yanlışlar yüzünden.

Deyimler

flogging yourself for past misdeeds. — ağır öz suçlama

Burada flogging yourself güçlü bir mecazdır. Geçmişteki yanlış davranışlar yüzünden kendine zihinsel olarak tekrar tekrar saldırmak, kendini suçlamak veya cezalandırmak anlamına gelir; kelimenin gerçek anlamıyla kendini kırbaçlamak anlamına gelmez. İfade, öz suçlamayı sert ve aşırı bir şey olarak sunar. For past misdeeds, suçluluğun geçmişteki yanlış davranışlarla ilgili olduğunu belirtir. Bu cümlede konuşan kişi, bu tekrarlanan öz cezanın yararlı bir sonuç vermediğini görür.

Alıştırma

Bu cümlede “flogging yourself for past misdeeds” ne anlama geliyor? “After the failed audition, Maya kept flogging herself for missing one easy note.”

  1. geçmişteki yanlışlar için kendini tekrar tekrar suçlamak ve cezalandırmak
  2. gelecekteki hatalardan kaçınmak için fiziksel olarak antrenman yapmak
  3. geçmiş eylemlerin yanlış olduğunu dikkatle kanıtlamak
Cevabı göster

geçmişteki yanlışlar için kendini tekrar tekrar suçlamak ve cezalandırmak

You become more of a friend to yourself.

4:32

Kendinizle daha iyi dost olursunuz.

Of course, you're an idiot,

4:35

Elbette aptalın tekisiniz,

but you're still a lovable one,

4:37

ama yine de sevilesi bir aptalsınız;

as we all are.

4:39

tıpkı hepimiz gibi.

You learn that part of what maturity involves

4:41

Olgunluğun bir parçasının

is making peace with the stubbornly childlike bits of you Deyimler

4:44

içinizde inatla çocuk kalan yanlarla barışmak olduğunu öğrenirsiniz;

that will always remain.

4:48

o yanlar daima var olacaktır.

Deyimler

Making peace with: bir gerçekliği kabullenmek

Bu cümlede making peace with, kişinin muhtemelen ortadan kalkmayacak bir yanıyla içten içe mücadele etmeyi bırakması anlamına gelir. Çocuksu yanların kalacağını kabul etmeyi, onları yenmeye veya silmeye çalışmamayı anlatır. make peace with + isim veya zamir yapısı; bir gerçeği, anıyı, sonucu, sınırlılığı ya da kişinin kendi içindeki bir yanı duygusal olarak kabullenmesini anlatabilir. Bununla bağlantılı her şeyi onayladığınız anlamına gelmez.

Alıştırma

After years of wishing he could change the past, Leo finally made peace with it. Burada made peace with it ne anlama geliyor?

  1. Geçmişi kabul etti ve onunla içten içe mücadele etmeyi bıraktı.
  2. Başka biriyle resmî bir barış anlaşmasına vardı.
  3. Geçmişteki her şeyin doğru olduğuna karar verdi.
Cevabı göster

Geçmişi kabul etti ve onunla içten içe mücadele etmeyi bıraktı.

You cease trying to be a grown-up at every occasion.

4:49

Her fırsatta yetişkin gibi davranmaya çalışmayı bırakırsınız.

You accept that we all have our regressive moments, Kelime

4:53

Hepimizin zaman zaman gerilediği anlar olduğunu kabul eder,

Kelime

Regressive moments: daha az olgun davranışlara geçici dönüşler

Burada regressive moments, bir kişinin kısa süreliğine daha az olgun ve daha çocuksu bir hissetme ya da davranma biçimine dönmesini anlatır. Psikoloji çağrışımı taşıyan regressive sıfatı, gelişimin daha erken bir aşamasındaki örüntüye dönüşü ifade eder. Moments sözcüğü iddiayı sınırlar: söz konusu durum ara sıra görülür ve geçicidir; kalıcı bir etiket ya da teşhis değildir.

Alıştırma

"He had a regressive moment under stress but soon returned to his usual calm self," cümlesinde regressive moment ne anlama geliyor?

  1. Daha az olgun bir davranış biçimine kısa süreli dönüş
  2. Toplumsal veya teknolojik ilerlemede gerileme
  3. Kişinin karakterine ilişkin kalıcı bir teşhis
Cevabı göster

Daha az olgun bir davranış biçimine kısa süreli dönüş

and when the inner 2-year-old you rears its head, Deyimler

4:56

içinizdeki iki yaşındaki çocuk baş gösterdiğinde

you greet them generously

4:59

onu hoşgörüyle karşılar

and give them the attention they need.

5:01

ve ihtiyaç duyduğu ilgiyi gösterirsiniz.

Deyimler

Rears Its Head: istenmeyen bir sorun ortaya çıkar

rear its head ifadesinde rear, “bir çocuğu büyütmek” değil, “yükselmek veya ortaya çıkmak” anlamına gelir. Deyim, genellikle bir sorun, korku, çatışma ya da eski bir eğilimin ortaya çıktığını veya görünür hâle geldiğini, çoğu zaman da yeniden belirdiğini anlatır. Burada the inner 2-year-old, olgunlaşmamış bir tepkinin mecazıdır. Bu taraf rears its head olduğunda tepki kendini gösterir; ifade, yalnızca bunun gerçekleştiğini söylemek yerine temkinli ve genellikle olumsuz bir ton katar.

Alıştırma

Cümleyi “istenmeyen bir sorun olarak yeniden ortaya çıkar” anlamındaki deyimle tamamlayın: Whenever deadlines pile up, my old anxiety ____.

Cevabı göster

rears its head

You cease to put too much hope in grand plans Kalıp ifadeler

5:04

Büyük planlara gereğinden fazla umut bağlamayı bırakırsınız,

for the kind of happiness you expect can last for years.

5:07

yıllarca sürmesini beklediğiniz türden bir mutluluk için yapılan planlara.

Kalıp ifadeler

Put Too Much Hope In: aşırı beklentiler

put hope in someone or something kalıbı, o kişiyi, planı ya da şeyi beklenen iyi bir sonucun kaynağı olarak görmek anlamına gelir. in sözcüğünün nesnesi, umudun bağlandığı şeyi belirtir. too much umudu ortadan kaldırmaz; miktarını aşırı veya gerçek dışı olarak değerlendirir. Bu cümlede konuşan kişi, büyük planların yıllarca süren istikrarlı bir mutluluk üreteceğini beklememeyi öğütler.

Alıştırma

Cümleyi put ile başlayan ve “bir şeye aşırı beklentilerle güvenmek” anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We shouldn't ____ one promising interview.

Cevabı göster

put too much hope in

You start to celebrate the little things that go well.

5:11

Yolunda giden küçük şeyleri kutlamaya başlarsınız.

You realize that satisfaction comes in increments of minutes. Kalıp ifadeler

5:14

Tatminin dakika dakika geldiğini fark edersiniz.

Kalıp ifadeler

Küçük ve ayrı miktarlar için “comes in increments of minutes”

Bu cümlede “satisfaction comes in increments of minutes”, tatmin duygusunun tek ve kesintisiz bir durum olarak değil, dakikalarla ölçülen kısa ve ayrı zaman dilimlerinde yaşandığı anlamına gelir. “X comes in increments of Y” kalıbı, X’in Y birimleri hâlinde geldiğini, sunulduğunu veya deneyimlendiğini anlatır. Buradaki “comes in”, bir yere fiziksel olarak girmek değil, “belirli birimlerde ortaya çıkmak ya da sunulmak” demektir.

Alıştırma

Come fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi hedef dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Quiet time with a newborn often ____ ten minutes.

Cevabı göster

comes in increments of

You're delighted if one day passes by without too much bother.

5:18

Bir gün çok fazla sıkıntı yaşanmadan geçerse çok sevinirsiniz.

You take a greater interest in flowers

5:23

Çiçeklere

and in the evening sky.

5:25

ve akşam gökyüzüne daha çok ilgi duymaya başlarsınız.

You develop a taste for small pleasures. Kalıp ifadeler

5:27

Küçük zevklerin tadına varmaya başlarsınız.

Kalıp ifadeler

Zamanla oluşan bir tercih için “develop a taste for”

“Develop a taste for”, bir şeyi zamanla sevmeye veya takdir etmeye başlamak demektir. Buradaki “taste” mecazidir ve tercihi ifade eder; dolayısıyla nesne bir yemek, müzik türü, etkinlik veya yaşam biçimi olabilir. “Develop” zaman içinde gerçekleşen bir değişimi anlattığı için ifade, tercihin zaten var olduğunu söylemekten çok, oluşma sürecini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi hedef dört sözcüklü ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At first Leo disliked hiking, but after several weekend trips, he ____ it.

Cevabı göster

developed a taste for

What people in general think of you

5:31

İnsanların genel olarak sizin hakkınızda ne düşündüğü

ceases to be such a concern.

5:34

artık o kadar büyük bir kaygı olmaktan çıkar.

You realize that the minds of others are muddled places,

5:36

Başkalarının zihinlerinin karmakarışık yerler olduğunu fark eder

and you don't try so hard to polish your image Deyimler

5:40

ve imajınızı parlatmak için artık o kadar çok uğraşmazsınız,

in everyone else's eyes.

5:42

başkalarının gözünde.

Deyimler

polish your image in everyone else's eyes: başkalarının gözündeki imajı yönetmek

Burada polish your image, başkalarının algıladığı hâlinizi bilinçli olarak daha iyi göstermeye çalışmak demektir. Image bir fotoğraf değil, toplum önündeki imajınız veya sosyal itibarınızdır. Polish ise bir şeyi daha çekici görünene kadar parlatma düşüncesine dayanan mecazi bir kullanımdır. In everyone else's eyes, “diğer herkesin görüşüne veya değerlendirmesine göre” anlamına gelir. İki ifade birlikte, herkesin sizi nasıl gördüğünü yönetmek için yoğun çaba harcamayı anlatır ve bu çabanın aşırı veya yüzeysel olduğu imasını taşıyabilir.

Alıştırma

The company sponsored local schools to polish its image in the community's eyes cümlesinde şirket ne yapmaya çalışıyordu?

  1. Topluma ait bir fotoğrafı temizlemek
  2. Toplumun şirketi daha olumlu görmesini sağlamak
  3. Toplumun fiziksel olarak ne görebildiğini öğrenmek
Cevabı göster

Toplumun şirketi daha olumlu görmesini sağlamak

What counts is that you and one or two others Anlatım akışı

5:44

Asıl önemli olan, kendiniz dâhil bir iki kişinin daha

are okay with you being you.

5:47

sizi olduğunuz gibi kabul etmesidir.

Anlatım akışı

What counts is that ...: ana noktaya odaklanmak

What counts is that ..., “gerçekten önemli olan şey ...” anlamına gelen bir odaklama kalıbıdır. Serbest ilgi yan cümlesi What counts özne görevi görür, is bu özneyi ana noktaya bağlar ve that ile başlayan yan cümle ana noktayı belirtir. Bu kalıbı daha az önemli ayrıntıları bir yana bırakıp belirleyici unsuru sunmak için kullanın. Burada count, sayı saymak değil, “önemli olmak” anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi “önemli olan şey” anlamındaki, derste ele alınan dört sözcüklü odaklama kalıbıyla tamamlayın: ____ we keep trying.

Cevabı göster

What counts is that

You give up on fame Öbek fiiller

5:50

Şöhretten vazgeçer

and start to rely on love.

5:52

ve sevgiye bel bağlamaya başlarsınız.

Öbek fiiller

give up on fame: şöhretten ümit kesmek

Bu cümlede give up on fame, şöhreti başarı ya da tatmin kaynağı olarak görüp peşinden koşmayı bırakmak demektir. on edatı, kişinin artık gerçekleşeceğini ya da olumlu sonuç vereceğini düşünmediği hedefi veya olasılığı belirtir. Daha genel olarak give up on + isim ya da -ing biçimi, bir şeyden ümit kesmek, ona inanmayı bırakmak veya onu gerçekleştirmeye çalışmaktan vazgeçmek anlamına gelir; yalnızca bir etkinliğe ara vermek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “planın başarılı olabileceğine inanmayı bırakmak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After two failed trials, the team still refused to ____ the plan.

Cevabı göster

give up on

You get better at hearing feedback.

5:55

Geri bildirimleri dinleme konusunda daha iyi hâle gelirsiniz.

Rather than assuming that anyone who criticizes you is either trying to humiliate you Dilbilgisi

5:58

Sizi eleştiren herkesin ya sizi aşağılamaya çalıştığını

or is making a mistake,

6:02

ya da yanıldığını varsaymak yerine,

you accept that maybe it would be an idea Ton ve niyet

6:04

belki de şunun iyi bir fikir olacağını kabul edersiniz:

to take a few things on board. Deyimler

6:06

söylenen birkaç şeyi dikkate almak.

Dilbilgisi

Rather than assuming ... you accept ...: varsaymak yerine başka bir olasılığı kabul etmek

Rather than assuming ... cümlenin başına yerleştirilen bir karşıtlık öbeğidir. Rather than + -ing reddedilen tepkiyi belirtir; ana cümledeki you accept ... ise alternatif tepkiyi sunar. Bu yapı, düşünceyi “bu tepki değil, şu tepki” biçiminde düzenler. assuming fiilinin örtük öznesi you sözcüğüdür ve ana cümlede açıkça belirtilen özneyle aynıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir tepkiyi reddedip konuşanın alternatifini sunmak için Rather than + -ing yapısını doğru kullanır?

  1. Rather than ignoring the complaint, the investigation was thorough.
  2. Rather than we ignored the complaint, we investigated it.
  3. Rather than ignoring the complaint, we investigated it.
Cevabı göster

Rather than ignoring the complaint, we investigated it.

Ton ve niyet

Maybe it would be an idea to ...: nazik bir öneri

Bu cümlede maybe it would be an idea to, öneriyi dikkatli ve dolaylı bir şekilde sunar. Konuşan kişi, eleştirilerin bir kısmını kabul etmenin değerlendirilmeye değer olabileceğini söylüyor; kesin bir talimat vermiyor. Maybe belirsizlik bildirir, would ise öneriyi varsayımsal hâle getirir. Bunlar it would be an idea to ile birlikte baskıyı azaltır ve dinleyiciye karar verme alanı bırakır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki kibar ve temkinli öneri yapısıyla tamamla: ____ wait until tomorrow before sending the message.

Cevabı göster

Maybe it would be an idea to

Deyimler

Take a few things on board: geri bildirimi ciddi biçimde değerlendirmek

Take a few things on board, “birkaç noktayı dinleyip ciddi biçimde değerlendirmek” anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki a few things, eleştirinin yararlı olabilecek bazı kısımlarını ifade eder; dolayısıyla dinleyiciden her iddiayı kabul etmesi istenmez. Take feedback on board, tek başına bütünüyle katılmak veya harekete geçmek anlamına gelmez. Bilginin düşünce sürecine girmesine ve değerlendirmeyi etkileyebilmesine izin vermeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki take something on board deyimiyle tamamla: The manager said she would ____ our feedback ____ before making a final decision.

Cevabı göster

take · on board

You start to see that you can listen to a criticism

6:09

Bir eleştiriyi dinleyebileceğinizi görmeye başlarsınız

and survive it without having to put on your armor Deyimler

6:12

ve zırhınızı kuşanmanız gerekmeden bundan sağ çıkabileceğinizi,

and deny that there was ever a problem.

6:15

üstelik ortada bir sorun olduğunu inkâr etmeden.

Deyimler

Duygusal öz koruma anlamında put on your armor

Burada put on your armor, eleştiri tehdit edici geldiğinde duygusal olarak savunmaya geçmenin bir benzetmesidir. Gerçek bir zırh söz konusu değildir; kişi kendisini rahatsızlıktan veya incinmekten hızla korumaya çalışır. Cümlede bu savunmacı tepki, herhangi bir sorunun var olduğunu inkâr etmeye yol açar. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir, eleştiriyi engellenmesi gereken bir saldırı gibi görmeden de dinleyebilmektir.

Alıştırma

Cümlede put on your armor neyi ifade ediyor?

  1. Eleştiriye sakin ve açık biçimde karşılık vermek.
  2. Önemsiz olduğu için eleştiriyi görmezden gelmek.
  3. Gerçek bir fiziksel tehlikeye hazırlanmak.
  4. Eleştiri karşısında duygusal olarak savunmaya geçmek.
Cevabı göster

Eleştiri karşısında duygusal olarak savunmaya geçmek.

You realize the extent to which you tend to live day by day Dilbilgisi

6:18

Günü gününe yaşarken ne ölçüde

in too great a proximity to certain of your problems and issues. Kelime

6:22

bazı sorunlarınıza ve meselelerinize gereğinden fazla yakın durduğunuzu fark edersiniz.

Dilbilgisi

Derece bildiren the extent to which + yan cümle yapısı

The extent to which, derece bildiren bir yan cümleyi başlatır ve ne kadar ya da ne ölçüde anlamına gelir. Örnekte the extent to which you tend to live ... ifadesinin tamamı realize fiilinin nesnesidir. Buradaki which tek bir isme gönderme yapmaz. Derece ifadesini ardından gelen tam yan cümleye bağlamak için extent ve to ile birlikte çalışır: the extent to which + özne + fiil.

Alıştırma

Resmî cümleyi derece bağlantısı kuran ifadeyle tamamlayın: The report reveals ____ air pollution affects children's health.

Cevabı göster

the extent to which

Kelime

too great a proximity to ifadesinin anlamı ve yapısı

“Proximity to”, bir şeye yakınlık anlamına gelen resmî bir isim öbeğidir. Buradaki “too great a proximity to” mecazidir: Bazı sorunlara zihinsel olarak fazla yakın yaşamak, sakin ve nesnel değerlendirme yapmayı zorlaştırabilir. Kalıp “too + sıfat + a + tekil isim” şeklindedir. “Too great a proximity”, “yararlı olandan daha fazla yakınlık” anlamına gelir. Bu kalıp, günlük “too close to” ifadesinden daha resmîdir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki, “yararlı olandan daha yakın” anlamına gelen tam resmî ifadeyle tamamlayın: Being in ____ the dispute made it hard for the mediator to remain objective.

Cevabı göster

too great a proximity to

You remember more and more that you need to get out

6:26

Dışarı çıkmanız gerektiğini giderek daha sık hatırlar

and get a perspective on the things that pain you. Kalıp ifadeler

6:29

ve size acı veren şeylere daha geniş bir açıdan bakarsınız.

Kalıp ifadeler

get a perspective on: bakış açısını değiştirmek

“Get a perspective on”, bir şeyi görme ve anlama biçimi geliştirmek anlamına gelir; bu genellikle geri çekildikten veya yeni bilgi edindikten sonra olur. Bu cümlede, acı veren kaygılardan uzaklaşmak daha geniş ve sakin bir değerlendirmeyi mümkün kılar. Değişen şey mutlaka durumun kendisi değil, duruma bakış biçimidir. “Think about”tan daha fazlasını anlatır ve bakış açısında bir değişim olduğunu düşündürür.

Alıştırma

Bu bağlamda “get a perspective on the problem” ne anlama gelir?

  1. Sorunu daha geniş veya daha mesafeli biçimde anlama yolu geliştirmek
  2. Bakış açısında değişim ima edilmeden sorun hakkında düşünmek
  3. Sorunu ortadan kaldırmak
Cevabı göster

Sorunu daha geniş veya daha mesafeli biçimde anlama yolu geliştirmek

You take more walks in nature.

6:32

Doğada daha fazla yürüyüş yaparsınız.

You might get a pet.

6:34

Belki bir evcil hayvan edinirsiniz.

They don't fret like we do.

6:36

Onlar bizim gibi kaygılanıp durmazlar.

And you appreciate the distant galaxies above us in the night sky.

6:38

Gece göğünde üzerimizde uzanan uzak galaksileri de takdir edersiniz.

You recognize how your distinctive past colors your response to events Deyimler

6:43

Kendinize özgü geçmişinizin olaylara verdiğiniz tepkileri nasıl renklendirdiğini fark eder

and learn to compensate for the distortions that can result. Kalıp ifadeler

6:48

ve bunun yol açabileceği çarpıtmaları telafi etmeyi öğrenirsiniz.

Deyimler

colors your response ifadesinde color fiilinin mecaz anlamı

Burada colors bir fiildir. Kişisel geçmişinin olayları yorumlama ve onlara tepki verme biçimini etkileyerek tepkine belirli bir duygusal veya zihinsel yön verdiği anlamına gelir. Bu benzetme tam bir kontrolden çok bir filtreyi veya renk tonunu çağrıştırır. Deneyim bir tepkiyi şekillendirebilir, ancak onu bütünüyle belirlemez. Gerçek anlamda renklendirmek veya kasıtlı olarak aldatmak demek değildir.

Alıştırma

"Her childhood memories color her view of the town," cümlesinde color ne anlama gelir?

  1. Binaları gerçek anlamda farklı renklerde görmesine neden olurlar.
  2. Bakış açısının kasıtlı olarak dürüst olmadığını kanıtlarlar.
  3. Bakış açısını etkiler ve ona belirli bir eğilim verirler.
  4. Sahip olduğu her görüşü tamamen belirlerler.
Cevabı göster

Bakış açısını etkiler ve ona belirli bir eğilim verirler.

Kalıp ifadeler

Bir dezavantajı dengelemek için compensate for kullanımı

compensate for yapısında for, bir eylemin dengelediği zayıflığı, kaybı veya istenmeyen etkiyi belirtir. Buradaki ayarlama, geçmiş deneyimlerin yol açtığı çarpıtmaları azaltmayı amaçlar. Bu ifade yalnızca para ile ilgili değildir. Bir beceri, tasarım özelliği veya bilinçli ayarlama, nedeni ortadan kaldıramasa bile olumsuz etkisini dengeleyerek bir dezavantajı telafi edebilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için compensate fiilini doğru edatla kullanın: The larger battery helps ____ the device's high power consumption.

Cevabı göster

compensate for

You accept that because of how your childhood went, Kelime

6:52

Çocukluğunuzun nasıl geçtiği nedeniyle

you have a predisposition to exaggerate in certain areas. Kelime

6:55

bazı konuları abartmaya yatkın olduğunuzu kabul edersiniz.

Kelime

how your childhood went ifadesinin anlamı

Bu cümlede how your childhood went, because of ifadesinden sonra gelen iç içe geçmiş bir how yan cümlesidir. Yan cümle, kişinin çocukluğunun gidişini ve niteliğini daha sonraki bir eğilimin nedeni olarak sunar. Buradaki went, "bir yere gitti" değil, "gelişti veya ilerledi" anlamındadır. Aktarılabilir how + olay veya dönem + went kalıbı, bir deneyimin süreç içinde nasıl geliştiğini ve genel sonucunu sorar ya da bunlara gönderme yapar.

Alıştırma

Cümleyi, görüşmenin sürecini ve sonucunu soran ifadeyle tamamlayın: Tell me ____.

Cevabı göster

how the interview went

Kelime

a predisposition to exaggerate: eğilim, kesinlik değil

A predisposition to exaggerate, bir kişinin ortalamaya göre abartma olasılığını artıran mevcut bir eğilimdir. Kişinin her zaman abarttığını veya bu davranışın kaçınılmaz olduğunu söylemez. Kalıp a predisposition to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Buradaki to exaggerate mastarı, kişinin eğilimli olduğu davranışı belirtir. Cümledeki in certain areas ise bu eğilimin kapsamını belirli alanlarla daha da sınırlar.

Alıştırma

Burada a predisposition to exaggerate ne anlama geliyor?

  1. Abartmayı daha olası kılan mevcut bir eğilim; ancak kesinlik değil
  2. Kişinin doğruyu söyleyemediğini belirten doğrulanmış bir teşhis
  3. Her seferinde abartma kararı
Cevabı göster

Abartmayı daha olası kılan mevcut bir eğilim; ancak kesinlik değil

You become suspicious of your own first impulses around particular topics.

6:59

Belirli konularla ilgili ilk dürtülerinizden kuşkulanmaya başlarsınız.

You realize, sometimes,

7:04

Bazen,

not to go with your first feelings. Kalıp ifadeler

7:06

ilk hislerinizin peşinden gitmemeniz gerektiğini fark edersiniz.

Kalıp ifadeler

go with your first feelings: İlk Tepkiye Göre Hareket Etmek

Burada go with, “birini ya da bir şeyi takip etmek, kabul etmek veya ona göre hareket etmek” anlamındadır; “birlikte bir yere gitmek” anlamına gelmez. Your first feelings ilk duygusal tepkileri ifade eder; dolayısıyla not to go with them, bu tepkilere göre otomatik olarak hareket etmemek demektir. Sometimes sözcüğü tavsiyenin kapsamını sınırlar. Konuşmacı, belirli konularda ilk dürtüyü sorgulamak gerekebileceğini söylüyor; sezginin her zaman görmezden gelinmesi gerektiğini değil.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “seçmek veya kabul etmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After comparing both proposals, we decided to ____ the safer plan.

Cevabı göster

go with

When you start a friendship,

7:10

Bir arkadaşlık kurmaya başladığınızda,

you realize that other people don't principally want to know your good news Dilbilgisi

7:11

başkalarının esas olarak iyi haberlerinizi duymak istemediğini,

so much as gain an insight into what troubles and worries you Kalıp ifadeler

7:15

asıl, sizi neyin rahatsız edip kaygılandırdığını anlamak istediklerini fark edersiniz;

Kalıp ifadeler

Gain an insight into: daha derin bir anlayış geliştirmek

Bu cümlede gain an insight into, başka bir kişiyi neyin sıkıntıya soktuğu ve endişelendirdiği konusunda daha derin bir anlayış geliştirmek demektir. Yalnızca o kişinin iyi haberlerini almak yerine, samimi bir konuşma yoluyla yüzeyin altındaki bir şeyi keşfetmeyi anlatır. Kalıp gain an insight into + isim veya wh-yan cümlesi şeklindedir. Burada what troubles and worries you, into edatının nesnesidir; an insight anlamlı ve belirli bir kavrayışı belirtirken sayılamayan insight genel olarak derin anlayışı ifade edebilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: The interviews helped us ____ why new employees leave.

Cevabı göster

gain an insight into

so that they can, in turn, Anlatım akışı

7:20

böylece onlar da

feel less lonely with the pains of their own hearts.

7:22

kendi yüreklerindeki acılarla daha az yalnız hissedebilsinler.

Dilbilgisi

don't ... so much as ...: Ana Vurguyu Düzeltmek

Don't ... so much as ... kalıbı, ilk düşünceyi yalnızca olumsuzlamak yerine asıl vurguyu düzeltir. İlk neden yine de gerçek olabilir; ancak ikinci neden daha önemli veya daha doğru açıklama olarak sunulur. Burada insanlar iyi haberlerini önemsiyor olabilir, fakat sorunlarını ve kaygılarını anlamak onların temel ilgisi olarak tanımlanır. Tamamlayıcılar paraleldir: want to know ... ve (want to) gain ... . İngilizcede ikinci to bağlamdan anlaşılacağı için söylenmeyebilir. Daha genel olarak not so much A as B, konuşmacının ilk tanımı A'dan B'ye doğru düzeltmesini sağlar.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? Maya doesn't want a quick apology so much as a clear explanation.

  1. Maya'nın asıl istediği açık bir açıklamadır, ancak özür de hâlâ önemli olabilir.
  2. Maya yalnızca kısa bir özür istiyor ve hiçbir açıklama istemiyor.
  3. Maya özür ve açıklamayı eşit ölçüde istiyor.
Cevabı göster

Maya'nın asıl istediği açık bir açıklamadır, ancak özür de hâlâ önemli olabilir.

Anlatım akışı

In turn: sonuç olarak gelen adımı göstermek

Bu cümlede in turn, bir zincirin iki adımını birbirine bağlar: diğer insanlar senin kaygılarını anladıktan sonra, bu deneyim onların da kendi acılarıyla daha az yalnız hissetmelerine yardımcı olur. Burada yalnızca “daha sonra” değil, “bunun karşılık gelen sonucu olarak” veya “bu da ardından” anlamındadır. Söylem belirteci olarak dinleyiciye, sonraki yan cümleyi önceki adımın ürettiği bir sonuç olarak yorumlamasını söyler. Burada virgüller ifadeyi ara söz olarak ayırır, ancak temel işlevi nedensel veya karşılıklı bağlantıyı göstermektir.

Alıştırma

Bu cümlede in turn neyi gösteriyor? Clear instructions reduce mistakes, which in turn saves time.

  1. Hataların azalması zaman kazandırır.
  2. Talimatlar netleşmeden önce zaman kazanılmıştır.
  3. İnsanlar birbiri ardına zaman kazanır.
Cevabı göster

Hataların azalması zaman kazandırır.

You become a better friend because you see that what friendship is really about Dilbilgisi

7:26

Daha iyi bir arkadaş olursunuz; çünkü arkadaşlığın özünde

is a sharing of vulnerability.

7:31

kırılganlıkları paylaşmak olduğunu görürsünüz.

Dilbilgisi

What friendship is really about is ... yapısı

Özne, iç içe geçmiş what yan cümlesi olan what friendship is really about ifadesidir. Bu yan cümlenin içinde is, friendship is about something kalıbında friendship ile about arasında bağ kurar. Yan cümlenin tamamı, dostluğun gerçekte ilgili olduğu şeyi ifade eder. İkinci is, ana cümlenin bağ fiilidir. Özne yan cümlesini a sharing of vulnerability ifadesine bağlar ve korkular, acılar ya da güvensizlikler konusunda karşılıklı olarak açık olmayı dostluğun temel özü olarak sunar. Aktarılabilir What X is really about is Y kalıbı daha derin bir amacı veya özü vurgular ve çoğu zaman yüzeysel bir görüşü düzeltir.

Alıştırma

Vurgulanan yapıdaki iki 'is' sözcüğünü hangi çözümleme doğru açıklar?

  1. İlk 'is' tüm cümleyi tanımına bağlar; ikinci 'is' bir soruya aittir.
  2. İlk 'is' what yan cümlesinin içindedir; ikinci 'is' bu yan cümleyi tanımına bağlar.
  3. İki 'is' aynı fiil öbeğini oluşturur.
Cevabı göster

İlk 'is' what yan cümlesinin içindedir; ikinci 'is' bu yan cümleyi tanımına bağlar.

Our emotional barometer is a tool Deyimler

7:37

Duygusal barometremiz bir araçtır;

that can help us to more clearly explain our moods.

7:39

ruh hâlimizi daha net açıklamamıza yardımcı olabilir.

Deyimler

Ruh hâli mecazı olarak emotional barometer

Kelime anlamıyla barometer, hava basıncındaki değişiklikleri izleyen bir araçtır. Buradaki emotional barometer ise insanların ruh hâlindeki değişiklikleri fark etmesine, yorumlamasına ve aktarmasına yardımcı olan bir araç veya göstergeyi anlatan mecazdır. Bu mecaz, kesin ve nesnel ölçümü değil, değişime karşı duyarlılığı çağrıştırır. Bu cümlede ruh hâllerini açıklamayı kolaylaştıran bir yöntemi adlandırır; gerçek bir meteoroloji cihazını veya bilimsel olarak hassas bir duygu ölçeğini ifade etmez.

Alıştırma

Bu cümlede emotional barometer ifadesi büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Her ruh hâlini nesnel olarak ölçülebilir kılan bir kural.
  2. İnsanların duygusal durumları fark edip anlatmasına yardımcı olan bir araç veya gösterge.
  3. Duyguları hava basıncı olarak ölçen bir meteoroloji cihazı.
Cevabı göster

İnsanların duygusal durumları fark edip anlatmasına yardımcı olan bir araç veya gösterge.

Click the link on screen now to find out more.

7:42

Daha fazla bilgi edinmek için şimdi ekrandaki bağlantıya tıklayın.