Sıkışmış Hissetmek Üzerine: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Çocukluk kuralları yetişkin seçimlerini yönetebilir; özgürlük bu kuralları fark edip sorgulamakla başlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “feeling stuck.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: stuck sözcüğünü fiziksel sıkışma için değil, işte, ilişkide veya kararda ilerleyememek için kullanın. 2. “draw any connection between” — Kalıplaşmış öbekler ve eşdizimler: mevcut sorunla eski nedeni bağlamak için draw a connection between A and B kalıbını, zor bağlamda any ile kullanın. 3. “The specifics will differ, but the principle” — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: vakaların değiştiğini kabul ettikten sonra örneklerden temkinli bir genel ilkeye dönün.
Bu derste
Many of us spend a large part of our lives in one way Kalıp ifadeler
0:04Birçoğumuz hayatımızın büyük bir bölümünü öyle
in one way or another: şu ya da bu şekilde
“In one way or another”, “belirtilmemiş bir şekilde” ya da “birkaç olası yoldan biriyle” demektir. Bu cümlede, insanların kendilerini sıkışmış hissedebileceği farklı biçimleri tek tek saymadan bir araya toplar. Kalıbın tamamı zarf görevi görür. Another belirli bir ikinci nesneyi göstermez; one ... another tam olarak hangi biçimden söz edildiğini açık bırakır.
Alıştırma
“Belirtilmemiş bir şekilde” anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Although their situations were different, everyone was affected ____.
Cevabı göster
in one way or another
feeling stuck: sıkışmış ve ilerleyemiyor hissetmek
Burada stuck mecazidir: feeling stuck, ilerleyemediğini, yön değiştiremediğini veya zor bir durumdan çıkamadığını hissetmek demektir. Kişi fiziksel olarak bir yere sıkışmış değildir. feel + sıfat kalıbı, kişinin algıladığı durumu anlatır. İş, karar, ilişki veya genel olarak yaşam hakkında kullanılabilir; yalnızca bir cevabı kısa süreliğine bilmemekten daha güçlüdür.
Alıştırma
'After trying three different plans, Maya still feels stuck,' cümlesinde feels stuck ne anlama gelir?
- İlerleyemiyor.
- Bir bilgiyi bilmiyor.
- Fiziksel olarak bulunduğu yere yapışmış.
Cevabı göster
İlerleyemiyor.
That is, in a state where a strong desire to move forward on an issue Öbek fiiller
0:11Yani, bir konuda ilerlemeye yönelik güçlü bir arzunun
meets with an equally strong compulsion to stay fixed where one is.
0:15kişinin bulunduğu yerde sabit kalması için aynı derecede güçlü bir zorunlulukla karşılaştığı bir durumda.
move forward on an issue: bir konuda ilerleme kaydetmek
Bu cümlede move forward on an issue, bir konu ya da sorunla ilgilenirken ilerleme kaydetmek demektir. Hareket fiziksel değil, mecazidir; on ise üzerinde çalışılan meseleyi tanıtır. Bu ifade, mesele tamamen çözülmemiş olsa bile bir karara veya çözüme doğru ilerlemeye odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi ‘bir şeyi ele alırken ilerleme kaydetmek’ anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: We need to ____ the safety issue before Friday.
Cevabı göster
move forward on
For example, we might at one level powerfully want to leave a job in finance Anlatım akışı
0:20Örneğin, bir düzeyde finanstan ayrılmayı
in order to retrain in architecture, Dilbilgisi
0:25mimarlık alanında yeniden eğitim almak için şiddetle isteyebiliriz,
Amaç belirtmek için in order to + fiilin yalın hâli
In order to bir eylemin amacını belirtir. Burada kişi, mimarlık alanında yeniden eğitim almak amacıyla finans sektöründeki işinden ayrılmak istiyor. Yapı in order to + fiilin yalın hâlidir: in order to retrain. Eylem ile amaç arasındaki bağı, yalnızca to kullanmaktan daha açık biçimde gösterir.
Alıştırma
Hangi ifade cümleyi doğru biçimde tamamlar ve fiilin yalın hâlinden önce amacı açıkça belirtir? Maya saved money ____ study architecture abroad.
- in order to
- because
- so that
Cevabı göster
in order to
but at the same time remain blocked by a range of doubts, Kalıp ifadeler
0:27ancak aynı zamanda bir dizi şüphe,
at one level ... but at the same time: bir açıdan... fakat aynı zamanda
At one level, ilk ifadeyi aynı kişi veya duruma bakmanın bir yönü olarak çerçeveler. Burada işten ayrılma isteğini tanıtırken başka bir psikolojik katmanın da bulunduğunu sezdirir. But at the same time, bununla çatışan fakat aynı anda doğru olan bir gerçeği ekler: kuşkular kişiyi hâlâ engellemektedir. Bu iki işaretleyici birlikte, karmaşık karşıtlığı yalnızca but kullanımından daha açık biçimde düzenler; level burada fiziksel yükseklik veya daha düşük derece değil, bakış açısı ya da katman demektir.
Alıştırma
Aynı anda doğru olan iki çelişkili görüşü göstermek için cümleyi iki hedef işaretleyiciyle tamamlayın: ____, I want to accept the offer, ____, I worry about the long commute.
Cevabı göster
At one level · but at the same time
remain blocked by a range of ...: süren ve çeşitli engeller
Remain blocked by, bir kişinin veya şeyin bir engel yüzünden ilerleyememeye devam etmesi anlamına gelir. Burada blocked mecazidir: şüpheler fiziksel olarak bir yolu kapatmak yerine kişinin harekete geçmesini veya karar vermesini engeller. A range of, aynı grup içindeki birkaç farklı türü belirtir. İfade bir bütün olarak engelin hem devam ettiğini hem de çeşitli şüpheler, tereddütler, karşı argümanlar ve suçluluk duygularından oluştuğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, birkaç farklı sorun türü yüzünden ilerleyememe durumunun devam ettiğini belirten hedef ifadeyle tamamlayın: After three meetings, the project ____ concerns about cost, safety, and timing.
Cevabı göster
remains blocked by a range of
Or we might be impelled to leave our marriage
0:34Ya da evliliğimizi bitirmeye zorlandığımızı hissedebilir,
while simultaneously unable to imagine any realistic life outside of it. Dilbilgisi
0:37aynı zamanda onun dışında gerçekçi bir yaşam hayal edemeyebiliriz.
while simultaneously unable to imagine: kısaltılmış bir while yan cümlesi
Burada while, ayrılma baskısıyla aynı anda var olan ve onunla karşıtlık oluşturan bir durumu tanıtır: ayrılmaya itilmiş hissedebilir, ancak evlilik dışındaki gerçekçi bir yaşamı gözümüzde canlandıramayabiliriz. while simultaneously unable to imagine sözleri kısaltılmış bir yan cümle oluşturur. Anlaşılan özne we, eksiltilen fiil ise be fiilinin bir biçimidir; açık hâli while we are simultaneously unable to imagine olur. might tüm durumu bir olasılık olarak çerçeveler. Bu yapı, aynı öznenin eş zamanlı ve karşıt iki durumda bulunduğunu özneyi tekrarlamadan anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, eş zamanlı ve karşıt iki durumu göstermek için while sözcüğünü aynı kısaltılmış yapıda kullanıyor?
- Maya accepted the offer while still uncertain whether it was right for her.
- Maya accepted the offer when the office opened.
- While Maya accepted the offer, her brother declined it.
Cevabı göster
Maya accepted the offer while still uncertain whether it was right for her.
but doing nothing is killing us as well. Deyimler
0:45ancak hiçbir şey yapmamak da bizi öldürüyordur.
doing nothing is killing us as well: mecazi killing
Buradaki is killing us mecazidir. Hiçbir şey yapmamanın ciddi ve sürekli duygusal acıya ya da yıpranmaya yol açtığı anlamına gelir; kimsenin gerçekten ölmekte olduğu söylenmez. Doing nothing öznedir ve süreklilik bildiren is killing, zararın devam ettiğini gösterir. As well “de/da” anlamındadır: harekete geçmek dehşet verici gelir, ancak hareketsiz kalmanın da ciddi bir bedeli vardır.
Alıştırma
“Waiting for the result is killing me,” cümlesindeki “is killing me” en doğal olarak ne anlama gelir?
- Başka birini beklememe yol açıyor.
- Bana yoğun ve sürekli bir sıkıntı veriyor.
- Gerçek anlamda ölmeme neden olacak.
Cevabı göster
Bana yoğun ve sürekli bir sıkıntı veriyor.
Her yol kapalı gibi görünüyor
Burada avenue bir sokağı değil, bir çözüme, fırsata veya hedefe götürebilecek olası bir yolu ifade eder. Every ifadenin kapsamını bütünüyle genişletir, shut off bu yolları erişilemez olarak gösterir ve appears bunun konuşanın algısı olduğunu, kesinleşmiş bir gerçek olmak zorunda olmadığını belirtir. Bu cümle, ilerlemek için hiçbir çıkış görememe duygusunu kısa bir mecazla anlatır. Seçenekler, planlar veya problem çözme hakkında konuşurken de kullanılabilir.
Alıştırma
Bu cümlede Every avenue appears shut off ne anlama gelir?
- Konuşan kişi birçok yeni seçenek keşfetmiş
- Bütün sokaklar trafiğe kapatılmış
- Çözüme giden her olası yol kullanılamaz gibi görünüyor
Cevabı göster
Çözüme giden her olası yol kullanılamaz gibi görünüyor
turns over the question late at night, Öbek fiiller
0:51geceleri geç saatlere kadar bu meseleyi kafasında evirip çevirir,
Soruyu tekrar tekrar düşünüyor
Burada turns over the question, soruyu tekrar tekrar ve dikkatle düşünmek, onu farklı açılardan incelemek anlamına gelir. turn over burada mecazlıdır; soru fiziksel olarak çevrilmez veya taşınmaz. Gece geç saatlerde ifadesi düşünceli ve belki de kaygılı bir hava katar. Kişi meseleyi hemen sonuçlandırmak yerine ona zihninde tekrar tekrar döner; bu nedenle ifade soruyu yeniden sormayı değil, düşünmenin sürmesini vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede turns over the question ne anlama gelir?
- Soruyu bir komiteye devreder
- Soruyu tekrar tekrar ve dikkatle düşünür
- Yanıt almak için soruyu sesli olarak tekrarlar
Cevabı göster
Soruyu tekrar tekrar ve dikkatle düşünür
tries the patience of therapists: birinin sabrını zorlamak
To try the patience of someone ya da daha yaygın biçimiyle to try someone’s patience, genellikle tekrarlanan, zor veya sinir bozucu bir davranış yüzünden birinin sabırlı kalmasını güçleştirmek demektir. Bu cümlede tries, “denemek” anlamına gelmez; therapists ise sabrı zorlanan kişilerdir. Bu ifade annoy fiilinden daha özeldir: Birinin sakin kalma becerisi üzerindeki baskıyı vurgular. Burada hafif bir abartı vardır ve tekrarlanan davranışın uzun süredir devam ettiğini düşündürür.
Alıştırma
“The child’s endless questions tried his father’s patience.” cümlesindeki ifade ne anlama gelir?
- Babasının sabırlı kalmasını zorlaştırdılar.
- Babasının yeni bir beceri denediğini gösterdiler.
- Babasını terapist olmaya teşvik ettiler.
Cevabı göster
Babasının sabırlı kalmasını zorlaştırdılar.
and watches life go by with mounting anxiety and self-disgust. Deyimler
0:56ve artan bir endişe ve kendinden iğrenme duygusuyla hayatın akıp gitmesini izler.
watches life go by: zaman geçerken pasif kalmak
Watch life go by, zaman, olaylar ve fırsatlar geçerken birinin pasif kalmasını anlatan mecazi bir ifadedir. Buradaki go by, “zamanla geçmek” anlamındadır; “bir yerin yanından fiziksel olarak geçmek” anlamında değildir. Bu ifade çoğu zaman katılmamanın veya harekete geçmemenin verdiği pişmanlığı anlatır. Bu cümlede mounting anxiety and self-disgust, kişinin kendi pasifliğinin giderek acı verici hâle geldiğinin farkında olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi durum watching life go by ifadesinin mecazi anlamına en iyi uyar?
- Birisi bitkilerin nasıl büyüdüğünü dikkatle inceliyor.
- Birisi hedeflerini sürekli erteliyor ve fırsatların elinden kaçtığını hissediyor.
- Birisi birkaç dakika boyunca bir kafe penceresinden insanları izliyor.
Cevabı göster
Birisi hedeflerini sürekli erteliyor ve fırsatların elinden kaçtığını hissediyor.
one might be tempted to ask questions to move things on. Öbek fiiller
1:03işleri ilerletmek için sorular sormaya heveslenebilirsiniz.
Bir durumu ilerletmek için move things on
Bu cümlede move things on, mevcut durumun veya sürecin ilerleyip bir sonraki aşamaya ulaşmasına yardımcı olmak demektir. Soruların amacı fiziksel nesneleri taşımak değil, tıkanıklığı aşmaktır. Buradaki things, konuşmayı veya durumu genel olarak ifade eder. Kalıp move + nesne + on biçimindedir; bir kişi ya da eylem, söz konusu durumun ilerlemesini sağlar.
Alıştırma
Cümleyi “projenin bir sonraki aşamaya ilerlemesine yardımcı olmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: One clear decision could ____.
Cevabı göster
move things on
to see if you might like a new area of work?
1:08bakalım yeni bir çalışma alanından hoşlanacak mısın?
Öneri olarak Why don't you ...?
Why don't you...? biçim olarak olumsuz bir sorudur, ancak burada öneri işlevi görür: konuşan kişi, dinleyiciden bir açıklama istemek yerine deneyebileceği bir eylem önerir. Kalıp Why don't you + fiilin yalın hâli şeklindedir. Öneri genellikle şimdi veya gelecekle ilgilidir.
Alıştırma
Dersteki öneri kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ ask the teacher after class?
Cevabı göster
Why don't you
Why don't you discuss your dissatisfactions with your partner?
1:11Memnuniyetsizliklerini neden partnerinle konuşmuyorsun?
Bir seçenek önermek için What about + -ing
What about + -ing, bir eylemi karşıdaki kişinin değerlendirebileceği bir seçenek olarak sunar. about sözcüğünden sonra bir isim öbeği ya da fiilin -ing hâli gelir; burada splitting, split fiilinin -ing hâlidir. Bu cümlede konuşan kişi, splitting up eylemini başka bir olasılık olarak öneriyor. Soru biçimi bunu emirden çok öneri hâline getirir, ancak içerik yine de ciddidir.
Alıştırma
What about + -ing kullanarak okuldan sonra buluşmayı önerin: ____ after school?
Cevabı göster
What about meeting
split up: romantik bir ilişkiyi bitirmek
Romantik bir ilişki bağlamında split up, çift olmayı bırakmak veya evliliği sona erdirmek anlamına gelir. Burada bir nesneyi bölmek değil, partnerlerin ilişkilerini bitirmesi kastedilir. Bu anlamda split up çoğunlukla nesne almadan kullanılır: They split up. Partnerlerden birini belirtmek için split up with someone kullanılır: Maya split up with Alex.
Alıştırma
"After ten years together, they decided to split up," cümlesinde split up ne anlama gelir?
- Birkaç dakikalığına farklı koltuklara geçtiler.
- Bir nesneyi daha küçük parçalara böldüler.
- Romantik ilişkilerini bitirdiler.
Cevabı göster
Romantik ilişkilerini bitirdiler.
But we're likely to find that our friend can't make any progress,
1:18Ancak ne dersek diyelim, arkadaşımızın hiçbir ilerleme kaydedemediğini
“ne söylersek söyleyelim” anlamındaki whatever we say yan cümlesi
Bu cümlede whatever we say, “ne söylersek söyleyelim” anlamına gelir. Whatever, ödünleme anlamı taşıyan bir yan cümle başlatır: söylenebilecek sözlerin tümü olasılık dahilindedir, ancak hiçbiri ana cümlenin sonucunu değiştirmez. Yeniden kullanılabilir kalıp whatever + özne + fiil biçimindedir; diğer cümlecik ise değişmeden doğru kalan sonucu belirtir. Burada değişmeyen sonuç, arkadaşın ilerleme kaydedememesidir.
Alıştırma
Özgün cümlede whatever we say neyi gösterir?
- Ne söylenirse söylensin sonucun aynı kalacağını belirtir.
- Dinleyiciden belirli bir ifadeyi seçmesini ister.
- Konuşanların eğlenmek için rastgele kelimeler söyleyebileceğini belirtir.
Cevabı göster
Ne söylenirse söylensin sonucun aynı kalacağını belirtir.
It seems as if they are subject to a kind of law Kalıp ifadeler
1:23Sanki, ilerlemelerini yasaklayan
be subject to a kind of law: bir tür yasaya tabi olmak
Burada are subject to, “bir şeyin denetimi veya kısıtlaması altında olmak” anlamına gelir. Subject bir sıfattır; to ise kısıtlamayı uygulayan yasa veya gücü cümleye bağlar. Yeniden kullanılabilir kalıp be subject to + isim veya isim öbeğidir. Bir kişinin, eylemin ya da sonucun to sonrasındaki şeye uyması gerektiğini, ondan etkilenebileceğini veya ona bağlı olduğunu anlatır.
Alıştırma
Bir şeyi etkileyebilecek koşulu anlatmak için be subject to ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- The schedule is the subject to change.
- The schedule is subject to change.
- The schedule subjects to change.
Cevabı göster
The schedule is subject to change.
Not the sort of law you'd find in the statutes of the country they live in,
1:29Yaşadıkları ülkenin kanunlarında bulabileceğiniz türden bir yasa değil,
Bir metafor olarak some sort of personal law
Bu cümlede some sort of personal law, kişinin aile deneyimlerinden edinip içselleştirdiği görünmez bir kuralı anlatan metafordur. Ülkenin çıkardığı yazılı bir kanun veya başka bir gerçek hukuk kuralı değildir. Buna law denmesi, resmî bir ceza ya da yazılı hüküm olmasa bile kişinin kendisine neyin izin verildiğine dair hissini ne kadar güçlü biçimde kontrol edebildiğini vurgular. some sort of, personal law ifadesinin resmî bir kategori değil, yaklaşık bir adlandırma olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede some sort of personal law ne anlama geliyor?
- Bir kişinin aile deneyimlerinden içselleştirdiği yazılı olmayan bir kural.
- Her ailenin imzalaması gereken yazılı bir sözleşme.
- Kişinin uyruğuna göre seçilen resmî bir kanun.
- Özel mülkiyeti düzenleyen bir kanun hükmü.
Cevabı göster
Bir kişinin aile deneyimlerinden içselleştirdiği yazılı olmayan bir kural.
Olası bir ifadeyi tanıtan might go like this
Might go like this, bir kuraldan genel olarak söz etmekten o kuralın olası bir ifade biçimini vermeye geçiş sağlar. Burada go, hareket etmek değil ifade edilmek veya ilerlemek anlamındadır; iki nokta da ifadenin ardından geleceğini gösterir. Might, ifadeyi kesin olmaktan çıkarır: konuşan kişi kelimesi kelimesine alıntı yaptığını söylemez, kuralın nasıl ifade edilebileceğini gösterir. Bu kalıp bir mesajın, kuralın, hikâyenin veya sıralamanın örneğini sunabilir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki ‘şu şekilde ifade edilebilir’ anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: The unwritten rule ____: 'Never ask for help.'
Cevabı göster
might go like this
Make sure you don't achieve satisfaction in your career. Ton ve niyet
1:37Kariyerinde tatmin olamadığından emin ol.
İronik bir emir olarak Make sure you don't ...
Make sure + yan cümle normalde bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak için güçlü bir talimat verir. Burada don't, achieve satisfaction ifadesini olumsuz yapar; sözcüğü sözcüğüne verilen emir, kariyerinde tatmin olmanı engellemendir. Bu emir gerçek bir tavsiye değil, kasıtlı olarak saçma kurulmuş bir ifadedir. Konuşmacı, içselleştirilmiş zararlı bir 'kuralı' yetkili bir emir gibi dile getirerek ironi yaratır.
Alıştırma
Örnekte Make sure you don't nasıl bir işlev görüyor?
- Tatmin edici bir kariyer kurmak için samimi bir tavsiye verir.
- Kimseye ne yapacağını söylemeden kariyer tatmininin imkânsız olduğunu belirtir.
- Kasıtlı olarak zararlı bir kuralı güçlü bir emir biçiminde sunar.
Cevabı göster
Kasıtlı olarak zararlı bir kuralı güçlü bir emir biçiminde sunar.
Cansız bir ilişki için has no life in it
has no life in it ifadesinde life mecaz anlamdadır. İlişki hâlâ vardır ama enerjiden, sıcaklıktan, yakınlıktan veya gelişimden yoksundur; bu nedenle duygusal olarak ölü ya da durağan görünür. it zamiri ilişkiye gönderme yapar. İfade gerçek anlamda canlı bir varlığı anlatmaz ve yalnızca 'çift mutsuz' demekten fazlasını söyler: ilişkinin kendisini canlılığını kaybetmiş olarak tasvir eder.
Alıştırma
'Enerjiden, sıcaklıktan veya gelişimden yoksun' anlamındaki bu ders ifadesiyle cümleyi tamamla: Their friendship still exists, but it feels cold and never develops. It ____.
Cevabı göster
has no life in it
Make sure you aren't happy in the place you live in.
1:46Yaşadığın yerde mutlu olmadığından emin ol.
look backwards ifadesinin mecaz anlamı
Burada look backwards, mevcut bir durumun nasıl oluştuğunu anlamak için geçmişi incelemek anlamına gelir. Yön mecazidir; fiziksel olarak arkaya dönme isteği değildir. Bu ifade, açıklamayı daha önceki nedenleri arama biçiminde düzenler: mevcut kalıpların nerede başladığını izlediğinizde onları daha açık anlayabilirsiniz.
Alıştırma
“To understand why the town has this tradition, we need to look backwards,” cümlesinde look backwards ne anlama gelir?
- Dönüp arka tarafa bakmak
- Gelenek hakkında soru sormayı bırakmak
- Geçmişteki olayları incelemek
Cevabı göster
Geçmişteki olayları incelemek
Difficult childhoods and the complicated families they are unfolding
1:55Zor çocukluklar ve onların ortaya çıktığı karmaşık aileler,
might be the originators of a lot of these restrictive unspoken laws
2:00etkileri hayatımız boyunca yankılanan bu kısıtlayıcı, yazılı olmayan yasaların birçoğunun
never shine ifadesinin mecaz anlamı
Burada shine, çok başarılı olmak, yetenek göstermek ve olumlu ilgi görmek anlamında kullanılan bir mecazdır. Işık yaymak anlamına gelmez. Never, bu düşünceyi kesin bir emre dönüştürür: kişiye, başka biri üzülmesin diye başarısını veya görünürlüğünü bastırması söylenir. Daha genel olarak shine, bir kişinin en iyi özelliklerini gösterme fırsatı bulmasını anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede shine, “yetenek göstermek ve çok başarılı olmak” anlamında kullanılmıştır?
- With enough support, every young musician can shine.
- He used a flashlight to shine a beam under the bed.
- The polished mirror can shine in direct sunlight.
Cevabı göster
With enough support, every young musician can shine.
not to let my depression break through. Öbek fiiller
2:17depresyonumun ortaya çıkmasına izin verme.
break through: gizli bir duygunun açığa çıkması
Bu cümlede break through, “bir şeyi gizli tutma çabasını aşıp fark edilir hâle gelmek” demektir. Konuşan kişi depresyonunu neşeli bir dış görünüşü aşıp çıkan bir güç gibi düşünür. Bu nedenle ifade, başarılı bir keşfi ya da fiziksel bir girişi değil, bir duygunun açığa çıkmasını anlatır. Bu kullanım mecazidir: gizli bir şey, engeli aşan bir güç gibi ele alınır. Kısıtlama veya engel artık tutamadığında duygular, ışık, ses ya da gerçek break through yapabilir.
Alıştırma
“I tried to sound confident, but my fear began to break through,” İngilizce cümlesinde break through ne anlama gelir?
- Bir binaya zorla girmek
- Önemli bir bilimsel ilerleme kaydetmek
- Gizleme çabasına rağmen fark edilir hâle gelmek
Cevabı göster
Gizleme çabasına rağmen fark edilir hâle gelmek
creatively fulfilled: yaratıcı ifadeyle tatmin olmak
Creatively fulfilled, yaratıcılığını kullanıp ifade edebildiğin için kendini tatmin olmuş ve bütün hissetmek demektir. Creatively, bu tatminin nereden geldiğini; fulfilled ise kişinin içindeki anlam ve tatmin duygusunu anlatır. Buradaki fulfilled, duygusal tatmini anlatan bir sıfattır. Bir görev ya da sözün yerine getirildiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “yaratıcılığını geliştirecek alan bulduğu için tatmin olmuş” anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamla: After joining the community theater, Lena finally felt ____.
Cevabı göster
creatively fulfilled
Of course, no one ever directly says such things in a family.
2:38Elbette bir ailede hiç kimse bu tür şeyleri doğrudan söylemez.
Laws couldn't operate if they could so easily be seen. Dilbilgisi
2:42Bu kadar kolay görülebilselerdi yasalar işlemezdi.
Varsayımsal koşul için couldn't ... if they could ... yapısı
Bu cümle geçmişte olmuş bir olayı değil, varsayımsal bir koşulu kurar. Laws couldn't operate hayal edilen olumsuz sonucu verir: kurallar işleyemezdi. if they could so easily be seen bölümündeki could, koşul içindeki varsayımsal olasılığı, yani onları görmenin mümkün olmasını anlatır. Her iki kullanım da kurallar kolayca fark edilse ne olacağını düşünmeye yarar; hiçbiri tek başına geçmişteki bir yeteneği bildirmez.
Alıştırma
“Laws couldn't operate if they could so easily be seen.” cümlesindeki iki could neyi ifade eder?
- Geçmişte var olan iki yeteneği bildirirler.
- Varsayımsal olumsuz bir sonucu ve koşul içindeki varsayımsal bir olasılığı belirtirler.
- Kuralların gerçekten görüldüğünü ve işlemeyi bıraktığını gösterirler.
Cevabı göster
Varsayımsal olumsuz bir sonucu ve koşul içindeki varsayımsal bir olasılığı belirtirler.
holding us into a particular position as we grow up,
2:49biz büyürken bizi belirli bir pozisyonda tutarlar,
away from the path of their legitimate growth.
2:58meşru gelişimlerinin yolundan saptırmaya devam ederler.
between adult stuck situations and any childhood laws.
3:04çocukluk yasaları arasında herhangi bir bağlantı kurmak zor olabilir.
A ile B'yi ilişkilendiren draw any connection between A and B yapısı
Draw a connection between A and B, A ile B'nin nasıl ilişkili olduğunu fark etmek veya açıklamak demektir. Buradaki iki taraf, yetişkinlikte yaşanan çıkmaz durumlar ile çocukluktan kalma kurallardır. Draw mecazidir; kimse resim çizmemektedir. Cümle bunun zor olabileceğini söylediği için bir bağlantının varlığı belirsizdir; bu nedenle any connection doğaldır. İlişkinin iki tarafını da adlandırırken between A and B kalıbını eksiksiz kullanın.
Alıştırma
Olası bir ilişkiyi belirtmek için draw any connection between ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- The analysts could not draw any connection between rising prices and lower sales.
- The analysts could not draw any connection from rising prices and lower sales.
- The analysts could not draw any connection between rising prices with lower sales.
Cevabı göster
The analysts could not draw any connection between rising prices and lower sales.
We may miss the link between our reluctance to act at work
3:09İş yerinde harekete geçme konusundaki isteksizliğimiz ile
and a situation with dad at home 30 years before.
3:1330 yıl önce evde babamızla yaşadığımız bir durum arasındaki bağlantıyı gözden kaçırabiliriz.
But we can hazard a principle nevertheless. Kelime
3:17Yine de bir prensibi göze alıp ileri sürebiliriz.
hazard a principle: geçici bir fikri ihtiyatla öne sürmek
Burada hazard, kanıtlar sınırlı olsa da bir fikri “öne sürmek” anlamına gelen resmî bir fiildir. A principle öne sürülen fikirdir; bu nedenle hazard a principle, genel bir kuralı ihtiyatla önermek demektir. Bu fiil konuşanın tutumunu da gösterir: iddia kesin ve güvenli bir beyan değil, geçici bir görüştür. İlkenin tehlikeye atıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
“I would hazard the opinion that the delay was avoidable,” cümlesinde hazard ne anlama gelir?
- Görüşü ihtiyatla ve geçici olarak öne sürmek
- Görüşü kanıtlanmış bir gerçek olarak açıklamak
- Görüşü fiziksel bir tehlikeye atmak
Cevabı göster
Görüşü ihtiyatla ve geçici olarak öne sürmek
Any long-term stuckness is likely to be the result Kelime
3:20Herhangi bir uzun vadeli sıkışmışlık muhtemelen
long-term stuckness: ilerlemenin olmadığı kalıcı bir durum
Stuckness, stuck sıfatına isim yapan -ness ekinin getirilmesiyle oluşur. “Sıkışmış olmayı” soyut bir duruma dönüştürür: ilerleyememe, bir sorunu çözememe veya bir örüntüyü değiştirememe durumu. Long-term bu durumun tamamını niteler ve bunun kısa bir duraklama değil, kalıcı bir durum olduğunu gösterir. Bu isim, tekrarlanan ilerleme eksikliğinin tek bir genel durum olarak ele alınmasını sağlar.
Alıştırma
“long-term stuckness” ifadesinde stuckness neyi anlatır?
- Eşyaları yerinde tutmak için tasarlanmış fiziksel bir nesne
- Eşit iki seçenek arasında kısa süreli karar verme anı
- İlerleyememe hâlinin sürekli olması
Cevabı göster
İlerleyememe hâlinin sürekli olması
of butting into some sort of law inherited unknowingly from childhood. Öbek fiiller
3:23bilmeden çocukluktan miras alınan bir tür yasayla çarpışmanın sonucudur.
butting into: gizli bir yasaya çarpmak
Burada butting into, fiziksel olarak bir engele çarpma imgesini kullanır. Kişinin çabalarının görünmeyen içsel bir kısıtlamaya tekrar tekrar takılması anlamına gelir; birinin sözünü kesmek anlamına gelmez. Nesne konumundaki some sort of law, çocuklukta farkında olmadan öğrenilmiş psikolojik bir kuralı ifade eder. butt into + engel yapısı, bu kuralı ilerlemeyi durduran bir şey olarak gösterir ve uzun süreli tıkanmışlığı açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Örnekte butting into ne anlama geliyor?
- Başka biri konuşurken onun sözünü kesmek
- Görünmeyen içsel bir kısıtlamaya takılmak
- İzin almadan bir gruba katılmak
Cevabı göster
Görünmeyen içsel bir kısıtlamaya takılmak
We are stuck because we are being overly loyal Kalıp ifadeler
3:30Sıkışıp kaldık, çünkü uzak geçmişte üretilmiş
overly loyal to an idea: bir fikre aşırı bağlı olmak
Burada loyal to, insanlara veya gruplara duyulan sadakatin ötesine geçer. Bir kişi, artık yararlı olmasa bile bir fikri izlemeyi, korumayı veya hayatını onun etrafında düzenlemeyi sürdürerek loyal to an idea olabilir. Overly, değerlendirmeyi olumsuz hâle getirir: bağlılık aşırıya kaçmıştır. Bu cümlede eski fikir, bir şeyin imkânsız olduğudur; dolayısıyla ifade, takdire değer bir özellikten çok sınırlayıcı bir inanca bilinçsizce itaat etmeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi "bir inanca fazlasıyla bağlı" anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Even after the evidence changed, Mara stayed ____ that success required constant sacrifice.
Cevabı göster
overly loyal to an idea
Therefore, one of the main paths to liberation lies Dilbilgisi
3:47Bu nedenle, özgürlüğe giden ana yollardan biri,
and then unpicking its warped and unnecessary logic. Deyimler
3:53ve ardından onun çarpık ve gereksiz mantığını çözmekten geçer.
özgürleşmeye giden başlıca yollardan biri, zamanla fark etmekte yatar
one of the main paths to liberation isim öbeği, daha geniş bir yol kümesinden bir tanesini seçer. Dil bilgisel baş sözcüğü one olduğu için tekil fiil lies kullanılır. one of the paths to X lies in doing Y kalıbı, X'e ulaşmanın önemli yollarından birinin Y yapmakta yattığını belirtir. Buradaki coming to see, bir şeyi zamanla fark etmek demektir; fiziksel olarak bir yere gelip bakmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Resmî lie in + -ing kalıbını tamamlayın: One of the best ways to build trust ____ listening before responding.
Cevabı göster
lies in
çarpık ve gereksiz mantığını adım adım çözümlemek
Unpick sözcüğü gerçek anlamda dikilmiş bir malzemedeki dikişleri sökmek demektir. Burada ise bir akıl yürütme sistemini parçalarına ayırıp varsayımlarıyla bağlantılarının nasıl bir araya geldiğini izlemeyi anlatan bir mecazdır. Mantığın warped olarak nitelenmesi onun çarpıtıldığını, unnecessary ise kaçınılmaz veya gerekli olmadığını belirtir. Dolayısıyla ifade, bir düşünceyi yalnızca silmeyi değil, dikkatle inceleyip çözümlemeyi anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede unpick, kusurlu bir akıl yürütmeyi parça parça incelemek anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?
- We need to unpick the reasoning behind this unfair rule.
- She unpicked the loose stitches in the sleeve.
- Let me unpack my suitcase after the trip.
- We need to undo the rule before Friday.
Cevabı göster
We need to unpick the reasoning behind this unfair rule.
encouraging us to stay where we are.
4:04bir çocukluk yasasının işleyip işlemediğini sorarak başlayabiliriz.
childhood law at work: etkin biçimde işlemek anlamındaki at work
Burada at work, “etkin biçimde işliyor veya olanları etkiliyor” anlamına gelir. Childhood law, yani çocuklukta öğrenilmiş içsel bir kural, kişinin seçimini etkileyen gizli bir güç olarak anlatılır. Bu kullanım meslek veya iş yeriyle ilgili değildir. “Etki, kural veya süreç + at work” yapısı, görünen bir sonucun arkasındaki görünmeyen nedeni açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi dersteki “durumu etkin biçimde etkiliyor” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A hidden fear may be ____ when we avoid a useful change.
Cevabı göster
at work
in search of the emotional structure that might be being engaged. Dilbilgisi
4:10yüzeysel sorunun altını kazabiliriz.
derinlik benzetmesi olarak dig beneath the surface problem
Dig beneath the surface problem, görünen sorunu aşıp daha derindeki bir nedeni araştırmayı yüzeyin altını kazma benzetmesiyle anlatır. Dig fiili çaba ve dikkatli araştırma çağrıştırırken beneath the surface görünen ile gizli olanı karşı karşıya getirir. Bu cümlede amaç, pratik sorunun harekete geçiriyor olabileceği duygusal yapıyı bulmaktır. Daha genel olarak bu imge, görünen bir sorun daha derindeki bir şeyin yalnızca belirtisi olabileceğinde kullanılır.
Alıştırma
"Before blaming anyone, let's dig beneath the surface problem," cümlesinde konuşan kişi ne öneriyor?
- Görünen sorunun arkasındaki daha derin nedenleri aramak.
- Sorunun yaşandığı yerin altını fiziksel olarak kazmak.
- Sorun yok olana kadar onu görmezden gelmek.
Cevabı göster
Görünen sorunun arkasındaki daha derin nedenleri aramak.
might be being engaged: kiplik + sürmekte olan edilgen yapı
might be being engaged yapısında might olasılık bildirir. İlk be, might'tan sonra yalın biçimde gelen ve sürerlik yapısını kuran yardımcı fiildir; being edilgen be'nin -ing biçimidir; engaged ise geçmiş zaman ortacıdır. İfadenin bütünü, bir duygusal yapının şu anda etkinleştiriliyor olabileceğini anlatır. İki be biçiminin görevleri farklıdır. be being + geçmiş zaman ortacı, sürmekte olan edilgen yapıyı oluşturur: eylem devam eder ve özne eylemi yapmak yerine eyleme maruz kalır.
Alıştırma
Cümleyi might, sürmekte olan edilgen yapı ve test fiiliyle tamamlayın: The safety system ____ by the technician right now.
Cevabı göster
might be being tested
architecture equals the creativity dad never enjoyed,
4:16mimari, babanın asla tatmadığı yaratıcılığa eşittir
or sexual fulfillment equals what hurt my lovable mum.
4:20veya cinsel tatmin, sevgili annemi inciten şeye eşittir.
in the unconscious: the unconscious ifadesinin isim kullanımı
Burada the unconscious, bilinçli farkındalığın dışındaki düşünceleri, arzuları ve çağrışımları barındıran zihin alanını adlandıran bir isim öbeğidir. Bu nedenle in the unconscious, birinin fiziksel olarak bilincini kaybettiği sırada değil, bu gizli zihinsel alanın içinde anlamına gelir. Belirli tanımlık the, unconscious sözcüğünü soyut bir psikolojik alanın adına dönüştürür. Bu kullanım psikanaliz veya psikoloji tartışmalarında yaygındır.
Alıştırma
Bilinçli farkındalığın dışındaki zihinsel etkinlik alanını adlandıran psikolojik isim öbeği hangisidir?
- an unconscious person
- unconscious
- the unconscious
Cevabı göster
the unconscious
We may discover that some of the reason we can't give up on finance Öbek fiiller
4:24Finans sektörünü bırakıp
and take up a more imaginative role Öbek fiiller
4:28daha yaratıcı bir rol üstlenemememizin nedeninin,
give up on + bir kariyer yolu
Bu cümlede give up on finance, finans alanını sürdürmeye değer bir kariyer yolu olarak görmekten vazgeçmek anlamına gelir. Finance burada paranın kendisini değil, mesleki alanı ifade eder. Kalıp give up on + kişi, plan, hedef, alan veya olasılık şeklindedir. On, daha önce umut, emek veya bağlılık yöneltilmiş olan hedefi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “bir şeye umut veya emek yatırmayı bırakmak” anlamındaki phrasal verb ile tamamlayın: One bad result is not a reason to ____ the whole project.
Cevabı göster
give up on
take up a more imaginative role: daha yaratıcı bir role başlamak
Burada take up a more imaginative role, daha fazla yaratıcılığa olanak veren bir iş görevine başlamak veya böyle bir göreve geçmek anlamına gelir. Başlanan şey role'dür; take up burada “yer veya zaman kaplamak” anlamına gelmez. give up on finance ile birlikte kullanıldığında take up, eski yönün yerini alan yeni yönü gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp take up + rol, görev, pozisyon veya etkinlik şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümlede take up a role, yeni bir pozisyona başlamak anlamında kullanılmıştır?
- Jordan took on an extra task for the coach.
- Jordan took up a role as assistant coach.
- The equipment took up half the storage room.
Cevabı göster
Jordan took up a role as assistant coach.
is because throughout childhood we had to accept a law
4:30tüm çocukluğumuz boyunca, hem yaratıcı bir şekilde tatmin olup hem de para kazanamayacağımız
that we couldn't be both creatively fulfilled and make money
4:33bir yasayı kabul etmek zorunda kalmamız olduğunu
Or we can't leave our marriage because unconsciously
4:41Veya evliliğimizi bitiremiyoruz çünkü bilinçdışı olarak
coming up against: dirençle karşılaşmak
Bu cümlede coming up against, aşılması zor bir şeyin direnciyle karşılaşmak demektir. “Çocukluktan kalma yasa”, resmî bir yasa olmak zorunda değildir; bilinçdışına yerleşmiş içsel bir kuraldır. Yapı come up against + isim şeklindedir. Basitçe meet demekten farklı olarak kişiyi, kuralı, sınırı ya da sorunu bir engel veya karşı koyan güç gibi gösterir.
Alıştırma
Cümleyi come up against ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When Maya tried to change the policy, she ____ strong resistance.
Cevabı göster
came up against
that tells us that being a good boy means renouncing
4:47kişinin daha bedensel ve içgüdüsel taraflarından feragat etmesi anlamına geldiğini söyleyen
one's more bodily and visceral sides. Kelime
4:50çocukluktan kalma bir yasayla karşı karşıya geliyoruz.
one's more bodily and visceral sides: fiziksel ve içgüdüsel yönler
one's more bodily and visceral sides ifadesinde sides, bedenin sol ve sağ taraflarını değil, kişinin doğasındaki farklı yönleri anlatır. One's, “kişinin kendi” anlamına gelen resmî ve genelleyici bir iyelik biçimidir. Bodily fiziksel dürtüleri ve duyumları belirtir. Visceral ise sakin düşünmeden önce ortaya çıkan derin, içgüdüsel ve bedende hissedilen tepkiler anlamını ekler. İfade bir bütün olarak benliğin daha az denetlenen fiziksel ve içgüdüsel kısımlarını anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede one's more bodily and visceral sides neyi ifade ediyor?
- kişinin savındaki dikkatle gerekçelendirilmiş kısımlar
- kişinin bedeninin sol ve sağ tarafları
- kişinin doğasındaki fiziksel ve içgüdüsel kısımlar
Cevabı göster
kişinin doğasındaki fiziksel ve içgüdüsel kısımlar
but the principle of a hidden law from childhood
4:54ancak çocukluktan kalma gizli bir yasa prensibi
can explain a huge number of adult stucknesses.
4:57yetişkinlerdeki pek çok sıkışmışlığı açıklayabilir.
The specifics will differ, but the principle: farklılıklardan genel bir iddiaya
The specifics will differ yan cümlesi, her bir vakanın ayrıntılarının aynı olmadığını kabul eder. Ardından but, anlatımı bu farklılıklardan the principle ile sunulan daha geniş iddiaya yöneltir. Bu kabul-etme-ve-yön-değiştirme kalıbı, genellemeyi mutlak değil, temkinli gösterir: ayrıntılar değişse de ortak bir ilke vakaları açıklayabilir. Buradaki but farklılıkları inkâr etmez; onların daha geniş savı geçersiz kılmadığını gösterir.
Alıştırma
Vurgulanan ifade argümanda nasıl bir işlev görür?
- Ayrıntılar farklı olduğu için genel ilkeden vazgeçer.
- Her vakanın tamamen aynı ayrıntılara sahip olduğunu söyler.
- Ayrıntılardaki farklılıkları kabul eder ve ardından ortak bir genel ilkeye geçer.
Cevabı göster
Ayrıntılardaki farklılıkları kabul eder ve ardından ortak bir genel ilkeye geçer.
The way forward is first and foremost hence Kalıp ifadeler
5:01Bu nedenle ileriye giden yol, her şeyden önce
to realize that there might be a law in operation when we get stuck,
5:04sıkıştığımızda devrede olan bir yasa olabileceğini,
First and foremost: en yüksek önceliği belirtmek
first and foremost, başka her şeyden önce ve en önemlisi anlamına gelen kalıplaşmış bir vurgu ifadesidir. Bu cümlede, bir yasanın işliyor olabileceğini fark etmeyi ilerlemek için temel öncelik olarak sunar. Sözcükler iki ayrı adımı belirtmez. First sıralama anlamını verirken foremost önem fikrini güçlendirir; bu nedenle tam ifade, tek başına first sözcüğünden daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve en yüksek önceliği belirten üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____, we need to make sure everyone is safe.
Cevabı göster
First and foremost
that we aren't merely being cowardly or slow in not progressing,
5:08ilerlememekte sadece korkak veya yavaş davranmadığımızı
and that we feel trapped because we are in our faulty minds
5:12ve tuzağa düşmüş gibi hissettiğimizi çünkü hatalı zihinlerimizde
Çocuklukta oluşmuş bir kafese geri dönmek
Burada a cage formed in childhood, erken aile yaşamında oluşan sınırlayıcı inançların, korkuların ve davranış kalıplarının metaforudur. Konuşmacı gerçek bir kafesten söz etmiyor. Back in, yetişkin zihninin o eski psikolojik konuma geri dönebileceğini gösterir. Bu imge trapped, see ve dismantle sözcüklerini birbirine bağlar: önce eski sınırları fark etmek, sonra incelemek ve zamanla ortadan kaldırmak.
Alıştırma
Cümlede back in a cage formed in childhood ne anlama geliyor?
- Çocuklukta oluşan sınırlara ve kalıplara zihinsel olarak geri dönmek
- Çocukluğa ait bütün anıları görmezden gelmeyi seçmek
- Çocuklukta var olan aynı kafese fiziksel olarak girmek
Cevabı göster
Çocuklukta oluşan sınırlara ve kalıplara zihinsel olarak geri dönmek
We can along the way accept that we are now adults,
5:24Bu süreçte artık yetişkin olduğumuzu kabul edebiliriz,
which means that the original family drama no longer has to apply. Dilbilgisi
5:28bu da asıl aile dramının artık geçerli olmak zorunda olmadığı anlamına gelir.
no longer has to apply: artık geçerli olmak zorunda değil
No longer, bir şeyin daha önce doğru ya da yürürlükte olduğunu ancak şimdi artık öyle olmadığını belirtir. Buradaki apply, “başvuru yapmak” değil, “durumla ilgili olmak veya durumu yönetmek” anlamındadır. Has to ile birlikte bu ifade, eski aile kalıbının yetişkin yaşamını yönetmeye devam etmesinin gerekmediğini söyler. Geçmişin yok olduğunu iddia etmez; eski kurallarının sürmesi zorunluluğunu ortadan kaldırır.
Alıştırma
Eski kuralın geçerli kalmasının artık gerekli olmadığını belirten tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: This childhood rule ____.
Cevabı göster
no longer has to apply
We don't have to worry about upsetting parental figures.
5:33Ebeveyn figürlerini üzme konusunda endişelenmemize gerek yok.
Their taboos were set up to protect them, Öbek fiiller
5:36Onların tabuları kendilerini korumak için konulmuştu,
set up to protect: kurulma ve amaç
Were set up, set up fiilinin edilgen biçimidir ve “kurulmuştu” ya da “oluşturulmuştu” anlamına gelir. Özne their taboos olduğundan burada birine tuzak kurmak veya onu zor durumda bırakmak anlamı yoktur. To protect them amaç bildiren bir mastar yapısıdır; tabuların neden oluşturulduğunu açıklar. be set up to + fiil kalıbı, bir kuralın, sistemin veya kuruluşun amaçlanan işlevini, sonradan zararlı bir sonuç doğursa bile açıklayabilir.
Alıştırma
Cümleyi set up fiilinin edilgen biçimiyle ve amaç bildiren bir mastarla tamamlayın: The safety program ____ workers from preventable injuries.
Cevabı göster
was set up to protect
but we can recognize that our imperative is to move them aside Notlar
5:48ancak temel görevimizin onları kenara itmek
our imperative is to: acil bir sorumluluğu belirtmek
Burada imperative, öncelik verilmesi gereken acil bir görev veya eylem anlamında kullanılan bir isimdir. Our imperative is to move them aside, onları bir kenara çekmenin şu anda yapmamız gereken şey olduğu anlamına gelir. someone's imperative is to + fiil kalıbı gerekli bir eylem yolunu belirtir ve ardından bunu mastarla açıklar. Bu kullanımda imperative, emir vermek için kullanılan dil bilgisel emir kipini ifade etmez.
Alıştırma
“Our imperative is to reduce the risk,” cümlesinde imperative ne anlama gelir?
- Bekleyebilecek nazik bir öneri
- Acil ve gerekli bir sorumluluk
- Emir vermek için kullanılan bir fiil biçimi
Cevabı göster
Acil ve gerekli bir sorumluluk
Move them aside: eski kuralların eylemi engellemesine son vermek
Buradaki them, geçmişten devralınan yasaları ifade eder. Move them aside, bu yasaların insanların davranışlarını yönetmesine artık izin vermemek demektir. İfade, yasaları yoldan çekilebilecek engeller gibi gösterir; geçmişi silmek anlamına gelmez. Daha genel olarak move someone or something aside, bir kişiyi ya da nesneyi fiziksel olarak yana taşımayı anlatabilir. Mecazi kullanıldığında bir kişiyi, fikri, kuralı veya duyguyu eylemi ya da muhakemeyi engellediği konumdan çıkarmak anlamına gelir.
Alıştırma
"We respect the old rules, but we must move them aside to make a fair decision," cümlesinde move them aside ne anlama gelir?
- Kuralları fiziksel olarak başka bir odaya taşımak
- Eski kuralların kararı yönetmesine artık izin vermemek
- Eski kurallara ait bütün kayıtları silmek
Cevabı göster
Eski kuralların kararı yönetmesine artık izin vermemek
and act with the emotional freedom that's always been our birthright. Kelime
5:53ve her zaman doğuştan hakkımız olan duygusal özgürlükle hareket etmek olduğunu kabul edebiliriz.
Our birthright: doğuştan gelen bir hak olduğuna dair güçlü iddia
Birthright, gerçek anlamıyla bir kişinin doğumu nedeniyle sahip olduğu hak, statü veya mülktür; çoğu zaman aile ya da mirasla bağlantılıdır. Buradaki our birthright mecazidir: duygusal özgürlük, yasa uyarınca miras alınan bir mülk değil, herkesin doğal olarak hak ettiği bir şey olarak sunulur. Bir şeyi birthright olarak adlandırmak, onun yalnızca iyi veya arzu edilir olduğunu söylemekten daha güçlüdür. Sözcük, bu hakkın temel olduğu ve başka birinin iznini gerektirmemesi gerektiği yönünde resmî ve değer yüklü bir iddia oluşturur.
Alıştırma
Hangi cümle birthright sözcüğünü mecazi olarak kullanıp herkesin doğası gereği hak ettiği bir şey hakkında güçlü bir iddiada bulunur?
- She saved enough money to buy a new birthright.
- Under the old rules, the eldest child received the title as a birthright.
- Freedom of thought should be every person's birthright.
Cevabı göster
Freedom of thought should be every person's birthright.
in order to start to be loyal to a more important person still, Anlatım akışı
6:03ki hala daha önemli olan birine karşı sadık olmaya başlayabilelim,
Duygusal bir metafor olarak “be disloyal to a way of being”
Burada “be disloyal to”, insanlara veya gruplara duyulan sadakatten “a way of being” ifadesine aktarılır. Eski bir düşünme, hissetme veya davranma biçimini izlemeyi reddetmek anlamına gelir. Güçlü sadakat metaforu değişimi duygusal bir çatışma olarak sunar: eski düzen bir zamanlar önemli bir ilişkiyi korumuştur, ancak şimdi onu sürdürmek kişinin kendisini ihmal etmesi anlamına gelir. Bu ifade başka birine ihanet etmeyi teşvik etmez.
Alıştırma
Bu cümledeki “be disloyal to a way of being” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Her zamanki kişiliğini başkalarından gizlemek.
- Sadakatini kanıtlamak için eski bir düzeni sürdürmek.
- Bir zamanlar koruma sağlayan bir insana ihanet etmek.
- Bırakmak geçmişteki bir sadakate ihanet etmek gibi gelse bile eski bir düzeni izlemeyi bırakmak.
Cevabı göster
Bırakmak geçmişteki bir sadakate ihanet etmek gibi gelse bile eski bir düzeni izlemeyi bırakmak.
“a more important person still, ourselves” ve geciktirilmiş vurgu
İfade önce adı verilmeyen “daha önemli bir kişi”yi sunar, ardından “ourselves” sözcüğünü bu kişinin kim olduğunu açıklayan bir ara söz olarak sona yerleştirir. İsmi geciktirmek, odağı son anda başkalarına sadakatten kişinin kendisine sadakatine çevirir. “a more important person still” ifadesinde sona yerleştirilen still karşılaştırmayı güçlendirir ve “daha da önemli bir kişi” anlamına gelir. Bu kişinin zaman içinde hâlâ önemli kalması anlamına gelmez.
Alıştırma
İfadeyi “still, ourselves” ile bitirmenin etkisi nedir?
- “still” sözcüğünü hiçbir eylem veya hareket olmadığını göstermek için kullanır.
- “more important” ifadesini “daha da önemli” yapar ve kişinin kimliğini “ourselves” sözcüğüne kadar geciktirir.
- “ourselves” sözcüğünü başka birinin koruması gereken nesne yapar.
- Daha önceki aynı kişiye sadık kalmayı sürdürdüğümüzü söyler.
Cevabı göster
“more important” ifadesini “daha da önemli” yapar ve kişinin kimliğini “ourselves” sözcüğüne kadar geciktirir.
Our decision dice are a tool to help you make wiser decisions
6:12Karar Zarlarımız, daha bilgece kararlar almanıza yardımcı olacak bir araçtır,