Rüzgar Türbini Kanatlarının Geri Dönüşümü Neden Bu Kadar Zor | World Wide Waste: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
900 kelime 166 kel/dk

Video özeti: Video, türbin kanatlarını çimentoda geri dönüştürme ile yapılarda yeniden kullanmayı maliyet ve kapasite açısından karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Dil bilgisi: have been piling up geçmişte başlayan ve hâlâ süren bir birikimi, örneğin artan atık veya işi anlatır. 2. Deyimler: make that much of a dent in büyük bir sorunu görünür biçimde azaltmaktır; won't ile etki sınırlıdır, sıfır değildir. 3. Sözcük bilgisi: provide the scale necessary içindeki scale operasyonel kapasitedir ve pilot projeyi mevcut hacmi yöneten sistemden ayırır.

Bu derste

Until recently, Anlatım akışı

0:01

Yakın zamana kadar,

wind turbine blades were almost impossible to recycle.

0:02

rüzgâr türbini kanatlarını geri dönüştürmek neredeyse imkânsızdı.

Anlatım akışı

Değişmiş bir geçmiş durumu çerçeveleyen Until recently,

Until recently bir zaman sınırı koyar: durum, şimdiki zamandan çok uzak olmayan bir noktaya kadar geçerliydi. Burada rüzgâr türbini kanatlarının yakın geçmişe kadar geri dönüştürülmesinin neredeyse imkânsız olduğu anlamına gelir. Bu giriş, okuyucuyu karşıt yeni bilgiye de hazırlar. Eski durumun artık bütünüyle geçerli olmadığını ima eder; böylece daha sonra gelen Now gibi bir sözcük değişikliği tanıtabilir.

Alıştırma

En uygun başlangıcı seçin: '___, the museum had no wheelchair access, but a new entrance is now open.'

  1. Recently
  2. Until recently
  3. For now
Cevabı göster

Until recently

They have to be replaced about every 20 years.

0:06

Bu kanatların yaklaşık 20 yılda bir değiştirilmesi gerekiyor.

Now, one company is the first in the US to shred the blades, Dilbilgisi

0:10

Şimdiyse bir şirket, ABD'de bu kanatları parçalayan ilk kuruluş oldu,

Dilbilgisi

the first ... to shred: belirli bir kapsamdaki ilki belirtmek

the first + kapsam + to + fiil yapısı, belirtilen bir grup veya yerde bir şeyi herkesten önce başaran kişi ya da kuruluşu tanımlar. Burada bir şirket ABD kapsamındaki bu konumdadır ve onu ilk yapan başarı kanatları parçalamaktır. to shred mastarı, şirketi ilk yapan başarının ne olduğunu açıklar. First, şirketin bir şeyi yalnızca bir kez parçaladığı anlamına gelmez; bu ayrı anlam for the first time ile ifade edilir.

Alıştırma

Cümleyi win fiilinin mastar biçimiyle tamamlayın: 'Maya was the first student in her school ____ the national robotics prize.'

Cevabı göster

to win

so they can be used to make cement.

0:14

böylece kanatlar çimento üretiminde kullanılabiliyor.

But is this the best way to deal with old blades?

0:17

Peki bu, eski kanatlarla başa çıkmanın en iyi yolu mu?

Making cement is a major source of greenhouse gases. Kalıp ifadeler

0:21

Çimento üretimi, sera gazı emisyonlarının başlıca kaynaklarından biridir.

Kalıp ifadeler

a major source of: önemli ama tek olmayan bir kaynak

a major source of + isim öbeği yapısı, bir şeyi of ifadesinden sonra gelen unsurun önemli veya kayda değer bir kaynağı ya da etkeni olarak gösterir. Bu cümlede çimento üretiminin sera gazı salımlarına önemli ölçüde katkıda bulunduğu belirtilir. Major, önem veya kayda değer bir büyüklük ifade eder; ancak otomatik olarak largest ya da only anlamına gelmez. Bu ifade, tüm sorunu açıkladığını iddia etmeden önemli bir neden belirtmeyi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “önemli bir etken, ancak mutlaka en büyük veya tek etken değil” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Road traffic is ____ air pollution in many cities, although it is not the only cause.

Cevabı göster

a major source of

Can producing it this way really reduce emissions?

0:25

Çimentoyu bu şekilde üretmek emisyonları gerçekten azaltabilir mi?

We went to Missouri to see if recycling wind turbine blades Dilbilgisi

0:28

Rüzgâr türbini kanatlarını geri dönüştürmenin

could help reduce a growing source of worldwide waste.

0:32

dünya çapında giderek artan bu atık türünü azaltmaya yardımcı olup olamayacağını görmek için Missouri'ye gittik.

Dilbilgisi

to see if: bilinmeyen bir durumu araştırma amacını ifade etmek

To see if, amaç bildiren to see mastar yapısıyla if tarafından başlatılan gömülü evet-hayır sorusunu birleştirir. Cümlede gazetecilerin Missouri'ye neden gittiklerini açıklar: Belirsiz bir olasılığı araştırmak istemişlerdir. Burada if, whether yani “olup olmadığı” anlamındadır; provided that gibi bir koşul belirtmez. Yeniden kullanılabilir eylem + to see if + yan cümle kalıbı, bir şeyin doğru veya mümkün olup olmadığını kontrol etmek, sınamak ya da öğrenmek amacıyla yapılan bir eylemi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “olup olmadığını öğrenmek için” anlamındaki amaç ifadesiyle tamamlayın: I called the clinic ____ they had any appointments left.

Cevabı göster

to see if

The first wind turbine in the US was built in the late 1800s.

0:37

ABD'deki ilk rüzgâr türbini 1800'lerin sonlarında inşa edildi.

The tower was 60 ft tall,

0:41

Kulesi 60 fit yüksekliğindeydi,

and it could power about three modern homes. Kelime

0:43

ve yaklaşık üç modern eve elektrik sağlayabiliyordu.

Kelime

power about three modern homes: fiil olarak power

Burada power, “çalışmak için gereken elektriği sağlamak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. about three modern homes nesnesi, elektriği alan şeyi belirtir. Aktarılabilir kalıp power + elektrik kullanan kişi, yer veya sistem biçimindedir: bir jeneratör bir eve, hastaneye ya da cihaza güç sağlayabilir. Kapasite ifadelerinde can power + miktar, bir enerji kaynağının ne kadar talebi karşılayabileceğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “elektrik sağlamak” anlamındaki hedef fiille tamamlayın: A backup generator can ____ the whole clinic during an outage.

Cevabı göster

power

Now, land-based wind turbines have an average height of 525 ft. Kelime

0:47

Günümüzde karada kurulan rüzgâr türbinlerinin ortalama yüksekliği 525 fittir.

The average turbine can power over 460 homes.

0:51

Ortalama bir türbin 460'tan fazla eve elektrik sağlayabilir.

The largest offshore turbine is more than 850 ft tall.

0:56

Açık denizdeki en büyük türbinin yüksekliği 850 fitten fazladır.

Kelime

karasal rüzgâr türbinleri ve açık deniz türbini

Land-based, wind turbines ifadesini niteler ve türbinlerin karada kurulduğunu belirtir. Offshore, turbine sözcüğünü niteler ve türbinin karada değil, kıyı açıklarındaki sularda kurulduğunu belirtir. Bu konum etiketleri rüzgâr enerjisi altyapısının yüksekliği, inşası ve üretimi gibi bilgileri düzenler. Burada offshore, türbinin fiziksel konumunu anlatır; şirket işlerinin başka bir ülkeye aktarılması anlamına gelmez.

Alıştırma

Kıyı açıklarındaki deniz sularında kurulan bir rüzgâr türbinini en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. a land-based wind turbine
  2. a rooftop turbine
  3. an offshore turbine
Cevabı göster

an offshore turbine

Land-based turbine blades are typically 170 ft long.

1:01

Karada kurulan türbinlerin kanatları genellikle 170 fit uzunluğundadır.

That's more than four school buses parked end-to-end. Kelime

1:05

Bu, uç uca park edilmiş dört okul otobüsünden daha uzundur.

Kelime

end-to-end ile uzunlamasına bir sıra oluşturmak

Bu cümlede end-to-end, otobüslerin uzamsal dizilişini anlatır: bir otobüsün ucu bir sonrakinin ucuyla hizalanır ve tek, uzun bir sıra oluşur. Uzunlukları toplandığı için otobüsler çok daha uzun bir nesne için görsel bir karşılaştırma sağlar. place, park, lay veya line up gibi fiillerden sonra end-to-end zarf işlevi görerek nesnelerin nasıl dizildiğini anlatabilir. Burada fiziksel yönelimi belirtir; bir olayın süresini değil.

Alıştırma

Masaların uzunlamasına tek bir sıra oluşturduğunu belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: For the outdoor dinner, the staff placed six tables ____.

Cevabı göster

end-to-end

The blades are usually made from a combination of fiberglass and balsa wood. Kalıp ifadeler

1:09

Kanatlar genellikle fiberglas ile balsa ahşabının birleşiminden üretilir.

Kalıp ifadeler

made from a combination of ile ham maddeleri birleştirmek

made from a combination of yapısında made from, bitmiş bir ürünü üretim sırasında işlenen veya dönüştürülen ham maddelere bağlar. A combination of ise karışık bileşimi açıkça belirtir: sonuca iki veya daha fazla malzeme katkıda bulunur. Tekrar kullanılabilen kalıp ürün + be + made from a combination of + malzemeler şeklindedir. Hem kaynak malzemeler hem de bunların karışımı önemli olduğunda üretilmiş nesnelerin, ambalajların ve yiyeceklerin açıklamalarında doğal kullanılır.

Alıştırma

İşlenmiş malzemelerin birleştirildiğini gösteren hedef ifadeyle ürün açıklamasını tamamlayın: This lightweight panel is ____ recycled paper and plant fibers.

Cevabı göster

made from a combination of

This material is incredibly robust.

1:14

Bu malzeme inanılmaz derecede dayanıklıdır.

The challenge is reversing that engineering and physically breaking the material down. Öbek fiiller

1:16

Asıl zorluk, bu mühendislik sürecini tersine çevirip malzemeyi fiziksel olarak parçalamaktır.

Öbek fiiller

breaking the material down: malzemeyi fiziksel olarak parçalarına ayırmak

Burada break the material down, malzemeyi fiziksel olarak sökmek veya daha küçük parçalara ayırmak anlamına gelir. Break ... down ayrılabilen bir öbek fiildir; bu cümlede isim olan the material nesnesi break ile down arasındadır. Physically zarfı somut anlamı seçer. İfade, malzemenin kendiliğinden yaşadığı bir durumu değil, malzemeye bilinçli olarak uygulanan bir eylemi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki öbek fiille tamamlayın. Nesne bir zamir olduğundan doğru sözcük sırasını kullanın: Before recycling the large cardboard box, Mia needs to ____.

Cevabı göster

break it down

Turbine blades have been piling up in landfills in recent years. Notlar

1:22

Son yıllarda türbin kanatları çöp depolama sahalarında birikmeye başladı.

Dilbilgisi

have been piling up: devam eden bir birikme

Have been piling up, present perfect continuous yapısındadır: have + been + -ing biçimindeki piling up. Turbine blades çoğul bir özne olduğu için doğru yardımcı fiil have olur. Bu yapı, birikmeyi geçmişte başlayıp bugüne doğru devam eden bir süreç olarak sunar. In recent years zaman aralığını açık tutarken piling up, tek ve tamamlanmış bir eylem yerine miktarın hâlâ arttığını düşündürür.

Alıştırma

Pile up ifadesini devam eden bir eğilimi gösterecek biçimde kullanın: Over the past few months, unread emails ____, and the number is still growing.

Cevabı göster

have been piling up

Öbek fiiller

piling up: zamanla birikme

Bu cümlede piling up, bir şeyin zaman içinde miktarı artarak birikmesi anlamına gelir. Present perfect continuous yapıdaki have been piling up, birikmenin geçmişte başladığını ve son yıllarda devam ettiğini gösterir. Burada nesneleri bilerek düzenli bir yığın hâline getirmekten söz edilmez. Bu geçişsiz kullanım, istenmeyen bir yığının veya birikmiş işin sürekli büyümesine odaklanır. X is/was/has been piling up kalıbı çöp, borç, sipariş, mesaj veya iş için doğal biçimde kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi pile up ifadesinin basit geçmiş biçimiyle tamamlayın: During the system outage, customer complaints ____.

Cevabı göster

piled up

That's the problem the company Veolia set out to solve. Öbek fiiller

1:27

Veolia şirketi de tam olarak bu sorunu çözmek için harekete geçti.

Öbek fiiller

set out to solve: açık bir hedefle başlamak

Set out to solve, sorunu çözmeyi hedefleyerek bilinçli bir çabaya başlamak anlamına gelir. Yapı set out to + fiilin yalın hâli şeklindedir; bu nedenle to sonrasında solve yalın hâlde kullanılır. Yalnızca started demeye kıyasla set out, başlangıçtaki amacı ve niyeti vurgular. Çabanın hedefini anlatır; Veolia'nın başarılı olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi set out to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The volunteers ____ restore the damaged playground.

Cevabı göster

set out to

It gets the blades from GE Renewable Energy.

1:31

Kanatları GE Renewable Energy'den alıyor.

These ones are only between 8 and 12 years old.

1:35

Bu kanatlar yalnızca 8 ila 12 yaşında.

The blades come from all over the US to the town of Louisiana, Missouri. Kültür

1:39

Kanatlar ABD'nin dört bir yanından Missouri eyaletindeki Louisiana kasabasına geliyor.

Kültür

Missouri eyaletindeki Louisiana kasabası

Burada Louisiana kasabanın adı, Missouri ise kasabanın bulunduğu eyalettir. Virgül küçük yerleşim yerini eyaletten ayırır; dolayısıyla burada ABD'deki Louisiana eyaletinden söz edilmiyor. ABD'deki yaygın kullanımda bir şehir veya kasaba adından sonra virgül ve eyalet adı gelir. Virgülden önceki bölüm yerleşimi, sonraki bölüm ise eyaleti gösterir.

Alıştırma

Cümlede town of Louisiana, Missouri hangi yeri belirtir?

  1. Louisiana eyaletine bağlı, Missouri'deki bir kasaba
  2. Missouri eyaletinde Louisiana adlı bir kasaba
  3. ABD'deki Louisiana eyaleti
Cevabı göster

Missouri eyaletinde Louisiana adlı bir kasaba

Here, workers cut them down before sending them to the shredder.

1:43

Burada işçiler, kanatları parçalayıcıya göndermeden önce kesip küçültüyor.

The biggest challenge is just getting them cut perfectly just to feed them through the shredder without damaging anything. Dilbilgisi

1:47

En büyük zorluk, hiçbir şeye zarar vermeden parçalayıcıdan geçebilmeleri için kanatları tam gerektiği gibi kesmek.

Dilbilgisi

getting them cut içindeki get + nesne + geçmiş zaman ortacı

getting them cut ifadesinde them eylemden etkilenen ögedir: kanatlar kesilir. get + nesne + geçmiş zaman ortacı, nesneyi bir duruma getirmeyi, bunun yapılmasını ayarlamayı veya sonucu sağlamayı anlatır; nesnenin eylemi yaptığını söylemez. Kesme işini özne, başka bir çalışan ya da bir makine yapabilir. Yapı, yapanı belirtmekten çok sonucun elde edilmesine odaklanır.

Alıştırma

Dizüstü bilgisayarınız bozuk. get + it + fix fiilinin geçmiş zaman ortacını kullanarak cümleyi tamamlayın: I'll ____ before Monday.

Cevabı göster

get it fixed

This machine is powerful enough to crush the 20-ft sections Dilbilgisi

1:56

Bu makine, 20 fitlik bölümleri ezip

Dilbilgisi

powerful enough to crush: sıfat + enough + to + fiilin yalın biçimi

powerful enough to crush ifadesinde enough, powerful sıfatından sonra gelir. Makinenin gücünün crush eylemini gerçekleştirmek için gereken düzeye ulaştığını gösterir. Tekrar kullanılabilen yapı sıfat + enough + to + fiilin yalın biçimidir. strong enough to lift ve warm enough to swim örneklerinde olduğu gibi, bir özelliğin bir eylem için gereken pratik eşiği karşılayıp karşılamadığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi strong, enough ve to sözcüklerini doğal sıraya koyarak tamamlayın: The motor is ____ pull the sled.

Cevabı göster

strong enough to

into pieces roughly the size of a football. Kalıp ifadeler

1:59

yaklaşık bir Amerikan futbolu topu büyüklüğünde parçalara ayıracak kadar güçlü.

Kalıp ifadeler

roughly the size of: bilinen bir nesneyle boyutu tahmin etme

roughly the size of a football ifadesinde roughly, yaklaşık veya aşağı yukarı anlamına gelir. Boyut karşılaştırmasının kesin bir ölçüm değil, tahmin olduğunu gösterir. roughly the size of + bilinen nesne yapısı, dinleyenin boyutları hızla gözünde canlandırmasına yardımcı olur. Burada roughly, boyut karşılaştırmasının ne kadar yakın olduğunu belirtir; yüzeyin pürüzlü olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Bir açıklamada “The opening is roughly the size of a basketball.” deniyor. Bunun anlamı nedir?

  1. Yaklaşık olarak bir basketbol topuyla aynı büyüklüktedir.
  2. Bir basketbol topuyla tam olarak aynı büyüklüktedir.
  3. Yaklaşık olarak bir basketbol topuyla aynı ağırlıktadır.
Cevabı göster

Yaklaşık olarak bir basketbol topuyla aynı büyüklüktedir.

Then the blade chunks go to another shredder that grinds them down even more.

2:04

Ardından kanat parçaları, onları daha da ufalayan başka bir parçalayıcıya gidiyor.

Next, a sorting machine filters out any remaining large pieces. Öbek fiiller

2:08

Sonra bir ayırma makinesi, geriye kalan büyük parçaları süzüp ayırıyor.

Öbek fiiller

filter out: istenmeyen öğeleri süzerek çıkarmak

Burada filters out, “kontrol ettikten veya ayırdıktan sonra çıkarır” anlamına gelir. Makine uygun malzemenin ilerlemesine izin verirken geriye kalan büyük parçaları dışarıda bırakır. out sözcüğü sonucu vurgular: istenmeyen parçalar seçilen grubun dışında kalır. Aynı öbek fiil fiziksel malzemeler, veriler, mesajlar veya seçenekler için de kullanılabilir.

Alıştırma

“Bir kural uygulayarak kaldırmak” anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: The email service ____ messages that contain known malware.

Cevabı göster

filters out

It's hard to believe that this was once a 120-ft long wind turbine blade. Ton ve niyet

2:13

Bunun bir zamanlar 120 fit uzunluğunda bir rüzgâr türbini kanadı olduğuna inanmak zor.

Ton ve niyet

It's hard to believe that: çarpıcı bir gerçek karşısında şaşkınlık belirtmek

Bu cümlede It's hard to believe that, konuşanın kabul ettiği ancak çok şaşırtıcı bulduğu bir gerçeği tanıtır. İşlenmiş küçük malzeme, 120 fitlik asıl kanattan o kadar farklı görünür ki ikisi arasındaki bağlantı neredeyse inanılmaz gelir. It's hard to believe that + yan cümle kalıbı güçlü bir karşıtlığı, beklenmedik bir değişimi veya şaşırtıcı bir sonucu vurgulamak için kullanılır. Çoğu zaman gerçeği reddetmek yerine onun ne kadar şaşırtıcı olduğunu belirtir.

Alıştırma

Bir bilim insanı, küçücük bir tohumdan büyüyen dev bir ağacın fotoğrafını gösterip “It's hard to believe that this came from such a small seed.” diyor. En olası anlam nedir?

  1. Bilim insanı birinden cümleyi tekrar etmesini istemektedir.
  2. Bilim insanı fotoğrafın sahte olduğunu kanıtlamıştır.
  3. Bilim insanı güçlü karşıtlığa şaşırmıştır ancak gerçeği kabul eder.
Cevabı göster

Bilim insanı güçlü karşıtlığa şaşırmıştır ancak gerçeği kabul eder.

Veolia also recycles non-hazardous medical waste,

2:18

Veolia ayrıca tehlikeli olmayan tıbbi atıkları da geri dönüştürüyor,

and some of that is mixed in with the blade material.

2:21

ve bunların bir kısmı kanat malzemesine karıştırılıyor.

So back and forth we'll go Deyimler

2:25

Böylece tekrar tekrar deneme yapacağız,

until we get what we think is our correct recipe.

2:26

doğru olduğunu düşündüğümüz formülü bulana kadar.

Deyimler

back and forth ifadesinin back and forth we'll go içindeki kullanımı

Back and forth, iki taraf, seçenek veya durum arasında tekrar tekrar hareket etmeyi, alışveriş yapmayı ya da geçiş yapmayı anlatır. Burada mecaz anlamdadır: ekip fiziksel olarak gidip gelmiyor; malzeme miktarlarını değiştirip başka bir sürümü deniyor. Bu ifade tekrarlanan ayarlama sürecini vurgular. Ekip doğru tarife sahip olduğunu düşünene kadar devam eder; başka bağlamlarda tekrarlanan tartışmaları, müzakereleri veya düzeltmeleri de anlatabilir.

Alıştırma

Ekip planı iki seçenek arasında sürekli değiştiriyordu. Bu durumu en iyi hangi ifade anlatır? The team went ____ until everyone agreed. Uygun ifadeyi seçin.

  1. back to back
  2. back and forth
  3. once and for all
Cevabı göster

back and forth

Right now, GE pays Veolia to recycle the blades, Dilbilgisi

2:30

Şu anda GE, kanatları geri dönüştürmesi için Veolia'ya ödeme yapıyor,

Dilbilgisi

pays Veolia to recycle yapısının kullanımı

Pays Veolia to recycle yapısı pay + kişi veya kuruluş + to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır. Veolia doğrudan nesnedir ve ödemeyi alır; to recycle ise Veolia'nın yapmak üzere görevlendirildiği işi belirtir. Bu cümlede ödeme yapan GE, hizmet sağlayan ise Veolia'dır. Bu yapı iki rolü de açıkça gösterir: parayı kimin aldığı ve hizmet sağlayıcının hangi işi yaptığı.

Alıştırma

Bir sağlayıcıya bir işi yaptırmak için ödeme yapma yapısıyla cümleyi tamamlayın: The city ____。

Cevabı göster

pays a local company to collect old batteries

and Veolia pays to send the final product to cement factories.

2:34

Veolia da nihai ürünü çimento fabrikalarına göndermek için ödeme yapıyor.

So currently, there isn't a profit associated with it.

2:39

Dolayısıyla şu anda bu işten kâr edilmiyor.

The real motivator here is to prevent this material Dilbilgisi

2:41

Buradaki asıl amaç, bu malzemenin

from ending up in landfills. Öbek fiiller

2:45

çöp depolama sahalarına gitmesini önlemek.

Dilbilgisi

prevent this material from ending up: prevent + nesne + from + -ing

Prevent + nesne + from + -ing, nesnenin bir şey yapmasını veya bir sonuca ulaşmasını engellemek demektir. Bu cümlede this material nesnedir; ending up in landfills ise önlenmek istenen sonuçtur. from sözcüğünden sonra -ing biçimi kullanılır: prevent this material from ending up. Bu yapı, kimin ya da neyin etkilendiğini ve hangi eylem ya da sonucun engellendiğini açıkça gösterir.

Alıştırma

Cümleyi prevent + nesne + from + -ing yapısıyla tamamlayın: The lid prevents dust ____ the machine.

Cevabı göster

from entering

Öbek fiiller

ending up in landfills: end up in + yer veya sonuç

End up in, bir süreçten sonra sonunda bir yere varmak veya bir duruma düşmek anlamına gelir; sonuç bazen beklenmedik olabilir. Burada landfills, malzemenin nihai varış noktasıdır; bir depolama sahasını “sona erdirmek” anlamına gelmez. Bir yerden veya isimle belirtilen bir durumdan önce end up in kullanılır: end up in a landfill, end up in trouble. Fiil zamana göre değişir: ended up, will end up.

Alıştırma

Cümleyi end up in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After following the wrong trail, we ____ a field far from camp.

Cevabı göster

ended up in

Cement factories burn the turbine blades for fuel.

2:47

Çimento fabrikaları türbin kanatlarını yakıt olarak yakıyor.

Veolia says their product burns cleaner than coal. Dilbilgisi

2:50

Veolia, ürününün kömürden daha temiz yandığını söylüyor.

Dilbilgisi

burns cleaner than coal: burns sonrasında karşılaştırma

burns cleaner than coal ifadesinde burns, değerlendirilen sürecin yanma olduğunu gösterir; cleaner than coal ise karşılaştırma tümleci olarak işlev görür. İddia, ürünün yanma sırasındaki performansıyla ilgilidir: kömüre göre daha az kirlilik üretir. İngilizcede karşılaştırma yalnızca be fiilinden sonra değil, davranış veya performans bildiren bir fiilden sonra da gelebilir: runs faster, works better, burns cleaner. Bu göreceli bir karşılaştırmadır. Cleaner tamamen temiz veya sıfır emisyonlu demek değildir ve ürünün yüzeyini tanımlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle iki yakıtın yanarken ürettiği kirlilik miktarını özellikle karşılaştırır?

  1. This fuel is cleaner than coal.
  2. This fuel burns cleaner than coal.
  3. This fuel burns cleanly.
Cevabı göster

This fuel burns cleaner than coal.

Still, it probably won't make that much of a dent in the cement industry's carbon footprint. Notlar

2:54

Yine de bunun çimento sektörünün karbon ayak izini kayda değer ölçüde azaltması pek olası değil.

Deyimler

make that much of a dent in: sınırlı etki

make a dent in ifadesinde dent mecazidir: Bir eylem büyük bir miktarı azaltır veya zor bir sorun üzerinde fark edilir bir ilerleme sağlar. Buradaki olası değişiklik fiziksel bir yüzeyde değil, sektörün karbon ayak izindedir. Won't make that much of a dent in, etkinin sınırlı olacağı yönünde bir değerlendirmedir. Olumsuz yapı içindeki that much of, beklenen azalmanın sorunun tamamına kıyasla çok büyük olmayacağını gösterir. Bir miktar yarar olabileceğini kabul eder; hiçbir etkisi olmayacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi yalnızca sınırlı bir etkiyi anlatan tam deyimle tamamlayın: The efficiency upgrade probably won't ____ the factory's total emissions.

Cevabı göster

make that much of a dent in

Kelime

Carbon footprint terimi

Carbon footprint, bir kişi, faaliyet, kuruluş veya sektörle bağlantılı sera gazı salımlarının iklim üzerindeki toplam etkisidir ve genellikle CO2 eşdeğeri olarak ifade edilir. Enerji kullanımı, malzemeler, ulaşım ve tedarik zincirlerinden kaynaklanan doğrudan ve dolaylı salımları içerebilir. Bu cümlede the cement industry's carbon footprint, fiziksel bir iz veya yalnızca kömür yakılmasından kaynaklanan salımlar değil, çimento sektörünün sera gazları üzerindeki genel etkisi anlamına gelir.

Alıştırma

Tanımı standart çevre terimiyle tamamlayın: A product's total direct and indirect greenhouse-gas impact is its ____.

Cevabı göster

carbon footprint

That's because most of the emissions don't come from burning coal.

2:59

Çünkü emisyonların çoğu kömür yakılmasından kaynaklanmıyor.

They come from heating limestone inside giant kilns.

3:03

Emisyonlar, dev fırınların içinde kireç taşının ısıtılmasından kaynaklanıyor.

Right now, the cement industry produces roughly 8% of all greenhouse gases,

3:07

Şu anda çimento sektörü, tüm sera gazı emisyonlarının yaklaşık %8'inden sorumlu;

three times more than the aviation industry. Dilbilgisi

3:13

bu da havacılık sektörünün ürettiği miktarın üç katı.

Dilbilgisi

three times more than ifadesi

Sayı + times + more than + karşılaştırma noktası kalıbı, katlara dayalı bir karşılaştırma ifade eder. Burada three times more than, çimento sektörünün sera gazı miktarını havacılık sektörünün miktarıyla karşılaştırır; anlatılmak istenen, ilk miktarın ikincinin yaklaşık üç katı olduğudur. Günlük konuşmada ve haber dilinde three times more than çoğunlukla three times as much as anlamında kullanılır. Ancak bazı okuyucular bunu kesin biçimde ilk miktara aynı miktardan üç tane daha eklenmesi olarak yorumlar; bu nedenle kesin matematiksel anlatım gerektiğinde ifade belirsiz olabilir.

Alıştırma

Örnekte anlatılmak istenen karşılaştırma hangisidir?

  1. Çimento sektörü, havacılık sektörünün yaklaşık üç katı kadar sera gazı üretiyor.
  2. Çimento sektörü, havacılık sektöründen tam üç yüzde puan daha fazla sera gazı üretiyor.
  3. Havacılık sektörü, çimento sektörünün yaklaşık üç katı kadar sera gazı üretiyor.
Cevabı göster

Çimento sektörü, havacılık sektörünün yaklaşık üç katı kadar sera gazı üretiyor.

So, is making new cement the best we can do with turbine blades? Dilbilgisi

3:16

Peki türbin kanatlarıyla yapabileceğimiz en iyi şey yeni çimento üretmek mi?

Dilbilgisi

the best we can do: koşullar altında elde edilebilecek en iyi sonuç

Bu soruda “the best we can do”, gerçek koşullar altında ulaşabileceğimiz en iyi sonuç veya seçeneği ifade eder. Konuşan kişi fikri yalnızca iyi olarak nitelemek yerine, çimento üretmenin gerçekten mümkün olanın üst sınırı olup olmadığını sorgular. Dil bilgisi açısından “we can do”, “the best” ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Nesne görevindeki “that” ilgi zamiri düşürülmüştür: “the best (that) we can do.” Aynı yapı “the most we can offer” ve “the least you can expect” gibi ifadelerde de görülür.

Alıştırma

Cümleyi gerçekçi olarak mevcut en iyi seçenek anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Given the storm, delaying the flight is ____.

Cevabı göster

the best we can do

It might not reduce emissions from cement making, Anlatım akışı

3:21

Bu yöntem çimento üretiminden kaynaklanan emisyonları azaltmayabilir,

but it still prevents the blades from ending up in landfills.

3:24

ama yine de kanatların çöp depolama sahalarına gitmesini önlüyor.

Anlatım akışı

might not ... but it still ...: bir sınırlamayı kabul ederken yararı korumak

“Might not” temkinli bir kabul sunar: yöntem, çimento üretiminden kaynaklanan emisyonları azaltamayabilir. Ardından “but it still” farklı bir ölçüte geçer ve kanatların çöplüklere gitmemesi şeklindeki yararı korur. “X might not ..., but it still ...” kalıbı dengeli bir değerlendirme düzenler. Bir sınırlamayı kabul ederken bütün öneriyi geçersiz saymaz; “still”, ilk noktaya rağmen ikinci noktanın hâlâ doğru veya değerli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Olası bir sınırlamayı kabul edip bir yararı korumak için cümleyi dersteki iki parçalı kalıpla tamamlayın: The course ____ lead to a promotion, ____ teaches useful skills.

Cevabı göster

might not · but it still

But not everyone agrees that shredding and burning the blades is the best approach. Dilbilgisi

3:29

Ancak kanatları parçalayıp yakmanın en iyi yaklaşım olduğuna herkes katılmıyor.

Dilbilgisi

not everyone agrees that: tam görüş birliği yok

not everyone agrees that ... ifadesinde not, everyone sözcüğünü sınırlar; yani görüş birliği tam değildir. En az bir kişi aynı fikirde değildir, ancak bazı kişiler yine de aynı fikirde olabilir. not everyone + fiil yapısı, tüm grup hakkında söylenen genel bir ifadede istisna bulunduğunu anlatır. Herkesin karşıt görüşte olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“Not everyone agrees that the new rule is fair” cümlesine hangi anlam uyar?

  1. En az bir kişi aynı fikirde değildir; başkaları aynı fikirde olabilir.
  2. Herkes aynı fikirde.
  3. Hiç kimse aynı fikirde değildir.
Cevabı göster

En az bir kişi aynı fikirde değildir; başkaları aynı fikirde olabilir.

Seems to me a tremendous waste of all the energy and resources Ton ve niyet

3:34

Bana göre bu, tüm o enerji ve kaynakların korkunç biçimde boşa harcanması demek;

that have gone into producing the blade in the first place. Notlar

3:38

çünkü bunlar daha en başta kanadı üretmek için kullanıldı.

Ton ve niyet

Seems to me: kişisel yargıyı yumuşatma

Seems to me, It seems to me ifadesinin konuşma dilindeki kısaltılmış biçimidir. Ardından gelen düşünceyi tartışılmaz bir gerçek olarak değil, konuşanın kişisel izlenimi veya değerlendirmesi olarak sunar. Bu cümlede tremendous waste eleştirisini yumuşatır: konuşan bu yaklaşımı güçlü biçimde onaylamasa da görüşünü kişisel bir değerlendirme olarak çerçeveler.

Alıştırma

Konuşma dilindeki cümleyi derste öğrendiğiniz kısaltılmış yumuşatma ifadesiyle tamamlayın: “____ that this plan creates more problems than it solves.”

Cevabı göster

Seems to me

Öbek fiiller

have gone into producing: bir sonucun arkasındaki birikmiş emek

Bu cümlede have gone into producing, “üretmek için yatırılmış veya kullanılmış olmak” anlamına gelir. Özne olan all the energy and resources, kanadı yapmak için gereken şeyleri belirtir; herhangi bir şey fiziksel olarak bir yerin içine girmemektedir. something has/have gone into doing something kalıbı, bir sonucun arkasında biriken emeği, zamanı, parayı, düşünceyi veya malzemeleri vurgular. Kaynakların kullanıldığını söylemekle kalmaz, bir projenin neye mal olduğunu veya neler gerektirdiğini gösterir.

Deyimler

in the first place: başlangıçtaki karara dönmek

Burada in the first place, “başlangıçta” veya “durumun en başında” anlamına gelir. Kanadın üretildiği aşamaya dönerek mevcut israfı en başta harcanan kaynaklarla ilişkilendirir. Daha genel olarak in the first place, başlangıçtaki bir nedene, koşula veya karara dönmek için kullanılır. Özellikle sonradan ortaya çıkan bir sorunun neden hiç oluşmaması gerektiğini açıklarken ya da ilk seçimi sorgularken yaygındır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “I never use this expensive gadget.” diyor. Hangi cümle onu satın alma yönündeki ilk kararı doğal biçimde sorgular?

  1. Why did you buy it at first?
  2. Why did you buy it in the first place?
  3. Why did you firstly buy it?
Cevabı göster

Why did you buy it in the first place?

Researchers like Larry Bank say reusing the blades is a better option.

3:42

Larry Bank gibi araştırmacılar, kanatları yeniden kullanmanın daha iyi bir seçenek olduğunu söylüyor.

Instead of disposing of it as waste, Notlar

3:47

Onları atık olarak elden çıkarmak yerine,

you look for ways to use it in a second life or an alternative industry.

3:50

onlara ikinci bir ömür kazandırmanın veya başka bir sektörde kullanmanın yollarını ararsınız.

Dilbilgisi

Instead of disposing of: instead of + -ing yapısı

Burada instead of ifadesinden sonra dispose fiilinin -ing biçimi olan disposing gelir. Baştaki ifade seçilmeyen eylemi belirtir; ana cümle ise alternatifi verir. Yerine başka bir seçenek konan şey bir eylemse instead of + -ing biçimini kullanın. to eklemeyin: instead of to dispose değil, instead of disposing denir.

Alıştırma

Cümleyi instead of ve send fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ another email, Leo called the office.

Cevabı göster

Instead of sending

Öbek fiiller

disposing of: iki sözcüklü dispose of fiili

Dispose of, bir şeyi ortadan kaldırmak veya resmî bir biçimde işleme almak anlamına gelen iki sözcüklü bir fiildir. Burada disposing of it as waste, nesneye atık gibi davranıp onu bu şekilde ortadan kaldırmak anlamındadır. of edatı ifadenin bir parçasıdır ve ardından nesne gelir: dispose of something. Fiil instead of sonrasında -ing biçimini aldığında yalnızca dispose değişir: disposing of.

Alıştırma

'Atmak' anlamındaki resmî, iki sözcüklü fiille cümleyi tamamlayın: Please ____ confidential papers in the secure shredding bin.

Cevabı göster

dispose of

Larry and other researchers at Re-Wind are building a pedestrian bridge in Ireland.

3:55

Larry ve Re-Wind'deki diğer araştırmacılar İrlanda'da bir yaya köprüsü inşa ediyor.

And they have proposals to turn wind turbines into cell phone towers and fencing. Öbek fiiller

4:01

Ayrıca rüzgâr türbinlerini cep telefonu kulelerine ve çitlere dönüştürmeye yönelik önerileri var.

Öbek fiiller

turn A into B: rüzgâr türbinlerini cep telefonu kulelerine dönüştürmek

Turn A into B, A'yı değiştirerek veya uyarlayarak B hâline getirmek ya da B olarak kullanılmasını sağlamak demektir. Burada wind turbines başlangıçtaki yapılardır; cell phone towers ise önerilen yeni kullanımlardan biridir. Bu kalıp, turn sözcüğünden sonra gelen başlangıçtaki A'yı, into sözcüğünden sonra gelen sonuç B'den açıkça ayırır: turn + A + into + B. Değişim fiziksel, işlevsel veya her ikisi birden olabilir.

Alıştırma

Cümleyi turn A into B kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: The workshop will ____ old doors ____ tables.

Cevabı göster

turn · into

We're hopeful that these demonstration projects will

4:07

Bu örnek projelerin insanları

convince people that repurposing is a viable alternative. Kalıp ifadeler

4:11

kanatları başka amaçlarla kullanmanın uygulanabilir bir alternatif olduğuna ikna edeceğini umuyoruz.

Kalıp ifadeler

convince people that + tam bir düşünce

Convince people that, önce inancı etkilenmek istenen kişileri belirtir; ardından that yan cümlesiyle onların kabul etmesi beklenen tam düşünceyi açıklar. Buradaki düşünce, yeniden amaçlandırmanın uygulanabilir bir alternatif olduğudur. Kalıp convince + person veya people + that + tam yan cümle şeklindedir. That sözcüğünden sonra bir özne ve fiil gerekir; böylece bir eylem talimatı değil, tam bir düşünce aktarılır.

Alıştırma

Hangi cümle, kanıtların Ana'nın bir düşünceye inanmasını sağladığını doğal biçimde anlatır?

  1. The report convinced Ana that the plan was safe.
  2. The report persuaded Ana to revise the plan.
  3. The report reminded Ana that the plan was safe.
Cevabı göster

The report convinced Ana that the plan was safe.

And they aren't the only ones doing this.

4:17

Üstelik bunu yapanlar yalnızca onlar değil.

Architects in the Netherlands turned old blades into a playground

4:19

Hollanda'daki mimarlar eski kanatları bir oyun parkına

and a public monument.

4:24

ve halka açık bir anıta dönüştürdü.

Another company in Denmark created a bike shed.

4:26

Danimarka'daki başka bir şirket ise bir bisiklet barınağı yaptı.

So why aren't blades turned into more projects like these? Anlatım akışı

4:29

Öyleyse neden daha fazla kanat bu tür projelerde değerlendirilmiyor?

Anlatım akışı

So why aren't ...?: örneklerden nedenlere geçiş

So, bu soruyu hemen önce sunulan başarılı örneklere bağlar. Bu örneklerin şimdi açıklanması gereken yeni bir konu ortaya çıkardığını gösterir. Soru, bu projelerin varlığını inkâr etmez. Açıklamanın yönünü yapılmış olanları göstermekten bunun neden daha yaygın yapılmadığını sormaya çevirir ve nedenler ya da engeller hakkındaki bölümü başlatır.

Alıştırma

Birkaç başarılı yeniden kullanım projesi sunulduktan sonra “So why aren't blades turned into more projects like these?” açıklamada ne işe yarar?

  1. Örneklerden, yeniden kullanımın neden daha yaygın olmadığı sorusuna geçer.
  2. Dinleyicilerden her projenin adını yeniden söylemelerini ister.
  3. Yeniden kullanım projelerinin hiçbirinin gerçekte var olmadığını söyler.
Cevabı göster

Örneklerden, yeniden kullanımın neden daha yaygın olmadığı sorusuna geçer.

The main reason is that it's incredibly cheap to dump them in a landfill.

4:33

Bunun temel nedeni, kanatları çöp depolama sahasına atmanın inanılmaz derecede ucuz olması.

And unless there is a regulation in the United States, Dilbilgisi

4:37

ABD'de bu konuda bir düzenleme getirilmedikçe,

which seems unlikely, Ton ve niyet

4:42

ki bu pek olası görünmüyor,

a landfill will probably be the preferred solution.

4:44

çöp depolama sahaları muhtemelen tercih edilen çözüm olmaya devam edecek.

Dilbilgisi

unless there is a regulation: olumsuz bir koşul

Bu cümlede unless there is a regulation, if there is no regulation, yani “bir düzenleme yoksa” anlamına gelir. Düzenleme, beklenen sonucu değiştirebilecek tek istisna olarak sunulur; düzenleme olmadan atık depolama tercih edilen çözüm olmaya devam eder. Bu olumsuz koşulu ifade etmek için unless ile olumlu bir yan cümle kullanın. “Bir düzenleme yoksa” demek istediğinizde not eklemeyin. unless there is not a regulation farklı bir koşul kurar ve karışıklığa yol açar.

Alıştırma

Cümleyi “bir düzenleme yoksa” anlamına gelen tek kelimelik bağlaçla tamamlayın: ____ there is a regulation, a landfill will probably remain the preferred solution.

Cevabı göster

Unless

Ton ve niyet

which seems unlikely: temkinli bir ara söz değerlendirmesi

which seems unlikely, önceki önermenin tamamını, yani Amerika Birleşik Devletleri'nde bir düzenlemenin yürürlüğe girme olasılığını değerlendiren, sınırlayıcı olmayan bir ara söz ilgi tümcesidir. Gönderimi hemen yanındaki the United States isim öbeği değildir. Seems, unlikely ifadesinin kesinliğini yumuşatır: konuşmacı bu olayı düşük olasılıklı görür, ancak imkânsız olduğunu ileri sürmez. Bu değerlendirmenin virgüller arasına yerleştirilmesi, ana koşul yapısının ilerlemesini sağlarken konuşmacının tutumunu kısaca belirtir.

Alıştırma

Örnekte which seems unlikely neyi değerlendiriyor?

  1. Amerika Birleşik Devletleri'nde bir düzenleme çıkarılması olasılığı
  2. Amerika Birleşik Devletleri'nin kendisi
  3. Düzenli depolamanın tercih edilen çözüm hâline gelmesi
Cevabı göster

Amerika Birleşik Devletleri'nde bir düzenleme çıkarılması olasılığı

After this video was first published,

4:48

Bu video ilk kez yayımlandıktan sonra

Veolia responded and said reusing blades is interesting,

4:50

Veolia yanıt vererek kanatları yeniden kullanmanın ilgi çekici olduğunu,

but that these projects aren't enough to deal with the growing waste problem. Notlar

4:54

ancak bu projelerin büyüyen atık sorunuyla başa çıkmaya yetmediğini söyledi.

Dilbilgisi

aren't enough to deal with: bir görev için yetersiz kapasite

aren't enough to deal with ifadesinde enough, gerekli bir göreve göre yeterliliği anlatır. be + enough + to-infinitive kalıbı, öznenin eylemi gerçekleştirmek için gereken miktara, kapasiteye veya etkiye sahip olup olmadığını gösterir; olumsuz biçim, gerekli düzeyin altında kaldığını belirtir. Burada ifade, projelerin hiçbir değeri olmadığı anlamına gelmez. Projelerin toplam ölçeğinin veya etkisinin, büyüyen atık sorununu yeterli biçimde ele almak için yetersiz olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için aren't enough to ve hold fiilini kullanın: The temporary bins ____ all the festival waste.

Cevabı göster

aren't enough to hold

Kalıp ifadeler

deal with the growing waste problem: büyüyen atık sorunuyla başa çıkmak

Bu cümlede deal with the growing waste problem, giderek büyüyen bir sorunu ele almak, yönetmek veya ona karşılık vermek için harekete geçmek demektir. Deal with + problem doğal bir fiil-edat eşdizimidir; growing ise sorunun kapsamının ya da ciddiyetinin arttığını belirtir. Deal with, solve ifadesinden daha geniştir: projeler atığı ortadan kaldırmadan azaltabilir, yönetebilir veya ona karşı önlem alabilir. İfade yalnızca konuyu tartışmaya değil, sorunu fiilen ele almaya odaklanır ve tam bir çözüm garantisi vermez.

Alıştırma

Cümleyi deal ile başlayan doğru iki sözcüklü eşdizimle tamamlayın: The city needs a practical plan to ____ its growing food-waste problem.

Cevabı göster

deal with

These other uses do not provide the scale necessary Kelime

4:59

Bu diğer kullanım alanları gereken ölçeği sunmuyor;

to manage the current volumes needed for sustainable wind turbine blade management.

5:02

oysa mevcut miktarlarla başa çıkıp rüzgâr türbini kanatlarını sürdürülebilir biçimde yönetmek için bu ölçek şart.

Kelime

provide the scale necessary: gereken işletme kapasitesini sağlamak

Burada scale, büyük bir hacmi ele almak için gereken işletme kapasitesi, erişim alanı ve işlem hacmi anlamına gelir. Bu nedenle provide the scale necessary, söz konusu atık miktarı için yeterli kapasiteyi sağlamak demektir; bir nesnenin fiziksel boyutunu veya tartma aletini ifade etmez. Necessary, scale sözcüğünü niteler; ardından gelen to manage... ifadesi de bu ölçeğin ne için gerekli olduğunu belirtir. the + isim + necessary + to mastarı biçimindeki bu kısa yapı, resmî teknik metinlerde ve politika metinlerinde yaygındır.

Alıştırma

Bu cümlede provide the scale necessary ne anlama geliyor?

  1. Her rüzgâr türbini kanadını fiziksel olarak büyütmek
  2. Gereken hacmi ele almak için yeterli işletme kapasitesini sağlamak
  3. Atığı tartmak için bir cihaz sağlamak
Cevabı göster

Gereken hacmi ele almak için yeterli işletme kapasitesini sağlamak

As America installs more turbines, Dilbilgisi

5:07

ABD daha fazla türbin kurdukça,

the waste problem could grow.

5:10

atık sorunu da büyüyebilir.

Dilbilgisi

As ... ile birlikte gelişen iki eğilim

Burada As bir zaman ilişkisi kurar: Amerika'da kurulan türbinlerin sayısı arttıkça atık sorunu da bu eğilimle birlikte büyüyebilir. Kurulum artışını ve olası sonucu tek bir ana ait olaylar olarak değil, aynı dönem boyunca gelişen değişimler olarak sunar. As bazı bağlamlarda neden bildirebilir, ancak bu cümlede esas olarak “eğilim ilerledikçe” anlamına gelir. Bağlam iki değişim arasında gerçek bir bağlantı olduğunu düşündürebilir; yine de As, because gibi doğrudan bir neden-sonuç iddiasında bulunmak yerine değişimleri zaman açısından düzenler.

Alıştırma

Birlikte ilerleyen iki gelişmeyi en iyi vurgulayan bağlacı seçin: “___ more households install solar panels, demand for battery recycling grows.”

  1. Because
  2. As
  3. When
Cevabı göster

As

There are already more than 70,000 turbines in the United States.

5:12

ABD'de hâlihazırda 70.000'den fazla türbin var.

And with plans to expand offshore wind,

5:16

Açık deniz rüzgâr enerjisini genişletme planlarıyla birlikte,

the US could have 2,000 more within the next decade.

5:18

ABD'de önümüzdeki on yıl içinde 2.000 türbin daha kurulabilir.

The 2021 infrastructure bill allocated at least $100 million to expand wind energy. Notlar

5:22

2021 tarihli altyapı yasası, rüzgâr enerjisini genişletmek için en az 100 milyon dolar ayırdı.

Kültür

infrastructure bill: fatura değil, yasama düzenlemesi

Bu haber bağlamında infrastructure bill, ulaşım, enerji, su veya iletişim gibi kamu sistemlerine yatırım yapılmasını yetkilendiren ya da finanse eden bir yasama düzenlemesi anlamına gelir. Bill burada ödeme talebi anlamında değil, hükümet ve yasama alanındaki anlamıyla kullanılmıştır. Haberlerde büyük bir yasama paketi kabul edildikten sonra da, özellikle bilinen siyasi adı kullanılırken, bill olarak anılmaya devam edebilir. Bu cümleyi anlamak için düzenlemenin resmî adını bilmek gerekmez.

Alıştırma

Bu haber cümlesinde “infrastructure bill” neyi ifade eder?

  1. Bir rüzgâr enerjisi projesinin inşaat çizimi
  2. Türbin kurulum ücretini halka yükleyen bir fatura
  3. Kamu altyapısına yatırım hakkında bir yasama düzenlemesi
Cevabı göster

Kamu altyapısına yatırım hakkında bir yasama düzenlemesi

Kalıp ifadeler

allocated ... to expand: belirli bir amaç için para tahsis etmek

Bu cümlede allocated ... to expand, yasa tasarısının parayı belirli bir amaç için resmî olarak tahsis ettiğini belirtir. Kalıp allocate + miktar veya kaynak + to + fiilin yalın hâli şeklindedir: at least $100 million miktardır; to expand wind energy ise planlanan kullanım amacını gösterir. At least bir alt sınır verir, dolayısıyla nihai miktar daha yüksek olabilir. Tahsis, finansmana ilişkin bir karardır. Tek başına bütün paranın çoktan harcandığını veya genişletme işinin tamamlandığını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî fiil ve amaç belirteciyle tamamlayın: The council ____ $2 million ____ improve neighborhood parks.

Cevabı göster

allocated · to

One study predicts global waste from turbine blades will exceed 47 million tons by 2050.

5:29

Bir araştırma, türbin kanatlarından kaynaklanan küresel atığın 2050'ye kadar 47 milyon tonu aşacağını öngörüyor.

But even if that does happen, Dilbilgisi

5:35

Ama bu gerçekten gerçekleşse bile,

it would still amount to about an eighth of the plastic that is thrown away every year. Öbek fiiller

5:37

bu miktar yine de her yıl çöpe atılan plastiğin yaklaşık sekizde birine denk gelir.

Dilbilgisi

even if ... would still: varsayılan koşulda sonuç değişmez

Even if varsayımsal bir ödün koşulu getirir: Konuşan kişi, ana iddiayı sınamak için koşulun gerçekleşebileceğini geçici olarak kabul eder. Burada that önceki tahmini belirtir, ancak bu ifade tahminin gerçekleşeceğini doğrulamaz. Would still, varsayılan koşul altında sonucun aynı kaldığını gösterir. even if + koşul, ... would still + sonuç kalıbı, güçlü bir olasılığı kabul ederken sonucu korumak için kullanılabilir.

Alıştırma

Dersteki varsayımsal ödün kalıbını tamamlayın: ____ the new filter catches every large particle, some tiny particles ____ pass through.

Cevabı göster

Even if · would still

Öbek fiiller

amount to ... plastiğin sekizde biri

Burada amount to, “toplamı ... olmak” veya “... miktarına eşit olmak” anlamında bir fiil öbeğidir. it öznesi ölçülen miktarı ifade eder; amount to ifadesinden sonra bir sayı, kesir, maliyet ya da başka bir karşılaştırma gelir. Bu cümlede söz konusu miktar, her yıl atılan plastiğin yaklaşık sekizde birine denk gelmektedir. Bu ifade bir toplamı veya eşdeğerliği anlatır; bir sayıya doğru hareket etmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The repair costs ______ nearly eight hundred dollars in total.

  1. amounts to
  2. amounting to
  3. amount to
  4. amount of
Cevabı göster

amount to

In the scheme of things, Deyimler

5:42

Genel tabloya bakıldığında,

it's not much of an impact compared to most other industrial processes.

5:43

bunun etkisi, diğer çoğu endüstriyel sürece kıyasla pek büyük değil.

Deyimler

In the scheme of things ... görece küçük bir etki

In the scheme of things, bir şeyi daha geniş bir durum veya genel tabloyla karşılaştırarak değerlendirmeye yarayan bir ifadedir. Dikkati tek bir olaydan ya da sayıdan uzaklaştırıp onun göreli önemine yöneltir. Burada konuşan kişi, bu etkinin diğer sanayi süreçlerinin çoğunun etkileriyle karşılaştırıldığında küçük olduğunu söylüyor. Bu ifadede scheme “plan” anlamına gelmez; ifade bütünüyle “genel tablo içinde” anlamındadır.

Alıştırma

Bu cümlede başlangıçtaki ifade ne işe yarıyor? In the scheme of things, one late delivery is a small problem for the company.

  1. konuşanın fiziksel olarak bir planın içinde olduğunu gösterir
  2. teslimatın kesin saatini verir
  3. sorunu daha geniş bir bağlama yerleştirir
  4. bir teslimat planının nasıl yapılacağını açıklar
Cevabı göster

sorunu daha geniş bir bağlama yerleştirir

And for both Veolia and Re-Wind,

5:48

Hem Veolia hem de Re-Wind,

figuring out what to do with the blades is a welcome challenge. Notlar

5:50

kanatlarla ne yapılacağını bulma zorluğunu memnuniyetle karşılıyor.

Öbek fiiller

Figuring out: Düşünerek veya deneyerek çözüme ulaşmak

“Figure out”, düşünerek, araştırarak veya farklı olasılıkları deneyerek bir cevaba ya da çözüme ulaşmak demektir. Burada “figuring out what to do...”, kanatlarla ilgili sorunu kuruluşların etkin biçimde çözmeye çalıştığı bir konu olarak sunar. “Know”dan farklı olarak, cevap netleşmeden önceki süreci vurgular. Figure out, “figure out why/how/what...” örneğindeki gibi soru sözcüklü bir yan cümleyle veya “figure out the problem” örneğindeki gibi bir isimle kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya’nın düşünerek veya deneyerek bir çözüme ulaştığını anlatır?

  1. Maya figured out how to fix the lock.
  2. Maya found out that the lock was broken.
  3. Maya knew that the lock was broken.
Cevabı göster

Maya figured out how to fix the lock.

Dilbilgisi

What to do with + nesne: Bir şeyi ele almak veya kullanmak

“What to do with + object”, soru sözcüğü ile to mastarından oluşan bir yan cümledir. Bağlama göre bir nesnenin nasıl kullanılacağını, ele alınacağını, saklanacağını veya atılacağını sorar. Buradaki nesne “the blades” ifadesidir. “what to do with the blades” yan cümlesinin tamamı “figuring out” ifadesinin nesnesidir. “With” korunmalıdır, çünkü “do” ile ele alınan şeyi birbirine bağlar. Buna karşılık gelen tam soru “What should we do with the blades?” şeklindedir.

Alıştırma

Bir nesnenin nasıl ele alınması gerektiğini soran ifadeyle cümleyi tamamlayın: We found an old laptop, but we don't know ____ it.

Cevabı göster

what to do with

It's a cliche,

5:54

Bu klişe bir söz,

but you know, one man's junk is another man's treasure. Deyimler

5:55

ama bilirsiniz, birinin çöpü diğerinin hazinesidir.

Deyimler

One man's junk is another man's treasure atasözü

One man's junk is another man's treasure bir atasözüdür: bir kişiye yararsız veya istenmeyen görünen bir şey, başka biri için yararlı ya da değerli olabilir. Dengeli one man's X is another man's Y kalıbı iki kişinin değerlendirmesini karşılaştırır. Burada man's geleneksel söyleyişin bir parçasıdır ve person's anlamına gelir; mesaj yalnızca erkeklerle sınırlı değildir.

Alıştırma

Atasözünü bu yeni bağlamda tamamlayın: At the swap table, someone wanted every item I was giving away—one man's ____ is another man's ____.

Cevabı göster

junk · treasure

We have a finite amount of resources.

5:58

Elimizdeki kaynaklar sınırlı.

And so we've got to find innovative ways to find new resources. Dilbilgisi

6:01

Bu yüzden yeni kaynaklara ulaşmanın yenilikçi yollarını bulmalıyız.

Dilbilgisi

we've got to: konuşmada güçlü gereklilik

We've got to, we have got to ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Burada have got to şimdiki zamandaki güçlü bir gerekliliği anlatır; dolayısıyla we need to veya we have to anlamına gelir. got, bir şeyi elde etmiş olmak anlamında değildir. Özne bağlama göre değişir: I've got to, you've got to ve they've got to. Geçmişteki bir gereklilik için bu kalıptaki got sözcüğünü geçmiş zamanlı ana fiil gibi kullanmak yerine had to kullanılır.

Alıştırma

have got to içindeki we have ifadesinin kısaltmasını kullanarak cümleyi tamamlayın: The deadline is tomorrow, so ____ finish the report today.

Cevabı göster

we've got to

And those new resources can come from materials we've already used. Dilbilgisi

6:06

Bu yeni kaynaklar da daha önce kullandığımız malzemelerden gelebilir.

Dilbilgisi

materials we've already used: nesne görevindeki ilgi zamirinin düşürülmesi

Burada we've already used, materials sözcüğünü niteler. Materials, used fiilinin nesnesidir: we have already used the materials. İlgi zamiri that, we've ifadesinden önce gelebilir; ancak ilgi cümleciğinde özne değil nesne olacağı için İngilizcede düşürülebilir. Materials we've already used ifadesini iki bağımsız cümlecik olarak değil, tek bir isim öbeği olarak okuyun. Bu kısa isim + özne + fiil kalıbı yaygındır; the book I borrowed da buna örnektir.

Alıştırma

Hangi cümlede nesne görevindeki ilgi zamiri doğru biçimde düşürülmüştür?

  1. The tools we bought them last year are still useful.
  2. The tools we bought last year are still useful.
  3. The tools broke yesterday are still useful.
Cevabı göster

The tools we bought last year are still useful.

If we can find applications for these materials in a second or even third life Deyimler

6:11

Bu malzemeler için ikinci, hatta üçüncü bir kullanım alanı bulabilirsek,

after they have been used in the initial applications,

6:17

yani ilk kullanım amaçlarına hizmet ettikten sonra onları yeniden değerlendirebilirsek,

then you know, it's a win-win for everybody. Deyimler

6:20

o zaman, bilirsiniz, herkes kazanır.

Deyimler

a second or even third life: yararlılığın devam etmesi

Burada life, yararlı olunan bir dönem için kullanılan mecazdır. A second life, bir malzeme veya nesnenin ilk kullanım amacı sona erdikten sonra yeni bir rolde tekrar kullanılması demektir; even ise üçüncü bir yararlı dönemin de mümkün olduğunu ve bunun biraz şaşırtıcı olduğunu vurgular. Bu ifade, yeniden kullanımı yaşamın yeni bir evresi gibi sunar ve biyolojik yaşamı değil, değerin devam etmesini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi yeniden yararlı olmayı anlatan mecazla tamamlayın: Instead of discarding the old banners, the workshop gave them ____ as tote bags.

Cevabı göster

a second life

Deyimler

herkes için win-win

Win-win, ilgili kişi veya grupların hepsinin bir şey kazandığı bir sonucu anlatır; bir tarafın diğerinin zararına kazanç sağlamasını değil. Burada a win-win, böyle bir sonucun adını koyan bir isim öbeğidir; for everybody ise ortak yararın herkesi kapsadığını açıkça belirtir. Bu ifade bir oyunu iki kez kazanmak anlamına gelmez. Konuşan kişi, iş birliğine dayalı bir çözümü etkilenen herkes için iyi olarak özetler.

Alıştırma

Mahalledeki bir alet paylaşım programı, sakinlerin para biriktirmesini sağlıyor ve israfı azaltıyor. Bu sonucu en iyi hangi cümle özetler?

  1. It's a problem for everybody.(Herkes için bir sorun.)
  2. It's a win-win for everybody.(Herkes için kazançlı bir durum.)
  3. It's a lose-lose for everybody.(Herkes için kayıpla sonuçlanan bir durum.)
  4. It's a win for one side.(Yalnızca bir taraf için kazanç.)
Cevabı göster

It's a win-win for everybody.(Herkes için kazançlı bir durum.)