Sıkışmış Hissetmek Üzerine: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
958 kelime 160 kel/dk

Video özeti: Çocukluk kuralları yetişkin seçimlerini yönetebilir; özgürlük bu kuralları fark edip sorgulamakla başlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “feeling stuck.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: stuck sözcüğünü fiziksel sıkışma için değil, işte, ilişkide veya kararda ilerleyememek için kullanın. 2. “draw any connection between” — Kalıplaşmış öbekler ve eşdizimler: mevcut sorunla eski nedeni bağlamak için draw a connection between A and B kalıbını, zor bağlamda any ile kullanın. 3. “The specifics will differ, but the principle” — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: vakaların değiştiğini kabul ettikten sonra örneklerden temkinli bir genel ilkeye dönün.

Bu derste

Many of us spend a large part of our lives in one way Kalıp ifadeler

0:04

Birçoğumuz hayatımızın büyük bir bölümünü öyle

or another feeling stuck. Deyimler

0:08

ya da böyle sıkışıp kalmış hissederek geçiririz.

Kalıp ifadeler

in one way or another: şu ya da bu şekilde

“In one way or another”, “belirtilmemiş bir şekilde” ya da “birkaç olası yoldan biriyle” demektir. Bu cümlede, insanların kendilerini sıkışmış hissedebileceği farklı biçimleri tek tek saymadan bir araya toplar. Kalıbın tamamı zarf görevi görür. Another belirli bir ikinci nesneyi göstermez; one ... another tam olarak hangi biçimden söz edildiğini açık bırakır.

Alıştırma

“Belirtilmemiş bir şekilde” anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Although their situations were different, everyone was affected ____.

Cevabı göster

in one way or another

Deyimler

feeling stuck: sıkışmış ve ilerleyemiyor hissetmek

Burada stuck mecazidir: feeling stuck, ilerleyemediğini, yön değiştiremediğini veya zor bir durumdan çıkamadığını hissetmek demektir. Kişi fiziksel olarak bir yere sıkışmış değildir. feel + sıfat kalıbı, kişinin algıladığı durumu anlatır. İş, karar, ilişki veya genel olarak yaşam hakkında kullanılabilir; yalnızca bir cevabı kısa süreliğine bilmemekten daha güçlüdür.

Alıştırma

'After trying three different plans, Maya still feels stuck,' cümlesinde feels stuck ne anlama gelir?

  1. İlerleyemiyor.
  2. Bir bilgiyi bilmiyor.
  3. Fiziksel olarak bulunduğu yere yapışmış.
Cevabı göster

İlerleyemiyor.

That is, in a state where a strong desire to move forward on an issue Öbek fiiller

0:11

Yani, bir konuda ilerlemeye yönelik güçlü bir arzunun

meets with an equally strong compulsion to stay fixed where one is.

0:15

kişinin bulunduğu yerde sabit kalması için aynı derecede güçlü bir zorunlulukla karşılaştığı bir durumda.

Öbek fiiller

move forward on an issue: bir konuda ilerleme kaydetmek

Bu cümlede move forward on an issue, bir konu ya da sorunla ilgilenirken ilerleme kaydetmek demektir. Hareket fiziksel değil, mecazidir; on ise üzerinde çalışılan meseleyi tanıtır. Bu ifade, mesele tamamen çözülmemiş olsa bile bir karara veya çözüme doğru ilerlemeye odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi ‘bir şeyi ele alırken ilerleme kaydetmek’ anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: We need to ____ the safety issue before Friday.

Cevabı göster

move forward on

For example, we might at one level powerfully want to leave a job in finance Anlatım akışı

0:20

Örneğin, bir düzeyde finanstan ayrılmayı

in order to retrain in architecture, Dilbilgisi

0:25

mimarlık alanında yeniden eğitim almak için şiddetle isteyebiliriz,

Dilbilgisi

Amaç belirtmek için in order to + fiilin yalın hâli

In order to bir eylemin amacını belirtir. Burada kişi, mimarlık alanında yeniden eğitim almak amacıyla finans sektöründeki işinden ayrılmak istiyor. Yapı in order to + fiilin yalın hâlidir: in order to retrain. Eylem ile amaç arasındaki bağı, yalnızca to kullanmaktan daha açık biçimde gösterir.

Alıştırma

Hangi ifade cümleyi doğru biçimde tamamlar ve fiilin yalın hâlinden önce amacı açıkça belirtir? Maya saved money ____ study architecture abroad.

  1. in order to
  2. because
  3. so that
Cevabı göster

in order to

but at the same time remain blocked by a range of doubts, Kalıp ifadeler

0:27

ancak aynı zamanda bir dizi şüphe,

Anlatım akışı

at one level ... but at the same time: bir açıdan... fakat aynı zamanda

At one level, ilk ifadeyi aynı kişi veya duruma bakmanın bir yönü olarak çerçeveler. Burada işten ayrılma isteğini tanıtırken başka bir psikolojik katmanın da bulunduğunu sezdirir. But at the same time, bununla çatışan fakat aynı anda doğru olan bir gerçeği ekler: kuşkular kişiyi hâlâ engellemektedir. Bu iki işaretleyici birlikte, karmaşık karşıtlığı yalnızca but kullanımından daha açık biçimde düzenler; level burada fiziksel yükseklik veya daha düşük derece değil, bakış açısı ya da katman demektir.

Alıştırma

Aynı anda doğru olan iki çelişkili görüşü göstermek için cümleyi iki hedef işaretleyiciyle tamamlayın: ____, I want to accept the offer, ____, I worry about the long commute.

Cevabı göster

At one level · but at the same time

hesitations,

0:30

tereddüt,

counterarguments,

0:31

karşıt görüş

and guilty feelings.

0:32

ve suçluluk duygularıyla engellenmiş kalabiliriz.

Kalıp ifadeler

remain blocked by a range of ...: süren ve çeşitli engeller

Remain blocked by, bir kişinin veya şeyin bir engel yüzünden ilerleyememeye devam etmesi anlamına gelir. Burada blocked mecazidir: şüpheler fiziksel olarak bir yolu kapatmak yerine kişinin harekete geçmesini veya karar vermesini engeller. A range of, aynı grup içindeki birkaç farklı türü belirtir. İfade bir bütün olarak engelin hem devam ettiğini hem de çeşitli şüpheler, tereddütler, karşı argümanlar ve suçluluk duygularından oluştuğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, birkaç farklı sorun türü yüzünden ilerleyememe durumunun devam ettiğini belirten hedef ifadeyle tamamlayın: After three meetings, the project ____ concerns about cost, safety, and timing.

Cevabı göster

remains blocked by a range of

Or we might be impelled to leave our marriage

0:34

Ya da evliliğimizi bitirmeye zorlandığımızı hissedebilir,

while simultaneously unable to imagine any realistic life outside of it. Dilbilgisi

0:37

aynı zamanda onun dışında gerçekçi bir yaşam hayal edemeyebiliriz.

Dilbilgisi

while simultaneously unable to imagine: kısaltılmış bir while yan cümlesi

Burada while, ayrılma baskısıyla aynı anda var olan ve onunla karşıtlık oluşturan bir durumu tanıtır: ayrılmaya itilmiş hissedebilir, ancak evlilik dışındaki gerçekçi bir yaşamı gözümüzde canlandıramayabiliriz. while simultaneously unable to imagine sözleri kısaltılmış bir yan cümle oluşturur. Anlaşılan özne we, eksiltilen fiil ise be fiilinin bir biçimidir; açık hâli while we are simultaneously unable to imagine olur. might tüm durumu bir olasılık olarak çerçeveler. Bu yapı, aynı öznenin eş zamanlı ve karşıt iki durumda bulunduğunu özneyi tekrarlamadan anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, eş zamanlı ve karşıt iki durumu göstermek için while sözcüğünü aynı kısaltılmış yapıda kullanıyor?

  1. Maya accepted the offer while still uncertain whether it was right for her.
  2. Maya accepted the offer when the office opened.
  3. While Maya accepted the offer, her brother declined it.
Cevabı göster

Maya accepted the offer while still uncertain whether it was right for her.

To act feels horrific,

0:43

Harekete geçmek korkunç hissettirir,

but doing nothing is killing us as well. Deyimler

0:45

ancak hiçbir şey yapmamak da bizi öldürüyordur.

Deyimler

doing nothing is killing us as well: mecazi killing

Buradaki is killing us mecazidir. Hiçbir şey yapmamanın ciddi ve sürekli duygusal acıya ya da yıpranmaya yol açtığı anlamına gelir; kimsenin gerçekten ölmekte olduğu söylenmez. Doing nothing öznedir ve süreklilik bildiren is killing, zararın devam ettiğini gösterir. As well “de/da” anlamındadır: harekete geçmek dehşet verici gelir, ancak hareketsiz kalmanın da ciddi bir bedeli vardır.

Alıştırma

“Waiting for the result is killing me,” cümlesindeki “is killing me” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Başka birini beklememe yol açıyor.
  2. Bana yoğun ve sürekli bir sıkıntı veriyor.
  3. Gerçek anlamda ölmeme neden olacak.
Cevabı göster

Bana yoğun ve sürekli bir sıkıntı veriyor.

Every avenue appears shut off, Deyimler

0:48

Her yol kapalı görünür,

Deyimler

Her yol kapalı gibi görünüyor

Burada avenue bir sokağı değil, bir çözüme, fırsata veya hedefe götürebilecek olası bir yolu ifade eder. Every ifadenin kapsamını bütünüyle genişletir, shut off bu yolları erişilemez olarak gösterir ve appears bunun konuşanın algısı olduğunu, kesinleşmiş bir gerçek olmak zorunda olmadığını belirtir. Bu cümle, ilerlemek için hiçbir çıkış görememe duygusunu kısa bir mecazla anlatır. Seçenekler, planlar veya problem çözme hakkında konuşurken de kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede Every avenue appears shut off ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi birçok yeni seçenek keşfetmiş
  2. Bütün sokaklar trafiğe kapatılmış
  3. Çözüme giden her olası yol kullanılamaz gibi görünüyor
Cevabı göster

Çözüme giden her olası yol kullanılamaz gibi görünüyor

and so one ruminates,

0:50

ve böylece insan düşüncelere dalar,

turns over the question late at night, Öbek fiiller

0:51

geceleri geç saatlere kadar bu meseleyi kafasında evirip çevirir,

Öbek fiiller

Soruyu tekrar tekrar düşünüyor

Burada turns over the question, soruyu tekrar tekrar ve dikkatle düşünmek, onu farklı açılardan incelemek anlamına gelir. turn over burada mecazlıdır; soru fiziksel olarak çevrilmez veya taşınmaz. Gece geç saatlerde ifadesi düşünceli ve belki de kaygılı bir hava katar. Kişi meseleyi hemen sonuçlandırmak yerine ona zihninde tekrar tekrar döner; bu nedenle ifade soruyu yeniden sormayı değil, düşünmenin sürmesini vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede turns over the question ne anlama gelir?

  1. Soruyu bir komiteye devreder
  2. Soruyu tekrar tekrar ve dikkatle düşünür
  3. Yanıt almak için soruyu sesli olarak tekrarlar
Cevabı göster

Soruyu tekrar tekrar ve dikkatle düşünür

tries the patience of therapists, Kalıp ifadeler

0:54

terapistlerin sabrını zorlar

Kalıp ifadeler

tries the patience of therapists: birinin sabrını zorlamak

To try the patience of someone ya da daha yaygın biçimiyle to try someone’s patience, genellikle tekrarlanan, zor veya sinir bozucu bir davranış yüzünden birinin sabırlı kalmasını güçleştirmek demektir. Bu cümlede tries, “denemek” anlamına gelmez; therapists ise sabrı zorlanan kişilerdir. Bu ifade annoy fiilinden daha özeldir: Birinin sakin kalma becerisi üzerindeki baskıyı vurgular. Burada hafif bir abartı vardır ve tekrarlanan davranışın uzun süredir devam ettiğini düşündürür.

Alıştırma

“The child’s endless questions tried his father’s patience.” cümlesindeki ifade ne anlama gelir?

  1. Babasının sabırlı kalmasını zorlaştırdılar.
  2. Babasının yeni bir beceri denediğini gösterdiler.
  3. Babasını terapist olmaya teşvik ettiler.
Cevabı göster

Babasının sabırlı kalmasını zorlaştırdılar.

and watches life go by with mounting anxiety and self-disgust. Deyimler

0:56

ve artan bir endişe ve kendinden iğrenme duygusuyla hayatın akıp gitmesini izler.

Deyimler

watches life go by: zaman geçerken pasif kalmak

Watch life go by, zaman, olaylar ve fırsatlar geçerken birinin pasif kalmasını anlatan mecazi bir ifadedir. Buradaki go by, “zamanla geçmek” anlamındadır; “bir yerin yanından fiziksel olarak geçmek” anlamında değildir. Bu ifade çoğu zaman katılmamanın veya harekete geçmemenin verdiği pişmanlığı anlatır. Bu cümlede mounting anxiety and self-disgust, kişinin kendi pasifliğinin giderek acı verici hâle geldiğinin farkında olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi durum watching life go by ifadesinin mecazi anlamına en iyi uyar?

  1. Birisi bitkilerin nasıl büyüdüğünü dikkatle inceliyor.
  2. Birisi hedeflerini sürekli erteliyor ve fırsatların elinden kaçtığını hissediyor.
  3. Birisi birkaç dakika boyunca bir kafe penceresinden insanları izliyor.
Cevabı göster

Birisi hedeflerini sürekli erteliyor ve fırsatların elinden kaçtığını hissediyor.

As an outsider,

1:02

Dışarıdan biri olarak,

one might be tempted to ask questions to move things on. Öbek fiiller

1:03

işleri ilerletmek için sorular sormaya heveslenebilirsiniz.

Öbek fiiller

Bir durumu ilerletmek için move things on

Bu cümlede move things on, mevcut durumun veya sürecin ilerleyip bir sonraki aşamaya ulaşmasına yardımcı olmak demektir. Soruların amacı fiziksel nesneleri taşımak değil, tıkanıklığı aşmaktır. Buradaki things, konuşmayı veya durumu genel olarak ifade eder. Kalıp move + nesne + on biçimindedir; bir kişi ya da eylem, söz konusu durumun ilerlemesini sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “projenin bir sonraki aşamaya ilerlemesine yardımcı olmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: One clear decision could ____.

Cevabı göster

move things on

Why don't you try to enroll in a course Ton ve niyet

1:06

Neden bir kursa kaydolmayı denemiyorsun,

to see if you might like a new area of work?

1:08

bakalım yeni bir çalışma alanından hoşlanacak mısın?

Ton ve niyet

Öneri olarak Why don't you ...?

Why don't you...? biçim olarak olumsuz bir sorudur, ancak burada öneri işlevi görür: konuşan kişi, dinleyiciden bir açıklama istemek yerine deneyebileceği bir eylem önerir. Kalıp Why don't you + fiilin yalın hâli şeklindedir. Öneri genellikle şimdi veya gelecekle ilgilidir.

Alıştırma

Dersteki öneri kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ ask the teacher after class?

Cevabı göster

Why don't you

Why don't you discuss your dissatisfactions with your partner?

1:11

Memnuniyetsizliklerini neden partnerinle konuşmuyorsun?

Why don't you go to counseling?

1:14

Neden danışmanlığa gitmiyorsun?

What about splitting up? Notlar

1:16

Peki ya ayrılmaya ne dersin?

Ton ve niyet

Bir seçenek önermek için What about + -ing

What about + -ing, bir eylemi karşıdaki kişinin değerlendirebileceği bir seçenek olarak sunar. about sözcüğünden sonra bir isim öbeği ya da fiilin -ing hâli gelir; burada splitting, split fiilinin -ing hâlidir. Bu cümlede konuşan kişi, splitting up eylemini başka bir olasılık olarak öneriyor. Soru biçimi bunu emirden çok öneri hâline getirir, ancak içerik yine de ciddidir.

Alıştırma

What about + -ing kullanarak okuldan sonra buluşmayı önerin: ____ after school?

Cevabı göster

What about meeting

Öbek fiiller

split up: romantik bir ilişkiyi bitirmek

Romantik bir ilişki bağlamında split up, çift olmayı bırakmak veya evliliği sona erdirmek anlamına gelir. Burada bir nesneyi bölmek değil, partnerlerin ilişkilerini bitirmesi kastedilir. Bu anlamda split up çoğunlukla nesne almadan kullanılır: They split up. Partnerlerden birini belirtmek için split up with someone kullanılır: Maya split up with Alex.

Alıştırma

"After ten years together, they decided to split up," cümlesinde split up ne anlama gelir?

  1. Birkaç dakikalığına farklı koltuklara geçtiler.
  2. Bir nesneyi daha küçük parçalara böldüler.
  3. Romantik ilişkilerini bitirdiler.
Cevabı göster

Romantik ilişkilerini bitirdiler.

But we're likely to find that our friend can't make any progress,

1:18

Ancak ne dersek diyelim, arkadaşımızın hiçbir ilerleme kaydedemediğini

whatever we say. Dilbilgisi

1:22

görmemiz muhtemeldir.

Dilbilgisi

“ne söylersek söyleyelim” anlamındaki whatever we say yan cümlesi

Bu cümlede whatever we say, “ne söylersek söyleyelim” anlamına gelir. Whatever, ödünleme anlamı taşıyan bir yan cümle başlatır: söylenebilecek sözlerin tümü olasılık dahilindedir, ancak hiçbiri ana cümlenin sonucunu değiştirmez. Yeniden kullanılabilir kalıp whatever + özne + fiil biçimindedir; diğer cümlecik ise değişmeden doğru kalan sonucu belirtir. Burada değişmeyen sonuç, arkadaşın ilerleme kaydedememesidir.

Alıştırma

Özgün cümlede whatever we say neyi gösterir?

  1. Ne söylenirse söylensin sonucun aynı kalacağını belirtir.
  2. Dinleyiciden belirli bir ifadeyi seçmesini ister.
  3. Konuşanların eğlenmek için rastgele kelimeler söyleyebileceğini belirtir.
Cevabı göster

Ne söylenirse söylensin sonucun aynı kalacağını belirtir.

It seems as if they are subject to a kind of law Kalıp ifadeler

1:23

Sanki, ilerlemelerini yasaklayan

disbarring them from progressing.

1:26

bir tür yasaya tabi gibidirler.

Kalıp ifadeler

be subject to a kind of law: bir tür yasaya tabi olmak

Burada are subject to, “bir şeyin denetimi veya kısıtlaması altında olmak” anlamına gelir. Subject bir sıfattır; to ise kısıtlamayı uygulayan yasa veya gücü cümleye bağlar. Yeniden kullanılabilir kalıp be subject to + isim veya isim öbeğidir. Bir kişinin, eylemin ya da sonucun to sonrasındaki şeye uyması gerektiğini, ondan etkilenebileceğini veya ona bağlı olduğunu anlatır.

Alıştırma

Bir şeyi etkileyebilecek koşulu anlatmak için be subject to ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The schedule is the subject to change.
  2. The schedule is subject to change.
  3. The schedule subjects to change.
Cevabı göster

The schedule is subject to change.

Not the sort of law you'd find in the statutes of the country they live in,

1:29

Yaşadıkları ülkenin kanunlarında bulabileceğiniz türden bir yasa değil,

but some sort of personal law, Deyimler

1:32

bir tür kişisel yasa,

Deyimler

Bir metafor olarak some sort of personal law

Bu cümlede some sort of personal law, kişinin aile deneyimlerinden edinip içselleştirdiği görünmez bir kuralı anlatan metafordur. Ülkenin çıkardığı yazılı bir kanun veya başka bir gerçek hukuk kuralı değildir. Buna law denmesi, resmî bir ceza ya da yazılı hüküm olmasa bile kişinin kendisine neyin izin verildiğine dair hissini ne kadar güçlü biçimde kontrol edebildiğini vurgular. some sort of, personal law ifadesinin resmî bir kategori değil, yaklaşık bir adlandırma olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede some sort of personal law ne anlama geliyor?

  1. Bir kişinin aile deneyimlerinden içselleştirdiği yazılı olmayan bir kural.
  2. Her ailenin imzalaması gereken yazılı bir sözleşme.
  3. Kişinin uyruğuna göre seçilen resmî bir kanun.
  4. Özel mülkiyeti düzenleyen bir kanun hükmü.
Cevabı göster

Bir kişinin aile deneyimlerinden içselleştirdiği yazılı olmayan bir kural.

a law that might go like this: Anlatım akışı

1:34

şöyle olabilecek bir yasa:

Anlatım akışı

Olası bir ifadeyi tanıtan might go like this

Might go like this, bir kuraldan genel olarak söz etmekten o kuralın olası bir ifade biçimini vermeye geçiş sağlar. Burada go, hareket etmek değil ifade edilmek veya ilerlemek anlamındadır; iki nokta da ifadenin ardından geleceğini gösterir. Might, ifadeyi kesin olmaktan çıkarır: konuşan kişi kelimesi kelimesine alıntı yaptığını söylemez, kuralın nasıl ifade edilebileceğini gösterir. Bu kalıp bir mesajın, kuralın, hikâyenin veya sıralamanın örneğini sunabilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki ‘şu şekilde ifade edilebilir’ anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: The unwritten rule ____: 'Never ask for help.'

Cevabı göster

might go like this

Make sure you don't achieve satisfaction in your career. Ton ve niyet

1:37

Kariyerinde tatmin olamadığından emin ol.

Ton ve niyet

İronik bir emir olarak Make sure you don't ...

Make sure + yan cümle normalde bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak için güçlü bir talimat verir. Burada don't, achieve satisfaction ifadesini olumsuz yapar; sözcüğü sözcüğüne verilen emir, kariyerinde tatmin olmanı engellemendir. Bu emir gerçek bir tavsiye değil, kasıtlı olarak saçma kurulmuş bir ifadedir. Konuşmacı, içselleştirilmiş zararlı bir 'kuralı' yetkili bir emir gibi dile getirerek ironi yaratır.

Alıştırma

Örnekte Make sure you don't nasıl bir işlev görüyor?

  1. Tatmin edici bir kariyer kurmak için samimi bir tavsiye verir.
  2. Kimseye ne yapacağını söylemeden kariyer tatmininin imkânsız olduğunu belirtir.
  3. Kasıtlı olarak zararlı bir kuralı güçlü bir emir biçiminde sunar.
Cevabı göster

Kasıtlı olarak zararlı bir kuralı güçlü bir emir biçiminde sunar.

Make sure your relationship has no life in it, Deyimler

1:40

İlişkinin cansız olduğundan,

but cannot be abandoned.

1:44

ama terk edilemeyeceğinden emin ol.

Deyimler

Cansız bir ilişki için has no life in it

has no life in it ifadesinde life mecaz anlamdadır. İlişki hâlâ vardır ama enerjiden, sıcaklıktan, yakınlıktan veya gelişimden yoksundur; bu nedenle duygusal olarak ölü ya da durağan görünür. it zamiri ilişkiye gönderme yapar. İfade gerçek anlamda canlı bir varlığı anlatmaz ve yalnızca 'çift mutsuz' demekten fazlasını söyler: ilişkinin kendisini canlılığını kaybetmiş olarak tasvir eder.

Alıştırma

'Enerjiden, sıcaklıktan veya gelişimden yoksun' anlamındaki bu ders ifadesiyle cümleyi tamamla: Their friendship still exists, but it feels cold and never develops. It ____.

Cevabı göster

has no life in it

Make sure you aren't happy in the place you live in.

1:46

Yaşadığın yerde mutlu olmadığından emin ol.

In order to understand the origins of these laws,

1:50

Bu yasaların kökenini anlamak için

we have to look backwards. Deyimler

1:54

geriye dönük bakmalıyız.

Deyimler

look backwards ifadesinin mecaz anlamı

Burada look backwards, mevcut bir durumun nasıl oluştuğunu anlamak için geçmişi incelemek anlamına gelir. Yön mecazidir; fiziksel olarak arkaya dönme isteği değildir. Bu ifade, açıklamayı daha önceki nedenleri arama biçiminde düzenler: mevcut kalıpların nerede başladığını izlediğinizde onları daha açık anlayabilirsiniz.

Alıştırma

“To understand why the town has this tradition, we need to look backwards,” cümlesinde look backwards ne anlama gelir?

  1. Dönüp arka tarafa bakmak
  2. Gelenek hakkında soru sormayı bırakmak
  3. Geçmişteki olayları incelemek
Cevabı göster

Geçmişteki olayları incelemek

Difficult childhoods and the complicated families they are unfolding

1:55

Zor çocukluklar ve onların ortaya çıktığı karmaşık aileler,

might be the originators of a lot of these restrictive unspoken laws

2:00

etkileri hayatımız boyunca yankılanan bu kısıtlayıcı, yazılı olmayan yasaların birçoğunun

whose impact echoes across our lives.

2:05

yaratıcıları olabilir.

Some of these laws might go like this:

2:09

Bu yasalardan bazıları şöyle olabilir:

Make sure you never shine. Deyimler

2:11

Asla parlamadığına emin ol.

It would upset your little sister.

2:13

Bu kız kardeşini üzerdi.

Deyimler

never shine ifadesinin mecaz anlamı

Burada shine, çok başarılı olmak, yetenek göstermek ve olumlu ilgi görmek anlamında kullanılan bir mecazdır. Işık yaymak anlamına gelmez. Never, bu düşünceyi kesin bir emre dönüştürür: kişiye, başka biri üzülmesin diye başarısını veya görünürlüğünü bastırması söylenir. Daha genel olarak shine, bir kişinin en iyi özelliklerini gösterme fırsatı bulmasını anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede shine, “yetenek göstermek ve çok başarılı olmak” anlamında kullanılmıştır?

  1. With enough support, every young musician can shine.
  2. He used a flashlight to shine a beam under the bed.
  3. The polished mirror can shine in direct sunlight.
Cevabı göster

With enough support, every young musician can shine.

Or you have to be cheerful,

2:15

Ya da neşeli olmalısın ki

not to let my depression break through. Öbek fiiller

2:17

depresyonumun ortaya çıkmasına izin verme.

Öbek fiiller

break through: gizli bir duygunun açığa çıkması

Bu cümlede break through, “bir şeyi gizli tutma çabasını aşıp fark edilir hâle gelmek” demektir. Konuşan kişi depresyonunu neşeli bir dış görünüşü aşıp çıkan bir güç gibi düşünür. Bu nedenle ifade, başarılı bir keşfi ya da fiziksel bir girişi değil, bir duygunun açığa çıkmasını anlatır. Bu kullanım mecazidir: gizli bir şey, engeli aşan bir güç gibi ele alınır. Kısıtlama veya engel artık tutamadığında duygular, ışık, ses ya da gerçek break through yapabilir.

Alıştırma

“I tried to sound confident, but my fear began to break through,” İngilizce cümlesinde break through ne anlama gelir?

  1. Bir binaya zorla girmek
  2. Önemli bir bilimsel ilerleme kaydetmek
  3. Gizleme çabasına rağmen fark edilir hâle gelmek
Cevabı göster

Gizleme çabasına rağmen fark edilir hâle gelmek

Or never be creatively fulfilled Kalıp ifadeler

2:20

Veya yaratıcı bir şekilde asla tatmin olma,

because it would remind me of my envy.

2:22

çünkü bu bana kendi kıskançlığımı hatırlatırdı.

Kalıp ifadeler

creatively fulfilled: yaratıcı ifadeyle tatmin olmak

Creatively fulfilled, yaratıcılığını kullanıp ifade edebildiğin için kendini tatmin olmuş ve bütün hissetmek demektir. Creatively, bu tatminin nereden geldiğini; fulfilled ise kişinin içindeki anlam ve tatmin duygusunu anlatır. Buradaki fulfilled, duygusal tatmini anlatan bir sıfattır. Bir görev ya da sözün yerine getirildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “yaratıcılığını geliştirecek alan bulduğu için tatmin olmuş” anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamla: After joining the community theater, Lena finally felt ____.

Cevabı göster

creatively fulfilled

Or reassure us that we are clever

2:24

Ya da okuldaki tüm ödülleri kazanarak

by winning all the prizes at school.

2:26

akıllı olduğumuz konusunda bizi rahatlat.

Or we need you to achieve

2:28

Veya kendimizi iyi hissetmemiz için

to make us feel okay about ourselves.

2:30

senin bir şeyler başarmana ihtiyacımız var.

Or you would disappoint me if you became boisterous

2:33

Ya da gürültücü, taşkın biri olsaydın

and one day sexual.

2:36

ve bir gün cinsel arzularını yaşasaydın beni hayal kırıklığına uğratırdın.

Of course, no one ever directly says such things in a family.

2:38

Elbette bir ailede hiç kimse bu tür şeyleri doğrudan söylemez.

Laws couldn't operate if they could so easily be seen. Dilbilgisi

2:42

Bu kadar kolay görülebilselerdi yasalar işlemezdi.

Dilbilgisi

Varsayımsal koşul için couldn't ... if they could ... yapısı

Bu cümle geçmişte olmuş bir olayı değil, varsayımsal bir koşulu kurar. Laws couldn't operate hayal edilen olumsuz sonucu verir: kurallar işleyemezdi. if they could so easily be seen bölümündeki could, koşul içindeki varsayımsal olasılığı, yani onları görmenin mümkün olmasını anlatır. Her iki kullanım da kurallar kolayca fark edilse ne olacağını düşünmeye yarar; hiçbiri tek başına geçmişteki bir yeteneği bildirmez.

Alıştırma

“Laws couldn't operate if they could so easily be seen.” cümlesindeki iki could neyi ifade eder?

  1. Geçmişte var olan iki yeteneği bildirirler.
  2. Varsayımsal olumsuz bir sonucu ve koşul içindeki varsayımsal bir olasılığı belirtirler.
  3. Kuralların gerçekten görüldüğünü ve işlemeyi bıraktığını gösterirler.
Cevabı göster

Varsayımsal olumsuz bir sonucu ve koşul içindeki varsayımsal bir olasılığı belirtirler.

But the laws are there nevertheless,

2:46

Ancak bu yasalar yine de oradadır,

holding us into a particular position as we grow up,

2:49

biz büyürken bizi belirli bir pozisyonda tutarlar,

and then, once we've left home,

2:52

ve sonra, evden ayrıldığımızda,

continuing to surreptitiously distort our personalities

2:54

kişiliklerimizi gizlice çarpıtmaya

away from the path of their legitimate growth.

2:58

meşru gelişimlerinin yolundan saptırmaya devam ederler.

It can be hard to draw any connection Kalıp ifadeler

3:02

Yetişkinlikteki sıkışmışlık durumları ile

between adult stuck situations and any childhood laws.

3:04

çocukluk yasaları arasında herhangi bir bağlantı kurmak zor olabilir.

Kalıp ifadeler

A ile B'yi ilişkilendiren draw any connection between A and B yapısı

Draw a connection between A and B, A ile B'nin nasıl ilişkili olduğunu fark etmek veya açıklamak demektir. Buradaki iki taraf, yetişkinlikte yaşanan çıkmaz durumlar ile çocukluktan kalma kurallardır. Draw mecazidir; kimse resim çizmemektedir. Cümle bunun zor olabileceğini söylediği için bir bağlantının varlığı belirsizdir; bu nedenle any connection doğaldır. İlişkinin iki tarafını da adlandırırken between A and B kalıbını eksiksiz kullanın.

Alıştırma

Olası bir ilişkiyi belirtmek için draw any connection between ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The analysts could not draw any connection between rising prices and lower sales.
  2. The analysts could not draw any connection from rising prices and lower sales.
  3. The analysts could not draw any connection between rising prices with lower sales.
Cevabı göster

The analysts could not draw any connection between rising prices and lower sales.

We may miss the link between our reluctance to act at work

3:09

İş yerinde harekete geçme konusundaki isteksizliğimiz ile

and a situation with dad at home 30 years before.

3:13

30 yıl önce evde babamızla yaşadığımız bir durum arasındaki bağlantıyı gözden kaçırabiliriz.

But we can hazard a principle nevertheless. Kelime

3:17

Yine de bir prensibi göze alıp ileri sürebiliriz.

Kelime

hazard a principle: geçici bir fikri ihtiyatla öne sürmek

Burada hazard, kanıtlar sınırlı olsa da bir fikri “öne sürmek” anlamına gelen resmî bir fiildir. A principle öne sürülen fikirdir; bu nedenle hazard a principle, genel bir kuralı ihtiyatla önermek demektir. Bu fiil konuşanın tutumunu da gösterir: iddia kesin ve güvenli bir beyan değil, geçici bir görüştür. İlkenin tehlikeye atıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“I would hazard the opinion that the delay was avoidable,” cümlesinde hazard ne anlama gelir?

  1. Görüşü ihtiyatla ve geçici olarak öne sürmek
  2. Görüşü kanıtlanmış bir gerçek olarak açıklamak
  3. Görüşü fiziksel bir tehlikeye atmak
Cevabı göster

Görüşü ihtiyatla ve geçici olarak öne sürmek

Any long-term stuckness is likely to be the result Kelime

3:20

Herhangi bir uzun vadeli sıkışmışlık muhtemelen

Kelime

long-term stuckness: ilerlemenin olmadığı kalıcı bir durum

Stuckness, stuck sıfatına isim yapan -ness ekinin getirilmesiyle oluşur. “Sıkışmış olmayı” soyut bir duruma dönüştürür: ilerleyememe, bir sorunu çözememe veya bir örüntüyü değiştirememe durumu. Long-term bu durumun tamamını niteler ve bunun kısa bir duraklama değil, kalıcı bir durum olduğunu gösterir. Bu isim, tekrarlanan ilerleme eksikliğinin tek bir genel durum olarak ele alınmasını sağlar.

Alıştırma

“long-term stuckness” ifadesinde stuckness neyi anlatır?

  1. Eşyaları yerinde tutmak için tasarlanmış fiziksel bir nesne
  2. Eşit iki seçenek arasında kısa süreli karar verme anı
  3. İlerleyememe hâlinin sürekli olması
Cevabı göster

İlerleyememe hâlinin sürekli olması

of butting into some sort of law inherited unknowingly from childhood. Öbek fiiller

3:23

bilmeden çocukluktan miras alınan bir tür yasayla çarpışmanın sonucudur.

Öbek fiiller

butting into: gizli bir yasaya çarpmak

Burada butting into, fiziksel olarak bir engele çarpma imgesini kullanır. Kişinin çabalarının görünmeyen içsel bir kısıtlamaya tekrar tekrar takılması anlamına gelir; birinin sözünü kesmek anlamına gelmez. Nesne konumundaki some sort of law, çocuklukta farkında olmadan öğrenilmiş psikolojik bir kuralı ifade eder. butt into + engel yapısı, bu kuralı ilerlemeyi durduran bir şey olarak gösterir ve uzun süreli tıkanmışlığı açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Örnekte butting into ne anlama geliyor?

  1. Başka biri konuşurken onun sözünü kesmek
  2. Görünmeyen içsel bir kısıtlamaya takılmak
  3. İzin almadan bir gruba katılmak
Cevabı göster

Görünmeyen içsel bir kısıtlamaya takılmak

We are stuck because we are being overly loyal Kalıp ifadeler

3:30

Sıkışıp kaldık, çünkü uzak geçmişte üretilmiş

to an idea of something being impossible

3:33

bir şeyin imkansız olduğu fikrine

generated in the distant past.

3:37

aşırı sadık kalıyoruz.

Kalıp ifadeler

overly loyal to an idea: bir fikre aşırı bağlı olmak

Burada loyal to, insanlara veya gruplara duyulan sadakatin ötesine geçer. Bir kişi, artık yararlı olmasa bile bir fikri izlemeyi, korumayı veya hayatını onun etrafında düzenlemeyi sürdürerek loyal to an idea olabilir. Overly, değerlendirmeyi olumsuz hâle getirir: bağlılık aşırıya kaçmıştır. Bu cümlede eski fikir, bir şeyin imkânsız olduğudur; dolayısıyla ifade, takdire değer bir özellikten çok sınırlayıcı bir inanca bilinçsizce itaat etmeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi "bir inanca fazlasıyla bağlı" anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Even after the evidence changed, Mara stayed ____ that success required constant sacrifice.

Cevabı göster

overly loyal to an idea

Impossible because it was threatening

3:39

İmkansız, çünkü uzun zaman önce

to someone we cared for or depended on

3:42

değer verdiğimiz veya güvendiğimiz birine

a long time ago.

3:45

tehdit oluşturuyordu.

Therefore, one of the main paths to liberation lies Dilbilgisi

3:47

Bu nedenle, özgürlüğe giden ana yollardan biri,

in coming to see that the law exists

3:50

bu yasanın var olduğunu görmekten

and then unpicking its warped and unnecessary logic. Deyimler

3:53

ve ardından onun çarpık ve gereksiz mantığını çözmekten geçer.

Dilbilgisi

özgürleşmeye giden başlıca yollardan biri, zamanla fark etmekte yatar

one of the main paths to liberation isim öbeği, daha geniş bir yol kümesinden bir tanesini seçer. Dil bilgisel baş sözcüğü one olduğu için tekil fiil lies kullanılır. one of the paths to X lies in doing Y kalıbı, X'e ulaşmanın önemli yollarından birinin Y yapmakta yattığını belirtir. Buradaki coming to see, bir şeyi zamanla fark etmek demektir; fiziksel olarak bir yere gelip bakmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Resmî lie in + -ing kalıbını tamamlayın: One of the best ways to build trust ____ listening before responding.

Cevabı göster

lies in

Deyimler

çarpık ve gereksiz mantığını adım adım çözümlemek

Unpick sözcüğü gerçek anlamda dikilmiş bir malzemedeki dikişleri sökmek demektir. Burada ise bir akıl yürütme sistemini parçalarına ayırıp varsayımlarıyla bağlantılarının nasıl bir araya geldiğini izlemeyi anlatan bir mecazdır. Mantığın warped olarak nitelenmesi onun çarpıtıldığını, unnecessary ise kaçınılmaz veya gerekli olmadığını belirtir. Dolayısıyla ifade, bir düşünceyi yalnızca silmeyi değil, dikkatle inceleyip çözümlemeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede unpick, kusurlu bir akıl yürütmeyi parça parça incelemek anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?

  1. We need to unpick the reasoning behind this unfair rule.
  2. She unpicked the loose stitches in the sleeve.
  3. Let me unpack my suitcase after the trip.
  4. We need to undo the rule before Friday.
Cevabı göster

We need to unpick the reasoning behind this unfair rule.

We can start by asking whether, beneath our practical dilemma,

3:58

Pratik ikilemimizin altında,

there may be a childhood law at work Kalıp ifadeler

4:02

bizi olduğumuz yerde kalmaya teşvik eden

encouraging us to stay where we are.

4:04

bir çocukluk yasasının işleyip işlemediğini sorarak başlayabiliriz.

Kalıp ifadeler

childhood law at work: etkin biçimde işlemek anlamındaki at work

Burada at work, “etkin biçimde işliyor veya olanları etkiliyor” anlamına gelir. Childhood law, yani çocuklukta öğrenilmiş içsel bir kural, kişinin seçimini etkileyen gizli bir güç olarak anlatılır. Bu kullanım meslek veya iş yeriyle ilgili değildir. “Etki, kural veya süreç + at work” yapısı, görünen bir sonucun arkasındaki görünmeyen nedeni açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “durumu etkin biçimde etkiliyor” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A hidden fear may be ____ when we avoid a useful change.

Cevabı göster

at work

We can dig beneath the surface problem Deyimler

4:08

Muhtemelen devreye girmekte olan duygusal yapıyı aramak için

in search of the emotional structure that might be being engaged. Dilbilgisi

4:10

yüzeysel sorunun altını kazabiliriz.

Deyimler

derinlik benzetmesi olarak dig beneath the surface problem

Dig beneath the surface problem, görünen sorunu aşıp daha derindeki bir nedeni araştırmayı yüzeyin altını kazma benzetmesiyle anlatır. Dig fiili çaba ve dikkatli araştırma çağrıştırırken beneath the surface görünen ile gizli olanı karşı karşıya getirir. Bu cümlede amaç, pratik sorunun harekete geçiriyor olabileceği duygusal yapıyı bulmaktır. Daha genel olarak bu imge, görünen bir sorun daha derindeki bir şeyin yalnızca belirtisi olabileceğinde kullanılır.

Alıştırma

"Before blaming anyone, let's dig beneath the surface problem," cümlesinde konuşan kişi ne öneriyor?

  1. Görünen sorunun arkasındaki daha derin nedenleri aramak.
  2. Sorunun yaşandığı yerin altını fiziksel olarak kazmak.
  3. Sorun yok olana kadar onu görmezden gelmek.
Cevabı göster

Görünen sorunun arkasındaki daha derin nedenleri aramak.

Dilbilgisi

might be being engaged: kiplik + sürmekte olan edilgen yapı

might be being engaged yapısında might olasılık bildirir. İlk be, might'tan sonra yalın biçimde gelen ve sürerlik yapısını kuran yardımcı fiildir; being edilgen be'nin -ing biçimidir; engaged ise geçmiş zaman ortacıdır. İfadenin bütünü, bir duygusal yapının şu anda etkinleştiriliyor olabileceğini anlatır. İki be biçiminin görevleri farklıdır. be being + geçmiş zaman ortacı, sürmekte olan edilgen yapıyı oluşturur: eylem devam eder ve özne eylemi yapmak yerine eyleme maruz kalır.

Alıştırma

Cümleyi might, sürmekte olan edilgen yapı ve test fiiliyle tamamlayın: The safety system ____ by the technician right now.

Cevabı göster

might be being tested

So, for example, in the unconscious Kelime

4:14

Böylece, örneğin bilinçdışında

architecture equals the creativity dad never enjoyed,

4:16

mimari, babanın asla tatmadığı yaratıcılığa eşittir

or sexual fulfillment equals what hurt my lovable mum.

4:20

veya cinsel tatmin, sevgili annemi inciten şeye eşittir.

Kelime

in the unconscious: the unconscious ifadesinin isim kullanımı

Burada the unconscious, bilinçli farkındalığın dışındaki düşünceleri, arzuları ve çağrışımları barındıran zihin alanını adlandıran bir isim öbeğidir. Bu nedenle in the unconscious, birinin fiziksel olarak bilincini kaybettiği sırada değil, bu gizli zihinsel alanın içinde anlamına gelir. Belirli tanımlık the, unconscious sözcüğünü soyut bir psikolojik alanın adına dönüştürür. Bu kullanım psikanaliz veya psikoloji tartışmalarında yaygındır.

Alıştırma

Bilinçli farkındalığın dışındaki zihinsel etkinlik alanını adlandıran psikolojik isim öbeği hangisidir?

  1. an unconscious person
  2. unconscious
  3. the unconscious
Cevabı göster

the unconscious

We may discover that some of the reason we can't give up on finance Öbek fiiller

4:24

Finans sektörünü bırakıp

and take up a more imaginative role Öbek fiiller

4:28

daha yaratıcı bir rol üstlenemememizin nedeninin,

Öbek fiiller

give up on + bir kariyer yolu

Bu cümlede give up on finance, finans alanını sürdürmeye değer bir kariyer yolu olarak görmekten vazgeçmek anlamına gelir. Finance burada paranın kendisini değil, mesleki alanı ifade eder. Kalıp give up on + kişi, plan, hedef, alan veya olasılık şeklindedir. On, daha önce umut, emek veya bağlılık yöneltilmiş olan hedefi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeye umut veya emek yatırmayı bırakmak” anlamındaki phrasal verb ile tamamlayın: One bad result is not a reason to ____ the whole project.

Cevabı göster

give up on

Öbek fiiller

take up a more imaginative role: daha yaratıcı bir role başlamak

Burada take up a more imaginative role, daha fazla yaratıcılığa olanak veren bir iş görevine başlamak veya böyle bir göreve geçmek anlamına gelir. Başlanan şey role'dür; take up burada “yer veya zaman kaplamak” anlamına gelmez. give up on finance ile birlikte kullanıldığında take up, eski yönün yerini alan yeni yönü gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp take up + rol, görev, pozisyon veya etkinlik şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede take up a role, yeni bir pozisyona başlamak anlamında kullanılmıştır?

  1. Jordan took on an extra task for the coach.
  2. Jordan took up a role as assistant coach.
  3. The equipment took up half the storage room.
Cevabı göster

Jordan took up a role as assistant coach.

is because throughout childhood we had to accept a law

4:30

tüm çocukluğumuz boyunca, hem yaratıcı bir şekilde tatmin olup hem de para kazanamayacağımız

that we couldn't be both creatively fulfilled and make money

4:33

bir yasayı kabul etmek zorunda kalmamız olduğunu

in order to protect our volatile father

4:37

uçarı babamızı kendi kıskançlığı

from his own envy and inadequacy.

4:39

ve yetersizliğinden korumak için keşfedebiliriz.

Or we can't leave our marriage because unconsciously

4:41

Veya evliliğimizi bitiremiyoruz çünkü bilinçdışı olarak

we're coming up against a law from childhood Öbek fiiller

4:44

iyi bir çocuk olmanın

Öbek fiiller

coming up against: dirençle karşılaşmak

Bu cümlede coming up against, aşılması zor bir şeyin direnciyle karşılaşmak demektir. “Çocukluktan kalma yasa”, resmî bir yasa olmak zorunda değildir; bilinçdışına yerleşmiş içsel bir kuraldır. Yapı come up against + isim şeklindedir. Basitçe meet demekten farklı olarak kişiyi, kuralı, sınırı ya da sorunu bir engel veya karşı koyan güç gibi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi come up against ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When Maya tried to change the policy, she ____ strong resistance.

Cevabı göster

came up against

that tells us that being a good boy means renouncing

4:47

kişinin daha bedensel ve içgüdüsel taraflarından feragat etmesi anlamına geldiğini söyleyen

one's more bodily and visceral sides. Kelime

4:50

çocukluktan kalma bir yasayla karşı karşıya geliyoruz.

Kelime

one's more bodily and visceral sides: fiziksel ve içgüdüsel yönler

one's more bodily and visceral sides ifadesinde sides, bedenin sol ve sağ taraflarını değil, kişinin doğasındaki farklı yönleri anlatır. One's, “kişinin kendi” anlamına gelen resmî ve genelleyici bir iyelik biçimidir. Bodily fiziksel dürtüleri ve duyumları belirtir. Visceral ise sakin düşünmeden önce ortaya çıkan derin, içgüdüsel ve bedende hissedilen tepkiler anlamını ekler. İfade bir bütün olarak benliğin daha az denetlenen fiziksel ve içgüdüsel kısımlarını anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede one's more bodily and visceral sides neyi ifade ediyor?

  1. kişinin savındaki dikkatle gerekçelendirilmiş kısımlar
  2. kişinin bedeninin sol ve sağ tarafları
  3. kişinin doğasındaki fiziksel ve içgüdüsel kısımlar
Cevabı göster

kişinin doğasındaki fiziksel ve içgüdüsel kısımlar

The specifics will differ, Anlatım akışı

4:53

Detaylar farklılık gösterecektir,

but the principle of a hidden law from childhood

4:54

ancak çocukluktan kalma gizli bir yasa prensibi

can explain a huge number of adult stucknesses.

4:57

yetişkinlerdeki pek çok sıkışmışlığı açıklayabilir.

Anlatım akışı

The specifics will differ, but the principle: farklılıklardan genel bir iddiaya

The specifics will differ yan cümlesi, her bir vakanın ayrıntılarının aynı olmadığını kabul eder. Ardından but, anlatımı bu farklılıklardan the principle ile sunulan daha geniş iddiaya yöneltir. Bu kabul-etme-ve-yön-değiştirme kalıbı, genellemeyi mutlak değil, temkinli gösterir: ayrıntılar değişse de ortak bir ilke vakaları açıklayabilir. Buradaki but farklılıkları inkâr etmez; onların daha geniş savı geçersiz kılmadığını gösterir.

Alıştırma

Vurgulanan ifade argümanda nasıl bir işlev görür?

  1. Ayrıntılar farklı olduğu için genel ilkeden vazgeçer.
  2. Her vakanın tamamen aynı ayrıntılara sahip olduğunu söyler.
  3. Ayrıntılardaki farklılıkları kabul eder ve ardından ortak bir genel ilkeye geçer.
Cevabı göster

Ayrıntılardaki farklılıkları kabul eder ve ardından ortak bir genel ilkeye geçer.

The way forward is first and foremost hence Kalıp ifadeler

5:01

Bu nedenle ileriye giden yol, her şeyden önce

to realize that there might be a law in operation when we get stuck,

5:04

sıkıştığımızda devrede olan bir yasa olabileceğini,

Kalıp ifadeler

First and foremost: en yüksek önceliği belirtmek

first and foremost, başka her şeyden önce ve en önemlisi anlamına gelen kalıplaşmış bir vurgu ifadesidir. Bu cümlede, bir yasanın işliyor olabileceğini fark etmeyi ilerlemek için temel öncelik olarak sunar. Sözcükler iki ayrı adımı belirtmez. First sıralama anlamını verirken foremost önem fikrini güçlendirir; bu nedenle tam ifade, tek başına first sözcüğünden daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve en yüksek önceliği belirten üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____, we need to make sure everyone is safe.

Cevabı göster

First and foremost

that we aren't merely being cowardly or slow in not progressing,

5:08

ilerlememekte sadece korkak veya yavaş davranmadığımızı

and that we feel trapped because we are in our faulty minds

5:12

ve tuzağa düşmüş gibi hissettiğimizi çünkü hatalı zihinlerimizde

back in a cage formed in childhood, Deyimler

5:15

çocuklukta oluşturulmuş bir kafese geri döndüğümüzü anlamaktır,

which we have to be able to see, think about,

5:19

ki bu kafesi görebilmeli, üzerinde düşünebilmeli

and then patiently dismantle.

5:22

ve sonra sabırla söküp atmalıyız.

Deyimler

Çocuklukta oluşmuş bir kafese geri dönmek

Burada a cage formed in childhood, erken aile yaşamında oluşan sınırlayıcı inançların, korkuların ve davranış kalıplarının metaforudur. Konuşmacı gerçek bir kafesten söz etmiyor. Back in, yetişkin zihninin o eski psikolojik konuma geri dönebileceğini gösterir. Bu imge trapped, see ve dismantle sözcüklerini birbirine bağlar: önce eski sınırları fark etmek, sonra incelemek ve zamanla ortadan kaldırmak.

Alıştırma

Cümlede back in a cage formed in childhood ne anlama geliyor?

  1. Çocuklukta oluşan sınırlara ve kalıplara zihinsel olarak geri dönmek
  2. Çocukluğa ait bütün anıları görmezden gelmeyi seçmek
  3. Çocuklukta var olan aynı kafese fiziksel olarak girmek
Cevabı göster

Çocuklukta oluşan sınırlara ve kalıplara zihinsel olarak geri dönmek

We can along the way accept that we are now adults,

5:24

Bu süreçte artık yetişkin olduğumuzu kabul edebiliriz,

which means that the original family drama no longer has to apply. Dilbilgisi

5:28

bu da asıl aile dramının artık geçerli olmak zorunda olmadığı anlamına gelir.

Dilbilgisi

no longer has to apply: artık geçerli olmak zorunda değil

No longer, bir şeyin daha önce doğru ya da yürürlükte olduğunu ancak şimdi artık öyle olmadığını belirtir. Buradaki apply, “başvuru yapmak” değil, “durumla ilgili olmak veya durumu yönetmek” anlamındadır. Has to ile birlikte bu ifade, eski aile kalıbının yetişkin yaşamını yönetmeye devam etmesinin gerekmediğini söyler. Geçmişin yok olduğunu iddia etmez; eski kurallarının sürmesi zorunluluğunu ortadan kaldırır.

Alıştırma

Eski kuralın geçerli kalmasının artık gerekli olmadığını belirten tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: This childhood rule ____.

Cevabı göster

no longer has to apply

We don't have to worry about upsetting parental figures.

5:33

Ebeveyn figürlerini üzme konusunda endişelenmemize gerek yok.

Their taboos were set up to protect them, Öbek fiiller

5:36

Onların tabuları kendilerini korumak için konulmuştu,

but they're making us ill.

5:39

ama bizi hasta ediyorlar.

Öbek fiiller

set up to protect: kurulma ve amaç

Were set up, set up fiilinin edilgen biçimidir ve “kurulmuştu” ya da “oluşturulmuştu” anlamına gelir. Özne their taboos olduğundan burada birine tuzak kurmak veya onu zor durumda bırakmak anlamı yoktur. To protect them amaç bildiren bir mastar yapısıdır; tabuların neden oluşturulduğunu açıklar. be set up to + fiil kalıbı, bir kuralın, sistemin veya kuruluşun amaçlanan işlevini, sonradan zararlı bir sonuç doğursa bile açıklayabilir.

Alıştırma

Cümleyi set up fiilinin edilgen biçimiyle ve amaç bildiren bir mastarla tamamlayın: The safety program ____ workers from preventable injuries.

Cevabı göster

was set up to protect

We can feel sad for the laws that these damaged figures

5:41

Geçmişten gelen bu hasarlı figürlerin

from the past imposed on us,

5:44

bize dayattığı yasalar için üzüntü duyabiliriz,

often with no active malevolence,

5:46

genellikle aktif bir kötü niyet olmadan konulmuşlardı,

but we can recognize that our imperative is to move them aside Notlar

5:48

ancak temel görevimizin onları kenara itmek

Kelime

our imperative is to: acil bir sorumluluğu belirtmek

Burada imperative, öncelik verilmesi gereken acil bir görev veya eylem anlamında kullanılan bir isimdir. Our imperative is to move them aside, onları bir kenara çekmenin şu anda yapmamız gereken şey olduğu anlamına gelir. someone's imperative is to + fiil kalıbı gerekli bir eylem yolunu belirtir ve ardından bunu mastarla açıklar. Bu kullanımda imperative, emir vermek için kullanılan dil bilgisel emir kipini ifade etmez.

Alıştırma

“Our imperative is to reduce the risk,” cümlesinde imperative ne anlama gelir?

  1. Bekleyebilecek nazik bir öneri
  2. Acil ve gerekli bir sorumluluk
  3. Emir vermek için kullanılan bir fiil biçimi
Cevabı göster

Acil ve gerekli bir sorumluluk

Öbek fiiller

Move them aside: eski kuralların eylemi engellemesine son vermek

Buradaki them, geçmişten devralınan yasaları ifade eder. Move them aside, bu yasaların insanların davranışlarını yönetmesine artık izin vermemek demektir. İfade, yasaları yoldan çekilebilecek engeller gibi gösterir; geçmişi silmek anlamına gelmez. Daha genel olarak move someone or something aside, bir kişiyi ya da nesneyi fiziksel olarak yana taşımayı anlatabilir. Mecazi kullanıldığında bir kişiyi, fikri, kuralı veya duyguyu eylemi ya da muhakemeyi engellediği konumdan çıkarmak anlamına gelir.

Alıştırma

"We respect the old rules, but we must move them aside to make a fair decision," cümlesinde move them aside ne anlama gelir?

  1. Kuralları fiziksel olarak başka bir odaya taşımak
  2. Eski kuralların kararı yönetmesine artık izin vermemek
  3. Eski kurallara ait bütün kayıtları silmek
Cevabı göster

Eski kuralların kararı yönetmesine artık izin vermemek

and act with the emotional freedom that's always been our birthright. Kelime

5:53

ve her zaman doğuştan hakkımız olan duygusal özgürlükle hareket etmek olduğunu kabul edebiliriz.

Kelime

Our birthright: doğuştan gelen bir hak olduğuna dair güçlü iddia

Birthright, gerçek anlamıyla bir kişinin doğumu nedeniyle sahip olduğu hak, statü veya mülktür; çoğu zaman aile ya da mirasla bağlantılıdır. Buradaki our birthright mecazidir: duygusal özgürlük, yasa uyarınca miras alınan bir mülk değil, herkesin doğal olarak hak ettiği bir şey olarak sunulur. Bir şeyi birthright olarak adlandırmak, onun yalnızca iyi veya arzu edilir olduğunu söylemekten daha güçlüdür. Sözcük, bu hakkın temel olduğu ve başka birinin iznini gerektirmemesi gerektiği yönünde resmî ve değer yüklü bir iddia oluşturur.

Alıştırma

Hangi cümle birthright sözcüğünü mecazi olarak kullanıp herkesin doğası gereği hak ettiği bir şey hakkında güçlü bir iddiada bulunur?

  1. She saved enough money to buy a new birthright.
  2. Under the old rules, the eldest child received the title as a birthright.
  3. Freedom of thought should be every person's birthright.
Cevabı göster

Freedom of thought should be every person's birthright.

We may need to be disloyal to a way of being Kelime

5:57

Değer verdiğimiz veya bağlı olduğumuz birini koruyan bir varoluş biçimine

that protected someone we cared about or depended on

6:00

sadakatsizlik etmemiz gerekebilir,

in order to start to be loyal to a more important person still, Anlatım akışı

6:03

ki hala daha önemli olan birine karşı sadık olmaya başlayabilelim,

ourselves.

6:08

yani kendimize.

Kelime

Duygusal bir metafor olarak “be disloyal to a way of being”

Burada “be disloyal to”, insanlara veya gruplara duyulan sadakatten “a way of being” ifadesine aktarılır. Eski bir düşünme, hissetme veya davranma biçimini izlemeyi reddetmek anlamına gelir. Güçlü sadakat metaforu değişimi duygusal bir çatışma olarak sunar: eski düzen bir zamanlar önemli bir ilişkiyi korumuştur, ancak şimdi onu sürdürmek kişinin kendisini ihmal etmesi anlamına gelir. Bu ifade başka birine ihanet etmeyi teşvik etmez.

Alıştırma

Bu cümledeki “be disloyal to a way of being” ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Her zamanki kişiliğini başkalarından gizlemek.
  2. Sadakatini kanıtlamak için eski bir düzeni sürdürmek.
  3. Bir zamanlar koruma sağlayan bir insana ihanet etmek.
  4. Bırakmak geçmişteki bir sadakate ihanet etmek gibi gelse bile eski bir düzeni izlemeyi bırakmak.
Cevabı göster

Bırakmak geçmişteki bir sadakate ihanet etmek gibi gelse bile eski bir düzeni izlemeyi bırakmak.

Anlatım akışı

“a more important person still, ourselves” ve geciktirilmiş vurgu

İfade önce adı verilmeyen “daha önemli bir kişi”yi sunar, ardından “ourselves” sözcüğünü bu kişinin kim olduğunu açıklayan bir ara söz olarak sona yerleştirir. İsmi geciktirmek, odağı son anda başkalarına sadakatten kişinin kendisine sadakatine çevirir. “a more important person still” ifadesinde sona yerleştirilen still karşılaştırmayı güçlendirir ve “daha da önemli bir kişi” anlamına gelir. Bu kişinin zaman içinde hâlâ önemli kalması anlamına gelmez.

Alıştırma

İfadeyi “still, ourselves” ile bitirmenin etkisi nedir?

  1. “still” sözcüğünü hiçbir eylem veya hareket olmadığını göstermek için kullanır.
  2. “more important” ifadesini “daha da önemli” yapar ve kişinin kimliğini “ourselves” sözcüğüne kadar geciktirir.
  3. “ourselves” sözcüğünü başka birinin koruması gereken nesne yapar.
  4. Daha önceki aynı kişiye sadık kalmayı sürdürdüğümüzü söyler.
Cevabı göster

“more important” ifadesini “daha da önemli” yapar ve kişinin kimliğini “ourselves” sözcüğüne kadar geciktirir.

Our decision dice are a tool to help you make wiser decisions

6:12

Karar Zarlarımız, daha bilgece kararlar almanıza yardımcı olacak bir araçtır,

in work,

6:16

işte,

love,

6:17

aşkta

and the rest of your life.

6:18

ve hayatınızın geri kalanında.