Bluey ve Chilli'nin Sihir Savaşı! 🪄 😯 | Bluey 3. Sezon Önemli Anlar ⭐️ | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Sihir, ev işleri ve pizza teslimatı etrafında gelişen bir aile oyununda çocuklarla yetişkinler, oyunun talep edilip edilemeyeceğini veya birine zorla oynatılıp oynatılamayacağını tartışır. Hikâye sonunda ortak eğlence ile başkasını kontrol etmek arasındaki farkı kurar ve her iki tarafın da sınır çizmesini gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. drop everything — Deyimler ve mecazlı ifadeler. Bunun, nesneleri gerçekten yere düşürmek değil, o anda yapılan her işi hemen bırakmak anlamına geldiğini kavrayabilirsiniz. Acil isteklerden, çatışan önceliklerden veya birinin mevcut sorumluluklarını neden aniden terk edemeyeceğinden söz ederken ifadeyi tanıyıp kullanabilirsiniz. 2. not an object. — Konuşma edimbilimi ve tutum. Bu sözü bir özerklik bildirimi olarak tanıyabilirsiniz: konuşan kişi, başkalarının istediği gibi kontrol edebileceği veya yönlendirebileceği bir şey muamelesi görmeyi reddeder. Böylece object sözcüğünü yalnızca gerçek anlamıyla okumadan güçlü kişisel sınırları anlayabilir ve manipülasyona karşı çıkabilirsiniz. 3. Wish I knew magic. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları. wish sonrasında geçmiş zaman biçimi knew kullanılarak şimdiye ilişkin gerçek dışı bir dileğin nasıl anlatıldığını öğrenebilirsiniz: konuşan kişi sihir bilmiyordur, ancak durumun farklı olmasını ister. Bu kalıbı şu anda sahip olmadığınız yetenek, bilgi veya koşullar için kullanabilirsiniz.
Bu derste
Grown-ups should play with kids whenever the kids want. Notlar
0:00Büyükler, çocuklar ne zaman isterse onlarla oynamalıdır.
Grown-ups: yetişkinleri belirten gündelik bir isim
Grown-ups, kalıplaşmış sayılabilen grown-up isminin çoğuludur. Bu cümlede, bir çocuğun bakış açısından “yetişkinler” anlamına gelir; grown sıfatıyla o anda kurulmuş geçici bir betimleme değildir. Tekil biçimi a grown-up'tır; örneğin Ask a grown-up for help.
Alıştırma
Bu cümlede Grown-ups ne anlama geliyor?
- Alışılmadık derecede uzun boylu insanlar.
- Hızla büyüyen çocuklar.
- Gündelik ve çoğunlukla çocuk merkezli bir dilde yetişkinler.
Cevabı göster
Gündelik ve çoğunlukla çocuk merkezli bir dilde yetişkinler.
should play ... whenever the kids want: should + fiilin yalın hâli ve whenever
Should play, should + fiilin yalın hâli yapısını izler. Çocuklarla oynamayı bir tavsiye, beklenti veya genel ilke olarak sunar. Whenever the kids want, “çocukların oynamak istediği herhangi bir zamanda” anlamına gelir. Whenever, ilkeyi belirli tek bir zamana değil, ilgili her duruma yayar. want sözcüğünden sonraki fiil grubu bağlamdan anlaşıldığı için atılmıştır: Burada the kids want, the kids want to play anlamındadır.
Alıştırma
Tavsiye için should, ilgili her durumu kapsamak için whenever kullanarak cümleyi tamamlayın: You ____ call me ____ you need help.
Cevabı göster
should · whenever
Grown-ups can't just drop everything and play when kids ask them to. Notlar
0:08Büyükler çocuklar istediğinde her şeyi bırakıp oyun oynayamazlar.
drop everything: yapılan her şeyi hemen durdurmak
Burada drop everything, o anda yapılan her şeyi durdurup hemen başka bir şey yapmak anlamına gelir. Bu bir deyimdir; dolayısıyla nesneleri gerçekten yere düşürmek anlamına gelmez. can't just ile birlikte kullanıldığında cümle, yetişkinlerin kendilerinden her istendiğinde mevcut işlerini anında bırakabilecekleri düşüncesini reddeder. Bu ifade, önceliklerin aniden değişmesinden söz ederken kullanışlıdır.
Alıştırma
“O anda yapılan bütün faaliyetleri hemen durdurmak” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: When the fire alarm rang, we had to ____ and leave the building.
Cevabı göster
drop everything
ask them to: tekrarlanan mastarı cümleden çıkarma
ask them to ifadesindeki to, ask someone to do something yapısının mastar belirtecidir. Tekrarlanan play fiili atılmıştır; bu yüzden tam anlam ask them to play şeklindedir. Dinleyen kişi eylemi önceki bağlamdan çıkarabiliyorsa İngilizcede to korunarak tekrarlanan mastar fiili veya fiil öbeği atılabilir. Bu, tekrarı önler ve cümlenin yarım kaldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Mastar belirtecini koruyup tekrarlanan stay late sözcüklerini atarak cümleyi tamamlayın: I didn't plan to stay late, but my manager asked me ____.
Cevabı göster
to
because then who will do all the chores, Kalıp ifadeler
0:17Çünkü o zaman tüm ev işlerini kim yapacak,
like cleaning the house and making the dinners? Dilbilgisi
0:20evi temizlemek ve yemek yapmak gibi?
do all the chores: bütün ev işlerini yapmak
Do chores, düzenli ev işlerini yapmayı anlatan doğal bir İngilizce eşdizimdir. Bu cümlede do fiildir; chores ise temizlik ve yemek yapma gibi işleri adlandırır. All the chores, yapılması gereken ev işlerinin tamamını ifade eder. Bu yüzden soru, bunların her birini birinin üstlenmesi gerektiğini vurgular.
Alıştırma
Düzenli ev işlerini yapmak için doğal eşdizimi kullanan cümle hangisidir?
- I work the chores after breakfast.
- I make the chores after breakfast.
- I do the chores after breakfast.
Cevabı göster
I do the chores after breakfast.
like cleaning the house and making the dinners: like ile örnek vermek
Burada like, “örneğin” anlamına gelir. Bir edat olarak cleaning the house ve making the dinners ifadelerini daha genel olan chores kategorisinin örnekleri olarak tanıtır; “hoşlanmak” anlamına gelmez. İki örnek, and ile bağlanan paralel -ing öbekleridir. Bu yapı genel bir kategoriden birkaç somut örneğe geçer ve listenin eksiksiz olduğunu belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrenilen ve “örneğin” anlamına gelen tek sözcüklü edatla tamamlayın: Quiet hobbies, ____ knitting and sketching, can help you relax.
Cevabı göster
like
ring someone: Britanya İngilizcesinde “birini telefonla aramak”
Bu cümlede ring, “telefon etmek” veya “aramak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Aranan kişi hemen ardından gelir: ring the pizza boy. Bu ifade ona zil çaldırmak veya yüzük vermek anlamına gelmez. Bu kullanım ring + kişi veya yer kalıbıyla başka durumlara aktarılabilir; ring me ve ring the office buna örnektir.
Alıştırma
Hangi cümlede Britanya İngilizcesindeki ring fiili, birini telefonla aramak anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?
- I'll ring the dentist's bell after lunch.
- I'll ring the dentist after lunch.
- I'll ring to the dentist after lunch.
Cevabı göster
I'll ring the dentist after lunch.
can't just + fiil: aşırı basit bir eylemi reddetmek
Can't just + fiilin yalın hâli, bir eylemin kolay ve anında uygulanacak bir çözüm olarak kabul edilebilir veya gerçekçi olmadığını belirtir. Buradaki just, “yalnızca” ya da “başka hiçbir şey yapmadan” anlamındadır; “kısa süre önce” anlamında değildir. You can't just... başka birinin önerisini düzeltmek ve sınır koymak için sık kullanılır. Sorun yalnızca yapabilme becerisi değildir: önerilen eylem bir kuralı, sorumluluğu, nedeni veya sonucu göz ardı eder.
Alıştırma
Hangi cümlede can't just, yetersizlik anlatmak yerine uygunsuz bir eylemi reddetmek için kullanılmıştır?
- You can't just leave without telling anyone.
- I just can't lift this suitcase.
- She couldn't leave because the door was locked.
Cevabı göster
You can't just leave without telling anyone.
We can do whatever we want... can't we, Bingo? Dilbilgisi
0:28İstediğimiz her şeyi yapabiliriz... değil mi, Bingo?
do whatever we want: sınırsız seçim
do whatever we want ifadesinde whatever, seçimi yapılabilecek herhangi bir eyleme açar. whatever we want yan cümlesinin tamamı “yapmak istediğimiz herhangi bir şey” anlamına gelir ve do fiilinin nesnesidir. Burada whatever yan cümlenin bir parçasıdır; tek başına söylenen, baştan savıcı Whatever. cevabı değildir. Bu yapıda fiili sınırsız bir seçenek aralığına bağlar.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın istediği herhangi bir etkinliği seçmekte özgür olduğunu anlatır?
- On her day off, Maya can do whatever she wants.
- On her day off, Maya can go whenever she wants.
- On her day off, Maya can do the activity she planned.
Cevabı göster
On her day off, Maya can do whatever she wants.
can't we, Bingo?: eklenti soruyla onay istemek
Can't we?, olumlu We can... cümlesine eklenen olumsuz bir eklenti sorudur. Eklenti soru can yardımcı fiilini olumsuz can't biçiminde tekrarlar ve zamir, özne olan we ile uyumludur. Konuşan kişi fikri önce doğruymuş gibi ortaya koyar, ardından Bingo'yu doğrulamaya veya katılmaya davet eder. Bu, yetenek hakkında yeni bir soru değildir. Bingo bir hitap sözüdür ve eklenti sorunun yapısını değiştirmez.
Alıştırma
Olumlu ifadeyi ona uyan olumsuz eklenti soruyla tamamlayın: We can leave after lunch, ____?
Cevabı göster
can't we
Don't listen to her: onun söylediklerine uyma
Bu cümlede Don't listen to her, “Onun sesini duyma” değil, “Söylediklerini kabul etme veya uygulama” anlamına gelir. listen to someone yapısı, birinin sözlerine dikkat edip o sözleri yol gösterici kabul etmek anlamında kullanılabilir. Olumsuz bir emir olarak Don't listen to..., dinleyenin başka birinden etkilenmesini önlemeye çalışır. Aynı zamanda dinleyeni konuşanın tarafına çekme amacı da taşıyabilir.
Alıştırma
Bir anlaşmazlık sırasında Don't listen to her büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Onun söylediklerini kabul etmemek veya uygulamamak.
- Onunla konuşmamak.
- Sesinin kulaklarına ulaşmasını engellemek.
Cevabı göster
Onun söylediklerini kabul etmemek veya uygulamamak.
I need your help: doğrudan yardım istemek
I need your help, bir sorunu çözmek için karşınızdaki kişinin harekete geçmesini veya destek vermesini istediğinizi doğrudan anlatır. Buradaki need, bir nesneye ihtiyaç duymayı değil, diğer kişinin sürece katılması için yapılan açık bir isteği ifade eder. Görevi belirtmek için with + isim ekleyin: I need your help with this form.
Alıştırma
Doğrudan isteği hedef ifadeyle tamamlayın: The boxes are too heavy for me alone. I ____ moving them.
Cevabı göster
need your help
Join your magic to mine: join X to Y ve iyelik zamiri mine
Join X to Y, X'i Y'ye bağlamak veya ikisini bir araya getirmek anlamına gelir. Bu cümlede, hayalî bir oyunun diliyle your magic konuşanın sihriyle birleştiriliyor. Mine, my magic ifadesinin yerini alan bir iyelik zamiridir. Magic sözcüğünü tekrarlamadan your magic ... mine çiftini tamamlar; burada maden çıkarılan bir yer anlamına gelmez.
Alıştırma
join X to Y kalıbını tamamlayın: Join the wooden handle ____ the frame.
Cevabı göster
to
People should play with you because they want to, Anlatım akışı
0:44İnsanlar seninle kendi istedikleri için oynamalı,
because they want to, not because you make them: because A, not because B
Because A, not because B iki nedeni paralel bir yapıda sunar. İlk because yan cümlesi gerçek veya kabul edilebilir nedeni verir; not because ise konuşanın reddettiği nedeni tanıtır. Burada want to, want to play; make them ise make them play anlamına gelir. Bu kalıp dikkati amaçlanan nedenden, elenmesi gereken açıklamaya yöneltir. İnsanların seninle oynadığını inkâr etmez; yalnızca bunu zorlandıkları için yaptıkları açıklamasını reddeder.
Alıştırma
because A, not because B kalıbını tamamlayın: I thanked her ____ she helped me, ____ I wanted a favor.
Cevabı göster
because · not because
make them: Ettirgen make ve düşürülen eylem
Bu cümlede make, “üretmek” değil, “zorlamak veya bir şey yapmasına neden olmak” anlamındadır. Yaygın ettirgen yapı make + kişi + fiilin yalın hâli şeklindedir: make them play, “onları oynamaya zorlamak” demektir. Them, people sözcüğüne gönderme yapar. play with you eylemi, hemen önce söylendiği ve bağlamdan kolayca çıkarıldığı için make them sonrasında düşürülmüştür. Tam düşünce not because you make them play with you şeklindedir. İngilizcede anlam açık kaldığında tekrarlanan bir tamamlayıcı atılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede made them sonrasındaki eylem bağlamdan açık olduğu için düşürülmüştür?
- The club made them team captains.
- The coach made them sandwiches after practice.
- The players stayed late because they wanted to, not because the coach made them.
Cevabı göster
The players stayed late because they wanted to, not because the coach made them.
Otherwise: Bir koşul karşılanmazsa sonucu belirtme
Otherwise önceki düşünceye gönderme yapar ve onu açıkça söylenmeyen olumsuz bir koşula dönüştürür: “eğer bu doğru değilse” veya “bunu yapmazsan”. Ardından bu koşulun karşılanmamasının sonucunu belirtir. Buradaki önceki düşünce, insanların kendi istekleriyle oynamasıdır. Otherwise, “oynamayı kendileri seçmiyorlarsa” anlamına gelir ve bunun gerçekten oyun olmadığı sonucuna götürür. Bu, yalnızca konu değişikliği değil, koşul-sonuç bağlantısıdır.
Alıştırma
Cümleyi “bunu yapmazsan” anlamındaki tek sözcüklü bağlaçla tamamlayın: Back up your files; ____, you may lose them.
Cevabı göster
otherwise
all that crazy stuff: belirtilmeyen olayları stuff ile gruplamak
Burada all that crazy stuff, yaşanmakta olan garip veya karmakarışık olayların tamamını ifade eder. Bu cümlede stuff fiziksel nesneleri anlatmaz; birkaç olayı veya durumu belirsiz biçimde tek grupta toplar. Günlük İngilizcede stuff, her parçanın adını söylemeden bir gruba gönderme yapmayı sağlar. All that, konuşmada zaten bilinen bir grubu gösterirken crazy, konuşanın bunu tuhaf veya karmakarışık bulduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “garip olayların tamamı” anlamına gelen samimi ifadeyle tamamlayın: Is ____ still happening?
Cevabı göster
all that crazy stuff
get off: “kes şunu” anlamında başından savan bir tepki
Burada get off kısa, çok samimi ve karşı tarafı susturmaya yönelik bir tepkidir. “Kes şunu”, “Yeter artık” veya “Beni rahat bırak” gibi bir anlama gelir: konuşan kişi dinlemeye ya da cevap vermeye devam etmek istemez. Bu bağlamda ifade, bir şeyden inmeyi veya uzaklaşmayı isteyen gerçek anlamlı bir talimat değildir. Konuşmanın akışı ve bezgin Oh, karşı tarafı başından savma anlamını gösterir.
Alıştırma
Konuşmayı okuyun. B, get off ile ne demek istiyor? A: You really believe that story? B: Oh, get off.
- B, A'nın hikâyeyi daha ayrıntılı açıklamasını istiyor.
- B, A'nın bir araçtan inmesini istiyor.
- B, A'nın durmasını ve konuyu bırakmasını istiyor.
Cevabı göster
B, A'nın durmasını ve konuyu bırakmasını istiyor.
not up to me: kararı ben vermiyorum
be up to someone, bir şeyi seçme ya da kararlaştırma yetkisinin o kişide olduğunu belirtir. It's not up to me cümlesinde konuşan kişi, kararın kendi kontrolünde olmadığını ve bu yetkinin başka birinde olduğunu söyler. Buradaki up to kalıplaşmış bir ifadedir; up sözcüğünün mekânsal anlamıyla kullanılmaz. it ile belirtilen konuyu kimin kontrol ettiğini gösterir.
Alıştırma
Yalnızca kendi adınıza konuşuyorsunuz. Karar verme yetkiniz olmadığını söylemek için cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: The final decision is ____.
Cevabı göster
not up to me
You see: dinleyiciyi bir sonuca yönlendirmek
You see, Bingo? cümlesindeki You see bir söylem belirtecidir. Bingo'nun dikkatini kanıt niteliğindeki sonuca geri çeker ve onu sonucu kabul etmeye yönlendirir; 'Gördün mü?' veya 'Şimdi anladın' anlamına yakındır. Az önce olanları konuşanın savunduğu noktaya bağlayarak konuşmayı düzenler. Burada see esas olarak gözlerle görmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede You see görme duyusunu anlatmak yerine dinleyiciyi bir sonuca yönlendirir?
- You can see the lake from this window.
- Do you see the red sign?
- You see, that's why we need to leave early.
Cevabı göster
You see, that's why we need to leave early.
we've got tickling!: we have anlamındaki have got
Bu cümlede we've got, we have got ifadesinin kısaltmasıdır ve we have, yani “bizde var” veya “kullanabiliriz” anlamına gelir. Tickling, grubun kullanabileceği bir araç ya da taktik olarak sunulur. Burada bir şeyi alma veya edinme eylemi vurgulanmaz. have got + isim yapısı çoğu zaman mevcut sahipliği ya da kullanılabilirliği anlatır; bu nedenle burada genellikle have ile aynı şekilde anlaşılır.
Alıştırma
Grubun bir haritası olduğunu anlatmak için cümleyi have got yapısıyla tamamlayın: We've ____ a map.
Cevabı göster
got
Why do I have to...?: bir zorunluluğu sorgulamak
have to + fiilin yalın hâli, bir zorunluluğu veya gerekliliği anlatır: bir kural, düzenleme, durum ya da başka birinin talimatı eylemi gerekli kılar. Why do I have to do it? sebebi sorar ve aynı zamanda isteksizliği gösterebilir veya talebi sorgulayabilir. Geniş zaman sorusunda özneden önce do kullanılır: Why do I have to + fiilin yalın hâli? Buradaki have, zorunluluk yapısının bir parçasıdır; sahiplik bildiren have değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir kuralın konuşan kişiden kimlik göstermesini neden istediğini doğru şekilde sorar?
- Why do I have show my ID?
- Why I have to show my ID?
- Why do I have to show my ID?
Cevabı göster
Why do I have to show my ID?
Cuz I said so: otoriteyi gerekçe olarak kullanmak
Cuz, because sözcüğünün gündelik ve resmî olmayan yazımıdır. Cuz I said so ifadesinde so, daha önce sözü edilen eylem ya da kuralın yerini tutar; yaklaşık olarak “çünkü sana bunu yapmanı ben söyledim” anlamına gelir. Buradaki so, “bu yüzden” anlamındaki sonuç sözcüğü değildir. Bu cevap gerçek bir açıklama sunmak yerine konuşanın otoritesini gerekçe olarak kullanır. Asıl işlevi soruyu ya da tartışmayı bitirmektir: “Kararı ben verdiğim için yap.”
Alıştırma
Konuşan kişi Cuz I said so diyerek ne yapıyor?
- Nedeni daha sonra açıklayacağına söz vermek.
- Önceki talimatın bir hata olduğunu kabul etmek.
- Gerçek bir neden vermek yerine otorite kullanmak.
Cevabı göster
Gerçek bir neden vermek yerine otorite kullanmak.
can't just tell me what to do: istenmeyen kontrolü reddetmek
You can't just tell me what to do cümlesindeki can't just, esas olarak bir şeyi yapamama durumunu anlatmaz. Karşıdaki kişinin bu kadar keyfî davranma hakkına itiraz eder: “Bunu sormadan, açıklamadan veya geçerli bir nedenin olmadan öylece yapamazsın.” Bu çatışmada tell me what to do, yararlı bir talimatı tarafsızca vermek değil, “bana emir vermek” veya “seçimlerimi kontrol etmek” anlamına gelir. Cümlenin tamamı konuşanın kendi kararlarını verme özgürlüğünü güçlü biçimde savunur.
Alıştırma
Hangi cevap, size emir veren birine en açık biçimde karşı çıkar?
- You can't just tell me what to do.
- You can make every choice for me.
- Please tell me what to do next.
Cevabı göster
You can't just tell me what to do.
sevgi dolu bir hitap olarak babe
Burada babe, “sevgilim” veya “canım” anlamında sevgi dolu bir hitaptır. Dinleyiciye doğrudan seslenmek için Sorry sözünden sonra gelir; ilişkinin yakın olduğunu gösterir ve özrü daha sıcak hâle getirir. Sözcük burada konuşanların ilişkisini anlatır; dinleyicinin kelimenin gerçek anlamıyla bir bebek olduğunu söylemez.
Alıştırma
Değerlendirin: Yeni tanıştığınız bir müşteriye “Sorry, babe.” demek genellikle uygun mudur?
- Uygun
- Uygun değil
Cevabı göster
Uygun değil
joined the good side: iyi tarafa geçmek
Joined the good side ifadesinde side, bir nesnenin fiziksel kenarı değil; bir oyun, tartışma veya çatışmadaki grup, taraf ya da görüş anlamındadır. Joined, Bingo'nun bu grubun parçası olduğunu veya onu desteklemeye başladığını gösterir. Bu gruba the good side demek, iyi ile kötü arasında eğlenceli ve dramatik bir ayrım oluşturur. Bu, tarafsız ve nesnel bir etiket değil, konuşanın bakış açısından o grubu doğru taraf olarak gösteren bir ifadedir.
Alıştırma
“During the game, Ava joined the good side,” cümlesinde joined the good side ne anlama gelir?
- Oyun alanının bir kenarına geçti.
- Kahramanlar olarak sunulan grubu desteklemeye başladı.
- Oyuna katılmayı tamamen bıraktı.
Cevabı göster
Kahramanlar olarak sunulan grubu desteklemeye başladı.
not an object: bir eşya gibi davranılmayı reddetmek
Burada not an object, “isteklerim dikkate alınmadan başkalarının kontrol edebileceği, hareket ettirebileceği veya kullanabileceği bir eşya olmamak” anlamına gelir. Object burada “eşya” veya “şey” anlamındaki bir isimdir; cümlenin bir ögesini anlatan dil bilgisi terimi değildir. Konuşan kişi kendi kararlarını verme hakkını savunmaktadır. Bu cümle yalnızca bir insanın eşya olmadığını belirtmez; kişinin duygu ve seçimleri önemsizmiş gibi davranılmasına itiraz eder.
Alıştırma
Birisi “I am not an object.” dediğinde büyük olasılıkla ne talep ediyordur?
- Dil bilgisindeki nesnenin nereye geldiğinin açıklanması.
- Seçimlerine ve kişisel sınırlarına saygı gösterilmesi.
- Metalden yapılmadığının kanıtlanması.
Cevabı göster
Seçimlerine ve kişisel sınırlarına saygı gösterilmesi.
that was a big day: olaylarla dolu bir günü özetlemek
a big day ifadesinde big, fiziksel boyutu değil, günün önemini, yoğunluğunu veya duygusal ağırlığını anlatır. That was a big day, önemli olaylarla ya da unutulmaz deneyimlerle dolu bir günü geriye dönüp özetler. İfade tek başına günün iyi mi kötü mü olduğunu söylemez. Bağlama göre gün heyecanlı, yorucu, stresli veya bunların bir karışımı olabilir.
Alıştırma
Bir ödül kazandıktan ve televizyondaki ilk röportajını verdikten sonra Lena, “That was a ___ day.” diyor. Önemli veya olaylarla dolu bir günü anlatan yaygın ifadeyi hangi sözcük oluşturur?
- wide
- tall
- big
Cevabı göster
big
That'll be... ile şimdiki durum hakkında çıkarım yapma
Bu cümlede That'll be, “Muhtemelen o...” veya “O ... olmalı” anlamındadır. Will, şu anda gelen kişinin kim olduğuna dair güçlü bir çıkarım bildirir; yalnızca geleceği göstermez. Bir ses, zamanlama ya da önceden yapılmış bir plan bir kimliği olası kıldığında, kişiyi görmeden veya doğrulamadan önce That'll be + kişi, isim veya sesin kaynağı yapısını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Maya'yı beklerken kapı zili çalıyor. “That'll be Maya.” ne anlama gelir?
- Kapıdaki kişi muhtemelen Maya.
- Konuşan kişi Maya'nın az önce ayrıldığını gördü.
- Maya ileride başka bir kişiye dönüşecek.
Cevabı göster
Kapıdaki kişi muhtemelen Maya.
Harekete geçme çağrısı olarak Come on
Burada Come on, insanları harekete geçmeye ve gruba katılmaya yönelten bir söylem belirleyicisidir. Ardından gelen who's coming? sorusu, konuşan kişinin yalnızca birinden yanına yaklaşmasını istemediğini, grubu harekete geçirdiğini gösterir. Come on ifadesinin işlevi bağlama ve ses tonuna göre değişir: teşvik edebilir, acele ettirebilir, şikâyet veya inanmama duygusu gösterebilir. Bu cümlede yaklaşık olarak “Hadi gidelim” ya da “Acele et” anlamına gelen enerjik bir eylem çağrısıdır.
Alıştırma
“Come on, we're going to miss the train!” cümlesinde Come on esas olarak ne yapıyor?
- Birini hızlı hareket etmeye yöneltmek.
- Birinin nereden geldiğini sormak.
- Birini resmî olarak toplantıya davet etmek.
Cevabı göster
Birini hızlı hareket etmeye yöneltmek.
Off you pop: harekete geçmeyi söyleyen hafif bir Britanya ifadesi
Off you pop, “hadi, git” ya da “şimdi git ve onu yap” anlamına gelen kalıplaşmış, samimi bir ifadedir. Burada bir yetişkin, bir çocuğa bulunduğu yerden ayrılmasını ya da harekete geçmesini hafif bir tonla söylüyor. Bu ifadede pop “patlamak” anlamına gelmez. Bu söyleyiş yönlendirmeyi canlı ve şakacı gösterir, ancak yine de bir yönlendirmedir. Sevecen mi yoksa başından savıcı mı duyulacağını ton ve ilişki belirler.
Alıştırma
Değerlendirin: Resmî bir toplantıdan sonra yeni tanıştığınız yetişkin bir müşteriye Off you pop. demek genellikle uygun mudur?
- Uygun
- Uygun değil
Cevabı göster
Uygun değil
pretty comfortable: derece zarfı olarak pretty
pretty comfortable ifadesinde pretty, comfortable sıfatını niteleyen bir derece zarfıdır. “Oldukça” ya da “epey” anlamına gelir; yani konuşan kişi bulunduğu yerde rahat olduğunu söylüyor. Bir şeyin güzel görünmesini anlatmıyor. pretty + derecesi değişebilen sıfat veya zarf yapısı konuşmada yaygındır. Belirgin ama aşırı olmayan bir derece verir; yine de ses tonu ve bağlam bu derecenin gücünü değiştirebilir.
Alıştırma
The test was pretty easy. cümlesinde pretty ne anlama gelir?
- Yalnızca biraz
- Oldukça ya da epey
- Güzel
Cevabı göster
Oldukça ya da epey
you're still going: still kararın değişmediğini gösterir
Burada still, karşı taraf gitmemek için bir neden söylese bile önceki planın veya kararın değişmediğini belirtir. Yeah bu nedenin duyulduğunu kabul eder, ancak but you're still going ilk sonucu geçerli tutar. You're going ile karşılaştırıldığında still, “buna rağmen” anlamını ekler ve ısrarı daha belirgin hâle getirir. be ile kullanıldığında still normalde be'den sonra gelir: you're still going.
Alıştırma
Mia sahneye çıkmak istemediğini söylüyor, ancak karar değişmedi. Hangi yanıt still kelimesini “buna rağmen sonuç değişmiyor” anlamında kullanıyor?
- I understand, so you can skip the performance tonight.
- I understand, and we haven't decided whether you'll perform.
- I understand, but you're still performing tonight.
Cevabı göster
I understand, but you're still performing tonight.
You going to make me?: atılan Are ve meydan okuyan make me
Gündelik konuşmada You going to...? ifadesi Are you going to...? sorusunun eksiltili biçimi olabilir: baştaki Are söylenmez. Standart tam soru Are you going to make me? şeklindedir. Burada make me, “beni yaratmak” değil, “konuşulan eylemi yapmaya beni zorlamak” anlamındadır. Eylem bağlamdan anlaşılır. Eylem açıkça söylenirse make, nesne ve yalın fiille kullanılır: make me go doğrudur, make me to go değildir. Soru bir bütün olarak bir planı tarafsızca sormak yerine karşı tarafa meydan okur.
Alıştırma
Hangi cümle gündelik You going to make me leave? sorusunun standart ve tam biçimidir?
- Are you going to make me leave?
- Are you going to make me to leave?
- Do you going to make me to leave?
Cevabı göster
Are you going to make me leave?
If I have to: bilinen eylemi söylemeden bırakmak
If I have to, “az önce sözü edilen eylemi yapmam gerekirse” anlamına gelir. Dinleyici, önceki soru veya cümleden hangi eylemin kastedildiğini çıkarabildiği için to’dan sonraki fiil öbeği söylenmez. Bu nedenle cümle bağlam içinde eksik değildir. Kısa bir cevap olarak çoğu zaman isteksizlik veya kabullenmişlik ifade eder: Konuşan kişi eylemi yapacaktır, ancak yalnızca gerekli olursa.
Alıştırma
Biri "Will you work late?" diye soruyor. Siz "If I have to." diye cevap veriyorsunuz. Cevabınız ne anlama gelir?
- Yalnızca gerekirse geç saatlere kadar çalışacağım.
- Geç saatlere kadar çalışmaya can atıyorum.
- Geç saatlere kadar zaten çalıştım.
Cevabı göster
Yalnızca gerekirse geç saatlere kadar çalışacağım.
Wish I knew...: geçmiş zamanla anlatılan gerçek dışı şimdiki dilek
Wish I knew magic, I wish I knew magic cümlesinin konuşma dilindeki kısaltılmış biçimidir. Baştaki özne I anlaşılır olduğu için söylenmemiştir. Wish’ten sonra gelen basit geçmiş knew, şu anda gerçek olmayan bir durumu gösterir: Konuşan kişi sihir bilmiyordur, ancak durumun farklı olmasını ister. Buradaki knew, bilme eylemini geçmiş zamana yerleştirmez.
Alıştırma
Şu anda gerçek olmayan bir dileği ifade etmek için know fiilinin geçmiş biçimini kullanın: I wish I ____ how to fix this.
Cevabı göster
knew
Cheeky: eğlenceli gelen hafif cüretkârlık, yaramazlık veya saygısızlık
Bu cümlede cheeky, bir davranışı biraz fazla cüretkâr, yaramaz veya saygısız bulur; ancak bunun ciddi derecede kötü olduğunu söylemez. That was cheeky, birinin az önce yaptığı şeye verilen hafif bir tepkidir. Burada cheeky davranışı niteler; yüzün yan kısmıyla ilgili bir anlam taşımaz. Bu kelimede çoğu zaman mizah veya sevgi payı vardır. Şakacı bir takılma mı yoksa hafif bir azarlama mı olduğu, ses tonuna ve kişiler arasındaki ilişkiye bağlıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede cheeky, biraz cüretkâr veya yaramaz ama eğlenceli bir davranış için en doğal şekilde kullanılmıştır?
- Ravi calmly followed every instruction. That was cheeky.
- Mia took one chip from my plate and grinned. That was cheeky.
- The attacker seriously injured someone. That was only cheeky.
Cevabı göster
Mia took one chip from my plate and grinned. That was cheeky.