Popüler Çocukları Popüler Yapan Şey Nedir?: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.378 kelime 203 kel/dk

Özet: Statü, görünüş, sosyal beceri ve empati okul popülerliğini şekillendirir; video baskınlığı dostlukla karşılaştırır ve yetişkinliğe uzanan etkileri izler. Başlıca İngilizce noktaları: 1. a bit of a jock. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: spora odaklı bir erkek için kullanılan bu gündelik etiketi ve bazen küçümseyici, kalıplaştırıcı tonunu öğrenin. 2. win other kids over — Deyimsel fiiller: win someone over ifadesinin yenmek değil, çekicilikle sevgi, güven ya da destek kazanmak olduğunu öğrenin. 3. comes back to bite you in the butt. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: eski bir seçimin sonradan sorun çıkardığını mizahi ve gündelik biçimde anlatın; resmî bağlamlarda bu deyimden kaçının.

Bu derste

So often in American high school movies,

0:00

Amerikan lise filmlerinde çok sık olarak,

there's a certain format when you think about the students,

0:02

öğrencileri düşündüğünüzde belirli bir format vardır,

especially in those older films.

0:04

özellikle de o eski filmlerde.

The cliques and the clichés

0:06

Gruplaşmalar ve klişeler

usually involve some alpha male who's a bit of a jock. Kelime

0:08

genellikle biraz sporcu olan bir alfa erkeğini içerir.

Kelime

alpha male: gruptaki baskın erkek klişesi

Bu cümlede alpha male, bir grup içinde özellikle baskın, zorlayıcı veya yüksek statülü olarak sunulan bir erkeğe verilen etikettir. Sosyal hiyerarşinin tepesinde yer alan bir 'alpha' hakkındaki yaygın düşünceden yararlanır. Burada bilimsel bir kişilik türünü tanımlamak yerine Amerikan okul filmlerindeki kalıplaşmış bir karakteri ana hatlarıyla çizer. Bu etiket kişiyi tanıdık bir erkeklik klişesine indirger; dolayısıyla yalnızca 'mükemmel erkek' veya 'en iyi öğrenci' anlamına gelmez.

Alıştırma

Alpha male ifadesinin hangi yorumu cümleye en uygun düşer?

  1. Adı Alpha olan bir erkek
  2. Yalnızca en yetenekli öğrenci olan bir erkek
  3. Grup içinde baskın ve yüksek statülü olarak sunulan bir erkek
Cevabı göster

Grup içinde baskın ve yüksek statülü olarak sunulan bir erkek

Kelime

a bit of a jock: yumuşatılmış bir Amerikan okul etiketi

Jock, sporu seven, çoğu zaman atletik veya kaslı bir erkeği, özellikle okul sporlarıyla ilişkili bir erkek çocuğu ya da genç erkeği anlatan gayriresmî Amerikan İngilizcesidir. Bu cümlede sadece spor müsabakalarına katılan herhangi birini değil, bilinen bir sosyal tipi belirtir. a bit of a + isim kalıbı, birinin bu tipe bir ölçüde uyduğunu anlatır. Etiketi yumuşatır; bu nedenle a bit of a jock, He is a jock cümlesinden daha az kesindir, ancak klişe yine de varlığını sürdürür.

Alıştırma

'Sportif öğrenci klişesine bir ölçüde uyuyor' anlamındaki beş sözcüklü gayriresmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: Ben loves football and spends every lunch break at the gym, so his classmates see him as ____.

Cevabı göster

a bit of a jock

He's handsome and tough,

0:11

Yakışıklı ve çetindir,

but usually gets his comeuppance. Kalıp ifadeler

0:12

ama genellikle hak ettiğini bulur.

Kalıp ifadeler

Get one's comeuppance: hak edilmiş kötü bir sonuç yaşamak

gets his comeuppance ifadesinde gets bir şeyi almak anlamındadır ve his, he öznesiyle uyumludur. Sabit kalıp get one's comeuppance şeklindedir; iyelik sözcüğü özneyle eşleşir. Comeuppance, birinin önceki kötü davranışları yüzünden hak ettiği ceza veya küçük düşürücü sonuçtur. İfade, sonucu yalnızca şanssızlık olarak değil, kişinin kendi davranışlarıyla hak ettiği bir şey olarak değerlendirir.

Alıştırma

Cümleyi get one's comeuppance ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın ve iyelik sözcüğünü özneyle eşleştirin: After cheating his customers for years, the dishonest shop owner finally ____.

Cevabı göster

got his comeuppance

If there's an alpha female,

0:14

Eğer bir alfa dişisi varsa,

the school's hottest chick, Kelime

0:15

okulun en çekici kızı,

well, she often turns out to be mean and insecure. Öbek fiiller

0:17

eh, genellikle kaba ve güvensiz olduğu ortaya çıkar.

Kelime

Hottest chick: cinselleştiren ve eski moda bir ifade

Burada hottest, sıcaklığı en yüksek olan değil, cinsel açıdan en çekici olan anlamındadır. Hot sözcüğünün en üstünlük derecesidir. Chick, genç bir kadın için kullanılan samimi ve biraz eski moda bir sözcüktür. Hottest chick ifadesi kadını çoğunlukla cinsel çekiciliğiyle etiketler; cümle tarafsız ve saygılı bir anlatım sunmak yerine eski okul filmlerindeki bir kalıp yargıyı yansıtır.

Alıştırma

Bir öğrenci, sınıf arkadaşını saygılı biçimde tanıtan bir yazıda şunu yazıyor: Maya is the hottest chick in our class. Bu ifade uygun mudur?

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

Öbek fiiller

turns out to be: gerçeğin sonradan ortaya çıkması

Bu cümlede turns out to be, konuşanın sonradan vardığı sonucu sunar: yüksek statülü görünen kızın sonunda kötü ve özgüvensiz biri olduğu anlaşılır. İfade, önceki izlenim ile daha sonra öğrenilen gerçek arasındaki karşıtlığı gösterir. Yapı, özne + turn out + to be + isim ya da sıfat öbeği şeklindedir. Zaman ve özne uyumu turns veya turned out örneklerindeki gibi turn üzerinde gösterilir; to be ise sonradan anlaşılan kimliği ya da niteliği tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi turn out to be ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The tiny neighborhood café ____ one of the best places we ate all week.

Cevabı göster

turned out to be

Then there's the bespectacled nerd

0:19

Sonra gözlüklü inek öğrenci vardır

or the likable and clumsy stoner Kelime

0:21

veya sevimli ve sakar bir keş

Kelime

stoner: esrarla ilgili gayriresmî bir etiket

Burada stoner, düzenli olarak esrar kullandığı düşünülen bir kişiye yönelik gayriresmî bir etikettir. Popüler kültür bu etikete sık sık sersem, isteksiz veya komik derecede sakar bir görüntü ekler. Bu listede yalnızca sakar birini değil, gençlik filmlerindeki basmakalıp bir karakteri belirtir. Uyuşturucu kullanımıyla olan bağlantı, sözcüğün anlamının merkezindedir. Bir kişinin davranışları tek başına stoner sözcüğünü tarafsız bir tanım hâline getirmez; bu etiket yargılama veya damgalama içerebilir.

Alıştırma

Bu ifadede stoner sözcüğünün hem anlamını hem de gayriresmî üslubunu en iyi koruyan yorum hangisidir?

  1. Sakar veya dalgın herhangi bir kişi için kullanılan tarafsız bir sözcük
  2. Düzenli esrar kullanımıyla ilişkilendirilen bir karaktere yönelik gayriresmî ve potansiyel olarak damgalayıcı bir etiket
  3. Kendisine esrar reçete edilmiş biri için kullanılan resmî bir tıp terimi
Cevabı göster

Düzenli esrar kullanımıyla ilişkilendirilen bir karaktere yönelik gayriresmî ve potansiyel olarak damgalayıcı bir etiket

and the wholesome church-going kid

0:23

ve kiliseye giden düzgün bir çocuk

who really pines for wild excitement. Kalıp ifadeler

0:25

ama aslında içinde vahşi heyecanlar için yanıp tutuşan.

Kalıp ifadeler

pines for: derin ve uzun süren özlem

Burada pines for, derin ve uzun süreli bir arzu duymak anlamına gelir. Çocuk yalnızca heyecanlı bir yaşamın hoş olacağını düşünmez; her zamanki uslu çocuk görüntüsünden çok uzak görünen bir yaşam biçimini güçlü biçimde özler. Yapı pine for + kişi, şey veya deneyim şeklindedir. Genellikle duygusal bir özlem ile istenen şeye ulaşmanın zor olduğu ya da onun uzakta bulunduğu hissini verir.

Alıştırma

Örnekte “pines for wild excitement” neyi ifade ediyor?

  1. Heyecanın sorun çıkaracağı korkusu
  2. Ulaşılması zor görünen heyecana karşı derin ve sürekli bir özlem
  3. Yeni bir şey denemeye yönelik kısa süreli bir merak
Cevabı göster

Ulaşılması zor görünen heyecana karşı derin ve sürekli bir özlem

Is there any truth to these stereotypes?

0:27

Bu klişelerde herhangi bir gerçeklik payı var mı?

Probably yes,

0:29

Muhtemelen evet,

but only you can be the judge of that. Ton ve niyet

0:30

ancak bunun yargıcı yalnızca siz olabilirsiniz.

Ton ve niyet

only you can be the judge of that: son kararı karşı tarafa bırakmak

Only you can be the judge of that, bir şeyin doğru olup olmadığına karar vermesi gereken kişinin sen olduğun anlamına gelir. Judge burada mecazidir: mahkemede hâkimlik yapmak değil, değerlendirmek ve karar vermek demektir. Only, konuşanın dinleyen kişi adına son kararı veremeyeceğini vurgular. Böylece konuşan temkinli bir görüş sunarken sonucu ilgili bilgiye veya deneyime sahip olan kişiye bırakır.

Alıştırma

Konuşan kişi “only you can be the judge of that” diyerek ne yapıyor?

  1. Dinleyeni resmî bir hâkim olarak atamak
  2. Soruyu konuşmayı tamamen reddetmek
  3. Son kararı dinleyene bırakmak
Cevabı göster

Son kararı dinleyene bırakmak

A better question is,

0:32

Daha iyi bir soru şudur:

why do some kids always seem to attract a following? Kalıp ifadeler

0:33

neden bazı çocuklar her zaman peşinden birilerini sürüklüyor gibi görünüyor?

Kalıp ifadeler

Attract a following: kalıcı bir takipçi kitlesi çekmek

attract a following ifadesinde following, bir kişiye düzenli olarak ilgi gösteren, onu destekleyen veya ona hayranlık duyan insan grubunu belirten topluluk adıdır. Tek bir takip etme eylemini anlatmaz. attract a following kalıbı, çekicilik veya etki yoluyla böyle bir grubu kendine çekmek anlamına gelir. Bu soruda bazı çocukların tekrar tekrar akran grubunun merkezi hâline geldiğini düşündürür; resmî yetkileri olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, “sürekli destekleyen veya düzenli olarak izleyen bir grubu kendine çekmek” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The young science presenter explains hard ideas so clearly that she has begun to ____.

Cevabı göster

attract a following

That's what we'll find out today.

0:36

İşte bugün bunu öğreneceğiz.

In this episode of The Infographics Show,

0:37

The Infographics Show'un bu bölümünde,

what makes popular kids popular?

0:39

popüler çocukları popüler yapan şey nedir?

This popularity game isn't just a phenomenon in high school.

0:42

Bu popülerlik oyunu sadece lisede görülen bir fenomen değil.

If you watch young kids interact in primary school or even preschool,

0:45

İlkokulda veya hatta anaokulunda küçük çocukların etkileşimini izlerseniz,

you'll often see a child

0:49

genellikle çok fazla zamanını kendi başına geçiren,

that seems to spend a lot of time by him or herself,

0:50

görmezden gelinen ve bazen biraz üzgün görünen

ignored and sometimes looking slightly sad.

0:52

bir çocuk görürsünüz.

Then you look over to the other end of the playground

0:55

Sonra oyun alanının diğer ucuna bakarsınız

and there's a little tyrant

0:57

ve orada küçük bir tiran vardır

shouting orders and taking charge of pretty much everything. Kalıp ifadeler

0:58

emirler yağdıran ve hemen hemen her şeyin kontrolünü elinde tutan.

Kalıp ifadeler

Taking charge of: kontrolü veya sorumluluğu üstlenmek

Take charge of + isim veya ulaç, bir kişinin, görevin ya da durumun kontrolünü veya sorumluluğunu üstlenmek ve olanları yönlendirmeye başlamak anlamına gelir. Altyazıda taking charge of pretty much everything, shouting orders ile birlikte kullanıldığı için bu liderlik biçimi kontrolcü veya buyurgan duyulur. Ancak ifadenin kendisi mutlaka olumsuz değildir; acil veya belirsiz bir durumda kontrolü ele almak yararlı olabilir.

Alıştırma

Cümleyi, birinin devreye girerek bir görevin kontrolünü üstlendiğini gösteren ders ifadesiyle tamamlayın: When the coach became ill, Maya had to ____ the team's warm-up.

Cevabı göster

take charge of

This is often the popular child,

1:01

Bu genellikle popüler çocuktur,

at least as far as the eye can see. Deyimler

1:02

en azından gözün görebildiği kadarıyla.

Deyimler

as far as the eye can see ifadesinin mecazi kullanımı

As far as the eye can see normalde bir yere bakan kişinin görebildiği bütün mesafeyi belirtir. Bu cümlede ifade, fiziksel görüşten toplumsal gözleme aktarılmıştır: Çocuk, gözlemcinin görebildiği kadarıyla popüler görünmektedir. İfade at least ile birlikte kullanıldığında iddiayı doğrulamak yerine sınırlar. Konuşmacı, daha yakından bakıldığında farklı bir gerçeğin ortaya çıkabileceği ihtimalini açık bırakır.

Alıştırma

Bu cümlede as far as the eye can see nasıl bir işlev görüyor?

  1. Her gözlemcinin çocuğun popüler olduğu konusunda anlaştığını kanıtlar.
  2. İddiayı, dışarıdan gözleme göre doğru görünen şeylerle sınırlar.
  3. Çocuğun fiziksel olarak çok uzak bir mesafeden görülebildiğini söyler.
Cevabı göster

İddiayı, dışarıdan gözleme göre doğru görünen şeylerle sınırlar.

One researcher named Patricia Hawley

1:04

Patricia Hawley adında bir araştırmacı

calls these types of children bi-strategic controllers. Kelime

1:06

bu tür çocukları çift stratejik kontrolcüler olarak adlandırıyor.

Kelime

bi-strategic controllers araştırma terimi

Bi-strategic, “iki” anlamındaki bi- ile strategic sözcüğünü birleştirir. Burada Patricia Hawley’e atfedilen bir araştırma sınıflandırmasının parçasıdır. İki strateji türü; tehdit veya saldırganlık gibi zorlayıcı yöntemler ile iş birliği ve sosyal beceri gibi toplum yanlısı yöntemlerdir. Controllers, bu yöntemleri kaynaklara, etkiye veya statüye erişmek için kullanan çocukları ifade eder. Bu sınıflandırma, aynı çocuğun bazı anlarda saldırgan davranırken yine de iyi sosyal becerilere sahip olabilmesini açıklar; yalnızca iki planı olan herkes için kullanılan bir ad değildir.

Alıştırma

Hangi çocuk bi-strategic controller araştırma terimine en iyi uyar?

  1. Her zaman iş birliği yapan ve hiçbir zaman zorlayıcı taktik kullanmayan bir çocuk.
  2. Bazı durumlarda akranlarını tehdit eden ve etki kazanmak için aynı zamanda ustaca iş birliği yapan bir çocuk.
  3. İki farklı çalışma programı kullanan fakat kaynak edinmek için hiçbir sosyal strateji kullanmayan bir çocuk.
Cevabı göster

Bazı durumlarda akranlarını tehdit eden ve etki kazanmak için aynı zamanda ustaca iş birliği yapan bir çocuk.

There's another name for this that you might know,

1:09

Bunun sizin de bilebileceğiniz başka bir adı daha var,

frenemy. Kelime

1:11

dost görünümlü düşman (frenemy).

Kelime

Frenemy: dostluk ve düşmanlığın bir arada olduğu ilişki

Frenemy, friend ve enemy sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuş bir kelimedir. Dostça görünen veya sosyal çevrende bulunan, ancak aynı zamanda rekabet, kıskançlık ya da düşmanlık gösteren birini anlatır. Burada bu sözcük, hem dostluk hem de karşıtlık içeren bir ilişkiye kolay ve gündelik bir ad verir. Konuşulan daha özel araştırma kavramını yalnızca yaklaşık olarak anlatır; onun tam tanımı değildir.

Alıştırma

Arkadaşın gibi davranırken gizlice seninle rekabet eden birini en iyi hangi sözcük anlatır?

  1. rival
  2. frenemy
  3. enemy
Cevabı göster

frenemy

They dominate and they could be what we call alpha kids.

1:12

Baskındırlar ve bizim alfa çocukları dediğimiz kişiler olabilirler.

Hawley says they will also take stuff from their friends

1:15

Hawley, onların arkadaşlarından bir şeyler alacaklarını

and threaten other children.

1:17

ve diğer çocukları tehdit edeceklerini söylüyor.

Now, while that doesn't sound like it could lead to popularity,

1:19

Şimdi, bu popülerliğe yol açabilecek gibi görünmese de,

she also says they have great social skills

1:22

aynı zamanda harika sosyal becerilere sahip olduklarını

and can be very cooperative.

1:24

ve çok işbirlikçi olabileceklerini de söylüyor.

Still, why are they so popular?

1:26

Yine de neden bu kadar popülerler?

Well, that's partly because they are usually quite charming

1:28

Eh, bu kısmen genellikle oldukça çekici olmalarından

and act in a positive way.

1:31

ve olumlu bir şekilde davranmalarından kaynaklanıyor.

It draws kids to them. Kalıp ifadeler

1:32

Bu, çocukları onlara çeker.

Kalıp ifadeler

Draws kids to them: draw someone to ... kalıbı

Draw + someone + to + someone/something kalıbı, birini bir kişiye, yere, fikre veya etkinliğe “çekmek” anlamına gelir. Bu çekim duygusal olabilir ya da ilgiden kaynaklanabilir; fiziksel hareket içermesi gerekmez. Bu cümlede draws tekil üçüncü kişi fiilidir, kids çekilen gruptur ve to them çocukları çeken kişileri belirtir. Yani onların çekici davranışları çocukların yakınlarında olmak veya onlarla etkileşime girmek istemesini sağlar; kimsenin çocukların resmini yaptığı ya da onları fiziksel olarak çektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Geniş zaman cümlesini tam olarak üç sözcükle tamamlayın: draw sözcüğünün doğru biçimi, ardından children ve sonra to. The space exhibit ____ the museum.

Cevabı göster

draws children to

This confidence of theirs attracts friends Dilbilgisi

1:34

Bu özgüvenleri arkadaşları çeker

Dilbilgisi

confidence of theirs: çift iyelik yapısı

this confidence of theirs, “onların sahip olduğu bu belirli özgüven” anlamına gelir. Theirs daha önce sözü edilen çocukları gösterir ve özgüveni onların dikkat çeken özelliklerinden biri olarak tanımlar. Yapı this/that + isim + of + iyelik zamiri şeklindedir. Buna çift iyelik yapısı denir: this confidence of theirs, that idea of mine. Of sözcüğünden sonra nesne zamiri them değil, theirs kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi Ava ve Noor’u gösteren iyelik zamiriyle biten iki sözcüklü çift iyelik yapısıyla tamamlayın: Ava and Noor stay calm under pressure. This confidence ____ reassures the team.

Cevabı göster

of theirs

and that makes them happy

1:36

ve bu da onları mutlu eder

and this happiness is also said to be magnetizing.

1:37

ve bu mutluluğun aynı zamanda manyetik bir etkisi olduğu söylenir.

Psychology Today goes further, Anlatım akışı

1:41

Psychology Today daha da ileri giderek,

explaining that by the time the kids are around the age of 11, Dilbilgisi

1:42

çocuklar 11 yaş civarına geldiklerinde,

they are already in some kind of clique.

1:45

zaten bir tür grubun içinde olduklarını açıklıyor.

Anlatım akışı

goes further: bir argümanı ileri taşımak

Burada goes further bir hareket betimlemesi değil, tartışmanın ilerlediğini gösteren bir işarettir. Psychology Today’ın daha önce ele alınan noktanın ötesine geçen, daha belirli veya daha güçlü bir iddia eklediğini anlatır. Virgülden sonraki explaining that... bölümü, kaynağın nasıl daha ileri gittiğini gösterir. Ek iddiayı tanıtarak dinleyicinin yeni ayrıntıyı ayrı bir konu olarak değil, önceki tartışmayla bağlantılı olarak anlamasını sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede goes further bir kaynağın argümanı ilerlettiğini gösterir?

  1. The report goes further, arguing that the policy should be replaced.
  2. The chart appears further down the page.
  3. The hikers go further along the trail before sunset.
Cevabı göster

The report goes further, arguing that the policy should be replaced.

Dilbilgisi

By the time ... they are already: o zamana kadar oluşmuş durum

By the time bir referans bitiş noktası sunar: çocukların yaklaşık 11 yaşında olduğu an. Ana cümle, bir tür kliğin içinde olma durumunun en geç bu noktada yerleşmiş olduğunu belirtir. Already o anda mevcut olan sonucu vurgular. by the time + yan cümle ile ana cümledeki already birlikte, bir şeyin belirtilen zamandan önce ya da en geç o zamana kadar gerçekleştiğini veya doğru hâle geldiğini anlatır. Buradaki geniş zaman genel bir örüntüyü sunar; başka zaman çerçevelerinde uygun zaman yapıları kullanılmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi hedef zaman yapısı ve vurgu sözcüğüyle tamamlayın: By ____ the meeting starts, the team will ____ have agreed on a plan.

Cevabı göster

the time · already

But there's one clique more popular than the others

1:47

Ancak diğerlerinden daha popüler olan bir grup vardır

and about 1/3 of young students will be in that clique.

1:50

ve genç öğrencilerin yaklaşık 1/3'ü o grupta olacaktır.

This group engages in a lot of nasty political maneuvering Deyimler

1:52

Bu grup, sosyal statüyü korumak veya geliştirmek için

Deyimler

Hükümet siyasetinin ötesinde political maneuvering

Burada political maneuvering mecazi anlamdadır. Seçimleri veya hükümeti ifade etmez; ittifak kurmak ya da başkalarını dışlamak gibi, klik içinde nüfuz, statü veya kontrol kazanmak için kullanılan hesaplı sosyal hamleler anlamına gelir. Maneuvering açık ve doğrudan eylemden çok dolaylı, stratejik davranışı çağrıştırır. Nasty ile birlikte ifade, anlatıcının onaylamadığını açıkça gösterir.

Alıştırma

Cümlede political maneuvering büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Bir hükümet seçimi için yürütülen resmî kampanya
  2. Statü rekabeti içermeyen dostça sohbet
  3. Grup içinde nüfuz kazanmak için kullanılan stratejik sosyal hamleler
Cevabı göster

Grup içinde nüfuz kazanmak için kullanılan stratejik sosyal hamleler

to maintain or enhance social status, Kalıp ifadeler

1:55

birçok çirkin politik manevraya girer,

Kalıp ifadeler

toplumsal statüyü korumak veya yükseltmek

Bu cümlede maintain “aynı düzeyde tutmak”, enhance ise “yükseltmek veya geliştirmek” anlamına gelir. maintain or enhance social status birlikte, bir kişinin grup içindeki göreli konumunu, gördüğü saygıyı veya etkisini korumak ya da artırmak demektir. Burada social status soyut bir isim öbeğidir. Bir kişinin diğer insanlar arasındaki konumunu ifade eder; çevrim içi durum paylaşımını veya bir işin ilerleme durumunu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “grup içindeki konumlarını korumak veya yükseltmek” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: Some members build alliances to ____.

Cevabı göster

maintain or enhance social status

the researcher said,

1:57

diyor araştırmacı

stating that about 1/10 of students

1:59

ve öğrencilerin yaklaşık 1/10'unun

will be trying to get into this clique,

2:01

bu gruba girmeye çalışacağını,

the hangers-on, Kelime

2:03

yani yancılar olacağını

Kelime

hangers-on: çıkar için yanaşan kişiler

Hangers-on, hanger-on sözcüğünün çoğuludur. İlgi, erişim imkânı veya başka bir yarar elde etmeyi umdukları için daha popüler, güçlü ya da yüksek statülü bir kişinin veya grubun yakınında duran insanları anlatır. Sözcük küçümseyicidir; gerçek dostluk veya tam üyelikten çok bağımlılık ve fırsatçılık çağrıştırır. Bu cümlede hangers-on, kliğe yakın olmak ister ancak grubun çekirdek üyeleri olarak sunulmaz.

Alıştırma

Hangers-on ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Haberleri veya çevrim içi bir hesabı takip eden insanlar
  2. Niyetleri hakkında bir yargıda bulunmadan resmen bir gruba ait olan insanlar
  3. Bir şey elde etmeyi umduğu için daha yüksek statülü bir kişinin veya grubun yakınında duran insanlar
Cevabı göster

Bir şey elde etmeyi umduğu için daha yüksek statülü bir kişinin veya grubun yakınında duran insanlar

and another 1/10 will be natural-born loners. Kelime

2:04

ve diğer 1/10'unun doğuştan yalnızlar olacağını belirtiyor.

Kelime

natural-born loners: doğuştan yalnız kalmaya eğilimli kişiler

Natural-born, bir isimden önce kullanılan bir sıfattır. Bir kişinin bir niteliğe veya eğilime sonradan öğrenerek değil, doğuştan sahipmiş gibi göründüğünü anlatır. Burada natural-born, loners sözcüğünü güçlendirir: grup, doğal olarak yalnız vakit geçirmeye veya sosyal çevrelerin dışında kalmaya eğilimli kişiler olarak tanımlanır. Loner, genellikle yalnız olmayı tercih eden veya gruplara pek katılmayan kişidir. Bu etiket kişinin mutlaka yalnızlık hissettiği, mutsuz olduğu, dışlandığı veya tıbbi bir tanı aldığı anlamına gelmez; bir sosyal davranış biçimini geniş ve basitleştirilmiş şekilde tanımlar.

Alıştırma

Cümleyi, doğuştan yetenekli gibi görünen anlamındaki kısa çizgili ifadeyle tamamlayın: Even before taking lessons, Ava seemed like a ____ musician.

Cevabı göster

natural-born

About half of the students in one school year

2:06

Bir eğitim yılındaki öğrencilerin yaklaşık yarısı

won't care much about popularity

2:08

popülerliği pek umursamayacak

and have their own small group of friends without much politics

2:10

ve fazla politika olmayan kendi küçük arkadaş gruplarına sahip olacak

and they are generally loyal and caring to one another.

2:13

ve genellikle birbirlerine sadık ve şefkatli olacaklardır.

They might only be popular with their group,

2:16

Sadece kendi grupları arasında popüler olabilirler,

but it seems they might also be more content. Kelime

2:18

ama görünüşe göre onlar daha memnun olabilirler.

Kelime

content: memnun anlamındaki sıfat

Burada content, kişinin elindekilerden veya mevcut durumundan memnun ve rahat olduğunu anlatan bir sıfattır. more content ifadesi bu duygunun derecelerini karşılaştırır; dolayısıyla cümle bu grubun kendini daha memnun hissedebileceğini belirtir. Anlamı dil bilgisi yapısı gösterir: content, be fiilinden sonra gelir ve more tarafından nitelenir. Burada ‘bilgi veya materyal’ anlamındaki content ismi kullanılmamıştır.

Alıştırma

Content hangi cümlede memnun anlamına gelir?

  1. The teacher reviewed the content of the essay.
  2. The website needs more content before it launches.
  3. After finishing her work, Lena felt content and relaxed.
Cevabı göster

After finishing her work, Lena felt content and relaxed.

Besides being dominant,

2:20

Baskın olmanın yanı sıra,

psychologists say that when children approach their teens,

2:22

psikologlar, çocuklar ergenliğe yaklaştığında,

just being good-looking will make them popular,

2:25

sadece iyi görünümlü olmanın onları popüler yapacağını söylüyor,

as will athleticism, wealth, strength, Dilbilgisi

2:27

tıpkı atletiklik, zenginlik, güç

and sometimes the fear they impose

2:30

ve bazen dayattıkları korku

or the fashionable clothes they wear.

2:32

veya giydikleri modaya uygun kıyafetler gibi.

Dilbilgisi

Devrik ekleme kalıbı as will athleticism, wealth, strength

Bu cümlede as will athleticism, wealth, strength, atletiklik, zenginlik ve gücün de çocukları popüler yapacağını belirtir. As daha önce söylenen aynı sonuca gönderme yaptığı için make them popular yükleminin tamamını tekrarlamak gerekmez. Kalıp as + yardımcı veya kiplik fiil + öznedir. Will yeni öznelerden önce geldiği için burada devrik yapı vardır: as athleticism will değil, as will athleticism... denir. Yardımcı fiil, atlanan yükleme uygun olmalıdır; as do..., as did... ve as can... buna örnektir.

Alıştırma

Cümleyi kısa as-devrik yapı kalıbıyla tamamlayın: Careful planning will reduce delays, ____ clear communication.

Cevabı göster

as will

While manipulative and aggressive kids may win other kids over Öbek fiiller

2:34

Manipülatif ve agresif çocuklar diğer çocukları kazanabilse de

in the younger years,

2:37

küçük yaşlarda,

Öbek fiiller

Öbek fiil win other kids over

Win other kids over, diğer çocukların onları sevmeye, onlara güvenmeye veya onları desteklemeye başlamasını sağlamak demektir. Cazibe, gerekçeler veya davranışlar yoluyla bir tutum değişikliğini anlatır; çocukları bir yarışmada yenmek anlamına gelmez. Nesne bir isim olduğunda win over ayrılabilir: win the audience over ve win over the audience kullanımlarının ikisi de mümkündür. Zamir kullanıldığında zamir ortaya gelir: win them over denir, win over them denmez.

Alıştırma

Win someone over ifadesini doğru geçmiş zaman biçiminde kullanın: The team doubted her at first, but her honest apology finally ____.

Cevabı göster

won them over

researcher Antonia Suluson says

2:38

araştırmacı Antonia Suluson

that these cool kids will often lose their attraction in high school.

2:40

bu havalı çocukların lisede genellikle çekiciliklerini kaybedeceğini söylüyor.

But there is always nuance when it comes to the human mind. Kalıp ifadeler

2:43

Ancak insan zihni söz konusu olduğunda her zaman ince ayrıntılar vardır.

Kalıp ifadeler

when it comes to: konuyu çerçevelemek

Bu cümlede when it comes to, ele alınan belirli konuyu, yani insan zihnini tanıtır. “Söz konusu olduğunda” veya “konu ... olunca” anlamına gelir; come burada hareket bildirmez. Kalıp when it comes to + isim, zamir veya -ing biçimidir. Konuşanın geniş bir tartışmadan belirli bir alana geçip o alan hakkında yorum yapmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen konu çerçeveleme ifadesiyle tamamlayın: ____ planning a school trip, the weather matters.

Cevabı göster

When it comes to

An Australian study taken in 2015

2:46

2015'te Avustralya'da yapılan bir çalışma

said one of the best assets a kid can have

2:48

bir çocuğun popüler olmak istiyorsa

if he or she wants to be popular

2:50

sahip olabileceği en iyi varlıklardan birinin

is actually mind-reading. Kelime

2:52

aslında zihin okuma olduğunu söyledi.

Kelime

mind-reading: düşünce ve duyguları çıkarma

Burada mind-reading, sosyal ipuçlarından başka insanların ne istediğini, düşündüğünü veya hissettiğini çıkarma becerisini anlatan gündelik bir etikettir. Başka birinin bakış açısını anlamayı veya sosyal kavrayışı ifade eder; birinin kesin düşüncelerine doğaüstü yollarla erişmek anlamına gelmez. Araştırma özeti, sosyal bir avantajı anlatmak için bu canlı ifadeyi kullanır: ipuçlarını fark etmek ve başka birinin bakış açısını düşünmek, uygun tepki vermeye yardımcı olabilir. Bu ifade, bir araştırma teriminden daha geniş ve daha az tekniktir.

Alıştırma

Cümlede mind-reading büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Diğer insanların ne düşündüğünü ve hissettiğini anlamak veya çıkarmak
  2. İnsanların kesin düşüncelerini duymak için doğaüstü güçler kullanmak
  3. Başka bir kişinin söylediği her şeyi ezberlemek
Cevabı göster

Diğer insanların ne düşündüğünü ve hissettiğini anlamak veya çıkarmak

They were talking about young kids, though,

2:54

Gerçi onlar küçük çocuklardan bahsediyorlardı,

ages 2 to 10.

2:56

2 ila 10 yaş arası.

They looked at 2,096 children

2:57

Asya, Avustralya, Avrupa ve Kuzey Amerika'dan

from Asia, Australia, Europe, and North America

2:59

2.096 çocuğa baktılar

and found that those that got on best and were popular Öbek fiiller

3:02

ve en iyi anlaşan ve popüler olanların

knew what the other kids wanted,

3:05

diğer çocukların ne istediğini,

thought, and felt.

3:07

ne düşündüğünü ve hissettiğini bildiklerini buldular.

Öbek fiiller

got on best: başkalarıyla en iyi anlaşmak

Burada got on, başka insanlarla iyi etkileşim kurmak ve iyi ilişkiler içinde olmak anlamına gelir. Best, well sözcüğünün en üstünlük biçimidir; dolayısıyla got on best, sosyal ilişkilerde diğerlerinden daha başarılı olmak demektir. Kiminle olduğu bağlamdan anlaşılır. Kişiyi açıkça belirtirken get on with + kişi yapısını kullanın: She gets on well with her classmates.

Alıştırma

'En iyi ilişkiye sahiptim' anlamındaki üç sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın. Of all my cousins, I ____ with Leo.

Cevabı göster

got on best

They were empathetic.

3:08

Empati kuruyorlardı.

You don't have to be a mean girl to be liked, Kelime

3:09

Sevilmek için kötü bir kız olmak zorunda değilsiniz,

Kelime

Okul ortamında sosyal bir etiket olarak mean girl

Mean girl, okul ortamında ve popüler kültürde kullanılan gayriresmî bir etikettir; yalnızca bir kez kaba davranmış bir kızın sözcüğü sözcüğüne tanımı değildir. Genellikle sosyal açıdan etkili olan ve konumunu kontrol etmek ya da akranlarını incitmek için dışlama, dedikodu, alay veya yönlendirmeyi tekrar tekrar kullanan bir kızı anlatır. Bu cümlede etiket, birinin sevilmek için gerekli olduğunu yanlışlıkla düşünebileceği sosyal bir rolü temsil eder. Konuşmacı bu düşünceyi reddeder.

Alıştırma

Bir okul hikâyesinde mean girl etiketi en güçlü biçimde neyi ifade eder?

  1. Akranlarını kontrol etmek veya incitmek için dışlama ya da sosyal baskıyı tekrar tekrar kullanan bir kız
  2. Yalnızca bir kez kaba davranmış bir kız
  3. Sessiz olan ve tek başına çalışmayı tercih eden bir kız
Cevabı göster

Akranlarını kontrol etmek veya incitmek için dışlama ya da sosyal baskıyı tekrar tekrar kullanan bir kız

but you may have to

3:11

ama sürekli balonun en güzeli olmak istiyorsanız

if you want to constantly be the belle of the ball. Deyimler

3:12

olmak zorunda olabilirsiniz.

Deyimler

“the belle of the ball”: en çok hayranlık gören kadın

The belle of the ball geleneksel olarak bir baloda en çok hayranlık ve ilgi gören kadın ya da kızı ifade eder. Bu cümlede gerçek bir balo olması gerekmez; ifade mecazen sürekli sosyal ilginin merkezinde bulunan kişiyi anlatır. Belle deyimdeki kadın figürüdür, ball ise resmî bir dans etkinliği olan balo demektir. Bu ifade popülerliği canlı, abartılı ve biraz eski moda bir şekilde anlatır.

Alıştırma

Hangi durum birinin “the belle of the ball” olmasına en iyi örnektir?

  1. Hayranlık gören bir kadın, herkesin tanışmak istediği davetlidir.
  2. Bir dansçı odanın öbür ucunda çalan bir zil duyar.
  3. Bir davetli herkesi güldürür ve partiyi canlandırır.
Cevabı göster

Hayranlık gören bir kadın, herkesin tanışmak istediği davetlidir.

The British Journal of Developmental Psychology

3:14

The British Journal of Developmental Psychology

said a similar thing

3:16

başkalarının ne düşündüğünü bilen çocukların

in that kids that know what others are thinking Dilbilgisi

3:17

popüler olma eğiliminde olduğu

tend to be popular

3:19

konusunda benzer bir şey söyledi

Dilbilgisi

İlgili yönü belirtmek için “in that”

Burada in that, derginin hangi belirli açıdan benzer bir iddiada bulunduğunu açıklayan yan cümleyi başlatır: başkalarının ne düşündüğünü anlayan çocuklar popüler olma eğilimindedir. Kalıp, ifade + in that + yan cümle şeklindedir. Bunu bir şeyin içinde bulunmakla ilgili bir söz olarak değil, “özellikle şu açıdan” anlamında okuyun.

Alıştırma

Cümleyi “özellikle şu açıdan” anlamındaki resmî iki kelimelik bağlaçla tamamlayın: The two proposals are alike ____ both protect renters without raising taxes.

Cevabı göster

in that

and they added that sometimes this could be used for kind acts,

3:21

ve bazen bunun nezaket eylemleri için kullanılabileceğini,

but at other times manipulation.

3:23

ama diğer zamanlarda manipülasyon için kullanıldığını eklediler.

It's no wonder school is sometimes called a battleground. Notlar

3:26

Okulun bazen bir savaş alanı olarak adlandırılmasına şaşmamalı.

Kalıp ifadeler

It's no wonder ile şaşırtıcı olmayan bir sonuç bildirmek

It's no wonder, daha önce verilen nedenler ışığında şaşırtıcı görünmeyen bir sonucu bildirir. Burada okulun bir savaş alanı olarak adlandırılmasının önceki açıklamalardan çıkarılabilecek anlaşılır bir sonuç olduğunu gösterir. Aktarılabilir kalıp It is no wonder (that) + yan cümle şeklindedir; that çoğu zaman atılır. Yan cümle beklenen sonucu verir. Buradaki wonder, şaşırmak için bir neden anlamındadır; mucize veya kişinin bir şeyi merak etmesi anlamına gelmez.

Alıştırma

Sonucun şaşırtıcı olmadığını belirten sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: After three days of heavy rain, it's ____ the river is so high.

Cevabı göster

no wonder

Deyimler

Yoğun rekabeti anlatan bir mecaz olarak Battleground

Battleground burada mecaz anlamda kullanılmıştır. Okuldaki sosyal yaşamı insanların rekabet ettiği, taraflar oluşturduğu ve nüfuz için mücadele ettiği bir alan olarak sunarak betimlemeye güçlü bir çatışma duygusu katar. Daha genel olarak, karşıt grupların üstünlük veya kontrol için mücadele ettiği bir yer, konu ya da alan battleground olarak adlandırılabilir. Çevredeki bağlam gerçekten savaştan söz etmiyorsa bu kelime gerçek bir silahlı çatışma anlamına gelmez.

Alıştırma

“Social media has become a battleground for competing political campaigns,” cümlesinde battleground ne anlama gelir?

  1. Hiçbir anlaşmazlığın bulunmadığı barışçıl bir ortam
  2. Yoğun rekabet ve çatışmanın yaşandığı bir yer veya alan
  3. Bir okul spor sahası
  4. Silahlı çatışmanın kesinlikle yaşandığı bir yer
Cevabı göster

Yoğun rekabet ve çatışmanın yaşandığı bir yer veya alan

The same study said jock popularity was indeed a real Kalıp ifadeler

3:28

Aynı çalışma, sporcu popülerliğinin gerçekten gerçek bir

thing, stating older high schoolers will be drawn to strong,

3:31

şey olduğunu söyledi ve büyük lise öğrencilerinin güçlü,

Kalıp ifadeler

a real thing: bir olgunun gerçekten var olduğunu söylemek

Buradaki a real thing fiziksel bir nesneye gönderme yapmaz. Biraz önce bahsedilen sporcu öğrencilerin popüler olması örüntüsünün hayal ürünü ya da önemsiz olmadığını, gerçekten var olduğunu doğrular. Bu samimi kalıp, bir eğilimin, sorunun veya deneyimin gerçekten var olduğunu kabul etmek için X is a real thing biçiminde başka bağlamlara aktarılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, olgunun gerçekten var olduğu anlamına gelen samimi ifadeyle tamamlayın: “Many students experience test anxiety; it's ____.”

Cevabı göster

a real thing

good-looking, athletic, and smartly dressed kids.

3:35

yakışıklı, atletik ve şık giyimli çocuklara ilgi duyacağını belirtti.

But in actuality, said the study,

3:37

Ancak araştırmaya göre, gerçekte

we might just perceive them being more popular.

3:39

biz sadece onların daha popüler olduğunu algılıyor olabiliriz.

They might also be secretly envied or hated by their peers.

3:42

Akranları tarafından gizlice kıskanılıyor veya nefret ediliyor da olabilirler.

Who needs that? Ton ve niyet

3:45

Buna kimin ihtiyacı var ki?

Ton ve niyet

Who needs that?: retorik bir reddediş

Who needs that? dil bilgisi açısından bir sorudur, ancak burada retoriktir: konuşan kişi insanlardan oluşan bir liste istemez. That, biraz önce anlatılan istenmeyen duruma gönderme yapar ve asıl mesaj “Kimse bunu istemez veya değerli bulmaz” şeklindedir. Bu kalıp, bir fikrin değersizliğini apaçıkmış gibi sunarak onu reddetmeyi sağlar. Çevredeki bağlam ile küçümseyen ya da bıkkın bir ton, bu kullanımı gerçek bir bilgi isteğinden ayırır.

Alıştırma

“Another fee just to open an account? Who needs that?” cümlesindeki son soru büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bunu makul olarak kimse istemez.
  2. Konuşan kişi birinin nasıl ödeme yapılacağını açıklamasını istiyor.
  3. Konuşan kişi hangi müşterilerin bu ücrete ihtiyaç duyduğunu soruyor.
Cevabı göster

Bunu makul olarak kimse istemez.

The study said the same thing about tough guys.

3:46

Çalışma, sert adamlar hakkında da aynı şeyi söyledi.

While they might be surrounded by minions, Kelime

3:48

Etrafları yancılarla çevrili olabilse de,

that doesn't necessarily mean they are popular. Dilbilgisi

3:50

bu mutlaka popüler oldukları anlamına gelmez.

Kelime

minions: küçümseyici anlamda itaatkâr takipçiler

Burada minions, güçlü veya korkutucu bir kişinin çevresinde duran ve onun isteklerine itaat eden insanları ifade eder. Sözcük, onları daha düşük konumda ve bağımsızlıktan yoksun kişiler olarak gösterir. Olumsuz tonu önemlidir: bu kişiler gerçek dostlar veya eşit arkadaşlar olarak anlatılmaz. Yanında bulunmaları gerçek popülerlikten çok korku, bağımlılık ya da korunma isteğinden kaynaklanabilir. Burada belirli animasyon karakterlerine değil, sıradan bir ortak isme gönderme yapılmaktadır.

Alıştırma

Cümlede minions, sert tiplerin çevresindeki kişiler hakkında ne ima ediyor?

  1. Onlara hizmet eden veya itaat eden boyun eğmiş takipçiler
  2. Onları gerçekten seven yakın arkadaşlar
  3. Onlarla eşit düzeyde çalışan meslektaşlar
Cevabı göster

Onlara hizmet eden veya itaat eden boyun eğmiş takipçiler

Dilbilgisi

doesn't necessarily mean: bir sonucu sınırlamak

Bu cümlede doesn't necessarily mean, yardakçılarla çevrili olmaktan popüler olma sonucuna varan çıkarımı zayıflatır. Dışarıdan görülen işaret bu sonuçla uyumlu olabilir, ancak sonucu garanti etmez. X doesn't necessarily mean Y kalıbı, Y'nin yine de doğru olabileceğini söyler; konuşan kişi yalnızca X'in Y'yi kanıtladığını reddeder. Kanıtı veya ilişkiyi kesin bir sonuçtan ayırmak için yararlı bir ihtiyat ifadesidir.

Alıştırma

Sonucun yanlış olduğunu söylemeden, sonucun garanti edildiği düşüncesini reddeden üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: A large audience ____ the speaker is persuasive.

Cevabı göster

doesn't necessarily mean

Humans are not primates

3:53

İnsanlar primat değildir

and we don't have the same dominance hierarchy

3:54

ve daha gelişmiş ve karmaşık zihinlere sahip olduğumuz için

because we have more developed and complex minds.

3:56

aynı hakimiyet hiyerarşisine sahip değiliz.

In fact,

3:59

Aslında,

what really makes popular kids more popular

3:59

popüler çocukları gerçekten daha popüler yapan şey

is when they have great impulse control.

4:02

harika bir dürtü kontrolüne sahip olmalarıdır.

They might get angry,

4:04

Kızabilirler,

but only when it is called for. Öbek fiiller

4:05

ama sadece gerektiği zaman.

Öbek fiiller

Called for: duruma göre gerekli veya uygun

when it is called for ifadesindeki called for, bir şeyin o durumda gerekli, haklı veya uygun olduğu anlamına gelir. It, birinin çağırdığı bir nesneyi değil, değerlendirilen öfkelenme tepkisini belirtir. Edilgen be called for yapısı, bir eylemin, tepkinin veya önlemin koşullara uygun olup olmadığını değerlendirmeyi sağlar. Bir şey is called for ise onu yapmak için geçerli bir neden vardır.

Alıştırma

called for hangi cümlede o durumda ‘gerekli veya uygun’ anlamındadır?

  1. I called for help when I saw the smoke.
  2. A stronger response may be called for if the problem gets worse.
  3. The manager called for me while I was at lunch.
Cevabı göster

A stronger response may be called for if the problem gets worse.

Most studies state that those dominant kids who may seem popular,

4:07

Çoğu çalışma, popüler gibi görünen baskın çocukların,

but are distrusted, disloyal, or too aggressive

4:10

kendilerine güvenilmeyen, sadakatsiz veya çok agresif olanların,

are actually not as popular as we might think. Dilbilgisi

4:12

aslında düşündüğümüz kadar popüler olmadığını belirtiyor.

Dilbilgisi

Not as popular as we might think: beklenenden daha düşük bir derece

not as + sıfat/zarf + as kalıbı iki dereceyi karşılaştırır ve birincisinin daha düşük olduğunu söyler. not as popular as we might think ifadesinde çocukların gerçek popülerlik düzeyi, insanların hayal edebileceği düzeyden daha düşüktür. Bu, onların hiç popüler olmadığı anlamına gelmez. we might think yan cümlesi karşılaştırma noktasını, yani insanların önceki beklentisini verir.

Alıştırma

Cümleyi not as ... as karşılaştırmasıyla tamamlayın: The hike was ____ difficult ____ we expected.

Cevabı göster

not as · as

Psychologists state that these kids are often unhappy on the inside Deyimler

4:15

Psikologlar, hepimiz gerçek sevgiden ve samimi dostluklardan tatmin olduğumuz için,

as we all get fulfillment from true love and sincere friendships. Kalıp ifadeler

4:18

bu çocukların içlerinde genellikle mutsuz olduğunu belirtiyor.

Deyimler

Gizli duyguları anlatan “on the inside”

Burada on the inside, bir kişinin başkalarına göstermediği duyguları veya iç dünyasını ifade eder. Kişinin dışarıdan nasıl göründüğü ya da davrandığıyla karşıtlık kurar: Çocuklar iyi veya özgüvenli görünebilir ama içten içe yine de mutsuz olabilirler. Bu kullanım, ‘iç taraf’ anlamındaki inside sözcüğünün mecazi bir uzantısıdır. Duygular veya karakter hakkında kullanıldığında gerçek olan fakat başkalarının kolayca göremediği bir yönü anlatır.

Alıştırma

“Maya smiled at everyone, but she was worried on the inside,” cümlesinde on the inside ne anlama gelir?

  1. Başkalarına göstermediği duygularında
  2. Bir odanın içinde
  3. Kıyafetlerinin altında
Cevabı göster

Başkalarına göstermediği duygularında

Kalıp ifadeler

“Get fulfillment from”: bir şeyden derin tatmin elde etmek

Bu cümlede get fulfillment from, bir şeyden derin bir tatmin, amaç veya anlam duygusu elde etmek demektir. from edatı bu duygunun kaynağını gösterir: İnsanlar bu duyguyu gerçek sevgi ve samimi dostluklar sayesinde elde eder. Fulfillment, kısa süreli bir mutluluk anından daha derin ve daha kalıcıdır. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp get fulfillment from + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

get fulfillment from kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın ve get sözcüğünü özneye uygun biçime getirin: Leo ____ mentoring younger players.

Cevabı göster

gets fulfillment from

But why trust the experts? Anlatım akışı

4:21

Peki ama uzmanlara neden güvenelim?

Anlatım akışı

But why trust the experts? ile retorik geçiş

Burada But why trust the experts? retorik bir geçiş sorusudur. Konuşmacı, uzmanların güvenilmez olduğunu ileri sürmek için değil, merak uyandırmak ve dinleyicileri farklı bir bakış açısına, yani gençlerin kendi görüşlerine hazırlamak için önceki kanıt kaynağını kısa süreliğine sorgular. But why + fiilin yalın hâli...? kalıbı, bir düşünce çizgisini kesip dikkati başka yöne çevirebilir. But bir dönüşe işaret eder; öznesiz why sorusu da sorgulamayı kısa ve etkili kılar.

Alıştırma

But why trust the experts? sorusu açıklamanın bu noktasında temel olarak ne yapıyor?

  1. Önceki kanıtı kısa süreliğine sorgular ve dikkati başka bir bakış açısına çevirir.
  2. Uzmanların dürüst olmadığını kanıtlar.
  3. Nasıl uzman olunacağına ilişkin talimat ister.
Cevabı göster

Önceki kanıtı kısa süreliğine sorgular ve dikkati başka bir bakış açısına çevirir.

What do high school kids think about what makes others popular?

4:23

Lise öğrencileri başkalarını neyin popüler yaptığı hakkında ne düşünüyor?

This was asked on a forum

4:25

Bu bir forumda soruldu

and here are some of the answers.

4:26

ve işte cevaplardan bazıları.

One high school senior said social skills was one thing,

4:28

Bir lise son sınıf öğrencisi sosyal becerilerin bir şey olduğunu,

but also having some particular skill you are very good at.

4:30

ama aynı zamanda çok iyi olduğunuz özel bir beceriye sahip olmanın da gerektiğini söyledi.

You must have both.

4:34

İkisine de sahip olmalısınız.

The sociability might be an important factor here

4:35

Burada sosyallik önemli bir faktör olabilir

as sometimes great minds tend to be less sociable.

4:37

çünkü bazen harika zihinler daha az sosyal olma eğilimindedir.

We might call these young adults nerds or geeks. Kelime

4:40

Bu genç yetişkinlere inek veya bilgisayar kurdu diyebiliriz.

Kelime

nerds or geeks: gayriresmî etiketler ve tonları

Bu cümlede nerds ve geeks, entelektüel veya uzmanlık gerektiren konularla yakından ilgilenen kişiler için kullanılan gayriresmî etiketlerdir. Sözcüklerin anlamları örtüşür; ancak nerd genellikle akademik veya çok çalışkan bir imajı, geek ise belirli bir konuya duyulan derin ilgiyi ve o konudaki bilgiyi çağrıştırır. Bu etiketlerin hiçbiri kişinin sosyal becerilerinin zayıf olduğunu kanıtlamaz. Konuşmacıya, ilişkiye ve topluluğa bağlı olarak iki sözcük de gurur, sevgi, takılma veya hakaret ifade edebilir.

Alıştırma

Değerlendirme: nerd olumlu olabildiği için resmî bir ortamda yeni bir iş arkadaşına nerd demek her zaman güvenlidir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

The genius Elon Musk said he was always a bit different

4:43

Dahi Elon Musk her zaman biraz farklı olduğunu

and for that he said he was continually bullied in school,

4:46

ve bu yüzden okulda sürekli zorbalığa uğradığını

enough to traumatize him. Dilbilgisi

4:49

ve onu travmatize edecek kadar olduğunu söyledi.

Dilbilgisi

enough to traumatize him: sonuç bildiren enough to + fiil yapısı

Burada enough to traumatize him, zorbalığın kalıcı duygusal zarar verebilecek bir düzeye ulaştığı anlamına gelir. Enough, sürekli zorbalığa uğramanın ne kadar ağır olduğuna gönderme yapar; travmanın kendisini “yeterli” diye nitelemez. enough to + fiilin yalın hâli yapısı, bir eşiği ve sonucunu gösterir: bir şeyin derecesi veya miktarı, sonraki eylemin ya da sonucun gerçekleşmesi için yeterlidir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için enough, to ve carry sözcüklerini doğru sıraya koyun: The box was light ____.

Cevabı göster

enough to carry

Musk's first wife once said,

4:51

Musk'ın ilk eşi bir keresinde şöyle demişti:

"I don't think people understand how tough he had it growing Dilbilgisi

4:52

"Bence insanlar onun

up. He was a really lonely kid."

4:55

büyürken ne kadar zorlandığını anlamıyor. O gerçekten yalnız bir çocuktu."

Dilbilgisi

how tough he had it growing up: koşulları anlatan have it + sıfat yapısı

Burada how tough he had it growing up, çocukluğu boyunca koşullarının ve deneyimlerinin ne kadar zor olduğu anlamına gelir. It belirli bir nesneye gönderme yapmaz; tough onun kişiliğini değil, yaşadığı hayatı anlatır. have it + sıfat yapısı bir kişinin durumunu değerlendirir: have it easy, have it hard veya have it rough. Have, had it örneğindeki gibi zamana göre değişir; tough önündeki how ise söz konusu zorluk derecesini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için had, it ve tough sözcüklerini doğru sıraya koyun: With no heat in the cabin, we ____ that winter.

Cevabı göster

had it tough

Michael Phelps said he was also bullied a lot,

4:57

Michael Phelps de çok fazla zorbalığa uğradığını söyledi,

but said he channeled his anger into his training regimen. Kalıp ifadeler

5:00

ancak öfkesini antrenman programına yönlendirdiğini söyledi.

Kalıp ifadeler

Bir duyguyu etkinliğe yönlendirmek: channeled his anger into

Burada channeled his anger into, öfkesinin davranışlarını kontrol etmesine izin vermek yerine öfkesinden gelen enerjiyi antrenmana yönlendirdiği anlamına gelir. Tekrar kullanılabilen yapı channel + duygu veya enerji + into + etkinlik veya hedef şeklindedir. Güçlü bir duyguyu odaklanmış eyleme dönüştürmeyi anlatır; duygu yok edilmez, başka bir yöne aktarılır.

Alıştırma

Cümleyi channel fiilinin geçmiş zaman biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: Maya ____ her frustration ____ writing a song.

Cevabı göster

channeled · into

Most people on the forum agreed,

5:03

Forumdaki çoğu kişi aynı fikirdeydi,

being good at socializing and having some kind of talent

5:04

sosyalleşmede iyi olmak ve bir tür yeteneğe sahip olmak

was key to high school popularity. Kalıp ifadeler

5:07

lisede popülerliğin anahtarıydı.

Kalıp ifadeler

Be key to + isim veya -ing biçimi: was key to

Bu cümlede was key to, lise popülerliği için “çok önemliydi” anlamına gelir. Uzun özne olan “sosyalleşmede iyi olmak ve bir tür yeteneğe sahip olmak”, bu sonuç için önemli bir koşul olarak sunulur. be key to yapısında to bir edattır. Ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelir: key to success, key to this veya key to improving.

Alıştırma

Cümleyi improve fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Regular practice is key to ____ your balance.

Cevabı göster

improving

Another person was maybe more cynical

5:09

Belki de daha alaycı olan başka bir kişi

and even had her own equation for popularity. Deyimler

5:11

kendi popülerlik denklemine bile sahipti.

Deyimler

Mecaz olarak equation for popularity

Burada equation for popularity bir mecazdır. Bir denklem normalde matematiksel nicelikleri ilişkilendirir; ancak konuşmacı popülerliği çeşitli sosyal “değişkenlerden” hesaplanabilecek bir sonuç gibi ele alır. Bu ifade, karmaşık ve öznel bir sosyal düşünceye şakacı bir matematik biçimi verir. Kanıtlanmış bir matematik yasasını değil, sonucu etkilediği varsayılan bir dizi faktörü anlatır; bağlamdaki mizah önemlidir.

Alıştırma

“The equation for a good trip includes planning, flexibility, and luck,” cümlesinde “equation for a good trip” ne anlama gelir?

  1. İyi bir yolculuğu garanti eden kesin bir matematik yasası
  2. İyi bir yolculuğa götürdüğü düşünülen faktörlerin birleşimi
  3. Yalnızca sayılarla yazılmış bir seyahat bütçesi
Cevabı göster

İyi bir yolculuğa götürdüğü düşünülen faktörlerin birleşimi

This combined looks, friends, number of enemies, rejections,

5:13

Bu; görünüşü, arkadaşları, düşman sayısını, reddedilmeleri

and who is following you on Instagram.

5:17

ve sizi Instagram'da kimin takip ettiğini birleştiriyordu.

She believed mathematically you could work out your popularity, Öbek fiiller

5:19

Matematiksel olarak popülerliğinizi hesaplayabileceğinize inanıyordu,

but it's likely she was joking.

5:22

ama muhtemelen şaka yapıyordu.

Öbek fiiller

Work out your popularity: bir sonucu hesaplamak

Bu cümlede work out, bilgiden yararlanarak bir sonucu hesaplamak veya çıkarmak anlamına gelir. Mathematically sözcüğü bizi bu sayısal anlama yönlendirir; your popularity ise tahmin edilen sonuçtur. Burada spor yapmak ya da popülerlik durumunu iyileştirmek anlamına gelmez. Work out the total veya work out the average örneklerinde olduğu gibi, nesne neyin hesaplandığını gösterir.

Alıştırma

“Using the survey results, we can work out the average score,” cümlesinde “work out” ne anlama gelir?

  1. Puanla ilgili bir tartışmayı çözmek
  2. Ortalama puanı hesaplamak
  3. Puan yükselene kadar egzersiz yapmak
Cevabı göster

Ortalama puanı hesaplamak

So, what if you are popular or were

5:24

Peki, ya popülerseniz veya

popular? What does this mean for later

5:26

popülerdiyseniz? Bu, sonraki

life? One study led by Joseph P. Allen,

5:27

hayat için ne anlama geliyor? Virginia Üniversitesi'nden Psikoloji Profesörü

Hugh P. Kelly Professor of Psychology at the University of Virginia,

5:30

Joseph P. Allen tarafından yönetilen bir araştırma,

looked at 184 US teens

5:33

184 ABD'li genci inceledi

and followed them for 10 years from age 13 to 23.

5:35

ve onları 13 yaşından 23 yaşına kadar 10 yıl boyunca takip etti.

According to that study,

5:39

O çalışmaya göre,

being popular comes back to bite you in the butt. Deyimler

5:40

popüler olmak dönüp dolaşıp sizi vuruyor.

Deyimler

comes back to bite you in the butt: sonradan başına dert olmak

“Comes back to bite you in the butt”, daha önce yapılan veya peşinden gidilen bir şeyin ileride kişiye sorun çıkarması demektir. Buradaki “bite” mecazidir: sonuç geri dönerek sorumlu olan ya da etkilenen kişiye zarar verir. Bu cümlede ifade, bir araştırmanın bildirdiği gecikmiş olumsuz sonucu özetler. Gerçek bir ısırmadan söz etmez ve bu sonucun herkesin başına geleceğini iddia etmez.

Alıştırma

Geçmişteki bir kararın sonradan sorun yaratmasını anlatan deyimi tamamlayın: Ignoring that small leak may ____ you in the butt.

Cevabı göster

come back to bite

They said the popular kids in high school

5:42

Lisede popüler olan çocukların

were more likely to have problems with drugs, alcohol, Dilbilgisi

5:44

uyuşturucu, alkol ile sorun yaşama olasılığının daha yüksek olduğunu,

and even have more chance of becoming involved in crime.

5:47

ve hatta suça karışma şanslarının daha fazla olduğunu söylediler.

Dilbilgisi

more likely to have: daha yüksek olasılık belirtmek

“More likely to have”, bir karşılaştırma grubuna, koşula veya ölçüte göre bir şeye sahip olma ya da bir şeyi yaşama olasılığının daha yüksek olduğunu belirtir. “More” karşılaştırmayı gösterir, “likely” olasılığı değerlendirir ve “to have” sonucu tanıtır. “Will have” anlamına gelmez. Araştırma raporlarında göreli bir ilişkiyi belirtir; tek başına farkın büyüklüğünü vermez ve bir etkenin diğer sonuca neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Okuyun: In the survey, commuters who took the train were more likely to report delays than commuters who drove. “more likely to report delays” ne anlama gelir?

  1. Trenle işe gidip gelenlerin gecikme bildirme olasılığı, otomobille gidenlerden daha yüksekti.
  2. Trenle işe gidip gelen herkes bir gecikme bildirdi.
  3. Trene binmenin her gecikmeye neden olduğu kanıtlandı.
Cevabı göster

Trenle işe gidip gelenlerin gecikme bildirme olasılığı, otomobille gidenlerden daha yüksekti.

The study also followed those cool kids in school

5:49

Çalışma ayrıca okulda sözde olgun

who showed pseudo-mature Kelime

5:52

davranışlar sergileyen o havalı çocukları da takip etti.

behaviors. These are the reckless kids,

5:53

Bunlar pervasız çocuklar,

Kelime

pseudo-mature behaviors: yetişkin gibi görünen ama gerçekten olgun olmayan davranışlar

pseudo- ön eki “sahte” veya “yalnızca görünüşte olan” anlamına gelir. Burada pseudo-mature behaviors, yetişkinlere özgü, cesur ya da sofistike görünen ancak gerçek olgunluk veya sağlıklı muhakeme göstermeyen davranışlardır. Bu etiket görünüş ile gerçeği ayırır: riskli veya yetişkinlerle ilişkilendirilen şeyler yapmak birini daha büyük gösterebilir, ancak o kişiyi sorumlu ya da duygusal açıdan olgun yapmaz.

Alıştırma

Hangi açıklama pseudo-mature behavior ifadesine en uygundur?

  1. Sağlıklı yetişkin muhakemesi ve sorumluluk gösteren davranış
  2. Yetişkinlere özgü görünen ama gerçek olgunluk göstermeyen davranış
  3. Yalnızca çok küçük çocukların yaptığı davranış
Cevabı göster

Yetişkinlere özgü görünen ama gerçek olgunluk göstermeyen davranış

the kids that first smoke, sneak into movie theaters,

5:55

ilk sigara içen, sinemalara gizlice giren,

damage property,

5:58

mülke zarar veren

or tell you how they reached second base Deyimler

5:59

veya siz sahaya bile yaklaşmamışken

when you haven't even been near the field.

6:00

size ikinci üsse (öpüşme/sevişme) nasıl ulaştığını anlatan çocuklar.

Deyimler

reached second base ... near the field: genişletilmiş bir beyzbol metaforu

Bu cümlede reached second base, romantik veya cinsel temasın daha yakın bir aşamasına geçmeyi anlatan, Amerikan beyzboluna dayalı bir örtmecedir. Gerçek bir maçta ikinci kaleye dokunmayı anlatmaz. “Kalelerin” sınırları konuşana ve gruba göre değişir; bu nedenle ifade tek bir kesin eylemden çok, kişinin sahip olduğunu iddia ettiği deneyimi belirtir. Near the field aynı beyzbol metaforunu devam ettirir. Birinin field yakınına bile gelmediğini söylemek, o kişinin bu tür deneyiminin çok az olduğunu veya hiç olmadığını mizahi biçimde anlatır. Ortak imge espriyi oluşturur ve övünme ile deneyimsizlik arasındaki karşıtlığı güçlendirir.

Alıştırma

reached second base ve near the field ifadelerindeki espriyi oluşturan nedir?

  1. Second base akademik başarı, field ise okul anlamına gelir.
  2. İki ifade de romantik veya cinsel deneyim düzeylerini karşılaştırmak için beyzbol metaforunu devam ettirir.
  3. Bir beyzbol maçında farklı yerlerde duran iki oyuncuyu anlatırlar.
Cevabı göster

İki ifade de romantik veya cinsel deneyim düzeylerini karşılaştırmak için beyzbol metaforunu devam ettirir.

Not surprisingly, these

6:02

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bu

kids, as the Hollywood movies often portray,

6:04

çocuklar, Hollywood filmlerinin sıklıkla tasvir ettiği gibi,

became more delinquent

6:06

daha fazla suça meyilli hale geldiler

until it started to make them less popular and more reckless.

6:07

ta ki bu onları daha az popüler ve daha pervasız yapmaya başlayana kadar.

The study said they would take part in riskier and more criminal acts

6:10

Çalışma, daha büyük akranları arasında popülerlik kazanmak için

to gain popularity with older peers,

6:13

daha riskli ve daha suç teşkil eden eylemlere katılacaklarını,

but it was a dead-end street. Deyimler

6:15

ancak bunun çıkmaz bir sokak olduğunu söyledi.

Deyimler

Geleceği olmayan bir yolun mecazı olarak a dead-end street

Bu cümlede a dead-end street, kalıcı başarıya götüremeyecek bir hareket tarzının mecazıdır. Riskli ve suç niteliğindeki davranışlar bir süre ilgi çekebilir, ancak ileriye doğru işe yarar bir yol sunmaz. Bu imge, içinden geçilip devam edilemeyen bir sokaktan gelir: ilerlemeyi sürdürürseniz sonunda durmanız ya da geri dönmeniz gerekir. Bu ifade geleceği olmayan bir planı, kariyeri, ilişkiyi veya stratejiyi de anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede a dead-end street ne anlama geliyor?

  1. İlgi çekebilecek ancak kalıcı bir geleceği olmayan bir strateji
  2. Hızla daha fazla popülerliğe ulaştıran bir kestirme yol
  3. Çocukların gerçekten geçtiği tehlikeli bir yol
Cevabı göster

İlgi çekebilecek ancak kalıcı bir geleceği olmayan bir strateji

As for the kids that were only popular for their looks or bravado, Notlar

6:17

Sadece dış görünüşleri veya kabadayılıkları için popüler olan çocuklara gelince,

Anlatım akışı

Konu değişimi işareti olarak As for

As for, konuşmacının sırada ele almak istediği kişi veya şeyi tanıtır. Burada konu, popüler çocuklardan oluşan bir gruptan görünüşleri ya da kabadayılıkları sayesinde popüler olan çocuklara geçer. Yapı, As for + isim öbeği şeklindedir ve ardından o konu hakkında bir yorum gelir. Konu değişimini işaretleyerek bilgilerin düzenlenmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Bir etkinlikteki yemeklerden söz ettiniz ve şimdi müzikten söz etmek istiyorsunuz. Hangi cümle konu değişimini doğal biçimde yapar?

  1. Because of the music, many guests stayed longer.
  2. As for the music, the live band was excellent.
  3. For example, the live band was excellent.
Cevabı göster

As for the music, the live band was excellent.

Kelime

bravado: gerçek cesaret değil, sergilenen cesurluk

Bu cümlede bravado, başkalarını etkilemek için sergilenen cesur ya da sert bir tavır anlamına gelir. Genellikle bu gösterinin abartılı olduğunu ve korku ya da güvensizliği gizleyebileceğini düşündürür. Bravado sayesinde kazanılan popülerliği yüzeysel görmek, etkileyici bir gösteriyle gerçek cesareti veya karakteri karşı karşıya getirir. Başka durumlara aktarılabilecek fikir yalnızca cesur olmak değil, etki yaratmak için cesurmuş gibi davranmaktır.

Alıştırma

Cümledeki bravado sözcüğünü en iyi hangi açıklama karşılıyor?

  1. İyi bir amaç uğruna tehlikeyle yüzleşmeye yönelik gerçek bir isteklilik
  2. Güvensizliği gizleyebilen gösterişli bir cesurluk
  3. Başkalarının duygularına yönelik sıcak bir ilgi
Cevabı göster

Güvensizliği gizleyebilen gösterişli bir cesurluk

the study said in later life this became a problem.

6:20

çalışma ileriki yaşamda bunun bir sorun haline geldiğini söyledi.

These previously cool teens appeared less competent, socially, and otherwise,

6:23

Daha önce havalı olan bu gençler, genç yetişkinliğe ulaştıklarında

than their less cool peers by the time they reached young adulthood,

6:27

sosyal ve diğer yönlerden, daha az havalı akranlarından daha az yetkin görünüyorlardı,

said the researchers.

6:30

dedi araştırmacılar.

Because their early relationships weren't grounded in empathy and love, Deyimler

6:32

İlk ilişkileri empati ve sevgiye dayanmadığından,

in adult life they struggled to form lasting relationships. Kalıp ifadeler

6:36

yetişkin yaşamlarında kalıcı ilişkiler kurmakta zorlandılar.

Deyimler

grounded in empathy and love: sağlam bir temel üzerine kurulmak

Burada weren't grounded in, bu ilişkilerin temelinde söz konusu duyguların bulunmadığını belirtir. İlişki mecazi olarak bir yapıya benzetilir; empati ve sevgi, yapının temelini sağlamlaştıran niteliklerdir. be grounded in + isim veya isim öbeği kalıbı; bir fikrin, kararın, uygulamanın ya da ilişkinin bir ilke, gerçek veya değer tarafından sağlam biçimde desteklendiğini belirtir. Yalnızca gevşek bir bağlantıyı değil, güvenilir bir temeli vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede grounded in, örnektekiyle aynı ‘temeli olma’ anlamındadır?

  1. The teenager is grounded for missing curfew.
  2. The proposal is grounded in data collected over ten years.
  3. All flights are grounded because of the storm.
Cevabı göster

The proposal is grounded in data collected over ten years.

Kalıp ifadeler

form lasting relationships: kalıcı ilişkiler kurmak

Burada form “kurmak”, lasting ise “uzun süre devam edebilen” anlamındadır. Birlikte form lasting relationships, biriyle yalnızca bir kez tanışmayı değil, istikrarlı insan bağları kurmayı ifade eder. Yapı form + sıfat + relationships şeklindedir. Sıfat, form close relationships veya form professional relationships örneklerinde olduğu gibi kurulan bağın türünü açıklar.

Alıştırma

Cümleyi bu notta açıklanan ve “zaman içinde devam eden bağlar kurmak” anlamına gelen üç sözcüklü eşdizimle tamamlayın: After moving to a new city, Maya joined a club to ____.

Cevabı göster

form lasting relationships

So, are you in high school right now?

6:39

Peki, şu anda lisede misiniz?

And if so, can you add to this?

6:41

Ve eğer öyleyse, buna ekleyebileceğiniz bir şey var mı?

We've all been there, Deyimler

6:43

Hepimiz o yollardan geçtik,

so what do you think about these studies?

6:44

peki bu çalışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Deyimler

We've all been there: hepimiz bunu yaşamışızdır

We've all been there, “hepimiz benzer şekilde zor, utandırıcı veya tanıdık bir durum yaşamışızdır” anlamına gelen bir deyimdir. There fiziksel bir yeri değil, bir deneyimi gösterir. Konuşan kişi bunu empati kurmak ve karşısındakine yaşadığı deneyimin anlaşılabilir olduğunu hissettirmek için kullanır. All, herkesin birebir aynı şeyi yaşadığı yönünde gerçek anlamlı bir iddia değil, dostça bir genelleme olabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “I forgot my lines during the school play.” diyor. Hangi yanıt ortak bir deneyime dayalı anlayış göstermek için bu ifadeyi kullanıyor?

  1. We've all been there—you are not alone.
  2. We all went there after school.
  3. We've been waiting there since noon.
Cevabı göster

We've all been there—you are not alone.

Do they mirror your experience? Deyimler

6:45

Sizin deneyiminizi yansıtıyorlar mı?

Deyimler

Mirror your experience?: mirror fiilinin mecazi kullanımı

Burada mirror bir fiildir. Do they mirror your experience? sorusu, çalışmaların gösterdiği örüntünün kişisel olarak yaşadıklarınızla yakından uyuşup uyuşmadığını sorar. Bu kullanım mecazidir. Bir şey başka bir şeyi mirror ettiğinde onu yansıtır veya onunla yakından örtüşür; fiziksel bir aynadan söz edilmez.

Alıştırma

Hangi cümlede mirror, “gerçek bir deneyimle yakından örtüşmek” anlamında mecazi olarak kullanılmıştır?

  1. I checked my face in the mirror before leaving.
  2. I reflected on my first day at school.
  3. The report's findings mirror what I see at work.
Cevabı göster

The report's findings mirror what I see at work.

Let us know in the comments.

6:47

Yorumlarda bize bildirin.

Also, be sure to check out our other video

6:48

Ayrıca, Özel Okul ve Devlet Okulu adlı

called Private School versus Public School.

6:50

diğer videomuzu da mutlaka izleyin.

Thanks for watching and as always,

6:52

İzlediğiniz için teşekkürler ve her zaman olduğu gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

6:54

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

6:56

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.