Güney Afrika Apartheid rejimi nasıl başladı ve sonunda nasıl bitti? - Thula Simpson: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
801 kelime 132 kel/dk

Video özeti: Sömürge dönemindeki toprak gaspı ve ırksal ayrımcılığın Güney Afrika’daki apartheid sistemine nasıl dönüştüğünü, Soweto gibi katliamlardan sonra direnişin nasıl güçlendiğini ve müzakerelerin kapsayıcı seçimlerle Nelson Mandela’nın cumhurbaşkanlığına nasıl uzandığını anlatan tarihsel bir inceleme; apartheidın etkilerinin bugün de sürdüğünü vurguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. flooded the streets — Deyimler ve mecazlı ifadeler: flood fiilinin burada gerçek bir su baskınını değil, çok büyük bir kalabalığın kamusal alanları hızla doldurmasını betimleyen bir mecaz olduğunu anlayın; haberlerde ve tarih anlatılarında kalabalığın büyüklüğünü ve hareketini vurgulayan bu kullanımı tanıyın. 2. attributed this to — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bir kişinin belirli bir sonucu hangi nedene bağladığını bildiren bu resmî yapıyı öğrenin ve bir siyasi partinin ekonomik büyüme için öne sürdüğü açıklamayı anlatıcının sunduğu alternatif nedenden ayırmak için kullanın. 3. national trauma of apartheid — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: trauma sözcüğünün yalnızca bireysel psikolojik yaralanmayı değil, bütün bir toplumda ve ortak bellekte kalan uzun süreli zararı da anlatabileceğini kavrayın; ifadeyi tarihsel şiddetin günümüzde süren mirasını tartışırken kullanın.

Bu derste

On June 16th, 1976,

0:07

16 Haziran 1976'da,

over 10,000 student protesters flooded the streets of Soweto, South Africa. Deyimler

0:10

10.000'den fazla öğrenci protestocu Güney Afrika'nın Soweto sokaklarına döküldü.

Deyimler

flooded the streets: büyük bir kalabalık için kullanılan mecaz

Özne student protesters olduğunda flooded mecaz anlamda kullanılır. 10.000'den fazla kişinin sokaklara girip sokakları doldurmasını büyük bir su akışına benzetir; gerçek bir seli anlatmaz. crowd or group + flood + place kalıbı hem insan sayısının çokluğunu hem de bir alana güçlü ve çoğu zaman hızlı biçimde hareket edilmesini vurgular. Haberlerde ve tarih anlatılarında yaygındır.

Alıştırma

"Over 10,000 protesters flooded the streets," cümlesinde "flooded the streets" ne anlama gelir?

  1. Protestocular sokakları onardı.
  2. Fırtına sırasında yağmur suyu sokakları kapladı.
  3. Çok sayıda protestocu hızla sokaklara girip sokakları doldurdu.
Cevabı göster

Çok sayıda protestocu hızla sokaklara girip sokakları doldurdu.

For 28 years,

0:16

28 yıl boyunca,

South Africans had been living under apartheid, Dilbilgisi

0:17

Güney Afrikalılar apartheid rejimi altında yaşıyordu;

Dilbilgisi

had been living under apartheid: geçmişteki bir olaydan önce süren arka plan

Had been living, past perfect continuous yapısıdır: had been + fiil-ing. Devam eden bir durumu daha sonraki bir geçmiş referans noktasının öncesine yerleştirir. Buradaki referans noktası 1976 protestolarıdır ve yapı, durumun o zamana kadar bir süredir devam ettiğini vurgular. Under apartheid ifadesindeki under, fiziksel olarak bir şeyin altında olmak değil, denetleyici bir sisteme tabi olmak anlamına gelir. Apartheid, Güney Afrika'da yasalarla uygulanan ırk ayrımı sistemiydi. İfade bütünü, daha sonraki tarihî olay için uzun süreli bir arka plan sunar.

Alıştırma

Cümleyi live fiilinin past perfect continuous biçimiyle tamamlayın: Before the reforms began, the workers ____ under strict controls for years.

Cevabı göster

had been living

a strict policy of segregation that barred the country's black majority from skilled, high-paying jobs, Notlar

0:20

bu, ülkedeki siyah çoğunluğun kalifiye ve yüksek maaşlı işlere girmesini,

Kültür

policy of segregation: zorla uygulanan ırksal ayrım

Bu cümlede policy of segregation, insanları ırklarına göre zorla ayıran resmî bir sistemi ifade eder. Bu, apartheid'ı anlamak için gereken temel bağlamdır: ayrım, bireylerin özgür seçimi değil, yasalara ve devlet politikalarına yerleştirilmiş bir uygulamaydı. Burada of, politikanın içeriğini belirtir. Segregation, eşitsiz güç ilişkileri ile hak veya fırsatların kısıtlanması anlamını taşır; bu nedenle sıradan bir sınıflandırma ya da gruplandırma olarak zayıflatılmamalıdır.

Alıştırma

Bu cümlede policy of segregation ne anlama gelir?

  1. Öğrencilerin geçici olarak çalışma gruplarına ayrılması
  2. Irksal grupları ayıran ve haklarını veya fırsatlarını sınırlayan, resmen dayatılmış bir sistem
  3. İnsanların kişisel ilgi alanlarına göre gönüllü biçimde örgütlenme yolu
Cevabı göster

Irksal grupları ayıran ve haklarını veya fırsatlarını sınırlayan, resmen dayatılmış bir sistem

Kalıp ifadeler

bar someone from something: resmen yasaklamak veya dışlamak

bar someone from something kalıbı, bir kural, yasa veya yetki yoluyla bir kişinin ya da grubun bir yere girmesini, bir şeyi elde etmesini veya bir şeye katılmasını engellemek anlamına gelir. Bu cümlede politika, ülkenin siyah çoğunluğunu nitelikli ve yüksek maaşlı işlerden dışlamıştır. Yapı bar + kişi veya grup + from + isim ya da -ing biçimidir: bar visitors from entry; bar visitors from entering. Buradaki barred, bar fiilinin geçmiş zaman biçimidir; içki servisi yapılan yer veya katı çubuk anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

Cümleyi bar ... from kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The rule ____ visitors ____ entering the laboratory.

Cevabı göster

barred · from

quality education,

0:27

kaliteli eğitim almasını

and much more.

0:28

ve daha pek çok şeyi engelleyen katı bir ayrımcılık politikasıydı.

And in 1974,

0:30

Ve 1974'te,

the government announced schools would be forced to teach many subjects in Afrikaans, Dilbilgisi

0:31

hükümet, okulların birçok dersi Afrikaans dilinde öğretmeye zorlanacağını duyurdu;

Dilbilgisi

would be forced to: geçmişten bakılan gelecekteki zorlama

Be forced to + fiilin yalın hâli edilgen bir yapıdır: özne eylemi kendi isteğiyle seçmez; dışarıdan bir otorite, kural veya baskı özneyi bunu yapmaya zorlar. Burada schools etkilenen kurumları, teach ise onlara dayatılan eylemi gösterir. Aktarma fiili announced geçmiş zamanda olduğu için would, zorlamayı geçmişteki bu duyurudan sonraya yerleştirir. Yani okullar daha sonra bunu yapmaya zorlanacaktı. Bu, would’un kibar rica anlamı değil, geçmişten bakılan gelecek kullanımıdır.

Alıştırma

Yetkililerin geçmişte, okulların daha sonra kapanmaktan başka seçeneği olmayacağını söylediği anlamına gelen cümle hangisidir?

  1. Officials said the schools had already closed the previous year.
  2. Officials said the schools would be forced to close the following year.
  3. Officials said the schools had chosen to close the following year.
Cevabı göster

Officials said the schools would be forced to close the following year.

a language used primarily by the nation's white ruling elites. Kelime

0:36

bu, esas olarak ülkenin beyaz yönetici seçkinleri tarafından kullanılan bir dildi.

Kelime

white ruling elites: ırksal bir hiyerarşi içindeki güç

Ruling elites, bir hükümeti veya onun başlıca kurumlarını kontrol eden görece küçük grubu ifade eder. Ruling, siyasi ve kurumsal güce işaret eder; burada elites yalnızca olağanüstü yetenekli veya başarılı kişiler anlamına gelmez. White, bu tarihsel bağlamda yöneticilerin hangi ırksal gruptan geldiğini belirtir. İfadenin tamamı dili eşitsiz bir güç yapısıyla ilişkilendirir ve tüm beyazları değil, iktidardaki beyaz alt grubu anlatır.

Alıştırma

Bir siyasi tarih metninde white ruling elites en doğrudan hangi grubu ifade eder?

  1. Gücü olsun ya da olmasın tüm beyaz sakinler
  2. Yönetim ve kurum gücünü elinde tutan görece küçük beyaz grup
  3. Sınavlarda en yüksek notları alan beyaz insanlar
Cevabı göster

Yönetim ve kurum gücünü elinde tutan görece küçük beyaz grup

But when protesters rose up to fight this injustice, Öbek fiiller

0:41

Ancak protestocular bu adaletsizlikle savaşmak için ayaklandığında,

Öbek fiiller

rose up: toplu direniş

Rose up, rise up ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada bir grubun adaletsizliğe veya otoriteye karşı etkin biçimde direnmeye başladığını anlatır; insanların fiziksel olarak ayağa kalktığı veya yukarı doğru hareket ettiği anlamına gelmez. Protesters ve fight this injustice ifadeleriyle birlikte kullanılması, eylemi ciddi bir toplu direniş olarak sunar. Bu anlam protestoları, ayaklanmaları ve toplumsal hareketleri anlatan metinlerde sık görülür.

Alıştırma

Rose up ifadesini toplu direniş anlamında kullanan cümle hangisidir?

  1. The workers rose up against the abusive regime.
  2. Leah rose from her seat to close the door.
  3. The moon rose above the hills.
Cevabı göster

The workers rose up against the abusive regime.

the government's response was swift. Kalıp ifadeler

0:44

hükümetin tepkisi hızlı oldu.

Kalıp ifadeler

the government's response was swift: hız, onay değil

Someone's response was swift kalıbı, bir kişinin veya kurumun çok hızlı tepki verdiğini anlatmanın kısa ve resmî bir yoludur. Swift, tepkinin hızını açıklar. Tek başına tepkinin akıllıca, etkili veya iyi olduğu anlamına gelmez. Burada sonraki bağlam şiddetli bir baskını anlattığı için swift, hükûmeti övmek yerine bu eylemin ne kadar hızlı başladığına zemin hazırlar.

Alıştırma

Başka bir bağlam olmadan “The agency's response was swift” cümlesinden hangi sonucu çıkarabilirsiniz?

  1. Kurum çok hızlı tepki verdi.
  2. Kurum mümkün olan en iyi kararı verdi.
  3. Kurum yavaş ama dikkatli tepki verdi.
Cevabı göster

Kurum çok hızlı tepki verdi.

Armed police officers turned their weapons onto the crowd, Kalıp ifadeler

0:47

Silahlı polis memurları silahlarını kalabalığa çevirdi

Kalıp ifadeler

turn their weapons onto the crowd: silahları kalabalığa çevirmek

Bu cümlede turned their weapons onto the crowd, polislerin silahlarının yönünü değiştirerek kalabalığı hedef hâline getirdiği anlamına gelir. Turn ... onto ... yalnızca polislerin bedenlerini döndürmesini değil, yeni bir hedefe yönelmeyi anlatır. Söz konusu nesneler silah olduğu için bu hareket, silahların ateşlenip ateşlenmediği söylenmeden bile yakın bir güç kullanma tehdidi taşır.

Alıştırma

Bu cümlede turned their weapons onto the crowd ne anlama geliyor?

  1. Polisler silahlarını kalabalığa doğru çevirdi.
  2. Polisler silahlarını kalabalıktaki insanlara verdi.
  3. Polisler kalabalığı koruyabilmek için arkalarını döndü.
Cevabı göster

Polisler silahlarını kalabalığa doğru çevirdi.

and over the following days they killed over 150 students,

0:51

ve sonraki günlerde 150'den fazla öğrenciyi öldürdüler,

including victims as young as 13. Dilbilgisi

0:55

aralarında 13 yaşındaki kurbanlar da vardı.

Dilbilgisi

as young as 13: en düşük yaşın 13 olduğunu vurgulamak

Burada as young as 13, grubun en düşük yaşını vurgular: kurbanlardan en az biri yalnızca 13 yaşındaydı. Bu düşük yaşı şaşırtıcı veya önemli bir bilgi olarak sunar; bütün kurbanların 13 yaşında olduğu anlamına gelmez. Aktarılabilir as + adjective or quantity word + as + number kalıbı, as old as 90 veya as many as 500 örneklerindeki gibi uç bir değeri vurgulayabilir.

Alıştırma

Cümleyi ‘yalnızca 12 yaşında’ anlamına gelen üç sözcüklü as ... as ifadesiyle tamamlayın: Some of the competitors were ____ 12.

Cevabı göster

as young as

Even before apartheid, Anlatım akışı

0:59

Apartheid rejiminden önce bile,

Anlatım akışı

Even before apartheid: zaman çizgisini daha da geriye götürmek

Even before apartheid, ardından gelen bilgiyi apartheid döneminden daha önceye yerleştirir. Before zaman ilişkisini gösterirken even vurgu ekler: söz konusu durum, beklenmedik ölçüde erken olan o zamanda zaten vardı. Tarihsel açıklamalarda even before, bir şeyin başlangıç noktasıyla ilgili varsayımı düzeltmek için sıkça kullanılır. Okura, sıradaki bilginin köklerini bulmak için daha geriye bakması gerektiğini gösterir.

Alıştırma

Bu tarihsel anlatıda Even before apartheid neyi gösterir?

  1. Aynı anda gerçekleşen ilgisiz bir olayı tanıtır.
  2. Sorunun apartheid başladığında sona erdiğini söyler.
  3. Zaman çizgisini daha da geriye götürür ve sorunun o zaman zaten var olduğunu vurgular.
Cevabı göster

Zaman çizgisini daha da geriye götürür ve sorunun o zaman zaten var olduğunu vurgular.

South Africa's long history of racial violence had already cost countless black Africans their jobs, Notlar

1:01

Güney Afrika'nın uzun ırksal şiddet tarihi, sayısız siyah Afrikalının işine,

Kalıp ifadeler

long history of racial violence: köklü bir örüntü

long history of + isim öbeği ifadesi, bir şeyin uzun süre var olduğunu, geliştiğini veya tekrar tekrar gerçekleştiğini anlatır. Genellikle a ya da bir iyelik yapısından sonra gelir; a long history of discrimination ve South Africa's long history of racial violence bunun örnekleridir. Burada history, okuldaki tarih dersini değil, zaman içinde biriken tarihsel süreci ifade eder. Bu nedenle long history of racial violence, ırksal şiddeti yakın zamanda gerçekleşmiş tek bir olay olarak değil, köklü bir örüntü olarak sunar. İfade, günümüzdeki bir durumun daha eski nedenleri olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, uzun süredir yerleşmiş bir örüntüyü anlatmak için a long history of ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. The town has a long history of welcoming refugees.
  2. The town studied a long history for two hours.
  3. The town has a long history of yesterday's power cut.
Cevabı göster

The town has a long history of welcoming refugees.

homes,

1:07

evine

and lives.

1:08

ve hayatına çoktan mal olmuştu.

Dilbilgisi

had already cost ... their jobs, homes, and lives: işlerine, evlerine ve hayatlarına çoktan mal olmuştu

cost someone something yapısında özne kayba yol açan nedeni, ilk nesne kayıptan etkilenen kişi veya grubu, ikinci nesne ise kaybedilen şeyi gösterir. Burada ırksal şiddet, sayısız Siyah Afrikalının işini, evini ve hayatını kaybetmesine yol açmıştır. Geçmiş zamanın öncesini anlatan had cost, kaybı geçmişteki başka bir noktadan daha önceye yerleştirir. Already, kaybın o zamana kadar gerçekleşmiş olduğunu vurgular.

Alıştırma

Daha önce gerçekleşen bir kaybı göstermek için cümleyi cost fiilinin geçmişin öncesi biçimi ve already ile tamamlayın: By the time the board reviewed the mistake, it ____ the company two major clients.

Cevabı göster

had already cost

Beginning in the 1600s,

1:09

1600'lerden başlayarak,

first Dutch, Anlatım akışı

1:11

önce Hollandalı,

and later British settlers colonized the nation,

1:12

sonra da İngiliz yerleşimciler ülkeyi sömürgeleştirerek

Anlatım akışı

first Dutch, and later British settlers: aktörleri zamana göre sıralama

First ... and later ... okuyucuya bir zaman çizgisi sunar. first daha önce gelen grubu, later ise ardından gelen grubu tanıtır. Dutch ve British sözcüklerinin ikisi de settlers sözcüğünü niteler ve her iki grup da colonized fiiline bağlanır. Bu işaretleyiciler grupları önemlerine göre değil, zamana göre düzenler. Aynı yapı, kişileri, aşamaları veya gelişmeleri her biri için ayrı bir cümle kurmadan sıralayabilir.

Alıştırma

İki aşamayı sıralamak için first ... and later ... kullanın: ____, local volunteers mapped the damage, ____ engineers inspected the bridges.

Cevabı göster

First · and later

displacing local populations from their ancestral lands. Kalıp ifadeler

1:15

yerel halkı ata topraklarından uzaklaştırdı.

Kalıp ifadeler

displacing ... from their ancestral lands: insanları atalarının topraklarından zorla çıkarmak

-ing yan cümleciği displacing ..., colonized eyleminin sonucunu ekler: sömürgeleştirme, yerel halkı aileleri ve topluluklarıyla kuşaklar boyunca bağlantılı olan topraklardan ayrılmaya zorladı. displace someone from a place kalıbı, birini genellikle kendi isteği dışında bir yerden ayrılmaya mecbur etmek anlamına gelir. Ancestral lands, önceki kuşaklardan miras kalan veya onların uzun süre yaşadığı topraklardır; bu nedenle ifade yalnızca tarafsız bir yer değişikliğini değil, yurt, toprak ve kültürel bağ kaybını da anlatır.

Alıştırma

Cümleyi displace fiilinin geçmiş zaman biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: The flood ____ hundreds of families ____ their homes.

Cevabı göster

displaced · from

Over the following centuries,

1:21

Sonraki yüzyıllar boyunca,

black Africans were segregated onto so-called native reserves, Kültür

1:23

siyah Afrikalılar yerli rezervleri adı verilen bölgelere ayrıştırıldı

Kültür

so-called native reserves: tartışmalı tarihî adlandırmaya mesafe koyma

Bu tarihsel bağlamda native reserves, Siyah Afrikalıların ayrımcılık sistemi altında yaşamaya zorlandığı bölgeler için kullanılan kolonyal bir idari etiketti. Burada reserves, bir nüfus için sınırlandırılmış topraklar anlamına gelir; yaban hayatı koruma alanları anlamına gelmez. So-called, anlatıcının bu etiketi tekrarladığını ancak onu tarafsız veya meşru bir ad olarak bütünüyle kabul etmediğini gösterir. Çoğu zaman “bu adla biliniyor, ancak adın kendisi tartışmalı” anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede so-called nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Anlatıcı bu bölgelerin yaban hayatı koruma alanları olduğunu söylüyor.
  2. Anlatıcı etiketin tarafsız ve tamamen doğru olduğunu onaylıyor.
  3. Anlatıcı etiketi tekrarlarken onu sorguluyor veya ona mesafe koyuyor.
Cevabı göster

Anlatıcı etiketi tekrarlarken onu sorguluyor veya ona mesafe koyuyor.

and by the 20th century,

1:27

ve 20. yüzyıla gelindiğinde,

that meant 70% of the population was living on roughly 13% of the country's land.

1:29

bu, nüfusun %70'inin ülke topraklarının kabaca %13'ünde yaşadığı anlamına geliyordu.

Deprived of their traditional livelihoods, Dilbilgisi

1:36

Geleneksel geçim kaynaklarından mahrum bırakılan

Dilbilgisi

Deprived of ...: nedeni geçmiş ortaç öbeğiyle kısaltmak

Deprived of their traditional livelihoods, edilgen anlam taşıyan bir geçmiş ortaç öbeğidir. because they had been deprived of their traditional livelihoods şeklinde açılabilir: dışarıdan bir güç, geleneksel olarak geçimlerini sağladıkları araçları ellerinden almıştır. Ana cümleden önce kullanılan bu öbek, sonrasında yaşananların nedenini veya arka planını kısaca verir. Öbeğin örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle aynıdır; yani daha sonra harekete geçen kişiler, bu mahrumiyeti yaşayan kişilerdir.

Alıştırma

Nedeni göstermek için deprive fiilinin geçmiş ortaç öbeğini kullanın: ____ funding, the clinic had to close.

Cevabı göster

Deprived of

and seeking to escape these overpopulated regions,

1:38

ve bu aşırı kalabalık bölgelerden kaçmak isteyen

black Africans began migrating to white controlled areas. Notlar

1:41

siyah Afrikalılar, beyazların kontrolündeki bölgelere göç etmeye başladı.

Kalıp ifadeler

began migrating to: uzun süreli hareketin başlangıcını belirtmek

Began migrating to, bir kişinin ya da topluluğun bir hedefe doğru göç etmeye başladığını belirtir. Began sürecin başlangıcını işaretler; hareketin tamamlandığını söylemez. Kalıp begin + fiil-ing biçimindedir ve burada bunu migrate to + hedef izler. Migrate genellikle daha uzun süreli, tekrarlanan, mevsimsel ya da daha geniş bir nüfus hareketinin parçası olan göçü anlatır. Bu cümlede kısa bir ziyareti değil, başka bölgelere yerleşmek üzere hareket etmeyi ifade eder.

Alıştırma

begin + fiil-ing kalıbını tamamlamak için migrate fiilinin -ing biçimini kullanın: Residents began ____ to coastal cities in search of work.

Cevabı göster

migrating

Kelime

white controlled areas: beyazların denetimindeki bölgeler

Bu cümlede white controlled areas, beyaz yetkililerin veya mülk sahiplerinin toprak, yerel yönetim ve bölgeye erişim üzerinde güç sahibi olduğu bölgeleri anlatır. controlled, areas sözcüğünü niteleyen bir geçmiş zaman ortacıdır; white ise bu gücü elinde tutan grubu belirtir. Bu ifade, ırksal ayrım sistemi içindeki egemenlik ilişkisini anlatır. Bölgelerin düzenli veya verimli biçimde yönetildiği anlamına gelmez. Düzenlenmiş yazılı metinlerde bu birleşik niteleyici genellikle kısa çizgiyle yazılır: white-controlled areas.

Alıştırma

Bu cümlede white controlled areas ne anlama gelir?

  1. Verimli yönetildiği için övülen bölgeler
  2. Tüm ırksal grupların denetimi eşit biçimde paylaştığı bölgeler
  3. Beyaz yetkililerin toprak ve erişim üzerinde güç sahibi olduğu bölgeler
Cevabı göster

Beyaz yetkililerin toprak ve erişim üzerinde güç sahibi olduğu bölgeler

There,

1:46

Orada,

they worked for low wages on white owned farms and mines, Notlar

1:47

tüm Afrika ve Asya'dan gelen köleleştirilmiş ve sözleşmeli işçilerin soyundan gelenlerin yanında,

Kalıp ifadeler

worked for low wages: düşük ücretlerle çalışmak

worked for low wages, az miktarda ücret karşılığında çalışmak anlamına gelir. work for + ücret yapısında for, alınan karşılığı belirtir; düşük ücretleri destekleme anlamı taşımaz. Çoğul isim wages genellikle emek karşılığında, çoğu zaman saatlik, günlük veya haftalık olarak ödenen parayı ifade eder. low wages, çalışma koşulları ve ekonomik eşitsizlik anlatımlarında yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle fabrikanın işçilere çok az ücret ödediğini doğal biçimde anlatır?

  1. They worked to low wages at the factory.
  2. They worked for low wages at the factory.
  3. They worked low wages at the factory.
Cevabı göster

They worked for low wages at the factory.

Kelime

white owned farms and mines: bir addan önce sahiplik belirtmek

Bu cümlede white owned, “beyazların sahip olduğu” anlamına gelir. Çiftliklerin ve madenlerin kime ait olduğunu ve onları kimin kontrol ettiğini belirtir; white bunların rengini anlatmaz. Owned, white ile birleşerek farms and mines adlarını niteleyen bir geçmiş zaman ortacıdır. Düzenlenmiş yazılarda bu birleşik niteleyici bir addan önce geldiğinde genellikle kısa çizgiyle yazılır: white-owned farms and mines. Bu sahiplik ifadesi, ekonomik kaynakların kim tarafından kontrol edildiğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “çalışanlarının sahip olduğu” anlamındaki standart birleşik niteleyiciyle tamamlayın: It is an ____ company.

Cevabı göster

employee-owned

alongside the descendants of enslaved and indentured workers from across Africa and Asia. Kültür

1:51

beyazlara ait çiftliklerde ve madenlerde düşük ücretlerle çalıştılar.

Kültür

enslaved and indentured workers: iki tarihsel emek statüsü

Enslaved workers, zorla köleleştirilen ve çalışmayı seçme ya da bırakma özgürlüğü ellerinden alınan insanlardı. Enslaved sıfatı, bu durumun onlara başkaları tarafından dayatıldığını vurgular. Indentured workers, belirli bir süre boyunca nereye gidebileceklerini ve ayrılıp ayrılamayacaklarını çoğu zaman ciddi biçimde kısıtlayan emek sözleşmelerine bağlı insanlardı. Her iki grup da baskıya maruz kaldı, ancak bunun hukuki biçimi farklıydı. Bu cümlede, nüfusun bir bölümünün tarihsel kökenini açıklamak için her iki grubun torunlarından söz edilir.

Alıştırma

Özgürlüklerini ciddi biçimde kısıtlayan belirli süreli emek sözleşmelerine bağlı insanları özel olarak adlandıran ifade hangisidir?

  1. temporary workers
  2. enslaved workers
  3. indentured workers
Cevabı göster

indentured workers

By 1948,

1:57

1948 yılına gelindiğinde,

this exploited labor force was a primary driver of South Africa's booming economy, Notlar

1:59

bu sömürülen işgücü, Güney Afrika'nın büyüyen ekonomisinin temel itici gücüydü,

Kelime

exploited labor force: ekonomik açıdan haksız muamele gören iş gücü

Exploited labor force; çok düşük ücret, zorlama veya kısıtlanmış haklar gibi adaletsiz koşullarda emeği başkalarının çıkarı için kullanılan işçi grubudur. Bu cümlede exploited açıkça olumsuz bir değerlendirme taşır: İşçiler ekonomik büyümeye katkı sağlamış, ancak adaletsiz muamele görmüştür. Labor force, çalışan veya çalışmaya hazır olan insanları topluca ifade eder. İfadenin tamamı resmîdir ve ekonomi, çalışma hayatı ve toplum analizlerinde yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Bir çalışma raporunda exploited labor force ne anlama gelir?

  1. Tam kapasiteyle çalışan makineler
  2. Emeği başkalarının çıkarı için adaletsiz biçimde kullanılan işçiler
  3. Yüksek ücret alan ve kârdan pay alan işçiler
Cevabı göster

Emeği başkalarının çıkarı için adaletsiz biçimde kullanılan işçiler

Kalıp ifadeler

primary driver of...: bir sonucun başlıca nedenlerinden biri

a primary driver of X kalıbında driver mecazidir: Araç kullanan bir kişiyi değil, X'e neden olan veya X'i güçlü biçimde ilerleten bir gücü ya da etkeni ifade eder. Burada iş gücü, ekonominin hızlı büyümesinin önemli nedenlerinden biri olarak sunulmaktadır. A tanımlığı önemlidir: a primary driver, mutlaka tek nedeni değil, başlıca nedenlerden birini belirtir. Bu kalıp resmî analizlerde yaygındır: A is a primary driver of B.

Alıştırma

Cümleyi primary driver of hedef ifadesiyle tamamlayın: Better battery life is a ____ demand for electric cars.

Cevabı göster

primary driver of

but economists argued that continued growth required a stable, Kalıp ifadeler

2:04

ancak ekonomistler, sürekli büyümenin istikrarlı,

educated,

2:08

eğitimli

and urbanized African labor force.

2:09

ve kentleşmiş bir Afrikalı işgücü gerektirdiğini savundu.

Kalıp ifadeler

continued growth required...: gerekli bir koşulu belirtmek

required fiilinin öznesi continued growth ifadesidir. Burada require, “gerekli bir koşul olarak ihtiyaç duymak” anlamına gelir: ekonomistlerin iddiasına göre büyüme, istikrarlı, eğitimli ve kentleşmiş bir Afrikalı iş gücü olmadan devam edemezdi. Bu, bir kişinin talepte bulunduğu anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp süreç veya sonuç + require + koşul biçimindedir; Economic recovery requires public trust. buna örnektir. Altyazıda argued, bu analizi kaynağı belirtilmeyen bir olgu gibi sunmak yerine ekonomistlere atfeder.

Alıştırma

Hangi cümle continued growth required a stable, educated, and urbanized African labor force ifadesini en doğru biçimde yeniden anlatır?

  1. Continued growth depended on having that kind of labor force.
  2. Economists ordered the labor force to make the economy grow.
  3. That labor force demanded that economic growth continue.
Cevabı göster

Continued growth depended on having that kind of labor force.

The ruling United Party accepted this logic,

2:11

İktidardaki Birleşik Parti bu mantığı kabul etti,

but the rival National Party argued such a workforce would threaten the white ruling class, Dilbilgisi

2:14

ancak rakip Ulusal Parti, böyle bir işgücünün beyaz yönetici sınıfı tehdit edeceğini savunarak

Dilbilgisi

such a workforce would threaten...: öngörülen bir sonucu aktarmak

Such a workforce, az önce betimlenen iş gücü türüne gönderme yapar. Böylece such a + tekil sayılabilen isim, önceki ayrıntıları tekrarlamadan bir araya getirir. argued ile aktarılan içerikte would threaten, Ulusal Partinin geçmişteki bakış açısından öngördüğü sonucu sunar. Anlatıcı bu öngörüyü partiye atfeder; sonucun kesin olduğunu ya da daha sonra gerçekleştiğini doğrulamaz.

Alıştırma

Bu cümlede would threaten ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Ulusal Partinin öngördüğü bir sonucu aktarır.
  2. Tehdidin daha önce gerçekleştiğini kanıtlar.
  3. İş gücüne doğrudan emir verir.
Cevabı göster

Ulusal Partinin öngördüğü bir sonucu aktarır.

naming their campaign apartheid,

2:20

kampanyalarına Afrikaans dilinde ayrılık anlamına gelen

the Afrikaans word for separateness. Kültür

2:22

apartheid adını verdiler.

Kültür

the Afrikaans word for separateness: kaynak dil ve gerçek anlam

the [language] word for [meaning] kalıbı hem dili hem de bir sözcüğün ifade ettiği kavramı belirtir. Burada Afrikaans, daha önce geçen apartheid teriminin kaynak dilini; separateness ise temel etimolojik anlamını verir. Bu, sözcüğün kökenine ilişkin bir açıklamadır; tarihsel sistemin tarafsız bir tanımı değildir. Apartheid, devlet eliyle dayatılan bir ırksal ayrımcılık ve baskı sistemini ifade eder. Bu nedenle köken anlamı, bu gerçeği yumuşatmak için kullanılmamalıdır.

Alıştırma

Sözcüğün anlamını sunan, derste öğrendiğiniz iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Agua is the Spanish ____ water.

Cevabı göster

word for

The National Party won the 1948 elections,

2:24

Ulusal Parti 1948 seçimlerini kazandı

and once in power, Kalıp ifadeler

2:28

ve iktidara geldikten sonra

Kalıp ifadeler

once in power: kontrolü ele geçirdikten sonra

Once in power, 'birinin kontrolü ele geçirip yönetmeye başlamasından sonra' anlamına gelir. Burada once bir zaman koşulu sunar; 'bir kez' anlamında değildir. In power, siyasi veya kurumsal yetkiyi elinde tutma durumunu anlatır. Ana cümlenin önünde kullanıldığında bir sıralama kurar: Önce bir parti, lider veya grup gücü ele geçirir, ardından ana cümledeki eylem gerçekleşir.

Alıştırma

'Yönetme yetkisini elinde tutmak' anlamına gelen, derste öğrendiğiniz iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Once ____, the coalition changed the tax law.

Cevabı göster

in power

they began forcibly relocating millions of Africans back to the reserves. Kalıp ifadeler

2:29

milyonlarca Afrikalıyı zorla rezervlere geri göndermeye başladılar.

Kalıp ifadeler

began forcibly relocating ... back to ...: birilerini zorla yeniden ... bölgesine taşımaya başlamak

Begin + fiilin -ing biçimi bir eylemin başladığını gösterir. Burada began forcibly relocating, insanları taşımaya yönelik örgütlü bir uygulamanın başlatıldığı anlamına gelir; relocate geçişli bir fiildir, dolayısıyla millions of Africans taşınan gruptur. Forcibly, insanlara seçim hakkı verilmediğini açıkça belirtir. Back to, yetkililerin belirlediği ayrımcı bölgeler olan reserves alanlarını, insanların gönüllü olarak evlerine döndüğü değil, zorla geri gönderildiği hedef olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi forcibly relocate ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Although the residents refused to return, the authorities began ____ them back to the restricted zone.

Cevabı göster

forcibly relocating

Under apartheid,

2:34

Apartheid rejimi altında,

black workers were considered temporary visitors in white areas. Kelime

2:36

siyah işçiler beyaz bölgelerde geçici ziyaretçiler olarak kabul ediliyordu.

Kelime

considered temporary visitors: dayatılmış bir statü

Be considered + isim öbeği, “... olarak sınıflandırılmak veya muamele görmek” anlamına gelir. Edilgen yapı, işçilerin kendilerini nasıl gördüğüne değil, onlara dayatılan yargıya odaklanır. Bu politika bağlamında temporary visitors, turistlere yönelik dostça bir tanım değildir. İşçileri beyazlara ayrılmış bölgelere yalnızca sınırlı bir amaçla girmesine izin verilen kişiler olarak çerçeveler ve onların orada kalıcı olarak yaşama veya oraya ait olma hakkını reddeder.

Alıştırma

Bu cümlede temporary visitors neyi ima ediyor?

  1. İşçilerin çalıştıkları bölgelerin sahibi olduğu anlamına geliyordu.
  2. Bu etiket, işçileri orada kalıcı ikamet veya aidiyet hakkı bulunmayan kişiler olarak görüyordu.
  3. İşçilerin orada kısa ve memnuniyetle karşılanan bir tatil yaptığını anlatıyordu.
Cevabı göster

Bu etiket, işçileri orada kalıcı ikamet veya aidiyet hakkı bulunmayan kişiler olarak görüyordu.

They were restricted to specific zones, Kalıp ifadeler

2:40

Belirli bölgelerle sınırlandırılmışlardı

Kalıp ifadeler

be restricted to specific zones: belirli bölgelerle sınırlandırılmak

Bu cümlede were restricted to specific zones, kuralların yalnızca belirlenmiş bazı bölgelerde bulunmalarına izin verdiğini anlatır. Edilgen yapı, hareketleri sınırlandırılan kişilere odaklanır; bu bölgelere gitmeye teşvik edildikleri anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen be restricted to + yer, grup, etkinlik veya miktar yapısı izin verilen sınırı belirler: bu sınırın dışında kalan her şey kapsam dışıdır.

Alıştırma

Cümleyi, restrict fiilinin “izin verilen bu alanla sınırlı” anlamındaki iki sözcüklü biçimiyle tamamlayın: During the repairs, visitors were ____ the ground floor.

Cevabı göster

restricted to

and their trade unions received no official recognition. Kültür

2:42

ve sendikaları resmi bir tanınma görmüyordu.

Kültür

trade unions received no official recognition: sendikalar resmen tanınmadı

Trade unions; ücret, çalışma koşulları ve toplu pazarlık gibi konularda çalışanları temsil eden sendikalardır. Burada official recognition, bir hükümetin, işverenin veya başka bir kurumun sendikanın statüsünü resmen kabul etmesi anlamına gelir. Bu nedenle received no official recognition, sendikaların kurumsal statüsünün resmen kabul edilmediğini anlatır. Bu cümlede recognition, tanıdık bir kişiyi teşhis etmek veya yalnızca bir başarıyı övmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Burada trade unions received no official recognition ne anlama geliyor?

  1. Sendikaların kurumsal statüsü resmen kabul edilmemişti.
  2. Yetkililer sendika üyelerini yüzlerinden tanıyamıyordu.
  3. Sendikalar iyi performansları için övgü almamıştı.
Cevabı göster

Sendikaların kurumsal statüsü resmen kabul edilmemişti.

The government also abolished mixed-race universities, Kelime

2:46

Hükümet ayrıca karma ırklı üniversiteleri kaldırdı,

outlawed mixed marriages,

2:50

karma evlilikleri yasadışı ilan etti,

Kelime

Irk sınıflandırması olarak mixed-race universities ... mixed marriages

Bu cümlede mixed-race universities, farklı ırk kategorilerine yerleştirilen kişilerin birlikte okuyabildiği üniversiteleri anlatır. Mixed marriages ise farklı ırk kategorilerine yerleştirilen kişiler arasındaki evlilikleri anlatır. Buradaki mixed, genel olarak nesnelerin veya tarzların karıştırılmasını değil, ırkı ilgilendirir. Bu ifade, apartheid sisteminin resmî ırk kategorilerini yansıtır: Hükümet, bu kategorilerin ötesinde birlikte okumayı ve evlenmeyi yasalarla yasaklayabileceği konular olarak görüyordu.

Alıştırma

Bu tarihî cümlede mixed-race universities ve mixed marriages neyi ifade ediyor?

  1. Birden fazla ders öğreten üniversiteler ve birden fazla tarzı birleştiren düğünler
  2. İki diplomalı kişilere yönelik üniversiteler ve kampüste yapılan evlilikler
  3. Farklı ırk kategorilerinden öğrencilere açık üniversiteler ve farklı ırk kategorilerinden kişiler arasındaki evlilikler
Cevabı göster

Farklı ırk kategorilerinden öğrencilere açık üniversiteler ve farklı ırk kategorilerinden kişiler arasındaki evlilikler

segregated recreational spaces,

2:52

dinlenme alanlarını ayırdı

and purged the non-white population from the voters roll. Kelime

2:55

ve beyaz olmayan nüfusu seçmen kütüklerinden çıkardı.

Kelime

purged ... from the voters roll: daftar pemilihden sistemli çıkarma

Purge a group from a roll, bir grubu resmî bir listeden kasıtlı ve kapsamlı biçimde çıkarmak demektir. Purge, tarafsız remove fiilinden daha güçlü ve eleştireldir; çoğu zaman zorlama, siyasi amaç veya sistemli dışlama çağrıştırır. Burada voters roll, kayıtlı seçmenlerin resmî listesidir; roll bir liste anlamına gelir, sarılmış bir nesneyi veya yuvarlama eylemini değil. Beyaz olmayan nüfusun bu listeden çıkarılması, seçmen kayıtlarının silinmesi ve oy kullanmaktan dışlanmaları anlamına geliyordu.

Alıştırma

Bu cümlede purged the non-white population from the voters roll ne anlama geliyor?

  1. Gruptan seçim belgelerini rulo yapmalarını istediler
  2. Grubu kayıtlı seçmenlerin resmî listesinden kasıtlı ve sistemli biçimde çıkardılar
  3. Grubu oyları sayan ayrı bir ofise taşıdılar
Cevabı göster

Grubu kayıtlı seçmenlerin resmî listesinden kasıtlı ve sistemli biçimde çıkardılar

Within parliament at this time,

2:58

O dönemde parlamento içinde,

apartheid only had a small group of outspoken opponents.

3:00

apartheid'ın yalnızca küçük bir sesini yükselten muhalif grubu vardı.

But outside the government,

3:04

Ancak hükümetin dışında,

three political groups were leading a popular resistance against the regime. Kalıp ifadeler

3:06

üç siyasi grup, rejime karşı halk direnişine öncülük ediyordu.

Kalıp ifadeler

leading a popular resistance against the regime: rejime karşı halk direnişine önderlik etmek

Lead a resistance against a regime, yönetimdeki güce karşı muhalefeti örgütlemek veya yönlendirmek anlamına gelir. Yapı, lead + a resistance + against + karşı çıkılan makam, sistem veya güç şeklindedir. Burada popular resistance, sıradan insanların katıldığı veya desteklediği bir direniş demektir; popular yalnızca “sevilen” anlamına gelmez. Regime, yönetim sistemini veya hükümeti ifade eder ve siyasi anlatımlarda çoğu zaman eleştirel bir ton taşır.

Alıştırma

“The groups were leading a popular resistance against the regime” cümlesini en iyi açıklayan cümle hangisidir?

  1. The groups were making the ruling power more popular.
  2. The groups were joining a government-approved celebration.
  3. The groups were organizing broad public opposition to the ruling power.
Cevabı göster

The groups were organizing broad public opposition to the ruling power.

The Communist Party,

3:11

Komünist Parti,

which was then legally banned in 1950,

3:12

ki daha sonra 1950'de yasal olarak yasaklandı,

their allies in the African National Congress,

3:15

Afrika Ulusal Kongresi'ndeki (ANC) müttefikleri

and later,

3:18

ve daha sonra

a splinter group called the Pan Africanist Congress. Kelime

3:18

Pan Afrikanist Kongresi (PAC) adlı ayrılıkçı bir grup.

Kelime

splinter group: ana örgütten kopan grup

Splinter group, daha büyük bir siyasi partiden, hareketten, dinî kurumdan veya başka bir örgütten kopan daha küçük bir gruptur. İfade, daha büyük bir nesneden kopan bir kıymık görüntüsünden gelir; ancak burada örgütsel bir bölünmeyi anlatır. Temel fikir yalnızca grubun küçük olması değil, ana örgütten ayrılmasıdır. a splinter group called the Pan Africanist Congress ifadesinde called the Pan Africanist Congress, kopan grubun adını belirtir.

Alıştırma

Birkaç üye büyük bir örgütten ayrılarak bağımsız bir örgüt kuruyor. Yeni örgüt için en kesin İngilizce ifade hangisidir?

  1. a faction
  2. a governing body
  3. a splinter group
Cevabı göster

a splinter group

Despite some ideological differences, Anlatım akışı

3:22

Bazı ideolojik farklılıklara rağmen,

Anlatım akışı

Despite some ideological differences: ödünleme ilişkisi kurmak

Despite some ideological differences, iş birliğini engelleyebilecekmiş gibi görünen bir gerçeği ana sonuçtan önce verir. Farklılıkların var olduğunu, ancak üç grubun aynı amaç doğrultusunda harekete geçmesini engellemediğini anlatır. Burada despite bir edattır ve ardından some ideological differences isim öbeği gelir. Despite + engel, ana sonuç yapısı, resmî anlatımdaki bilgiyi düzenler ve sonraki sonucun yine de geçerli ya da biraz beklenmedik olduğunu vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle ana sonuçtan önce ödünleme ilişkisini doğru biçimde kurar?

  1. Despite they had ideological differences, the groups worked together.
  2. Although their ideological differences, the groups worked together.
  3. Despite their ideological differences, the groups worked together.
Cevabı göster

Despite their ideological differences, the groups worked together.

all three groups worked to mobilize the masses against apartheid by nonviolent methods. Kalıp ifadeler

3:24

her üç grup da şiddet içermeyen yöntemlerle kitleleri apartheid'a karşı harekete geçirmek için çalıştı.

Kalıp ifadeler

mobilize the masses against apartheid: halk kitlelerini apartheid rejimine karşı harekete geçirmek

To mobilize the masses against apartheid, çok sayıda sıradan insanı örgütlemek ve apartheid rejimine karşı kolektif eyleme geçmeye teşvik etmek demektir. Mobilize yalnızca bilgi vermeyi değil, insanları farkındalıktan koordineli eyleme yöneltmeyi anlatır. Yapı mobilize + insan grubu + against + karşı çıkılan hedef şeklindedir. Burada the masses geniş halk kesimlerini ifade eder, fiziksel kütle anlamına gelmez; against apartheid ise karşı çıkılan sistemi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi mobilize ... against ile tamamlayın: The campaign tried to ____ local residents ____ the proposed factory closure.

Cevabı göster

mobilize · against

But the National Party wasn't as restrained. Dilbilgisi

3:30

Ancak Ulusal Parti o kadar da ölçülü değildi.

Dilbilgisi

wasn't as restrained: karşılaştırma ölçütü söylenmeyen olumsuz karşılaştırma

wasn't as + sıfat kalıbı, bir kişi veya şeyin söz konusu niteliğe daha düşük derecede sahip olduğunu belirtir. Burada wasn't as restrained, Ulusal Parti'nin hemen önce anlatılan şiddet karşıtı grup veya gruplardan daha az özdenetim gösterdiği anlamına gelir. as sonrasındaki karşılaştırma ölçütü, önceki bağlamdan anlaşıldığı için söylenmemiştir. Restrained burada, özellikle aşırı tepki vermekten kaçınan kontrollü davranışı anlatan bir sıfattır. Fiziksel olarak bağlanmış veya tutulmuş olmak anlamına gelmez. Not as restrained ayrıca göreli bir değerlendirmedir: Parti bir miktar özdenetim göstermiş olabilir, ancak karşılaştırılan gruptan daha az göstermiştir.

Alıştırma

Örnekte wasn't as restrained ne anlama geliyor?

  1. Ulusal Parti, daha önce anlatılan grup tarafından fiziksel olarak tutuldu.
  2. Ulusal Parti, önceki grupla tam olarak aynı düzeyde özdenetim gösterdi.
  3. Ulusal Parti, daha önce anlatılan gruptan daha az özdenetim gösterdi.
Cevabı göster

Ulusal Parti, daha önce anlatılan gruptan daha az özdenetim gösterdi.

On March 21st, 1960,

3:33

21 Mart 1960'ta,

policemen massacred demonstrators at a PAC rally, Kelime

3:36

polisler bir PAC mitinginde göstericileri katletti

Kelime

massacred demonstrators: büyük ölçekli, acımasız öldürme

massacred demonstrators ifadesinde massacred geçişli bir fiildir ve demonstrators öldürülen grubu belirten nesnedir. İfade, çok sayıda göstericinin acımasızca öldürüldüğü ve bu kişilerin çoğu zaman kendilerini etkili biçimde savunamadığı anlamına gelir. Massacred, daha geniş anlamlı killed fiilinden çok daha güçlüdür. Olayı bir katliam olarak sunar; ölçeği, vahşeti ve güçler arasındaki ciddi dengesizliği vurgular ve açık bir kınama taşır. Kalabalığın yalnızca dağıtıldığı, tutuklandığı veya yaralandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir rapor, askerlerin silahsız onlarca sivili kasıtlı ve acımasızca öldürdüğünü doğruluyor. Hangi cümle massacre sözcüğünün güçlü anlamını en iyi korur?

  1. The troops dispersed the civilians.
  2. The troops killed the civilians.
  3. The troops massacred the civilians.
Cevabı göster

The troops massacred the civilians.

and within weeks,

3:41

ve birkaç hafta içinde,

the ANC and PAC were outlawed. Kelime

3:42

ANC ve PAC yasadışı ilan edildi.

Kelime

were outlawed: resmen yasa dışı ilan edildi

were outlawed ifadesinde were, edilgen yapının yardımcı fiilidir; outlawed ise outlaw fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Birlikte “resmen yasa dışı ilan edildiler veya kanunen yasaklandılar” anlamına gelir. Bu işlemden etkilenenler ANC ve PAC adlı örgütlerdir; cümle, her üyenin kişisel olarak suçlu hâline geldiğini söylemez. Edilgen be outlawed yapısı, yasağı kimin koyduğundan çok hukuki işlem ve işlemin hedefi önemli olduğunda kullanışlıdır. Siyasi, hukuki ve tarihî anlatımlarda sık görülür.

Alıştırma

“The organization was outlawed” cümlesini en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Halk arasında popülerliğini kaybetti.
  2. Ağır eleştiriler aldı ama yasal kalmaya devam etti.
  3. Resmen yasa dışı ilan edildi.
Cevabı göster

Resmen yasa dışı ilan edildi.

These events radicalized anti-apartheid leaders, Kelime

3:45

Bu olaylar apartheid karşıtı liderleri radikalleştirdi

Kelime

radicalized anti-apartheid leaders: liderleri daha radikal tutumlara yöneltti

radicalized anti-apartheid leaders ifadesinde radicalized, bir nedenin değişime yol açtığını belirten ettirgen bir fiildir: olaylar, liderlerin siyasi görüşlerini veya yöntemlerini daha radikal hâle getirdi. anti-apartheid leaders nesnesi, bu değişimi yaşayan kişileri belirtir. Burada radicalized, daha köklü veya daha çatışmacı tutum ve yöntemlere yönelmeyi ifade eder. inspired ya da motivated sözcüklerinden daha güçlü ve daha belirgindir.

Alıştırma

“The crisis radicalized some activists” ne anlama gelir?

  1. Kriz, aktivistleri daha radikal siyasi görüşlere veya yöntemlere yöneltti.
  2. Kriz, aktivistlerin kısa süreliğine daha enerjik hissetmesini sağladı.
  3. Kriz, aktivistleri tüm siyasi faaliyetleri durdurmaya zorladı.
Cevabı göster

Kriz, aktivistleri daha radikal siyasi görüşlere veya yöntemlere yöneltti.

and in December of 1961,

3:48

ve Aralık 1961'de,

Nelson Mandela and other ANC and Communist Party activists established the resistance's armed wing. Kelime

3:51

Nelson Mandela ve diğer ANC ile Komünist Parti aktivistleri, direnişin silahlı kanadını kurdu.

Kelime

armed wing: bir örgütün silahlı kanadı

Bu cümlede armed wing, daha büyük bir siyasi örgütün veya direniş örgütünün silahlı operasyonlardan sorumlu kolu anlamına gelir. Wing burada bir vücut parçasını değil, örgütün bir bölümünü anlatan mecazdır. Bu ifade, silahlı kanadı örgütün genelinden ve siyasi ya da başka görevleri olan kollardan ayırır; tek başına örgütün her üyesinin silahlı eylemlere katıldığını göstermez.

Alıştırma

"The movement created an armed wing," cümlesinde armed wing ne anlama gelir?

  1. Örgütün silahlı operasyonlardan sorumlu kolu
  2. Bir binanın silahların saklandığı bölümü
  3. Örgütü destekleyen bütün siviller
Cevabı göster

Örgütün silahlı operasyonlardan sorumlu kolu

While the conflict grew increasingly violent, Anlatım akışı

3:59

Çatışma giderek şiddetlenirken,

Anlatım akışı

While the conflict grew increasingly violent: karşıtlık için zemin hazırlama

Baştaki While yan cümlesi bir gelişmeyi arka plana yerleştirir: çatışma giderek daha şiddetli hâle geliyordu. Ardından gelen ana cümle ekonominin büyümeye devam ettiğini bildirdiği için iki gelişme yan yana getirilerek karşıtlık oluşturulur. While A, B kalıbı, önce A'yı karşıt bir arka plan durumu olarak verip sonra B'yi ana düşünce olarak sunarak bilgiyi düzenler. Buradaki while, yalnızca “olduğu süre boyunca” şeklindeki zaman anlamını değil, although sözcüğüne yakın bir işlevi taşır.

Alıştırma

"While the conflict grew increasingly violent, the economy continued to grow" cümlesinin başındaki While yan cümlesinin temel söylem işlevi nedir?

  1. Kötüleşen bir durumu arka plana yerleştirip devam eden ekonomik büyümeyle karşılaştırır.
  2. Şiddetin ekonomik büyümeye doğrudan neden olduğunu söyler.
  3. Ekonomik büyümenin ancak çatışma bittikten sonra başladığını söyler.
Cevabı göster

Kötüleşen bir durumu arka plana yerleştirip devam eden ekonomik büyümeyle karşılaştırır.

the 1960s saw consistent economic growth throughout South Africa. Dilbilgisi

4:02

1960'lar Güney Afrika genelinde istikrarlı bir ekonomik büyümeye sahne oldu.

Dilbilgisi

the 1960s saw: zaman dilimi + saw + gelişme

Burada saw, görsel anlamdaki “gördü” değil, “yaşadı” veya “bir gelişmeye sahne oldu” anlamındadır. Kalıp, zaman dilimi + saw + gelişme ya da olay şeklindedir: the 1960s ifadesi dil bilgisel öznedir; consistent economic growth ise o dönemde gerçekleşen gelişmeyi adlandırır. Dönemi başa almak, onu ardından gelen bilgilerin çerçevesi yapar. Bu kısa kişileştirme, tarih, ekonomi ve haber metinlerindeki değişimleri özetlemek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Zaman diliminin özne olduğu resmî kalıpta see fiilinin basit geçmiş biçimini kullanın: The following year ____ a rapid increase in electric-car sales.

Cevabı göster

saw

The National Party attributed this to the success of apartheid, Kalıp ifadeler

4:06

Ulusal Parti bunu apartheid'ın başarısına bağladı,

Kalıp ifadeler

attributed this to: A sonucunu B nedenine bağlamak

Attributed this to, attribute A to B kalıbını izler. A açıklanan sonuç, to sonrasındaki B ise öne sürülen nedendir. Burada this önceki ekonomik büyümeye gönderme yapar; ardından gelen ifade Ulusal Partinin açıklamasını verir. Bu resmî aktarım fiili, neden-sonuç bağlantısını kimin kurduğunu gösterir. Açıklamanın doğru olduğunu ya da anlatıcının onu onayladığını tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Attribute A to B kalıbını basit geçmiş zamanda kullanın: Researchers ____ the sudden change ____ new regulations.

Cevabı göster

attributed · to

but it was actually due to further exploitation. Kalıp ifadeler

4:10

ancak aslında daha fazla sömürüden kaynaklanıyordu.

Kalıp ifadeler

due to further exploitation: gerçek nedeni belirtme

be due to + isim öbeği yapısında due to, bir durumun ya da sonucun nedenini belirtir. Burada neden olarak further exploitation gösterilir; further, sömürünün devam ettiğini veya arttığını, exploitation ise kazanç sağlamak için insanların emeğinden ya da savunmasız durumundan haksızca yararlanmayı ifade eder. Actually bir düzeltmeye işaret eder. Konuşan kişi önceki açıklamayı reddeder ve gerçek neden olarak gördüğü şeyi verir.

Alıştırma

Burada it was actually due to further exploitation ne anlama geliyor?

  1. Daha fazla sömürü ödenmesi gereken bir şeydi.
  2. Gerçek neden daha fazla sömürüydü.
  3. Daha fazla sömürü yalnızca sonuçtan sonra gerçekleşti.
Cevabı göster

Gerçek neden daha fazla sömürüydü.

Employers were illegally hiring black laborers for positions affluent white workers didn't want to fill, Kalıp ifadeler

4:13

İşverenler, zengin beyaz işçilerin doldurmak istemediği pozisyonlar için yasadışı olarak siyah işçileri işe alıyordu

Kalıp ifadeler

positions ... didn't want to fill: fill fiilinin işe alımdaki anlamı

İşe alım bağlamında fill a position, boş kadronun açık kalmaması için o işe birini yerleştirmek anlamına gelir. Bu cümlede olduğu gibi özne bir işçi olduğunda, bir kabın içine malzeme koymak değil, o işi kabul etmek ya da o pozisyonda çalışmak anlamındadır. positions affluent white workers didn't want to fill ifadesinde positions, fill fiilinin nesnesidir. İlgi yan cümlesinden önce gelir ve düşürülmüş bir that varmış gibi anlaşılır: positions that affluent white workers didn't want to fill.

Alıştırma

Cümleyi “işi üstlenecek birini bulmak” anlamındaki işe alım fiiliyle tamamlayın: The clinic needs to ____ two nursing positions by June.

Cevabı göster

fill

and since this prosperity was flowing disproportionately to the ruling white minority, Kalıp ifadeler

4:20

ve bu refah orantısız bir şekilde yönetici beyaz azınlığa aktığı için,

Kalıp ifadeler

flow disproportionately to: orantısız bir pay almak

Bu cümlede prosperity, akabilen bir şeymiş gibi mecazi biçimde kullanılır. flowing ... to, refahın yarattığı zenginlik ve faydaların iktidardaki beyaz azınlığa ulaştığını anlatır. Disproportionately, bu grubun payının grup büyüklüğü veya eşit dağılım gibi ilgili bir ölçüte göre fazla olduğunu belirtir. Yalnızca “büyük miktarda” anlamına gelmez. X flows disproportionately to Y kalıbı eşitsiz dağılımı anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi durum funding flowed disproportionately to one neighborhood iddiasını en iyi destekler?

  1. Bu mahalle şehir nüfusunun yüzde 10'una sahipti ancak yeni kaynağın yüzde 50'sini aldı.
  2. Kaynağın çoğu yılın son ayında ulaştı.
  3. Kaynak çek yerine elektronik olarak aktarıldı.
Cevabı göster

Bu mahalle şehir nüfusunun yüzde 10'una sahipti ancak yeni kaynağın yüzde 50'sini aldı.

the government happily turned a blind eye. Deyimler

4:25

hükümet memnuniyetle görmezden geldi.

Deyimler

turn a blind eye: yanlışı kasıtlı olarak görmezden gelmek

Turn a blind eye, kişinin bildiği bir sorunu veya yanlışı kasıtlı olarak görmezden gelmesi anlamına gelen bir deyimdir. Genellikle kişi ya da kurumun müdahale edebileceğini ancak bunu yapmamayı seçtiğini ima eder. Burada turned geçmiş zaman biçimidir. Happily, “isteyerek” anlamına gelir ve eleştiriyi güçlendirir: hükûmet sorunun devam etmesine razıydı.

Alıştırma

Cümleyi turn a blind eye ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The inspector knew the records were false but ____.

Cevabı göster

turned a blind eye

Meanwhile,

4:28

Bu arada,

the National Party leveraged global anti-communist sentiment to demonize its adversaries. Kelime

4:29

Ulusal Parti, rakiplerini şeytanlaştırmak için küresel anti-komünist duyarlılığı kullandı.

Kelime

Leveraged global anti-communist sentiment: küresel komünizm karşıtı duyguları stratejik biçimde kullanmak

Bu cümlede leveraged global anti-communist sentiment, zaten var olan küresel komünizm karşıtı havayı stratejik biçimde bir araç olarak kullanmak anlamına gelir. Leverage burada fiildir; fiziksel bir kaldıracı belirten isim değildir. leverage + kaynak veya koşul + to + fiil kalıbı, neyin kullanıldığını ve hangi amacın hedeflendiğini gösterir. Basit use fiiliyle karşılaştırıldığında leverage, eldeki bir şeyden avantaj sağlamayı vurgular; burada to demonize izlenen amacı belirtir.

Alıştırma

Cümlede leveraged global anti-communist sentiment ne anlama geliyor?

  1. İnsanların komünizme ne kadar güçlü biçimde karşı çıktığını ölçtü
  2. Mevcut bir siyasi havayı bir amaca ulaşmak için stratejik biçimde kullandı
  3. Dünya genelindeki komünizm karşıtlığını azalttı
Cevabı göster

Mevcut bir siyasi havayı bir amaca ulaşmak için stratejik biçimde kullandı

Kelime

Demonize its adversaries: düşmanlarını şeytanlaştırmak

Bu cümlede demonize its adversaries, rakiplerini genellikle abartılı olumsuz bir çerçeveyle kötü, tehlikeli veya temelden gayrimeşru kişiler olarak göstermek anlamına gelir. Demonize mecazidir; onları kelimenin gerçek anlamıyla şeytana dönüştürmek demek değildir. Adversaries, rakipler için kullanılan resmî bir sözcüktür ve çoğu zaman ciddi ya da uzun süren bir çatışmayı ima eder. İfade bütünüyle sıradan eleştiriden daha fazlasını anlatır: karşı tarafı bir tehdit veya ahlaki düşman gibi göstererek onun konumunu ya da meşruiyetini zayıflatır.

Alıştırma

Yargılayın: Bir konuşmacının bir grubun politikalarından birini eleştirmesi, o grubu demonize ettiğini söylemek için tek başına yeterlidir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

In 1963,

4:35

1963'te,

they tried Mandela and 10 others for advancing communism and training recruits in guerrilla warfare. Notlar

4:37

Mandela ve diğer 10 kişiyi, komünizmi ilerletmek ve acemilere gerilla savaşında eğitim vermek suçundan yargıladılar.

Kelime

tried Mandela and 10 others for: hukuki try someone for kalıbı

Bu cümlede tried Mandela and 10 others for, yetkililerin for'dan sonra belirtilen eylemler nedeniyle Mandela ve diğer on kişiyi yargıladığı anlamına gelir. Hukuki kalıp try + kişi + for + iddia edilen suç veya eylem şeklindedir. Burada try, “denemek” değil, “yargılamak” anlamındadır. Yargılama aşamasını anlatır; sanıkların suçlu bulunduğunu tek başına göstermez.

Alıştırma

Hangi cümle Elena'nın suçlu bulunduğunu söylemeden dolandırıcılık suçlamasıyla yargılandığını belirtir?

  1. The court tried Elena for fraud.
  2. The police charged Elena with fraud.
  3. The jury convicted Elena of fraud.
Cevabı göster

The court tried Elena for fraud.

Kelime

advancing communism: advance fiilinin “bir fikri veya davayı ilerletmek” anlamı

advancing communism ifadesinde advance, “bir fikrin, davanın veya hedefin gelişmesine ya da etkisini artırmasına yardımcı olmak” anlamında geçişli bir fiildir. Communism doğrudan nesnedir; dolayısıyla ifade bir şeyi fiziksel olarak ileri taşımayı değil, bir ideolojiyi destekleyip yaymayı anlatır. -ing biçimi for'dan sonra gelir ve grubun yargılanmasına gerekçe gösterilen iddia konusu eylemlerden birini belirtir. Cümle bir suçlamayı aktardığı için bu ifade tek başına suçlamanın doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümlede advance, advancing communism ifadesindekiyle aynı soyut anlamda kullanılmıştır?

  1. The clock was advanced by ten minutes.
  2. The new policy could advance public health.
  3. The soldiers advanced toward the bridge.
Cevabı göster

The new policy could advance public health.

Kültür

guerrilla warfare: düzensiz kuvvetlerin yürüttüğü gerilla savaşı

Guerrilla warfare, küçük, hareketli ve çoğu zaman düzensiz kuvvetlerin pusu ve baskın gibi taktiklerle daha büyük veya daha yerleşik bir kuvvete karşı savaştığı silahlı çatışmadır. Bu cümlede training recruits in guerrilla warfare, yeni katılanlara bu savaş yöntemlerini öğretmek anlamına gelir. Böylece suçlama yalnızca siyasi fikirlerle ilgili değil, askerî niteliktedir.

Alıştırma

'The smaller force relied on guerrilla warfare,' cümlesinde guerrilla warfare ne anlama gelir?

  1. Küçük ve hareketli kuvvetlerin düzensiz taktiklerle savaşması
  2. Gorillerin yer aldığı bir çatışma
  3. İki büyük düzenli ordu arasındaki geleneksel bir savaş
Cevabı göster

Küçük ve hareketli kuvvetlerin düzensiz taktiklerle savaşması

Eight of the defendants were sentenced to life in prison, Kelime

4:44

Sanıklardan sekizi ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Kelime

be sentenced to life in prison: ömür boyu hapse mahkûm edilmek

were sentenced to life in prison ifadesinde sentence, bir mahkemenin resmen ceza vermesi anlamındaki hukuk fiilidir. Edilgen yapı be sentenced to + ceza biçimindedir ve odağı sanıklara ve onların başına gelene yöneltir. Life in prison ömür boyu hapis cezası anlamına gelir; yalnızca hapishanede yaşama deneyimini ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi sentence fiilinin edilgen biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: After the murder conviction, the defendant was ____ life in prison.

Cevabı göster

sentenced to

and many remaining anti-apartheid leaders were forced into exile. Kalıp ifadeler

4:47

ve geride kalan birçok apartheid karşıtı lider sürgüne zorlandı.

Kalıp ifadeler

forced into exile: yurdunu terk etmeye zorlanmak

were forced into exile ifadesinde, edilgen be forced into + isim yapısı dış baskının birini belirli bir duruma soktuğunu gösterir. Burada liderler bu sonucu seçmemiştir; siyasi baskı onları faaliyet gösterdikleri ülkeden ya da yurtlarından ayrılmaya mecbur bırakmıştır. Exile, çoğu zaman zulüm, sınır dışı edilme veya tehlike nedeniyle kişinin ülkesinden uzun süreli ya da süresi belirsiz biçimde ayrı kalmasıdır. Sıradan bir gezi, yurt dışında eğitim veya gönüllü taşınma değildir.

Alıştırma

Siyasi bir anlatımda was forced into exile ne anlama gelir?

  1. Dış baskı nedeniyle ülkelerinden ayrılmak zorunda kaldılar.
  2. Başka bir yerel ofiste çalışmaları istendi.
  3. Kısa bir yurt dışı gezisine çıkmayı kendileri seçtiler.
Cevabı göster

Dış baskı nedeniyle ülkelerinden ayrılmak zorunda kaldılar.

Over the next decade,

4:51

Sonraki on yıl boyunca,

a generation of student activists rose up to continue the fight, Kalıp ifadeler

4:53

bir nesil öğrenci aktivist kavgaya devam etmek için ayaklandı,

Kalıp ifadeler

a generation of student activists: aynı dönemin biçimlendirdiği öğrenci aktivist kuşağı

a generation of student activists ifadesi, yaklaşık aynı tarihsel dönemde yetişkinliğe ulaşan veya etkinleşen aktivistleri bir arada ifade eder. Onları, mutlaka tamamen aynı yaşta olan kişiler olarak değil, ortak olayların biçimlendirdiği bir kuşak olarak sunar. a generation of + çoğul kişi adı yapısında generation temel isimdir; of sonrasındaki çoğul ifade ise grubun kimlerden oluştuğunu belirtir. Bu nedenle yapı, zaman içindeki toplumsal, kültürel veya tarihsel değişimleri anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Aynı dönemin biçimlendirdiği bir grubu anlatan üç kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The movement inspired ____ young voters.

Cevabı göster

a generation of

led in part by Steve Biko and the South African Students Organization. Kalıp ifadeler

4:57

kısmen Steve Biko ve Güney Afrika Öğrenci Örgütü tarafından yönetiliyordu.

Kalıp ifadeler

led in part by: liderliğin kısmen ilişkilendirilmesi

led in part by ifadesinde in part, led fiilinin kapsamını sınırlar. Steve Biko ile örgüt gerçekten liderlik rolü üstlenmiştir, ancak ifade onları tek lider olarak göstermez. Anlamı yalnızca “katılımıyla” değil, “kısmen … tarafından yönetilen” şeklindedir. Liderlik, başarı, sorumluluk veya etki birden fazla kaynaktan geldiğinde bu yapı daha kesin bir ilişkilendirme sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle yerel gönüllülerin liderlik rolü üstlendiğini, ancak başka liderlerin de bulunabileceğini açıkça belirtir?

  1. The project was led exclusively by local volunteers.
  2. The project was led in part by local volunteers.
  3. The project was supported in part by local volunteers.
Cevabı göster

The project was led in part by local volunteers.

Following the Soweto massacre,

5:01

Soweto katliamının ardından,

student protesters spread nationwide,

5:03

öğrenci protestocular ülke geneline yayıldı,

but police violently smothered these demonstrations, Deyimler

5:06

ancak polis bu gösterileri şiddetle bastırdı

Deyimler

police violently smothered these demonstrations: güç kullanarak bastırma

police violently smothered these demonstrations ifadesinde smothered mecaz anlamda kullanılır. Polisin gösterileri devam edemeyecek, yayılamayacak veya mesajlarını duyuramayacak biçimde zorla bastırdığı anlamına gelir. Nesnenin demonstrations olması, gerçek anlamda boğulmadan değil soyut bir bastırmadan söz edildiğini gösterir. Violently kullanılan yöntemi belirtir ve anlatıma güçlü bir eleştirel ton katar; bu, polisin yalnızca bir kalabalığı yönettiğini söyleyen tarafsız bir ifade değildir.

Alıştırma

“The authorities violently smothered a wave of peaceful demonstrations” cümlesi en güçlü biçimde neyi ima eder?

  1. Yetkililerin gösterileri bastırmak ve yayılmalarını önlemek için güç kullandığını belirtir.
  2. Yetkililerin müdahale etmeden gösterileri izlediğini belirtir.
  3. Yetkililerin göstericileri soğuk havadan koruduğunu belirtir.
Cevabı göster

Yetkililerin gösterileri bastırmak ve yayılmalarını önlemek için güç kullandığını belirtir.

killing over 600 protesters by early 1977.

5:09

ve 1977'nin başlarında 600'den fazla protestocuyu öldürdü.

That same year,

5:14

Aynı yıl,

Biko was taken into police custody and killed in a brutal assault. Kelime

5:15

Biko polis tarafından gözaltına alındı ve vahşi bir saldırıda öldürüldü.

Kelime

taken into police custody: polisin kontrolü altına alınmış

Taken into police custody, take someone into police custody yapısının edilgen biçimidir. Polisin Biko’nun özgürlüğünü kısıtladığını ve onu kendi yetkisi altına aldığını anlatır. Burada custody, polis ve hukuk bağlamında gözaltı ya da resmî kontrol anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz ve «polisin kontrolü altına alınmış» anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After the arrest, the suspect was ____ for questioning.

Cevabı göster

taken into police custody

In response to this violence, Anlatım akışı

5:21

Bu şiddete tepki olarak,

Anlatım akışı

In response to...: sonraki eylemi tetikleyen durumu belirtmek

Cümle başındaki In response to this violence, şiddeti sonraki yan cümledeki eylemi tetikleyen olay olarak sunan bir edat öbeğidir. Okuru önceki bir olaydan sonraki tepkiye yönlendirir. Yapı, in response to + isim veya isim öbeği biçimindedir. Burada response, bir şeyin yol açtığı tepki ya da eylem anlamındadır; bir sorunun cevabı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi «bir şeye tepki olarak» anlamına gelen üç sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: ____ repeated delays, the airline revised its boarding procedures.

Cevabı göster

In response to

the international community finally called for an end to apartheid, Kalıp ifadeler

5:23

uluslararası toplum nihayet apartheid'ın sona ermesi çağrısında bulundu

Kalıp ifadeler

called for an end to ...: bir şeyin sona ermesini açıkça talep etmek

Bu cümlede called for an end to apartheid, apartheid sisteminin sona erdirilmesinin kamuoyu önünde talep edildiği anlamına gelir. Buradaki call for, “istemek veya talep etmek” demektir; “telefon etmek” anlamına gelmez. Kalıp call for + isim öbeği şeklindedir. an end to apartheid ifadesinde to bir edattır; bu nedenle arkasından bir isim veya -ing biçimi gelebilir: an end to violence; an end to treating people unfairly.

Alıştırma

Liderlerin şiddetin durmasını kamuoyu önünde talep ettiğini anlatmak için cümleyi call for an end to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Community leaders ____ the violence.

Cevabı göster

called for an end to

with some countries enacting trade embargoes against South Africa. Kültür

5:28

ve bazı ülkeler Güney Afrika'ya karşı ticaret ambargoları uyguladı.

Kültür

enacting trade embargoes against ...: resmî ticaret yasaklarını yürürlüğe koymak

Enacting trade embargoes against South Africa, Güney Afrika ile ticareti yasaklayan önlemleri resmen yürürlüğe koymak anlamına gelir. trade embargo, tüm ticareti veya belirli ticaret türlerini yasaklayan bir hükümet önlemidir; küçük bir ticari kısıtlama değildir. Enacting resmî kabulü veya uygulamayı vurgular; against ise önlemin hedef aldığı ülkeyi belirtir. Bu cümlede ambargolar uluslararası baskının bir biçimidir.

Alıştırma

Bir hükümet başka bir ülkeyle yapılan ticaretin büyük bölümünü resmen yasaklıyor. Bu eylemi en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The government issued a travel warning for that country.
  2. The government enacted a trade embargo against that country.
  3. The government raised a tariff on one imported product.
Cevabı göster

The government enacted a trade embargo against that country.

The state attempted to launch a reform process, Kalıp ifadeler

5:32

Devlet bir reform süreci başlatmaya çalıştı,

Kalıp ifadeler

attempted to launch a reform process: reform süreci başlatmaya çalışmak

Attempted to launch, attempt to + fiilin yalın hâli launch yapısını kullanır. Devletin düzenli bir reform çalışmasını başlatmayı denediğini anlatır; ancak attempted, girişimin başarılı olduğunu veya sürecin bütünüyle başladığını doğrulamaz. Burada launch, bir programı ya da girişimi resmen başlatmak gibi soyut bir anlam taşır. A reform process, tek bir değişiklik değil, planlanmış bir dizi değişikliktir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir kurumun süreci resmen başlatmayı denediğini ancak başarılı olup olmadığının doğrulanmadığını anlatır?

  1. The agency attempted to launch a new review process.
  2. The agency launched and completed a new review process.
  3. The agency delayed a new review process.
Cevabı göster

The agency attempted to launch a new review process.

creating separate parliaments for the country's white, Kültür

5:35

ülkenin beyaz,

non-white,

5:38

beyaz olmayan

and Indian populations.

5:39

ve Hintli nüfusu için ayrı parlamentolar oluşturdu.

Kültür

separate parliaments: farklı nüfus grupları için ayrı parlamentolar

Bu tarihsel anlatımda creating separate parliaments, ırka göre sınıflandırılmış gruplar için farklı siyasi temsil organları kurmak demektir. Separate, yalnızca farklı yerlerde çalışan ofisleri değil, siyasi temsilin kurumsal olarak bölünmesini anlatır. Cümledeki etiketler apartheid döneminin ırksal sınıflandırmasını yansıtır. Siyah Afrikalı çoğunluk yine dışarıda bırakıldığı için önerilen reform eşit temsil yaratmak yerine eşitsiz siyasi hakları korumuştur.

Alıştırma

Bu tarihsel cümlede separate parliaments ne anlama geliyor?

  1. Tüm nüfus grupları tek bir parlamentoda eşit temsil elde etti.
  2. Siyasi temsil, ırka göre sınıflandırılmış gruplar arasında kurumsal olarak bölünmüştü.
  3. Bir parlamento geçici olarak birkaç ofis binasını kullandı.
Cevabı göster

Siyasi temsil, ırka göre sınıflandırılmış gruplar arasında kurumsal olarak bölünmüştü.

But the exclusion of the African majority led to more nationwide rioting. Notlar

5:41

Ancak Afrikalı çoğunluğun dışlanması, ülke çapında daha fazla isyana yol açtı.

Kelime

exclusion of the African majority: siyasi katılımın dışında bırakılma

The exclusion of the African majority, nüfusun çoğunluğunu oluşturan Afrikalı grubun yeni siyasi düzenlemelerin dışında bırakıldığını anlatan bir isim öbeğidir. Buradaki exclusion kurumsaldır; birkaç kişinin yanlışlıkla unutulmasını değil, katılım ve temsil meselesini anlatır. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp the exclusion of X from Y biçimindedir; örneğin the exclusion of residents from the talks. Y bağlamdan zaten belliyse bu cümledeki gibi daha kısa olan exclusion of X kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle genç seçmenlerin danışma sürecinin dışında tutulduğunu ifade eder?

  1. The report praised the inclusion of young voters in the consultation process.
  2. The report criticized the exclusion of young voters from the consultation process.
  3. The report criticized young voters for leaving the consultation process.
Cevabı göster

The report criticized the exclusion of young voters from the consultation process.

Kalıp ifadeler

led to more nationwide rioting: neden ve sonuç ifade etmek

Led to, “neden oldu” veya “sonucunu doğurdu” anlamına gelir. Led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu cümlede dışlanma neden, more nationwide rioting ise sonuç olarak sunulur; led burada “insanlara liderlik etti” anlamına gelmez. Nationwide, kapsamın bütün ülkeye yayıldığını belirtir. Rioting, ayrı riot olaylarını saymak yerine şiddet içeren toplumsal kargaşayı bir etkinlik olarak anlatır. More ise önceki duruma göre artış olduğunu gösterir.

Alıştırma

Neden-sonuç cümlesini lead to yapısının geçmiş biçimiyle tamamlayın: Last year's fuel shortage ____ nationwide protests.

Cevabı göster

led to

So when F.W. de Klerk,

5:46

Bu nedenle, uzun süredir apartheid destekçisi olan

a long-time supporter of apartheid,

5:48

F.W. de Klerk

came to power in 1989, Kalıp ifadeler

5:50

1989'da iktidara geldiğinde,

Kalıp ifadeler

came to power: iktidara gelmek

Come to power, bir ülke veya hükümet üzerinde siyasi denetim kurup yönetmeye başlamak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Cümlede came geçmiş zamanı, in 1989 ise bu değişimin ne zaman gerçekleştiğini gösterir. Bu ifade, iktidarın nasıl elde edildiğini söylemez. Buradaki power elektrik, fiziksel güç veya genel yetenek değil, yönetme yetkisidir.

Alıştırma

Bir tarih kaydı yalnızca yeni bir liderin 2018'de yönetmeye başladığını söylüyor. Hangi cümle kanıtlanmamış bir yöntem eklemez?

  1. The new leader seized power in 2018.
  2. The new leader was elected in 2018.
  3. The new leader came to power in 2018.
Cevabı göster

The new leader came to power in 2018.

he concluded the only way to ensure white survival was to end the policy. Dilbilgisi

5:53

beyazların hayatta kalmasını sağlamanın tek yolunun politikayı sona erdirmek olduğu sonucuna vardı.

Dilbilgisi

the only way to ... was to ...: hedef ve tek yöntem

The only way to A was to B kalıbı, bir hedefi konuşanın uygulanabilir gördüğü tek yöntemle ilişkilendirir. To ensure white survival hedefi, to end the policy ise yöntemi belirtir. Cümle he concluded ile başladığı için only ile belirtilen tek yol iddiası kanıtlanmış evrensel bir gerçek olarak değil, onun vardığı yargı olarak sunulur. Buradaki survival, yalnızca o anda fiziksel olarak hayatta kalmayı değil, beyaz nüfusun o siyasi ve toplumsal ortamdaki konumunun ve geleceğinin devam etmesini ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi hedef ve tek yöntem kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the keypad failed, the only way to enter the building ____ call the security desk.

Cevabı göster

was to

On February 2nd, 1990,

5:58

2 Şubat 1990'da,

de Klerk shocked the world by unbanning the ANC, Notlar

6:01

de Klerk, ANC yasağını kaldırarak dünyayı şok etti,

Kalıp ifadeler

shocked the world by + -ing: şaşkınlığı yaratan eylemi belirtmek

shock + hedef kitle + by + fiilin -ing biçimi kalıbı, bir eylemin o hedef kitlede yoğun bir şaşkınlık yarattığını anlatır. Bu cümlede shocked the world by, şaşkınlığı yaratan eylem olarak unbanning ifadesini tanıtır. Haberlerde ve tarih anlatılarında the world, uluslararası kamuoyunu veya gözlemcileri geniş anlamda ifade eder. Eylemin yaygın ve beklenmedik etkisini vurgular; herkesin aynı tepkiyi verdiğini iddia etmez.

Alıştırma

“Bir eylemle dünya çapında şaşkınlık yarattı” anlamındaki tam geçmiş zaman kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The medical team ____ publishing evidence that overturned a long-held theory.

Cevabı göster

shocked the world by

Kelime

unbanning the ANC: mevcut bir yasağı kaldırmak

Unban, daha önce yasaklanmış bir şey üzerindeki yasağı resmen kaldırmak anlamına gelir. Bu nedenle unbanning the ANC, örgütün yeniden yasal olarak faaliyet göstermesine izin vermek demektir; onu tekrar yasaklamak değildir. un- ön eki, ban fiilinin oluşturduğu durumu tersine çevirir. unban fiili -ing biçimine girdiğinde unbanning olur ve -ing ekinden önce sondaki n iki kez yazılır.

Alıştırma

“Mevcut resmî bir yasağı kaldırmak” anlamındaki fiili kullanın: After years of prohibition, the government decided to ____ the organization.

Cevabı göster

unban

releasing Mandela,

6:05

Mandela'yı serbest bıraktı

and calling for constitutional negotiations. Kalıp ifadeler

6:07

ve anayasal müzakere çağrısı yaptı.

Kalıp ifadeler

calling for constitutional negotiations: anayasal müzakere çağrısında bulunmak

Burada calling for, bir şeyin gerçekleşmesini kamuya açık biçimde istemek veya bunun için çağrı yapmak demektir. Telefon etmek anlamına gelmez. -ing biçimi, sıralanan eylemleri sürdürür ve talebin konusu constitutional negotiations ifadesidir. Constitutional negotiations, bir ülkenin kurumları, hakları veya güç dağılımı gibi temel hukuki ve siyasi düzenlemeleri hakkındaki resmî görüşmelerdir. Bu görüşmeler için çağrı yapmak bir öneri veya talebi ifade eder; görüşmelerin başladığını göstermez.

Alıştırma

Cümleyi, “bir ülkenin temel kuralları hakkında resmî görüşmeler yapılmasını kamuya açık biçimde istemek” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: After months of unrest, civic groups issued a joint statement ____.

Cevabı göster

calling for constitutional negotiations

4 years later,

6:10

4 yıl sonra,

in the nation's inaugural all-inclusive elections, Kelime

6:11

ulusun herkesi kapsayan ilk seçimlerinde,

Kelime

inaugural all-inclusive elections: tüm gruplara açık ilk seçimler

Burada inaugural, kendi türünün ilk seçimi olduğunu ve yeni bir siyasi düzenin başlangıcını işaret ettiğini belirtir. All-inclusive ise daha önce oy vermekten dışlanan grupların artık sürece dâhil edildiği anlamına gelir. inaugural all-inclusive elections ifadesi hem ilk kez gerçekleşmeyi hem de geniş siyasi katılımı vurgular. All-inclusive, kimlerin katılabildiğini anlatır; her şey dâhil bir tatil paketini ifade etmez ve yaş veya vatandaşlık gibi olağan koşulların kaldırıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu siyasi bağlamda inaugural all-inclusive elections ne anlama gelir?

  1. Yalnızca hükûmet görevlileriyle sınırlı rutin yıllık seçimler
  2. Seyahat, yemek ve konaklamayı kapsayan seçimler
  3. Daha önce dışlanan grupların katılabildiği ilk seçimler
Cevabı göster

Daha önce dışlanan grupların katılabildiği ilk seçimler

Mandela became South Africa's first black president. Kültür

6:15

Mandela Güney Afrika'nın ilk siyah cumhurbaşkanı oldu.

Kültür

Güney Afrika'nın ilk Siyah cumhurbaşkanı

Bu cümlede first black president, Güney Afrika'da cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen ilk Siyah kişi demektir. First, black president rolünün tamamını niteler; Mandela'nın Güney Afrika'nın ilk cumhurbaşkanı olduğu anlamına gelmez. Bu ifade tarihsel açıdan büyük önem taşır, çünkü apartheid Siyah çoğunluğu eşit siyasi güçten mahrum bırakmıştı. Güney Afrika'nın 1994'teki ilk tam demokratik ulusal seçiminden sonra Mandela'nın cumhurbaşkanlığı, bu sistemden büyük bir kopuşu temsil etti.

Alıştırma

Mandela hakkındaki bu cümlede first hangi anlamı ekliyor?

  1. Dünyanın herhangi bir yerindeki ilk Siyah cumhurbaşkanı olduğunu söyler.
  2. Irkı ne olursa olsun Güney Afrika'nın ilk cumhurbaşkanı olduğunu söyler.
  3. Siyah bir kişinin Güney Afrika cumhurbaşkanlığı görevini ilk kez üstlenmesini belirtir.
Cevabı göster

Siyah bir kişinin Güney Afrika cumhurbaşkanlığı görevini ilk kez üstlenmesini belirtir.

But today,

6:19

Ancak bugün,

the national trauma of apartheid can still be keenly felt, Notlar

6:21

apartheid'ın ulusal travması hâlâ derinden hissedilebiliyor

Kelime

Apartheid'ın yol açtığı ulusal travma

National trauma, ülkenin fiziksel olarak yaralanması değil, bütün bir toplum düzeyinde yaşanan derin ve kalıcı bir yara anlamına gelir. Of apartheid, bu travmaya neden olan sistemi belirtir. Burada trauma, bireyin yaşadığı ağır psikolojik zarardan kolektif tarihsel zarara genişler. İfade; hafıza, ilişkiler, kurumlar ve eşitsizlik üzerindeki devam eden etkileri anlatır ve sıradan mutsuzluk ya da rahatsızlıktan çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Hangi cümlede national trauma ifadesi uygun biçimde kullanılmıştır?

  1. Decades of forced displacement left a national trauma that shaped public memory.
  2. A canceled school picnic caused a national trauma.
  3. One person's brief embarrassment became a national trauma overnight.
Cevabı göster

Decades of forced displacement left a national trauma that shaped public memory.

Kalıp ifadeler

can still be keenly felt: süren güçlü bir etki

Can still be keenly felt ifadesinde still, geçmişte başlayan bir etkinin günümüzde devam ettiğini gösterir; keenly ise «güçlü biçimde» veya «derinden» anlamına gelir. Edilgen be felt yapısı, travmayı insanların yaşamaya veya fark etmeye devam ettiği bir durum olarak sunar. Buradaki felt fiziksel olarak dokunmakla ilgili değildir. X can still be keenly felt kalıbı, etkisi güçlü biçimde süren sonuçları, baskıyı, kaybı, yokluğu veya toplumsal zararı anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Geçmişteki bir krizin günümüzde hâlâ güçlü bir etkisi olduğunu doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. People can still remember when the crisis began.
  2. The effects of the crisis can still be keenly felt today.
  3. The effects of the crisis disappeared almost immediately.
Cevabı göster

The effects of the crisis can still be keenly felt today.

and many wounds from this period have yet to fully heal. Dilbilgisi

6:25

ve bu dönemden kalan pek çok yara henüz tam olarak iyileşmiş değil.

Dilbilgisi

have yet to fully heal: henüz tamamlanmamış iyileşme

Have yet to + fiilin yalın hâli, bir şeyin şu ana kadar gerçekleşmediğini veya tamamlanmadığını belirtir ve çoğu zaman bunun daha sonra gerçekleşebileceği olasılığını ya da beklentisini de taşır. Have yet to fully heal ifadesinde heal, to sonrasında yalın hâlde kalır; fully ise tam iyileşmeyi belirtir. Burada wounds ve heal mecazidir. Wounds, kalıcı toplumsal ve tarihsel zararları; healing ise fiziksel yaraları tedavi etmeyi değil, bu zararları ve ilişkileri onarmayı ifade eder.

Alıştırma

İyileşmenin hâlâ tamamlanmadığını göstermek için have yet to + fiilin yalın hâlini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Several communities have yet to fully recover.
  2. Several communities have yet fully recovered.
  3. Several communities have yet to fully recovered.
Cevabı göster

Several communities have yet to fully recover.

Nelson Mandela once said,

6:32

Nelson Mandela bir keresinde şöyle demişti:

"No single person can liberate a country. Anlatım akışı

6:34

"Hiçbir birey bir ülkeyi tek başına özgürleştiremez.

Anlatım akışı

No single person can liberate a country: kolektif hareket savına zemin hazırlamak

“No single person”, tek başına hareket eden bir bireyin bile bunu yapamayacağı anlamına gelir; buradaki single, “bekâr” demek değildir. Cümle, tek bir kişinin bir ülkenin özgürlüğünü tek başına sağlayabileceği fikrini kesin bir olumsuz ifadeyle reddeder. Alıntının açılış yargısı olarak, kolektif hareketi gerekli koşul olarak sunan sonraki cümleye zemin hazırlar. “Önce bir görüşü reddet, sonra ilkeyi belirt” düzeni, savı güçlü biçimde yapılandırır.

Alıştırma

Bu cümle alıntıda nasıl bir işlev görür?

  1. Bir ülkeyi özgürleştirmenin uygulamalı aşamalarını sıralar.
  2. Önce tek kişinin eyleminin yeterli olduğu fikrini reddeder, ardından kolektif hareketi ilke olarak sunar.
  3. Bekâr kişilerin siyasi faaliyetten dışlandığını söyler.
Cevabı göster

Önce tek kişinin eyleminin yeterli olduğu fikrini reddeder, ardından kolektif hareketi ilke olarak sunar.

You can only liberate a country if you act as a collective." Notlar

6:37

Bir ülkeyi ancak bir kolektif olarak hareket ederseniz özgürleştirebilirsiniz."

Dilbilgisi

can only ... if: gerekli bir koşulu belirtmek

can only do X if Y kalıbı, Y'yi X için gerekli bir koşul olarak sunar. Burada kolektif olarak hareket etmek, bir ülkeyi özgürleştirmek için gereklidir: kolektif hareket olmadan özgürleşme gerçekleşemez. Bu kalıp, Y'nin X'i garanti ettiğini söylemez; gerekli bir koşul her zaman yeterli değildir. Buradaki only, yalnızca liberate fiilini vurgulamak yerine if yan cümlesini kısıtlayıcı hâle getirir.

Alıştırma

Kuralı can only ... if ile tamamlayın: You ____ enter the lab ____ you show identification.

Cevabı göster

can only · if

Kalıp ifadeler

act as a collective: eşgüdümlü bir bütün olarak hareket etmek

Act as a collective, ayrı bireyler olarak değil, eşgüdümlü tek bir grup olarak davranmak ve karar vermek demektir. Burada collective, ortak bir amaç etrafında birleşmiş bir grubu belirten sayılabilen bir isimdir; as ise insanların hangi rol veya sıfatla hareket ettiğini gösterir. Bu ifade, yalnızca birkaç kişinin aynı anda hareket etmesini değil, eşgüdümü ve ortak amacı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “eşgüdümlü tek bir grup olarak çalışmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: During the crisis, the five agencies agreed to ____ rather than issue separate plans.

Cevabı göster

act as a collective

So,

6:41

Peki,

how can ordinary citizens turn actions like protests into lasting political change? Kalıp ifadeler

6:42

sıradan vatandaşlar protesto gibi eylemleri kalıcı siyasi değişime nasıl dönüştürebilir?

Kalıp ifadeler

turn actions like protests into lasting political change: turn A into B kalıbı

Turn A into B, A’nın B olmasını sağlamak veya A’dan B üretmek demektir. Bu soruda A, actions like protests; B ise lasting political change bölümüdür. Ordinary citizens, bu dönüşümü sağlamaya çalışan kişilerdir. Bu kalıp fiziksel değişimleri anlatabilir, ancak burada bir eylemi veya kaynağı soyut bir sonuca bağlar. Turn bu kullanımda dönmek veya yön değiştirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

The setback ifadesini A, an opportunity ifadesini B olarak kullanıp cümleyi turn A into B kalıbının basit geçmiş biçimiyle tamamlayın: After revising the plan, the team ____.

Cevabı göster

turned the setback into an opportunity

Find out how with this video.

6:48

Nasıl yapabileceğinizi bu videoyla öğrenin.