Izdırap Armudu - İnsanlık Tarihinin En Kötü Cezaları: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.408 kelime 213 kel/dk

Video özeti: Soygun öyküleri ve eski kitaplardan müze nesnelerine uzanan video, Acı Armudu'nun gerçekten bir Orta Çağ işkence aleti mi, yoksa propaganda efsanesi mi olduğunu inceliyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. What was required was — Dilbilgisi: gerekli çözümü odağa alan wh-cleft yapısını tanıyın ve bir gereksinimi vurgulamak için kullanın. 2. literally be jaw-dropping. — Deyimler: hem “son derece şaşırtıcı” anlamını hem de yaralı çeneye ilişkin karanlık gerçek anlamlı kelime oyununu yakalayın. 3. There seems to be little doubt that — Edimbilim: mutlak kanıt değil, temkinli biçimde söylenmiş güçlü bir güven duyun ve belirsizliğe pay bırakın.

Bu derste

The year is 1626

0:00

Yıl 1626'ydı.

and a husband and wife were sleeping peacefully in their warm bed,

0:01

Evli bir çift sıcak yataklarında huzur içinde uyuyordu,

oblivious to the fact that an exceptionally cruel and completely unhinged thief Kalıp ifadeler

0:05

son derece acımasız ve tamamen aklını yitirmiş bir hırsızın

was about to change their lives forever.

0:09

hayatlarını sonsuza dek değiştirmek üzere olduğundan habersizlerdi.

Kalıp ifadeler

oblivious to the fact that: bir gerçeğin hiç farkında olmamak

Oblivious to the fact that, birinin bilmediği veya fark etmediği bir gerçeği sunar. Bu cümlede uyuyan çift, hırsızın hayatlarını değiştirmek üzere olduğunun hiçbir şekilde farkında değildir. Yapı oblivious to + isim öbeği şeklindedir. Oblivious to the fact that + yan cümle yapısında that ile başlayan yan cümle, gizli gerçeğin içeriğini belirtir. Anlatıcılar bu yapıyı sık sık dramatik ironi oluşturmak için kullanır: izleyici önemli bir şeyi bilir, ancak anlatılan kişiler bilmez.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The tenants slept peacefully, ____ someone was forcing the back door.

Cevabı göster

oblivious to the fact that

The sleeping couple who'd enjoyed comfort and wealth all their lives

0:12

Hayatları boyunca rahatlık ve zenginlik içinde yaşamış bu uyuyan çift

were in for a terrible shock. Deyimler

0:15

korkunç bir şok yaşamak üzereydi.

Deyimler

be in for + isim: yakında bir şey yaşayacak olmak

Be in for + isim öbeği, birinin yakında bir şey yaşamasının muhtemel olduğu anlamına gelir. Were in for bu öngörüyü geçmiş zamanlı anlatı çerçevesine yerleştirir; a terrible shock çifti bekleyen deneyimdir. İfade, çoğu zaman mevcut durumdan çıkarılan olayı özneye yaklaşan bir deneyim gibi sunar. Konum bildiren gerçek anlamlı bir ifade değildir ve özne bu deneyimi seçmiş ya da amaçlamış olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Cümleyi be in for ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After seeing the final hill on the route, Maya knew she ____ a difficult climb.

Cevabı göster

was in for

They were about to be confronted by a man who was not only going to take all their valuables, Dilbilgisi

0:16

Karşılarına çıkacak adam yalnızca tüm değerli eşyalarını almakla kalmayacak,

but was going to introduce them to one of the most evil devices known to man.

0:21

onları insanlığın bildiği en şeytani düzeneklerden biriyle de tanıştıracaktı.

Dilbilgisi

Vurgulu bir artış için not only ... but (also)

Bu cümlede not only, kurbanların değerli eşyalarını alma şeklindeki ilk eylemi; but ise daha sarsıcı olan ikinci eylemi sunar. Bu kalıp, dinleyiciye ilk bilginin tek başına yeterli olmadığını ve ardından daha güçlü bir bilginin geleceğini bildirir. Bağlanan iki öge dilbilgisel açıdan paralel olmalıdır. Burada was going to take ... ile was going to introduce ... birbiriyle eşleşir. but sonrasında also kullanımı yaygındır, ancak altyazıda olduğu gibi atlanabilir.

Alıştırma

Cümleyi not only ... but also ile tamamlayın: The storm ____ delayed the flight, ____ damaged the runway.

Cevabı göster

not only · but also

It's known as the Choke Pear,

0:25

Bu düzeneğe “Boğma Armudu” denir,

but we think its alternate name is more fitting

0:27

ancak alternatif adının daha uygun olduğunu düşünüyoruz.

given the pain it inflicted on its victims. Kelime

0:29

Çünkü kurbanlarına verdiği acıyı daha iyi anlatıyor.

Kelime

given the pain: “dikkate alındığında” anlamındaki given

Burada given, “göz önüne alındığında” veya “dikkate alındığında” anlamındadır. the pain it inflicted on its victims isim öbeği, alternatif adın neden daha uygun sayıldığının gerekçesini sunar. given burada give fiilinin edilgen anlamında kullanılmaz ve acının birine nesne gibi verildiğini anlatmaz. Bu kalıpta given sonrasında bir isim öbeği gelir: given the pain. Ardından tam bir yan cümle gelecekse given that kullanılır: given that it caused so much pain.

Alıştırma

Hangi cümlede given, “dikkate alındığında” anlamında bir edat olarak kullanılmış ve sonrasında doğru biçimde bir isim öbeği getirilmiştir?

  1. They were given the new schedule yesterday.
  2. Given that the traffic is heavy, we should leave early.
  3. Given the heavy traffic, we should leave early.
Cevabı göster

Given the heavy traffic, we should leave early.

And that name is the Pear of Anguish.

0:31

Bu ad da “Azap Armudu”.

And today,

0:33

Ve bugün,

dear viewers,

0:34

sevgili izleyiciler,

you're going to see just how horrifying this small contraption Dilbilgisi

0:35

bu küçük düzeneğin ne kadar dehşet verici olduğunu

must have been to those that wore it. Dilbilgisi

0:38

onu takmak zorunda kalanların gözünden göreceksiniz.

Dilbilgisi

just how horrifying: Dereceyi Vurgulama

Burada just, how horrifying ifadesinin belirttiği dereceyi güçlendirir. Konuşmacı, izleyicinin düzeneğin tam olarak ne kadar korkunç olduğunu göreceğini haber verir; just burada “yalnızca” veya “az önce” anlamına gelmez. just how horrifying ifadesinin tamamı, see fiilinden sonra derece bildiren iç içe bir yan cümle başlatır. Bu bir iç cümle olduğu için bildirme cümlesi söz dizimini korur: just how horrifying this small contraption must have been denir; just how horrifying must this small contraption have been denmez.

Alıştırma

Cümleyi “exactly how” anlamına gelen iki kelimelik vurgulu derece yapısıyla tamamlayın: After inspecting the damage, we finally understood ____ dangerous the loose wiring had been.

Cevabı göster

just how

Dilbilgisi

must have been: Geçmişe Dair Güçlü Çıkarım

Must have been, geçmişteki bir durum hakkında güçlü bir çıkarım ifade etmek için must ile have + geçmiş zaman ortacını birleştirir. Konuşmacı, eldeki kanıtlara dayanarak düzeneğin onu takanlar için korkunç olduğu sonucunu en makul açıklama olarak sunar. Bu yapı geçmişteki bir zorunluluğu ifade etmez. İngilizcede geçmişteki gereklilik veya zorunluluk için normalde had to kullanılır: They had to wear it.

Alıştırma

Cümleyi geçmiş hakkında güçlü bir çıkarım yapan üç kelimelik modal perfect yapısıyla tamamlayın: After the twelve-hour rescue, the volunteers ____ exhausted.

Cevabı göster

must have been

Let's get back to the sleeping couple. Anlatım akışı

0:40

Şimdi uyuyan çifte geri dönelim.

Anlatım akışı

Konuya dönme geçişi olarak Let's get back to ...

Let's get back to + konu, kısa bir konu dışına çıkışın bittiğini ve konuşmacının ana akışa döndüğünü belirtir. Burada konuşmacı cihaz tanıtımından ayrılıp dinleyicinin dikkatini uyuyan çiftin hikâyesine geri yönlendiriyor. Kapsayıcı Let's, geçişi yönlendirici ve iş birliğine dayalı hâle getirir: konuşmacı dinleyiciyi de yanında götürür. Tamamlayıcı bir tartışma konusu olduğunda get back to, fiziksel olarak bir yere dönmeyi değil, dikkati o konuya geri vermeyi anlatır.

Alıştırma

Sözlü geçişi hedef ifadeyle tamamlayın: We have covered the side issue. ____ our main question.

Cevabı göster

Let's get back to

They were awakened by the thief

0:42

Çifti hırsız uyandırdı.

whose intention was not to silently rob the pair

0:43

Hırsızın niyeti onları sessizce soymak

and make off into the night, Öbek fiiller

0:46

ve gecenin karanlığında kaçmak değildi.

Öbek fiiller

Make off: hızla kaçmak

Make off, hızlıca ayrılmak veya kaçmak anlamına gelen bir öbeksi fiildir ve çoğu zaman kişinin yakalanmaktan kaçınmak istediğini ima eder. Bu cümlede, çifte yaklaştıktan sonra gecenin karanlığına sıvışmayı anlatır. Bu anlam, make ve off sözcüklerini ayrı ayrı okuyarak çıkarılamaz. Suç haberlerinde ve hikâye anlatımında çoğu zaman şüpheli veya aceleci bir kaçışı çağrıştırır; ancak suç içermeyen bir durumda bir insanın ya da hayvanın aniden kaçmasını da anlatabilir.

Alıştırma

“The suspect made off before the guards could stop him,” cümlesinde made off ne anlama gelir?

  1. bir şeyi kapattı
  2. bir şey üretti
  3. hızla kaçtı
Cevabı göster

hızla kaçtı

but to wake them and demand to know Kalıp ifadeler

0:47

Onları uyandırıp

where they were hiding their most valuable belongings.

0:49

en değerli eşyalarını nereye sakladıklarını öğrenmek istiyordu.

Kalıp ifadeler

demand to know: cevap verilmesini talep etmek

Demand to know ifadesindeki demand, başka birinin cevap vermesinde ısrar etmek anlamına gelir. Örtük kalıp demand to know + dolaylı soru veya bir bilgidir: burada saldırganlar, değerli eşyaların nerede saklandığının kendilerine söylenmesinde ısrar eder. Bu, kişinin bilgiyi kendi kendine edinmesini istemek değildir. Cevabı diğer kişinin vermek zorunda olduğu bir şey olarak sunar ve sert, çatışmacı bir güç ilişkisi yaratır.

Alıştırma

Hangi cümle yöneticinin cevap almakta ısrar ettiğini en açık biçimde gösteriyor?

  1. The manager demanded to know who had changed the figures.
  2. The manager wondered who had changed the figures.
  3. The manager politely asked whether anyone had changed the figures.
Cevabı göster

The manager demanded to know who had changed the figures.

To do this,

0:51

Bunu yapmak için

he needed to get them to talk, Dilbilgisi

0:52

onları konuşturması gerekiyordu.

Dilbilgisi

get them to talk: get + kişi + to do

Get them to talk, get + kişi + to-mastar yapısını kullanır: get ettirgen işlevdedir, them eylemden etkilenen kişiyi, to talk ise amaçlanan eylemi belirtir. Bu yapı, genellikle çaba, ikna, düzenleme veya baskı yoluyla başka bir kişinin eylemini gerçekleştirmesini sağlamak anlamına gelir. Yapının kendisi yöntemi belirtmez. Bağlam bunu nazik, pratik, yönlendirici veya zorlayıcı hâle getirebilir; burada zorlayıcılığı sağlayan get tek başına değil, çevredeki tehdit bağlamıdır.

Alıştırma

Cümleyi get + kişi + to do yapısında repair kullanarak tamamlayın: After several calls, Mia got the landlord ____ the broken heater.

Cevabı göster

to repair

but he never had much success chopping off fingers

0:53

Fakat parmak kesmekte

and smacking people around the face.

0:56

ve insanların yüzüne vurmakta hiçbir zaman pek başarılı olamamıştı.

It was his good fortune then that he had recently been introduced Dilbilgisi

0:58

Neyse ki kısa süre önce ona

to a new method of ensuring cooperation.

1:00

iş birliğini garanti eden yeni bir yöntem gösterilmişti.

Dilbilgisi

It was his good fortune then that ...: olgudan önce değerlendirme

Burada it, geçici ya da biçimsel öznedir. Asıl içerik that yan cümlesinde gelir: kısa süre önce bir yöntemle tanıştırılmış olması, o anda onun iyi talihi sayılan durumdur. Bu çerçeve, anlatıcının değerlendirmesi olan his good fortune ifadesini önce, bunu gerekçelendiren olguyu ise sonra verir. Bir kişiyi veya şeyi özellikle öne çıkaran cleft yapısı değildir. İfade ironik de olabilir: olay onun için şanslıdır, fakat yaptıklarından etkilenen kişiler için mutlaka iyi değildir.

Alıştırma

Hangi cümle değerlendirmeyi olgudan önce vermek için resmî It was our good fortune that ... yapısını kullanıyor?

  1. It was the backup server that stayed online.
  2. The backup server was fortunate to stay online.
  3. It was our good fortune that the backup server was still online.
Cevabı göster

It was our good fortune that the backup server was still online.

A while back, he'd met a fellow thief in a tavern, Kalıp ifadeler

1:03

Bir süre önce bir tavernada başka bir hırsızla tanışmıştı.

Kalıp ifadeler

A while back, ile belirsiz bir geçmiş zamanı açmak

A while back, bir süre önce anlamına gelir. Olayı geçmişe yerleştirir ama tam olarak ne zaman olduğunu söylemez; buradaki back, ago gibi zamansal bir anlama sahiptir. Bir hikâyenin başında zaman belirleyen bir giriş görevi görür: konuşan kişi şimdiki andan uzaklaşıp daha önceki arka planı anlatmaya başlar.

Alıştırma

Hangi cümle gelecekteki bir beklemeyi veya süreyi değil, buluşmanın geçmişte belirsiz bir zamanda gerçekleştiğini söylüyor?

  1. A while back, I met her at a workshop.
  2. I talked with her for a while after the workshop.
  3. I'll meet her in a while at the workshop.
Cevabı göster

A while back, I met her at a workshop.

a thief who said he'd always had a 100% success rate

1:05

Bu hırsız, kurbanlarından bilgi alırken her zaman %100 başarı sağladığını

in extracting information from his victims. Kalıp ifadeler

1:08

iddia ediyordu.

Kalıp ifadeler

extract information from someone: birinden bilgi koparmak

Bu cümlede extracting information from his victims, kurbanların bilgiyi açıklamasını sağlamak veya onları buna zorlamak anlamına gelir. Çevredeki bağlam süreci baskıcı hâle getirir: hırsız tehdit ve şiddet kullanmaktadır. Extract burada mecazidir; bilgi, fiziksel olarak çıkarılan bir madde değil, dışarı alınması zor bir şey gibi ele alınır. Yaygın yapı extract + information, details veya an answer + from + kişi ya da kaynak şeklindedir. Çoğu zaman çaba, ısrarlı sorgulama, baskı veya zorlama ima eder; ancak fiil tek başına kullanılan yöntemi belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi “çaba veya baskıyla bilgi elde etmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The detective tried to ____ the unwilling suspect.

Cevabı göster

extract information from

The man explained that to get people to talk,

1:10

Adam, insanları konuşturmak için

it wasn't good enough to just beat them up a bit. Öbek fiiller

1:13

onları biraz dövmenin yeterli olmadığını açıkladı.

Öbek fiiller

beat someone up ve zamirin yeri

Beat someone up, bir kişiye saldırıp onu tekrar tekrar veya ağır biçimde dövmek anlamına gelen gündelik bir öbek fiildir. Up, fiilin tamamının bir parçasıdır ve kelimesi kelimesine yukarı yönlü bir hareket belirtmez. Nesne bir zamir olduğunda öbek fiil ayrılmalıdır: beat them up denir, beat up them denmez. Tam cümledeki a bit öbek fiilin dışındadır ve şiddeti soğuk bir biçimde hafife alma etkisi yaratır; beat someone up ifadesinin parçası değildir.

Alıştırma

Hedef öbek fiili zamir nesneyle kullanarak “ona fiziksel olarak saldırdılar” anlamını doğal ve açık biçimde veren cümle hangisidir?

  1. They beat him up.
  2. They beat him.
  3. They beat up him.
Cevabı göster

They beat him up.

What was required was a device so brutal Dilbilgisi

1:15

Öylesine acımasız bir düzenek gerekiyordu ki

the very thought of it would get people talking in seconds. Notlar

1:17

yalnızca onu düşünmek bile insanları saniyeler içinde konuşturacaktı.

Dilbilgisi

What was required was ...: odaklama yapan bir wh-cleft yapısı

“What was required”, cümlenin öznesi olarak görev yapan bir serbest ilgi yan tümcesidir; what burada “... olan şey” anlamına gelir, yani soru sormaz. Ardından gelen was, bu yan tümceyi odağa alınan yanıt olan “a device ...” ile bağlar. Bu wh-cleft yapısı önemli bilgiyi was sonrasına kadar geciktirir ve diğer olasılıklar elendikten sonra onu gerçek gereksinim olarak sunar. Aktarılabilir kalıp What + yan tümce + be + odaklanan bilgi biçimindedir; What we need is more time. buna örnektir.

Alıştırma

required ile kurulan tam wh-cleft kalıbıyla tamamlayın: The team did not need more data; ____ a clear decision.

Cevabı göster

what was required was

Kelime

the very thought of it: very ile “yalnızca düşüncenin kendisi” anlamı

Burada very, yüksek bir derece belirtmek yerine thought adını doğrudan niteler. The very thought of it, “yalnızca onun düşüncesi” veya “onu sadece düşünmek bile” anlamına gelir. Belirleyiciye benzeyen bu kullanım güçlü bir vurgu ekler: herhangi bir eyleme gerek yoktur; sonuç yaratmak için yalnızca fikir yeterlidir. Aynı kalıp the very idea, the very mention ve the very sight ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

“The very thought of another delay exhausted him,” cümlesinde very ne anlama gelir?

  1. Düşünce son derece zekiceydi.
  2. Düşüncenin kendisi tepkiyi yaratmaya yeterliydi.
  3. Düşünce kesin bir zamanda ortaya çıktı.
Cevabı göster

Düşüncenin kendisi tepkiyi yaratmaya yeterliydi.

Dilbilgisi

get people talking: insanları konuşmaya başlatmak

get + nesne + -ing yapısı, nesnenin bir etkinliğe başlamasını ve çoğu zaman etkinliği sürdürmesini anlatır. get people talking ifadesinde people nesne, talking ise etkinliktir: bir şey insanların konuşmaya veya bir konu hakkında konuşmaya başlamasına neden olur. Burada vurgu, konuşmanın başlayıp gelişmesindedir; her bir kişiye doğrudan konuşma emri verilmesi anlatılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir sorunun bir konuşmayı başlatıp sürdürdüğünü vurgular?

  1. The question asked Maya about her childhood.
  2. The question got Maya to answer one question about her childhood.
  3. The question got Maya talking about her childhood.
Cevabı göster

The question got Maya talking about her childhood.

And if they didn't immediately talk,

1:20

Hemen konuşmazlarsa da

the solution was simple.

1:22

çözüm basitti.

Start the device at notch one.

1:23

Düzeneği birinci kademede çalıştırmak yeterliydi.

The man explained that no one,

1:25

Adam, hiç kimsenin,

absolutely no one could endure notch two.

1:26

kesinlikle hiç kimsenin ikinci kademeye dayanamayacağını söyledi.

So the thief woke up the couple and told them in no uncertain terms, Deyimler

1:29

Böylece hırsız çifti uyandırdı ve açıkça

Deyimler

in no uncertain terms: açık ve kesin bir ifade

In no uncertain terms, çok açık, doğrudan ve çoğu zaman vurgulu bir şekilde demek olan bir deyimdir. Olumsuz kelimeler mesajı belirsiz hâle getirmez; birlikte, söylenen şey hakkında hiçbir şüpheye yer olmadığını vurgularlar. Cümlede told them in no uncertain terms, hırsızın mesajını açıkça ve sert bir biçimde ilettiği anlamına gelir. Bu ifade, içeriğin doğru olup olmadığını değil, söyleme biçimini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede in no uncertain terms, yöneticinin mesajı hakkında ne anlatıyor? The manager refused the request in no uncertain terms.

  1. Müdür isteği çok açık ve kesin bir biçimde reddetti.
  2. Müdür isteği reddedip reddetmemesi gerektiğinden emin değildi.
  3. Müdür isteği nedenini söylemeden reddetti.
Cevabı göster

Müdür isteği çok açık ve kesin bir biçimde reddetti.

they needed to take him to the stash of jewels

1:33

bildiği mücevher zulasına

he knew they had hidden.

1:35

kendisini götürmeleri gerektiğini söyledi.

Not surprisingly,

1:37

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde,

the husband said there was no stash.

1:38

koca böyle bir zula olmadığını söyledi.

Just take what you see and please leave us in peace, Kalıp ifadeler

1:40

Gördüğün ne varsa al ve lütfen bizi rahat bırak,

he told the robber.

1:42

dedi soyguncuya.

Kalıp ifadeler

leave someone in peace: birini rahat bırakmak

Leave us in peace ifadesindeki leave, birini fiziksel olarak terk etmek değil, “rahatsız etmeyi, tehdit etmeyi veya işine karışmayı bırakmak” anlamına gelir. İfadenin tamamı, o kişilerin rahatsız edilmeden kalmasına izin verilmesini ister. Yapı leave + kişi + in peace şeklindedir. Burada konuşan kişi, soyguncunun malları almasını kabul eder ama acil bir sınır koyar: artık onları tehdit etmemelidir.

Alıştırma

Cümleyi leave + kişi + in peace ifadesiyle tamamlayın: “We have answered your questions, so please ____.”

Cevabı göster

leave us in peace

After uttering those words,

1:43

Bu sözleri söyledikten sonra

the thief pulled something out of a bag.

1:44

hırsız çantadan bir şey çıkardı.

The man and his wife had no idea what they were looking at.

1:46

Adamla karısının baktıkları şeyin ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu.

It looked like a pear,

1:49

Bir armuda benziyordu,

a pear made from metal,

1:50

metalden yapılmış bir armuda,

connected to some kind of key.

1:51

ve bir çeşit anahtara bağlıydı.

The thief calmly explained to them,

1:53

Hırsız onlara sakince açıkladı,

and we should say with some amount of relish, Kelime

1:55

hem de belli bir keyif duyarak,

Kelime

with some amount of relish: belli ölçüde keyif alarak

Burada relish, hevesli bir zevk veya keyif anlamına gelen sayılamayan bir isimdir. With some amount of relish edat öbeği, hırsızın açıklamayı nasıl yaptığını anlatır ve acımasız ya da rahatsız edici bir konudan söz etmekten zevk aldığını düşündürür; burada relish yiyecek anlamında değildir. Some amount of bilinçli olarak ölçülü bir ifadedir. Anlatıcının bu ara yorumunda kuru veya ironik duyulabilir: konuşan kişi, hırsızın bundan büyük zevk aldığını açıkça söylemez ama bu tavrı yine de belirgin hâle getirir.

Alıştırma

“He described his rival's failure with relish,” cümlesinde with relish büyük olasılıkla neyi gösterir?

  1. Başarısızlığı hatırlayamadı.
  2. Konuşurken bir sos ekledi.
  3. Başarısızlığı anlatmaktan keyif aldı.
Cevabı göster

Başarısızlığı anlatmaktan keyif aldı.

that in a minute or two,

1:57

bir iki dakika içinde

one of them would be trying on the device.

1:58

ikisinden birinin düzeneği deneyeceğini söyledi.

The woman screamed just thinking about that,

2:00

Kadın bunu düşünür düşünmez çığlık attı.

which helped the thief make his decision

2:03

Bu da hırsızın

regarding who would first experience his dear Pear of Anguish.

2:05

sevgili Azap Armudu'nu ilk kimin deneyimleyeceğine karar vermesine yardımcı oldu.

We won't explain what happened next.

2:08

Sonra ne olduğunu anlatmayacağız.

Your imagination should be able to come up with the rest of that story. Öbek fiiller

2:10

Hikâyenin geri kalanını hayal gücünüz tamamlayabilir.

Öbek fiiller

come up with: bir şey düşünmek veya bulmak

Come up with bir fikir, yanıt, plan veya içerik düşünmek, bulmak ya da üretmek anlamına gelir. Bu cümlede nesnesi the rest of that story ifadesidir: izleyicinin anlatılmayan devamını hayal etmesi beklenir. Bu üç sözcük tek bir öbeksi-edatlı fiil olarak işlev görür. Üretilen şey with sözcüğünden sonra gelir; dolayısıyla ifade burada hareketi değil, zihinsel bir üretimi anlatır.

Alıştırma

'Düşünmek veya bulmak' anlamındaki üç sözcüklü öbeksi fiille cümleyi tamamlayın: We need to ____ a better name for the app.

Cevabı göster

come up with

If you can't just see how that thief might have gotten the information he wanted,

2:14

Hırsızın istediği bilgiyi nasıl aldığını gözünüzde canlandıramıyorsanız,

you'll soon find out.

2:17

yakında öğreneceksiniz.

The Pear of Anguish wasn't something to be taken lightly. Deyimler

2:18

Azap Armudu hafife alınacak bir şey değildi.

Deyimler

wasn't something to be taken lightly: ciddi bir uyarı

Not be taken lightly, bir şeyin önemsiz, zararsız veya kolaymış gibi ele alınmaması gerektiğini belirten bir deyimdir. Etken take something lightly yapısı edilgen hâlde be taken lightly olur; not eklendiğinde kayıtsızlık anlamı tersine döner ve konunun ciddiye alınması gerektiğine dair güçlü bir uyarı oluşur. X wasn't something to be taken lightly kalıbı, konuşanın değerlendirmesini dolaylı ama vurgulu biçimde sunar. Burada aletin ve tehlikesinin küçümsenmemesi gerektiğini belirtir; lightly, birinin aleti fiziksel olarak nasıl tuttuğunu anlatmaz.

Alıştırma

'Ciddi biçimde ele alınmalı' anlamındaki bu notta geçen altı sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: A possible gas leak is ____.

Cevabı göster

not something to be taken lightly

It was sometimes only used as a gag, Kelime

2:21

Bazen yalnızca ağız tıkacı olarak kullanılıyordu,

Kelime

Konuşmayı engelleyen bir nesne anlamındaki “a gag”

Burada a gag, birinin konuşmasını engellemek için ağzına yerleştirilen veya ağzını örten fiziksel bir nesnedir. a tanımlığı, gag sözcüğünü sayılabilen bir nesne olarak gösterir; used as a gag ise aygıta bu işlevin verildiğini anlatır. Başka bağlamlarda gag, şaka veya komik bir sahne anlamına gelebilir. Burada bir şeyin ağza yerleştirilmesinden söz edildiği için “ağız tıkacı” anlamı geçerlidir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun: “The guard tied a cloth over the prisoner's mouth and used it as a gag.” Burada a gag ne anlama geliyor?

  1. Bir vidayı çevirmek için kullanılan alet
  2. Şaka veya komik bir sahne
  3. Konuşmayı engellemek için ağza yerleştirilen veya ağzı örten bir nesne
Cevabı göster

Konuşmayı engellemek için ağza yerleştirilen veya ağzı örten bir nesne

but if that screw was ever turned a few times,

2:23

ama o vida birkaç kez çevrilirse

the results could literally be jaw-dropping. Deyimler

2:25

sonuç kişinin çenesini kelimenin tam anlamıyla yerinden çıkarabilirdi.

Deyimler

Kara mizahlı kelime oyunu olarak “literally be jaw-dropping”

Jaw-dropping genellikle mecaz anlamda kullanılır: bir insanın çenesi düşecekmiş gibi son derece şaşırtıcı bir şeyi anlatır. Burada literally, vidayı çevirmenin çeneyi zorla açabilmesi veya yaralayabilmesi nedeniyle fiziksel görüntüyü yeniden etkinleştirir. Cümle iki yorumu aynı anda taşır: sonuç şoke edicidir ve çeneyi fiziksel olarak da etkileyebilir. Bu örtüşme sıradan bir övgü veya gelişigüzel bir abartı değil, kara mizah içeren bir kelime oyunu yaratır.

Alıştırma

Bir aygıt mağdurun çenesine zarar verebilir ve anlatıcı sonucu literally jaw-dropping diye niteler. Bu neden kara mizah içeren bir kelime oyunudur?

  1. Mekanizmanın şaşırtıcı derecede kolay onarıldığını söyler.
  2. literally sözcüğünü yalnızca boş bir pekiştirici olarak kullanır.
  3. Alışılmış aşırı şok anlamını çenenin gerçekten yaralanması tehlikesiyle birleştirir.
  4. Mağdurun bir şaka anlatarak karşılık verdiği anlamına gelir.
Cevabı göster

Alışılmış aşırı şok anlamını çenenin gerçekten yaralanması tehlikesiyle birleştirir.

The question is, Anlatım akışı

2:28

Soru şu:

did that ever happen?

2:29

bu gerçekten yaşandı mı?

Anlatım akışı

“Asıl soru şu: Bu gerçekten hiç oldu mu?”

The question is, önceki anlatımın ardından gerçekten önemli olan konuyu ortaya koyar. Burada dinleyiciyi dramatik bir iddiayı dinlemekten, bu iddianın tarihsel olarak doğru olup olmadığını denetlemeye yöneltir. Virgül, çerçeve kuran yan cümleyi doğrudan bir evet-hayır sorusundan ayırır. did that ever happen? doğrudan soru olarak kaldığı için did sözcüğünün that sözcüğünden önce geldiği soru dizilimini korur; bütünleşik biçim ise The question is whether that ever happened. olur.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz söylem çerçevesiyle tamamlayın: After hearing the rumor, the reporter said, '____, did anyone actually see it happen?'

Cevabı göster

The question is

Was it ever used in a Hollywood horror kind of way? Kültür

2:30

Hiç Hollywood korku filmlerindeki gibi kullanıldı mı?

Kültür

“Hollywood korku filmi tarzı bir şekilde”

Hollywood horror burada belirli bir filme gönderme yapmaz. Ana akım korku filmleriyle ilişkilendirilen abartılı, açık ve sansasyonel tarzı çağrıştırır; sinemasal hayal gücünü tarihsel olarak yaşanmış olabileceklerle karşılaştırır. In a ... kind of way, “tam olarak ... gibi” değil, “... tarzını andıran bir biçimde” anlamına gelir. Konuşmacı, düzeneğin insanların hayal ettiği sinematik ve ürkütücü biçimde gerçekten kullanılıp kullanılmadığını sorar.

Alıştırma

Bu soruda a Hollywood horror kind of way ne anlama gelir?

  1. Dramatizasyon içermeyen, tarihsel olarak belgelenmiş bir yöntemle
  2. Korku filmleriyle ilişkilendirilen abartılı ve ürkütücü bir tarzda
  3. Hollywood'daki belirli bir korku filmi stüdyosunda
Cevabı göster

Korku filmleriyle ilişkilendirilen abartılı ve ürkütücü bir tarzda

Some folks think yes,

2:33

Bazıları evet diyor,

others think no.

2:34

bazılarıysa hayır.

First,

2:35

Öncelikle,

we need to talk about the earliest recorded uses of this terrible pear.

2:36

bu korkunç armudun kayıtlara geçen ilk kullanımlarından söz etmeliyiz.

Some of the contraptions are sitting in museums today,

2:39

Bu düzeneklerden bazıları bugün müzelerde sergileniyor,

but the evidence of their use is still somewhat scant.

2:42

ancak kullanıldıklarına dair kanıtlar hâlâ oldukça sınırlı.

Still,

2:45

Yine de

we have some evidence to work with. Kalıp ifadeler

2:45

inceleyebileceğimiz bazı kanıtlar var.

Kalıp ifadeler

kullanabileceğimiz kanıt

evidence to work with ifadesi, daha fazla araştırma yapmak için temel olarak kullanılabilecek mevcut kanıtlar anlamına gelir. Kanıtların eksiksiz ya da kesin olduğu söylenmez; burada kanıtların sınırlı olsa da konuşanlara bir başlangıç noktası sağladığı anlatılır. Buradaki work with, ilerleme sağlamak için kanıtı kullanmak ve analiz etmek demektir. Kanıtla birlikte çalışmak anlamına gelmez. Aynı yapı sınırlı bilgi, araç veya diğer kaynaklar için de kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede evidence to work with ne anlama gelir?

  1. Hemen atılması gereken kanıt
  2. Daha fazla analiz için hâlâ kullanılabilecek sınırlı kanıt
  3. Sonucu hiçbir şüphe bırakmadan kanıtlayan kanıt
Cevabı göster

Daha fazla analiz için hâlâ kullanılabilecek sınırlı kanıt

There's a book that was written in 1639

2:47

1639'da yazılmış bir kitap bulunuyor.

by a French author named F. de Calvi.

2:50

Yazarı F. de Calvi adlı bir Fransız.

The book in English is translated

2:52

Kitabın adı çevrildiğinde

as General Inventory of the History of Thieves.

2:53

Hırsızlar Tarihinin Genel Envanteri oluyor.

In this book,

2:56

Bu kitapta

the writer states that the pear was invented

2:57

yazar, armudun

by a well-known thief named Gushru de Palioli.

2:59

Gushru de Palioli adlı tanınmış bir hırsız tarafından icat edildiğini belirtiyor.

The writer explains that Palioli used the device

3:02

Yazar, Palioli'nin bu düzeneği

when robbing wealthy Parisians.

3:04

zengin Parislileri soyarken kullandığını anlatıyor.

Although Calvi doesn't say that the victims had their jaws broken apart,

3:06

Calvi, kurbanların çenelerinin parçalandığını söylemiyor,

only that it was used as a very scary type of gag.

3:10

yalnızca son derece korkutucu bir ağız tıkacı olarak kullanıldığını belirtiyor.

There's more evidence of this device being used for robberies,

3:13

Bu düzeneğin soygunlarda kullanıldığına ilişkin başka kanıtlar da var,

but outside of France.

3:16

ama bunlar Fransa dışından.

In the 1811 book Dictionary of the Vulgar Tongue, Kültür

3:17

1811 tarihli Argo Dili Sözlüğü'nde

Kültür

Dictionary of the Vulgar Tongue: halkın dili sözlüğü

1811 tarihli Dictionary of the Vulgar Tongue başlığında vulgar, sıradan insanlarla veya halkla ilişkili anlamındaki eski anlamını taşır. Tongue dil anlamında kullanılan eski bir kelimedir; bu nedenle başlık, halkın günlük konuşmalarında kullandığı kelime ve ifadelerin, özellikle de argo sözlerin sözlüğünü anlatır. Modern İngilizcede vulgar çoğunlukla kaba, rahatsız edici veya müstehcen anlamına gelir. Bu modern anlam burada yanıltıcı olabilir; tarihî başlık yalnızca müstehcen sözlere ayrılmış bir sözlük anlamına gelmez.

Alıştırma

1811 tarihli başlıkta vulgar tongue yaklaşık olarak ne anlama gelir?

  1. Sıradan insanların kullandığı dil
  2. Yalnızca akademisyenlerin konuştuğu dil
  3. Her zaman müstehcen olan dil
Cevabı göster

Sıradan insanların kullandığı dil

it's written that the pear was used to extort people in Holland. Kelime

3:20

armudun Hollanda'da insanlara şantaj yapmak için kullanıldığı yazıyor.

Kelime

extort people: insanları tehdit ederek zorla almak

Extort, tehdit, güç kullanımı veya baskı yoluyla birinden para, mal, bilgi ya da başka bir çıkar elde etmek demektir. extort people ifadesinde people doğrudan nesnedir; yani zorlanan mağdurları gösterir. Alınan şeyin ne olduğu bağlamdan anlaşılır. Bu kelime, insanlardan bir şey istemek ya da onlardan bir şey almak anlamındaki sıradan ifadelerden daha güçlü ve daha özeldir. Eylemi zorlayıcı ve suç teşkil eden bir davranış olarak sunar; dolayısıyla cümle normal bir isteği değil, mağdurların maruz kaldığı yasa dışı davranışı anlatır.

Alıştırma

Bir suçlu dükkân sahibini tehdit edip para istiyor. extort people ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. insanlara adil bir takas önermek
  2. sahibinin izniyle bir şey almak
  3. insanlardan kibarca bir şey istemek
  4. insanları tehdit ederek bir şey vermeye zorlamak
Cevabı göster

insanları tehdit ederek bir şey vermeye zorlamak

Another book written at the end of the 19th century

3:23

19. yüzyılın sonunda yazılan başka bir kitap,

called The Brewer's Dictionary of Phrase and Fable,

3:25

Brewer'ın Deyim ve Masal Sözlüğü,

also included a passage describing how Dutch criminals

3:28

Hollandalı suçluların

would put the pear in a victim's mouth

3:31

armudu kurbanın ağzına nasıl yerleştirdiğini

and then demand a certain amount of money.

3:33

ve ardından belli miktarda para istediğini anlatan bir bölüm de içeriyor.

What's frightening is that the book explains

3:34

Korkutucu olan, kitabın

that on some devices the key was detachable.

3:36

bazı düzeneklerde anahtarın çıkarılabildiğini açıklaması.

So if the criminal wanted,

3:39

Dolayısıyla suçlu isterse

he could leave the pear in the victim's mouth.

3:40

armudu kurbanın ağzında bırakabiliyordu.

Without the key,

3:42

Anahtar olmadan

it was very hard or impossible to remove.

3:43

onu çıkarmak çok zor, hatta imkânsızdı.

And that's why cash could be extorted.

3:46

Para bu şekilde zorla alınabiliyordu.

Such a torture instrument may have made its way around the US Deyimler

3:48

Böyle bir işkence aleti ABD'nin dört bir yanına ulaşmış olabilir.

sometime during the 19th century,

3:50

Bu, 19. yüzyılın bir döneminde gerçekleşmiş olabilir,

but that's debatable. Ton ve niyet

3:52

ancak konu tartışmalı.

Deyimler

made its way around the US: ABD'nin her yerine yavaş yavaş yayılmak

Make its way around the US, bir şeyin Amerika Birleşik Devletleri'ndeki birçok yere yavaş yavaş ulaşmasını veya oralarda yayılmasını anlatır. Özne bir nesne, mesaj, fikir veya eğilim olabilir; sanki kendi kendine hareket edebiliyormuş gibi kişileştirilir. Bu ifade, doğrulanmış tek bir rotadan çok yayılma veya hareket etme sürecine odaklanır. Burada may have ve that's debatable iddianın kesin olmadığını gösterir: konuşan kişi aletin ABD'nin farklı bölgelerinde ortaya çıkmış olabileceğini öne sürer, ancak bunun kanıtlandığını söylemez.

Alıştırma

The rumor made its way around the office before lunch ne anlama gelir?

  1. söylentinin doğru olduğu öğle yemeğinden önce kanıtlandı
  2. söylenti öğle yemeğinden önce ofisteki birçok kişiye yavaş yavaş ulaştı
  3. bir kişi söylentiyi yalnızca belirli bir masaya taşıdı
  4. söylenti öğle yemeğinden önce ofisin içinde gerçekten yürüdü
Cevabı göster

söylenti öğle yemeğinden önce ofisteki birçok kişiye yavaş yavaş ulaştı

Ton ve niyet

Bir iddiayı sorgulamak için “That's debatable”

“That's debatable”, az önce ileri sürülen iddianın makul biçimde tartışmaya açık olduğu ya da kesin olarak kanıtlanmadığı anlamına gelir. That önceki iddiaya gönderme yaparken debatable onun kesinlik derecesini değerlendirir. Bu ifade, bir sonucu kısa ve genellikle ölçülü biçimde sorgular. Normalde resmî bir münazaranın başlayacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir ekip arkadaşı, belirsiz bir satış tahmininin kesin olduğunu söylüyor. Hangi yanıt, iddiayı doğrudan yanlış ilan etmeden sorgular?

  1. That's confirmed.
  2. That's debatable.
  3. That's impossible.
Cevabı göster

That's debatable.

A detective working in Boston at the end of the 1800s

3:53

1800'lerin sonunda Boston'da çalışan bir dedektif

admitted that pears as gags had been used in the US,

3:56

armutların ABD'de ağız tıkacı olarak kullanıldığını kabul etti,

but he noted that they weren't quite as cruel

3:59

ancak bunların

as the gags that had been used in Europe.

4:01

Avrupa'da kullanılan tıkaçlar kadar acımasız olmadığını belirtti.

The detective wrote that the American pear was far less marvelous and dangerous Dilbilgisi

4:03

Dedektif, Amerikan armudunun

than the pear of Palioli.

4:07

Palioli'nin armudundan çok daha az etkileyici ve tehlikeli olduğunu yazdı.

Dilbilgisi

Güçlü bir derece karşılaştırması için far less + sıfat + than

far less + sıfat + than yapısı, ilk unsurun belirtilen niteliğe karşılaştırılan unsurdan çok daha düşük derecede sahip olduğunu gösterir. Far, less sözcüğünün derecesini güçlendirir; fiziksel mesafe bildirmez. Sıfatlar and ile bağlandığında less hem marvelous hem de dangerous için geçerlidir. Than ile başlayan bölüm karşılaştırılan unsuru belirtir. Bu eski alıntıda marvelous, ahlaki bir övgüden çok olağanüstü ya da etkileyici anlamına yakındır.

Alıştırma

Cümleyi far less, reliable ve than kullanarak tamamlayın: The old system crashes every day, while the new one rarely fails. The old system is ____ the new one.

Cevabı göster

far less reliable than

The US Pear of Anguish

4:09

ABD'deki Azap Armudu

was likely comparable

4:10

muhtemelen

to a pool ball or a sock.

4:11

bir bilardo topu ya da çorapla aynı düzeydeydi.

Okay,

4:13

Pekâlâ,

now for something more gruesome. Anlatım akışı

4:13

şimdi daha korkunç bir konuya geçelim.

Anlatım akışı

now for something more gruesome: sıradaki konuyu duyurmak

Now for + isim öbeği, konuşmada kullanılan eksiltili bir geçiş kalıbıdır. “Sıradaki şey...” veya “şimdi ... konusuna geçelim” anlamına gelir. Eksik bırakılan sözcükler bağlamdan anlaşıldığı için bu, yanlışlıkla tamamlanmamış bir cümle değildir. Bu cümlede something more gruesome, önceki içerikten daha korkunç veya görsel açıdan daha rahatsız edici bir içeriğe geçileceğini bildirir. Kalıp, konuların sırasını düzenler ve sıradaki öğeyi özellikle vurgular.

Alıştırma

Sıradaki daha zor öğeyi bildiren geçiş kalıbını tamamlayın: ____ something more challenging.

Cevabı göster

Now for

It's said that during medieval times,

4:15

Orta Çağ'da

the pear was used to extract confessions Kalıp ifadeler

4:16

armudun, cadı olmakla suçlanan kişilerden

from people accused of being witches. Dilbilgisi

4:18

itiraf almak için kullanıldığı söylenir.

Kalıp ifadeler

extract confessions from people: baskı altında itiraf almak

Extract a confession from someone, genellikle sorgulama, ısrar veya baskı yoluyla bir kişiden suçunu ya da yanlış bir davranışını kabul eden bir ifade almak demektir. Burada extract, fiziksel veya teknik anlamda “çıkarmak” değil, “söyletmek” veya “ortaya çıkarmak” anlamındadır. Confession, information sözcüğünden daha özeldir: bir suçun veya itham edilen eylemin kabul edildiği ifadedir. Kalıp extract + a confession veya confessions + from + kişi şeklindedir.

Alıştırma

Sorgulama veya baskı yoluyla bir kabul ifadesi elde etmek anlamındaki resmî sabit eşdizimi tamamlayın: After hours of questioning, investigators tried to ____ the suspect.

Cevabı göster

extract a confession from

Dilbilgisi

accused of being witches: accuse someone of + isim veya -ing biçimi

Accuse someone of + isim ya da -ing biçimi, kişinin yanlış veya yasa dışı bir şey yaptığını ileri sürmek demektir. Burada people are accused of being witches, başkalarının bu kişileri cadı olmakla suçladığını belirtir; being witches anlatıcının doğruladığı bir gerçek değil, başkalarının öne sürdüğü kimliktir. Geçmiş zaman ortacı öbeği accused of being witches, people sözcüğünden sonra gelir ve people who were accused of being witches anlamını taşır. Bu kısaltılmış ilgi cümleciği, who were ifadesini tekrarlamadan suçlama bilgisini isme bağlar.

Alıştırma

accuse fiilini edilgen biçimde kullanın ve gereken edatı ekleyin: The accountant was ____ hiding payments from auditors.

Cevabı göster

accused of

In this case,

4:20

Bu durumda

most of the people who faced the pear were women.

4:21

armutla karşı karşıya kalanların çoğu kadındı.

It doesn't take a genius to figure out Deyimler

4:23

Böyle bir aletin başka nasıl kullanılabileceğini

how else such an instrument could have been used

4:25

ve ne şekilde

to cause immense pain and even death.

4:27

muazzam acıya, hatta ölüme yol açabileceğini anlamak için dâhi olmaya gerek yok.

Deyimler

It doesn't take a genius to + fiil

It doesn't take a genius to + fiilin yalın biçimi, eylemin veya sonucun kolay ve açık olduğu anlamına gelir; genius burada gerçek anlamıyla kullanılmaz. Bu cümlede konuşmacı, aletin zarar verebileceği başka bir yolu doğrudan söylemeden dinleyicinin çıkarsamasını bekler. Biçimsel özne it değerlendirmeyi başlatır; to figure out ise kolay olduğu varsayılan eylemi adlandırır. İfade, neredeyse herkesin bu sonuca ulaşması gerektiğini ima ettiği için çoğu zaman kuru bir alay veya sabırsızlık katar.

Alıştırma

Hangi cümle, açık olan nedeni neredeyse herkesin anlayabileceği anlamına gelir?

  1. A genius is trying to find out why the machine stopped.
  2. It doesn't take a genius to see why the machine stopped.
  3. It takes a genius to see why the machine stopped.
Cevabı göster

It doesn't take a genius to see why the machine stopped.

The human body has a number of orifices

4:30

İnsan bedeninde çok sayıda açıklık vardır,

other than the mouth,

4:32

ağız bunlardan yalnızca biridir.

and it's those places where the pear was sometimes inserted.

4:33

Armut bazen diğer açıklıklara sokulurdu.

Or at least that's the tale that's been told. Anlatım akışı

4:36

En azından anlatılan hikâye böyle.

Anlatım akışı

Or at least ... that's the tale that's been told: iddiayı aktarılan bir hikâye olarak sunmak

Or at least az önce söylenen iddiaya dönüp onun kapsamını daraltır. Konuşan kişi hikâyeyi tamamen geri çekmez; onu doğrulanmış bir gerçek olmaktan çıkarıp insanların yaygın biçimde tekrarladığı bir anlatı düzeyine indirir. That's the tale that's been told bilgiyi başkalarından devralınmış bir anlatı olarak sunar. Edilgen present perfect yapısı has been told, hikâyeyi ilk kimin anlattığına değil, hikâyenin bugüne kadar dolaşımda kalmasına odaklanır. Böylece cümle, anlatıcı ile iddia arasında mesafe oluşturur.

Alıştırma

“The ship vanished without a trace—or at least that's the tale that's been told,” cümlesinde son yan cümle ne yapar?

  1. Kaybolma olayını doğrulanmış bir gerçek değil, tekrarlanan bir anlatı olarak sunar.
  2. Geminin yalnızca bir bölümünün kaybolduğunu söyler.
  3. Kaybolma olayının tam olarak anlatıldığı biçimde gerçekleştiğini kanıtlar.
Cevabı göster

Kaybolma olayını doğrulanmış bir gerçek değil, tekrarlanan bir anlatı olarak sunar.

Once the key was turned,

4:39

Anahtar çevrildiğinde

the petals opened

4:40

yapraklar açılır

and the woman would suffer unimaginably.

4:41

ve kadın hayal edilemez acılar çekerdi.

Often the petals would have spikes attached to them Dilbilgisi

4:43

Yaprakların üzerinde çoğu zaman sivri uçlar bulunurdu,

to cause extensive internal damage.

4:46

bunlar ciddi iç hasara yol açardı.

Dilbilgisi

would have spikes attached to them: would have + nesne + geçmiş zaman ortacı

would have spikes attached to them yapısında have sözcüğünü spikes nesnesi ve attached geçmiş zaman ortacı izler. İfade, taç yaprakları sivri uçlar takılmış durumda betimler; bu nedenle them, taç yaprakları gösterir. Odak, taç yaprakların bir eylem yapmasında veya mutlaka birine yaptırmasında değil, ortaya çıkan düzendedir. often ile birlikte geçmiş zaman anlatısında kullanılan would, tekrarlanan ya da tipik bir özelliği gösterir: bunun yaygın bir düzen olduğu anlatılıyordu.

Alıştırma

sensors sözcüğünü nesne olarak kullanıp would have + nesne + geçmiş zaman ortacı kalıbıyla cümleyi tamamlayın: In older models, the doors ____ along their edges.

Cevabı göster

would have sensors attached to them

We know this because of the artifacts

4:48

Bunu, günümüzde

that you can find today in torture museums.

4:50

işkence müzelerinde görülebilen tarihî eserlerden biliyoruz.

Those artifacts are very much real,

4:52

Bu eserler kesinlikle gerçek,

but as you'll see, Anlatım akışı

4:54

ama göreceğiniz üzere

they're also questionable.

4:55

aynı zamanda şüpheliler.

Anlatım akışı

but as you'll see: yaklaşan karşıtlığı haber verme

Bu cümlede but, savın yönünü değiştirir: eserler gerçekten vardır, ancak sıradaki bilgi onların fiziksel varlığını değil, tarihleri veya kullanım amaçları hakkındaki iddiaları sorgulatacaktır. As you'll see, birazdan gelecek kanıt ya da açıklamaya ileriye dönük gönderme yapar. but as you'll see bir bütün olarak dinleyiciden, sonraki bölümün az önce söylenen ifadeyi nasıl karmaşıklaştırdığına dikkat etmesini ister.

Alıştırma

Örnekte but as you'll see ne işe yarar?

  1. Dinleyiciye tam o anda bir nesneye bakmasını söyler.
  2. Eserlerin fiziksel olarak var olmadığını kanıtlar.
  3. Sıradaki bilginin az önce öne sürülen iddiayı karmaşıklaştıracağını belirtir.
Cevabı göster

Sıradaki bilginin az önce öne sürülen iddiayı karmaşıklaştıracağını belirtir.

Men,

4:56

Erkekler de,

it seems, Ton ve niyet

4:57

anlaşılan,

might also suffer from similar torture,

4:57

benzer bir işkenceye maruz kalabiliyordu.

Ton ve niyet

it seems: ara sözle bir iddiayı yumuşatma

Burada it seems, cümle içine eklenen bir ihtiyat ifadesidir. it zamiri bir kişiye ya da nesneye gönderme yapmaz; ifade tüm iddia hakkında yorum yapar ve onu kesin bir gerçek olarak değil, mevcut bilgilerin düşündürdüğü geçici bir sonuç olarak sunar. it seems, Men ile might also suffer arasına eklendiği için virgüllerle ayrılır. Bu ifade çıkarıldığında cümle dil bilgisi bakımından yine tamdır, ancak konuşmacı iddiaya daha çok bağlıymış gibi görünür.

Alıştırma

Hangi seçenekte sonucun geçici olduğunu göstermek için cümle içine eklenen bir ihtiyat ifadesi kullanılmıştır?

  1. I personally changed the museum label.
  2. The museum has definitely changed the label.
  3. The museum, it seems, has changed the label.
Cevabı göster

The museum, it seems, has changed the label.

except the orifice of choice in their case Kalıp ifadeler

4:59

Ancak onların durumunda seçilen açıklık

was the entrance in the backside.

5:01

arkadaki girişti.

Kalıp ifadeler

orifice of choice: seçilen veya tercih edilen seçenek

İsim + of choice kalıbında of choice, belirli bir durumda seçilen, tercih edilen veya genellikle kullanılan seçeneği belirtir. Buradaki orifice of choice, faillerin yaptıkları şey için seçtiği vücut açıklığı anlamına gelir; mağdurun bunu seçtiği anlamına gelmez. Bu tercih kalıbının klinik bir sözcük olan orifice ile kullanılması, anlatımın kasıtlı olarak soğuk ve mesafeli duyulmasına yol açar.

Alıştırma

Hangi cümlede of choice, tercih edilen veya genellikle kullanılan seçenek anlamındadır?

  1. A pencil is her tool of choice for detailed sketches.
  2. She was offered a choice of pencils for the sketch.
  3. She had no choice but to use a pencil for the sketch.
Cevabı göster

A pencil is her tool of choice for detailed sketches.

The outcome of torture was similar:

5:03

İşkencenin sonucu benzerdi:

immense pain,

5:05

muazzam acı,

internal damage,

5:06

iç hasar,

and heavy blood loss,

5:07

ağır kan kaybı

possibly death.

5:08

ve muhtemelen ölüm.

This is what we hear about the Pear of Anguish

5:09

Bazı müzeleri gezerken Azap Armudu hakkında

when visiting certain museums.

5:11

bize anlatılanlar bunlar.

Although in the 2014 book

5:13

Ancak 2014 tarihli

The Pear of Anguish, Torture, Truth, and Dark Medievalism,

5:14

Azap Armudu: İşkence, Hakikat ve Karanlık Orta Çağcılık adlı kitapta,

the writer states that there's no proof this ever happened.

5:18

yazar bunların yaşandığına dair hiçbir kanıt olmadığını söylüyor.

He goes as far to say that some of the devices still around today Dilbilgisi

5:21

Hatta bugün hâlâ var olan bazı düzeneklerin

are actually built after medieval times.

5:23

aslında Orta Çağ'dan sonra yapıldığını iddia ediyor.

Dilbilgisi

goes as far to say: standart dışı bir karışım

Altyazıdaki goes as far to say anlaşılırdır, ancak iki standart kalıbı birbirine karıştırır: goes so far as to say ve goes as far as saying. Bu bağlamda iki standart kalıp da yazarın kanıt olmadığını söyledikten sonra daha da güçlü veya şaşırtıcı bir iddiada bulunduğunu belirtir. Altyazıdaki ifadeyi kopyalanacak bir model olarak değil, doğal konuşmada ortaya çıkan bir biçim olarak değerlendirin. Buradaki önemli söylem işlevi, düşünceyi yükseltmektir: sonraki ifade öncekinden daha ileri gider.

Alıştırma

“Bu güçlü iddiayı bile ortaya atıyor” anlamındaki standart yapıyı tamamlayın: The editor goes ____ far ____ say that the figures may be inaccurate.

Cevabı göster

so · as to

So like some other torture devices

5:26

Yani geçmişte bahsettiğimiz diğer işkence aletleri,

we've talked about in the past,

5:28

örneğin

such as the Iron Maiden,

5:29

Demir Bakire gibi,

they may have been created for the scare factor only, Kalıp ifadeler

5:31

bunlar da yalnızca insanları korkutmak için üretilmiş olabilir.

Kalıp ifadeler

The scare factor: korku yaratan etki

Bu cümlede “the scare factor”, aletlerin yarattığı korku veya yıldırma etkisini anlatır. Buradaki “factor”, matematiksel bir çarpan değil, genel etkiye katkıda bulunan bir özellik ya da unsurdur. “created for the scare factor only” ifadesi, anlatıldığı biçimde gerçekten kullanılmamış olsalar bile, aletlerin asıl amaçlanan işlevinin insanları korkutmak olabileceğini düşündürür. Cümlede “may have been” dendiği için bu yalnızca bir olasılıktır; ifade tek başına aletlerin hiç kimseye zarar vermediğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi “korku yaratan etki” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The plastic skull is harmless; the designer included it only for ____.

Cevabı göster

the scare factor

to show more modern people how brutish and backward

5:33

Amaç, geçmişteki insanların ne kadar vahşi ve geri kalmış olduğunu

people were in the past.

5:36

modern insanlara göstermekti.

Nonetheless, Anlatım akışı

5:37

Yine de

during our research,

5:38

araştırmamız sırasında

we found sources stating that the pears were used on blasphemers Kültür

5:39

armutların dine hakaret edenlere

Anlatım akışı

Karşıtlık bildiren geçiş sözü Nonetheless

“Nonetheless”, “az önce söylenen şeye rağmen” anlamına gelir. Yeni ifadeyi, önceki şüphe, olgu veya engel göz önüne alındığında beklenmedik ya da hâlâ geçerli bir nokta olarak sunar. Burada savı düzenler: önceki şüpheler geçerliliğini korur, ancak konuşmacılar şimdi ters yöne işaret eden kaynakları ortaya koyar. Önceki noktayı iptal etmeden karşıt kanıt ekler; dolayısıyla “then” anlamına gelmez ve yalnızca sıradaki adımı göstermez.

Alıştırma

İkinci noktanın ilkine rağmen geçerli kaldığını en iyi hangi bağlaç gösterir? The initial test did not confirm the claim. ____ the claim deserves further investigation.

  1. Therefore,
  2. For example,
  3. Nonetheless,
Cevabı göster

Nonetheless,

or even liars.

5:42

hatta yalancılara karşı kullanıldığını söyleyen kaynaklar bulduk.

Kültür

blasphemers: kutsal olana hakaret etmekle suçlanan kişiler

Blasphemers, blasphemer sözcüğünün çoğuludur: Tanrı'ya, bir dine veya kutsal bir şeye sözleriyle ya da davranışlarıyla saygısızlık ettiği düşünülen kişileri anlatır. Yalnızca kötü davranışı değil, işlendiği iddia edilen dinî bir suçu adlandırır. Bu cümlede isim, bazı kaynakların aletin üzerinde kullanıldığını iddia ettiği gruplardan birini belirtir. İfade bu iddiayı aktarır; böyle bir cezanın gerçekten uygulandığını kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümlede blasphemers kimleri ifade ediyor?

  1. Herhangi bir tür yalan söylemiş kişiler
  2. Dinî nesneler tasarlamış kişiler
  3. Hırsızlıktan hüküm giymiş kişiler
  4. Kutsal bir şeye hakaret etmek veya saygısızlık göstermekle suçlanan kişiler
Cevabı göster

Kutsal bir şeye hakaret etmek veya saygısızlık göstermekle suçlanan kişiler

And in those cases,

5:43

Bu durumlarda

the mouth was the place the torture took place.

5:44

işkence ağızda uygulanıyordu.

The same sources say that if a woman purposefully miscarried,

5:47

Aynı kaynaklara göre bir kadın kasten düşük yaparsa

she might also face the pear,

5:50

Azap Armudu'na maruz kalabilirdi,

but the location it was to be inserted

5:51

ancak aletin sokulacağı yer

was her vagina.

5:53

vajinasıydı.

As for a man,

5:54

Erkeklere gelince,

if he was accused of being homosexual,

5:55

bir erkek eşcinsel olmakla suçlanırsa

he might have been brutalized by the pear,

5:57

armutla vahşice işkence görebilirdi,

but the location was his anus.

5:59

ama alet anüsüne sokulurdu.

There seems to be little doubt that the Pear of Anguish Ton ve niyet

6:00

Azap Armudu'nun

was used by thieves in Europe,

6:02

Avrupa'daki hırsızlar tarafından kullanıldığı konusunda pek kuşku yok.

Ton ve niyet

There seems to be little doubt that: yüksek güveni temkinli biçimde ifade etmek

There seems to be little doubt that kalıbı, konuşanın gerçekleşme olasılığını çok yüksek gördüğü bir sonucu sunar. Little doubt neredeyse hiç şüphe olmadığı anlamına gelir; dolayısıyla genel mesaj belirgin bir belirsizlik değil, yüksek güvendir. There seems to be, iddiayı mutlak bir gerçek yerine değerlendirme olarak sunarak yumuşatır. Bu nedenle kanıtların güçlü olduğu, ancak konuşanın düzeltme veya tartışmalı kanıtlar için yine de pay bırakmak istediği durumlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Konuşan “There seems to be little doubt that the records were altered” derken ne anlatıyor?

  1. Konuşanın küçük bir kanıtı var, fakat genel olarak sonuçtan şüphe ediyor.
  2. Kanıtlar sonucu güçlü biçimde destekliyor, ancak konuşan küçük bir belirsizlik payı bırakıyor.
  3. Sonucu destekleyen ve sonuca karşı olan kanıtlar eşit düzeyde.
  4. Konuşan hiçbir yumuşatma olmadan tartışılmaz bir gerçeği aktarıyor.
Cevabı göster

Kanıtlar sonucu güçlü biçimde destekliyor, ancak konuşan küçük bir belirsizlik payı bırakıyor.

but if they were ever employed by torturers in medieval times,

6:04

Ancak Orta Çağ'daki işkencecilerin de kullanıp kullanmadığı

it's up for debate. Ton ve niyet

6:07

tartışmaya açık.

Ton ve niyet

It's up for debate: çözüme kavuşmamış bir iddiayı belirtmek

Bu cümlede it's up for debate, meselenin henüz kesinleşmediği ve makul biçimde hâlâ tartışılabileceği anlamına gelir. Önceki iddianın kesinlik derecesini sınırlar: Alet var olmuş olabilir, ancak Orta Çağ işkencecilerince kullanıldığı iddiası kesinleşmiş bir olgu olarak sunulmaz. Aktarılabilir kalıp be up for debate'tir; tartışmalı iddia ya da soru özne olur. Buradaki it, birinin tartışmaya katılmaya istekli olmasını değil, if yan cümlesinin ifade ettiği sorunun tamamını karşılar.

Alıştırma

Cümleyi be up for debate kalıbının doğru biçimiyle tamamlayın: Whether the new rule will improve safety ____.

Cevabı göster

is up for debate

It's highly likely that the French thief we talked about Kalıp ifadeler

6:08

Bahsettiğimiz Fransız hırsızın

had his very own Pear of Anguish,

6:11

kendisine ait bir Azap Armudu olması kuvvetle muhtemel,

and there's little doubt that some Dutch criminals used them.

6:13

bazı Hollandalı suçluların bunları kullandığından da pek kuşku yok.

Kalıp ifadeler

Highly likely: kesinlik olmadan yüksek olasılık belirtmek

Highly likely, mevcut kanıt veya akıl yürütmeye dayanarak bir şeyin doğru olma ya da gerçekleşme olasılığının yüksek olduğu anlamına gelir. Cümlede, Fransız hırsızın böyle bir alete sahip olma olasılığını değerlendirir. Highly, likely sözcüğünü güçlendirir ancak ifade yine de şüpheye yer bırakır: highly likely, certain kadar kesin değildir. Yaygın kalıplar It is highly likely that + yan cümle ve özne + be highly likely to + fiildir.

Alıştırma

Hangi cümle standart eş dizimi doğru kullanıyor?

  1. Based on the forecast, delays are high likely tomorrow.
  2. Based on the forecast, delays are highly likely tomorrow.
  3. Based on the forecast, delays are highly possibly tomorrow.
Cevabı göster

Based on the forecast, delays are highly likely tomorrow.

But historians these days argue Anlatım akışı

6:16

Ancak günümüz tarihçileri,

that the pear's expanding in men and women's

6:17

armudun Orta Çağ'da kadın ve erkeklerin

lower orifices in the Middle Ages

6:20

alt bedenlerindeki deliklerin içinde genişletildiği anlatısının

was possibly an invention of propagandists Kelime

6:21

propaganda yazarlarının uydurması olabileceğini savunuyor.

writing in the 19th century

6:24

Bu yazarlar 19. yüzyılda

about the terrible past.

6:25

korkunç geçmiş hakkında yazıyordu.

Anlatım akışı

historians these days argue that: güncel bir akademik iddiayı kaynağına bağlamak

historians these days argue that ifadesi, görüşün kaynağını belirten bir çerçevedir. Historians görüşün kaynağını belirtirken these days bu görüşü güncel akademik çalışmalara yerleştirir ve eski anlatılarla karşılaştırır. Buradaki argue that, tartışıp kavga etmek değil, gerekçeli bir iddia ortaya koymak demektir. Ardından gelen yan tümcenin anlatıcının kaynaksız bir olgusal iddiası değil, tarihçilerin yorumu olduğunu gösterir.

Alıştırma

Researchers today argue that the policy failed cümlesinde başlangıçtaki çerçeve okuyucuya ne anlatır?

  1. Ardından gelen fikir, araştırmacılara atfedilen güncel ve gerekçeli bir görüştür.
  2. Ardından gelen fikir, kaynağı olmayan ve sorgulanamaz bir olgudur.
  3. Araştırmacılar politika hakkında kişisel bir kavga ediyor.
Cevabı göster

Ardından gelen fikir, araştırmacılara atfedilen güncel ve gerekçeli bir görüştür.

Kelime

possibly an invention of propagandists: propagandacılarca uydurulmuş olabilecek bir anlatı

Bu bağlamda an invention, bir makine veya cihazı değil, yaratılmış bir hikâye ya da iddiayı ifade eder. Of propagandists, kamuoyunu etkilemek için bu hikâyeyi yaratmış ve yaymış olabilecek kişileri belirtir. Possibly, suçlamanın kesin olmadığını gösterir: Tarihçiler bu açıklamayı öneriyor, kanıtlanmış olarak sunmuyor. İfade bir bütün olarak, anlatının belirli bir görüşü destekleyen kişiler tarafından uydurulmuş olabileceği anlamına gelir.

Alıştırma

Bu bağlamda possibly an invention of propagandists ifadesinin en iyi açıklaması hangisidir?

  1. Kamuoyunu yönlendirmeye çalışan kişilerce yaratılmış bir hikâye olabilir.
  2. Kesinlikle siyasi kampanyacılar tarafından yapılmış bir makineydi.
  3. Tarihçiler tarafından keşfedilmiş bir olgu olabilir.
Cevabı göster

Kamuoyunu yönlendirmeye çalışan kişilerce yaratılmış bir hikâye olabilir.

One historian writes

6:27

Bir tarihçi,

that the surviving devices

6:28

günümüze ulaşmış ve

you can currently find around the world

6:29

şu anda dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan düzeneklerin

would not have been sturdy enough Dilbilgisi

6:31

yeterince sağlam olmadığını,

to cause any internal damage we've talked about.

6:32

sözünü ettiğimiz iç hasarların hiçbirine yol açamayacağını yazıyor.

Dilbilgisi

would not have been sturdy enough to + fiil

Burada would not have been, geçmişteki bir kapasite hakkında olumsuz bir modal perfect değerlendirmesi yapar. Tarihçi doğrudan gözlemlenmiş bir Orta Çağ olayını aktarmıyor; günümüze ulaşan aletlerden hareketle, iddia edildiği gibi kullanılsalardı gereken sağlamlığa sahip olmayacaklarını çıkarıyor. adjective + enough to + verb kalıbı, bir sonucun gerçekleşmesi için gereken dereceyi belirler. Sturdy enough to cause internal damage, bunu yapabilecek kadar sağlam ve dayanıklı olmak demektir; not ... enough to ise bu eşiğe ulaşılmadığını söyler. Dolayısıyla would have been gelecekten değil, çıkarım yapılan bir geçmişten söz eder.

Alıştırma

Geçmişteki kapasite hakkında kanıta dayalı bir değerlendirme yapmak için cümleyi hedef modal perfect yapısıyla tamamlayın: Based on its thin wooden frame, the old bridge ____ carry a loaded truck safely.

Cevabı göster

would not have been sturdy enough to

Although he admits Anlatım akışı

6:35

Yine de

that they could have certainly expanded an orifice

6:36

bunların bir açıklığı kesinlikle genişletebileceğini

and caused a certain degree of discomfort. Anlatım akışı

6:38

ve belli ölçüde rahatsızlığa yol açabileceğini kabul ediyor.

Anlatım akışı

Although he admits ... ile ödünleme belirtmek

Although he admits bir ödünleme sunar: Yazar, daha güçlü iddiayı sınırlayan veya daraltan bir noktayı geçici olarak kabul eder. Burada tarihçinin ciddi iç hasarı reddetmesi, aletlerin yine de genişlemeye ve rahatsızlığa yol açabileceğini kabul etmesiyle dengelenir. Although, kabul edilen noktayı karşıt ana görüşe bağımlı hâle getirir. Altyazı bölümlendirmesi bu yan cümleyi önceki cümleden sonra verdiği için sonradan eklenmiş bir ödünleme gibi okunur; dikkatli ve bağımsız yazıda normalde bir ana cümleye bağlanır. Burada admit, yanlış bir davranışı itiraf etmek değil, kişinin kendi görüşünün aleyhine olabilecek bir noktayı kabul etmek demektir.

Alıştırma

Hangi cümle, sınırlı bir yararı konuşanın daha önemli itirazına tabi kılmak için Although he admits ifadesini doğru kullanır?

  1. Although he admits that the update fixes one bug, he still believes it creates larger security risks.
  2. Although he admits that the update fixes one bug.
  3. Despite he admits that the update fixes one bug, he still believes it creates larger security risks.
Cevabı göster

Although he admits that the update fixes one bug, he still believes it creates larger security risks.

Anlatım akışı

“a certain degree of discomfort” ifadesindeki hafife alma

Bu cümlede a certain degree of, şiddeti belirsiz ve sınırlıymış gibi gösterirken discomfort, severe pain veya agony gibi sözlerden çok daha hafiftir. Bu ifade, kesin olarak ölçülmüş bir derece bildirmez. Bağlam aşırı fiziksel acı olduğunda, bu ölçülü ve teknik tınılı anlatım bir hafife alma yaratır: Konuşmacı ciddi bir şeyi yalnızca biraz rahatsız ediciymiş gibi kasıtlı olarak anlatır. Bu karşıtlık, zararın küçük olduğuna dair gerçek bir iddiadan çok kuru bir ironi, duygusal mesafe veya eleştiri işareti olabilir.

Alıştırma

Aşırı fiziksel acının anlatıldığı bir bağlamda “a certain degree of discomfort” büyük olasılıkla ne yapar?

  1. Acının kesin bir ölçümünü verir.
  2. İroni olmadan kişinin yalnızca hafif bir rahatsızlık hissettiğini söyler.
  3. Acıyı hafife almak için kasıtlı olarak yumuşak ve belirsiz bir dil kullanır.
Cevabı göster

Acıyı hafife almak için kasıtlı olarak yumuşak ve belirsiz bir dil kullanır.

Now you need to watch this:

6:40

Şimdi şunu izlemelisiniz:

Iron Maiden,

6:41

Demir Bakire,

worst punishments in the history of mankind.

6:42

insanlık tarihindeki en kötü cezalar.

Or have a look at this:

6:44

Ya da şuna göz atın:

Drawn and quartered,

6:45

Sürüklenip dörde bölünme,

worst punishments in the history of mankind.

6:47

insanlık tarihindeki en kötü cezalar.