Beni Taklit Etmeyi Bırak! | Taklitçi | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
222 kelime 182 kel/dk

Video özeti: Bluey ile babasının şakalarla geçen sabah yürüyüşü, yaralı küçük bir muhabbet kuşu bulmalarıyla ciddileşir. Kuşa dikkatle sıcak bir yatak hazırlar, onu veterinere götürmeye karar verir ve arabada güvenli biçimde taşımanın pratik bir yolunu bulurlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Well, good that we can agree on that then. — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Görünüşte karşı tarafı onaylayan bir sözün, samimi bir kabul yerine şakacı bir iğneleme veya hafif bir karşılık olarak kullanılabileceğini anlayın; well ve then sözcüklerinin bu takılma tonunu nasıl çerçevelediğini fark edin. 2. as light as a feather. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu yaygın benzetmenin birinin veya bir şeyin çok hafif olduğunu canlı biçimde anlattığını tanıyın ve benzer etkileyici karşılaştırmalar kurmak için as…as kalıbını kullanın. 3. What if the seat belt doesn't fit? — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: What if…? yapısıyla olası bir sorunu gündeme getirin ve gerçekten gerçekleşirse ne yapılması gerektiğini sorun; bunu özellikle plan yaparken, birine yardım ederken veya somut bir kaygıyı dile getirirken kullanın.

Bu derste

Bluey.

0:00

Bluey.

I am Bluey and I stink like a monkey's butt. Deyimler

0:16

Ben Bluey ve bir maymunun poposu gibi kokuyorum.

Deyimler

stink like a monkey's butt: saçma ve abartılı bir benzetme

stink like... ifadesinde like bir benzetme kurar. A monkey's butt bilerek seçilmiş saçma ve nahoş bir görüntüdür; bu yüzden ifade “çok kötü kokmak” anlamına gelir. Birinin gerçekten bir maymunun kokusunu kontrol ettiğini anlatmaz. Bu abartı, hakareti çocukça bir takılma gibi gösterir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp stink like + nahoş bir şey şeklindedir ve kötü bir kokuyu canlı ve komik biçimde anlatır.

Alıştırma

Burada stink like a monkey's butt esas olarak ne anlama geliyor?

  1. Bluey'nin bir maymunla tanışmak istediğini söylüyor.
  2. Şaka yollu bir şekilde Bluey'nin çok kötü koktuğunu söylüyor.
  3. Bluey'nin bir maymunu taklit ettiğini söylüyor.
Cevabı göster

Şaka yollu bir şekilde Bluey'nin çok kötü koktuğunu söylüyor.

I am Bluey and I stink like a monkey's butt.

0:18

Ben Bluey ve bir maymunun poposu gibi kokuyorum.

Well, Ton ve niyet

0:21

Pekâlâ,

good that we can agree on that then.

0:22

en azından bu konuda anlaşmamız güzel.

Ton ve niyet

Well, good that we can agree on that then: şakacı bir ortak sonuç

Good that... konuşma dilinde It's good that... ifadesinin kısaltılmış biçimidir. agree on that “az önce sözü edilen konu hakkında aynı görüşü paylaşmak” anlamına gelir; then ise yanıtı “öyleyse” duygusuyla kapatır. Burada konuşan kişi ciddi bir görüşmenin sonucunu belirtmiyor. Diğer kişinin kaba sözünü, ikisinin de paylaştığı bir sonuçmuş gibi şakacı biçimde ele alıyor ve bunu takılan bir karşılığa dönüştürüyor.

Alıştırma

Konuşan kişi bu sahnede bu cümleyle ne yapıyor?

  1. Söz hakkında resmî bir görüşme başlatıyor.
  2. Söze yanıt vermeyi reddediyor.
  3. Kaba sözü, ikisinin de paylaştığı bir sonuçmuş gibi şakacı biçimde ele alıyor.
Cevabı göster

Kaba sözü, ikisinin de paylaştığı bir sonuçmuş gibi şakacı biçimde ele alıyor.

Time for my morning walk. Kalıp ifadeler

0:24

Sabah yürüyüşü vaktim geldi.

Kalıp ifadeler

Time for + isim öbeği: sıradaki etkinliği duyurmak

Time for + isim öbeği, bir etkinliğin artık başlaması gerektiğini kısaca duyurur. Burada my morning walk etkinliğin adıdır; dolayısıyla konuşan kişi yürüyüşün başlamak üzere olduğunu söylüyor, saatin kaç olduğunu sormuyor. Bu yapı, It's time for + isim öbeğinin eksiltili biçimidir. Time for lunch örneğinde olduğu gibi rutin etkinlikler ve planlar için de kullanılabilir.

Alıştırma

Kısa Time for + isim duyurusunu kullanın: The food is ready. ____ lunch.

Cevabı göster

Time for

Time for my morning walk.

0:26

Sabah yürüyüşü vaktim geldi.

I like to walk really far.

0:27

Gerçekten uzağa yürümeyi severim.

And I like to walk like this, Dilbilgisi

0:29

Ve bu şekilde yürümeyi severim,

like those guys in the Olympics.

0:32

Olimpiyatlardaki o adamlar gibi.

Dilbilgisi

like this ... like those guys in the Olympics: yapılış biçimi ve karşılaştırma

Vurgulanan bölümde like, aynı şekilde veya benzer biçimde anlamına gelir; hoşlanmak anlamındaki fiil değildir. Like this, konuşan kişinin gösterdiği hareket biçimini belirtirken like those guys in the Olympics hareketleri örnek alınan kişileri belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp eylem fiili + like + kişi veya şey biçimindedir: move like this; run like an athlete. Aynı cümlenin önceki bölümündeki I like to walk farklı bir yapıya sahiptir: like ana fiildir, to walk ise kişinin sevdiği etkinliği belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede like, beğeniyi veya kibar bir isteği değil, bir hareketin nasıl yapıldığını gösterir?

  1. I would like to go home.
  2. I like this new game.
  3. Copy me and move your arms like this.
Cevabı göster

Copy me and move your arms like this.

Morning,

0:38

Günaydın,

Wendy.

0:39

Wendy.

Do you know I like to smack my bum as hard as I can? Notlar

0:40

Kendi popoma olabildiğince sert vurmayı sevdiğimi biliyor muydun?

Kelime

smack my bum: Britanya ve Avustralya İngilizcesinde gündelik bir ifade

Bu cümlede smack my bum, “açık elle kendi popoma hızlı ve sertçe vurmak” demektir. Smack, hafif bir pat hareketine göre daha keskin ve çoğu zaman daha sesli bir vuruş anlatır; my, konuşanın bunu kendi bedenine yaptığını gösterir. Bum, özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde kalça ya da popo için kullanılan gayriresmî bir sözcüktür. Burada tüm ifade resmî bir anlatım değil, çocukça bir beden şakasıdır.

Alıştırma

Hangi cümle bum yerine daha tarafsız bir beden bölgesi sözcüğü kullanırken temel eylemi korur?

  1. I smacked my bottom.
  2. I smacked my thumb.
  3. I kissed my bottom.
Cevabı göster

I smacked my bottom.

Dilbilgisi

as hard as I can: yetenek sınırını gösteren as ... as + can kalıbı

As hard as I can, “kullanabildiğim en büyük güçle” demektir. Hard eylemin derecesini anlatır, can ise konuşanın yetenek sınırını gösterir; burada izin anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp as + sıfat/zarf + as + özne + can şeklindedir. As fast as I can veya as quietly as you can örneklerinde olduğu gibi, öznenin ulaşabildiği en yüksek dereceyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi quickly ve as ... as I can kalıbıyla tamamlayın: I'll finish the report ____.

Cevabı göster

as quickly as I can

Where were you on that one? Ton ve niyet

0:51

Bunu neden tekrar etmedin?

Ton ve niyet

Where were you on that one?: sitem ve hesap sorma ifadesi

Bu bağlamda Where were you on that one? gerçek bir yer sorusu değildir. “Bu olay olduğunda neden fark etmedin, yardım etmedin ya da devreye girmedin?” anlamına gelir. Konuşan kişi, harekete geçmesi beklenen bir anda hiçbir şey yapmadığı için dinleyeni sorumlu tutar. On that one, sitemi o belirli olay veya sorunla sınırlar. İlişkiye, söyleyiş biçimine ve olayın ciddiyetine göre soru şakayla karışık bir sitem ya da ciddi bir hesap sorma gibi duyulabilir.

Alıştırma

Konuşan kişi bu bağlamda ne demek istiyor?

  1. O olay sırasında neden devreye girmedin?
  2. Şimdi hangi olayı konuşmak istiyorsun?
  3. O olay sırasında fiziksel olarak neredeydin?
Cevabı göster

O olay sırasında neden devreye girmedin?

Where were you on that one?

0:52

Bunu neden tekrar etmedin?

Grrr!

0:54

Grrr!

Stop copying me!

0:56

Beni taklit etmeyi bırak!

Hey Dad,

0:59

Hey Baba,

stop.

0:59

dur.

It's a bird.

1:01

Bu bir kuş.

But it's on the ground.

1:03

Ama yerde.

It's a little budgie. Kelime

1:05

Bu küçük bir muhabbet kuşu.

Kelime

budgie: budgerigar sözcüğünün günlük kısaltması

Budgie, evcil hayvan olarak sıkça beslenen küçük bir papağan olan budgerigar sözcüğünün yaygın ve günlük kısaltmasıdır. Britanya ve Avustralya İngilizcesinde budgie günlük hayatta kullanılan normal sözcüktür; tam ad daha resmîdir veya kesin tanımlama gerektiğinde daha yararlıdır. It’s a little budgie cümlesinde konuşan kişi kuşun türünü belirliyor. Budgie bir kuş türünün adıdır; kişi adı veya budget sözcüğünün bir biçimi değildir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. Anahtar sözcüğün son sesine odaklanın.

  1. It's a little budgie.
  2. It's a little budget.
  3. It's a little badge.
Cevabı göster

It's a little budgie.

Is it okay?

1:06

İyi mi sence?

Hmm,

1:07

Hmm,

no.

1:08

hayır.

It looks hurt. Dilbilgisi

1:09

Yaralı görünüyor.

Dilbilgisi

looks hurt: görünüşe dayalı bir durum için look + sıfat

look + sıfat yapısı, görülen belirtilere dayanarak birinin veya bir şeyin nasıl bir durumda göründüğünü anlatır. Üçüncü tekil kişi öznesi it ile look, looks biçimini alır; hurt ise durumu bildirir: yaralanmış gibi görünür. Burada hurt, bağ fiili olan looks sonrasında sıfat görevindedir. Başka birini yaraladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Yavru köpek topallıyor. Cümleyi look ve hurt sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: The puppy ____.

Cevabı göster

looks hurt

What do we do? Ton ve niyet

1:10

Ne yapacağız?

Ton ve niyet

What do we do?: sonraki adımı sormak

Bu durumda What do we do?, gruptan bir sonraki eylemi, yani sonraki adımın ne olması gerektiğini seçmesini ister. Ortada hemen çözülmesi gereken bir sorun olduğu için geniş zaman biçimindeki bu soru mevcut duruma gönderme yapar. Başka bir bağlamda aynı sözler, olağan bir işlemin nasıl yapıldığını da sorabilir. Konuşanın şimdi mi yoksa genellikle mi anlamını kastettiğini çevredeki durum gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşınızla eve giden yolun su altında kaldığını görüyorsunuz. Hangi soru doğal biçimde sonraki adımı sorar?

  1. What are we doing?
  2. What do we usually do on Fridays?
  3. What do we do?
Cevabı göster

What do we do?

We better get him some help. Dilbilgisi

1:11

Ona biraz yardım bulsak iyi olacak.

Dilbilgisi

We better...: had better yapısının gündelik konuşmadaki kısaltılmış biçimi

We better get him some help cümlesindeki We better, We had better veya We'd better yapısında had'in atıldığı gündelik bir konuşma biçimidir. Ona yardım ayarlamanın o anda mantıklı ve gerekli olduğunu belirtir; çoğu zaman hiçbir şey yapılmazsa kötü bir sonuç doğabileceğini de ima eder. Kalıp özne + better + fiilin yalın hâlidir: We better get.... Buradaki get him some help, onun için yardım bulmak veya ayarlamak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi had better yapısının tek kelimelik gündelik konuşma biçimiyle tamamlayın: The road is closing soon, so we ____ leave now.

Cevabı göster

better

Here,

1:12

Al,

come here.

1:13

buraya gel.

Ow!

1:13

Ah!

He nipped me. Kelime

1:14

Beni ısırdı.

Kelime

nipped me: hızlı ve hafif bir ısırık

Buradaki nipped me, bana hızlı ve küçük bir ısırık attı ya da çimdikler gibi ısırdı anlamına gelir. Nip çoğunlukla küçük bir hayvanın aniden temas edip kısa süreli acı verdiği, ancak ciddi bir ısırık olarak anlatılmadığı durumları ifade eder. Nipped, nip fiilinin basit geçmiş zaman biçimidir; bu nedenle cümle tamamlanmış tek bir eylemi anlatır.

Alıştırma

Küçük bir hayvanın hızlı ve hafif ısırığını en açık biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The hen pecked at seeds on the ground.
  2. The guard dog bit my arm and left a deep wound.
  3. The puppy nipped my finger while we were playing.
Cevabı göster

The puppy nipped my finger while we were playing.

Toughen up, Öbek fiiller

1:15

Güçlü ol,

Öbek fiiller

Toughen up: birine daha dayanıklı olmasını söylemek

Toughen up bir öbek fiildir. Bir insana söylendiğinde acıya, zorluklara veya eleştiriye karşı daha dayanıklı hâle gelmek anlamına gelir. Toughen up! emir olarak kullanıldığında, bir şey dayanılamayacak kadar zormuş gibi tepki vermeyi bırak anlamı da taşıyabilir. Burada hafif bir acının ardından şakayla karışık takılmak için kullanılıyor; bir nesneyi fiziksel olarak sertleştirme talimatı değil. Up fiilin bütününün bir parçasıdır ve yukarı doğru hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Bir takım arkadaşı küçük bir aksilikten sonra bırakmak istiyor. Hangi cümle ona doğrudan daha dayanıklı olmasını söylüyor?

  1. Toughen up and give it another try.
  2. Take the day off and forget about it.
  3. Lift it up and give it another try.
Cevabı göster

Toughen up and give it another try.

Bandit.

1:15

Bandit.

He's scared.

1:16

Sadece korkmuş.

Bluey,

1:18

Bluey,

run inside and get a shoebox and a tea towel Kelime

1:18

içeri koşup bir ayakkabı kutusu ve bir kurulama bezi getir,

to make a little bed for him.

1:20

ona küçük bir yatak yapalım.

Kelime

tea towel: bulaşık kurulama bezi için kullanılan Britanya ve Avustralya İngilizcesi terimi

Britanya ve Avustralya İngilizcesinde tea towel, tabakları, çatal bıçak takımını ve bazen elleri kurulamak için mutfakta tutulan, tekrar kullanılabilir bir bezdir. Tea yerleşik adın bir parçasıdır; bezin yalnızca çay içerken kullanıldığı anlamına gelmez. Bu cümlede bez, yumuşak bir yatak malzemesi olarak kullanılıyor. Vücudu kurulamak için kullanılan büyük bir havlu değil, küçük bir mutfak bezidir.

Alıştırma

Britanya ve Avustralya İngilizcesinde biri tea towel isterse normalde ne getirirsiniz?

  1. banyodan sonra vücudu kurulamak için kullanılan büyük bir havlu
  2. demliğin üzerini örtmek için tasarlanmış küçük bir battaniye
  3. mutfakta tabakları kurulamak için kullanılan bir bez
Cevabı göster

mutfakta tabakları kurulamak için kullanılan bir bez

Okay.

1:22

Tamam.

Um,

1:24

Şey,

which one?

1:25

hangisi?

Big Ben or Outback?

1:26

Big Ben mi yoksa Outback mi?

Hurry up, Öbek fiiller

1:29

Acele et,

Bluey.

1:29

Bluey.

Öbek fiiller

Hurry up: birine acele etmesini söylemek

“Hurry up”, birine daha hızlı hareket etmesini veya davranmasını söylemek için kullanılan bir öbek fiildir. Bu cümlede konuşan kişi, Bluey’yi daha fazla oyalanmadan seçimini bitirmesi için doğrudan teşvik ediyor. Buradaki “up” yukarı doğru hareket anlamına gelmez; öbek fiili tamamlar. “Hurry up!” tek başına kullanılabilir veya ardından “and” ile bir eylem getirilebilir: “Hurry up and get ready.”

Alıştırma

Hangi cümlede “hurry up”, birine daha hızlı davranmasını söylemek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Hurry up, or we'll miss the bus.
  2. Take your time; we have an hour.
  3. Slow down; the floor is slippery.
Cevabı göster

Hurry up, or we'll miss the bus.

Outback.

1:30

Outback.

Come here.

1:33

Buraya gel.

Oh,

1:34

Oh,

be careful.

1:34

dikkatli ol.

He's as light as a feather. Deyimler

1:35

Tüy kadar hafif.

Deyimler

as light as a feather: çok düşük ağırlığı anlatan bir benzetme

“As light as a feather”, ağırlık bakımından çok hafif anlamına gelen yaygın bir benzetmedir. Tüy, karşılaştırma imgesini sağlar; konuşulan asıl nesne değildir. Buradaki “light” parlaklık değil, ağırlığın az olması anlamındadır. “as + adjective + as + comparison” yapısı, iki şeyin bir özelliği paylaştığını belirtir. Bu örnekte olduğu gibi tanıdık karşılaştırmalar betimlemeyi daha güçlü de yapabilir.

Alıştırma

Cümleyi “çok hafif” anlamına gelen kalıplaşmış benzetmeyle tamamlayın: Although the suitcase looks large, it is ____.

Cevabı göster

as light as a feather

There you go, Ton ve niyet

1:37

İşte oldu,

little mate. Kelime

1:38

küçük dostum.

Ton ve niyet

There you go: bir işi bitirirken güven veren ifade

Bu cümlede There you go, küçük bir işlemin tamamlandığını nazikçe belirtir: kuş geçici bir yatağa yerleştirilmiştir. Yaklaşık olarak “Tamamdır” veya “İşte, şimdi daha iyi” anlamına gelir; bir yere gitme talimatı değildir. Bu ifade, konuşanın küçük bir yardım işini bitirirken karşısındaki kişiyi veya hayvanı rahatlatmasını sağlar. En uygun çeviri, hangi işlemin yeni tamamlandığına göre değişir.

Alıştırma

Biri küçük bir kuşu nazikçe yatağa yerleştirdikten sonra “There you go.” diyor. Bu ifade ne anlatıyor?

  1. Kuş başka bir yere gitmek zorundadır.
  2. Küçük yardım işi tamamlanmıştır ve konuşan kişi kuşu rahatlatmaktadır.
  3. Konuşan kişi kuşa nereye gittiğini sormaktadır.
Cevabı göster

Küçük yardım işi tamamlanmıştır ve konuşan kişi kuşu rahatlatmaktadır.

Kelime

little mate: sevgi dolu bir hitap biçimi

little mate ifadesinde mate, gündelik Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygın olan, birine doğrudan ve dostça hitap etme biçimidir. Konuşan kişi küçük kuşa sevgiyle seslenir; little sözcüğü de tonu daha nazik yapar. Burada mate, “eş” veya bir hayvanın çiftleşme eşi anlamına gelmez. little mate doğrudan kuşa hitap ettiği için “küçük dost” veya “ufaklık” anlamına daha yakındır.

Alıştırma

Bir bakıcı küçük bir kuşa nazikçe “There you go, little mate,” diyor. Burada little mate ne işe yarıyor?

  1. Kuşun, ona bakan kişinin eşi olduğunu söyler.
  2. Küçük kuşa sevgiyle hitap eder.
  3. Kuşun bilimsel bir türünü adlandırır.
Cevabı göster

Küçük kuşa sevgiyle hitap eder.

Warm and toasty. Kalıp ifadeler

1:39

Sıcacık.

Kalıp ifadeler

Warm and toasty: hoş bir şekilde sıcak ve rahat

Warm and toasty, hoş bir şekilde sıcak ve rahat demektir. Burada toasty, warm sözcüğüne sıcacık ve sarıp sarmalayan bir his ekler; yanmış ya da aşırı sıcak anlamına gelmez. Bu söz, öznenin ve be fiilinin söylenmediği kısa bir konuşma parçasıdır. Tam cümle olarak It is warm and toasty. denebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede warm and toasty, “hoş bir şekilde sıcak ve rahat” anlamında kullanılmıştır?

  1. The ice cream stayed warm and toasty in the freezer.
  2. I felt warm and toasty under the thick blanket.
  3. The broken heater made the room warm and toasty by blowing only cold air.
Cevabı göster

I felt warm and toasty under the thick blanket.

What do we do now?

1:40

Şimdi ne yapacağız?

We go to the vet. Kelime

1:42

Veterinere gideceğiz.

Kelime

go to the vet: bir hayvan için tıbbi bakım

go to the vet ifadesindeki vet, veterinarian sözcüğünün günlük dildeki kısaltmasıdır. Bu ifade, bir hayvanın tıbbi yardım alması için veterinere ya da veteriner kliniğine gitmek anlamına gelir. Hangi hayvandan söz edildiği bağlamdan anlaşılabilir. Hayvan açıkça söylendiğinde take the dog to the vet gibi bir yapı yaygındır. Burada vet, hayvanları tedavi eden veterineri ifade eder; veteran anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi go, doğru edat ve tanımlık ile veterinarian sözcüğünün günlük kısaltmasını kullanarak tamamlayın: The puppy is sick, so we need to ____.

Cevabı göster

go to the vet

Are birds meant to drive in cars? Dilbilgisi

1:43

Kuşların arabaya binmesi mi gerekir?

Dilbilgisi

be meant to do: beklenen veya amaçlanan şey

be meant to + fiilin yalın hâli, bir eylemin beklendiğini, amaçlandığını ya da belirli bir amaca uygun olduğunu anlatır. Burada Are birds meant to drive in cars? sorusu, kuşların araba kullanmasının normal veya uygun bir şey olup olmadığını sorar. Bu ifade kuşların kendi isteğini anlatmaz. Beklentileri, kuralları veya bir şeyin hangi amaçla tasarlandığını sormak için bu yapı kullanılabilir.

Alıştırma

Örnekte meant to drive in cars ne anlama geliyor?

  1. araba kullanmalarının beklenmesi veya amaçlanması
  2. araba kullanmaya çok hevesli olmaları
  3. araba kullanmayı öğrenmeyi planlamaları
Cevabı göster

araba kullanmalarının beklenmesi veya amaçlanması

Nah, Ton ve niyet

1:45

Yoo,

they usually fly.

1:45

genelde uçarlar.

Ton ve niyet

Nah, they usually fly: gündelik ret ve ciddi yüzlü mizah

Nah, no demenin çok gündelik bir yoludur. Ardından gelen they usually fly, herkesin bildiği bir gerçeği sakin ve ciddi bir tavırla söyler. Saçma bir soruyu ciddiymiş gibi yanıtladığı için tüm cümlede hafif bir ciddi yüzlü mizah oluşur. Konuşmacı soruya uyup şakayı sürdürüyor; resmî bir bilimsel açıklama yapmıyor.

Alıştırma

Nah, they usually fly. burada nasıl bir tona sahiptir?

  1. Ciddi bir tartışmadaki resmî bir düzeltme
  2. Soru ciddiymiş gibi verilen rahat ve şakacı bir cevap
  3. Konuşmacının soruyu anlamadığını kabul etmesi
Cevabı göster

Soru ciddiymiş gibi verilen rahat ve şakacı bir cevap

What if the seat belt doesn't fit? Dilbilgisi

1:47

Ya emniyet kemeri uymazsa?

Dilbilgisi

What if ...? ile olası bir sorun sormak

What if + cümle, gerçekleşebilecek bir durumu ortaya koyar ve dinleyenden sonucunu ya da çözümünü düşünmesini ister. Bu cümlede konuşan kişi emniyet kemerinin uymamasından endişe eder ve aslında “Böyle olursa ne yapabiliriz?” diye sorar. if'ten sonra düz cümle sırası kullanılır: “the seat belt doesn't fit”; “does the seat belt fit” sırası kullanılmaz. Tüm kalıp varsayımsal bir sorudur; what ile kurulan sıradan bir bilgi sorusu değildir.

Alıştırma

Endişe bildiren soruyu bu nottaki ifadeyle tamamlayın: ____ the bus doesn't come?

Cevabı göster

What if

Don't worry, Ton ve niyet

1:48

Merak etme,

I know just what to do.

1:49

tam olarak ne yapacağımı biliyorum.

Ton ve niyet

Don't worry ... I know just what to do: önce rahatlatmak, sonra çözmek

Don't worry önce dinleyeni rahatlatır. Ardından I know just what to do, konuşanın açık bir çözümü olduğunu belirtir. Böylece tüm cümle teselliden kendinden emin bir eyleme geçer. Burada just, exactly anlamındadır: konuşan kişi hangi eylemi gerçekleştirmesi gerektiğini kesin olarak bilir. only anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir arkadaşınız küçük bir sorun yüzünden gergin ve sizin açık bir çözümünüz var. Hangi yanıt hem arkadaşınızı rahatlatır hem de kendinize güvendiğinizi gösterir?

  1. You need to solve this because I have no plan.
  2. Don't worry, I know just what to do.
  3. Don't worry, I might think of something later.
Cevabı göster

Don't worry, I know just what to do.

You're a good seat belt,

1:54

Sen iyi bir emniyet kemerisin,

Dad.

1:55

Baba.

Thanks.

1:56

Teşekkürler.

It's green,

1:57

Yeşil yandı,

mate.

1:57

dostum.

Get off your phone. Öbek fiiller

1:58

Telefonunu bırak.

Öbek fiiller

Get off your phone: telefonu kullanmayı bırakmak

Get off your phone, “telefonu kullanmayı veya telefona bakmayı bırak” anlamına gelir. Buradaki get off, bir cihazı kullanmayı sonlandırmayı anlatır; fiziksel olarak cihazın üzerinden inmeyi değil. Doğrudan bir emir cümlesi olarak dinleyiciden dikkatini telefondan çekmesini, genellikle de bunu hemen yapmasını ister.

Alıştırma

Arkadaşınız akşam yemeğinde telefon ekranını kaydırıyor, ancak bir görüşme yapmıyor. Hangi cümle ona cihazı kullanmayı bırakmasını doğrudan söyler?

  1. Get off the phone for a minute.
  2. Take off your phone for a minute.
  3. Get off your phone for a minute.
Cevabı göster

Get off your phone for a minute.

Aah! Keep being a seatbelt. Dilbilgisi

1:59

Aah! Emniyet kemeri olmaya devam et.

Dilbilgisi

Keep being a seatbelt: keep + -ing ile devamlılık

Keep + fiilin -ing biçimi, zaten devam eden bir eylem ya da durumun sürmesini ister. Being, be fiilinin -ing biçimidir; bu yüzden Keep being ... “... olmaya devam et” anlamına gelir. Bu hayalî cümlede being a seatbelt, emniyet kemeri gibi davranmayı veya onun görevini yapmayı sürdürmek demektir. Konuşan kişi kimseden gerçekten bir nesneye dönüşmesini istemez.

Alıştırma

Cümleyi keep + help fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Please ____ me until we finish.

Cevabı göster

keep helping

Oh.

2:00

Oh.