Angela Merkel - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Bu bölüm, Angela Merkel’in Almanya şansölyesi olarak geçirdiği 16 yılı ele alıyor ve medyanın taktığı lakaplarla onun ketum, okunması güç kamusal imajı arasındaki karşıtlığı gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. in office — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Bu ifadenin fiziksel olarak bir ofisin içinde bulunmak değil, resmî bir görev üstlenmek veya yönetimde olmak anlamına geldiğini kavrayın. Siyasi haberlerde ve kurumlarla ilgili metinlerde bir kişinin ne kadar süre sorumluluk taşıdığını, görevde ya da iktidarda kaldığını anlatırken ifadeyi tanıyabilirsiniz. 2. to put her in her place — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Bir kişinin statüsünü düşürme veya ona sözde daha aşağı bir rolü hatırlatma girişimini fark edin. Bu bağlamda ifade, bir yere götürmeyi değil, saldırının küçümseyici ve cinsiyetçi niyetini açığa çıkarır. 3. may have been in power / but people are still not really sure — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Bu ödünleyici yapının önce Merkel’in uzun süre iktidarda kaldığını kabul edip ardından halkın onu hâlâ gerçekten tanıdığından emin olmadığı karşıtlığını nasıl sunduğunu öğrenin. Yorumlarda kabul edilmiş bir olguyu bir çekince veya karşı görüşle dengeli biçimde birleştirmek için bu kalıbı kullanabilirsiniz.
Bu derste
Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:08Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.
we're talking about a famous leader and teaching you some useful vocabulary.
0:14ünlü bir lider hakkında konuşuyor ve size bazı yararlı kelimeler öğretiyoruz.
In this program,:içeriği çerçeveleyen bir açılış ifadesi
Cümlenin başındaki In this program, sonraki bilginin kapsamını belirler: konuşmacılar bu bölümde nelerin ele alınacağını tanıtır. Ana bilgiye geçmeden önce program ve konu çerçevesini vererek mesajı düzenler. Aynı kalıp başka düzenli içeriklerin girişinde de kullanılabilir: In this lesson, ... veya In this presentation, .... Buradaki in, öncelikle konuşmacının fiziksel konumunu anlatmaz.
Alıştırma
Örnekte In this program, ifadesinin temel işlevi nedir?
- Konuşmacıların fiziksel olarak bir stüdyonun içinde olduğunu söyler.
- İçeriğin kapsamını belirler ve bu bölümde nelerin ele alınacağını önceden bildirir.
- Programın bittiğini bildirir.
Cevabı göster
İçeriğin kapsamını belirler ve bu bölümde nelerin ele alınacağını önceden bildirir.
the person in the highest position in a government or university,
0:20bir hükümette veya üniversitede en yüksek konumda bulunan kişi
and especially the title for the head of government in some European countries.
0:24ve özellikle bazı Avrupa ülkelerinde hükümet başkanı için kullanılan unvan.
chancellor: ülkeye veya kuruma göre belirlenen bir unvan
Chancellor, kesin görevi ülkeye veya kuruma göre değişen resmî bir unvandır. Bu cümlede özellikle Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerinin hükümet başkanını ifade eder. Sözcük ayrıca üst düzey bir üniversite görevini veya başka bir hükümet makamını da adlandırabilir. Chancellor ile karşılaştığınızda hangi rolün ya da çevirinin kastedildiğine karar vermeden önce ülkeyi veya kurumu belirleyin.
Alıştırma
Almanya federal hükümetiyle ilgili bir haberde chancellor büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Her siyasi sistemde devlet başkanı
- Hükümet başkanı
- Bir üniversite görevlisi
Cevabı göster
Hükümet başkanı
It's a position like the prime minister in the UK. Kültür
0:31Birleşik Krallık'taki başbakanlık gibi bir konumdur.
the prime minister: Birleşik Krallık hükûmetinin başı
Birleşik Krallık'ta the prime minister hükûmetin başıdır. Burada bu tanıdık makam, Almanya'daki chancellor makamıyla kabaca karşılaştırılarak chancellor'ın hükûmetteki rolünün anlaşılması sağlanır. Karşılaştırma benzer bir işlevle ilgilidir; resmî unvanların veya siyasi sistemlerin aynı olduğu anlamına gelmez. Prime minister, president sözcüğünün başka bir karşılığı değildir; president çoğu zaman farklı bir makamı belirtir ve hükûmet başkanı yerine devlet başkanı olabilir.
Alıştırma
Bu cümlede the prime minister neyi ifade ediyor?
- Birleşik Krallık'ın devlet başkanı ve bir president makamının karşılığı
- Birleşik Krallık hükûmetinin başı
- bir üniversitenin yöneticisi
- Birleşik Krallık kabinesinin bütün üyeleri
Cevabı göster
Birleşik Krallık hükûmetinin başı
And one of Germany's longer-serving chancellors was Angela Merkel, Dilbilgisi
0:35Ve Almanya'nın en uzun süre görev yapan şansölyelerinden biri Angela Merkel'di,
who led the country from 2005 until the recent elections in September 2021. Dilbilgisi
0:38ki kendisi 2005'ten Eylül 2021'deki son seçimlere kadar ülkeyi yönetti.
one of Germany's longer-serving chancellors: one of + çoğul isim öbeği
one of + sınırları belirli, çoğul ve sayılabilir isim öbeği yapısı “o grubun bir üyesi” anlamına gelir. Burada Germany's grubun sınırını belirtir; Angela Merkel bir şansölyeler grubundan seçilen tek kişi olduğu için chancellors çoğuldur. Özne öbeğinin temel ögesi one olduğu için bu ifade özne olarak kullanıldığında ana fiil genellikle tekil olur: One of the chancellors was Angela Merkel.
Alıştırma
Cümleyi dil bilgisi açısından doğru tamamlayan seçeneği belirleyin: Leo is ___ in the league.
- one of fastest runners
- one of the fastest runner
- one of the fastest runners
Cevabı göster
one of the fastest runners
from 2005 until ...: bir dönemin başlangıcını ve bitişini belirtmek
from 2005 until the recent elections dizisi, ülkeyi yönetme dönemini iki zaman sınırı içine yerleştirir. from başlangıç noktasını, until ise bu durumun devam ettiği son noktayı belirtir. Bitiş noktası bir tarih veya until graduation örneğindeki gibi bir olay olabilir. from + başlangıç + until + bitiş kalıbı iki sınırı da belirtir; kalıp tek başına bitişten sonra ne olduğunu açıklamaz.
Alıştırma
Cümleyi from ... until ile tamamlayın: The library was closed ____ Monday ____ Thursday.
Cevabı göster
from · until
Well, we're going to find out more about her soon, Öbek fiiller
0:44Pekala, yakında onun hakkında daha fazla şey öğreneceğiz,
find out more about her: onun hakkında ek bilgi edinmek
find out more about her ifadesi, sırada gelecek içerik aracılığıyla onun hakkında ek bilgi edinmek anlamına gelir. find out öbek fiili, bilgiye zaten sahip olma durumunu değil, bilgiyi keşfetme veya edinme sürecini vurgular. about edatı, hakkında bilgi edinilen kişi ya da konuyu tanıtır. Bir sunumda we're going to find out more ... ifadesi, yakında daha fazla bilgi verileceğini gösteren bir geçiş işlevi de görür.
Alıştırma
Bu cümlede find out more about the issue ne anlama gelir? We checked the records to find out more about the issue?
- Konuyu tartışmayı bırakmak
- Konu hakkında zaten çok şey bilmek
- Konu hakkında ek bilgi edinmek
Cevabı göster
Konu hakkında ek bilgi edinmek
but not before I've challenged you to answer this question, Neil. Anlatım akışı
0:47ama önce Neil, bu soruya cevap vermen için sana meydan okuyacağım.
but not before: başka bir olay önce gerçekleşmelidir
A, but not before B yapısında A'nın gerçekleşmesi hâlâ beklenir, ancak önce B gerçekleşir. Burada program, konuşan kişi Neil'a bir soru yönelttikten sonra kadın hakkında daha fazla bilgi verecektir. Bu ifade ana konuyu kısa süreliğine erteler ve bir sonraki adımı araya sokar. Geçişlerde, söz verilen konuyu iptal etmeden beklenti yaratır.
Alıştırma
Cümleyi okuyun: Passengers can board, but not before their documents are checked. Olayların doğru sırası nedir?
- Önce yolcular uçağa biner, ardından belgeleri kontrol edilir.
- İki olay tam olarak aynı anda gerçekleşmelidir.
- Önce belgeler kontrol edilir, ardından yolcular uçağa binebilir.
- İki olay da gerçekleşmez.
Cevabı göster
Önce belgeler kontrol edilir, ardından yolcular uçağa binebilir.
Who was Germany's first ever chancellor? Kalıp ifadeler
0:51Almanya'nın gelmiş geçmiş ilk şansölyesi kimdi?
first ever: tüm tarihteki ilk
First ever, söz edilen zamana kadar bir ülkenin, kuruluşun, etkinliğin veya kategorinin tüm tarihinde ilk olan kişi ya da şey anlamına gelir. Burada first ever chancellor, Almanya'da şansölyelik görevini herkesten önce üstlenen kişiyi sorar. Ever, first sözcüğünü vurgular ve ona tarihsel ya da rekorla ilgili bir kapsam kazandırır. Gerçek bir başlangıç veya dönüm noktası vurgulanmak istendiğinde tek başına first sözcüğünden daha güçlüdür.
Alıştırma
Birisi This was our first ever concert. diyor. first ever neyi vurguluyor?
- O akşam başlayan ilk konserdi.
- Grubun tüm tarihindeki ilk konserdi.
- Grubun en başarılı konseriydi.
- Konserin ne zaman gerçekleştiğini kimse bilmiyor.
Cevabı göster
Grubun tüm tarihindeki ilk konserdi.
Well, my knowledge of German history isn't great,
1:03Valla, Alman tarihi hakkındaki bilgim pek iyi değildir,
go for: bir seçenek seçmek
Bu seçim bağlamında go for, seçmek veya tercih etmek anlamına gelir. I'll go for A, konuşanın yanıt olarak A'yı seçtiğini belirtir; bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp go for + option şeklindedir. I'll go for ... genellikle mevcut yanıtları, ürünleri, yemekleri veya planları değerlendirdikten sonra verilen kararı belirtir.
Alıştırma
Menüden bir tatlı seçiyorsunuz. Hangi yanıt çikolatalı pastayı seçtiğinizi söyler?
- I'll ask about the chocolate cake.
- I'll wait for the chocolate cake.
- I'll bring the chocolate cake.
- I'll go for the chocolate cake.
Cevabı göster
I'll go for the chocolate cake.
sounds quite likely: bir şeyi olası bulmak
sound + adjective yapısı yalnızca gerçek bir sesi değil, bir fikir veya açıklamanın bıraktığı izlenimi de anlatabilir. Burada sounds quite likely, konuşanın duyduklarına dayanarak önceki öneriyi olası bulduğu anlamına gelir. Quite likely, olasılığın epey yüksek olduğunu belirtir ancak garanti vermez. Bu yanıt, şüpheye yer bırakırken bir tahmine temkinli biçimde katılır.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız makul ancak doğrulanmamış bir tahminde bulunuyor. Hangi yanıt temkinli bir onay gösterir?
- I did not hear any sound.
- That sounds quite likely.
- That has been proved beyond doubt.
- That sounds completely impossible.
Cevabı göster
That sounds quite likely.
later on: şu andan sonraki belirsiz bir zamanda
“Later on”, şu andan sonraki kesin olarak belirtilmemiş bir zamanda demektir. Bu cümlede dinleyiciye cevabın daha sonra açıklanacağını söyler, ancak kesin bir zaman vermez. Bu ifade konuşmalarda ve sözlü sunumlarda yaygındır. “Later”ın doğal ve konuşma diline özgü uzatılmış biçimidir; birçok cümlede yalnızca “later” da aynı temel zaman anlamını verir.
Alıştırma
Cümleyi later on ile tamamlayın: I'll show you the full report ____.
Cevabı göster
later on
But let's talk more about Angela Merkel now.
1:13Ama şimdi Angela Merkel hakkında daha fazla konuşalım.
in office: resmî bir görevde veya iktidarda olmak
Burada “in office”, resmî bir görevde bulunmak veya iktidarda olmak anlamına gelir. Cümle, onun bu görevi 16 yıl sürdürdüğünü söyler; fiziksel olarak nerede bulunduğunu anlatmaz. “Be in office” ve “remain in office” yapıları, bir kişinin yetki sahibi olduğu dönemi anlatır. Genellikle bir süreyle veya o görev döneminde gerçekleşen olaylarla birlikte kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle valinin resmî görevini sürdürdüğünü söyler?
- The governor remained in office after the election.
- The governor remained in the office after the meeting.
- The governor waited outside the office after the meeting.
Cevabı göster
The governor remained in office after the election.
In office means in power or in charge until she stepped down last month. Öbek fiiller
1:19In office, geçen ay istifa edene kadar iktidarda veya görev başında olduğu anlamına gelir.
stepped down: yetkili bir görevden ayrılmak
Burada stepped down, yetki içeren bir görevden ayrıldı anlamına gelir. Sorumluluk sahibi bir lider ya da başka bir kişi görevini bıraktığında sık kullanılan step down öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. until ile başlayan bölüm, görevden ayrıldığı anı görev süresinin bitiş noktası yapar. Bu kullanımda ifade, fiziksel olarak bir basamak aşağı inmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi step down ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After eight years as chair, Maya ____ last month.
Cevabı göster
stepped down
which meant she had to make lots of decisions, Kalıp ifadeler
1:26bu da birçok karar vermesi gerektiği anlamına geliyordu,
make lots of decisions: make + decision eş dizimi
İngilizcede karar vermek veya ne yapılacağını seçmek anlamındaki yerleşik eş dizim make decisions biçimidir. decision bu anlamda do ile değil make ile kullanılır. lots of, sayılabilen decision isminin burada çoğul olması gerektiğini gösterir: make lots of decisions. Tek bir karar için make a decision kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi make veya do ile tamamlayın: The committee must ____ a decision before noon.
Cevabı göster
make
popular with some people and not with others. Dilbilgisi
1:28bazı insanlar tarafından sevilen ve diğerleri tarafından sevilmeyen.
popular with some people and not with others: farklı tepkileri karşılaştırma
Popular sıfatı, bir kişinin ya da şeyin sevildiğini veya desteklendiğini belirtir. With, bu tepkiyi gösteren kişileri tanıtır. Bu ifade popular with some people ile not popular with others yapılarını paralel biçimde karşılaştırır. Özgün ifadede ikinci popular sözcüğü, anlamı zaten açık olduğu için kullanılmamıştır. Bu kısa yapı, daha büyük bir grubun görüşlerinin bölündüğünü gösterir.
Alıştırma
popular with one group and not with another kalıbını kullanarak karşıtlığı tamamlayın: The plan is popular ____ some residents and not ____ others.
Cevabı göster
with · with
German for mother: bir dili anlamla ilişkilendirme
German for mother, Mutti lakabından sonra gelen kısaltılmış bir açıklamadır. “Mother anlamına gelen Almanca bir sözcük veya ifade” demektir. German dilin adını verir, for ise İngilizce anlamı tanıtır. Burada mother genel bir karşılıktır; Mutti samimi ve sevgi dolu bir sözcük olduğundan ton olarak mum veya mommy sözcüklerine daha yakındır. Yeniden kullanılabilen tam yapı X is + dil adı + for + anlam biçimindedir; Bonjour is French for hello. buna örnektir. Dil ile anlamı birbirine bağlayan aynı ifade, buradaki gibi ek bilgi vermek için doğrudan bir sözcüğün arkasına da gelebilir.
Alıştırma
Dil ile anlamı bağlayan sözcükle cümleyi tamamlayın: Bonjour is French ____ hello.
Cevabı göster
for
but started life as more of an insult, Deyimler
1:39ancak ilk başta daha çok bir hakaret olarak başladı,
could be seen as: olası bir yorum sunmak
Could be seen as, “şöyle yorumlanabilir veya değerlendirilebilir” anlamına gelir. Edilgen yapı, bir şeyin nesnel olarak ne olduğundan çok başkalarının onu nasıl anlayabileceğine odaklanır. Could, yargıyı kesinlikten uzaklaştırır: onu iltifat olarak görmek olası yorumlardan biridir, fakat başka yorumlar da bulunabilir. Yapı, özne + could be seen as + isim öbeği, sıfat veya değerlendirme ifadesi şeklindedir.
Alıştırma
"The delay could be seen as disrespectful" cümlesinde could be seen as neyi gösterir?
- Gecikme saygısızlık olarak yorumlanabilir, ancak bu tek olası görüş olarak sunulmamaktadır.
- Gecikme, saygısız insanları görsel olarak gözlemleyebilir.
- Gecikmenin saygısızlık olduğu resmen kanıtlanmıştır.
Cevabı göster
Gecikme saygısızlık olarak yorumlanabilir, ancak bu tek olası görüş olarak sunulmamaktadır.
started life as: ilk biçimi veya rolü anlatmak
Started life as, “başlangıçta şu biçimde var oldu, ortaya çıktı veya kullanıldı” anlamına gelen mecazi bir ifadedir. Bir ad, fikir, ürün, yer veya kuruluş gerçekten canlı olmasa da bu şekilde anlatılabilir. As, ilk biçimi, rolü veya kimliği belirtir. Bu ifade çoğu zaman bir şeyin daha sonra dönüştüğü hâlle karşıtlık kurar.
Alıştırma
"The website started life as a student project" ne anlama gelir?
- Öğrencilere biyoloji öğretmek için oluşturuldu.
- Yalnızca en sonunda bir öğrenci projesine dönüştü.
- Başlangıçta bir öğrenci projesiydi ve daha sonra gelişti.
Cevabı göster
Başlangıçta bir öğrenci projesiydi ve daha sonra gelişti.
as BBC correspondent Damien McGuinness explained on the BBC radio program from our own correspondent.
1:41tıpkı BBC muhabiri Damien McGuinness'in BBC radyo programı From Our Own Correspondent'ta açıkladığı gibi.
The Mummy Merkel image in fact started off as an insult from conservative rivals. Notlar
1:49Aslında 'Anne Merkel' imajı muhafazakar rakiplerden gelen bir hakaret olarak başladı.
started off as: başlangıçtaki kimlik veya biçim
Started off as, start off as ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bir kişinin veya şeyin başlangıçtaki kimliğini, rolünü, biçimini, amacını ya da nasıl değerlendirildiğini belirtir. Burada bu imaj başlangıçta hakaret olarak kullanılmıştır. Bu ifade, sonraki durum aynı cümlede açıklanmasa bile daha sonra bir değişiklik olduğunu çoğu zaman ima eder. Bu değişiklik yalnızca anlamca sezdirilir; dil bilgisel bir zorunluluk değildir.
Alıştırma
Cümleyi start off as ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The project ____ a class assignment before becoming a published book.
Cevabı göster
started off as
conservative rivals: siyasi görüş ve rekabet
Bu siyasi bağlamda conservative, rakiplerin siyasi görüşünü anlatır; yalnızca temkinli bir kişilik veya geleneksel alışkanlıklar anlamına gelmez. Rivals ise güç, makam, destek veya nüfuz için biriyle rekabet eden kişileri ifade eder. Birlikte kullanıldığında conservative rivals, siyasi olarak muhafazakâr rakipleri belirtir. Bu ifade tek başına, onların karşı çıktıkları kişiyle aynı partiye üye olup olmadığını göstermez.
Alıştırma
Bir siyasi haberde conservative rivals ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Muhafazakâr siyasi görüşlere sahip rakipler
- Herhangi bir rekabet olup olmadığına bakılmaksızın bütün muhafazakâr seçmenler
- Temkinli kişilikleri olan ve tesadüfen birbirini tanıyan kişiler
Cevabı göster
Muhafazakâr siyasi görüşlere sahip rakipler
It was made up during her first term in office by hardline conservatives in her predominantly male party. Notlar
1:55Ağırlıklı olarak erkeklerden oluşan partisindeki katı muhafazakarlar tarafından ilk görev süresi sırasında uydurulmuştu.
made up: uydurulmuş veya oluşturulmuş
Burada made up, make up öbek fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Edilgen was made up yapısında “uyduruldu veya oluşturuldu” anlamına gelir. by hardline conservatives bölümü, bunu oluşturan kişileri belirtir. Make up birden fazla anlama gelir; bu nedenle çevresindeki yapıya ve konuya bakmak gerekir. Söz konusu şey bir hikâye, bahane, iddia, söylenti, ad veya terim olduğunda make it up genellikle gerçek olmayan ya da daha önce var olmayan bir şeyi uydurmak veya ortaya çıkarmak demektir.
Alıştırma
Made up hangi cümlede “uyduruldu” anlamına gelir?
- The committee is made up of five members.
- Mia made up with her friend after lunch.
- The excuse was made up to avoid punishment.
Cevabı göster
The excuse was made up to avoid punishment.
hardline conservatives: katı ve tavizsiz muhafazakârlar
Hardline conservatives, katı ve tavizsiz görüşlere sahip muhafazakârlar demektir. Conservatives genel olarak yerleşik kurumları veya geleneksel tutumları destekleyen kişi ya da grupları ifade eder; hardline ise ifadeyi bu tutumları değiştirmeye veya yumuşatmaya güçlü biçimde direnenlerle sınırlar. Bu cümlede hardline yalnızca tarafsız bir siyasi etiket değildir. Konuşanın bu grubun katı olduğu veya uzlaşmaya yanaşmadığı yönündeki değerlendirmesini de ekler.
Alıştırma
“Hardline conservatives opposed every compromise,” cümlesinde hardline hangi anlamı ekler?
- Belirgin bir siyasi tutumları yoktur.
- Esas olarak uzun saatler çalışırlar.
- Katı bir tutum benimser ve uzlaşmaya direnirler.
Cevabı göster
Katı bir tutum benimser ve uzlaşmaya direnirler.
predominantly male party: çoğunlukla erkeklerden oluşan, yalnızca erkeklerden oluşmayan parti
predominantly male party ifadesinde predominantly, “çoğunlukla” veya “büyük ölçüde” demektir. Partinin üyeleri ağırlıklı olarak erkektir; ancak bu ifade her üyenin erkek olduğunu söylemez. male sıfatı partinin yapısını açıklar; predominantly ise bu açıklamayı sınırlar. Bu cümlede ifade, kadının çevresindeki siyasi güce toplumsal cinsiyet bağlamı ekler.
Alıştırma
Bu cümlede predominantly male ne anlama geliyor?
- Üyelerin çoğu erkektir, ancak hepsinin erkek olması gerekmez.
- İstisnasız her üye erkektir.
- Parti yalnızca erkekleri etkileyen konularla ilgilenir.
Cevabı göster
Üyelerin çoğu erkektir, ancak hepsinin erkek olması gerekmez.
A patronizing putdown behind her back to put her in her place as a woman, Notlar
2:01Bir kadın olarak ona haddini bildirmek için arkasından edilen küçümseyici bir aşağılama,
patronizing putdown: tepeden bakan, küçümseyici bir söz
Putdown, birini küçümseyen veya aşağılayan sözdür. Patronizing buna tepeden bakan bir tutum ekler: konuşan kişi, karşısındakini daha az zeki, yetenekli, olgun veya önemli görüyormuş gibi davranır. Patronizing putdown birlikte kullanıldığında, bir sözü yalnızca eleştirel değil, hem aşağılayıcı hem de küçümseyici biçimde üstünlük taslayan bir söz olarak tanımlar. Bu cümlede, kadını küçük düşürmeyi amaçlayan cinsiyetçi bir sözü anlatır. Burada patronizing bir tutumu tanımlar; maddi sponsorluk veya himayeyle ilgili değildir.
Alıştırma
Hangi durum en iyi patronizing putdown olarak tanımlanır?
- Bir arkadaş içtenlikle şöyle der: “Great work—you explained that clearly.”
- Bir yönetici üstünlük taslayan bir tonla şöyle der: “That idea is too complicated for someone like you.”
- Bir iş arkadaşı sakince şöyle der: “I disagree because the figures are incomplete.”
Cevabı göster
Bir yönetici üstünlük taslayan bir tonla şöyle der: “That idea is too complicated for someone like you.”
behind her back: onun haberi olmadan
Bu cümlede behind her back, “onun haberi olmadan, özellikle de o yokken” anlamına gelir. Küçümseyici söz, onun duyamayacağı ve karşılık veremeyeceği bir yerde söylenir. Bu deyim yalnızca birinin bedeninin arkasındaki konumu değil, çoğu zaman gizliliği veya sadakatsizliği ima eder. Etkilenen kişiden bilerek saklanan sözleri, kararları veya eylemleri anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede behind her back, “onun haberi olmadan” anlamında kullanılmıştır?
- A cushion was placed behind her back for support.
- Leah kept both hands behind her back during the ceremony.
- They criticized Maya behind her back but praised her in person.
Cevabı göster
They criticized Maya behind her back but praised her in person.
to put her in her place: daha düşük bir konumu dayatmak
to put her in her place ifadesindeki to, aşağılayıcı sözün amacını belirtir: Başkalarının ona uygun olduğunu iddia ettiği yeri, yani daha düşük bir statüyü kabul etmesini sağlamak. Buradaki place fiziksel değil, toplumsal bir konumdur. İfade, bir kişinin aşağılama veya sert bir azarlama yoluyla başka biri üzerinde güç kurmasını anlatır. Burada as a woman, bu kontrol girişiminin açıkça cinsiyetçi olduğunu gösterir.
Alıştırma
The manager tried to put her in her place after she challenged him. cümlesinde yönetici ne yapmaya çalışıyordu?
- Gözdağı vererek daha düşük bir konumu kabul etmesini sağlamak
- Kendisine ayrılan koltuğun nerede olduğunu göstermek
- Şirkette daha iyi bir konuma gelmesine yardım etmek
Cevabı göster
Gözdağı vererek daha düşük bir konumu kabul etmesini sağlamak
given that in reality she has no children. Dilbilgisi
2:08gerçekte hiç çocuğu olmadığı göz önüne alındığında.
given that: Bir olguyu yargının dayanağı olarak sunmak
Given that, konuşanın bilinen veya kabul edilmiş saydığı bir olguyu tanıtır ve bunu bir yargının dayanağı olarak kullanır. Burada onun çocuğu olmadığı olgusu, lakabın onu incitmek amacıyla kullanılmış olabileceği düşüncesini destekler. Kalıp given that + tam cümleciktir. Çoğu zaman “…… olduğu göz önüne alındığında” anlamına gelir ve yalnızca iki olayı aktarmak yerine bir sonucun arkasındaki gerekçeyi öne çıkarır.
Alıştırma
Hava tahminini gerekçe olarak sunmak için cümleyi bu dersteki iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: ____ the forecast calls for snow, the match may be postponed.
Cevabı göster
Given that
So the nickname of mother was really used as an insult to start with, Kalıp ifadeler
2:12Yani anne takma adı başlangıçta gerçekten bir hakaret olarak kullanılmıştı,
to start with: Başlangıç durumunu belirtmek
Bu cümlede to start with, “başlangıçta” veya “ilk zamanlarda” anlamına gelir. Lakabın hakaret amaçlı kullanımını bir zaman çizgisinin başına yerleştirir ve kullanımının ya da anlamının daha sonra değişmiş olabileceğine yer bırakır. Bu ifade ayrıca bir listedeki ilk gerekçeyi veya noktayı tanıtabilir. Burada cümle sonunda bulunması ve lakabın ilk kullanımına odaklanılması, ifadeye zamansal anlam verir.
Alıştırma
Bu cümlede to start with ne anlama gelir? The apartment felt too small to start with, but we learned to use the space well.
- Durum değişmeden önceki ilk dönemi anlatır.
- Dairenin içinde yapılan ilk eylemi belirtir.
- Bir gerekçe listesindeki ilk maddeyi tanıtır.
Cevabı göster
Durum değişmeden önceki ilk dönemi anlatır.
probably invented by the men in her political party,
2:16muhtemelen siyasi partisindeki adamlar tarafından icat edilmişti,
described as the hardline conservatives,
2:20hardline (katı) muhafazakarlar olarak tanımlananlar tarafından,
ones with traditional and strict beliefs that can't be changed.
2:23değiştirilemeyecek geleneksel ve katı inançları olan kişiler.
Yes, the nickname was used as a putdown.
2:28Evet, bu takma ad bir aşağılama (putdown) olarak kullanıldı.
That's an insult used to make someone feel stupid or embarrassed, Dilbilgisi
2:31Bu, birine kendini aptal veya utanmış hissettirmek için kullanılan bir hakarettir,
make someone feel + sıfat: birine … hissettirmek
make someone feel + sıfat yapısında make neden olmak anlamındadır; nesne etkilenen kişiyi belirtir, feel ise o kişiyi bir duygu ya da durumla ilişkilendirir. Bu cümlede stupid ve embarrassed, hakaretin yaratmayı amaçladığı durumlardır. Etken yapıda make'ten sonra to feel değil, to almayan yalın fiil feel kullanılır: make + kişi + feel + sıfat. Zaman make üzerinde değiştirilir; made her feel welcome buna bir örnektir.
Alıştırma
Cümleyi make fiilinin geçmiş biçimi + her + feel ile tamamlayın: The kind message ____ welcome.
Cevabı göster
made her feel
and the intention was to make her feel less important or to put her in her place. Anlatım akışı
2:35ve amaç onun kendini daha önemsiz hissetmesini sağlamak ya da ona haddini bildirmekti (put her in her place).
the intention was to + fiilin yalın hâli: amacı belirtmek
the intention was to + fiilin yalın hâli, bir eylemin arkasındaki amacı açıklar. Anlatımı ne yapıldığından, eylemi yapan kişinin neyi amaçladığına veya umduğuna taşır; burada ardından gelen mastar yapıları hakaretin amaçlanan etkilerini belirtir. Niyet bir hedef ya da güdüdür; sonucun kesin olarak gerçekleştiği anlamına gelmez. Bu nedenle yapı, amacın başarıya ulaştığını iddia etmeden bir şeyin neden yapıldığını açıklayabilir.
Alıştırma
Değişikliğin amacını belirtmek için hedef ifadeyi yazın: ____ reduce waiting times.
Cevabı göster
The intention was to
Well, politics is full of insults and critics, Kalıp ifadeler
2:40Şey, siyaset hakaretler ve eleştirmenlerle doludur,
is full of: bir şeyden çok miktarda bulunması
Be full of + isim öbeği, “bir şeyi çok miktarda içermek veya bulundurmak” anlamına gelir. Bu cümlede is full of, siyasette hakaretlerin ve eleştirmenlerin yaygın olduğunu belirtir; siyasetin fiziksel bir kap olduğu anlamına gelmez. Full of öncesinde be fiilinin doğru biçimini kullanın: politics is full of..., the rooms are full of.... Of sonrasındaki öge, neyin çok miktarda bulunduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi be full of yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: The museum ____ fascinating stories about local history.
Cevabı göster
is full of
And Damien McGuinness does go on to say that this image is really a media myth and not quite accurate. Notlar
2:44Ve Damien McGuinness bu imajın aslında bir medya efsanesi olduğunu ve pek doğru olmadığını söylemeye devam ediyor.
does go on to say: sonraki bir noktayı vurguyla eklemek
Does go on to say, vurgu yapan does ile go on to say yapısını birleştirir. Does, kişinin daha sonra bu ifadeyi gerçekten dile getirdiğini vurgular; bu kullanım çoğu zaman o noktanın atlandığı izlenimini düzeltir veya dengeler. Does yardımcı fiil olduğu için go yalın biçimde kalır. Go on to say, önceki sözlerden sonra gelen yeni ve ek bir noktayı tanıtır. Burada önemli bir sınırlamaya işaret eder: bu imaj medyanın yarattığı bir efsanedir ve tamamen doğru değildir.
Alıştırma
Cümleyi sonraki noktayı vurguyla ekleyen does go on to say ifadesiyle tamamlayın: The reviewer first lists several problems, but she ____ that the latest version is much better.
Cevabı göster
does go on to say
media myth: medyanın şekillendirdiği ancak yanlış olan bir kamuoyu izlenimi
Bu cümlede a media myth, medya haberlerinin birçok insan kabul edene kadar tekrarladığı veya güçlendirdiği, ancak gerçeklerle tam olarak örtüşmeyen bir imaj ya da inançtır. Burada myth, tanrılar veya kahramanlarla ilgili geleneksel bir hikâye değil, yaygın biçimde kabul edilen fakat yanlış bir fikir anlamındadır. Bu ifade, tanıdık bir medya anlatısı ile gerçeklik arasındaki farka işaret eder. Tek başına gazetecilerin bilerek yalan söylediğini öne sürmez; bu izlenim tekrar, basitleştirme veya abartma yoluyla oluşmuş olabilir.
Alıştırma
A media myth ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?
- Doğruluğu tamamen onaylanmış bir medya iddiası
- Gazetecilerin tesadüfen haber yaptığı, tanrılarla ilgili eski bir hikâye
- Medyanın şekillendirdiği, yaygın biçimde tekrarlanan ancak gerçeklere uymayabilecek bir kamuoyu izlenimi
Cevabı göster
Medyanın şekillendirdiği, yaygın biçimde tekrarlanan ancak gerçeklere uymayabilecek bir kamuoyu izlenimi
But the media has not always been negative about Angela Merkel. Dilbilgisi
2:51Ancak medya Angela Merkel hakkında her zaman olumsuz olmamıştır.
has not always been negative about: zaman içindeki kısmi olumsuzluk
has not always been negative about yapısında not, always sözcüğünü sınırlar: medyanın tutumu incelenen dönemin tamamında olumsuz değildi. Bu ifade tutumun değişebilmesine izin verir; bazı haberler olumsuzken bazıları tarafsız veya olumlu olmuş olabilir. Has been, present perfect yapısıdır. Geçmişten ilgili bir şimdiki zaman noktasına kadar uzanan döneme bakar; bu nedenle bir tutumun veya değerlendirmenin zaman içinde nasıl değiştiğini özetlemek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Olumsuz haberlerin bütün dönem boyunca sürmediğini ifade eden hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: The press ____ the plan.
Cevabı göster
has not always been negative about
She is the longest-serving amongst current EU leaders and participated in an estimated 100 EU summits. Notlar
2:55Kendisi mevcut AB liderleri arasında en uzun süre görev yapan kişidir ve tahminen 100 AB zirvesine katılmıştır.
longest-serving: görev süresinde birinci
longest-serving birleşik sıfatı, belirli bir grupta bir görevi herkesten daha uzun süre yürütmüş veya bir kuruma herkesten daha uzun süre hizmet etmiş kişiyi tanımlar. Buradaki karşılaştırma grubu mevcut AB liderleridir. Longest üstünlük derecesidir; serving ise bir görevi yürütmeyi veya bir kuruma hizmet etmeyi anlatır. İki sözcük, görev süresini belirten kısa çizgili tek bir sıfat oluşturur.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki kısa çizgili birleşik sıfatla tamamlayın: Of all the current directors, Priya is the ____ member of the board.
Cevabı göster
longest-serving
participated in: in gerektiren fiil-edat yapısı
Participate in, bir etkinliğe, olaya veya sürece katılmak anlamına gelen standart fiil-edat yapısıdır. Cümlede participated geçmiş zamanı belirtir, in ise katılınan AB zirvelerini yapıya bağlar. Participate bu anlamda normalde geçişsizdir; bu nedenle etkinlik fiilden hemen sonra gelemez. participate in a meeting denir, participate a meeting denmez.
Alıştırma
Cümleyi participate in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: All twelve teams ____ the regional robotics competition last Saturday.
Cevabı göster
participated in
She's often been labeled as the only grown-up in the room, Deyimler
3:03Odasındaki tek yetişkin olarak sıklıkla etiketlenmiştir,
"only grown-up in the room": olgun ve sorumlu davranan tek kişi
Bu cümlede the only grown-up in the room mecazidir. Onun, grupta olgun davranan, sağduyusunu koruyan ve sorumluluk alan tek kişi olarak gösterildiği anlamına gelir; diğer herkesin gerçekten çocuk olduğu anlamına gelmez. The room yalnızca fiziksel bir odayı değil, bir tartışmaya veya karara katılan insanları da temsil edebilir. Bu niteleme onu överken diğerlerinin olgunlaşmamış veya güvenilmez davrandığını da ima eder.
Alıştırma
"Maya was the only grown-up in the room during the crisis," cümlesindeki ifade ne anlama gelir?
- Orada yasal olarak yetişkin olan tek kişi Maya'ydı.
- Olgun ve sorumlu davranan tek kişi Maya'ydı.
- Maya çocuklara göz kulak olması için işe alınmıştı.
Cevabı göster
Olgun ve sorumlu davranan tek kişi Maya'ydı.
so the media has called her the queen of Europe. Deyimler
3:06bu yüzden medya onu Avrupa'nın kraliçesi olarak adlandırdı.
"the queen of Europe": etkiyi anlatan bir medya mecazı
Burada the queen of Europe, Avrupa siyasetinde olağanüstü derecede güçlü veya etkili görülen bir kadın için medyanın kullandığı abartılı bir mecazdır. Kraliyetle veya hukukla ilgili bir unvan değildir ve onun Avrupa'yı gerçekten yönettiği anlamına gelmez. Bu tür nitelemeler, kamuoyundaki bir imajı çarpıcı bir lakapta özetler. Queen otoriteyi ve yüksek statüyü çağrıştırır; dolayısıyla ifade, resmî bir makamı belirtmek yerine medyanın onu nasıl sunduğunu gösterir.
Alıştırma
"The press called Lina the queen of the tech world," cümlesinde bu unvan büyük olasılıkla ne anlatır?
- Tüm teknoloji şirketlerinin yasal sahibidir.
- Teknoloji alanında resmî ve kalıtsal bir makamı vardır.
- O alanda son derece etkili bir kişi olarak gösterilmektedir.
Cevabı göster
O alanda son derece etkili bir kişi olarak gösterilmektedir.
What is true is that following the recent elections in Germany,
3:10Doğru olan şey şu ki, Almanya'daki son seçimlerin ardından,
her successor: onun görevini devralan kişi
Bu cümlede her successor, onun ardından aynı kamu görevini üstlenen kişi anlamına gelir. Successor, görevi üstlenen kişilerin sırasını vurgular: Bir kişi diğerinin ardından görevi devralır. the person who became chancellor şeklindeki açıklayıcı ifade, halefin kim olduğunu belirtir. someone's successor kalıbı, bir kişi başka birinin görevini devraldığında kullanılabilir.
Alıştırma
Ms. Lee emekli oluyor ve Omar onun görevini resmen devralacak. Omar'ı doğru anlatan cümle hangisidir?
- Omar is Ms. Lee's successor.
- Omar is Ms. Lee's interim assistant.
- Omar is Ms. Lee's adviser.
Cevabı göster
Omar is Ms. Lee's successor.
will lack the experience and gravitas that Merkel has gained over her 16 years as chancellor. Kalıp ifadeler
3:17Merkel'in 16 yıllık şansölyeliği boyunca kazandığı deneyim ve ciddiyetten yoksun olacak.
lack the experience and gravitas: fiil yapısı ve resmî anlam
Burada lack geçişli bir fiildir: lack + isim. Bu ifade, halefin Merkel'in on altı yılda edindiği deneyime ve gravitas niteliğine sahip olmayacağını söyler. Fiil olan lack'ten sonra of gelmez. Gravitas, bir lideri ağırlığı olan ve güvenilir biri gibi gösteren ciddi, sakin otoriteyi anlatan resmî bir sözcüktür. Yalnızca ciddi görünmekten fazlasını ifade eder; liderlikle ilişkilendirilen duruş ve otoriteyi anlatır.
Alıştırma
Sözcünün yeterli deneyime veya gravitas'a sahip olmadığını anlatmak için lack fiilini doğru ve doğal kullanan cümle hangisidir?
- The new spokesperson lacks of the experience and gravitas needed for the role.
- The new spokesperson a lack of experience and gravitas needed for the role.
- The new spokesperson lacks the experience and gravitas needed for the role.
Cevabı göster
The new spokesperson lacks the experience and gravitas needed for the role.
But Damien McGuinness in his report for the BBC's from our own correspondent program
3:23Ancak Damien McGuinness, BBC'nin From Our Own Correspondent programı için hazırladığı haberinde
concludes that many people aren't sure which of her nicknames is accurate.
3:28birçok kişinin onun hangi takma adının doğru olduğundan emin olmadığı sonucuna varıyor.
What word does he use to mean phrases or ideas that have become meaningless
3:32Aşırı kullanıldıkları için anlamsız hale gelen
because they've been overused?
3:37ifadeler veya fikirler anlamına gelmek üzere hangi kelimeyi kullanıyor?
But the confusion around these clichés does point to another truth. Anlatım akışı
3:40Ancak bu klişelerin (clichés) etrafındaki kafa karışıklığı başka bir gerçeğe işaret ediyor.
does point to another: bir savda vurgulu does kullanımı
Bu olumlu cümlede does, yalın hâlde kullanılan point fiilini vurgular. does point to, “gerçekten işaret eder” veya “kesinlikle gösterir” anlamına gelir; does sonrasında point yalın hâlde kalır. Cümle önce But ile bir kafa karışıklığı olduğunu kabul eder, ardından vurgulu fiil öbeğiyle dikkati başka bir sonuca yöneltir. Bir sav ileri sürerken do/does/did + fiilin yalın hâli, kuşku duyulabilecek veya gözden kaçabilecek bir iddianın gerçekten doğru olduğunu vurgulayabilir.
Alıştırma
Bir iddiayı güçlendirmek için vurgulu does yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The limited evidence does point to a problem.
- The limited evidence is point to a problem.
- The limited evidence does points to a problem.
Cevabı göster
The limited evidence does point to a problem.
The chancellor is discreet to the point of sometimes being invisible. Dilbilgisi
3:44Şansölye bazen görünmez olacak noktaya varacak kadar temkinlidir (discreet).
discreet to the point of sometimes being invisible: derece ve sonuç
to the point of + isim veya -ing biçimi, “bu sonucun gerçekleştiği ya da neredeyse gerçekleştiği kadar aşırı bir dereceye kadar” anlamına gelir. Burada being invisible, şansölyenin ne kadar göz önünde olmadığını ölçen sonuçtur. Invisible burada mecazidir: Kişi o kadar az dikkat çeker veya o kadar seyrek fark edilir ki yokmuş gibi görünür; kelimenin gerçek anlamıyla görülemez değildir. Bu yapı sonucu çoğu zaman şaşırtıcı, aşırı veya yorumlanmaya değer olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi hedef derece ifadesiyle tamamlayın: She revised the proposal ____ nearly missing the deadline.
Cevabı göster
to the point of
So there's a fascination about what's really going on behind that deadpan exterior. Notlar
3:48Bu yüzden, o duygusuz (deadpan) dış görünüşün arkasında gerçekten neler olup bittiğine dair bir büyülenme var.
what's really going on: görünenin ardındaki gerçeği sormak
Burada what's really going on, “gerçekte neler oluyor” veya “durumun aslı ne” anlamına gelir. Öbek fiil go on burada fiziksel olarak hareket etmek değil, “olmak” ya da “gerçekleşmek” demektir. İfade bir kişinin dışarıdan görünen hâlinin ardını sorguladığı için gizli düşünceleri, duyguları veya nedenleri de kapsayabilir. really, görünüş ile gerçek arasındaki karşıtlığı vurgular.
Alıştırma
“Maya says everything is fine, but I want to know what's really going on.” cümlesinde vurgulanan ifade neyi soruyor?
- Maya'nın genellikle nasıl seyahat ettiği
- Maya'nın gerçek durumu veya duyguları
- Maya'nın ziyaret etmeyi planladığı yer
Cevabı göster
Maya'nın gerçek durumu veya duyguları
deadpan exterior: duygularını belli etmeyen dış görünüş
deadpan, yüzde, seste veya tavırlarda çok az duygu göstermek ya da hiç duygu göstermemek demektir. exterior burada mecazidir: bir nesnenin veya binanın dış yüzeyi değil, kişinin başkalarına gösterdiği dış görünüş anlamına gelir. Bu nedenle deadpan exterior, duyguların okunamadığı dış tavırdır. Başkalarının görebildiği görünüş ile altında bulunabilecek düşünce ve duyguları karşılaştırır; kişinin hiçbir şey hissetmediğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Bir komedyen tamamen ifadesiz bir yüz ve tekdüze bir sesle saçma bir replik söylüyor. Performansı en iyi hangi ifade tanımlar?
- an angry outburst
- a deadpan delivery
- an enthusiastic delivery
Cevabı göster
a deadpan delivery
Angela Merkel may have been in power for more than a decade and a half, Notlar
3:54Angela Merkel on buçuk yıldan fazla süredir iktidarda olmuş olabilir,
more than a decade and a half: on beş yıldan uzun
A decade on yıl, half a decade ise beş yıldır. Bu nedenle a decade and a half on beş yıl demektir; more than a decade and a half on beş yıldan uzun herhangi bir süreyi belirtir, on buçuk yılı değil. Tam zaman birimi a decade and a half ifadesidir ve more than bu miktarın tamamına uygulanır. Görev süresi, kariyer veya ikamet süresi gibi uzun dönemleri özetlemenin doğal bir yoludur.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “on beş yıldan uzun” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The bridge has been open for ____.
Cevabı göster
more than a decade and a half
but people are still not really sure they know who she is.
3:57ama insanlar hala onun kim olduğunu bildiklerinden pek emin değiller.
may have been ... but ...: bir noktayı kabul edip karşıtlık kurmak
may have been in power ..., but ... yapısında may bir ödünleme kurar. Konuşan kişi, onun uzun süredir iktidarda olduğunu önce kabul eder. Normalde bunun halkın onu iyi tanımasını sağlaması beklenir; ancak but, insanların onu gerçekten tanıyıp tanımadıklarından hâlâ emin olmaması gibi beklenmedik bir sonucu getirir. Burada may esas olarak onun iktidarda bulunup bulunmadığına dair şüphe belirtmez. Aktarılabilir may have + geçmiş ortaç ..., but ... kalıbı, geçmişteki veya süregelen bir gerçeği önce kabul edip ardından bu gerçekten beklenebilecek sonuca karşı çıkmayı sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle may have ... but ... yapısıyla önce bir noktayı kabul edip sonra karşıtlık sunuyor?
- The report may have been on the desk; I am not certain.
- The report may have been brief, but it answered every question.
- The report was brief, and I printed two copies.
Cevabı göster
The report may have been brief, but it answered every question.
because they've been overused.
4:07ifadeler veya fikirler anlamında klişeler (clichés) kelimesini kullandı.
clichés: aşırı kullanılmış ifadeler veya fikirler
Cliché, o kadar çok tekrarlanmış bir ifade, fikir, imge veya hikâye unsurudur ki artık yeni ya da özgün gelmez. Clichés bunun çoğul biçimidir. Bu cümlede sözcük tarafsız değildir, bir değerlendirme içerir: bir şeye cliché demek, aşırı kullanımın onu bayat, tahmin edilebilir veya içi boş hâle getirdiğini ima eder.
Alıştırma
Cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? The film's ending was predictable because it relied on the old ___ that love solves every problem.
- stereotype
- idiom
- cliché
Cevabı göster
cliché
People aren't sure which description of her is true
4:10İnsanlar onunla ilgili hangi tasvirin doğru olduğundan emin değiller
She keeps quiet about things so as not to attract attention. Dilbilgisi
4:14Dikkat çekmemek için bazı şeyler hakkında sessiz kalıyor.
so as not to attract attention: olumsuz amaç ifade etmek
So as not to + fiilin yalın hâli, olumsuz bir amaç belirtir: belirli bir sonucu önlemek amacıyla bir eylem yapılır. Burada sessiz kalmak bilinçli bir davranıştır ve amacı dikkat çekmemektir. Standart yapıda not, to sözcüğünden önce gelir: so as not to attract. Bu yapı kişinin niyetini ifade eder; istenmeyen sonucun gerçekten önlendiğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi burada öğretilen daha resmî olumsuz amaç yapısıyla tamamlayın: Please close the door quietly ____ disturb the patients.
Cevabı göster
so as not to
it's hard to know: It + sıfat + to-infinitive yapısı
it's hard to know ifadesinde it, it + be + sıfat + to-infinitive kalıbındaki biçimsel öznedir. hard sıfatı, to know ile belirtilen eylemin zorluğunu değerlendirir; dolayısıyla ifade, cevabı öğrenmenin zor olduğunu anlatır. Burada what she's thinking, bilinmesi zor olan bilgidir. Aynı kalıp easy, difficult veya impossible gibi sıfatlarla ve understand, predict ya da tell gibi eylemlerle kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak it's hard to know ifadesiyle tamamlayın: Without more evidence, ____ whether the claim is true.
Cevabı göster
it's hard to know
she looks deadpan: look + sıfat
she looks deadpan ifadesinde looks bir bağ fiilidir; deadpan ise onun dışarıdan verdiği görünümü anlatan bir sıfat tümlecidir: ciddi ve çok az duygu gösteren ya da hiç duygu göstermeyen. Bu anlamda look, seem gibi çalışır. Öznenin yaptığı bir eylemi belirtmek yerine özneyi doğrudan bir sıfata bağlar.
Alıştırma
Maya'nın dışarıdan görünen durumunu anlatmak için look + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- During the meeting, Maya looked at calm.
- During the meeting, Maya looked calm.
- During the meeting, Maya looked like calm.
Cevabı göster
During the meeting, Maya looked calm.
I wonder if Germany's first ever chancellor had a deadpan exterior. Ton ve niyet
4:28Almanya'nın ilk şansölyesinin de dışarıdan duygusuz görünüp görünmediğini merak ediyorum.
I wonder if + düz cümle söz dizimi
I wonder if, evet ya da hayır cevabı olan bir belirsizliği dolaylı soru veya tahmin olarak ifade eder. Burada konuşan kişi, tarihî kişinin duygularını belli etmeyen bir dış görünüşe sahip olup olmadığını sesli düşünür; yani bunu bir gerçek olarak ileri sürmez. if'ten sonra düz cümle söz dizimi kullanılır: I wonder if + özne + fiil. Doğrudan soru Is it open?, I wonder if it is open. biçimine dönüşür.
Alıştırma
Yumuşatılmış soruyu hedef ifadeyle tamamlayın: ____ the library is still open.
Cevabı göster
I wonder if
Başarıyı öven Well done
Well done, kalıplaşmış bir övgü ifadesidir. Bir yanıtın doğru olduğunu, bir görevin tamamlandığını ya da performansın başarılı olduğunu belirtir; burada tek başına tam bir yanıt oluşturur. Başarıyı belirtmek için well done on + isim veya -ing yapısını kullanın: Well done on the presentation. Well done on finishing early.
Alıştırma
Bir arkadaşınız zor bir bulmacayı az önce çözdü. Hangi karşılık doğal bir övgüdür?
- Well done! You solved it.
- Good luck! You solved it.
- Never mind! You solved it.
Cevabı göster
Well done! You solved it.
Wunderbar: İngilizce konuşmada Almanca “wonderful”
Wunderbar Almancada “harika” veya “mükemmel” anlamına gelir. Bu cümlede doğru bir cevaptan sonra onay belirten kısa bir ünlemdir; sıradan bir İngilizce sözcük değildir. Almancaya bilinçli biçimde geçilmesi Almanya ile ilgili konuya gönderme yapar ve tepkiye şakacı bir hava katar. İngilizce konuşma içinde geçtiğinde bunu anlam taşıyan bir yabancı dil eklemesi olarak değerlendirin.
Alıştırma
Hangi cümlede Wunderbar altyazıdakiyle aynı biçimde kullanılmıştır?
- I will wunderbar the report tomorrow.
- Wunderbar is a common English grammar term.
- Wunderbar! You got the Germany question right.
Cevabı göster
Wunderbar! You got the Germany question right.
Now it's time to recap some of the vocabulary we've mentioned today, Anlatım akışı
4:44Şimdi bugün bahsettiğimiz kelimelerin bazılarını tekrarlama zamanı,
Now it's time to recap: özete geçişi bildirmek
Now it's time to recap bir gözden geçirme bölümünün başlamak üzere olduğunu bildirir. it's time to + fiilin yalın hâli kalıbı sıradaki eylemi gösterir; recap ise daha önce ele alınmış önemli noktaları kısaca özetlemek anlamına gelir. Bir söylem işareti olarak bilgiyi düzenler: Konuşmacı ana tartışmayı bitirip gözden geçirme bölümüne geçmektedir. Ardından önemli sözcüklerin veya fikirlerin tekrarlanması ya da bir araya getirilmesi beklenebilir.
Alıştırma
Bir sunum yapan kişi ana tartışmayı bitirip kısa bir gözden geçirmeye başlıyor. Cümleyi hedef geçiş ifadesiyle tamamlayın: ____ the main ideas from today's lesson.
Cevabı göster
Now it's time to recap
the person in the highest position in a government in some countries.
4:49bazı ülkelerde bir hükümette en yüksek konumdaki kişi.
Hardline describes someone with traditional and strict beliefs that can't be easily changed.
4:53Hardline, kolayca değiştirilemeyen geleneksel ve katı inançları olan birini tanımlar.
A putdown is an insult used to make someone feel stupid or embarrassed.
5:00Putdown, birine kendini aptal veya utanmış hissettirmek için kullanılan bir hakarettir.
they're made to feel less important than they are.
5:07olduklarından daha az önemli oldukları hissettirilir.
And deadpan describes someone's serious facial expression that shows no emotion.
5:16Ve deadpan, birinin duygu göstermeyen ciddi yüz ifadesini tanımlar.
but don't forget there are lots more 6 Minute English programs to enjoy on our website
5:24ancak web sitemizde keyfini çıkarabileceğiniz daha birçok 6 Minute English programı olduğunu unutmayın
You can also find us on social media and on our free app.
5:31Bizi sosyal medyada ve ücretsiz uygulamamızda da bulabilirsiniz.
And if you enjoy topical discussion like in 6 Minute English, Ton ve niyet
5:35Ve 6 Minute English'teki gibi güncel tartışmalardan hoşlanıyorsanız,
if you enjoy ... why not try ...: dostça bir öneri
if you enjoy ..., why not try ... kalıbı önce bir ilgi alanını belirtir, sonra bununla bağlantılı bir seçeneği önerir. Bu cümlede one, diğer podcast'lerden birini ifade eder; why not ise sözcüğü sözcüğüne bir neden sormaz, “birini denemeyi düşünün” anlamında bir öneri sunar. why not ifadesinden sonra why not try veya why not watch örneklerindeki gibi fiilin yalın hâli kullanılır. Bu yapı öneriyi isteğe bağlı ve dinleyicinin ilgi alanına odaklı gösterdiği için doğrudan emir olan Try one ifadesinden daha yumuşaktır.
Alıştırma
Hedef kalıpla dostça öneriyi tamamlayın: If you enjoy science fiction, ____ this novel?
Cevabı göster
why not try
and teach you how to use it in your everyday English.
5:47ve bunları günlük İngilizcenizde nasıl kullanacağınızı öğretiyoruz.
Try it out: bir şeyi uygulamada test etmek veya deneyimlemek
Try something out, bir şeyin işe yarayıp yaramadığını, size uygun olup olmadığını veya keyifli olup olmadığını anlamak için onu uygulamada kullanmak, test etmek ya da deneyimlemek demektir. Try it out ifadesindeki out, seçeneği yalnızca düşünmek yerine gerçekten deneme anlamı katar. Try out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it veya them gibi bir zamirse zamiri fiil ile parçacığın arasına koyun: try it out denir, try out it denmez. Nesne bir isimse hem try out the app hem de try the app out kullanılabilir.
Alıştırma
“Uygulamada test etmek” anlamındaki hedef öbek fiille cümleyi tamamlayın: This keyboard feels unusual, so take a minute to ____ before you buy it.
Cevabı göster
try it out