Kendinizi Yemeli Misiniz?: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
1.100 kelime 161 kel/dk

Video özeti: Beş soru Dünya'yı çevreleyen köprüyü, hayatta kalmayı, kılları, gözde uçuşan cisimleri ve basılı İngilizce Vikipedi'nin ağırlığını inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. wind up with — Öbek fiiller: Koşulların doğurduğu nihai sonucu özetler; wind sözcüğünü “rüzgâr” sanmadan çıkarımı bitirmek için kullanın. 2. first things first, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Öncelikli meselenin önce ele alınacağını bildirir; açıklamayı sıralamaya ya da tartışmayı odaklamaya yarar. 3. close enough to the retina to leave a shadow — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Sıfat + enough + to-infinitive yapısının yeterli dereceyi, mesafe referansı girse bile, sonucuna nasıl bağladığını görün.

Bu derste

Hey, Vsauce.

0:00

Selam, Vsauce.

Michael here.

0:01

Michael burada.

And Jake.

0:02

Jake de burada.

And Kevin.

0:03

Kevin da.

And we are in Santa Monica,

0:04

Ve Santa Monica'dayız,

which of course means that the V in Vsauce will stand for the Roman numeral five, Notlar

0:06

bu da elbette Vsauce'daki V'nin Roma rakamıyla beşi temsil edeceği anlamına geliyor,

Öbek fiiller

stand for = “temsil etmek”

Bu cümlede stand for, “temsil etmek” veya “anlamına gelmek” demektir. V harfi beş sayısının simgesi olarak ele alınır; stand burada “ayakta durmak” anlamında değildir. Bir harfin, kısaltmanın, işaretin veya simgenin neyi temsil ettiğini açıklamak için X stands for Y kalıbını kullan. Buradaki will stand for, konuşmacının bu kelime oyununda V'ye verdiği anlamı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “temsil etmek” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamla: On this map, a star can ____ the capital city.

Cevabı göster

stand for

Kültür

Roma rakamıyla beş: V, 5 anlamına gelir

Roma rakamları, sayıları harflerle yazma yöntemidir. Bu sistemde V, 5'i gösteren rakamdır; bu yüzden Roman numeral five burada İngilizce five sözcüğünün yazılışına değil, V simgesine işaret eder. Bu kısa bilgi kelime oyununu açıklar: Vsauce'taki V geçici olarak beş sayısıyla ilişkilendirilir.

Alıştırma

Roma rakamı sisteminde beşi hangi simge temsil eder?

  1. V
  2. IV
  3. VI
Cevabı göster

V

as in five questions from you guys.

0:11

yani sizden gelen beş soru gibi.

Our first question comes from Notch.

0:16

İlk sorumuz Notch'tan geliyor.

He didn't ask this of me in particular,

0:18

Bunu özellikle bana sormadı,

but I love how non-intuitive the answer is. Kelime

0:20

ama cevabın sezgilere bu kadar aykırı olmasına bayılıyorum.

Kelime

non-intuitive: şaşırtıcı ama yine de mantıklı

Non-intuitive, insanların ilk beklentisiyle uyuşmayan veya günlük sezgilere dayanarak güvenilir biçimde tahmin edilemeyen bir cevabı anlatır. Burada sonuç, matematikle kanıtlanabilmesine rağmen şaşırtıcı gelir. Bu ifade illogical ya da yalnızca difficult anlamına gelmez. Non-intuitive bir sonuç sağlam bir mantık izleyebilir; şaşkınlık, doğru akıl yürütmeyle ilk sezgi arasındaki farktan doğar.

Alıştırma

Hangi cümlede non-intuitive doğru kullanılmıştır?

  1. The result is non-intuitive because the calculation takes a long time.
  2. The result is non-intuitive because it contains a contradiction and cannot be true.
  3. The result is non-intuitive because it surprises us, even though the proof is valid.
Cevabı göster

The result is non-intuitive because it surprises us, even though the proof is valid.

Assume an Earth that's perfectly spherical and a rope stretched around the equator snugly. Dilbilgisi

0:24

Dünya'nın kusursuz bir küre olduğunu ve ekvatoruna sıkıca oturan bir ipin gerildiğini varsayın.

Dilbilgisi

Assume ... that's perfectly spherical: idealleştirilmiş bir öncül belirleme

Assume, akıl yürütmenin devam edebilmesi için dinleyiciden bir koşulu geçici olarak kabul etmesini isteyen bir emir cümlesini başlatır. Bir model kurar; gerçek Dünya'nın kusursuz bir küre olduğunu iddia etmez. an Earth that's perfectly spherical ifadesinde that's perfectly spherical ilgi cümleciği, problemde kullanılan idealleştirilmiş Dünya'yı belirler. Bu yapı, bir hesaplama veya tartışmadan önce basitleştirilmiş bir nesne ya da koşul belirtmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Model kuran cümleyi dersteki öncül bildiren fiille tamamlayın: ____ a triangle that's perfectly symmetrical.

Cevabı göster

Assume

What would happen if that rope was just, Dilbilgisi

0:31

Peki bu ip yalnızca,

say, 6 m longer? Ton ve niyet

0:34

diyelim ki 6 m daha uzun olsaydı ne olurdu?

Dilbilgisi

Varsayımsal sonuçlar için What would happen if ...?

“What would happen if ...?” hayal edilen bir değişikliğin veya koşulun sonucunu sorar. Would, sonucu varsayımsal olarak sunarken if yan cümlesi koşulu belirtir. Koşul gerçekçi biçimde mümkün ya da tamamen hayalî olabilir; önemli olan, konuşanın daha önce olmuş bir şeyi sormak yerine olası bir sonucu araştırmasıdır.

Alıştırma

Varsayımsal sonuç sorusunu hedef soru kalıbıyla tamamlayın: “____ we moved the deadline to Friday?”

Cevabı göster

What would happen if

Ton ve niyet

Geçici bir örnek sunan ara söz say

Buradaki say, “örneğin” veya “varsayalım” anlamına gelen bir ara söz belirtecidir. 6 m değerini düşünce deneyi için kullanışlı, geçici bir değer olarak sunar; cümlenin temel fiili değildir. Cümleden çıkarılabilen bir öge olduğu için yazıda genellikle virgüllerle, konuşmada ise kısa duraklamalarla ayrılır. Çıkarıldığında dil bilgisi yapısı bozulmaz, ancak sayının yalnızca bir örnek olduğu işareti ortadan kalkar.

Alıştırma

Ten değerini geçici bir örnek olarak sunan tek kelimelik ara sözle cümleyi tamamlayın: “We could invite, ____, ten people to start.”

Cevabı göster

say

6 m isn't very much,

0:37

6 m pek fazla değil,

but because of the relationship between a circumference and a radius,

0:39

ama bir çemberin çevresiyle yarıçapı arasındaki ilişki nedeniyle,

6 m of extra rope would allow the entire rope to not fit snugly around the Earth,

0:43

fazladan 6 m ip sayesinde ipin tamamı artık Dünya'ya sıkıca oturmaz,

but 1 m above it all the way around.

0:49

tüm çevre boyunca yüzeyden 1 m yukarıda kalırdı.

That's cool,

0:53

Harika,

but what if instead of a rope we used something more rigid like a structure, Dilbilgisi

0:54

peki ip yerine yapı gibi daha sert bir şey kullansaydık,

a bridge,

0:59

mesela bir köprü,

Dilbilgisi

What if, instead of A, we used B? varsayımsal değiştirme kalıbı

Burada What if, mevcut düzende hayali bir değişiklik ortaya koyar. Instead of a rope değiştirilecek seçeneği, we used something more rigid ise önerilen yeni seçeneği belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp What if, instead of A, özne + fiilin geçmiş biçimi + B? şeklindedir. Buradaki used geçmiş zamanı göstermez; önerinin varsayımsal olduğunu belirtir. Bu kalıp tasarımları karşılaştırmak, bir deney koşulunu değiştirmek veya alternatifler üzerine beyin fırtınası yapmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Bir ekip plastik ambalajı kâğıt ambalajla değiştirmek istiyor. Hangi soru varsayımsal değiştirme kalıbını doğru kullanıyor?

  1. What if, instead of paper packaging, we used plastic packaging?
  2. What if, instead of plastic packaging, we used paper packaging?
  3. What if we used instead of plastic packaging paper packaging?
Cevabı göster

What if, instead of plastic packaging, we used paper packaging?

and we built the bridge all the way around the Earth,

1:00

ve bu köprüyü Dünya'nın çevresini tamamen saracak şekilde inşa edip,

and then all at once destroyed its supports? Kalıp ifadeler

1:03

ardından tüm desteklerini aynı anda yok etseydik ne olurdu?

Kalıp ifadeler

All at once: her şey aynı anda

Bu cümlede all at once, bütün desteklerin aynı anda, tek bir an içinde yok edildiği anlamına gelir. All grubun tamamını gösterdiği için buradaki temel fikir eş zamanlılıktır. Başka bağlamlarda all at once aniden anlamına da gelebilir. Hangi nüansın daha güçlü olduğuna karar vermek için çevredeki olaya ve çoğul bir grubun bulunup bulunmadığına bakın: burada desteklerin teker teker kaldırılmasıyla karşıtlık kurulur.

Alıştırma

Bir teknisyen altı kabloyu aynı anda çıkarıyor. Bu zamanlamayı en iyi hangi cümle anlatır?

  1. She disconnected one cable at once.
  2. She disconnected all six cables all at once.
  3. She disconnected all six cables one at a time.
Cevabı göster

She disconnected all six cables all at once.

Would it float?

1:08

Havada kalır mıydı?

Clearly the Earth's gravity would pull the structure down,

1:10

Dünya'nın yerçekimi elbette yapıyı aşağı çekerdi,

but down is in the opposite direction for the other side of the bridge. Kalıp ifadeler

1:14

ama köprünün öbür tarafı için aşağı, ters yöndedir.

Kalıp ifadeler

in the opposite direction: ters yönde

In the opposite direction, daha önce belirtilmiş veya bağlamdan anlaşılan bir yönün tersine doğru anlamına gelir. in edatı yön bildiren öbeği başlatır; opposite ise doğrudan direction sözcüğünü niteler. Burada köprünün diğer tarafındaki down, ilk taraftaki down yönünün tersini gösterir. İfade iki yönelimi karşılaştırır; taraflardan birinin yönü olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki kesin ifadeyle tamamlayın: The first arrow points left, and the second arrow points ____.

Cevabı göster

in the opposite direction

Well, it turns out such a scenario would be incredibly unstable. Anlatım akışı

1:18

Görünen o ki böyle bir senaryo inanılmaz derecede kararsız olurdu.

Anlatım akışı

it turns out: ortaya çıkıyor ki

It turns out; gerçekler, olaylar veya akıl yürütme değerlendirildikten sonra açıklık kazanan ve çoğu zaman önceki bir beklentiyi düzelten sonucu tanıtır. Burada önerilen senaryonun aslında istikrarlı olmadığını bildirir. It, belirli bir nesneye gönderme yapmayan biçimsel öznedir. Yaygın kalıp it turns out (that) + yan cümledir; örnekte olduğu gibi that çoğu zaman atılır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki sonuç ifadesiyle tamamlayın: We expected the café to be closed, but ____ it stays open until midnight.

Cevabı göster

it turns out

Earth's gravity isn't equal everywhere,

1:24

Dünya'nın yerçekimi her yerde aynı değildir,

and if you follow at Tweetsauce,

1:27

Tweetsauce'u takip ediyorsanız,

you saw some great graphs showing just how much gravity changes Dilbilgisi

1:28

yerçekiminin ne kadar değiştiğini gösteren harika grafikler görmüşsünüzdür,

simply based on the density of rock below.

1:32

hem de sırf alttaki kayanın yoğunluğuna bağlı olarak.

Dilbilgisi

İç içe yan tümcede just how much + özne + fiil

Bu cümlede just how much, grafiklerin gösterdiği değişimin derecesini ifade eden bölümü başlatır. Buradaki just, how much ifadesini güçlendirir; değişimin boyutunun çarpıcı veya vurgulanmaya değer olduğunu belirtir ve yalnızca anlamına gelmez. how much yan tümcesi showing sonrasında bir bildirme cümlesinin içine yerleştirildiği için how much + özne + fiil şeklindeki bildirme cümlesi sırasını korur. Aynı kalıp raporlarda, açıklamalarda ve tepkilerde miktar ya da dereceyi vurgulayabilir.

Alıştırma

Cümleyi iç içe geçmiş vurgulu derece ifadesiyle tamamlayın: The survey shows ____ commuting time affects job satisfaction.

Cevabı göster

just how much

When you factor in the Sun and the Moon, Öbek fiiller

1:34

Güneş'i ve Ay'ı da hesaba kattığınızda,

Öbek fiiller

factor in: bir şeyi hesaplamaya dâhil etmek

Factor in, ilgili bir gerçeği, maliyeti, riski veya koşulu bir hesaplamaya ya da karara dâhil etmek anlamına gelir. Burada Güneş ve Ay, yer çekimini açıklarken hesaba katılması gereken ek etkilerdir. Bu ifade genellikle bir şeyi yalnızca düşünmeyi değil, etkin biçimde analize katmayı anlatır. factor in + isim kalıbında in gereklidir: factor in the cost, factor in the weather.

Alıştırma

Hesaplamaya dâhil etmek anlamındaki hedef öbek fiille cümleyi tamamlayın: Before choosing a shipping option, ____ the insurance fee.

Cevabı göster

factor in

you wind up with a bridge structure that is not going to stay where it is. Öbek fiiller

1:36

ortaya yerinde durmayacak bir köprü yapısı çıkar.

Öbek fiiller

wind up with: nihai bir sonuç

Buradaki wind up with, bir süreç ya da olaylar zincirinden sonra bir şeye “sonunda sahip olmak” veya “bir şeyle baş başa kalmak” demektir. Köprü yapısı, önceki koşulların nihai sonucudur; bir şeyin kurulması ya da rüzgâr tarafından hareket ettirilmesi söz konusu değildir. wind up with + isim öbeği kalıbı, bir gelişmenin sonunda ortaya çıkan sonuca işaret eder; bu sonuç çoğu zaman beklenmedik veya istenmeyendir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, nihai bir isim sonucunu başlatan ve wind up ile kurulan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: If we skip the safety checks, we may ____ a serious problem.

Cevabı göster

wind up with

If the bridge itself was indestructible,

1:41

Köprünün kendisi yok edilemez olsaydı,

it would start violently hula hooping around the Earth, Deyimler

1:44

Dünya'nın etrafında bir hulahop gibi şiddetle yalpalamaya başlar,

crushing things.

1:47

önüne çıkanları ezerdi.

Deyimler

hula hooping around the Earth: bir hareket benzetmesi

Burada hula hooping, hula hoop etkinliğinin adından türetilmiş geçici ve eğlenceli bir fiildir. Halka biçimindeki köprüyü, bir cismin çevresinde sallanıp yalpalayan gevşek bir hulahupa benzetir; around the Earth ise bu dengesiz hareketin merkezindeki cismin Dünya olduğunu belirtir. Bu görüntü, gerçekten hulahup çevirmeyi ya da kararlı bir yörüngeyi değil, şiddetli ve kontrolsüz hareketi anlatır. Ortak görsel imge eylemi açıkça anlatıyorsa İngilizce, tanıdık bir etkinliği veya nesneyi bu şekilde fiile dönüştürebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede hula hooping, bir nesnenin dengesiz ve halka benzeri hareketini anlatan aynı türde bir benzetme olarak kullanılmıştır?

  1. The loose metal ring began hula hooping around the axle.
  2. The satellite was orbiting Earth in a stable path.
  3. Ava was hula hooping in the school gym.
Cevabı göster

The loose metal ring began hula hooping around the axle.

But there's no known material strong enough to do that.

1:48

Ama bunu yapacak kadar güçlü olduğu bilinen hiçbir malzeme yok.

Instead,

1:51

Bunun yerine,

you would wind up with bridge pieces flying everywhere.

1:52

köprü parçaları her yana uçuşurdu.

A sphere around the Earth would be a bit more stable,

1:56

Dünya'yı çevreleyen bir küre biraz daha kararlı olurdu,

but a ring, not so much.

1:59

ama bir halka pek olmazdı.

The ring,

2:02

Halka,

even if spinning,

2:02

dönüyor olsa bile,

would rapidly break apart into smaller pieces. Öbek fiiller

2:04

hızla daha küçük parçalara ayrılırdı.

Öbek fiiller

break apart: parçalara ayrılmak

Break apart, bir bütünün yapısal bütünlüğünü kaybedip iki veya daha fazla parçaya ayrılması demektir. Bu cümlede halkanın bütün hâlini koruyamayıp parçalanmasını anlatır; apart, ortaya çıkan parçaların birbirinden ayrı olduğu anlamını ekler. Bu öbek fiil yalnızca hasara değil, bütünün artık bir arada durmamasına odaklanır. The ring breaks apart örneğindeki gibi geçişsiz veya A force breaks the ring apart örneğindeki gibi geçişli kullanılabilir.

Alıştırma

“The ring, even if spinning, would rapidly break apart into smaller pieces.” cümlesinde break apart ne anlama gelir?

  1. Bir yere zorla girmek
  2. Hasar görmeden çalışmaya devam etmek
  3. Daha küçük parçalara ayrılmak
Cevabı göster

Daha küçük parçalara ayrılmak

Last week you guys asked me a question that I have always wondered.

2:07

Geçen hafta bana hep merak ettiğim bir soruyu sordunuz.

Let's say I was stranded in the mountains waiting for rescuers to arrive, Anlatım akışı

2:11

Diyelim ki dağlarda mahsur kaldım ve kurtarma ekiplerinin gelmesini bekliyorum,

Anlatım akışı

Let's say: varsayımsal bir durum sunmak

Let's say, dinleyiciden tartışma amacıyla bir durumu geçici olarak kabul etmesini isteyen konuşma diline özgü bir söylem girişidir. Burada dağlarda mahsur kalma durumunun gerçekten yaşanmış bir olayı anlatmadığını, hayalî olduğunu belirtir. Açıklamayı genel bir konudan somut bir senaryoya geçirerek düzenler. Let's say ifadesinden sonraki yan cümle varsayımı belirtir; konuşmacı daha sonra bu varsayımdan hareketle akıl yürütebilir veya ne olacağını sorabilir.

Alıştırma

Varsayımsal girişi dersteki ifadeyle tamamlayın: ____ we miss the last train. What would we do?

Cevabı göster

Let's say

but it was going to take a while.

2:17

ama gelmeleri biraz zaman alacak.

I had plenty of snow,

2:19

Etrafımda bol bol kar,

and plenty of water,

2:20

ve bol bol su var,

but I was hungry,

2:21

ama açım,

dying of starvation.

2:23

açlıktan ölmek üzereyim.

Would it make sense Kalıp ifadeler

2:24

Acaba mantıklı olur muydu,

to amputate one of my legs and eat it?

2:26

bacaklarımdan birini kesip yemek?

Kalıp ifadeler

Bir eylemin makul olup olmadığını değerlendiren make sense

Bu soruda make sense, “olası maliyetler ve yararlar düşünüldüğünde makul veya mantıklı olmak” anlamına gelir. Konuşan kişi, sözlerin anlaşılıp anlaşılmadığını değil, bir eylemin akıllıca bir seçim olup olmayacağını değerlendirir. Would it make sense to + fiil...? kalıbı, önerilen bir eylemi temkinli biçimde değerlendirmek için kullanılır. Daha genel olarak make sense; bir fikri, açıklamayı veya kararı mantık ve pratik sonuçlar açısından değerlendirebilir.

Alıştırma

Konuşan kişi “Would it make sense to wait until morning?” cümlesiyle ne soruyor?

  1. Beklemenin fiziksel olarak mümkün olup olmadığı
  2. Beklemenin mantıklı bir seçim olup olmadığı
  3. Beklemekle ilgili cümlenin net duyulup duyulmadığı
Cevabı göster

Beklemenin mantıklı bir seçim olup olmadığı

I mean,

2:30

Yani,

it kind of makes sense, Ton ve niyet

2:31

bir bakıma mantıklı,

right?

2:32

değil mi?

Ton ve niyet

Geçici onay ifade eden kind of makes sense

Burada kind of, makes sense ifadesini değiştiren gündelik bir yumuşatıcıdır. Yargının gücünü “Bu mantıklı” düzeyinden “Bu biraz makul görünüyor” düzeyine indirerek tereddüt veya yalnızca kısmi onay gösterir. Sondaki right? dinleyiciyi onay vermeye çağırır. kind of makes sense, right? bütünüyle kesin bir destek değil, geçici bir sonuç sunar; bu yüzden konuşan kişi daha sonra çekince belirtebilir veya fikri reddedebilir.

Alıştırma

Kısmi onay göstermek için dersteki iki sözcüklü yumuşatıcıyla cümleyi tamamlayın: Your explanation ____ makes sense, but I still have questions.

Cevabı göster

kind of

I'd have my entire leg to eat as food,

2:32

Yemek için koca bir bacağım olurdu,

which would probably fill me up, Öbek fiiller

2:35

bu muhtemelen karnımı doyururdu,

Öbek fiiller

fill me up: yiyeceğin yiyen kişiyi doyurması

Bu cümlede fill me up, “beni tok hissettirmek ve artık aç olmamamı sağlamak” anlamına gelir. Özne yiyecektir; me ise onu yiyen kişiyi belirtir. Buradaki up, fill someone up öbek fiilinin bir parçasıdır; yukarı doğru hareket bildirmez. Kalıp yiyecek + fill + kişi + up şeklindedir. Zamir nesneler fill ile up arasına gelir: fill me up denir, fill up me denmez.

Alıştırma

“Beni tok hissettirmek” anlamındaki öbek fiille İngilizce cümleyi tamamlayın: This bowl of oatmeal should ____ until lunch.

Cevabı göster

fill me up

and I would have one less limb that I would need to keep alive.

2:37

üstelik hayatta tutmam gereken bir uzvum eksilirdi.

The only problem is that the trauma your body would endure

2:42

Tek sorun, vücudunuzun yaşayacağı travmanın

from the loss of a limb

2:46

bir uzvun kaybedilmesi nedeniyle

would greatly exceed the benefit you would get by eating the food.

2:48

onu yemekten elde edeceğiniz faydayı fazlasıyla aşacak olmasıdır.

You're better off keeping that limb on your body Dilbilgisi

2:52

O uzvu vücudunuzda bırakmanız daha iyidir,

Dilbilgisi

better off keeping: daha avantajlı seçim

You're better off keeping... ifadesinde better off, olası sonuçları diğer seçeneğin sonuçlarıyla karşılaştırıldığında uzvu yerinde tutmayı daha avantajlı seçim olarak gösterir. Cümle doğrudan emir vermek yerine gerekçeli bir sonuç sunarak tavsiyede bulunur. Kalıp be better off + -ing yapısıdır. You're, be fiilini you are biçiminde sağlar; keeping ise önerilen eylemi belirtir. Diğer seçenek bağlamdan anlaşılıyorsa açıkça söylenmeyebilir.

Alıştırma

Daha avantajlı seçeneği önermek için be better off + -ing kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: Given the repair cost, you'd ____ a new laptop.

Cevabı göster

be better off buying

because your body's process of using reserves of energy

2:55

çünkü vücudunuzun depolanmış enerjiyi kullanma süreci

is more efficient than the process of digestion.

2:58

sindirim sürecinden daha verimlidir.

So, keep the leg on and let it wither away, Öbek fiiller

3:01

Bu yüzden bacağınızı yerinde bırakın ve eriyip gitmesine izin verin,

keeping you alive.

3:04

böylece sizi hayatta tutsun.

Öbek fiiller

wither away: yavaş yavaş küçülme ve gerileme

Bu cümlede wither away, vücut kendi dokusunu tüketirken bir şeyin giderek küçülmesi, zayıflaması veya sağlığını yitirmesi anlamına gelir. Ani bir kaybolmayı değil, zaman içinde ilerleyen bir süreci anlatır. Away burada sonuç bildiren bir parçacıktır: neredeyse tamamen yok olmaya varan sürekli gerilemeyi vurgular. Başka bir yere hareket etme anlamına gelmez.

Alıştırma

"Without sunlight, the plant began to wither away," cümlesinde wither away ne anlama gelir?

  1. Giderek zayıflayıp küçülmek
  2. Hızla başka bir yere gitmek
  3. Tek bir anda kaybolmak
Cevabı göster

Giderek zayıflayıp küçülmek

Don't cut it off and eat it and digest it. Öbek fiiller

3:05

Onu kesip yemeyin ve sindirmeyin.

Öbek fiiller

cut it off: ayrılabilen öbek fiilde zamirin yeri

Bu olumsuz emirde cut it off, bacağı keserek vücuttan ayırmak anlamına gelir; off, büyük bütünden tamamen ayrılmayı belirtir. Cut off ayrılabilen bir öbek fiildir. Zamir nesneler cut ile off arasına gelirken tam isim nesneleri ikisinin arasına veya off sözcüğünden sonra gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi cut off ifadesinin üç kelimelik biçimi ve it zamiriyle tamamlayın: The loose thread is annoying me, so I'll ____.

Cevabı göster

cut it off

How does hair know when to stop growing?

3:10

Kıllar ne zaman uzamayı bırakacaklarını nasıl biliyor?

It's a good question because the hair on my arm,

3:15

Bu iyi bir soru, çünkü kolumdaki kıllar,

which there's a lot of,

3:18

ki oldukça çoklar,

never grows any longer than this.

3:19

hiç bundan daha uzun olmuyor.

And if I were to shave my arm off,

3:21

Kolumdaki kılları tıraş etsem de,

it would grow back and stop right where it is right now. Öbek fiiller

3:23

yeniden uzayıp tam şu anki boylarında dururlardı.

Öbek fiiller

grow back: kesildikten veya kaybedildikten sonra yeniden çıkmak

Burada grow back, 'kesildikten, tıraş edildikten veya kaybedildikten sonra yeniden ortaya çıkmak ya da gelişmek' demektir. back parçacığı önceki duruma dönüşü gösterir: kıl yeniden çıkar. Bu ifade geriye doğru büyümek anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp, Hair grows back örneğindeki gibi özne + grow back yapısıdır.

Alıştırma

'Kaybedildikten veya kesildikten sonra yeniden ortaya çıkmak' anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: The cat's fur will ____ after the vet shaves that small patch.

Cevabı göster

grow back

But head hair is different.

3:27

Ama saç farklıdır.

For instance, my hair,

3:30

Örneğin benim saçım,

what's left of it, Ton ve niyet

3:31

daha doğrusu ondan geriye kalanı,

would keep growing if I didn't cut it.

3:32

kesmeseydim uzamaya devam ederdi.

Ton ve niyet

what's left of it, öz eleştirel bir ara yorum olarak

Virgüller what's left of it ifadesini parantez içi bir ara yorum olarak ayırır. It, my hair ifadesine gönderme yapar ve bütün ifade 'saçımın geriye kalan miktarı' anlamına gelir; ana cümlenin iskeleti ise my hair would keep growing olarak kalır. Konuşmacı, az saçı kaldığına ilişkin ana cümle için gereksiz olan bu yorumu ekleyerek kendisiyle alay eden bir mizah oluşturur. Daha genel olarak what's left of X, X'in bir kısmı ortadan kaybolduktan veya kullanıldıktan sonra kalan kısmı belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede parantez içi what's left of it ifadesi neyi ima ediyor?

  1. Konuşmacı saçının geri kalanını kesmeyi bitirmiştir.
  2. Konuşmacının nispeten az saçı kalmıştır.
  3. Konuşmacının saçı sol taraftadır.
Cevabı göster

Konuşmacının nispeten az saçı kalmıştır.

But no other animal has that situation.

3:35

Ama başka hiçbir hayvanda böyle bir durum yok.

You don't see wolves out in the forest saying,

3:37

Ormanda kurtların şöyle dediğini göremezsiniz:

"Wow, look how long my hair is getting.

3:40

“Vay canına, tüylerim ne kadar da uzuyor.

I better get to the barber shop." Dilbilgisi

3:42

Berbere gitsem iyi olacak.”

Dilbilgisi

I'd better ifadesinin gündelik biçimi olarak I better

Bu gündelik cümlede I better, I'd better anlamındadır: konuşan kişi berbere gitmeyi sıradaki mantıklı veya acil eylem olarak görür. Better burada bir karşılaştırma değildir. Standart yapı had better + fiilin yalın hâlidir. Konuşmada had normalde I'd better biçiminde kısaltılır; bazı konuşurlar ise had sözcüğünü tamamen atarak I better + fiilin yalın hâlini kullanır. Bu biçimi gündelik konuşmada tanıyın, ancak özenli konuşma ve yazıda I'd better kullanın.

Alıştırma

Vurgulanan gündelik yapının standart biçimiyle cümleyi tamamlayın: “The appointment starts in ten minutes, so ____ leave now.”

Cevabı göster

I'd better

So, why do humans have head hair that grows so long,

3:44

Peki insanların başındaki saç neden bu kadar uzun uzuyor da,

but body hair elsewhere that stops seemingly right when it's supposed to?

3:48

vücudun diğer yerlerindeki kıllar tam gerektiği anda duruyormuş gibi görünüyor?

Well, first things first, Deyimler

3:53

Öncelikle şunu belirtelim,

Deyimler

first things first: önceliği her şeyden önce ele almak

First things first, bir konuşmayı duraklatmak veya düzenlemek ve en temel ya da acil konuyu diğerlerinden önce ele almak için kullanılan bir deyimdir. Burada, konuşan kişi devam etmeden önce önemli bir varsayımın ele alınması gerektiğini gösterir. Deyim, kelime anlamıyla birden fazla «ilk şeyden» söz etmez. Başka durumlara aktarılabilen işlevi, ön koşulu veya en yüksek önceliği belirlemek, onu ele almak ve ancak bundan sonra devam etmektir.

Alıştırma

Önceliği her şeyden önceye koyan deyimi tamamlayın: “____, let's make sure everyone is safe.”

Cevabı göster

First things first

the hair on your head will not keep growing forever.

3:54

başınızdaki saç sonsuza dek uzamaz.

Typically around 6 years of growth is the limit.

3:59

Genellikle büyüme sınırı yaklaşık 6 yıldır.

When hair grows,

4:03

Bir kıl uzarken,

it is in what is known as its anagen phase. Kalıp ifadeler

4:04

anajen evresi olarak bilinen dönemdedir.

Kalıp ifadeler

what is known as: kabul gören bir terimi tanıtmak

Bu cümlede what is known as, kabul gören anagen phase adını tanıtır. Daha geniş olan in what is known as its anagen phase yapısı, “genellikle anajen evresi denen aşamada” anlamına gelir. Buradaki what soru sormaz. İsim görevindeki kaynaşmış bir ilgi tümcesini başlatır; what is known as its anagen phase bütünü in edatının tümlecidir. Bu yapı, cümlenin akışını bozmadan bir adlandırmayı açıklamaya yarar.

Alıştırma

Kabul gören bir terimi tanıtan resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: After rapid cooling, the material enters ____ the glass transition phase.

Cevabı göster

what is known as

And for hair on your head,

4:07

Başınızdaki saçlarda ise,

that phase can last up to 6 years.

4:08

bu evre 6 yıla kadar sürebilir.

But the anagen phase of hair elsewhere on your body,

4:11

Ama vücudunuzun başka yerlerindeki kıllarda,

eyebrows,

4:15

örneğin kaşlarda,

eyelashes,

4:15

ve kirpiklerde,

is much shorter,

4:16

anajen evresi çok daha kısadır,

except in cases like this guy,

4:18

şu adam gibi istisnalar dışında,

whose eyebrows grow like head hair and have allowed him to set the world record for longest eyebrows. Kalıp ifadeler

4:20

bu kişinin kaşları saç gibi uzuyor ve bu sayede dünyanın en uzun kaşları rekorunu kırabildi.

Kalıp ifadeler

set the world record for: dünya çapında en iyi ölçütü oluşturmak

set the world record for ifadesinde set, resmen tanınan dünya çapındaki en iyi ölçütü oluşturmak anlamına gelir. for sonrasındaki ifade kategori veya başarıyı belirtir; burada bu longest eyebrows olduğundan for bir yararlanıcıyı göstermez. İfade, ölçütün oluşturulmasına odaklanır. Daha sonraki bir yarışmacı onu aşarak break the record yapabilir; o anda en iyi olarak tanınan kişi ise hold the record durumundadır.

Alıştırma

Yeni tanınan bir etkinliğin daha önce resmî bir ölçütü yoktur. Lina ilk tanınan sonucu elde eder. Hangi cümle onun bu ilk ölçütü oluşturduğunu söyler?

  1. Lina equaled the world record for the event.
  2. Lina set the world record for the event.
  3. Lina broke the world record for the event.
Cevabı göster

Lina set the world record for the event.

Humans probably lost their fur coats,

4:28

İnsanlar muhtemelen kürklerini,

their thick body hair,

4:31

yani kalın vücut kıllarını kaybetti,

because it didn't really help us hunting and running around sweating on the savanna.

4:33

çünkü savanada avlanıp koşarken ve terlerken bunlar pek işimize yaramıyordu.

And unlike other animals,

4:38

Üstelik diğer hayvanların aksine,

us humans had discovered fire and could make clothing to keep ourselves warm without needing a built-in fur coat. Deyimler

4:39

biz insanlar ateşi keşfetmiş ve doğuştan gelen bir kürke ihtiyaç duymadan sıcak kalmak için giysiler yapabilmiştik.

Deyimler

“built-in fur coat” benzetmesi

Bu cümlede “built-in fur coat”, bir hayvanın doğal olarak sahip olduğu kalın vücut kılları veya kürk için kullanılan canlı bir benzetmedir. “Built-in”, bu biyolojik özelliği hayvanın sonradan edinmesi ya da giymesi gereken bir kıyafet yerine, bedene zaten dâhil edilmiş bir palto gibi sunar. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp built-in + isim biçimidir. Bir ürüne entegre edilmiş bir özelliği veya mecazi olarak, insan yapımı bir nesneyle aynı işi gören doğal bir özelliği anlatabilir.

Alıştırma

“Sonradan eklenmek yerine hayvanın zaten bir parçası olan” anlamındaki, derste geçen kısa çizgili sıfatla benzetmeyi tamamlayın: A seal's blubber acts like a ____ winter jacket in icy water.

Cevabı göster

built-in

To be sure, Anlatım akışı

4:48

Elbette,

long hair that falls over your ears and neck can keep you warmer,

4:50

kulaklarınızın ve boynunuzun üzerine dökülen uzun saç sizi daha sıcak tutabilir,

Anlatım akışı

Ödünleme işareti olarak “To be sure”

Burada “To be sure” bir ödünleme işaretidir. Konuşmacının doğru olduğunu kabul ettiği noktayı — uzun saçın bir miktar sıcaklık sağlayabileceğini — tanıtır ve ardından savı farklı ya da daha önemli bir konuya taşır. Dinleyiciye “Bu nokta geçerli, ancak savın tamamı bundan ibaret değil” mesajını vererek bilgiyi düzenler. Kimseden bir şeyi doğrulamasını istemez ve belirsizlik ifade etmez.

Alıştırma

“To be sure” hangi cümlede bir ödünleme işareti olarak işlev görür?

  1. To be sure, the apartment is small, but its location makes it a strong choice.
  2. Check the address twice to be sure it is correct.
  3. Are you sure this is the right apartment?
Cevabı göster

To be sure, the apartment is small, but its location makes it a strong choice.

but leading theories also argue that long head hair may be our fault, Anlatım akışı

4:54

ama önde gelen teoriler, uzun saçın bizim kendi eserimiz olabileceğini de savunuyor,

Anlatım akışı

Bir iddiayı kaynağına bağlayan çerçeve olarak “leading theories also argue that”

Bu cümlede leading theories also argue that, önde gelen açıklayıcı teorilere atfedilen bir iddiayı sunar. Leading, bu teorilerin yaygın biçimde önemli veya etkili görüldüğü anlamına gelir; iddianın kanıtlandığı anlamına gelmez. İngilizcede bir teori, çalışma veya kanıt bütünü, kelimenin gerçek anlamıyla konuşamasa da bir iddianın dil bilgisel kaynağı olarak kullanılabilir. Bu çerçeve anlatıcıyı sonraki önermeden uzak tutar; daha sonra gelen may kip belirteci de belirsizliği korur.

Alıştırma

Hangi cümle, önde gelen bir teorinin iddiasını kanıtlanmış gibi göstermeden en iyi biçimde sunar?

  1. Several studies focus on climate, but leading theories also argue that the trait may have developed through mate choice.
  2. I personally know that the trait developed through mate choice.
  3. The evidence proves that the trait developed through mate choice.
Cevabı göster

Several studies focus on climate, but leading theories also argue that the trait may have developed through mate choice.

a result of the fact that early humans picked mates that could grow longer hair on their heads. Kelime

5:01

çünkü ilk insanlar saçlarını daha uzun uzatabilen eşler seçiyordu.

Kelime

Evrim bağlamında “picked mates”

Burada picked seçti anlamına gelirken mates üreme amacıyla seçilen eşler anlamına gelir. İfade, ilk insanların belirli bir özelliğe sahip üreme eşlerini seçmesini anlatır. Evrim ve hayvan davranışı üzerine yazılarda mate, ilişki belirten teknik veya yarı teknik bir terimdir. Mate bazı bölgesel ve gayriresmî İngilizce türlerinde arkadaş anlamına gelebilse de bu cümlede sıradan arkadaşları anlatmaz.

Alıştırma

İnsan evrimiyle ilgili bir yazıda early humans picked mates with longer hair ne anlama gelir?

  1. İlk insanlar eşlerinden daha uzun saç tellerini çekip kopardı.
  2. İlk insanlar daha uzun saçlı arkadaşları bir araya topladı.
  3. İlk insanlar daha uzun saçlı üreme eşleri seçti.
Cevabı göster

İlk insanlar daha uzun saçlı üreme eşleri seçti.

Mates that could do that were probably healthier,

5:07

Bunu yapabilen eşler muhtemelen daha sağlıklıydı,

and in colder climates,

5:10

ve daha soğuk iklimlerde,

literally had a built-in hat to keep their body warm.

5:12

vücutlarını sıcak tutan, kelimenin tam anlamıyla doğuştan bir şapkaları vardı.

One of the questions I get the most is about eye floaters, Kelime

5:16

Bana en sık sorulan sorulardan biri gözde uçuşan cisimlerle ilgili,

those little dots or squiggles that you see in your vision,

5:20

yani görüş alanınızda gördüğünüz o küçük noktalar veya kıvrımlı çizgilerle,

Kelime

Eye floaters: görüşte uçuşan noktalar veya kıvrımlı çizgiler

Eye floaters, görüş alanında sürükleniyormuş gibi görünen küçük noktalar, iplikler veya kıvrımlı çizgiler için kullanılan standart İngilizce terimdir. Bu cümlede ardından gelen those little dots or squiggles ifadesi bunların nasıl göründüğünü açıklar. Floaters sözcüğü, görülen şekillerin görünürdeki hareketini anlatır; dış dünyada gerçek nesnelerin yüzdüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekte eye floaters neyi ifade ediyor?

  1. Bir kişinin görüşünde sürükleniyormuş gibi görünen küçük noktalar veya kıvrımlı çizgiler
  2. Bir kişinin göz yüzeyine basılmış izler
  3. Bir kişinin önündeki havada gerçekten yüzen nesneler
Cevabı göster

Bir kişinin görüşünde sürükleniyormuş gibi görünen küçük noktalar veya kıvrımlı çizgiler

especially when looking at a bland scene like the clear blue sky.

5:23

özellikle de berrak mavi gökyüzü gibi tekdüze bir manzaraya bakarken.

Eye floaters are made out of little fibrils that occur in your eye as you age. Öbek fiiller

5:28

Gözde uçuşan cisimler, yaşlandıkça gözünüzde oluşan küçük lifçiklerden meydana gelir.

Öbek fiiller

Be made out of: bir malzemeyi veya bileşeni belirtmek

be made out of + isim yapısında, of sözcüğünden sonra gelen isim bir şeyi oluşturan malzemeyi veya parçaları belirtir. Burada made out of little fibrils, gözde uçuşmaların arkasındaki yapıların çok küçük liflerden oluştuğunu anlatır. İfade edilgen be + made yapısıyla çalışır. Out sabit ifadenin bir parçasıdır; dışarı doğru hareket anlatmaz.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “kullanılarak yapılmış” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The puppet was ____ an old sock.

Cevabı göster

made out of

And you can't look directly at them because they're inside the fluid of your eye.

5:34

Onlara doğrudan bakamazsınız, çünkü gözünüzdeki sıvının içindedirler.

Turning your eye to look at them simply causes the fluid to move and the floater as well. Dilbilgisi

5:38

Onlara bakmak için gözünüzü çevirdiğinizde yalnızca sıvı ve onunla birlikte uçuşan cisim de hareket eder.

Dilbilgisi

Turning your eye ... causes the fluid to move: gerund özne ve cause yapısı

Turning your eye, özne görevindeki bir gerund (-ing) öbeğidir. Gözü çevirme eylemini sonucu ortaya çıkaran unsur olarak sunar. causes the fluid to move bölümünde cause, cause + nesne + to-infinitive kalıbını izler: the fluid, causes fiilinin nesnesi ve to move ifadesinin anlamca öznesidir. Bu yapı, bir eylemi neden olarak sıvının hareketi sonucuna bağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede özne olarak bir gerund (-ing) öbeği ve cause + nesne + to-infinitive yapısı doğru kullanılmıştır?

  1. Turn the dial causes the screen to brighten.
  2. Turning the dial causes the screen to brighten.
  3. Turning the dial causes the screen brighten.
Cevabı göster

Turning the dial causes the screen to brighten.

But the thing about eye floater that I love the most is that they are almost always microscopic.

5:45

Ama gözde uçuşan cisimlerle ilgili en sevdiğim şey, neredeyse her zaman mikroskobik boyutta olmalarıdır.

You can't see them with the naked eye Deyimler

5:51

Onları çıplak gözle göremezsiniz,

except when they are inside your eye.

5:54

gözünüzün içindeyken hariç.

Deyimler

the naked eye: araçsız görüş

The naked eye, mikroskop, teleskop veya büyüteç gibi araçlar olmadan kullanılan normal insan görüşünü anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki with the naked eye, herhangi bir yardımcı araç olmadan görme anlamına gelir. Naked, gözlem yönteminin araçsız olduğunu anlatır; gözün fiziksel olarak açıkta olduğu anlamına gelmez. Bu kalıplaşmış ifade normalde the tanımlığını içerir.

Alıştırma

Bir bilim insanı “The bacteria are too small to see with the naked eye.” diyor. with the naked eye ne anlama gelir?

  1. mikroskop veya başka bir gözlem aracı olmadan
  2. olayı başkasından duymak yerine bizzat görerek
  3. gözlemcinin gözleri fiziksel olarak açıkta olacak şekilde
Cevabı göster

mikroskop veya başka bir gözlem aracı olmadan

If you were to pull an eye floater out, Dilbilgisi

5:58

Gözde uçuşan bir cismi dışarı çıkarsaydınız,

you wouldn't be able to see it.

5:59

onu göremezdiniz.

Dilbilgisi

Uzak varsayım: If you were to ... you wouldn't be able to ...

Bu cümlede If you were to pull an eye floater out, uçuşan cismin çıkarılmasını geçmişte gerçekten yaşanmış bir olay olarak değil, gerçeklikten özellikle uzaklaştırılmış bir düşünce deneyi olarak sunar. Yapı if + özne + were to + fiilin yalın hâlidir. Sonuç cümleciğinde, varsayılan yeti kaybını belirtmek için would not (wouldn't) + be able to + fiilin yalın hâli kullanılır. İki bölümü uyumlu tutun: were to ile uzak bir koşul, would ya da wouldn't ile varsayımsal bir sonuç.

Alıştırma

Were to kalıbını ve be able to yapısının olumsuz varsayımsal biçimini kullanarak uzak varsayımı tamamlayın: If you ____ disable the safety lock, the machine ____ be able to stop automatically.

Cevabı göster

were to · wouldn't

But in your eye,

6:01

Ama gözünüzün içindeyken,

it's close enough to the retina Dilbilgisi

6:02

retinaya yeterince yakındır,

to leave a shadow on the retina,

6:04

bu yüzden retinanın üzerine gölge düşürür,

Dilbilgisi

Yeterli derece ve sonuç: close enough to the retina to leave a shadow

Close enough to the retina to leave a shadow, yeterli yakınlık derecesini sonucuna bağlar: nesne, bir gölgenin oluşmasına izin verecek mesafededir. Yeniden kullanılabilir kalıp sıfat + enough + gerekli tamamlayıcı + to'lu mastardır. İki to farklı görevler üstlenir. To the retina, mesafe referansını belirterek close sözcüğünü tamamlar; to leave a shadow ise sonucu ifade eden mastarı başlatır.

Alıştırma

Cümleyi close enough to ... to kalıbıyla tamamlayın: The heater was ____ the pipe ____ it from freezing.

Cevabı göster

close enough to · to keep

and that's what you see when you see eye floaters.

6:06

gözde uçuşan cisimleri gördüğünüzde gördüğünüz şey de budur.

Finally,

6:10

Son olarak,

how much would Wikipedia weigh if I printed all the text out and bound it into books? Notlar

6:11

Wikipedia'daki tüm metni yazdırıp kitaplar hâlinde ciltleseydim ne kadar ağır olurdu?

Öbek fiiller

printed all the text out: ayrılabilen print out yapısı

Bu cümlede print all the text out, dijital metni yazıcı kullanarak fiziksel kâğıt sayfalara dönüştürmek anlamına gelir. Out bir yön belirtmez; print out öbek fiilini tamamlar ve sonucun kâğıt çıktısı olduğunu gösterir. Print out ayrılabilen bir öbek fiildir. print all the text out örneğinde olduğu gibi, uzun bir isim nesnesi fiil ile parçacık arasına doğal biçimde gelebilir. Nesne bir zamirse mutlaka araya girmelidir: print it out doğrudur, print out it değildir.

Alıştırma

Öbek fiili kullanıp zamiri doğru konuma yerleştirerek İngilizce cümleyi tamamlayın: The report is on my laptop, but I need a paper copy, so I'll ____ before the meeting.

Cevabı göster

print it out

Kalıp ifadeler

bound it into books: bind fiilinin geçmiş zamanı

Burada bound bir sıfat değil, bind fiilinin basit geçmiş zaman biçimidir. Bind printed material into books, basılmış gevşek sayfaları sabitleyip bir araya getirerek onları kitap hâline getirmek demektir. Yalnızca bir şeyi iple bağlamayı değil, kitap ciltleme işlemini anlatır. It zamiri, basılmış metnin tamamını bir malzeme bütünü olarak karşılar. Bu malzeme çok sayıda cildi dolduracağı için into books onun dönüşeceği son biçimi belirtir.

Alıştırma

Bind fiilinin geçmiş zamanını ve zamiri bind something into a finished form kalıbında kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: The pages had been printed, so the shop ____ three hardcover volumes.

Cevabı göster

bound them into

Well, luckily,

6:18

Neyse ki,

there's a Wikipedia article about this very topic. Kelime

6:19

Wikipedia'da tam da bu konu hakkında bir madde var.

Kelime

“This very topic”: tam özdeşlik bildiren very

Burada very, işaret belirleyicisi this ile topic ismi arasında yer alır. “Son derece” anlamına gelmez; gönderimde tam bir özdeşliği vurgular. Bu nedenle this very topic, “tam da bu konu” demektir. Belirleyiciye benzeyen bu kullanım; bir zamanı, yeri, kişiyi veya şeyi daha önce belirlenmiş olanın tam kendisi olarak vurgulayabilir ve çoğu zaman bir tesadüfü ya da güçlü bir doğrulamayı daha dikkat çekici hâle getirir.

Alıştırma

“We discussed this very issue yesterday,” cümlesinde “this very issue” ne anlama gelir?

  1. Son derece zor bir sorun
  2. Benzer herhangi bir sorun
  3. Tam da bu sorun
Cevabı göster

Tam da bu sorun

The English language Wikipedia contains about 2,345 million words,

6:24

İngilizce Wikipedia'da yaklaşık 2 milyar 345 milyon kelime bulunuyor,

which, Dilbilgisi

6:30

bunlar,

if printed at the density of the Encyclopedia Britannica,

6:31

Encyclopedia Britannica'daki metin yoğunluğuyla basılsa,

would equal about 1,759 volumes,

6:35

yaklaşık 1.759 cilde denk gelirdi,

Dilbilgisi

“Which, if printed ... would equal”: kısaltılmış edilgen koşul

Which, daha önce söz edilen toplam içeriğe dönen ve ek bilgi veren bir ilgi cümleciği başlatır. Bu cümlecik, söz konusu miktarın cilt sayısı olarak neye karşılık geleceğini belirtir. If printed, “if it were printed” anlamındaki edilgen koşulun kısaltılmış hâlidir. Anlaşılan özne, which’in gönderme yaptığı içeriktir. Would equal varsayımsal sonucu gösterir; at the density of the Encyclopedia Britannica hesaplamada kullanılan yoğunluk ölçütünü verdiğinden, the Encyclopedia Britannica would equal’ın öznesi değildir.

Alıştırma

“The report, if printed in large type, would fill three binders,” cümlesinde “if printed” ifadesinin anlaşılan tam biçimi nedir?

  1. if someone printed the large type
  2. if the report were printed
  3. if the binders were printed
Cevabı göster

if the report were printed

which would look like this.

6:40

ve şöyle görünürdü.

Altogether,

6:42

Hepsi birlikte,

they would weigh about 7,000 lb.

6:43

yaklaşık 7.000 libre ağırlığında olurdu.

If you're between the ages of 13 and 18, Kalıp ifadeler

6:47

13 ila 18 yaşları arasındaysanız,

Kalıp ifadeler

between the ages of 13 and 18: 13 ile 18 yaş arasında

“Between the ages of A and B” iki uç noktası olan bir yaş aralığını belirtir. Burada 13, 14, 15, 16, 17 veya 18 yaşındaki kişileri ifade eder; yani 13 ve 18 yaş da aralığa dahildir. Yapı between the ages of + A + and + B şeklindedir. Between, and ile eşleşir; to ile değil.

Alıştırma

Cümleyi between the ages of A and B kullanarak tamamlayın: The club is open to teens ____ 13 ____ 18.

Cevabı göster

between the ages of · and

you may want to check out the Google Science Fair. Ton ve niyet

6:50

Google Science Fair'a göz atmak isteyebilirsiniz.

Ton ve niyet

may want to check out: göz atmayı yumuşak biçimde önermek

“May want to” öneriyi yumuşatır ve kararı dinleyiciye bırakır. Burada may esas olarak dinleyicinin gerçekten bir şey isteyip istemediğini tahmin etmez; ifadenin tamamı “bunu yapmayı düşünebilirsiniz” anlamına gelir. “Check out”, daha fazla bilgi edinmek için bir şeye bakmak, bir yeri ziyaret etmek veya bir şeyi incelemek demektir. “May want to check out” birlikte kullanıldığında doğrudan emir vermek yerine bir kaynak veya etkinlik nazikçe önerilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir kaynağı incelemeyi yumuşak ve isteğe bağlı bir öneri olarak sunar?

  1. You probably want a copy of the new study guide.
  2. You must read the new study guide today.
  3. You may want to check out the new study guide.
Cevabı göster

You may want to check out the new study guide.

It's an amazing competition.

6:54

Bu muhteşem bir yarışma.

These guys are great.

6:56

Bu arkadaşlar harika.

They actually helped make that Earth Bridge animation for me.

6:57

Hatta Dünya Köprüsü animasyonunu benim için hazırlamaya yardım ettiler.

So, be sure to check out googlesciencefair.com.

7:01

Bu yüzden googlesciencefair.com'a mutlaka göz atın.

And I'll keep checking out Los Angeles.

7:05

Ben de Los Angeles'ı keşfetmeye devam edeceğim.

I'm here with Kevin and Jake from Vsauce 2 and 3 for the first time ever. Kalıp ifadeler

7:07

İlk kez Vsauce 2 ve 3'ten Kevin ve Jake'le buradayım.

Kalıp ifadeler

for the first time ever: tarihte ilk kez

for the first time ever, olayın şimdi gerçekleştiğini ve ilgili geçmişin daha önceki hiçbir anında gerçekleşmediğini belirtir. Burada üç içerik üreticisinin birlikte görünmesini daha önce hiç yaşanmamış bir olay olarak sunar. Ever, first time ifadesini güçlendirir: tek başına “herhangi bir zamanda” anlamına gelmek yerine karşılaştırmayı önceki zamanın tamamına yayar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp for the first time ever + olay biçimindedir ve bir şeyi dönüm noktası olarak sunmak için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi ever ile biten dört kelimelik dönüm noktası ifadesiyle tamamlayın: Our school won the national championship ____.

Cevabı göster

for the first time ever

The three of us have never been in one location simultaneously until now. Dilbilgisi

7:12

Üçümüz şimdiye kadar hiç aynı anda aynı yerde bulunmamıştık.

Dilbilgisi

have never been ... until now: şimdiye kadar hiç olmamıştı

have never been, have + geçmiş zaman ortacı yapısındaki present perfect biçimidir. Şimdiki zamandan daha önceki tüm döneme bakar ve o dönem boyunca aynı yerde birlikte bulunma durumunun gerçekleşmediğini söyler. Until now bitiş noktasını belirleyip bir dönüş yaratır: olumsuz ifade bu ana kadar doğruydu, ancak içinde bulunulan an artık istisnadır. have/has never + geçmiş zaman ortacı + until now kalıbı, ilk kez gerçekleşen bir olay önceki geçmişi değiştirdiğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Nora bugün ilk kez bir yarış pistinde araba kullanıyor. Hangi cümle bugünü önceki deneyimin istisnası olarak sunar?

  1. She had never driven on a racetrack until then.
  2. She has never driven on a racetrack until now.
  3. She has never driven on a racetrack so far.
Cevabı göster

She has never driven on a racetrack until now.

So, be sure you're subscribed to us because amazing videos will come soon.

7:17

Yakında harika videolar geleceği için kanallarımıza abone olmayı unutmayın.

And as always, thanks for watching.

7:22

Ve her zamanki gibi, izlediğiniz için teşekkürler.