Çok Fazla Oyuncak! 🧸 💙 🎁 | Bluey 2. Sezon Önemli Anlar - Bay Maymun 🐵 | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
239 kelime 157 kel/dk

Video özeti: Babaları bağışlanacak oyuncakları ayırmalarını istediğinde Bluey ile Bingo, neredeyse her oyuncağın özel olduğunu savunur. Mr. Monkeyjocks’un atılmasını önlemek için ona kahvaltıda ayrıcalıklı davranırlar; böylece babaları kendi koyduğu şartın sonuçlarını yaşamak zorunda kalır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. having a chuck out. — Deyimsel fiiller: Artık istenmeyen eşyaları ayıklayıp elden çıkarmak için yapılan bir düzenleme seansını anlatan, özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde kullanılan bu gündelik ifadeyi anlayabilirsiniz. chuck out ile ailenin oyuncakları sınıflandırma işi arasındaki bağlantıyı kurabilir, ardından gelen saklama ve atma karşıtlığını takip edebilirsiniz. 2. we're off to a great start. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: be off to a great start ifadesinin normalde başarılı bir başlangıcı değerlendirdiğini, ancak olaylar tam tersini gösterdiğinde alaycı biçimde kullanılabildiğini öğrenirsiniz. Atılacaklar sepeti neredeyse boş olduğu için babanın sözlerini samimi bir övgü sanmak yerine eğlenceli bir bıkkınlık olarak algılayabilirsiniz. 3. Don't mind if I do. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu kalıplaşmış yanıtı, yiyecek veya içecek gibi sunulan bir şeyi şakacı ya da hafif teatral biçimde kabul etmenin yolu olarak tanırsınız. Böylece kahvaltıdaki Mr. Monkeyjocks rol oyununu anlayabilir ve ifadeyi kelimesi kelimesine “sakıncası yok” diye yorumlamadan bir teklifi doğal biçimde kabul etmek için kullanabilirsiniz.

Bu derste

I'm bored. Kalıp ifadeler

0:00

Canım sıkıldı.

Kalıp ifadeler

I'm bored: Sıkıldığını söylemek

I'm bored. konuşanın o anda ilgisini çeken bir şey olmadığını ya da yapacak keyifli bir şey bulamadığını anlatır. Konuşanın duygusunu belirtir; nasıl bir insan olduğunu anlatmaz. Tam bir cümlede bored, be fiilinden sonra gelen bir sıfattır: I + am + bored. I am, I'm biçiminde kısaltıldığı için özne de be fiili de cümlede bulunur.

Alıştırma

Yapacak ilginç bir şeyiniz yok ve nasıl hissettiğinizi anlatmak istiyorsunuz. Hangi cümle doğal ve eksiksizdir?

  1. I'm boring.
  2. I bored.
  3. I'm bored.
Cevabı göster

I'm bored.

How can you be bored when you've got this many toys? Dilbilgisi

0:01

Bu kadar çok oyuncağın varken canın nasıl sıkılabilir?

Dilbilgisi

How can you ... when ...?: Görünürdeki bir çelişkiyi sorgulamak

How can you ... when ...? burada bir yöntem sormak için değil, retorik soru olarak kullanılır. when yan cümlesi, önceki duruma inanmayı zorlaştıran bir gerçek sunar: çok sayıda oyuncağa sahip olmak, sıkılmanın şaşırtıcı görülmesinin nedeni olarak gösterilir. Aktarılabilir kalıp How can + özne + ... when + gerçek ...? biçimindedir. Konuşan kişi bununla görünürdeki bir çelişkiye dikkat çekebilir ve şaşkınlık, şüphe ya da itiraz ifade edebilir.

Alıştırma

Bir arkadaş on saat uyuduktan sonra yorgun olduğunu söylüyor. Hangi yanıt, görünürdeki çelişkiyi sorgulamak için hedef kalıbı kullanır?

  1. How do you sleep when you are tired?
  2. How tired are you after sleeping for ten hours?
  3. How can you be tired when you've slept for ten hours?
Cevabı göster

How can you be tired when you've slept for ten hours?

Dilbilgisi

this many toys: görülen veya önceden belli olan miktarı gösterme

this many toys ifadesindeki this, this toy ifadesindeki “bu” gibi tek bir nesneyi belirtmez. Burada görülen ya da konuşulan oyuncak sayısına işaret eder; bu bağlamda sayının yüksek olduğu da anlaşılır. Miktar görünür, gösterilmiş veya önceden belli olduğunda this many + çoğul sayılabilen isim yapısını kullanın. many sonrasında toys veya people gibi çoğul sayılabilen bir isim gelir.

Alıştırma

Konuşan kişi yirmi kutuluk bir yığını gösteriyor. Hangi cümle gösterilen sayıya odaklanır?

  1. Do we need so many boxes?
  2. Do we need this many boxes?
  3. Do we need these boxes?
Cevabı göster

Do we need this many boxes?

Dad, can you buy me this Tommy Teddy, Dilbilgisi

0:03

Baba, bana bu Tommy Teddy'yi,

this Starlight Unicorse,

0:05

bu Starlight Unicorse'u,

and this Rainbow Boobear?

0:07

ve bu Rainbow Boobear'i alabilir misin?

Dilbilgisi

Can you buy me this ...?: buy + kişi + şey yapısıyla satın alma isteği

Can you buy me this ...? konuşan kişi için belirli bir ürünü satın almasını birinden istemek için kullanılır. Burada Can you ...? yalnızca yetenek sormaz; rica işlevi görür. Sıralama buy + alıcı kişi + ürün şeklindedir: me, ürünü alacak veya satın alma işleminden yararlanacak kişidir; this ... ise satın alınan şeydir. Aynı roller buy this ... for me şeklinde de ifade edilebilir.

Alıştırma

İsteği buy + kişi + şey yapısıyla tamamlayın: Mum, can you ____ this jacket for winter?

Cevabı göster

buy me

No.

0:09

Hayır.

You kids have got too many toys.

0:09

Sizin çok fazla oyuncağınız var.

What?

0:11

Ne?

We've hardly got any. Dilbilgisi

0:11

Neredeyse hiç oyuncağımız yok.

Dilbilgisi

We've hardly got any: neredeyse hiç

Bu cümlede hardly any, “neredeyse hiç” ya da “çok az” anlamına gelir. Hardly zaten olumsuz bir anlam taşır; bu yüzden cümle, çok oyuncak olduğu fikrine doğal biçimde karşı çıkar. “Bir şeyi güçlükle elde ettik” demek değildir. We've got, we have ile aynı anlama gelir ve özellikle Britanya İngilizcesi konuşma dilinde yaygındır. Any daha önce sözü edilen çoğul ismin yerini tuttuğu için bu ismi yeniden söylemek gerekmez.

Alıştırma

We've hardly got any cümlesindeki hardly any ifadesine en yakın anlam hangisidir?

  1. Çok fazla.
  2. Neredeyse hiç.
  3. Tam olarak yarısı.
Cevabı göster

Neredeyse hiç.

That's it. Ton ve niyet

0:16

Yeter artık.

Ton ve niyet

That's it: tartışmayı bitirmek

Burada That's it. konuşmayı kapatan bir işarettir ve “Yeter; tartışma bitti, şimdi karar uygulanacak” anlamına gelir. Konuşan kişi artık tartışmaya devam etmeyeceğini gösterir. Başka bağlamlarda aynı sözler doğru nesneyi gösterebilir veya bir işin bittiğini anlatabilir. Ardından gelen hareket ve konuşanın ses tonu, hangi anlamın kastedildiğini gösterir.

Alıştırma

Bir tartışmadan sonra bir ebeveyn, 'That's it. We're leaving now.' diyor. Burada That's it ne işe yarıyor?

  1. Uzaktaki bir nesneyi gösterir.
  2. Daha fazla bilgi ister.
  3. Tartışmayı bitirir ve bir karar açıklar.
Cevabı göster

Tartışmayı bitirir ve bir karar açıklar.

We're having a chuck out. Öbek fiiller

0:17

Eşyaları ayıklayacağız.

Öbek fiiller

having a chuck out: gündelik dilde ayıklayıp atma

Bu cümlede having a chuck out, eşyaları ayırıp artık istenmeyenleri elden çıkarmak üzere bir temizlik ve ayıklama işi yapmak demektir. Burada chuck out, “atmak” veya “elden çıkarmak” anlamına gelir; bir şeyi yalnızca bir kez fırlatmak anlamında değildir. have a + etkinlik adı yapısı, bu temizliği tek bir düzenli etkinlik olarak sunar. Bu gündelik ifadede chuck out, etkinliğin adı gibi kullanılır.

Alıştırma

“We're having a chuck out this weekend.” cümlesinde ne yapmayı planlıyorlar?

  1. Eşyalarını ayırıp artık istemediklerini atmak.
  2. Bir şeyler fırlatılan bir oyun oynamak.
  3. Yeni saklama sepetleri almak.
Cevabı göster

Eşyalarını ayırıp artık istemediklerini atmak.

This episode of Bluey is called Mr. Monkeyjocks.

0:19

Bluey'nin bu bölümünün adı Mr. Monkeyjocks.

Okay.

0:22

Tamam.

One basket for keeping and one basket for chucking. Dilbilgisi

0:22

Tutulacaklar için bir sepet, atılacaklar için bir sepet.

Dilbilgisi

for keeping ... for chucking: for + -ing ile amaç belirtme

Burada for + -ing biçimi, her sepetin ne amaçla kullanılacağını anlatır. For keeping, saklanacak eşyaların sepetini; for chucking ise atılacak eşyaların sepetini belirtir. Keeping ve chucking isim görevindeki -ing biçimleridir; devam eden bir eylemi anlatan zaman yapısının parçası değildir. for edatından sonra -ing biçimini kullanın: for storing, for recycling, for washing.

Alıştırma

Etiketi store fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: This box is for ____ old photos.

Cevabı göster

storing

No.

0:25

Hayır.

But we keep all the special toys

0:26

Ama bütün özel oyuncakları tutacağız

and nothing's going in the bin. Kalıp ifadeler

0:29

ve çöpe hiçbir şey atılmayacak.

Kalıp ifadeler

go in the bin: çöpe atılmak

Evde eşyaları ayırma bağlamında be going in the bin, «çöpe atılacak olmak» anlamına gelir. Eşya dilbilgisel olarak öznedir ama kendi kendine hareket etmez; ifade, birinin o eşyayı nasıl değerlendireceğini anlatır. Nothing's going in the bin, konuşanın hiçbir eşyanın atılmayacağı konusunda ısrar ettiğini belirtir. Şimdiki zaman yapısı, eşyaları atmayı beklenen veya planlanan bir sonraki adım olarak gösterir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki hedef ifadeyle tamamlayın: This broken cup is ____. Cümle, fincanın çöpe atılacağı anlamına gelmelidir.

Cevabı göster

going in the bin

It's all going to needy kids. Kelime

0:30

Hepsi ihtiyacı olan çocuklara gidecek.

But we're needy kids.

0:32

Ama biz ihtiyacı olan çocuklarız.

You're spoilt kids.

0:34

Siz şımarık çocuklarsınız.

Kelime

needy kids ... spoilt kids: gerçek ihtiyaç ve aşırı şımartılma

Needy kids genellikle parası, temel ihtiyaç maddeleri, bakımı veya başka desteği eksik olan ve bu nedenle yardıma ihtiyaç duyan çocuklar demektir. Çocuğun yanıtında needy sözcüğünün anlamı bilerek genişletilerek «bizim de oyuncaklara ihtiyacımız var veya onları istiyoruz» denir. You're spoilt kids bu kelime oyununu reddeder. Spoilt, aşırı şımartılmış demektir: Çocuklar çok şeyleri olduğu hâlde daha fazlasını istedikleri için eleştirilir. Espri, gerçek sıkıntıyla daha fazla eşya istemeyi karşılaştırır.

Alıştırma

Doğru karşılaştırmayı hangi seçenek veriyor?

  1. needy kids: kaynakları eksiktir; spoilt kids: aşırı şımartıldıkları için eleştirilir
  2. needy kids: aşırı şımartılmıştır; spoilt kids: kaynakları eksiktir
  3. needy kids ve spoilt kids: ikisi de yalnızca bir şey isteyen çocuklar demektir
Cevabı göster

needy kids: kaynakları eksiktir; spoilt kids: aşırı şımartıldıkları için eleştirilir

No, we're not.

0:36

Hayır, değiliz.

Wait, what does that mean? Kalıp ifadeler

0:37

Bekle, bu ne demek?

Kalıp ifadeler

What does that mean? ile söylenen bir şeyin anlamını sormak

“What does that mean?” az önce söylenen bir kelimenin, ifadenin veya fikrin açıklanmasını istemek için kullanılır. Burada that, daha önce söylenen “spoilt” kelimesine gönderme yapar; uzaktaki bir nesneyi göstermez. Soru What + does + özne + fiilin yalın hâli düzenini izler: What does that mean? Geniş zamanı does zaten gösterdiği için mean yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız bilmediğiniz frugal kelimesini kullanıyor. Konuşanın niyetini değil, kelimenin tanımını öğrenmek istiyorsunuz. Hangi soru en uygundur?

  1. What does that mean?
  2. What is that mean?
  3. What do you mean?
Cevabı göster

What does that mean?

Focus, Heelers.

0:38

Odaklanın, Heeler ailesi.

Right, first customer, Chuck.

0:39

Evet, ilk müşteri, çöpe.

No, Snowy's special.

0:42

Hayır, Snowy özel.

Keep, keep.

0:44

Tut, tut.

Chuck.

0:46

Çöpe.

Chutney Chimp's special.

0:48

Chutney Chimp özel.

The bottle fairy brought me him. Kültür

0:50

Onu bana biberon perisi getirdi.

Kültür

The bottle fairy: aile içinde oluşturulan hayalî bir karakter

“The bottle fairy”, tooth fairy yani diş perisi örnek alınarak bir aile içinde uydurulan eğlenceli ve hayalî bir karakterdir. Bir aile, çocuk biberonu bıraktığında bu perinin biberonu götürüp karşılığında bir hediye getirdiğini söyleyebilir. Her İngilizce konuşanın bildiği yerleşik bir halk hikâyesi karakteri değildir. Bu cümlede hikâye, çocuğun him ile belirtilen oyuncağı nasıl aldığını açıklar. Oyuncak, biberon kullanmayı bırakma dönemini simgelediği için manevi değer taşır.

Alıştırma

“The bottle fairy brought me him.” cümlesindeki the bottle fairy büyük olasılıkla nedir?

  1. Bir çocuk biberonu bıraktığında aile geleneği içinde hediye getiren hayalî bir figür
  2. Tüm biberonları kontrol eden ve herkesçe tanınan bir halk hikâyesi karakteri
  3. Biberon üreten bir mağaza çalışanı
Cevabı göster

Bir çocuk biberonu bıraktığında aile geleneği içinde hediye getiren hayalî bir figür

Not everything can be special. Dilbilgisi

0:52

Her şey özel olamaz.

Dilbilgisi

Not everything ...: “hepsi değil” anlamında kısmi olumsuzluk

Not everything ... yaygın bir kısmi olumsuzluk kalıbıdır. Bir gruptaki her üyenin belirtilen niteliğe sahip olduğu düşüncesini reddeder, ancak bazılarının bu niteliğe sahip olabileceği ihtimalini açık bırakır. Burada not, everything can be special şeklindeki genel iddiayı reddeder: bazı şeyler special sayılamaz. Cümle, hiçbir şeyin special olamayacağını söylemez.

Alıştırma

“Not every plan will succeed.” ne anlama gelir?

  1. Bütün planlar başarılı olacak.
  2. Hiçbir plan başarılı olmayacak.
  3. En az bir plan başarılı olmayacak, ancak bazı planlar başarılı olabilir.
Cevabı göster

En az bir plan başarılı olmayacak, ancak bazı planlar başarılı olabilir.

That's not how that word works. Ton ve niyet

0:54

O kelimenin anlamı böyle kullanılmaz.

Ton ve niyet

That's not how that word works: kelime kullanımını düzeltmek

“how that word works” ifadesindeki work, “kurallarına veya olağan kullanımına göre işlev görmek” anlamındadır. Bir kelimenin o şekilde kullanılıp kullanılamayla ilgilidir; bir makinenin çalışmasıyla veya bir insanın iş yapmasıyla değil. Cümlenin tamamı, bir kelimenin yanlış ya da aşırı geniş kullanımını reddeder. Çoğu zaman hafifçe eğlenen veya bıkan bir ton taşır: konuşan kişi sorunu belirtir, ancak henüz doğru kullanımı açıklamaz.

Alıştırma

Hangi durumda “That's not how that word works.” demek uygun olur?

  1. Bir arkadaşınız “lend” demek isterken “borrow” kullanır ve siz kelime seçimini düzeltirsiniz.
  2. Bir yazıcı çalışmayı durdurmuştur.
  3. “borrow” kelimesinin nasıl yazıldığını sorarsınız.
Cevabı göster

Bir arkadaşınız “lend” demek isterken “borrow” kullanır ve siz kelime seçimini düzeltirsiniz.

Not Lady Sparklehound.

0:56

Lady Sparklehound olmaz.

Oh, we're off to a great start. Deyimler

0:58

Oh, harika bir başlangıç yapıyoruz.

Deyimler

we're off to a great start: içten övgü mü, ironi mi

To be off to a great start, bir etkinliğe veya sürece çok iyi başlamak anlamına gelir. Buradaki off to, bir şeyin nasıl başladığını anlatır; bir yere yolculuğa çıkmak anlamına gelmez. Bu sahnede ayıklama işi kötü gitmiştir, bu yüzden olumlu sözler ironiktir. Konuşan kişi aslında başlangıcın kötü olduğunu, şakacı ama bıkkın bir tonla anlatır. Bu kullanımı fark etmek için görünürdeki övgüyü gerçekten olanlarla karşılaştırın.

Alıştırma

Bir ekip, sunum dosyasının açılmadığını az önce fark etti. Birisi “We're off to a great start.” diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Bir yolculuğa çıkacaklarını söylüyorlar.
  2. Sunumun iyi başladığına içtenlikle inanıyorlar.
  3. Başlangıcın aslında kötü olduğu konusunda şaka yapıyorlar.
Cevabı göster

Başlangıcın aslında kötü olduğu konusunda şaka yapıyorlar.

Okay, so in the keep basket is everything. Dilbilgisi

1:06

Tamam, demek tutulacaklar sepetinde her şey var.

And in the chuck basket is

1:10

Atılacaklar sepetinde ise

a monkey wearing jocks. Kelime

1:13

don giyen bir maymun var.

Dilbilgisi

In the ... basket is ...: yeri öne alan devrik yapı

in + yer veya kap + be + içerik kalıbı, yeri önce; dil bilgisel özneyi ise fiilden sonra getirir: In the keep basket is everything. Buradaki özneler everything ve a monkey wearing jocks ifadeleridir; basket değildir. Yeri öne alan bu devrik yapı, bilgiyi kaplara göre düzenler: önce yeri belirtir, sonra içinde ne olduğunu açıklar. Fiil kendisinden sonra gelen özneyle uyum sağlar; bu nedenle everything veya tek bir maymunla is, çoğul içerikle are kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle yeri öne alan devrik yapıyı doğal biçimde kullanır ve doğru özne-fiil uyumuna sahiptir?

  1. Three blue boxes are on the top shelf.
  2. On the top shelf is three blue boxes.
  3. On the top shelf are three blue boxes.
Cevabı göster

On the top shelf are three blue boxes.

Kelime

jocks: Avustralya İngilizcesinde gündelik ‘erkek iç çamaşırı’

Gündelik Avustralya İngilizcesinde çoğul isim jocks, erkeklerin veya erkek çocukların giydiği iç çamaşırı anlamına gelebilir. Bu cümlede maymun iç çamaşırı giymektedir; jocks, sporcular anlamına gelmez. Bu bölgesel anlam, Mr. Monkeyjocks adındaki kelime oyununu da oluşturur. Genel olarak iç çamaşırı ve sporcu anlamları arasında seçim yaparken İngilizcenin kullanıldığı bölgeye ve giyim bağlamına bakın.

Alıştırma

Gündelik Avustralya İngilizcesindeki "A toy monkey is wearing jocks," cümlesinde jocks ne anlama gelir?

  1. spor ayakkabıları
  2. erkek iç çamaşırı
  3. sporcular
Cevabı göster

erkek iç çamaşırı

Mr. Monkeyjocks.

1:14

Mr. Monkeyjocks.

We can't chuck Mr. Monkeyjocks.

1:15

Mr. Monkeyjocks'u atamayız.

But you never play with him.

1:18

Ama onunla hiç oynamıyorsunuz.

We do.

1:20

Oynuyoruz.

He's special.

1:21

O özel biri.

Well, you better show me he's special if you want to keep him. Dilbilgisi

1:22

Pekala, onu tutmak istiyorsanız bana onun özel olduğunu kanıtlasanız iyi olur.

Dilbilgisi

you better + fiilin yalın hâli: gündelik bir uyarı

Gündelik konuşmada you better + fiilin yalın hâli, you'd better + fiilin yalın hâli yapısının yaygın kısaltılmış biçimidir. Dinleyenin harekete geçmesinin iyi olacağını belirtir, ancak harekete geçilmezse kötü bir sonuç doğabileceğini ima ettiği için genellikle sıradan bir tavsiyeden daha güçlü bir uyarıdır. Burada show fiilin yalın hâlindedir ve if you want to keep him koşulu sonucu açıkça gösterir. Better, kalıplaşmış had better yapısının parçasıdır; burada sıradan “daha iyi” karşılaştırma anlamında değildir ve ardından to gelmez.

Alıştırma

You better ifadesindeki eksik sözcükle gündelik uyarıyı tamamlayın: The road is icy. You ____ slow down, or you may crash.

Cevabı göster

better

Dilbilgisi

show me he's special: kanıt istemek için show + kişi + cümlecik

show me he's special ifadesindeki show, yalnızca “bakmama izin vermek” değil, “kanıt veya bir gösterim sunarak beni inandırmak” anlamına gelir. he's special cümleciği, kanıtlanması gereken gerçeği belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp show + kişi + (that) cümleciğidir; Show me (that) you can do it. buna örnektir. Günlük konuşmada that sık sık atılır; ardından gelen cümlecik soru dizilimini değil, düz cümle dizilimini korur.

Alıştırma

Cümleyi, derste kanıt istemek için kullanılan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: You say the door is locked. Now ____ nobody can open it without the key.

Cevabı göster

show me

Okay.

1:25

Tamam.

You'll probably regret that. Ton ve niyet

1:28

Muhtemelen buna pişman olacaksın.

Ton ve niyet

You'll probably regret that: uyarı olarak kullanılan bir öngörü

You'll probably regret that, dinleyicinin bir seçim veya eylem nedeniyle daha sonra büyük olasılıkla pişman olacağını kelime anlamıyla öngörür. Buradaki that, dinleyicinin az önce verdiği karara veya söylediği söze gönderme yapar. Konuşan kişi hoş olmayan bir sonucu öngörerek yalnızca gelecekteki bir olasılığı belirtmez; cümle bir uyarı, şakacı bir meydan okuma veya sorun çıkacağına dair bir ima olabilir. Probably, öngörüyü You'll regret that ifadesine göre daha az kesin yapar ancak uyarıyı ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: Bir yabancıyla yapılan gergin bir tartışmada You'll probably regret that, probably ifadeyi yumuşattığı için kesinlikle nazik bir öğüt gibi duyulur.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Breakfast.

1:37

Kahvaltı zamanı.

I'll just take my seat. Kalıp ifadeler

1:38

Sadece yerime geçeceğim.

Kalıp ifadeler

take my seat: kendi yerime geçip oturmak

Bu cümlede take my seat, kendi yerine veya kendisine ayrılan yere gidip oturmak anlamına gelir. Buradaki take, koltuğu taşımak ya da yerinden kaldırmak anlamında değildir. Kalıp take + iyelik belirleyicisi + seat/seats şeklindedir: take my seat, take your seat veya take their seats. sit down ifadesinden biraz daha resmîdir ve yerlerin önceden belirlendiği ya da düzenli bir etkinliğin olduğu durumlarda sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi take one's seat ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Before the ceremony began, the guests ____.

Cevabı göster

took their seats

Hey,

1:39

Hey,

that monkey's in my chair.

1:41

o maymun sandalyemde oturuyor.

It's his chair now.

1:42

Artık onun sandalyesi.

Well, where am I supposed to sit? Dilbilgisi

1:45

Peki, ben nereye oturacağım?

Dilbilgisi

where am I supposed to sit?: beklenen düzenlemeyi sormak

Where am I supposed to sit? sorusu, düzenlemeye, kurallara veya sorumlu kişilere göre konuşanın hangi yeri kullanmasının beklendiğini sorar. be supposed to + fiilin yalın hâli yapısı, yalnızca birinin konuşan hakkında ne düşündüğünü değil, dışarıdan gelen bir beklentiyi veya gerekliliği ifade eder. Böyle bir soruda konuşan gerçekten talimat istiyor olabilir. Beklenen yer kullanılamıyorsa veya düzenleme işlemiyorsa aynı ifade şaşkınlık ya da hafif rahatsızlık da gösterebilir.

Alıştırma

Belirlenmiş park yerini sormak için be supposed to kullanın: Where ____ to park?

Cevabı göster

am I supposed

Is there any more bacon? Dilbilgisi

1:48

Daha pastırma var mı?

Dilbilgisi

any more bacon?: biraz daha kalıp kalmadığını sormak

Bu soruda any more, bacon sözcüğünden önce gelir ve ek ya da kalan bir miktarın bulunup bulunmadığını sorar. Burada bacon sayılamayan bir yiyecek adı olarak kullanılır; bu yüzden soru Is there ...? ile kurulur ve bacon sözcüğüne -s eklenmez. Genellenebilir kalıp, any more + sayılamayan isim veya çoğul sayılabilen isimdir: any more water, any more tickets. Burada more miktar belirtir; “artık değil” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle ek temiz fincan olup olmadığını doğru biçimde sorar?

  1. Are there any more clean cups?
  2. Is there any more clean cups?
  3. Are there anymore clean cups?
Cevabı göster

Are there any more clean cups?

Only for special people. Ton ve niyet

1:50

Sadece özel insanlar için.

Ton ve niyet

Only for special people: kısa bir kısıtlama

Only for special people. konuşmada kullanılan eksiltili bir ifadedir. Anlaşılan tam cümle, This is only for special people. gibi bir yapıdır. Söz konusu nesne belliyse İngilizcede kısa bir yanıtta veya etikette özne ve be fiili söylenmeyebilir. Only, uygun olan grubu sınırlar. Buradaki ifade yalnızca bir şeyin kimler için olduğunu belirtmez; aynı zamanda ret işlevi görür ve dinleyicinin bu gruba ait olmadığını ima eder.

Alıştırma

Yanıtı Only for + grup kalıbıyla tamamlayın: “Can visitors use this elevator?” “No, ____ staff.”

Cevabı göster

only for

Not you, floor boy. Ton ve niyet

1:52

Senin için değil, zemin çocuğu.

Ton ve niyet

Not you, floor boy: doğrudan dışlama ve o anda uydurulan takılma amaçlı lakap

Burada Not you, hitap edilen kişinin dahil olmadığı anlamına gelir. Birini bir teklifin ya da etkinliğin dışında bırakmanın kısaltılmış ve oldukça doğrudan bir yoludur. Floor boy, kişinin yerde oturması nedeniyle o anki durumdan türetilen uydurma bir addır. Yerleşik bir unvan ya da meslek değildir. Virgül doğrudan hitabı gösterir; cümlenin tamamı ise rol yapma oyunu içinde kişiyi dışarıda bırakırken şakacı bir şekilde takılır.

Alıştırma

Konuşan kişi Not you, floor boy diyerek ne yapıyor?

  1. Dinleyeni doğrudan dışarıda bırakırken durumdan uydurulmuş bir lakap kullanıyor
  2. Zeminle ilgili resmî bir işi olan birine hitap ediyor
  3. Dinleyeni bir etkinliğe nazikçe davet ediyor
Cevabı göster

Dinleyeni doğrudan dışarıda bırakırken durumdan uydurulmuş bir lakap kullanıyor

Floor boy.

1:53

Zemin çocuğu.

More maple syrup, Mr. Monkeyjocks? Ton ve niyet

1:55

Biraz daha akçaağaç şurubu ister misiniz, Mr. Monkeyjocks?

Ton ve niyet

More maple syrup?: bir porsiyon daha sunan kısaltılmış ikram

More maple syrup? masa başında kullanılan kısaltılmış bir sorudur ve Would you like some more maple syrup? anlamına gelir. Eylem ve sunulan şey ortak durumdan anlaşıldığı için would you like some gibi sözcükler atılır. More ek bir miktarı belirtir: dinleyende zaten biraz vardır ya da daha önce biraz tüketmiştir. Soru tonlaması bu kısa ifadeyi konuşanın isteği veya miktarla ilgili basit bir yorum yerine bir ikrama dönüştürür.

Alıştırma

Bir konuğun zaten çayı var. Bir porsiyon daha isteyip istemediğini sormak için kısa More + isim ikramını kullanın: ____?

Cevabı göster

More tea

Don't mind if I do. Deyimler

1:57

Alırım, teşekkürler.

Deyimler

Bir teklifi kabul ederken Don't mind if I do.

Don't mind if I do., birinin az önce sunduğu bir şeyi kabul etmek için kullanılan kalıplaşmış bir yanıttır. Bu cümlede “Evet, memnuniyetle” ya da “Alırım” anlamına gelir; konuşanın bir şeyden rahatsız olup olmadığını ciddi biçimde açıklamaz. Sözcüklerin biçimi yanıtı “Bunu yapmaya itiraz etmem” şeklinde sunar, ancak cümlenin tamamı kabul etme işlevini görür. don't mind ifadesini sözcük sözcük çevirmek yerine bütün olarak öğrenin.

Alıştırma

Bir arkadaşınız "Would you like the last slice of cake?" diyor. Yanıtı bu dersteki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: ____.

Cevabı göster

Don't mind if I do