Hiç iyi bir diktatör var oldu mu? - Stephanie Honchell Smith: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Cincinnatus efsanesinden yola çıkan video, iyi niyetli yönetici idealini modern diktatörlerin siciliyle karşılaştırıyor ve demokrasinin, iktidarı sınırlayan kurumlara bağlı olduğu sonucuna varıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. benevolent dictator. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu temel siyasi terimdeki gerilimi anlayacaksınız: benevolent kamu yararına yönetme niyetini çağrıştırırken dictator denetimsiz güç sahibi kişiyi belirtir. Böylece ifadenin, gerçek bir otoriter yönetimin karşılayamayabileceği çekici bir ideali ne zaman sunduğunu ayırt edebilirsiniz. 2. gradually dismantled checks on their power, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: İngilizcede seçilmiş liderlerin mahkemeleri, görev süresi sınırlarını, seçim kurallarını ve diğer denetimleri planlı biçimde zayıflatmasının nasıl anlatıldığını öğrenin. Bu, dismantled sözcüğünü yalnızca fiziksel bir nesneyi sökmek olarak düşünmeden demokratik gerilemeyle ilgili haberleri izlemenizi sağlar. 3. walk away from power. — Phrasal verb’ler: Bu ifadeyi yalnızca bir yerden ayrılmak için değil, yetkiyi gönüllü olarak bırakmak için kullanabilirsiniz. Cincinnatus ile modern diktatörler arasındaki karşıtlık, liderin kontrolü sürdürebilecek durumdayken onu bilinçli biçimde bırakmayı seçtiği yönündeki anlamı kavramanızı sağlar.
Bu derste
According to legend: bilginin efsaneye dayandığını belirtmek
According to legend, ardından gelen iddianın geleneksel bir hikâyeden veya uzun süredir anlatılan bir rivayetten geldiğini belirtir; konuşanın bizzat doğruladığı bir gerçek olduğunu göstermez. according to + kaynak yapısı, bilginin nereden geldiğini gösterir. Burada kaynak legend olduğundan ifade, konuşanın kişisel gözlemini sunmak yerine hikâyenin kaynağını çerçeveler.
Alıştırma
İddianın geleneksel bir hikâyeden geldiğini belirten bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, a giant once lived in this cave.
Cevabı göster
According to legend
the ancient Roman statesman Cincinnatus was plowing his fields Kültür
0:08antik Romalı devlet adamı Cincinnatus tarlalarını sürüyordu
ancient Roman statesman Cincinnatus: kimliği ve gerekli arka planı
Ancient Roman statesman Cincinnatus, bir betimleme ile bir addan oluşan isim öbeğidir. Ancient Roman kişinin dönemini ve kültürünü, statesman kamusal rolünü belirtir; Cincinnatus ise bu kişinin özel adıdır. Geleneksel anlatılar Cincinnatus’u bir kriz sırasında geçici olağanüstü yetkiyi kabul eden ve görev tamamlandıktan sonra bu yetkiyi geri veren biri olarak sunar. İktidardan gönüllü olarak vazgeçen bu idealize edilmiş lider imgesi gerekli arka plandır; hikâyedeki Roma olağanüstü makamı, modern anlamdaki kalıcı ve baskıcı diktatör fikriyle aynı değildir.
Alıştırma
ancient Roman statesman Cincinnatus ifadesinde Cincinnatus neyi belirtir?
- Çiftçi anlamına gelen bir tür adı.
- Roma devletini niteleyen bir sıfat.
- Antik Romalı devlet adamının adı.
Cevabı göster
Antik Romalı devlet adamının adı.
Rome's powerful enemy to the east, had invaded. Dilbilgisi
0:14Roma'nın doğudaki güçlü düşmanının işgal ettiği haberi geldi.
had invaded: past perfect ile daha önceki olayı belirtmek
Had invaded, had + geçmiş zaman ortacı yapısındaki past perfect biçimidir. Bu cümlede istilayı geçmişteki news arrived referans noktasından önceye yerleştirir: önce istila gerçekleşmiş, haber ise daha sonra gelmiştir. Geçmişte geçen bir anlatıda, geçmişteki bir andan daha önceki bir olaya dönmek gerektiğinde past perfect kullanılır. Böylece geçmiş olaylar yalnızca sıralanmaz; zaman çizelgesi açıkça gösterilir.
Alıştırma
İstilanın uyarı gelmeden önce gerçekleştiğini göstermek için invade fiilinin past perfect biçimini kullanın: By the time the warning arrived, the enemy ____ the coastal town.
Cevabı göster
had invaded
Rome was in need of swift decisive action, Kalıp ifadeler
0:18Roma'nın hızlı ve kararlı bir eyleme ihtiyacı vardı,
in need of: ihtiyaç durumunu resmî biçimde ifade etmek
In need of, be in need of + isim veya isim öbeği kalıbının bir parçasıdır. of sonrasında belirtilen şeye ihtiyaç duymak veya o şeyden yoksun olmak anlamına gelir. Burada swift decisive action, Roma'nın ihtiyaç duyduğu şeydir; ihtiyacın nedeni değildir. need + nesne yapısıyla karşılaştırıldığında be in need of biraz daha resmî bir tınıya sahiptir ve ihtiyaç içinde olma durumunu vurgular.
Alıştırma
Burada öğretilen ve ‘ihtiyaç duyar’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the storm, the clinic was ____ clean water.
Cevabı göster
in need of
swift decisive action: hızlı ve kararlı eylem
Swift decisive action ifadesi, hızlı ve açık, kararlı bir tutumla gerçekleştirilen eylem anlamına gelir. Swift hız, decisive ise kararlılık ve durumu çözüme kavuşturma gücü katar. İki sıfat da action sözcüğünü niteler. Kriz ve siyaset dilinde action çoğunlukla sayılamayan bir isimdir ve tek bir hareketten çok, genel olarak harekete geçmeyi ifade eder. Bu ifade, gecikmenin veya tereddüdün zararlı olacağını düşündürür.
Alıştırma
Bir krizin hem hızlı hem de kararlı bir eylem gerektirdiğini en doğal biçimde hangi cümle ifade eder?
- The crisis requires fast decision action.
- The crisis requires swift, decisive action.
- The crisis requires quickly decided action.
Cevabı göster
The crisis requires swift, decisive action.
and the Senate had chosen him to serve as dictator Kalıp ifadeler
0:20ve Senato onu diktatör olarak hizmet etmesi için seçmişti,
to serve as dictator: serve as + rol veya işlev
Serve as + rol veya işlev yapısı, o rolü üstlenmek ya da o amaçla kullanılmak anlamına gelir. Burada to serve as dictator, onun üstlenmek üzere seçildiği görevi açıklar; başka bir kişiye hizmet etmek anlamına gelmez. Bu Antik Roma bağlamında dictator, olağanüstü yetkilere sahip geçici bir acil durum makamını ifade eder. Bu tarihsel unvan, denetimsiz güce sahip modern bir yöneticiyle ilgili bütün çağrışımlarla otomatik olarak yorumlanmamalıdır.
Alıştırma
Cümleyi, bir rolü üstlenmek anlamına gelen bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: During the transition, she agreed to ____ interim director.
Cevabı göster
serve as
with absolute power over the military and government. Kelime
0:24ordu ve hükümet üzerinde mutlak güçle donatarak.
absolute power over the military and government: ordu ve hükûmet üzerinde mutlak güç
Absolute power, etkili hiçbir sınırı veya denetim mekanizması olmayan yetki demektir. Burada absolute, gücün ne kadar sınırsız olduğunu anlatır; ‘tamamen doğru’ anlamına gelmez. Power over + kişi, kurum veya alan yapısı, birinin neyi kontrol edebildiğini belirtir. Baştaki with öbeği, söz konusu konuma bağlı yetkiyi, yani hem orduyu hem de hükûmeti kontrol etme gücünü ekler.
Alıştırma
Absolute power over the military and government ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?
- Bir kişi her iki kurum üzerinde yalnızca törensel bir etkiye sahiptir.
- Bir kişi her iki kurum hakkındaki görüşlerinde tamamen haklıdır.
- Bir kişi her iki kurum üzerinde de sınırsız yetkiye sahiptir.
Cevabı göster
Bir kişi her iki kurum üzerinde de sınırsız yetkiye sahiptir.
took control, and in a matter of weeks, Kalıp ifadeler
0:30kontrolü ele aldı ve sadece birkaç hafta içinde,
took control: belirli bir anda kontrolü ele geçirmek
Take control, yetki kazanıp bir durumu, kuruluşu veya sistemi yönetmeye başlamak demektir. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir; bu nedenle took control, bir nesneyi kelimenin gerçek anlamıyla alma eylemini değil, yönetimin kimde olduğundaki değişimi anlatır. Kontrol edilen şey açıkça söylendiğinde take control of + isim yapısı kullanılır. Altyazıdaki gibi control sözcüğünden sonra nesne yoksa neyin kontrol altına alındığını bağlam gösterir.
Alıştırma
Cümleyi take control yapısının geçmiş zaman biçimi ve doğru edatla tamamlayın: After the previous director left, Lena ____ the department.
Cevabı göster
took control of
in a matter of weeks: yalnızca birkaç hafta içinde
In a matter of weeks, “yalnızca birkaç hafta içinde” anlamına gelir. Bir değişimin veya sonucun hızlı, çoğu zaman beklenenden daha hızlı gerçekleştiğini anlatır. Kalıp in a matter of + çoğul zaman birimi şeklindedir; in a matter of days veya in a matter of months gibi kullanılabilir. Buradaki matter sabit bir ifadenin parçasıdır ve “konu veya mesele” anlamına gelmez.
Alıştırma
“Yalnızca birkaç hafta içinde” anlamını vermek için in a matter of + zaman birimi kalıbını kullanın: After the new system went live, customer wait times fell sharply ____.
Cevabı göster
in a matter of weeks
This story reinforces the myth of the benevolent dictator. Notlar
0:34Bu hikaye, iyi niyetli diktatör efsanesini güçlendirmektedir.
reinforces the myth of: yaygın bir inancı güçlendirmek
Reinforces the myth of, bir şeyin zaten var olan ve yaygın biçimde tekrarlanan bir inancı daha güçlü veya daha ikna edici göstermesi anlamına gelir. Reinforces, bu inancı ilk kez yaratmayı değil, mevcut inancı güçlendirmeyi ifade eder. Buradaki myth yalnızca tanrılar veya kahramanlarla ilgili geleneksel bir hikâye anlamına gelmez. Analitik dilde yaygın fakat aşırı basitleştirilmiş, idealize edilmiş veya şüpheli bir inancı anlatabilir. Bu nedenle ifade, söz konusu inanca eleştirel bir bakış taşır.
Alıştırma
“The documentary reinforces the myth of effortless success” ne anlama gelir?
- Belgesel, başarı tanrısı hakkında geleneksel bir efsane yaratıyor.
- Belgesel, başarının hiçbir zaman çaba gerektirmediğini kuşkuya yer bırakmadan kanıtlıyor.
- Belgesel, zahmetsiz başarı hakkındaki zaten var olan ve yanıltıcı olabilecek bir inancı daha güçlü gösteriyor.
Cevabı göster
Belgesel, zahmetsiz başarı hakkındaki zaten var olan ve yanıltıcı olabilecek bir inancı daha güçlü gösteriyor.
benevolent dictator: öne sürülen iyilik ve denetlenmeyen güç
Benevolent dictator, denetlenmeyen veya mutlak güce sahip olduğu hâlde iyi kalpli ya da kamu yararına hareket eden biri olarak sunulan yöneticidir. İfade bir gerilim yaratır: benevolent, öne sürülen niyeti veya imajı anlatırken dictator, olağan demokratik sınırlamaların bulunmadığı bir yönetim biçimini belirtir. Bu cümlede myth, konuşanın bu idealize edilmiş imajı sorguladığını, bir diktatörün gerçekten iyi kalpli olduğunu doğrulamadığını gösterir. Daha genel olarak bu ifade, iyi niyetin yoğunlaşmış gücü güvenli kılabileceği iddiasını fark edip değerlendirmeye yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede benevolent dictator ne anlama geliyor?
- Gücü yasayla sıkı biçimde sınırlandırılmış seçilmiş lider
- Siyasi yetkisi olmayan iyi kalpli bir vatandaş
- Denetlenmeyen güce sahip olup kamu yararına hareket eden biri olarak sunulan yönetici
Cevabı göster
Denetlenmeyen güce sahip olup kamu yararına hareket eden biri olarak sunulan yönetici
The idea of a leader who holds absolute power, Kalıp ifadeler
0:39Mutlak gücü elinde tutan bir lider fikri,
holds absolute power: sahip olmak veya kontrol etmek anlamındaki hold
holds absolute power ifadesinde hold, bir şeyi elle tutmak değil, sahip olmak veya kontrol etmek anlamındadır. Özne olan leader tekil olduğu için geniş zamanda fiil holds biçimini alır; absolute power ise fiilin nesnesidir. Bu ifade, liderin yetkisinin etkili hiçbir sınırının bulunmadığı sürekli bir durumu anlatır. Hold sözcüğünün bu resmî anlamı hold power ve hold office gibi birleşimlerde de görülür; bir kişinin hangi makama ya da yetkiye sahip olduğunu söyler, onu nasıl elde ettiğini değil.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dersteki üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: In the fictional state, one leader ____, with no court or legislature able to limit that leader.
Cevabı göster
holds absolute power
yet only uses it for the common good: beklenmedik bir karşıtlık belirtmek
Yet, bu yan cümleyi önceki düşünceye bağlar ve normalde beklenebilecek durumla bir karşıtlık kurar. Lider mutlak güce sahiptir, ancak bu gücü yalnızca kamu yararı için kullanıyormuş gibi anlatılır. It, daha önce geçen absolute power ifadesine gönderme yapar. Only, bu gücün belirtilen amacını daha da sınırlar. Yet ve only birlikte idealize edilmiş bir iddiayı vurgular: Güç sınırsızdır, ancak kullanımı ahlaki olarak yalnızca toplumun tamamına yarar sağlamaya yöneliktir.
Alıştırma
Hangi cümlede yet, ikinci sonucun ilk düşünceyle karşıtlık oluşturduğunu belirtir?
- The road was long because it crossed the desert.
- The road was long, yet we arrived before noon.
- The road was long, and it had many turns.
Cevabı göster
The road was long, yet we arrived before noon.
to address problems efficiently and create a just regime. Kalıp ifadeler
0:45sorunları verimli bir şekilde çözmek ve adil bir rejim yaratmak için.
to address problems efficiently: az israfla harekete geçmek
Address problems ifadesinde address, sorunlara dikkat verip harekete geçerek onlarla ilgilenmek anlamındaki bir fiildir. Fiziksel ya da elektronik konum belirten “adres” anlamındaki isim değildir. Efficiently, eylemin nasıl yapıldığını belirtir: Çok az zaman veya emek harcayarak. Bir sorunu address etmek, tek başına sorunun tamamen çözüldüğü anlamına gelmez. Bu ifade politika, iş ve kuruluşlarla ilgili resmî tartışmalarda yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle, komitenin sorunu tamamen çözdüğünü iddia etmeden konuyla verimli bir şekilde ilgilendiğini belirtir?
- The committee addressed the safety problem efficiently.
- The committee listed the safety problem carefully.
- The committee solved the safety problem completely.
Cevabı göster
The committee addressed the safety problem efficiently.
But can a truly benevolent dictator exist in today's world? Anlatım akışı
0:49Ancak günümüz dünyasında gerçekten iyi niyetli bir diktatör var olabilir mi?
But can ... exist?: argümanı yönlendiren soru
Bu soru yalnızca bilgi istemekten fazlasını yapar. But, önceki arka plandan bir sorgulamaya geçişi işaret eder: modern dünyada bir kişinin hem gerçekten iyiliksever hem de diktatör olup olamayacağını sorgular. Açıklayıcı bir argümanda böyle bir soru ana meseleyi çerçeveler. Dinleyiciye sonraki kanıtların ve akıl yürütmenin neyi inceleyeceğini gösterir. Bu nedenle, hemen yanıt bekleyen bağımsız bir soru değil, argümanı yönlendiren bir soru olarak okunmalıdır.
Alıştırma
Bu sorunun metin yapısındaki temel işlevi nedir?
- Sonraki argümanın inceleyeceği ana meseleyi çerçeveler.
- Böyle bir diktatörün var olduğuna dair kesin kanıt sunar.
- İzleyicilerden belirli bir günümüz liderini söylemelerini ister.
Cevabı göster
Sonraki argümanın inceleyeceği ana meseleyi çerçeveler.
to safeguard against the potentially destructive whims of a single individual. Notlar
0:57tek bir bireyin potansiyel olarak yıkıcı heveslerine karşı korunmak için.
to safeguard against: önlenen riski belirtmek
Safeguard against + bir tehdit veya zararlı sonuç, tehlikenin zarar verme olasılığını azaltacak koruyucu önlemler almak demektir. against sonrasındaki bölüm, korunan kişi ya da şeyi değil, riski adlandırır. Burada to safeguard against ... amaç bildiren bir mastar yapısıdır. Ulusların modern demokrasileri neden kurduğunu açıklar: tek bir kişinin potansiyel olarak yıkıcı kaprislerinden doğan tehlikeyi azaltmak için.
Alıştırma
Hedef ifadeyi amaç bildiren bir yapıda kullanın: Extra identity checks were added ____ fraud.
Cevabı göster
to safeguard against
potentially destructive whims of a single individual: tek bir kişinin yıkıcı olabilecek keyfî iradesi
Bu ifade, tek bir kişinin ciddi zarara yol açabilecek ani, yeterince düşünülmemiş veya keyfî kararlarını anlatır. "Potentially destructive" kesin bir sonucu değil, bir riski belirtir: Bu kararlar zarar verebilir, ancak her seferinde mutlaka zararlı oldukları söylenmez. Burada "whims" eleştirel bir anlam taşır. Siyasi bağlamda sıradan tercihlerden değil, öngörülemeyen ve yeterince sınırlandırılmamış kişisel iradeden söz eder.
Alıştırma
Bu cümlede "potentially destructive whims" ne anlama geliyor?
- Ciddi zarara yol açabilecek öngörülemez kişisel dürtüler
- Kanıtlarla desteklenen ve dikkatle incelenmiş politikalar
- Eleştirel anlam taşımayan sıradan tercihler
Cevabı göster
Ciddi zarara yol açabilecek öngörülemez kişisel dürtüler
When functioning properly: kısaltılmış bir when yan cümlesi
When functioning properly, kısaltılmış bir zarf yan cümlesidir. Ardından gelen temel cümlenin öznesi democracies olduğu için tam biçimi when democracies are functioning properly şeklindedir. “Demokrasiler amaçlandığı gibi işlerken” anlamına gelir. Bu kısaltma, zarf yan cümlesi ile temel cümle aynı mantıksal özneyi paylaştığında ve zarf yan cümlesinin tam biçiminde be fiili bulunduğunda kullanılabilir. İngilizcede bu özne ile be atılarak yalnızca when + functioning properly bırakılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle kısaltılmış when yan cümlesini ortak ve açık bir özneyle doğru kullanıyor?
- When functioning properly, the machine uses very little power.
- When the machine functioning properly, it uses very little power.
- When functioning properly, very little power is needed by the machine.
Cevabı göster
When functioning properly, the machine uses very little power.
democracies enable a society to be freer Dilbilgisi
1:06demokrasiler bir toplumun daha özgür olmasını sağlar
enable a society to be freer: enable + nesne + to + fiilin yalın hâli
Enable + nesne + to + fiilin yalın hâli yapısında nesne, bir şeyi yapma becerisi, fırsatı veya koşulları kazanan kişiyi ya da şeyi belirtir. Burada a society nesnedir; to be freer ise demokrasilerin mümkün kıldığı durumu anlatır. Freer, free sözcüğünün karşılaştırma biçimidir ve “daha özgür” anlamına gelir. Enable genellikle bir şeyi mümkün kılmak demektir; onu zorla gerçekleştirmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Enable, users ve access sözcüklerini doğru biçim ve sırayla kullanarak cümleyi tamamlayın: These secure links ____ their accounts from home.
Cevabı göster
enable users to access
and provide stability by protecting against corruption and the abuse of power. Kalıp ifadeler
1:09ve yolsuzluğa ile gücün kötüye kullanılmasına karşı koruma sağlayarak istikrar sunar.
by protecting against corruption and the abuse of power: by + verb-ing ile yöntem belirtme
By + verb-ing yapısı, önceki yan cümledeki sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi belirtir. Burada by protecting..., demokrasilerin nasıl istikrar sağladığını açıklar: iki riske karşı koruma sağlayarak. Protect against, “bir şeyin verebileceği zararı önlemek için harekete geçmek” anlamına gelir. Corruption ve the abuse of power, against sözcüğünün nesneleridir. The abuse of power, yetkinin uygunsuz kullanılmasıdır; burada abuse yalnızca bir kişiye kötü muamele etmeyi değil, “kötüye kullanmayı” anlatır.
Alıştırma
Yolsuzluğu ve yetkinin kötüye kullanılmasını önlemenin güven oluşturmak için kullanılan yöntem olduğunu hangi cümle ifade eder?
- The policy builds trust by protecting corruption and the abuse of power.
- The policy builds trust by protecting against corruption and the abuse of power.
- The policy builds trust to protect against corruption and the abuse of power.
Cevabı göster
The policy builds trust by protecting against corruption and the abuse of power.
This is accomplished by holding regular, free and fair elections, Notlar
1:14Bu, düzenli, özgür ve adil seçimler yapılarak,
This is accomplished by holding: sonucu sağlayan yöntemi tanıtmak
“This”, daha önce belirtilen bir sonuca veya hedefe gönderme yapar. Edilgen “is accomplished” yapısı odağı bu sonuçta tutar ve sonucun nasıl gerçekleştirildiğini açıklamaya hazırlar. “by + -ing” yöntemi belirtir: “by holding”, “düzenleyerek” veya “yapma yoluyla” anlamına gelir. by sonrasındaki eylem, işi yapan kişi ya da grup değil, kullanılan araçtır. Bu kalıp açıklamaları düzenlemeye yardımcı olur: önce sonuç belirtilir, sonra onu sağlayan süreç açıklanır.
Alıştırma
Cümleyi yöntemi gösteren vurgulanmış yapıyla tamamlayın: A smooth launch is ____ testing every feature in advance.
Cevabı göster
accomplished by
holding regular, free and fair elections: düzenli, özgür ve adil seçimler yapmak
“hold elections”, seçimleri düzenlemek ve gerçekleştirmek anlamına gelir; hold burada bir şeyi fiziksel olarak tutmak demek değildir. Regular, seçimlerin yalnızca iktidardakiler istediğinde değil, belirlenmiş aralıklarla yapıldığını belirtir. “free and fair elections” yaygın bir kurumsal ifadedir. Free, seçmenlerin, adayların ve siyasi grupların uygunsuz baskı veya kısıtlama olmadan katılabilmesi; fair ise kuralların, oy verme işleminin ve sayımın tarafsız biçimde yürütülmesi demektir. Burada free fiyatı değil, özgürlüğü anlatır.
Alıştırma
Bu bağlamda regular, free and fair elections ne anlama gelir?
- Mevcut liderler ne zaman isterse o zaman yapılan seçimler.
- Belirli aralıklarla yapılan, insanların özgürce seçim yapabildiği ve sürecin adil olduğu seçimler.
- Seçmenlerin ücret ödemeden katılabildiği seçimler.
Cevabı göster
Belirli aralıklarla yapılan, insanların özgürce seçim yapabildiği ve sürecin adil olduğu seçimler.
imposing term limits: kamu görevindeki süreyi sınırlamak
Imposing term limits, bir kişinin bir kamu görevinde ne kadar süre veya kaç dönem kalabileceğini ya da her ikisini sınırlayan resmî kurallar koyup yürürlüğe sokmak demektir. Burada imposing bir kuralı veya sınırlamayı yürürlüğe koymayı, term ise görevde geçirilen bir dönemi ifade eder. Devlet sisteminin tasarımıyla ilgili tartışmalarda görev süresi sınırlamaları, aynı kişinin aynı makamı ve o makamın gücünü çok uzun süre elinde tutma riskini azaltabilir.
Alıştırma
Siyasi bir tartışmada imposing term limits ne anlama gelir?
- Bir yetkilinin ne kadar süreyle veya kaç dönem görev yapabileceğine resmen sınır koymak.
- Bir okul döneminin uzunluğunu kısaltmak.
- Yetkililerin kullanabileceği teknik terimleri sınırlamak.
Cevabı göster
Bir yetkilinin ne kadar süreyle veya kaç dönem görev yapabileceğine resmen sınır koymak.
and establishing strong legislative branches and court systems. Kültür
1:20ve güçlü yasama organları ile mahkeme sistemleri kurularak başarılır.
establishing strong legislative branches and court systems: güçlü yasama organları ve mahkeme sistemleri kurmak
Establishing strong legislative branches and court systems, yasa yapabilen ve adaleti yürütebilen kalıcı kurumlar oluşturmak demektir. Legislative branch, devletin yasaları yapan bölümüdür; court system ise hukuku yorumlayan ve uygulayan düzenli mahkemeler ve usuller bütünüdür. Burada branches, farklı yetkilere sahip ayrı devlet bölümleri anlamına gelir; ağaç dalları veya şirket şubeleri değildir. Strong, kurumların rollerini etkili biçimde yerine getirecek yeterli yetkiye, bağımsızlığa ve kapasiteye sahip olmasını anlatır; fiziksel güç anlamına gelmez.
Alıştırma
Legislative branches ifadesindeki branches ne anlama gelir?
- Ağaçlardan çıkan büyük dallar.
- Özel bir şirketin yerel şubeleri.
- Belirli yetkilere sahip ayrı devlet bölümleri.
Cevabı göster
Belirli yetkilere sahip ayrı devlet bölümleri.
Maintaining a free press also helps keep politicians accountable for their actions Notlar
1:26Özgür bir basını sürdürmek, politikacıların eylemlerinden sorumlu tutulmasına da yardımcı olur
a free press: özgür ve bağımsız haber medyası
Bu cümlede a free press, hükümetin uygunsuz kontrolü veya sansürü olmadan haber yapabilen, araştırabilen ve eleştirebilen haber medyasını ifade eder. Buradaki press, yalnızca basılı gazeteleri değil, haber kuruluşlarının tümünü ifade eder. Burada free, medyanın yayın özgürlüğü ve bağımsızlığıyla çalışabilmesi anlamına gelir. Siyasi bir özgürlüğü anlatır; fiyatın sıfır olduğunu belirtmez.
Alıştırma
Cümlede a free press hangi anlama gelir?
- Okurlara ücretsiz dağıtılan gazeteler.
- Hükümetin uygunsuz kontrolü olmadan haber yapabilen medya.
- Herkesin kullanabileceği bir baskı makinesi.
Cevabı göster
Hükümetin uygunsuz kontrolü olmadan haber yapabilen medya.
keep someone accountable for something: birini bir konuda sorumlu tutmak
Keep politicians accountable for their actions, siyasetçilerin yaptıkları konusunda hesap vermeye devam etmelerini sağlamak anlamına gelir: açıklama yapmak ve sonuçlarla yüzleşmek zorunda kalabilirler. keep + kişi + accountable for + eylem veya karar kalıbında keep, saklamak ya da sahip olmak değil, bir durumun sürmesini sağlamak demektir. Accountable, bir konuda hesap vermesi gereken anlamına gelir. For edatı, kişinin sorumlu olduğu eylemi, kararı veya sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi accountable ve doğru edatla tamamlayın: Independent reviews keep managers ____ their spending decisions.
Cevabı göster
accountable for
and encourages citizens to engage in their governments and communities. Kalıp ifadeler
1:31ve vatandaşları hükümetlerine ve topluluklarına katılmaya teşvik eder.
encourages citizens to engage in governments and communities: vatandaşları yönetim ve toplum yaşamına katılmaya teşvik etmek
Encourages citizens to engage in ... ifadesi encourage + nesne + to ile mastar yapısını kullanır. Citizens, encourages fiilinin nesnesidir ve aynı zamanda engage eylemini yapan kişileri belirtir. Bu nedenle bölüm, birinin vatandaşların katılımını teşvik ettiğini veya desteklediğini anlatır. Burada engage in, “etkin biçimde katılmak” anlamındadır. Governments and communities, yurttaşlık yaşamının yönetim ve toplum alanlarını belirtir; ifade yalnızca bunlar hakkında düşünmeyi değil, kamusal ve toplumsal işlere katılmayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi encourage someone to engage in yapısıyla tamamlayın: The library encourages residents ____ local history projects.
Cevabı göster
to engage in
absolute or near absolute power is held by a single individual Kelime
1:37mutlak veya neredeyse mutlak güç tek bir bireyin elindedir
absolute or near absolute power: mesafe değil, derece
Absolute or near absolute power, çok yüksek iki güç derecesini dikkatli biçimde kapsar. Absolute power, anlamlı bir sınırı olmayan güçtür; near absolute power ise neredeyse sınırsız olan, ancak küçük bir kısıtlamayla karşılaşabilen güçtür. Burada near fiziksel mesafeyi değil, dereceyi belirtir. Or iki olasılığı bağlar; böylece tanım hem tamamen sınırsız gücü hem de bu düzeyin hemen altında kalan gücü kapsar.
Alıştırma
Absolute or near absolute power ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Birkaç bağımsız grup arasında eşit biçimde paylaşılan güç.
- Anlamlı sınırları olmayan veya yalnızca çok küçük sınırları bulunan güç.
- Fiziksel olarak başka bir otoriteye yakın bulunan güç.
Cevabı göster
Anlamlı sınırları olmayan veya yalnızca çok küçük sınırları bulunan güç.
who is free to impose their vision on society. Kalıp ifadeler
1:41ve o kişi vizyonunu topluma dayatmakta özgürdür.
is free to impose ... on ...: kısıtlama olmadan dayatmak
Bu yan cümlede be free to do, etkili bir kısıtlama olmadan hareket edebilmek veya buna izinli olmak demektir. Eylemin ücretsiz olduğu anlamına gelmez. Impose A on B, B’yi özgürce seçmek yerine A’yı kabul etmeye zorlamak demektir. İfade bir bütün olarak, toplumu kişisel vizyonuna uymaya zorlayabilecek denetimsiz güce sahip bir kişiyi anlatır; ton eleştireldir ve bu gücü onaylamaz.
Alıştırma
Cümlede is free to impose their vision on society ne anlama gelir?
- Kişi ancak toplum özgürce kabul ettikten sonra bir vizyon önerebilir.
- Kişi, etkili bir kısıtlama olmadan toplumu kişisel bir vizyonu kabul etmeye zorlayabilir.
- Kişi, hiçbir ücret ödemeden topluma bir vizyon sunabilir.
Cevabı göster
Kişi, etkili bir kısıtlama olmadan toplumu kişisel bir vizyonu kabul etmeye zorlayabilir.
the idea of a dictator can sound appealing, Kalıp ifadeler
1:46bir diktatör fikri kulağa cazip gelebilir,
Under certain conditions: bir iddianın kapsamını sınırlamak
Bu cümlede Under certain conditions, ardından gelen iddianın tamamı için bir koşul çerçevesi oluşturur. İddianın her durumda değil, yalnızca belirli koşullar geçerli olduğunda doğru olabileceğini gösterir. Burada under, fiziksel olarak bir şeyin altında olmayı değil, ‘bir durum veya koşullar bütünü içinde’ olmayı anlatır. İfadenin cümle başında kullanılması, ana fikir verilmeden önce analizin kapsamını sınırlar.
Alıştırma
İddianın her zaman doğru olmadığını göstermek için hedef ifadeyi kullanın: ____, the medicine may cause drowsiness.
Cevabı göster
Under certain conditions
can sound appealing: çekici bir ilk izlenim
can sound appealing ifadesinde sound, ardından appealing sıfatını alan bir bağ fiilidir. Bir fikrin, ondan ilk kez söz edildiğini duyan birine çekici gelebileceğini anlatır; fikrin hoş bir ses çıkardığı anlamına gelmez. Bu ifade, fikrin iyi, güvenli veya etkili olduğunu kanıtlamak yerine ilk izlenimi değerlendirir. Bu cümlede konuşan kişi, fikri desteklemeden insanların onu neden çekici bulabileceğini kabul eder.
Alıştırma
Bu cümlede can sound appealing ne anlama geliyor?
- İyi çalıştığı kanıtlanmıştır.
- Başta çekici görünebilir, ancak bu mutlaka iyi bir fikir olduğu anlamına gelmez.
- Hoş bir müzik sesi çıkarır.
Cevabı göster
Başta çekici görünebilir, ancak bu mutlaka iyi bir fikir olduğu anlamına gelmez.
like when a democracy isn't functioning as it should due to corruption, Notlar
1:49tıpkı bir demokrasinin yolsuzluk,
isn't functioning as it should: beklenen standardın altında
isn't functioning as it should ifadesinde function, “çalışmak” veya “görevini yerine getirmek” anlamına gelir. Demokrasi vardır, ancak gerçek işleyişi normal veya uygun standardın altındadır. As it should, gerçek durumu sistemin nasıl çalışmasının beklendiğiyle karşılaştırır. Tekrarı önlemek için function sözcüğünün söylenmediği as it should function biçimi olarak anlaşılabilir. Buradaki should, kişisel bir suçlama değil, beklenen bir standart belirtir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “uygun ve beklenen biçimde” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The school website is online, but it isn't functioning ____.
Cevabı göster
as it should
due to + isim öbeği: neden belirtme
Due to, “-den dolayı” anlamına gelir ve bir şeyin nedenini belirtir. Burada due to corruption, demokrasinin neden gerektiği gibi işlemediğini açıklar. Due to bir edat öbeğidir; bu yüzden ardından isim, isim öbeği, zamir veya -ing biçimi gelir. Kendi öznesi ve fiili bulunan tam bir cümlecik doğrudan ardından gelemez. Açıklamalarda yaygın olan kısa ve öz bir seçenektir; nispeten resmî bağlamlarda da sık kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede nedeni belirtmek için due to doğru kullanılmıştır?
- The museum closed early due to it lost power.
- The museum closed early due to the power went out.
- The museum closed early due to a power outage.
Cevabı göster
The museum closed early due to a power outage.
economic instability, or extreme political polarization. Kelime
1:52ekonomik istikrarsızlık veya aşırı siyasi kutuplaşma nedeniyle gerektiği gibi işlememesi gibi.
extreme political polarization: siyasi kamplar arasında derin bölünme
Extreme political polarization, siyasi grupların veya kampların keskin biçimde karşıt taraflara ayrılması, ortak zeminin ve uzlaşma isteğinin azalması demektir. Extreme, bu bölünmenin çok ciddi olduğunu gösterir. İfade, gruplar arasındaki mesafeye ve düşmanlığa odaklanır. Yalnızca “aşırı siyaset” anlamına gelmez ve her bireyin mümkün olan en radikal görüşleri taşımasını gerektirmez.
Alıştırma
Hangi durum extreme political polarization ifadesini en iyi örnekler?
- Birkaç parti bir vergi önerisi konusunda anlaşamıyor ancak diğer konularda iş birliğini sürdürüyor.
- İki büyük siyasi kamp giderek daha düşmanca davranıyor ve merkezde daha az seçmen kalıyor.
- Küçük bir grup radikal bir politikayı destekliyor.
Cevabı göster
İki büyük siyasi kamp giderek daha düşmanca davranıyor ve merkezde daha az seçmen kalıyor.
people may be willing to give up some democratic rights and freedoms Öbek fiiller
1:58insanlar bazı demokratik hak ve özgürlüklerinden vazgeçmeye istekli olabilirler
may be willing to give up: olasılık, isteklilik ve vazgeçme
may be willing to give up ifadesinde may kesinlik değil, olasılık belirtir. Be willing to, seçim hoş olmasa bile kişinin o seçimi yapmaya hazır olduğunu anlatır. Give up, bir şeye sahip olmayı, onu kullanmayı veya yapmayı bırakmak anlamına gelen bir öbek fiildir. İfade bir bütün olarak, insanların bir değerlendirme sonucunda bir şeyi kaybetmeyi veya bırakmayı kabul edebileceğini anlatır; bunu kesinlikle yapacaklarını söylemez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: To protect their privacy, some users ____ a little convenience.
Cevabı göster
may be willing to give up
Authoritarian-leaning leaders: eğilimi belirtmek için -leaning kullanımı
authoritarian-leaning bileşik sıfatı, otoriter düşünce veya yöntemlere eğilim gösteren liderleri tanımlar. Buradaki leaning fiziksel bir duruşu değil, siyasi veya ideolojik bir yönelimi ifade eder. -leaning eklemek derece bakımından pay bırakır: liderleri mutlaka tamamen otoriter olarak sınıflandırmadan belirgin bir eğilim gösterir. Bileşik ifade leaders sözcüğünden önce geldiği için parçalar kısa çizgiyle bağlanır.
Alıştırma
Bu cümlede Authoritarian-leaning leaders ifadesinin en kesin anlamı nedir?
- Fiziksel olarak bir tarafa eğilmiş liderler.
- Kesin bir sınıflandırma yapılmadan otoriter düşünce veya yöntemlere eğilim gösteren liderler.
- Belirgin bir siyasi tercihi olmayan liderler.
Cevabı göster
Kesin bir sınıflandırma yapılmadan otoriter düşünce veya yöntemlere eğilim gösteren liderler.
present themselves as the ones who can fix everything: bir imaj yansıtmak
Burada present themselves as, başkalarının onları belirli bir şekilde görmesi için kendilerini bilinçli olarak o şekilde göstermeleri veya tanımlamaları demektir. Dönüşlü zamir özneye göre değişir: I present myself, she presents herself ve they present themselves. The ones who can fix everything, öne sürdükleri imajı, yani her sorunu çözebilen kişiler oldukları imajını belirtir. Cümle, liderlerin kendilerini nasıl gösterdiğini aktarır; bu iddianın doğru olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi present oneself as ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: In its campaign, the company tries to ____ a friend of small businesses.
Cevabı göster
present itself as
They distill complex problems into simple talking points Anlatım akışı
2:09Karmaşık sorunları basit konuşma noktalarına indirgerler
distill complex problems into simple talking points: bilgiyi dönüştürmek
Distill A into B, bilgiyi bir dönüşüm olarak düzenler: A karmaşık kaynak, B ise daha kısa ve kullanılabilir sonuçtur. Burada complex problems, simple talking points biçimine sıkıştırılır. Talking points, konuşmalar, röportajlar veya kamu iletişimi için önceden hazırlanmış mesajlar ya da temel ifadelerdir; sıradan sohbet konuları değildir. Distill yararlı bir açıklık sağlamayı ifade edebilir, ancak bu siyasi bağlamda dönüşüm bazı nüansları da ortadan kaldırabilir. Fiil tek başına aldatmak veya aşırı basitleştirmek anlamına gelmez.
Alıştırma
distill A into B yapısını geçmiş zamanda kullanın: Yesterday, the editor ____ a forty-page report ____ three clear recommendations.
Cevabı göster
distilled · into
Some of the most overt authoritarian leaders have taken this strategy, Kelime
2:14En aleni otoriter liderlerden bazıları bu stratejiyi benimsemiştir,
overt authoritarian leaders: otoriterliği açıkça görülen liderler
Burada overt, gizli değil açık ve net biçimde görülebilir anlamına gelir. Otoriter davranışlarını veya yönetim biçimlerini açıkça sergileyen liderleri tanımlar. some of the most overt authoritarian leaders ifadesinde most, bu otoriter niteliğin ne kadar görünür olduğunu derecelendirir. İfade yalnızca çok otoriter anlamına gelmez ve overt, over sözcüğünden ayrı bir sözcüktür.
Alıştırma
Bu cümlede overt authoritarian leaders ifadesi ne anlama geliyor?
- Otoriter yönetimi geride bırakmış liderler.
- Otoriter özellikleri özellikle açık ve belirgin olan liderler.
- Otoriter özelliklerini kasıtlı olarak gizleyen liderler.
Cevabı göster
Otoriter özellikleri özellikle açık ve belirgin olan liderler.
including military dictators who seized control through coups, Kültür
2:18darbeler yoluyla kontrolü ele geçiren askeri diktatörler de dahil,
seized control through coups: darbelerle iktidarı ele geçirdiler
Seized control, iktidarı aniden ve zor kullanarak ele geçirdiler anlamına gelir. Through kullanılan yöntemi gösterir: bu askeri diktatörler darbeler yoluyla kontrolü kazandı. Siyasi haberlerde ve tarih anlatımında coup, genellikle küçük bir grup tarafından gerçekleştirilen ve çoğu zaman askeri güç içeren, hükümet iktidarının ani, yasa dışı veya anayasaya aykırı biçimde ele geçirilmesidir. Coups, coup sözcüğünün çoğuludur.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. coups sözcüğünün /z/ ile, coupes sözcüğünün ise /ps/ ile bitmesine odaklanın.
- I read about three coupes yesterday.
- I read about three coups yesterday.
Cevabı göster
I read about three coups yesterday.
initially asserted himself as a revolutionary hero, Ton ve niyet
2:29başlangıçta kendini devrimci bir kahraman olarak ilan etti,
assert oneself as + rol: etkin biçimde bir kimlik oluşturmak
assert oneself as + rol veya kimlik yapısında assert, kişinin kendisini o konumda güçlü biçimde ortaya koyması veya o konumu edinmesi anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri, bu konumlandırmayı kişinin kendisinin yaptığını gösterir; as ise rolü tanıtır. Bu cümlede kişi, devrimci kahraman şeklindeki kamusal imajını etkin biçimde oluşturmuştur. İfade, bu unvanın başkaları tarafından resmen verildiğini veya doğru kabul edildiğini söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle Lena'nın kendi kamusal rolünü etkin biçimde oluşturduğunu gösterir?
- The committee officially appointed Lena as the group's spokesperson.
- After leading the negotiations, Lena asserted herself as the group's spokesperson.
- Several reporters recognized Lena as the group's spokesperson.
Cevabı göster
After leading the negotiations, Lena asserted herself as the group's spokesperson.
canceling the country's exploitative foreign oil contracts. Kelime
2:32ülkenin sömürücü yabancı petrol sözleşmelerini iptal etti.
exploitative foreign oil contracts: ekonomik bir düzenlemede haksız çıkar
Exploitative, güçlü bir tarafın kendi çıkarı için daha zayıf bir taraftan haksız biçimde yararlandığı bir düzenlemeyi anlatır. Açıkça olumsuz bir değerlendirmedir; petrolün kullanılması veya bir kaynağın geliştirilmesi için kullanılan tarafsız bir sözcük değildir. exploitative foreign oil contracts isim öbeğinde exploitative, sözleşmeleri adaletsiz olarak değerlendirir; öbeğin geri kalanı ise petrol sektöründe yabancı tarafları içeren sözleşmeleri belirtir. Sıfat, sözleşmelerin güç ve çıkarları dağıtma biçimini eleştirir.
Alıştırma
Hangi açıklama exploitative contract ifadesine en uygun anlamı verir?
- Güçlü bir tarafın zayıf taraftan yararlanarak haksız kazanç elde etmesini sağlar.
- Arama faaliyetleriyle ilgilidir ancak adalet konusunda hiçbir şey söylemez.
- Adil ve şeffaf koşullar altında iki tarafa da yarar sağlar.
Cevabı göster
Güçlü bir tarafın zayıf taraftan yararlanarak haksız kazanç elde etmesini sağlar.
the longer ..., the more ...: iki değişimi birbirine bağlamak
the + karşılaştırma biçimi ..., the + karşılaştırma biçimi ... kalıbı iki değişimi birbirine bağlar: birincisi değiştikçe ikincisi de onunla birlikte değişir. Burada, iktidarda kaldığı süre uzadıkça paranoyanın onu daha fazla etkisi altına aldığı anlatılır. Bu kalıptaki iki the, isimlerin önünde kullanılan sıradan artikeller değil, sabit yapı işaretleridir. Her karşılaştırma ifadesi kendi yan cümlesini başlatır: the longer he was in power ve the more riddled with paranoia he became.
Alıştırma
Alıştırma miktarı arttıkça özgüvenin de arttığını anlatacak şekilde cümleyi tamamlayın: ____ you practice, ____ confident you become.
Cevabı göster
The more · the more
riddled with paranoia: mantıksız kuşkuların derin etkisi altında
Be riddled with + isim, zararlı ya da kaygı verici bir şeyin büyük miktarda bulunması veya birini ya da bir şeyi güçlü biçimde etkilemesi demektir. Bu cümlede riddled with paranoia, düşüncelerinin temelsiz kuşku ve korkuların derin etkisi altına girdiğini anlatır. Riddled burada mecazidir; sorunun kişinin ya da şeyin her yanına yayıldığını düşündürür. Bu bağlamda bilmecelerle dolu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede riddled with yaygın bir olumsuz sorunu anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?
- The report was riddled of factual errors.
- The report was riddled with factual errors.
- The report was riddled with useful examples.
Cevabı göster
The report was riddled with factual errors.
he used his position to target and torture opponents, Kalıp ifadeler
2:43muhalifleri hedef almak ve işkence etmek için konumunu kullandı,
used his position to target and torture opponents: muhalifleri hedef almak ve onlara işkence etmek için makamını kullanmak
Use one's position to do something, bir makamın sağladığı yetkiyi, nüfuzu veya erişim imkânını kullanarak harekete geçmek demektir. Buradaki position fiziksel bir konumu değil, makamı veya görevi ifade eder. to target and torture opponents ifadesinde target, insanları düşmanca eylemlerin hedefi olarak seçmek anlamında bir fiildir. Target ve torture aynı to ile bağlanan iki paralel fiildir. Bu eylemler zarar verici olduğu için cümle, bu güç kullanımını bir yetki suistimali olarak sunar; ancak use one's position tek başına her zaman olumsuz değildir.
Alıştırma
Hangi cümle bir yetkilinin eleştirileri bastırmak için makamının gücünü gerçekten kullandığını söylüyor?
- The official was in a position to hear the critics.
- The official marked her position on the map.
- The official used her position to silence critics.
Cevabı göster
The official used her position to silence critics.
embark on campaigns of mass violence against everyday people, Kalıp ifadeler
2:46sıradan insanlara karşı kitlesel şiddet kampanyalarına girişti,
embark on campaigns of mass violence: kitlesel şiddet kampanyaları başlatmak
Embark on + isim, önemli, karmaşık veya uzun sürecek bir eyleme başlamak ve kendini bu eyleme vermek anlamına gelir. Start demenin resmî bir yoludur. Buradaki campaigns yalnızca seçim kampanyalarını değil, düzenli ve sürekli eylem dizilerini ifade eder. Bu nedenle embark on campaigns of mass violence, örgütlü ve büyük ölçekli şiddet eylemlerini başlatmak demektir. Campaigns sözcüğünün çoğul olması, tek ve yalıtılmış bir olaydan ziyade birden fazla sürekli operasyonu düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi bu notta vurgulanan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After two years of planning, the city will ____ a major rebuilding program.
Cevabı göster
embark on
build an enormous personal fortune: çok büyük bir kişisel servet biriktirmek
Build a fortune, genellikle zaman içinde büyük miktarda servet biriktirmek anlamına gelen yaygın bir sözcük birlikteliğidir. Burada enormous miktarın çok büyük olduğunu vurgularken personal, servetin bir devlete veya kuruluşa değil kişiye ait olduğunu belirtir. Buradaki fortune, şans değil, büyük miktarda para veya mal varlığı anlamına gelir. Build, bu serveti oluşturma sürecine ve sonucuna dikkat çeker.
Alıştırma
Hangi cümle bir kişinin yıllar içinde çok büyük bir kişisel servet biriktirdiğini anlatır?
- She built an enormous personal fortune through decades of successful investments.
- She made money at a one-day neighborhood sale.
- She inherited a fortune from her aunt.
Cevabı göster
She built an enormous personal fortune through decades of successful investments.
Other modern dictators were initially elected democratically, Kalıp ifadeler
2:53Diğer modern diktatörler başlangıçta demokratik yollarla seçildiler,
then strategically accumulated power Kalıp ifadeler
2:57ardından otoriter kontrol biçimlerini benimseyerek
by embracing authoritarian forms of control. Kalıp ifadeler
2:59stratejik olarak güç biriktirdiler.
initially elected democratically: ilk aşamayı belirtmek
Initially, seçimi bir zaman çizelgesinin ilk aşamasına yerleştirir. Then ile sunulan sonraki değişime zemin hazırlar: önce demokratik bir süreçle göreve geldiler, ardından otoriter yollarla güç biriktirdiler. Elected democratically ifadesinde democratically, seçimin nasıl gerçekleştiğini açıklayan bir zarftır. Daha sonraki yönetimlerinin de demokratik kaldığını söylemez.
Alıştırma
Initially elected democratically ifadesinin en doğru yorumu hangisidir?
- Görevde kaldıkları sürenin tamamında demokratik biçimde yönettiler.
- Seçim yapılmadan iktidara geldiler.
- İlk olarak demokratik bir süreçle göreve geldiler, ancak bu ifade daha sonraki yönetimlerinin tamamını açıklamaz.
Cevabı göster
İlk olarak demokratik bir süreçle göreve geldiler, ancak bu ifade daha sonraki yönetimlerinin tamamını açıklamaz.
strategically accumulated power: zaman içinde bilinçli biçimde güç toplamak
Accumulated power, yetkinin zaman içinde kademeli olarak arttığı veya tek elde toplandığı anlamına gelir. Burada accumulate soyut bir nesne alır: power da wealth, evidence veya influence gibi adım adım birikebilir. Strategically, bu artışın rastlantısal değil, planlı ve amaçlı olduğunu gösterir. Bütün ifade, gücü bilinçli bir eylemler dizisiyle elde edilen bir şey olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle, birinin zaman içinde bilinçli olarak güç topladığını en açık biçimde anlatır?
- After the election, the director immediately resigned from every position.
- Over several years, the director strategically accumulated power by placing allies in key positions.
- At noon, the director was given a temporary badge for one meeting.
Cevabı göster
Over several years, the director strategically accumulated power by placing allies in key positions.
embracing authoritarian forms of control: kısıtlayıcı denetim yöntemlerini etkin biçimde benimsemek
Burada embracing, embrace fiilinin soyut anlamıdır: bir düşünceyi veya uygulamayı etkin biçimde kabul etmek, desteklemek ya da benimsemek. Bir şeyi fiziksel olarak kolların arasına almayı anlatmaz. Embracing authoritarian forms of control, yetkiyi merkezileştiren ve güçlü bir itaat talep eden, çoğu zaman muhalefeti veya seçim imkânını sınırlayan denetim yöntemlerini seçmek anlamına gelir. -ing biçimi, kullanılan yöntemi belirtmek için önceki by sözcüğünden sonra gelir.
Alıştırma
Bu cümlede embracing authoritarian forms of control ne anlama gelir?
- Bu yöntemleri kabul etmeden gözlemlemek
- Kuralları uygulayan kişilere fiziksel olarak sarılmak
- Son derece merkezileşmiş ve kısıtlayıcı denetim yöntemlerini etkin biçimde benimsemek
Cevabı göster
Son derece merkezileşmiş ve kısıtlayıcı denetim yöntemlerini etkin biçimde benimsemek
Italy's Benito Mussolini and Germany's Adolf Hitler, for example,
3:03Örneğin İtalya'dan Benito Mussolini ve Almanya'dan Adolf Hitler,
gained popularity during waves of mass discontent. Deyimler
3:07kitlesel hoşnutsuzluk dalgaları sırasında popülerlik kazandılar.
waves of mass discontent: tekrarlanan kitlesel hoşnutsuzluk dalgaları
waves of mass discontent ifadesindeki waves, yükselen, yayılan ve çok sayıda insanı etkileyen geniş çaplı toplumsal duyguları anlatan bir mecazdır. Mass discontent, halk arasında yaygın olan hoşnutsuzluk demektir. Çoğul waves, bu hoşnutsuzluğu gerçek deniz hareketleri olarak değil, tekrarlanan yükselişler veya ayrı evreler olarak sunar. Böylece dönem, yaygın toplumsal hoşnutsuzluğun tekrar tekrar ortaya çıkmasıyla tanımlanır.
Alıştırma
Hangi cümlede wave, geniş çaplı bir toplumsal eğilimi anlatan mecaz olarak doğal biçimde kullanılmıştır?
- One person quietly disliked the rule, so it was a wave of discontent.
- The new law sparked a wave of public protests.
- The swimmer watched a wave break near the shore.
Cevabı göster
The new law sparked a wave of public protests.
Both channeled economic woes into racist rhetoric and embraced fascism, Notlar
3:11Her ikisi de ekonomik sıkıntıları ırkçı söylemlere yönlendirdi ve faşizmi benimsedi,
channel A into B: ekonomik sıkıntıları ırkçı söyleme yönlendirmek
channel A into B kalıbı bilgiyi iki bölüm halinde düzenler: A kaynak veya malzemedir, B ise bunun yöneltildiği çıkış ya da sonuçtur. Bu cümlede economic woes kullanılan kaynağı, racist rhetoric ise bu sorunların yönlendirildiği söylem türünü oluşturur. Fiil, bir aktörün ekonomik zorluklara ilişkin kaygıyı bilinçli olarak başka bir yöne çevirdiğini belirtir; ekonomik sorunların kendiliğinden ırkçı dile dönüştüğünü söylemez. Woes ciddi zorlukları anlatan resmî bir sözcüktür. Rhetoric ise burada ikna etmeyi amaçlayan kamusal dili ifade eder ve eleştirel bir manipülasyon iması taşır.
Alıştırma
Cümleyi channel A into B kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Yesterday, the coach ____ the team's frustration ____ focused training.
Cevabı göster
channeled · into
of one nation or race above all others.
3:19diğerlerinin üzerinde yücelten bir otoriterlik türüdür.
fascism: belirli bir siyasi ideoloji
Fascism, belirli bir aşırı sağcı otoriter ideoloji ve siyasi harekettir. Genellikle aşırı milliyetçiliği iktidarın merkezileşmesi ve muhalefetin bastırılmasıyla birleştirir; ulusun veya kayırılan ulusal ya da ırksal bir grubun diğer gruplardan ve bireysel haklardan önce gelmesi gerektiğini savunur. Bu cümlede ardından gelen a type of authoritarianism... eş görevli ifadesi, burada gereken asgari tanımı verir. Faşizm daha geniş otoriterlik kategorisinin içindedir; ancak bu sözcük her katı kural, güçlü lider veya otoriter sistem için kullanılmamalıdır.
Alıştırma
Bu kullanım doğru mu? A school introduced a strict uniform policy, so the policy is fascism.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
exalts ... above all others: bir grubu en üst sıraya koymak
Exalt fiili, birini veya bir şeyi önem, onur ya da hayranlık bakımından çok yüksek bir düzeye çıkarmak anlamına gelir. Buradaki exalts the importance of one nation or race ifadesi, bu ideolojinin söz konusu ulus veya ırkı olağanüstü önemli gördüğünü anlatır. Exalt A above B kalıbı bir değer sıralaması oluşturur: A, önem veya statü bakımından B’nin üzerine yerleştirilir. Bu nedenle above all others, fiziksel olarak yukarıda olmayı değil, “diğer tüm ulus veya ırklardan daha önemli olmayı” ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi resmî exalt A above B kalıbıyla tamamlayın: The doctrine ____ one group ____ all others.
Cevabı göster
exalts · above
Once in office: bir makama gelip yetkiyi devraldıktan sonra
Burada Once in office, “kamu görevini elde edip görevi yürütmeye başladıktan sonra” demektir. Office, birinin çalıştığı oda değil, resmî makamı veya yönetme yetkisini ifade eder. Bu ifade, once they were in office zaman yan cümlesinin kısaltılmış biçimidir. Anlatıyı kişinin iktidara geldikten sonraki döneme taşır ve genellikle o kişinin görevdeyken ne yaptığını tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “kamu görevine geldikten sonra” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____, the governor appointed an independent ethics officer.
Cevabı göster
Once in office
such leaders gradually dismantled checks on their power, Kültür
3:24bu tür liderler, güçleri üzerindeki denetimleri kademeli olarak ortadan kaldırdılar,
gradually dismantled checks on their power: yetki üzerindeki sınırlamaları kaldırmak
Bu siyasi bağlamda checks on their power, liderlerin yapabileceklerini sınırlayan veya denetleyen kurumları, kuralları ve süreçleri ifade eder. Checks, kısıtlamalar veya dengeleyici mekanizmalar; power ise siyasi yetki demektir. Dismantled mecaz anlamdadır: Liderler, bir yapıyı parçalar gibi bu güvenceleri parça parça zayıflatmış veya ortadan kaldırmıştır. Gradually, sürecin yavaş ve aşamalı olduğunu açıkça belirtir.
Alıştırma
The leaders gradually dismantled checks on their power cümlesini en doğru biçimde yeniden ifade eden seçenek hangisidir?
- They repeatedly tested whether their authority was effective.
- They slowly gave the courts all of their authority.
- They slowly removed restraints on their authority.
Cevabı göster
They slowly removed restraints on their authority.
including removing judges who might rule against them, Kalıp ifadeler
3:27aleyhlerinde karar verebilecek yargıçları görevden almak,
rule against them: aleyhlerine hukuki karar vermek
Burada rule, hukuk dilinde kullanılan bir fiildir ve bir yargıcın ya da mahkemenin resmî karar vermesi anlamına gelir. Rule against ifadesinden sonra bir kişi veya taraf geldiğinde, kararın o tarafın iddiasını ya da tutumunu desteklemediği anlaşılır. Bu cümlede might, kararın yalnızca bir olasılık olduğunu gösterir. İfade sadece “onlara karşı çıkmak” anlamına gelmez; olumsuz bir karar da her zaman ceza davasında suçlu bulunmak demek değildir.
Alıştırma
Yargıcın şirketin aleyhine karar verebileceğini anlatan ve rule ile başlayan bir ifadeyle cümleyi tamamlayın: The judge may ____ the company if the evidence is convincing.
Cevabı göster
rule against
or refusing to acknowledge unfavorable election results. Kalıp ifadeler
3:32veya aleyhte seçim sonuçlarını kabul etmeyi reddetmek de dahil.
refusing to acknowledge unfavorable election results: aleyhteki seçim sonuçlarını tanımayı reddetmek
refuse to + fiilin yalın hâli yapısı, bir şeyi yapmayı bilinçli olarak reddetmek anlamına gelir. Burada acknowledge election results, seçim sonuçlarının gerçek veya geçerli olduğunu açıkça tanımak demektir. unfavorable ise sonuçların kişinin çıkarlarına ters olduğunu ya da kişinin kaybettiğini gösterdiğini belirtir. Sonuçları tanımayı reddetmek, onları sadece beğenmemekten veya onlardan söz etmemekten daha güçlüdür. Yalnızca sonuçlara katılmamak değil, sonuçları tanımamak anlamına gelir.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? The candidate acknowledged the result. cümlesinde acknowledged, adayın sonucu mutlaka onayladığı ve beğendiği anlamına gelir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
dissenting voices: egemen görüşe karşı çıkan insanlar ve görüşler
Bu cümlede dissenting voices, hem karşıt görüşlerini ifade eden insanları hem de onların dile getirdiği görüşleri anlatır. Voices burada mecazidir; birinin sesinin tınısını değil, görüşleri veya bu görüşleri dile getiren kişileri ifade eder. Dissenting, egemen, resmî veya güçlü bir konuma karşı çıkma anlamını ekler. Bu nedenle punish dissenting voices, insanları o konuma karşı konuştukları için bastırmayı ima eder.
Alıştırma
Cümlede dissenting voices neyi ifade ediyor?
- Onaylanmış konumu tekrarlayıp savunan insanlar.
- Ses perdesi alışılmadık olan konuşmacılar.
- Egemen bir konuma açıkça karşı çıkan insanlar veya görüşler.
Cevabı göster
Egemen bir konuma açıkça karşı çıkan insanlar veya görüşler.
dictators are often surrounded with yes-men Deyimler
3:39diktatörler genellikle, uzmanlıktan ziyade sadakata dayalı olarak terfi eden
surrounded with yes-men: eleştirel düşünmeyen takipçilerle çevrili
Yes-man, güçlü bir kişiyi memnun etmek veya çatışmadan kaçınmak için dürüst eleştiri sunmak yerine sürekli onunla aynı fikirde olan kişidir. Düzensiz çoğul biçimi yes-men şeklindedir. Burada surrounded with yes-men, diktatörlerin çevrelerinde çoğunlukla bu tür eleştirel düşünmeyen takipçiler bulundurduğu anlamına gelir. İfade son derece olumsuzdur ve gücün bağımsız tavsiyeleri engellediğini ima eder.
Alıştırma
Bir lider için surrounded with yes-men denmesi ne anlama gelir?
- Bir anket sorusuna evet yanıtı veren insanlar.
- Bir liderin kararlarına düzenli olarak karşı çıkan danışmanlar.
- Güçlü bir kişiye sürekli katılan, eleştirel düşünmeyen takipçiler.
Cevabı göster
Güçlü bir kişiye sürekli katılan, eleştirel düşünmeyen takipçiler.
who are promoted based on loyalty over expertise. Anlatım akışı
3:41evet efendimci kişilerle çevrilidirler.
based on loyalty over expertise: A over B ile öncelik belirtme
based on, terfi kararında kullanılan ölçütü gösterir. loyalty over expertise ifadesindeki A over B yapısı iki seçeneği öncelik sırasına koyar: A'ya B'den daha fazla ağırlık verilir. Bu nedenle sadakat, uzmanlıktan daha önemli kabul edilir. Buradaki over, fiziksel bir konumu değil, seçim veya öncelik ilişkisini düzenler. Kısa A over B yapısı, bir kararda hangi değerin öne çıkarıldığını gösterebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede A over B yapısı ilk değerin tercih edildiğini gösterir?
- The lamp hangs over the table.
- The team chose reliability over speed.
- We talked for over an hour.
Cevabı göster
The team chose reliability over speed.
Ultimately wreaking incalculable economic, Kalıp ifadeler
3:45Sonuç olarak, hesaplanamayan ekonomik,
wreaking incalculable ... costs: ölçülemeyecek kadar büyük zarara yol açmak
Wreak, ciddi derecede zararlı bir şeye yol açmak demektir. Burada wreaking, costs sözcüğünü nesne olarak alır ve ekonomik, toplumsal ve çevresel zararları önceki eylemlerin nihai sonucu olarak sunar. Incalculable, costs sözcüğünü güçlendirir: Bu bedeller güvenilir biçimde tahmin edilemez ya da ölçülmesi zor olacak kadar büyüktür. Ultimately, bunun en sonunda ortaya çıkan sonuç olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede wreak doğal biçimde kullanılmıştır?
- She wreaked a sandwich for lunch.
- The new park wreaked happiness in the neighborhood.
- The cyclone wreaked havoc across the island.
Cevabı göster
The cyclone wreaked havoc across the island.
But these costs can also be hidden from view. Kalıp ifadeler
3:51Ancak bu maliyetler gözden de gizlenebilir.
be hidden from view: gözden ya da kamuoyunun bilgisinden uzak
Bu cümlede be hidden from view, “görünmemek” veya “insanların dikkatine sunulmamak” anlamına gelir. View burada “görüş” değil, görülebilen ya da kamuoyu tarafından bilinebilen alan demektir. İnsanlar bu maliyetleri kolayca göremese veya fark edemese de maliyetler gerçek olabilir. Edilgen be hidden yapısı, maliyetlerin görünmez durumda olmasına odaklanır. Kasıtlı bir gizlemeyi düşündürebilir; ancak tek başına bunları kimin gizlediğini belirtmez veya kasıt olduğunu kanıtlamaz. Bu ifade fiziksel nesneler için ve mecazen kamuoyunun bilgisinden uzak tutulan gerçekler, kanıtlar, maliyetler ya da sorunlar için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “insanların göremeyeceği veya öğrenemeyeceği yerde tutulmuş” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The extra fees were ____ until customers reached the final payment screen.
Cevabı göster
hidden from view
build up cults of personality: zamanla lider tapınması oluşturmak
Build up, bir şeyi zaman içinde oluşturmak ve güçlendirmek demektir. Burada diktatörler yalnızca hayranlık görmez; propaganda, tekrarlanan övgüler, semboller, törenler veya bilgi kontrolü yoluyla bu hayranlığı zaman içinde besler. Cult of personality, tek bir lidere yönelik abartılı kamusal bağlılığı örgütleyen ve o kişiyi olağanüstü, eleştirilmesi zor ya da kabul edilemez biri olarak gösteren siyasi bir sistemdir. Buradaki cult yalnızca dinî bir tarikatı değil, örgütlü lider tapınmasını ifade eder. Çoğul cults, genelleme yapan çoğul özne Dictators ile uyumludur: farklı diktatörler kendi çevrelerinde ayrı sistemler kurabilir.
Alıştırma
Siyasi bir tartışmada cult of personality ne anlama gelir?
- her diktatörün resmen katılması gereken dinî bir kuruluş
- bir siyasetçinin popülerliğinin olağan biçimde artması
- bir lideri sistemli biçimde yücelten ve eleştiriyi caydıran bir sistem
Cevabı göster
bir lideri sistemli biçimde yücelten ve eleştiriyi caydıran bir sistem
by minimizing negative coverage and pushing positive propaganda Anlatım akışı
3:57olumsuz haberleri en aza indirerek ve onları güçlü veya kahraman olarak sunan
minimizing negative coverage and pushing positive propaganda: olumsuz haberleri azaltıp olumlu propaganda yaymak
by sözcüğünden sonraki iki paralel -ing öbeği, imajın nasıl kontrol edildiğini açıklar. Minimizing negative coverage, olumsuz medya haberlerinin miktarını, görünürlüğünü veya etkisini azaltmak; pushing positive propaganda ise lehte ve tek taraflı mesajları etkin biçimde yaymak demektir. Bu iki eylem, stratejiyi birbirini tamamlayan iki hamle halinde düzenler: zarar verici bilgileri bastırmak ve yararlı bilgileri öne çıkarmak. Burada coverage haber yapılması, push ise bir şeyi fiziksel olarak itmek yerine tanıtmak veya yaymak anlamındadır.
Alıştırma
İki paralel eylemi en iyi hangi cümle başka şekilde ifade eder?
- Olumsuz haberleri azalttılar ve lehte mesajları etkin biçimde yaydılar.
- Gazetelerin üstünü fiziksel olarak kapatıp onları masanın üzerinde ittiler.
- Her tür haberi artırıp resmî mesajları yayımlamayı bıraktılar.
Cevabı göster
Olumsuz haberleri azalttılar ve lehte mesajları etkin biçimde yaydılar.
presents them as strong or heroic: onları güçlü ya da kahraman olarak göstermek
present + nesne + as + sıfat veya isim öbeği kalıbı, nesneyi belirli bir şekilde tasvir etmek anlamına gelir. Them nesnedir; strong or heroic ise izleyicinin kabul etmesi amaçlanan imajı açıklar. Burada present, fiziksel olarak orada bulunan birini tanıştırmak değil, sözler, görüntüler veya hikâye anlatımı yoluyla tasvir etmek anlamındadır. Kalıp bir sunuluş biçimini anlatır ve bunun doğru olduğunu garanti etmez.
Alıştırma
Cümleyi present fiiliyle ve present + nesne + as kalıbıyla tamamlayın. Geniş zaman kullanın: The documentary ____ the mayor ____ a fearless reformer.
Cevabı göster
presents · as
This can make it almost impossible to accurately measure their success. Dilbilgisi
4:04Bu, başarılarını doğru bir şekilde ölçmeyi neredeyse imkansız hale getirebilir.
make it almost impossible to accurately measure: biçimsel nesne it
Kalıp make + it + sıfat + to-infinitive şeklindedir. Burada it biçimsel nesnedir: make'den sonraki nesne konumunu doldurur; asıl değerlendirilen eylem ise to accurately measure their success ifadesidir. almost impossible, bu eylemin ne kadar zor hâle geldiğini anlatır. almost, ifadeyi impossible kadar mutlak olmaktan çıkarır: ölçüm tamamen olanaksız değildir, ancak son derece zordur.
Alıştırma
Biçimsel nesneyi tamamlayın: Clear labels make ____ easier to compare the two charts.
Cevabı göster
it
Did Mussolini really make the trains run on time? Kültür
4:08Mussolini trenlerin gerçekten zamanında çalışmasını sağladı mı?
make the trains run on time: verimlilik mitini sorgulamak
make the trains run on time ifadesi, Benito Mussolini'nin İtalya'daki yönetimi hakkındaki ünlü bir iddiaya gönderme yapar: propaganda, demiryolu hizmetinin zamanında işlemesini onun rejimine mal etmiştir. Bu iddia, otoriter bir yöneticinin en azından düzen ve verimlilik sağlayabileceği düşüncesinin kısa bir anlatımı hâline gelmiştir. Did ... really ...? yapısında konuşan kişi yalnızca tren tarifesini sormaz. really kuşku belirtir ve sık sık tekrarlanan bu başarının kanıtlanıp kanıtlanamayacağını sorar. Bu yüzden cümle Mussolini'yi övmek yerine daha geniş kapsamlı verimlilik mitini sorgular.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı: Bu soru, Mussolini made the trains run on time iddiasını kanıtlanmış bir başarı olarak ele alır.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
It's hard to know, since he would have punished those who said otherwise. Notlar
4:11Bilmek zor, çünkü aksini söyleyenleri cezalandırırdı.
would have punished: geçmişte varsayımsal bir sonuç
Would have + fiilin üçüncü hâli, geçmişteki gerçek dışı veya varsayımsal bir durumun sonucunu gösterir. Burada would have punished, biri farklı bir görüş belirtseydi cezanın beklenen sonuç olacağı anlamına gelir. Cümle yalnızca geçmişteki bir zamandan sonra gerçekleşecek bir olayı anlatmaz. Geçmişteki bir koşul ve onun olası sonucu hakkında akıl yürütür; tek başına belirli bir cezanın gerçekten verildiğini ileri sürmez.
Alıştırma
Would have ve punish fiilinin üçüncü hâliyle geçmişteki varsayımsal sonucu tamamlayın: If the guards had heard the protest, the ruler ____ the speakers.
Cevabı göster
would have punished
who said otherwise: farklı bir iddia ifade etmek
who said otherwise ifadesinde who, kişileri belirleyen bir ilgi yan cümlesi başlatır; otherwise ise 'daha önce belirtilen görüşten farklı veya ona karşıt bir şey'in yerini tutar. Böylece karşıt iddianın tamamını tekrarlamak gerekmez. Bu kullanım think, believe ve suggest gibi fiillerden sonra da görülür. Karşı çıkılan düşüncenin ne olduğunu çevredeki bağlam sağlar.
Alıştırma
'Bu iddiadan farklı bir şey' anlamındaki tek kelimelik karşılığı kullanarak tamamlayın: Everyone called the plan safe, but the test results said ____.
Cevabı göster
otherwise
While some modern dictators have brought modest growth to their nations' economies and industries, Anlatım akışı
4:16Bazı modern diktatörler ülkelerinin ekonomilerine ve endüstrilerine mütevazı bir büyüme getirmiş olsa da,
most have enriched the few and left widespread destruction in their wake. Deyimler
4:21çoğu azınlığı zenginleştirdi ve arkalarında yaygın bir yıkım bıraktı.
While some ..., most ...: ana iddiadan önce sınırlı bir noktayı kabul etmek
Burada while, “bir şey olurken” değil, “-mesine rağmen” anlamındadır. While ile başlayan yan cümle sınırlı bir noktayı kabul eder: bazı diktatörler sınırlı bir büyüme sağlamıştır. Most ile başlayan ana cümle ise yazarın daha güçlü biçimde vurguladığı genel yargıyı verir. Bu ödünleme yapısı, önce sınırlı bir istisnayı kabul edip ardından ana iddiayı belirterek savı düzenler. Some, modest ve most gibi sözcükler iki tarafa ne kadar ağırlık verildiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede while, sınırlı bir yararı kabul ettikten sonra temel olumsuz yargıyı belirtmek için ödünleme anlamında kullanılmıştır?
- While the update fixed one minor bug, it caused several serious failures.
- While the app loads, a logo appears on the screen.
- While the report was being printed, we waited outside.
Cevabı göster
While the update fixed one minor bug, it caused several serious failures.
leave destruction in their wake: geride yıkıcı sonuçlar bırakmak
In their wake, hareket eden bir teknenin arkasında bıraktığı iz görüntüsünü kullanır. Buradaki kullanım mecazidir: diktatörlerin eylemleri sonuç olarak arkalarında yaygın bir yıkım bırakmıştır. Yeniden kullanılabilen kalıp leave + sonuç + in one’s wake şeklindedir. One’s, sonuçtan sorumlu kişi ya da şeye göre değişir: in his wake, in their wake veya in its wake. Burada wake bir isimdir ve “uyanmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak in its wake ifadesiyle tamamlayın: The tornado crossed the county, leaving damaged homes ____.
Cevabı göster
in its wake
Even so-called benevolent dictators, whose regimes lacked overt violence, Kelime
4:26Rejimlerinde açık şiddet bulunmayan sözde iyi niyetli diktatörler bile,
Even so-called benevolent dictators: bir etiketi sorgulamak
Bu ifadede so-called, yazarın benevolent etiketini bütünüyle kabul etmeden aktardığını gösterir. İfadeyle arasına mesafe koyar ve şüphe ya da eleştiri belirtebilir: Bu diktatörler benevolent olarak tanımlanıyor olabilir, ancak yazar bu tanımı gerçekten hak edip etmediklerini sorgular. Even ifadeye ödünleyici bir anlam katar: Yazar, görünüşte daha az zararlı olan bu grubun bile istisna olmadığını söyler. Benevolent sözcüğünü yazarın tarafsız onayı olarak değil, tartışmalı bir etiket olarak okuyun.
Alıştırma
“The so-called quick fix created three new problems.” cümlesinde so-called nasıl bir tutum ifade ediyor?
- Konuşan, çözümün quick fix etiketini hak edip etmediğini sorguluyor.
- Konuşan, quick fix ifadesini tarafsız bir tanım olarak tamamen kabul ediyor.
- Konuşan, çözümü kimin icat ettiğini belirtiyor.
Cevabı göster
Konuşan, çözümün quick fix etiketini hak edip etmediğini sorguluyor.
stand accused of: bir suçlamayla karşı karşıya olmak
Stand accused of, “bir suçlamayla karşı karşıya bulunmak” demektir. Burada stand fiziksel bir duruşu anlatmaz; suçlamayı bir kişinin veya kuruluşun kamuoyu önündeki mevcut durumu olarak sunar. Kalıp stand accused of + isim veya -ing biçimidir: stand accused of corruption; stand accused of censoring journalists. Bir iddianın bulunduğunu bildirir, suçluluğun kanıtlandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Resmî haber cümlesini tamamlayın. stand accused of ifadesini doğru biçimde kullanın: The official ____ hiding public records.
Cevabı göster
stands accused of
and limiting the rights and freedoms of citizens.
4:33ve vatandaşların hak ve özgürlüklerini kısıtlamakla suçlanıyorlar.
Back to ancient Rome.: önceki konuya dönüş sinyali
Back to ancient Rome. eksiltili bir konu geçişidir ve Let's return to our earlier discussion of ancient Rome. ifadesine yakın bir anlam taşır. Birinin fiziksel olarak Roma'ya gittiğini bildirmek yerine dinleyiciyi yeniden ele alınacak konuya yönlendirir. Back to + ad öbeği, daha önce sözü edilen bir kişiye, soruya, örneğe veya döneme hızla dönmeyi sağlar. back to sonrasındaki ad öbeğini konuşmacının yeniden ele alacağı konu olarak yorumlayın.
Alıştırma
Hangi cümlede Back to ... daha önceki bir konuya dönmek için geçiş ifadesi olarak kullanılmıştır?
- The back of the chair is broken.
- We drove back to the hotel after dinner.
- Back to our original question: why did the lights go out?
Cevabı göster
Back to our original question: why did the lights go out?
Perhaps the most important dimension of Cincinnatus's legendary benevolent dictatorship
4:38Belki de Cincinnatus'un efsanevi iyi niyetli diktatörlüğünün en önemli boyutu,
is not that ..., but that ... ile odağı değiştirmek
is not that A, but that B kalıbı, is sözcüğünden sonra that ile başlayan iki paralel yan cümle getirir. Önce A'yı ana nokta olmaktan çıkarır, ardından asıl dikkat edilmesi gereken nokta olarak B'yi sunar. A'yı ana nokta olmaktan çıkarmak, A'nın mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmez. Bu cümlede onun tüm gücü elinde tuttuğu gerçektir; konuşmacı dikkat çekici olanın bu güçten vazgeçmesi olduğunu söyler. Bu kalıbı, dinleyicinin neye odaklanması gerektiğini düzeltmek için kullanın.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak ve odağı fiyattan gecikmeye taşımak için not that ..., but that ... kullanın: The real problem is ____ the repair is expensive, ____ it will take three weeks.
Cevabı göster
not that · but that
gave it up: yetkiden vazgeçti
Give something up, bir şeyi artık elinde tutmamak, kullanmamak ya da korumaya çalışmamak anlamına gelir. Burada gave it up, yalnızca on altı gün sonra it zamirinin gönderme yaptığı tüm yetkiden vazgeçtiği anlamındadır; bir şeyi yukarı doğru vermek değildir. Give up ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse zamiri give ile up arasına koyun: gave it up; gave up it değil.
Alıştırma
Cümleyi give up ifadesinin geçmiş zaman biçimi ve zamirin doğru konumuyla tamamlayın: The app was taking too much of her time, so she ____.
Cevabı göster
gave it up
stepped down: resmî bir görevden ayrıldı
Step down, özellikle liderlik veya yetki içeren resmî bir görevden ayrılmak anlamına gelir. Bu cümlede emekli olmadan önce güçlü konumundan ayrılmasını anlatır; fiziksel olarak daha alçak bir basamağa inmesini değil. Bu ifade tek başına kararın tamamen gönüllü olduğunu söylemez. Bağlam, birinin kendi isteğiyle ya da baskı altında stepped down ettiğini gösterebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede step down resmî bir görevden ayrılmak anlamında kullanılmıştır?
- Nora stepped down as committee chair after the vote.
- Nora stepped down from the stage after the speech.
- Nora stepped down onto the lower stair for the photo.
Cevabı göster
Nora stepped down as committee chair after the vote.
His willingness to relinquish control to the Senate Kalıp ifadeler
4:56Kontrolü Senato'ya bırakma isteği,
willingness to relinquish control to the Senate: kontrolü Senatoya bırakma isteği
Willingness to do something, bir kişinin harekete geçmeye hazır veya bunu gönüllü olarak yapmaya niyetli olduğunu anlatır. Burada değerlendirilen yalnızca kontrolü bırakma eylemi değil, kişinin bunu yapma isteğidir. Relinquish control to the Senate, kontrolü elinde tutmaktan vazgeçip Senatoya devretmek demektir. Relinquish, share sözcüğünden daha güçlüdür; kişinin artık bu kontrolü elinde tutmayacağını belirtir. Vurgulanan ifadenin tamamı, daha uzun bir cümlede özne olabilen bir isim öbeğidir.
Alıştırma
Hangi cümle, kurucunun kontrolü elinde tutmayı bırakıp onu başka bir kuruma resmî olarak devredeceğini söylüyor?
- The founder agreed to share control with the new board.
- The founder agreed to relinquish control to the new board.
- The founder agreed to delegate routine decisions to the new board.
Cevabı göster
The founder agreed to relinquish control to the new board.
was as important to the common good as his ability to fend off invaders. Notlar
4:59işgalcileri savuşturma yeteneği kadar kamu yararı için de önemliydi.
as important to the common good as ...: kamu yararı açısından ... kadar önemli
as + adjective + as kalıbı iki şeyi karşılaştırır ve derecelerinin eşit olduğunu söyler. as important to the common good as ... ifadesinde ilk as, important çevresindeki derece yapısını kurar; ikinci as ise karşılaştırılan unsuru tanıtır. Burada to the common good ölçütü verir: Her unsurun toplumun bütününe ne kadar yarar sağladığı. Yapı, daha önce belirtilen özne ile onun istilacıları püskürtme yeteneğinin bu ölçüte göre eşit derecede önemli olduğunu söyler; iki unsurun aynı işleve sahip olduğunu söylemez.
Alıştırma
İki şeyin eşit derecede önemli olduğunu söylemek için cümleyi as important ... as ile tamamlayın: Clear instructions are ____ good tools for workplace safety.
Cevabı göster
as important as
fend off: bir tehdide karşı koymak veya onu savuşturmak
Fend off, bir tehdide karşı koymak, onu püskürtmek ya da başarılı olmasını önlemek anlamına gelen geçişli bir öbek fiildir. fend off invaders ifadesinde nesne olan invaders, karşı konulan tehdidi belirtir. Nesne, fend off criticism veya fend off competition örneklerinde olduğu gibi soyut bir baskı da olabilir. fend off ifadesini tek bir birim olarak düşünün; off burada ayrı bir yön bildirmez, öbek fiilin parçasıdır.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve 'bir tehdide karşı koymak' anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The new security system helped the bank ____ repeated cyberattacks.
Cevabı göster
fend off
In practice, no modern dictator has lived up to this ideal. Notlar
5:04Pratikte hiçbir modern diktatör bu ideale ulaşamadı.
In practice: teoriden gerçeğe geçiş
In practice, 'bir şey gerçekten yapıldığında veya uygulandığında' anlamına gelen ve cümle başında kullanılan bir zarf ifadesidir. Burada ideal bir ölçütten gerçek kayıtlara geçiş yaparak gerçekliğin bu idealle uyuşmadığını gösterir. Buradaki practice, tekrarlanan alıştırmayı değil, gerçek hayattaki uygulamayı ifade eder. Bu ifade çoğu zaman in theory veya on paper ile karşılaştırılır.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve gerçek sonucu tanıtan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The plan seems efficient in theory, but ____, it creates more paperwork.
Cevabı göster
in practice
has lived up to this ideal: bir idealin gerektirdiği düzeye ulaşmak
Burada live up to, bir idealin gerektirdiği düzeye ulaşmak demektir. Bir standarda göre performansı değerlendiren mecazi bir ifadedir; bir yerde yaşamak anlamına gelmez. has lived, present perfect yapısındadır. no modern dictator ile birlikte, bugüne kadar hiçbir modern diktatörün bu ideale ulaşmadığını bildirir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve beklenen standardı karşılamak anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The sequel was highly anticipated, but it has not ____ audience expectations.
Cevabı göster
lived up to
Dictators don't willingly walk away from power. Öbek fiiller
5:08Diktatörler iktidardan kendi istekleriyle uzaklaşmazlar.
walk away from power: iktidardan gönüllü olarak vazgeçmek
walk away from power ifadesinde walk away from mecazi anlamdadır. Kişinin elinde tutabileceği bir şeyi gönüllü olarak bırakması veya ondan vazgeçmesi demektir; yalnızca yürüyerek uzaklaşmayı anlatmaz. willingly bu gönüllü seçimi daha da vurgular: Cümle, diktatörlerin genellikle kontrolü kendi istekleriyle teslim etmediğini söyler.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve gönüllü olarak vazgeçmek veya reddetmek anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The buyer disliked the new conditions and decided to ____ the deal.
Cevabı göster
walk away from
continuously crave more: sürekli ve yoğun biçimde daha fazlasını arzulamak
Bu cümlede crave, yalnızca want değil, “çok güçlü biçimde istemek” anlamına gelir. Continuously bu arzunun sürdüğünü gösterirken more, daha önce elde edilenlerin hiçbir zaman yeterli olmadığını ima eder. Burada more, daha fazla güç anlamındadır. İfade, güç arzusunu yoğun ve doyurulması zor bir istek olarak sunar; bu nedenle bu bağlamda olumsuz bir değerlendirme taşır.
Alıştırma
Hangi cümle doyurulması zor olabilecek güçlü ve sürekli bir arzuyu ifade eder?
- They continue to need more time.
- They sometimes want more attention.
- They continuously crave more attention.
Cevabı göster
They continuously crave more attention.
That's why institutions that provide checks on leaders must be safeguarded. Notlar
5:14Bu yüzden liderler üzerinde denetim sağlayan kurumlar korunmalıdır.
That's why: önceki bir nedenden sonuç çıkarmak
That's why, daha önce belirtilen bir nedene veya duruma gönderme yapar ve bundan doğan sonucu, çıkarımı ya da eylemi sunar. Bu cümlede That, diktatörlerin iktidarı kendi istekleriyle bırakmadığı yönündeki önceki iddiaya gönderme yapar; kurumları korumak bu iddianın gerekçelendirdiği eylemdir. Bilgi sırası şöyledir: neden veya dayanak → That's why → sonuç. why sonrasındaki bölüm yeni bir neden ya da konu değildir; önceki bilgiden neyin çıktığını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle çifti, yolların buzlu olmasını neden ve okulun erken kapanmasını sonuç olarak sunmak için That's why ifadesini doğru kullanır?
- The roads were icy. That's because the school closed early.
- The roads were icy. That's why the school closed early.
- The school closed early. That's why the roads were icy.
Cevabı göster
The roads were icy. That's why the school closed early.
institutions that provide checks on leaders: liderlerin gücünü sınırlayan kurumlar
institutions that provide checks on leaders ad öbeği, bir liderin gücünü sınırlama, gözetleme veya dengeleme görevi olan yerleşik kuruluşları ya da sistemleri anlatır. Buradaki checks, teftiş veya banka çeki değil, iktidar üzerindeki kısıtlamalar demektir. that provide checks on leaders ilgi cümleciği, hangi kurumların kastedildiğini belirtir. Öbeğin tamamı, bir liderin etkili sınırlamalar olmadan güç kullanmasını önleyen bir güvenceyi adlandırır.
Alıştırma
Hangi cümlede checks on leaders siyasi iktidara getirilen sınırlar anlamındadır?
- The treasurer writes checks for political leaders.
- Independent courts can provide checks on political leaders.
- A clinic performs health checks on political leaders.
Cevabı göster
Independent courts can provide checks on political leaders.
In the hands of an aspiring dictator: kontrol ve risk
In the hands of + kişi ya da grup, bir şeyin o kişinin veya grubun kontrolü, yönetimi ya da etkisi altında olduğu anlamına gelir. Bu mecazi bir ifadedir; birinin bir nesneyi gerçekten elinde tutması gerekmez. Burada bir risk çerçevesi kurar: söz konusu şey, diktatörce bir güç elde etmek isteyen birinin kontrolüne girerse tehlikeli olabilir. Aspiring + rol, o role gelmek istemek veya bunun için çabalamak anlamına gelir; an aspiring dictator henüz mutlaka diktatör değildir. Cümlenin başında yer alan bu edat öbeğinin tamamı, ardından gelen ana cümle için durumu belirler.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki In ile başlayan ve “birinin kontrolü altında” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____ a careful technician, the machine is safe to operate.
Cevabı göster
In the hands of
even seemingly robust democracies: görünüşte sağlam demokrasiler bile
Seemingly robust, bir şeyin güçlü ve baskıya dayanıklı göründüğünü, ancak bu görünümün yanıltıcı olabileceğini anlatır. Buradaki robust, fiziksel gücü değil, bir siyasi sistemin sağlamlığını ve dayanıklılığını niteler. Even, savunmasız olması pek olası görünmeyen bir durumu da kapsayarak vurgu yapar. Bu nedenle ifade, bir demokrasinin yalnızca istikrarlı göründüğü için kesin olarak güvende olmadığını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir şeyin güçlü görünmesine rağmen hâlâ savunmasız olabileceğini anlatmak için even seemingly robust ifadesini kullanır?
- Even robust institutions can fail under pressure.
- Even seemingly robust institutions can fail under pressure.
- Seemingly robust institutions never face pressure.
Cevabı göster
Even seemingly robust institutions can fail under pressure.
can sink into repressive authoritarian regimes. Deyimler
5:24baskıcı otoriter rejimlere gömülebilir.
can sink into repressive authoritarian regimes: baskıcı otoriter rejimlere sürüklenebilir
Burada sink into mecaz anlamdadır: fiziksel olarak aşağıya inmek değil, içinden çıkılması zor olabilecek daha kötü bir duruma yavaş yavaş girmek demektir. Can, bunun kaçınılmaz bir sonuç değil, bir olasılık olduğunu belirtir. Yapı sink into + olumsuz bir durum veya koşul şeklindedir. Repressive, özgürlükleri kısıtlayan bir sistemi niteler; authoritarian regimes ise gücün merkezde toplandığı ve siyasi özgürlüğün sınırlı olduğu yönetimlerdir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “giderek daha kötü bir duruma girmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: If the talks fail, the region could ____ chaos.
Cevabı göster
sink into
So what exactly can you do? ile eyleme geçiş
Burada doğrudan soru, anlatımı genel bir sorunun açıklanmasından dinleyicinin atabileceği adımlara geçirir. Ardından gelecek pratik önerilere zemin hazırlar. So soruyu önceki akıl yürütmeye bağlarken exactly odağı belirli adımlara daraltır. Soru yalnızca genel bir yeterliliği değil, somut eylemleri sorar.
Alıştırma
Hangi cümle, bir sorunu açıklamaktan dinleyicinin atabileceği pratik adımları sormaya en uygun geçişi yapar?
- The risks are clear. So how was the report designed?
- The risks are clear. So when was the issue first discovered?
- The risks are clear. So what exactly can you do today?
Cevabı göster
The risks are clear. So what exactly can you do today?
Start by safeguarding democracy against corruption. Kalıp ifadeler
5:33Demokrasiyi yolsuzluğa karşı koruyarak başlayın.
İlk adımı belirtmek için Start by + -ing
Start by + -ing bir süreçteki ilk eylemi, yani hangi adımla başlanacağını belirtir. Burada by bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır; bu nedenle safeguard yerine safeguarding kullanılır. safeguard A against B yapısında A korunan şey, B ise tehdittir. Dolayısıyla cümle, demokrasiyi yolsuzluktan korumayı önerilen ilk adım olarak sunar.
Alıştırma
İlk adımı belirten yönergeyi tamamlamak için check fiilinin doğru biçimini kullanın: To secure your account, start by ____ your privacy settings.
Cevabı göster
checking
to learn the ins and outs of maintaining healthy democracies around the world. Deyimler
5:43dünya çapında sağlıklı demokrasileri sürdürmenin inceliklerini öğrenmek için.
learn the ins and outs of: tüm uygulamalı ayrıntıları öğrenmek
Learn the ins and outs of something, önemli ayrıntılar ve uygulamaya dönük süreçler dâhil olmak üzere bir şeyin nasıl işlediğini iyice öğrenmek demektir. Bu cümlede, sağlıklı demokrasilerin nasıl sürdürüldüğünü kapsamlı biçimde anlamayı ifade eder. Kalıp learn the ins and outs of + isim veya -ing biçimidir. Ins and outs sabit bir deyimdir; içerideki ve dışarıdaki şeylere yönelik gerçek anlamlı bir ifade değildir.
Alıştırma
Cümleyi “bütün uygulamalı ayrıntılar” anlamındaki beş sözcüklü deyimle tamamlayın: Before you train the new staff, you need to learn ____ the scheduling system.
Cevabı göster
the ins and outs of
The key ingredient is you: temel etken benzetmesi olarak ingredient
Ingredient sözcüğü gerçek anlamıyla bir yemek veya karışım hazırlamak için kullanılan maddelerden birini ifade eder. Buradaki key ingredient, başarı için en gerekli etkeni anlatan bir benzetmedir; yiyecekten söz edilmez. Sondaki you sözcüğü doğrudan her izleyiciye veya vatandaşa seslenir ve kişisel katılımı öne çıkarır. Bu kısa cümle, soyut bir gereksinimi doğrudan ve motive edici bir sonuca dönüştürür.
Alıştırma
Hangi cümlede ingredient sözcüğü “temel etken” anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?
- Flour is the key ingredient in this bread.
- She put every ingredient on the kitchen counter.
- Patience is a key ingredient in learning a language.
Cevabı göster
Patience is a key ingredient in learning a language.