Elon Musk Neden Tatil Yapmayı Sevmiyor?: İngilizce çalışma notları
Newsthink
Video özeti: Elon Musk’ın sorunlu tatilleri yarıda kesilen balayı, ağır hastalık, fabrika baskısı, aralıksız toplantılar ve olası bir Mars yolculuğunu kapsıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “kicked up his feet” — Deyimler: tekme atmak değil, işten sonra dinlenmek demektir; uzun çabadan sonraki nadir bir molayı anlatır. 2. “nice to have” — Sözcük ve kullanım düzeyi: işte yararlı ama zorunlu olmayan şeyi belirtir; isteğe bağlı öğeleri essential olanlardan ayırır. 3. “do tend to change.” — Dil bilgisi ve kalıplar: do bir eğilimi ölçülü vurgular; böylece takvimin hep değiştiğini söylemeden bir tahmine çekince eklenir.
Bu derste
The man who's too busy trying to solve the world's problems likely deserves a vacation.
0:01Dünyanın sorunlarını çözmeye çalışmakla çok meşgul olan bu adam muhtemelen bir tatili hak ediyor.
kicked up his feet: oturup dinlenmek
Kick up your feet, özellikle çok çalıştıktan sonra oturup dinlenmek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede kicked up his feet, gerçekten mola vermeyi anlatır; kelimesi kelimesine ayakla tekme atmak anlamına gelmez. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: kick up my feet, kick up your feet veya kick up her feet. Bu ifade genellikle rahatça oturmuş, ayaklarını yukarı kaldırmış birini düşündürür.
Alıştırma
Vurgulanan deyimle cümleyi tamamlayın ve iyelik sözcüğünü Mia ile eşleştirin: After cleaning the whole kitchen, Mia sat on the sofa and ____.
Cevabı göster
kicked up her feet
can be counted on one hand: son derece az bir sayı
Can be counted on one hand, sayının son derece az olduğu anlamına gelir. Bir el görüntüsü beş veya daha az sayısını düşündürür; ancak bu ifade çoğu zaman kesin bir sayım değil, abartılı bir vurgudur. Burada gerçek molaların çok seyrek olduğunu vurgular. Yaygın bir yapı the number of times ... can be counted on one hand şeklindedir. Bir şeyin nadir olduğunu anlatır; bir tartışmanın bir yönünü tanıtmaz.
Alıştırma
Cümleyi ‘yalnızca birkaç’ anlamına gelen vurgulanmış ifadeyle tamamlayın: The number of days the library has closed early this year can be ____.
Cevabı göster
counted on one hand
worked out: başarıyla sonuçlandı
it hasn't always worked out ifadesinde work out, “başarıyla sonuçlanmak” veya “iyi bir sonuç vermek” anlamına gelir. Özne olan it, girişimi ya da durumu anlatır; egzersiz yapan bir kişiyi anlatmaz. Bu geçişsiz kullanım; bir planın, düzenlemenin, ilişkinin veya durumun nihai sonucunu değerlendirir. Olumsuz hasn't always worked out biçimi, bazı durumlarda sonucun iyi olmadığını belirtir.
Alıştırma
“After several changes, our plan finally worked out,” cümlesinde worked out ne anlama gelir?
- Birisi bir hesaplamayı çözdü.
- Grup egzersiz yaptı.
- Plan başarıyla sonuçlandı.
Cevabı göster
Plan başarıyla sonuçlandı.
While on his honeymoon with his first wife Justine to catch the 2000 Olympics,
0:17İlk eşi Justine ile 2000 Olimpiyatlarını izlemek için balayındayken,
he got some bad news as soon as they landed at Sydney Airport. Dilbilgisi
0:21Sidney Havalimanı'na iner inmez kötü bir haber aldı.
as soon as: olur olmaz
As soon as, as soon as they landed at Sydney Airport zaman yan cümlesini başlatır. Önce onlar indi, hemen ardından o kötü haberi aldı. as soon as + özne + fiil yapısı iki olayı birbirine bağlar ve aralarında neredeyse hiç zaman olmadığını vurgular.
Alıştırma
“Hemen ardından” anlamındaki üç kelimelik zaman bağlacını kullanarak cümleyi tamamlayın: Please text me ____ you get home.
Cevabı göster
as soon as
precursor to PayPal: PayPal'ın öncülü
Burada the precursor to PayPal, x.com'u PayPal'ın daha sonra geliştiği önceki bir kuruluş olarak tanımlar. Precursor, daha sonraki bir şeye zemin hazırlayan veya ona dönüşen önceki bir şeyi belirtir; yalnızca önce var olmayı değil, tarihsel ya da gelişimsel bir bağı gösterir. Yaygın kalıp a/the precursor to + isim biçimindedir. İş, teknoloji ve tarih anlatılarında erken bir sürümü, kuruluşu, fikri veya olayı daha sonra gelen şeyle ilişkilendirir.
Alıştırma
Hangi cümle gelişimsel bir bağı göstermek için precursor to ifadesini doğal biçimde kullanıyor?
- Maria was a precursor to Daniel as team captain.
- The red folder was a precursor to the blue folder because it was placed there first.
- Early online maps were a precursor to today's navigation apps.
Cevabı göster
Early online maps were a precursor to today's navigation apps.
So much for the honeymoon.: balayı da buraya kadarmış
So much for the honeymoon, keyifli ve sorunsuz dönemin zaten sona erdiğini ya da beklendiği gibi gerçekleşmediğini anlatır. Konuşan kişi, olaylar bir beklentiyi boşa çıkardıktan sonra onu bir kenara atmak için So much for + isim öbeği kalıbını kullanır; ifade çoğunlukla hayal kırıklığı, ironi veya kuru mizah taşır. Burada honeymoon mecazidir: mutlaka bir balayı yolculuğunu değil, kolay ve mutlu bir başlangıç dönemini belirtir. Bu kalıp miktarla ilgili değildir ve bu kullanımda “X hakkında söyleyeceklerim bu kadar” anlamına gelmez.
Alıştırma
Yağmurun planı bozduğunu gösteren sabit ifadeyi tamamlayın: “It's pouring now. So ____ the picnic.”
Cevabı göster
much for
to no avail: sonuç vermeyen bir çaba
Bu cümlede to no avail, başarıya ulaşmadan veya yararlı bir sonuç elde etmeden anlamına gelir. İşini geri almak için ciddi bir çaba gösterdi, ancak bu çaba işe yaramadı. Bu kalıplaşmış ifade genellikle hemen önce anlatılan bir girişime gönderme yapar. Başarısız olan her adımı açıklamadan çaba ile başarısızlığı kısa ve net biçimde birbirine bağlar.
Alıştırma
İki girişimin de başarısız olduğunu belirten resmî ve kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: Mia emailed support twice, but ____.
Cevabı göster
to no avail
He tried to go on his honeymoon again three months later.
0:38Üç ay sonra tekrar balayına çıkmayı denedi.
While at a game reserve in his native South Africa,
0:45Memleketi Güney Afrika'daki bir vahşi yaşam koruma alanındayken,
Musk contracted the deadliest form of malaria and didn't even know it. Kelime
0:48Musk sıtmanın en ölümcül türüne yakalandı ve bunu bilmiyordu bile.
contracted malaria: contract fiilinin tıbbi anlamı
Buradaki contracted, bir hastalığa yakalanmak veya hastalık kapmak anlamına gelen resmî bir fiildir. Contract fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve hastalık doğrudan nesne olarak ardından gelir: contract malaria. The deadliest form of malaria, ölümle sonuçlanma riski en yüksek sıtma türü demektir. Bu ifade, söz konusu türün ne kadar tehlikeli olduğunu anlatır; kişinin başına mutlaka ne geldiğini belirtmez.
Alıştırma
Hangi cümlede contracted bir hastalığa yakalanmak anlamında kullanılmıştır?
- The metal contracted as it cooled.
- After the trip, Lena contracted malaria and began treatment.
- The two companies contracted to share the costs.
Cevabı göster
After the trip, Lena contracted malaria and began treatment.
fell ill: hastalanmak
fell ill ifadesinde fall, “yeni bir duruma geçmek” anlamındadır; “yere düşmek” anlamında değildir. Bu ifade, ABD'ye döndükten sonra hastalandığını anlatır. fall + sıfat yapısı bir durum değişikliğini anlatır. Burada fell, fall fiilinin geçmiş zaman biçimidir; ill ise bir sıfattır.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “hastalandı” anlamına gelen iki kelimelik resmî ifadeyle tamamlayın: During the expedition, two researchers ____ and had to return home.
Cevabı göster
fell ill
doctors misdiagnosed him and he nearly died.
0:54doktorlar ona yanlış teşhis koydu ve neredeyse ölüyordu.
a visiting doctor who happened to have experience with malaria cases Dilbilgisi
0:58tesadüfen sıtma vakalarıyla deneyimi olan misafir bir doktor
happened to have: tesadüfen bir şeye sahip olmak
happened to have ifadesinde happened to, “tesadüfen” veya “öyle denk geldi ki” anlamına gelir. Doktorun sıtma vakalarıyla ilgili deneyimini, bu durum için özellikle ayarlanmış bir şey olarak değil, şanslı bir tesadüf olarak sunar. Yapı happen to + fiilin yalın biçimidir. Cümle geçmiş zamanı anlattığı için happen, happened olur; have ise yalın biçimde kalır.
Alıştırma
Cümleyi, bir şeye sahip olmayı tesadüf olarak sunan ve derste geçen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Luckily, Nina ____ a spare charger.
Cevabı göster
happened to have
blood work: tıbbi testler veya sonuçlar
Blood work, bir kan örneği üzerinde yapılan bir veya daha fazla testi topluca ifade eden tıbbi bir terimdir. Bağlama göre bu testlerin sağladığı bilgi ya da sonuçları da ifade edebilir. Burada saw his blood work, onun test sonuçlarının incelendiği anlamına gelir. Bu ifade, her testin adını ayrı ayrı vermek yerine test bilgilerini bir bütün olarak sunar.
Alıştırma
İngilizce 'The doctor reviewed my blood work,' cümlesinde blood work neyi ifade ediyor?
- Kan içeren bir iş
- Kan örneğinin kendisi
- Kan testleri veya bunlardan elde edilen bilgiler
Cevabı göster
Kan testleri veya bunlardan elde edilen bilgiler
just in time: mümkün olan son anda
Just in time, bir şeyin başarılı olmasına yetecek kadar erken gerçekleştiğini ancak neredeyse hiç zaman kalmadığını ifade eder. Kıl payı yetişme anlamı taşır: küçük bir gecikme sonucu değiştirebilirdi. Burada tedavi, etkisiz hâle gelmeden önce başladı. Cümle, güvenli tedavi fırsatının neredeyse kaçırıldığını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: We reached the station as the doors were closing, so we got on the train ___.
- just in time
- too late
- on time
Cevabı göster
just in time
As Ashlee Vance details in his book about the entrepreneur,
1:09Ashlee Vance'in girişimci hakkındaki kitabında ayrıntılarıyla anlattığı gibi,
the doctor told Musk that if he had turned up a day later, Dilbilgisi
1:12doktor Musk'a bir gün daha geç gelseydi,
the medicine likely would no longer have been effective.
1:15ilacın muhtemelen artık etkili olmayacağını söyledi.
if he had turned up ... would no longer have been effective ile geçmişe yönelik gerçek dışı koşul
Bu, çoğu zaman third conditional denilen, geçmişe yönelik gerçek dışı bir koşul yapısıdır. if yan cümlesinde past perfect olan had turned up kullanılır ve gerçekleşmemiş bir geçmiş olay düşünülür. Burada turned up “geldi, ulaştı” demektir: gerçekte zamanında gelmiş ve bir gün geç kalmamıştır. Sonuç cümlesinde would have + past participle, yani would ... have been effective kullanılır. Bu yapı hayal edilen geçmiş sonucu verir. Likely kesinliği azaltır; doktor, ilacın o zaman büyük olasılıkla artık işe yaramayacağını söylemektedir.
Alıştırma
Parantez içindeki fiillerin doğru biçimleriyle geçmişe yönelik gerçek dışı koşulu tamamlayın: If Lena ____ home five minutes later, she ____ the last bus. (leave; miss)
Cevabı göster
had left · would have missed
intensive care unit (ICU): hastanenin kritik bakım bölümü
Intensive care unit, sürekli izleme ve ileri düzey özel tedavi gerektiren ağır hastalar için ayrılmış hastane bölümüdür. Yaygın olarak ICU şeklinde kısaltılır. Bu terimde unit, bir ölçü birimi değil, hastanenin bir bölümü veya servisi anlamındadır. Orada on gün geçirmek, hastanın ciddi bir durum nedeniyle yatırıldığı anlamına gelir; yalnızca “yoğun” bir normal bakım aldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hastanede sürekli izleme gereken ağır hastalar için özel olarak ayrılan yer hangisidir?
- the intensive care unit
- a general hospital ward
- the emergency department
Cevabı göster
the intensive care unit
took six months to recover: take + süre + to + fiil
Burada took, “belirli bir süre gerektirdi” anlamındadır; “eline aldı” veya “alıp götürdü” anlamına gelmez. Kalıp özne + take + süre + to + fiilin yalın hâli şeklindedir: He took six months to recover. Özne, süreçten geçen kişi veya şeyi; to ile başlayan mastar ise tamamlanan işi belirtir. Bu kalıp, bir sürecin ne kadar zaman gerektirdiğini söylemek için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi take fiilinin geçmiş zaman biçimi ve eksik mastar işaretiyle tamamlayın: The repair ____ three days ____ finish.
Cevabı göster
took · to
an unmanned Orbital Sciences Corporation rocket exploded seconds after liftoff.
1:35Orbital Sciences Corporation'a ait insansız bir roket havalandıktan saniyeler sonra patladı.
was supposed to carry: geçmişteki bir plan veya beklenen görev
Bu cümlede was supposed to carry, malzemeleri taşımanın rokete verilmiş ya da onun için planlanmış görev olduğu anlamına gelir. Yapı, be fiilinin geçmiş zamanı + supposed to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bu yapı daha önceki bir beklentiyi belirtir. Tek başına planın başarısız olduğunu kanıtlamaz; ancak burada daha sonra gerçekleşen patlama bu karşıtlığı oluşturur. Başka bağlamlarda be supposed to bir kuralı da anlatabilir; bu cümle ahlaki bir zorunlulukla değil, görev planıyla ilgilidir.
Alıştırma
Cümleyi be supposed to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The school bus ____ arrive at eight, but it came at nine.
Cevabı göster
was supposed to
but it was perhaps a sign of things to come. Deyimler
1:45ama belki de bu, olacakların bir işaretiydi.
a sign of things to come: geleceğe dair erken bir ipucu
“A sign of things to come”, erken gerçekleşen bir olayın daha sonra benzer veya bağlantılı gelişmeler yaşanacağını düşündürmesi anlamına gelir. Bu olay, gerçek anlamda bir tabela ya da yakında gelecek fiziksel nesneler olarak değil, gelecekteki bir eğilimin ön gösterimi olarak değerlendirilir. Yaygın kalıp X is/was a sign of things to come şeklindedir. Buradaki to come, hikâyenin tamamı geçmiş zamanda anlatılsa bile, söz konusu edilen zamandan daha sonra anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “gelecekteki gelişmelere dair erken bir ipucu” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: That first successful test was ____.
Cevabı göster
a sign of things to come
sonucun beklentiyi doğruladığını gösteren sure enough
“Sure enough”, cümlenin başında kullanılan ve sonraki olayın beklendiği gibi gerçekleştiğini ya da önceki bir ipucunu, tahmini veya şüpheyi doğruladığını belirten bir söylem belirtecidir. Önceki beklentiye gönderme yapar ve onu doğrulayan sonucu tanıtır. Bu altyazıda önceki hazırlığı tamamlar ve ipucunu doğrulayan olayı başlatır. Virgül, ifadenin olayın parçası değil, bir bağlayıcı olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bir hava raporu kar yağacağını tahmin etti. Hangi seçenek hem sonraki olayı anlatır hem de onu açıkça bu tahmine bağlar?
- By the way, snow began to fall.
- For example, snow began to fall.
- Sure enough, snow began to fall.
Cevabı göster
Sure enough, snow began to fall.
The lesson here is don't take a week off.
1:53Buradan çıkarılacak ders, bir hafta izin yapmamaktır.
And Musk has pretty much lived up to that promise with few exceptions. Notlar
1:55Ve Musk birkaç istisna dışında bu söze neredeyse tamamen sadık kaldı.
live up to a promise: bir sözü yerine getirmek
Burada lived up to, birinin sözün gerektirdiği şeyi yaptığı anlamına gelir. Birinin nerede veya nasıl yaşadığını anlatmaz; Musk'ın davranışlarının daha önceki sözle uyuştuğunu belirtir. Kalıp live up to + söz, beklenti, standart, ün veya benzer bir ölçüttür. Eylemlerin ya da sonuçların söylenen veya beklenen şeyle uyuşup uyuşmadığını değerlendirmek için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “beklentileri karşıladı” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın. The new game ____ everyone's high expectations.
Cevabı göster
lived up to
with few exceptions: çok az istisna dışında
With few exceptions genel bir ifadeyi sınırlar: ifade neredeyse her durumda doğrudur, fakat her bir durumda doğru değildir. Few sayının az olduğunu belirtir; dolayısıyla bu ifade hiç istisna olmadığını söylemek yerine bazı istisnalara izin verir. Burada cümlenin sonunda yer alarak iddiayı daha doğru ve daha az kesin hâle getirir. Aynı ifade, ana cümlenin önünde, cümle başında da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “çok az sayıdaki durum dışında” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın. These safety rules apply to every team, ____.
Cevabı göster
with few exceptions
not even: en uç durumda bile istisna yok
Not even, olumsuz bir ifadeyi normalde en güçlü veya en olası istisna gibi görünen durumu da kapsayacak şekilde genişletir. Burada doğum günü, yavaşlamasının beklenebileceği özel bir gündür; ancak konuşan kişi bu durumun da istisna olmadığını belirtir. Kalıp, olumsuz ifade + not even + şaşırtıcı kişi, şey, zaman veya koşul şeklindedir. Olumsuz durumun bu uç örnekte bile istisnası olmadığını göstererek vurgu yapar.
Alıştırma
En olası istisnanın da dışarıda bırakıldığını göstermek için not even kullanan cümle hangisidir?
- Liam didn't invite anyone, not even his best friend.
- Liam invited only his best friend.
- Liam didn't invite everyone, but he invited his best friend.
Cevabı göster
Liam didn't invite anyone, not even his best friend.
he was hard at work at Tesla's factory. Kalıp ifadeler
2:04Tesla'nın fabrikasında harıl harıl çalışıyordu.
hard at work: bir işle yoğun ve dikkatli biçimde uğraşmak
Hard at work, büyük çaba ve dikkatle etkin biçimde çalışmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede onun fabrikadaki işe tamamen yoğunlaştığını gösterir. Buradaki hard, kişinin ne kadar yoğun çalıştığını anlatır; işin kendisinin zor olduğu anlamına gelmez. Yaygın kalıp be hard at work şeklindedir ve ardından sık sık on + isim veya -ing yapısı gelir.
Alıştırma
“Büyük çaba ve dikkatle çalışmakla meşgul olmak” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The engineers are ____ on the safety update.
Cevabı göster
hard at work
I talked about how he's been known to sleep at work. Dilbilgisi
2:09işte uyumasıyla nasıl bilindiğinden bahsetmiştim.
been known to + fiil
Bu cümlede has been known to sleep, iş yerinde uyumasının başkaları tarafından gözlemlenmiş veya onun hakkında aktarılmış bir davranış olduğunu belirtir. Edilgen present perfect yapısı has been known, bu ünü geçmişten bugüne uzanan zamanla ilişkilendirir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp be known to + fiilin yalın hâlidir. Bir eylemi yalnızca bir kez olmuş bir olay olarak değil, bilinen bir alışkanlık, eğilim veya zaman zaman görülen belgelenmiş bir davranış olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, ardından mastar gelen ün kalıbıyla tamamlayın: Maya is ____ bring extra snacks for everyone.
Cevabı göster
known to
He put in 120-hour work weeks Öbek fiiller
2:16Elektrikli otomobil üreticisi, şimdiye kadarki en uygun fiyatlı aracı olan
put in + zaman veya emek
Buradaki put in, zaman veya emek harcamak ya da ayırmak anlamına gelir. He put in 120-hour work weeks, haftalık çalışma süresinin toplamda yaklaşık 120 saate ulaştığını söyler ve işe verdiği zaman ile emeğin miktarını vurgular. Yaygın kalıp put in + zaman veya emek miktarıdır: put in ten hours, put in a long day ya da put in extra effort. in, öbek fiilin bir parçasıdır; bir şey gerçekten başka bir şeyin içine yerleştirilmiyordur.
Alıştırma
Cümleyi ‘ayırdı’ anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The team ____ hundreds of hours before the launch.
Cevabı göster
put in
as the electric automaker struggled to mass produce its most affordable vehicle yet, Kelime
2:19Model 3'ü seri üretmekte zorlanırken
“Most affordable vehicle yet”: üstünlük bildiren ad öbeğinden sonra yet
Burada yet, most affordable vehicle üstünlük bildiren ad öbeğinden sonra gelir. “O zamana kadar” anlamındadır; yani bu araç, üreticinin daha önceki bütün araçlarından daha uygun fiyatlıydı. It has not happened yet. gibi olumsuz cümlelerdeki yet kullanımı değildir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp üstünlük derecesi + ad + yet şeklindedir. Şu ana kadarki bir rekoru belirtirken gelecekteki bir ürünün veya başarının yeni bir rekor kırabilmesine de açık kapı bırakır.
Alıştırma
Cümleyi, üstünlük bildiren bir ad öbeğinden sonra “şu ana kadar” anlamına gelen üç harfli hedef sözcükle tamamlayın: This is the team's strongest performance ____.
Cevabı göster
yet
Taking time off as his employees sweated on the factory floor
2:24Çalışanları fabrika zemininde ter dökerken izin alması
“Out of the question”: tamamen imkânsız veya kabul edilemez
Out of the question, bir şeyin tamamen imkânsız veya kabul edilemez olduğunu belirten bir deyimdir. Bu cümlede izin almak yalnızca düşük ihtimalli değildi; konuşan kişi, çalışanlar çok çalışırken bunun düşünülemeyecek bir seçenek olduğunu anlatır. Yaygın yapı X is/was out of the question şeklindedir. Bu ifade bir seçeneği tamamen eler; bir şeyin soruyla ilgisiz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir seçeneği tamamen eleyen dört sözcüklü deyimle cümleyi tamamlayın: With the airport closed, flying there tonight is ____.
Cevabı göster
out of the question
while the CEO is like off on vacation."
2:33CEO'nun tatildeymiş gibi olmaması gerektiğine inanıyorum."
got over: zor bir dönemi atlatmak
Burada got over, zor bir dönemi geride bırakmak veya onun etkilerinden kurtulmak anlamına gelir. Tesla, Model 3 üretim krizinden çıktı; fiziksel olarak bir şeyin üzerinden geçmedi. get over + sorun, hastalık, aksilik veya zor dönem kalıbı, iyileşmeyi ya da bir şeyin etkilerini geride bırakmayı anlatır. Bu cümlede got geçmiş zamanı gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede get over, zor bir deneyimden kurtulmak veya onu geride bırakmak anlamında kullanılmıştır?
- The child reached over the table for the book.
- The cyclist got over the hill before sunset.
- After the crisis, the team slowly got over the stress it had caused.
Cevabı göster
After the crisis, the team slowly got over the stress it had caused.
but Musk isn't slowing down as he juggles several companies. Deyimler
2:37ancak Musk aynı anda birkaç şirketle uğraşırken yavaşlamıyor.
juggles several companies: birden çok talebi dengelemek
Burada juggles mecaz anlamda kullanılır. Musk aynı anda birkaç şirketi yönetiyor, dikkatini sürekli birinden diğerine çeviriyor ve birbiriyle yarışan talepleri dengeliyor. Gerçek anlamda nesneleri havaya atıp tutmuyor. juggle + çoğul görevler, roller, sorumluluklar veya yükümlülükler kalıbı, birden çok talebi kontrol altında tutmak için gereken çabayı vurgular.
Alıştırma
Birbiriyle yarışan birkaç talebi dengelemeyi anlatan dersteki mecaz fiille tamamlayın: Maya leads two projects and volunteers on weekends, so she has to ____ several responsibilities.
Cevabı göster
juggle
He recently revealed that his brain-machine interface startup Neuralink
2:41Kısa bir süre önce, beyin-makine arayüzü girişimi Neuralink'in
that he says allowed it to control a video game with its mind.
2:47ve bunun maymunun zihniyle bir video oyunu oynamasını sağladığını açıkladı.
A day in the life of Elon Musk involves back to back to back meetings, Kalıp ifadeler
2:56Elon Musk'ın bir günü arka arkaya toplantılarla geçiyor,
back to back to back meetings: ara vermeden art arda toplantılar
“Back to back”, olayların aralarında çok az zaman olacak ya da hiç zaman olmayacak şekilde art arda gerçekleşmesi demektir. Burada “meetings” sözcüğünü niteler ve programın çok dolu olduğunu gösterir; insanların fiziksel olarak sırt sırta durduğunu anlatmaz. Kalıbın “back to back to back” şeklinde tekrarlanması, konuşma dilindeki eğlenceli bir genişletmedir. Uzun ve durmak bilmeyen bir dizi hissini güçlendirir; toplantı sayısının tam olarak üç olması gerekmez.
Alıştırma
Hangi cümle, toplantıların neredeyse hiç ara vermeden art arda geldiğini en güçlü biçimde vurgular?
- I had meetings every now and then.
- I had one meeting after a long break.
- I had back-to-back-to-back meetings all morning.
Cevabı göster
I had back-to-back-to-back meetings all morning.
as he recently explained on the new social media app Clubhouse.
3:02yakın zamanda yeni sosyal medya uygulaması Clubhouse'da açıkladığı gibi.
insane torrents of information: bunaltıcı bilgi selleri
“Torrents of information”, bilgiyi güçlü ve hızlı akan sellere benzetir: çok büyük miktarda bilgi hızla gelir ve onu özümsemek zorlaşır. Cümlede “like” kullanıldığı için anlatımın tamamı bir benzetmedir; gerçek sudan veya dosya indirmekten söz edilmez. Buradaki “insane”, resmî olmayan bir pekiştiricidir. “Aşırı” veya “bunaltıcı” anlamına gelir ve konuşanın hissettiği baskıyı artırır; tıbbi bir tanım değildir.
Alıştırma
“An insane torrent of messages” ifadesindeki benzetme neyi anlatır?
- Dosya paylaşım protokolüyle indirilen mesajlar.
- Gerçek bir nehir hakkındaki mesajlar.
- Çok büyük, hızlı ve bunaltıcı bir mesaj akışı.
Cevabı göster
Çok büyük, hızlı ve bunaltıcı bir mesaj akışı.
The meetings that are scheduled are not like nice to have meetings. Kelime
3:08Planlanan toplantılar öyle olsa da olur türünden toplantılar değil.
nice to have: arzu edilir ama zorunlu değil
İş yeri ve ürün dilinde nice to have, arzu edilen veya yararlı olan fakat zorunlu olmayan bir şeyi belirtir. Burada not ... nice to have bu sınıflandırmayı reddeder: planlanan toplantılar yalnızca isteğe bağlı değil, gerekli olarak sunulur. Bu ifade bir özelliği, toplantıyı veya avantajı önceliğine göre sınıflandırabilir. ‘Yardımcı olur mu?’ sorusuna yes, ‘Mutlaka gerekli mi?’ sorusuna ise no yanıtı verir.
Alıştırma
Arzu edilen fakat gerekli olmayan bir şeyi belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: A bigger break room would be ____, but the fire exits are essential.
Cevabı göster
nice to have
a front-row seat: yakından ve doğrudan erişim
Kelime anlamıyla a front-row seat, bir gösteri veya etkinlikte olup bitene en yakın ön sıra koltuğudur. Burada mecazidir: onunla evli olması, uzaktan bilgi edinmek yerine yaşamına ve düşüncelerine olağanüstü yakın ve doğrudan erişim sağlamıştır. Başka durumlara da aktarılabilen have a front-row seat to something kalıbı, bir şeyi doğrudan gözlemlemek için mükemmel bir konumda olmak demektir. İfade bakış açısının niteliğini vurgular; gözlemcinin olanları kontrol ettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede a front-row seat, örnektekiyle aynı mecazi anlamda kullanılmıştır?
- Working beside the scientists gave Leo a front-row seat to the discovery process.
- Leo read a short summary of the discovery years later.
- Leo bought a front-row seat for Friday's concert.
Cevabı göster
Working beside the scientists gave Leo a front-row seat to the discovery process.
"Extreme success comes at the cost of many other things. Kalıp ifadeler
3:28"Aşırı başarı diğer birçok şeyin pahasına gelir.
comes at the cost of: gerekli bir fedakârlık
Comes at the cost of bir ödünleşmeyi anlatır: bir sonucu elde etmek, başka bir şeyi kaybetmeyi, ona zarar vermeyi veya ondan vazgeçmeyi gerektirir. Burada aşırı başarı, yaşamın diğer alanlarından götüren bir şey olarak sunuluyor. Kalıp X comes at the cost of Y şeklindedir. Cost para olabilir; ancak zaman, sağlık, rahatlık, ilişkiler veya mutluluk da olabilir.
Alıştırma
Bir yararın fedakârlık gerektirdiğini anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: A lower price sometimes ____ lower quality.
Cevabı göster
comes at the cost of
beside the point: ana meseleyle ilgili değil
Beside the point, “ana meseleyle ilgili değil” anlamına gelen bir deyimdir. Fiziksel bir konumu anlatmaz. Bu cümlede mutluluk, aşırı başarı hakkındaki savı etkilemeyen bir unsur olarak ele alınıyor. That detail is beside the point. örneğindeki gibi be + beside the point yapısı kullanılır. Bu ifade, dikkati konuşanın gerçek mesele olarak gördüğü şeye geri çeker.
Alıştırma
“Ana meseleyle ilgili değil” anlamındaki kalıplaşmış deyimle cümleyi tamamlayın: The color of the envelope is ____; the missing signature is what matters.
Cevabı göster
beside the point
essential ingredient: gerekli etkeni anlatan bir tarif mecazı
Burada essential ingredient bir mecazdır. Ingredient normalde bir tarifin parçalarından birini anlatır; ancak bu ifade, takıntılı olmayı olağanüstü başarıya ulaşmak için gerekli bir etken olarak sunar. Bu mecaz, soyut bir savı tarife benzeyen bir modele dönüştürür: Bir sonuç, onu oluşturan bazı parçalara bağlıdır. Essential, bu etkenin gerekli olduğunu söyler; onun tek etken olduğu ya da sonucu tek başına garanti ettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “gerekli bir etken” anlamına gelen iki sözcüklü mecazla tamamlayın: Clear communication is an ____ for effective teamwork.
Cevabı göster
essential ingredient
to be obsessed, be obsessed, be obsessed: tekrarla vurgu
İlk to be obsessed, the essential ingredient ... is to be ... yapısını tamamlar. Daha kısa olan sonraki iki tekrar to sözcüğünü atar ve be obsessed ifadesini paralel birimler hâlinde yineler; bunlar üç ayrı koşul değildir. Aynı ifadeyi üç ritmik vuruşa yerleştirmek tek bir düşünceyi öne çıkarır ve cümleyi güçlü, akılda kalıcı hâle getirir. Tekrar, konuşanın iddiasını güçlendirir; ancak retorik güç bu iddiayı evrensel bir gerçeğe dönüştürmez.
Alıştırma
Alıntıda be obsessed ifadesinin üç kez tekrarlanmasının temel etkisi nedir?
- İki hatadan sonra obsessed sözcüğünü düzeltir.
- İddianın ihtiyatlı ve belirsiz duyulmasını sağlar.
- Ritmik tekrar yoluyla tek bir düşünceyi güçlü biçimde öne çıkarır.
- Takıntılı hâle gelmenin üç farklı aşamasını anlatır.
Cevabı göster
Ritmik tekrar yoluyla tek bir düşünceyi güçlü biçimde öne çıkarır.
nothing less than transitioning the world to sustainable energy Kalıp ifadeler
3:41dünyayı sürdürülebilir enerjiye geçirmekten
Olağanüstü ölçeği vurgulayan nothing less than
Nothing less than güçlü bir vurgu ifadesidir. Burada ardından gelen eylemleri — dünyayı sürdürülebilir enerjiye geçirmek ve uzayda medeniyetler kurmak — olağanüstü derecede büyük ve iddialı bir hedef olarak sunar; bu düzeyin biraz altında bir şey olarak değil. Bu ifade, ölçeği ancak ardından gelen tam tanımın karşılayabileceğini anlatır. Matematikteki less than karşılaştırması değildir ve bu cümlede asgari bir şart da belirlemez.
Alıştırma
Bu cümlede nothing less than ifadesine en uygun yorum hangisidir? Her rescue was nothing less than heroic.
- Beklenenden biraz daha az kahramancaydı.
- Güçlü “heroic” tanımını tamamen hak ediyordu.
- Kahramanca sayılmak için yalnızca asgari şartı karşıladı.
Cevabı göster
Güçlü “heroic” tanımını tamamen hak ediyordu.
If we are able to increase the rate of innovation, Dilbilgisi
3:47Eğer inovasyon hızını artırabilirsek,
Koşul ve sonucu açıkça gösteren If ... then ...
If koşulu, yani yenilik hızını artırabilmeyi tanıtır. Then ise bu koşul altında beklenen sonucu gösterir: yaşam birden fazla gezegene yayılabilir. If ... then ... cümlesinde then mantığı düzenler ve zaman bakımından “ondan sonra” değil, “bunun sonucunda” anlamına gelir. Bu yapı bir tahmini veya sonucu takip etmeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Açık If ... then ... yapısını tamamlayın: ____ the battery is low, ____ charge the tablet before class.
Cevabı göster
If · then
many other successful people make it a point to get away. Notlar
3:57başarılı olan diğer birçok insan uzaklaşmayı bir kural haline getiriyor.
make it a point to + fiilin yalın hâli
Make it a point to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmayı bilinçli biçimde güvence altına almak demektir. Eylemi yalnızca denenebilecek bir şey değil, kişisel bir kural ya da öncelik olarak sunar. Burada başarılı insanlar işten uzaklaşıp dinlenmek için bilerek zaman ayırır. Point, kalıp ifadenin bir parçasıdır; “görüş” ya da “yer” anlamına gelmez.
Alıştırma
“I make it a point to call my grandmother every Sunday,” İngilizce cümlesindeki ifade ne anlatıyor?
- Telefon etmek tesadüfen gerçekleşir.
- Konuşan kişi telefon etmeyi deneyebilir ama bunu planlamaz.
- Telefon etmek bilinçli bir öncelik ya da alışkanlıktır.
Cevabı göster
Telefon etmek bilinçli bir öncelik ya da alışkanlıktır.
get away: kısa süreliğine uzaklaşıp dinlenmek
Burada get away, kısa bir mola için alışılmış işten ya da çevreden ayrılmak demektir. Çoğu zaman dinlenebilmek için yoğun rutinden biraz uzaklaşmayı anlatır. Aynı öbek fiil başka bağlamlarda “kaçmak” anlamına gelebilir, ancak bu cümlede tehlike çağrıştıran hiçbir şey yoktur.
Alıştırma
“After a busy month, we got away for two days,” İngilizce cümlesinde got away ne anlama geliyor?
- Kısa bir mola için alışılmış rutinimizden uzaklaştık.
- Yakın bir tehlikeden kaçtık.
- Başka bir kişiye gitmesini emrettik.
Cevabı göster
Kısa bir mola için alışılmış rutinimizden uzaklaştık.
has been known to relax on his private Caribbean island.
4:03Karayipler'deki özel adasında dinlenmesiyle bilinir.
Netflix CEO Reed Hastings swears by six weeks off every year, Deyimler
4:06Netflix CEO'su Reed Hastings her yıl altı hafta izin yapacağına yemin ediyor
swears by: bir yönteme çok güvenmek
Bu cümlede swears by, bir uygulamanın işe yaradığına inanıp ona çok güvenmek ve onu önermek anlamına gelir. Reed Hastings yemin etmiyor; ifade, her yıl altı hafta izin yapmayı güçlü biçimde onayladığını gösteriyor. Bir şeyin, alışkanlığın, ürünün veya yöntemin bir kişi için deneyimle çok etkili olduğu görüldüğünde swear by + ad yapısını kullanın.
Alıştırma
“Çok güvenmek ve önermek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: After years of testing different routines, Lena ____ her morning walk.
Cevabı göster
swears by
saying he often does his best thinking when he's hiking in a mountain somewhere.
4:10ve en iyi düşüncelerini genellikle bir dağda yürüyüş yaparken bulduğunu söylüyor.
It's hard to imagine a scenario where Musk takes even one week off,
4:14Musk'ın altı haftayı bırakın,
let alone: daha da düşük olasılıklı bir duruma geçmek
Let alone, ilkinden daha zor, daha düşük olasılıklı veya daha uç olan ikinci bir durumu tanıtır. Bir hafta izin yapmak bile hayal edilmesi zorsa altı hafta izin yapmak çok daha zor hayal edilir. Yaygın yapı, olumsuz veya sınırlayıcı bir ifade + let alone + daha uç öğedir. Bir hafta izin ile altı hafta izin gibi iki öğe karşılaştırılabilecek kadar paralel olmalıdır.
Alıştırma
Daha da düşük olasılıklı durumu tanıtan ifadeyle cümleyi tamamlayın: I don't have time to read one chapter, ____ the whole book.
Cevabı göster
let alone
at the rate he's going: onun bu gidişiyle
At the rate he's going, kişinin şu anki hızına veya devam eden davranış biçimine bakarak yargıda bulunmak demektir. Buradaki rate mutlaka ölçülebilir bir sayı değildir; davranışlarının nasıl ilerlediğini de anlatabilir. Bu ifade, hiçbir şey değişmezse gelecekte ne olacağına dair bir tahmin başlatır. Burada yoğun çalışma düzeninin dinlenmeyi giderek daha gerekli hâle getirdiğini ima eder.
Alıştırma
Cümleyi at the rate + özne + be + going yapısıyla ve bir kısaltma kullanarak tamamlayın: ____, we'll reach the campsite before sunset.
Cevabı göster
At the rate we're going
he admits it might be high time for some me time. Deyimler
4:20kendisine biraz zaman ayırmanın vaktinin gelmiş olabileceğini itiraf ediyor.
high time for some me time: kendine zaman ayırmanın çoktan vakti gelmesi
High time, bir şeyin şimdi yapılması gerektiğini ve aslında bir süredir gecikmiş olduğunu belirtir. Buradaki yapı be + high time for + isim öbeğidir: it might be high time for some me time. Me time, dinlenmek veya tek başına hoş bir şey yapmak için ayrılan kişisel zamanı anlatan gayriresmî bir ifadedir. High time ve me time içindeki time tekrarları kafiye ve eğlenceli bir ton oluştururken, might gecikmişlik mesajının sertliğini azaltır.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki iki hedef ifadeyle tamamlayın: After three nonstop weeks, it is ____ for some ____.
Cevabı göster
high time · me time
keep this up: aynı çabayı veya durumu sürdürmek
Bu soruda keep this up, aynı zorlayıcı düzeni veya çaba düzeyini sürdürmek anlamına gelir. this daha önce konuşulan etkinliğe gönderme yapar; up ise öbek fiilin bir parçasıdır ve yukarı yönde hareket anlamı taşımaz. How long can ...? sorusu çoğu zaman yalnızca bir süre sormaz; konuşanın bu durumun devam edebileceğinden kuşku duyduğunu da gösterir. Hâlen devam eden bir davranışın, temponun veya düzeyin sürüp süremeyeceğini sormak için keep + nesne + up kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “aynı zorlayıcı düzeni sürdürmek” anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: "You've been working twelve-hour days. How long can you ____?"
Cevabı göster
keep this up
I was thinking like maybe I should like at some point like take a week off or something. Ton ve niyet
4:27Belki bir ara bir hafta falan izin almalıyım diye düşünüyordum.
Konuşma dolgusu olarak tekrarlanan like
Buradaki üç like da konuşmada kullanılan dolgu sözcükleridir. Hoşlanmak veya benzemek anlamına gelmezler. Konuşan kişi fikrini konuşurken oluşturduğu için like ona biraz düşünme süresi kazandırır, öneriyi yumuşatır ve düşüncenin kesin olmadığını hissettirir. Dolgu sözcüğü olan like dil bilgisi açısından genellikle isteğe bağlıdır: Üçü de çıkarıldığında temel öneri aynı kalır. Yine de konuşmayı yorumlarken önemlidirler; çünkü tereddüdü ve rahat, önceden planlanmamış bir konuşma tarzını gösterirler.
Alıştırma
"I was, like, wondering if we could leave a little earlier," cümlesinde like ne işe yarar?
- Konuşan kişi düşüncesini düzenlerken yaşadığı tereddüdü gösterir.
- Konuşan kişinin düşünmekten hoşlandığı anlamına gelir.
- Erken ayrılmayı başka bir eylemle karşılaştırır.
Cevabı göster
Konuşan kişi düşüncesini düzenlerken yaşadığı tereddüdü gösterir.
Clear my mind: zihnimi boşaltıp berraklaştırmak
Clear my mind, dikkat dağıtan düşünceleri, stresi veya zihinsel karmaşayı bir süreliğine bırakıp yeniden sakin ve net düşünebilmek anlamına gelir. Beyni gerçekten boşaltmayı değil, zihinsel olarak yenilenmeyi anlatır. Yapı clear + iyelik belirleyicisi + mind şeklindedir: clear my mind, clear your mind veya clear her mind. Bu cümlede izin yapmanın amacını belirtir.
Alıştırma
Bu nottaki “dikkat dağıtan düşünceleri geçici olarak bırakmak” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: After a stressful meeting, I took a quiet walk to ____ before answering emails.
Cevabı göster
clear my mind
That won't involve lounging around at the beach, Öbek fiiller
4:31Bunun plajda uzanıp dinlenmeyi içermeyeceği kesin,
Lounging around: pek bir şey yapmadan aylakça dinlenmek
Lounging around, rahatça oturarak veya uzanarak ve çok az şey yaparak zaman geçirmek anlamına gelir. Genellikle tembelce ve acele etmeden dinlenme hissi verir. Burada lounge bir fiildir; bekleme salonu veya dinlenme alanı anlamındaki isim değildir. lounging biçiminin kullanılmasının nedeni, involve fiilinden sonra bir etkinliği adlandırmak için -ing biçiminin gelebilmesidir: won't involve lounging around.
Alıştırma
lounge around ifadesini doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: We had no plans, so we spent the afternoon ____ by the pool.
Cevabı göster
lounging around
which he once said will leave him super duper bored. Kelime
4:34ki bir zamanlar bunun onu aşırı derecede sıkacağını söylemişti.
super duper bored: eğlenceli bir güçlendirici
“Super duper bored” ifadesinde super duper, bored sözcüğünü güçlendirir: özel bir sıkılma türünü değil, çok veya aşırı derecede sıkılmayı anlatır. Burada duper ayrı bir gerçek anlamla kullanılmaz. Eğlenceli ve kafiyeli super duper ifadesini tamamlar; böylece abartı hafif ve esprili duyulur.
Alıştırma
Hangi cümle super duper ifadesinin eğlenceli ve çok gündelik kullanımına en iyi örnektir?
- The report was super duper comprehensive and methodologically rigorous.
- The contract is super duper binding under federal law.
- The puppy was super duper excited about the new toy.
Cevabı göster
The puppy was super duper excited about the new toy.
More like walking outside of a flying plane, Ton ve niyet
4:37Daha çok uçan bir uçağın dışında yürümeye benziyor,
More like: önceki bir tanımı değiştirmek
Bir yanıtın başında kullanılan “More like X”, önceki bir tanımı reddeder veya düzeltir ve konuşmacının daha doğru bulduğu X seçeneğini sunar. Burada, uçmakta olan bir uçağın dışında yürümenin daha uygun bir tanım olduğu anlamına gelir. Bu, like ile yapılan basit bir benzetme değil, söyleneni düzeltmeye yarayan bir söylem hamlesidir. Karşıtlık ciddi veya mizahi olabilir; more like sonrasındaki yeni tanım da çoğu zaman tam bir yan cümle değil, kısa bir ifade olur.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “That exam was easy.” diyor. Hangi yanıt easy sözcüğünü daha doğru bir tanımla değiştirmek için More like kullanıyor?
- Something like exhausting—it took me three hours.
- More likely exhausting—it took me three hours.
- More like exhausting—it took me three hours.
Cevabı göster
More like exhausting—it took me three hours.
which he did in England in 2015 with his second wife Talulah Riley.
4:39bunu 2015'te İngiltere'de ikinci eşi Talulah Riley ile yapmıştı.
If and when he does decide to finally take a real vacation again, Kalıp ifadeler
4:43Eğer bir gün gerçekten tekrar tatil yapmaya karar verirse,
If and when: gerçekleşme ve zamanı belirsiz bırakmak
“If and when”, gerçekleşmeyebilecek ve zamanı bilinmeyen bir olayı anlatır. “If”, olayın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini açık bırakır; “when” ise gerçekleşirse hangi zamana denk geleceğine işaret eder. Birlikte “gerçekleşirse, ne zaman gerçekleşirse gerçekleşsin” anlamını verirler. Bu cümlede konuşan kişi, onun yeniden gerçek bir tatile çıkacağını varsaymıyor. “When” tek başına kullanılsaydı tatil beklenen bir olay gibi duyulurdu; bu nedenle “if and when” daha temkinlidir.
Alıştırma
Cümleyi “onay gerçekleşirse, ne zaman gerçekleşirse gerçekleşsin” anlamındaki üç sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: ____ the permit is approved, we will set a start date.
Cevabı göster
If and when
it might just be aboard a certain starship on a journey out of this world. Deyimler
4:47bu, bu dünyanın dışına çıkacak bir yolculukta belirli bir yıldız gemisinin içinde olabilir.
Out of this world: deyim ve uzay yolculuğu kelime oyunu
“Out of this world” genellikle “son derece iyi, etkileyici veya keyifli” anlamına gelen bir deyimdir. “The view was out of this world.” örneğindeki gibi coşkulu bir övgü olarak sıkça kullanılır. Bu cümlede yıldız gemisiyle yapılan yolculuk, sözcüklerin gerçek anlamını da etkinleştirir: Dünya’dan uzağa yolculuk etmek. Deyimsel övgü ile uzay yolculuğu anlamı aynı anda geçerli olduğu için ifade eğlencelidir.
Alıştırma
Bir planetaryum yeni gösterisini“an experience out of this world” diye tanıtıyor. Bu ifade neden eğlencelidir?
- Hem “muhteşem bir deneyim” hem de “Dünya’nın ötesinde bir deneyim” anlamına gelebilir.
- Deneyimin sıradan ama çok uzakta olduğu anlamına gelir.
- Gösterinin başka bir ülkede yapıldığı anlamına gelir.
Cevabı göster
Hem “muhteşem bir deneyim” hem de “Dünya’nın ötesinde bir deneyim” anlamına gelebilir.
because the trip to Mars would take about six months each way. Kalıp ifadeler
4:53çünkü Mars'a yolculuk tek yönde yaklaşık altı ay sürer.
each way: miktarın iki yöne ayrı ayrı uygulanması
Burada each way, her yön için ayrı ayrı demektir. Dünya'dan Mars'a yolculuk yaklaşık altı ay, Mars'tan Dünya'ya dönüş de yaklaşık altı ay sürer; bu nedenle altı ay gidiş dönüşün toplam süresi değildir. amount + each way kalıbı seyahat süresi, mesafe ve ücretlerle sık kullanılır. Belirtilen miktarın gidiş yoluna bir kez, dönüş yoluna da bir kez uygulanacağını anlatır.
Alıştırma
Bir otobüsün kasabaya gitmesi 30 dakika, geri dönmesi de 30 dakika sürüyor. Bunu doğru anlatan cümle hangisidir?
- The bus ride takes 30 minutes in total.
- The bus ride takes 30 minutes each way.
- The bus ride takes 30 minutes round trip.
Cevabı göster
The bus ride takes 30 minutes each way.
Musk recently said he's highly confident people can visit the red planet Kültür
4:56Musk yakın zamanda insanların kızıl gezegeni
the red planet: Mars'ın yaygın adı
Bu cümlede the red planet, Mars'ın yaygın bir adıdır. Mars'ın yüzeyindeki demir içeren mineraller oksijenle paslanmaya benzer bir şekilde tepkimeye girdiği için gezegen Dünya'dan kızılımsı görünür. Haberlerde, popüler bilim yazılarında ve filmlerde bu ad sık kullanılır. the sözcüğü, bilinen ve belirli bir gezegene işaret eder. Bu ifade, kırmızı görünen herhangi bir gezegen anlamına gelmez; önceki Mars bağlamı hangi gezegenin kastedildiğini gösterir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: Researchers are preparing a mission to the red planet. the red planet neyi ifade ediyor?
- Mars
- Güneş
- Kırmızı görünen herhangi bir gezegen
Cevabı göster
Mars
as early as 2026, Kalıp ifadeler
5:002026 kadar erken bir tarihte ziyaret edebileceğinden son derece emin olduğunu söyledi,
as early as: mümkün olan en erken zaman
as early as 2026 ifadesinde as early as, 2026'yı olayın gerçekleşebileceği en erken zaman olarak belirler. Bu tarihin beklenenden daha erken olduğu anlamını da sıkça taşır. Bu ifade bir olasılık belirtir, söz vermez. Olay 2026'da veya daha sonra gerçekleşebilir; hiç gerçekleşmeyebilir de.
Alıştırma
Şaşırtıcı derecede erken bir zamanda gerçekleşme olasılığını belirten üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The bridge could reopen ____ next spring.
Cevabı göster
as early as
though his timelines do tend to change. Dilbilgisi
5:02gerçi zaman çizelgeleri değişme eğilimindedir.
do tend to change: olumlu cümlede vurgulu do
do tend to change ifadesinde do, vurgu yapan bir yardımcı fiildir. Cümle timelines tend to change biçiminde de dil bilgisi açısından doğru olurdu; ancak do, bu eğilimin gerçekten var olduğunu daha açık biçimde vurgular. Buradaki vurgu, though ile getirilen çekinceyi destekler: tahmin iyimser görünür, fakat konuşmacı zaman çizelgelerinin sık sık değiştiğini kesin bir şekilde hatırlatır. Tend to, bir şeyin düzenli olarak veya büyük olasılıkla gerçekleştiğini belirtir; her seferinde gerçekleştiğini değil.
Alıştırma
Vurgu yapan şimdiki zaman yardımcı fiilini ekleyin: The forecast sounds confident, but launch dates ____ tend to change.
Cevabı göster
do
If you'd like to learn more about space and other planets,
5:04Uzay ve diğer gezegenler hakkında daha fazla şey öğrenmek isterseniz,
my sponsor CuriosityStream has a fascinating original series.
5:07sponsorum CuriosityStream'in büyüleyici bir orijinal dizisi var.
The renowned late physicist pilots a computer-generated spaceship to his favorite places in the universe.
5:14Ünlü merhum fizikçi, bilgisayarla oluşturulmuş bir uzay gemisini evrendeki en sevdiği yerlere sürüyor.
CuriosityStream offers thousands of documentaries about science,
5:19CuriosityStream bilim hakkında binlerce belgesel sunuyor,
Don't forget to use my promo code NewsThink to get the deal.
5:29Fırsatı yakalamak için promosyon kodum NewsThink'i kullanmayı unutmayın.
my YouTube award for surpassing 100,000 subscribers.
5:37100.000 aboneyi aştığım için YouTube ödülüm.