Havayı Kontrol Etmek - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
929 kelime 162 kel/dk

Video özeti: Sunucular bulut tohumlama ve güneş jeomühendisliğini ele alarak bu yöntemlerin yağışı nasıl artırabileceğini veya güneş ışığını nasıl yansıtabileceğini, hava durumuna müdahalenin neden tartışmalı olduğunu ve dünyanın en yağışlı köyünün yerini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. wish I could — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bu yapının mevcut gerçekliğe aykırı olan ya da şimdilik gerçekleşemeyen güçlü bir isteği anlattığını kavrayın. Bir şeyin gerçekten mümkün olduğunu ileri sürmeden hayal edilen yeteneklerden, pişmanlıklardan veya değiştirilmesi arzulanan durumlardan söz ederken kullanabilirsiniz. 2. are often accused of — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Tartışmalı eylemleri konu alan haberlerde sık görülen edilgen yapıyı tanıyın. Suçlayanın kim olduğunu belirtmeden bir kişinin veya grubun belirli bir davranış yüzünden tekrar tekrar suçlandığını anlatmak için accused of sonrasında isim ya da -ing biçimi kullanmayı öğrenin. 3. Mawsynram, the world's wettest village, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Mawsynram’ın ayırt edici özelliğini açıklayan eş görevli ifadeyi fark edin ve yarışma yanıtını Hindistan’ın kuzeydoğusundaki Khasi Tepeleriyle ilişkilendirin. Yıllık yağışın yaklaşık on iki metre olduğu bilgisi, bilgilendirici programlardaki yer adlarını, unvanları ve coğrafi gerçekleri anlamayı destekler.

Bu derste

Six Minute English from the BBC.

0:01

BBC'den Altı Dakikada İngilizce.

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:06

Merhaba, bu BBC Learning English'ten Altı Dakikada İngilizce.

I'm Sam.

0:09

Ben Sam.

And I'm Neil.

0:10

Ben de Neil.

Ah, it's raining again, Sam.

0:11

Ah, yine yağmur yağıyor, Sam.

I've had enough. Ton ve niyet

0:13

Artık canıma tak etti.

Ton ve niyet

I've had enough: sabrın sınırına gelmek

Burada I've had enough, “Bu duruma artık katlanamıyorum” anlamına gelir. have had biçimindeki present perfect yapısı, konuşanın sabrının şu anda sınırına ulaştığını gösterir; enough yeterli sayıda şeye sahip olmayı değil, konuşanın dayanabileceği sorun veya rahatsızlık miktarını anlatır. Durum açık olduğunda bu ifade tek başına kullanılabilir. Sorunun ne olduğunu belirtmek için I've had enough of + isim veya -ing biçimi kullanılır; örneğin I've had enough of the noise ya da I've had enough of waiting.

Alıştırma

Bir tartışmada I've had enough. büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi bu duruma artık katlanamıyor.
  2. Konuşan kişi daha fazla bilgi istiyor.
  3. Konuşan kişinin yeterli malzemesi var.
Cevabı göster

Konuşan kişi bu duruma artık katlanamıyor.

It's been drizzling, Notlar

0:15

Çiseliyor,

that's raining lightly, all week.

0:16

yani bütün haftadır hafif hafif yağmur yağıyor.

Dilbilgisi

It's been drizzling ... all week: şimdiye kadar süren bir etkinlik

Zaman yapısının iskeleti It has been drizzling all week cümlesidir. Burada It's, It has anlamına gelir ve has been + -ing yapısı present perfect continuous'tur. Hafif yağmurun daha önce başlayıp hafta boyunca şimdiki zamana kadar sürdüğünü anlatır; yağmur hâlâ yağıyor veya az önce durmuş olabilir. All week sürenin uzunluğunu verir. Araya giren that's raining lightly sözleri drizzling kelimesini açıklar, ancak zaman yapısının parçası değildir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için rain fiilinin present perfect continuous biçimini kullanın: It ____ all morning.

Cevabı göster

has been raining

Kelime

drizzling: çok hafif yağmur

Drizzling, drizzle fiilinin -ing biçimidir ve çok hafif yağmurun küçük damlalar hâlinde yağdığını belirtir. has been drizzling all week ifadesinde bu hafif yağmurun hafta boyunca sürdüğü veya tekrar tekrar yağdığı anlatılır. Temel fikir yağmurun şiddetinin düşük olmasıdır: konuşan kişi yağmurun şiddetli olduğunu değil, belirli bir hafif yağmur türünü anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle özellikle çok hafif yağmur yağdığını söylüyor?

  1. It is drizzling outside.
  2. The rain has stopped.
  3. It is pouring outside.
Cevabı göster

It is drizzling outside.

I know what you mean, Neil. Ton ve niyet

0:19

Ne demek istediğini anlıyorum, Neil.

Ton ve niyet

I know what you mean: anlayış ve empati göstermek

I know what you mean, karşınızdaki kişinin az önce ifade ettiği düşünceyi, duyguyu veya deneyimi anladığınızı belirten bir konuşma yanıtıdır. Burada yalnızca sözlerin duyulduğunu doğrulamaz; empati gösterir ve konuşmanın doğal biçimde sürmesini sağlar. what yan cümlesi, karşıdaki kişinin iletmek istediği düşünceyi belirtir. Bu nedenle bütün ifade destekleyici bir yanıt işlevi görür.

Alıştırma

Bir arkadaşınız şöyle diyor: The constant construction noise is exhausting. Hangi yanıt anlayış ve empatiyi en doğal şekilde gösterir?

  1. You should tell me what the schedule means.
  2. I haven't heard any construction noise.
  3. I know what you mean. It has been wearing me out too.
Cevabı göster

I know what you mean. It has been wearing me out too.

Living in a wet country like Britain, Dilbilgisi

0:20

Britanya gibi yağışlı bir ülkede yaşarken,

Dilbilgisi

Living in ...: arka plan veren cümle başı -ing yan tümcesi

Cümle başındaki -ing yan tümcesi Living in a wet country like Britain, ardından gelen ana cümlenin koşullarını verir. Bu bağlamda konuşanın dileğinin nedenini de açıklamaya yardımcı olur; bu yüzden anlamı “because I live in a wet country like Britain” ifadesine yakındır. Living ifadesinin örtük öznesi normalde ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır. Burada Britanya'da yaşayan kişi I öznesidir. Bu başlangıç yan tümcesi tek başına tam bir cümle değildir; virgül, ana cümlenin henüz geleceğini gösterir.

Alıştırma

Cümle başındaki -ing yan tümcesinin örtük öznesiyle ana cümlenin öznesinin eşleştiği cümleyi seçin.

  1. Living close to the office, there is a bus stop outside.
  2. Living close to the office, Maya usually walks to work.
  3. Living close to the office, the journey takes Maya ten minutes.
Cevabı göster

Living close to the office, Maya usually walks to work.

I sometimes wish I could push a magic button and stop it raining. Dilbilgisi

0:22

bazen sihirli bir düğmeye basıp yağmuru durdurabilmeyi diliyorum.

Dilbilgisi

wish I could: şu anda yapamadığınız bir şeyi istemek

wish I could + fiilin yalın hâli yapısında konuşan kişi, şu anda mevcut veya gerçekçi olmayan bir yetenek ya da olasılık ister. Bu cümlede sihirli bir düğmeye basıp yağmuru durdurmak gerçek bir seçenek değil, hayal edilen bir durumdur. Buradaki could, can fiilini yalnızca geçmiş zamana çevirmez. Wish'ten sonra kullanılan ve gerçeklikten daha uzak duran could biçimi, dilekle şimdiki gerçeklik arasındaki mesafeyi gösterir. Bu yapıyı şu anda yapamadığınız bir şeyle ilgili pişmanlık, hayal kırıklığı veya hayal ifade etmek için kullanın.

Alıştırma

Şimdi gitmek zorundasınız. Kalmanın mümkün olmadığını göstermek için cümleyi wish + could yapısıyla tamamlayın: I ____ stay longer, but I have to go.

Cevabı göster

wish I could

Dilbilgisi

stop it raining: stop + nesne + -ing

stop it raining ifadesi, bir kişi veya şeyin bir olayın gerçekleşmesini ya da devam etmesini engellediğini anlatmak için stop + nesne + -ing yapısını kullanır. Burada it, stop'tan sonra gelen hava durumu zamiridir ve anlamca raining sözcüğünün öznesidir. Aynı yapı insanlar ve nesnelerle de kullanılır: stop him leaving ve stop the ball rolling gibi.

Alıştırma

Cümleyi Britanya İngilizcesindeki stop + nesne + -ing yapısıyla tamamlayın. Parantez içindeki sözcükleri kullanın ve stop fiilini geçmiş zamana getirin: The fence ____ into the road. (stop / the ball / roll)

Cevabı göster

stopped the ball rolling

And ironically,

0:26

Ve işin garibi,

people living in hot dry countries need rain but don't get it.

0:27

sıcak ve kurak ülkelerde yaşayan insanların yağmura ihtiyacı var ama yağmur yağmıyor.

If only we could control the weather. Dilbilgisi

0:32

Keşke hava durumunu kontrol edebilseydik.

Dilbilgisi

If only we could: güçlü bir dilek ifade etmek

If only we could + fiilin yalın hâli, şu anda gerçek olmayan ya da mümkün bulunmayan bir yetenek veya olasılıkla ilgili güçlü bir dileği anlatır. Burada konuşanlar hava durumunu kontrol etme gücüne sahip olmayı diliyor. Bu, sıradan bir if koşulu değil, dilek bildiren bir yan cümledir. Sonuç cümlesi olmadan tek başına kullanılabilir. Could burada hayal edilen veya şu anda bulunmayan bir yeteneği gösterir; geçmiş zamanı anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın şu anda sahip olmadığı bir yetenekle ilgili güçlü bir dileği ifade eder?

  1. If only I could remember where I left my bag.
  2. I can take the bag only if I ask first.
  3. If I remember where I left my bag, I will go back for it.
Cevabı göster

If only I could remember where I left my bag.

Ah, well, it's funny you should say that, Neil, Ton ve niyet

0:34

Bunu söylemen ne kadar ilginç, Neil,

Ton ve niyet

“It's funny you should say that”: tam zamanında ortaya çıkan bağlantıyı dile getirmek

Bu cümlede it's funny you should say that, “bundan söz etmen ne ilginç bir tesadüf” anlamındadır. Funny burada mutlaka “komik” değil, “şaşırtıcı veya ilginç” demektir; should da tavsiye ya da zorunluluk bildirmez. Bu ifade, karşıdaki kişinin az önce söylediğine karşılık verir ve ilgili yeni bir bilgiye geçiş sağlar. Genellikle zamanlamanın neden bir tesadüf olduğu hemen ardından açıklanır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Is Jordan coming to the match?” diye soruyor. Jordan bu konuda size az önce mesaj attı. Hangi yanıt tesadüfü doğal biçimde vurgular?

  1. It's funny you should say that—Jordan just messaged me about it.
  2. You should say that again because I did not hear you.
  3. Jordan is funny, so he should tell us a joke.
Cevabı göster

It's funny you should say that—Jordan just messaged me about it.

because you're not the first person to have that idea. Kalıp ifadeler

0:36

çünkü bu fikri akıl eden ilk kişi sen değilsin.

Kalıp ifadeler

“You're not the first person to have ...”: başkalarının bunu daha önce yaptığını söylemek

not the first person to + fiilin yalın hâli kalıbı, aynı şeyi daha önce başka birinin yaptığını veya yaşadığını belirtir. Altyazıdaki to have that idea, person sözcüğünü açıklar ve dinleyiciden önce başka insanların da bu fikre sahip olduğunu anlatır. Bu ifade, fikri doğrudan özgün olmamakla nitelemek yerine önceki örneklere odaklandığı için bir şeyin yeni olmadığını nispeten dolaylı biçimde söyleyebilir.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak not the first person to kalıbıyla tamamlayın. Başkaları bu konuyu daha önce gündeme getirdi: You are ____ raise it.

Cevabı göster

not the first person to

In this programme, Anlatım akışı

0:39

Bu programda,

Anlatım akışı

In this programme: mevcut programın içeriğini çerçevelemek

In this programme, bir yayın, podcast veya dersin başında kullanılan çerçeveleyici bir ifadedir. Ardından gelen bilginin o anki programa ait olduğunu belirtir ve dinleyiciyi programın konusuna hazırlar. Bunu ana mesaj olarak değil, bilgiyi düzenleyen bir yön levhası olarak düşünün: sunucu genellikle ardından bir konu, konuk, hedef veya genel bakış sunar.

Alıştırma

In this programme bir programın açılışında hangi işlevi görür?

  1. Programın kaydedildiği fiziksel yeri belirtir.
  2. Ardından gelen bilgiyi mevcut programın bir parçası olarak çerçeveler.
  3. Programın tüm konuları zaten ele aldığını söyler.
Cevabı göster

Ardından gelen bilgiyi mevcut programın bir parçası olarak çerçeveler.

we'll be hearing about cloud-seeding and geo-engineering, Anlatım akışı

0:40

bulut tohumlama ve jeo-mühendislik hakkında bilgi edineceğiz,

Anlatım akışı

we'll be hearing about: yaklaşan içeriği önceden tanıtmak

we'll be hearing about, will be + -ing gelecek zaman süreklilik kalıbını kullanır. Burada sunucu, program ilerledikçe dinleyicilerin karşılaşacağı bir konuyu önceden tanıtır. hear about ifadesindeki hear, yalnızca bir sesi fark etmek değil, “bilgi almak veya bir konu hakkında bir şeyler öğrenmek” anlamına gelir. Süreklilik biçimi, konuyu programın planlanmış akışının bir parçası olarak sunar.

Alıştırma

Sunucunun duyurusunu hear about ifadesinin gelecek zaman süreklilik biçimiyle tamamlayın: Later today, we ____ a new recycling project.

Cevabı göster

will be hearing about

two controversial methods scientists are using to manipulate or change the weather. Kelime

0:44

bilim insanlarının hava durumunu manipüle etmek veya değiştirmek için kullandığı tartışmalı iki yöntem.

Kelime

controversial methods: görüş ayrılığı yaratan yöntemler

Controversial methods, kamuoyunda güçlü görüş ayrılıklarına veya tartışmalara yol açan yöntemler demektir. Bazı insanlar bu yöntemleri desteklerken başkaları sorgulayabilir veya karşı çıkabilir. Controversial, insanların yöntemlere verdiği tepkiyi anlatır; yöntemlerin mutlaka yanlış, yasa dışı veya tehlikeli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Controversial methods ifadesini en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Herkesin sorgulamadan kabul ettiği yöntemler.
  2. Yasa dışı olduğu kanıtlanmış yöntemler.
  3. Güçlü görüş ayrılığına veya tartışmaya yol açan yöntemler.
Cevabı göster

Güçlü görüş ayrılığına veya tartışmaya yol açan yöntemler.

Kelime

to manipulate or change the weather: hava durumuna bilinçli müdahale

Burada to manipulate or change the weather, hava olaylarının farklı gelişmesi için hava süreçlerine bilinçli olarak müdahale etmek demektir. Bu cümlede manipulate yalnızca bir cihazı çalıştırmak anlamına gelmez. To ile başlayan mastar öbeği, yöntemlerin kullanım amacını belirtir. Or change, amaçlanan sonucu daha basit ve nötr bir ifadeyle yeniden anlatır.

Alıştırma

Örnekteki manipulate the weather ifadesini en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Bilim insanları yalnızca doğal hava düzenlerini gözlemliyor.
  2. Bilim insanları hava durumunu kaydeden bir cihazı çalıştırıyor.
  3. Bilim insanları hava süreçlerine bilinçli olarak müdahale ediyor.
Cevabı göster

Bilim insanları hava süreçlerine bilinçli olarak müdahale ediyor.

And as usual, Kalıp ifadeler

0:50

Ve her zamanki gibi,

Kalıp ifadeler

Yerleşmiş bir düzeni anlatan as usual

As usual, bir şeyin normalde olduğu şekilde gerçekleştiğini ya da yerleşmiş bir düzene uyduğunu anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Bir yan cümlenin başına geldiğinde, ardından söylenecek şeyi tanıdık veya beklenen bir durum olarak sunar. And as usual, ifadesinde konuşmacının alışılmış bir düzenin parçasıyla devam edeceğini gösterir.

Alıştırma

Bir kulüp her toplantıya kısa bir karşılama konuşmasıyla başlar. Cümleyi bu nottaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____, the chair gave a short welcome.

Cevabı göster

As usual

we'll be learning some new vocabulary as well.

0:51

yeni kelimeler de öğreneceğiz.

Anything that stops it drizzling sounds good to me, Sam. Ton ve niyet

0:54

Çiseleyen yağmuru durduracak her şey bana uyar, Sam.

Ton ve niyet

Kişisel onay bildiren sounds good to me

Sounds good to me, bir fikir, plan veya olası sonucun kabul edilebilir göründüğünü ve konuşmacının bunu onayladığını dostça ifade etmenin bir yoludur. Burada sound bir bağ fiildir: gerçek bir sesi değil, alınan bilgiyi değerlendirir. Değerlendirilen unsur cümlenin öznesidir. Bu cümlede Anything that stops it drizzling öznedir; to me ise değerlendirmenin konuşmacının kişisel görüşü olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Let's meet at the library at four.” diyor. Hangi yanıt planı onayladığınızı gösterir?

  1. I need more time to decide.
  2. That plan worries me.
  3. Sounds good to me.
Cevabı göster

Sounds good to me.

I hate to disappoint you, Neil, Ton ve niyet

0:58

Seni hayal kırıklığına uğratmak istemem, Neil,

Ton ve niyet

Hayal kırıklığı yaratacak bir haberden önce nazikçe kullanılan I hate to disappoint you

Bu cümlede I hate to disappoint you, bir düzeltmeden veya hoş olmayan bir gerçekten önce kullanılan nazik bir giriş sözüdür. Buradaki hate öncelikle güçlü bir hoşlanmama duygusu anlatmaz; bütün ifade, konuşanın sıradaki mesajın dinleyiciyi hayal kırıklığına uğratabilecek olmasından dolayı üzgün olduğunu belirtir. İfade sık sık I hate to disappoint you, but ... yapısında kullanılır: konuşan önce dinleyicinin beklentisini dikkate aldığını gösterir, ardından but ile bu beklentiyle çelişen bilgiyi verir. Böylece düzeltmenin anlamı değişmeden etkisi yumuşatılır.

Alıştırma

Hangi cümle, hayal kırıklığı yaratacak bir haberi yumuşatmak için bu ifadeyi doğal biçimde kullanıyor?

  1. I hate to disappoint you, but the last train has already left.
  2. I hate to disappoint you, and your application has been approved exactly as you hoped.
  3. I hate to disappoint you because giving bad news makes me happy.
Cevabı göster

I hate to disappoint you, but the last train has already left.

but these ideas involve making more, not less rain. Anlatım akışı

0:59

ama bu fikirler yağmuru azaltmayı değil, çoğaltmayı içeriyor.

Anlatım akışı

making more, not less rain: düzeltici karşıtlık

Making more, not less rain, önce gerçek sonucu, yani more rain ifadesini verir; ardından bunun tersi olan less rain beklentisini reddeder. X, not Y kalıbı düzeltici bir karşıtlık kurar: X verilmek istenen bilgidir, Y ise elenen düşüncedir. Buradaki not less ikinci bir sonucu anlatmaz. Dinleyiciye daha az yağmur beklentisini daha fazla yağmur sonucuyla değiştirmesi gerektiğini bildirir. Bu bilgi sırası dikkati düzeltmeye yöneltir.

Alıştırma

Hangi cümle, daha az zaman beklentisini düzelterek gerçekte daha fazla zaman olduğunu açıkça belirtiyor?

  1. The new schedule gives us less time than before.
  2. The new schedule gives us more, not less, time.
  3. The new schedule may change how much time we have.
Cevabı göster

The new schedule gives us more, not less, time.

We'll learn the details soon,

1:04

Detayları birazdan öğreneceğiz,

but first I have a question for you about the wettest place in the world, Dilbilgisi

1:05

ama önce sana dünyanın en yağışlı yeri hakkında bir sorum var,

Dilbilgisi

the wettest place in the world: karşılaştırma kapsamı belirten üstünlük yapısı

the wettest place in the world ifadesi, belirtilen kapsam içinde bir yerin en yüksek ıslaklık veya yağış derecesine sahip olduğunu anlatır. The, konuşanın bir grubun en uç üyesini seçtiğini gösterir. Kalıp the + üstünlük derecesindeki sıfat + isim + in + kapsam şeklindedir. Wet sözcüğünün en üstünlük biçimi wettest olur: -est eklenmeden önce sondaki t iki kez yazılır. Burada in the world karşılaştırma kapsamını belirler.

Alıştırma

Cümleyi wet sözcüğünün en üstünlük biçimiyle tamamlayın: This is ____ place in the region.

Cevabı göster

the wettest

a village which gets nearly 12 m of rain a year.

1:10

yılda neredeyse 12 metre yağış alan bir köy.

But where is it?

1:15

Peki neresi burası?

Is the wettest village on Earth found in A) Ireland,

1:16

Dünyadaki en yağışlı köy A) İrlanda'da mı,

B) New Zealand,

1:21

B) Yeni Zelanda'da mı,

or C) India?

1:23

yoksa C) Hindistan'da mı?

Well, it rains a lot in Ireland, doesn't it? Dilbilgisi

1:24

İrlanda'ya çok yağmur yağıyor, öyle değil mi?

Dilbilgisi

doesn't it?: olumlu geniş zaman cümlesini doğrulama

Doesn't it?, olumlu it rains a lot cümlesine eklenen bir onay sorusudur. Konuşan kişi önce bir düşünce belirtir, ardından dinleyiciyi bunu doğrulamaya veya kabul etmeye davet eder. Rains, geniş zamandaki bir ana fiil olduğu için ek soru do yardımcı fiilini kullanır: olumlu cümleden sonra does, olumsuz doesn't biçimine dönüşür. Ana cümlenin öznesi it olduğundan ek soruda da it kullanılır ve doesn't it? oluşur.

Alıştırma

Ek soruyu tamamlayın: The bus stops here, ____?

Cevabı göster

doesn't it

So, I'll say that's where the wettest place on Earth is.

1:27

O yüzden dünyadaki en yağışlı yerin orası olduğunu söyleyeceğim.

Okay, Neil.

1:30

Tamam, Neil.

We'll find out if that's the correct answer later in the programme. Öbek fiiller

1:31

Bunun doğru cevap olup olmadığını programın ilerleyen kısımlarında öğreneceğiz.

Öbek fiiller

find out: bir cevabı veya gerçeği öğrenmek

Find out; kontrol ederek, sorarak, gözlemleyerek veya daha fazla bilgi bekleyerek bir bilgiyi öğrenmek ya da ortaya çıkarmak anlamına gelir. Bu cümlede konuşanlar cevabı henüz bilmiyor; programın ilerleyen bölümündeki bilgiler cevabın doğru olup olmadığını gösterecek. Find out sonrasında bir isim öbeği veya dolaylı soru gelebilir: find out the truth, find out why it happened ya da find out if/whether it worked. Find out if... yapısında if, cevabı evet ya da hayır olan bir soru başlatır.

Alıştırma

“Daha fazla bilgi edinerek öğrenmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: We need to ____ why the machine stopped.

Cevabı göster

find out

The first type of weather manipulation we'll hear about Kelime

1:34

Öğreneceğimiz ilk hava manipülasyonu türü,

Kelime

weather manipulation: hava koşullarını kasıtlı olarak etkilemek

Weather manipulation, insanların hava koşullarını kasıtlı olarak etkileme veya değiştirme girişimlerini anlatan geniş bir terimdir. Buradaki manipulation, gözlem ya da tahmin değil, müdahale veya kontrol anlamına gelir. Bulut tohumlama (cloud seeding) gibi belirli yöntemleri içerebilir. Bu terim yalnızca amacı veya etkinliği adlandırır; yöntemin işe yaradığını, insanların havayı tamamen kontrol edebildiğini veya konuşanın bunu onayladığını tek başına göstermez.

Alıştırma

Weather manipulation ifadesini en iyi hangi açıklama tanımlar?

  1. Weather manipulation, sıcaklığın her gün kaydedilmesidir.
  2. Weather manipulation, hava koşullarını etkilemeye yönelik kasıtlı bir girişimdir.
  3. Weather manipulation, yarının hava durumunu tahmin etme sürecidir.
Cevabı göster

Weather manipulation, hava koşullarını etkilemeye yönelik kasıtlı bir girişimdir.

is a way of getting snow and rain out of clouds, Dilbilgisi

1:37

bulutlardan kar ve yağmur elde etmenin bir yolu olan

known as cloud-seeding. Kalıp ifadeler

1:40

bulut tohumlama.

Dilbilgisi

a way of getting ... out of ...: bir sonuca ulaşma yöntemini açıklamak

a way of + -ing kalıbı bir şeyi yapma yöntemini anlatır. Burada of bir edattır, bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır: a way of getting denir, a way of get denmez. Bu kalıbın içindeki get A out of B, A’yı B’den elde etmek ya da A’nın B’den çıkmasını sağlamak anlamına gelir. Cümlede A snow and rain, B ise clouds olduğundan, ifade bu tekniği bulutlardan yağış elde etmenin bir yolu olarak sunar.

Alıştırma

a way of + -ing kalıbını tamamlamak için get fiilinin doğru biçimini kullanın: A hand pump is a way of ____ water out of a deep well.

Cevabı göster

getting

Kalıp ifadeler

known as cloud-seeding: bir terimi tanıtmak

known as + bir ad veya terim kalıbı, bir kişinin ya da şeyin ne olarak adlandırıldığını belirtir. Burada cloud-seeding yöntemin adıdır. Known burada geçmiş zaman ortacıdır. Kısaltılmış known as cloud-seeding ifadesi hemen önce sözü edilen yöntem hakkında ek bilgi verir ve which is known as cloud-seeding biçiminde genişletilebilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve bir adı tanıtan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: This instrument is ____ a seismometer.

Cevabı göster

known as

Airplanes fly through the clouds and spray chemicals

1:41

Uçaklar bulutların arasından uçarak kimyasallar püskürtür

to make water particles freeze and stick together as snowflakes. Notlar

1:44

böylece su parçacıklarının donmasını ve kar taneleri halinde birbirine yapışmasını sağlar.

Dilbilgisi

make water particles freeze: make + nesne + to’suz fiil

make water particles freeze ifadesinde make ettirgen bir anlam taşır ve “su parçacıklarının donmasına neden olmak” demektir. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir. water particles nesnedir; freeze ise sonuçta gerçekleşen eylemi belirtir. Etken ettirgen bir cümlede, make zaman bakımından değişse bile nesneden sonraki fiil yalın hâlde kalır: made the pond freeze. made the pond to freeze veya made the pond freezing denmez.

Alıştırma

Parantezdeki fiilin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: The sudden cold made the pond ____. (freeze)

Cevabı göster

freeze

Öbek fiiller

stick together: birbirine yapışmak

Bu cümlede stick together, ayrı su parçacıklarının birbirine yapışması ve birleşik kalması anlamına gelir. Together, bağlantının parçacıklar arasında olduğunu gösterir; bu nedenle ifade yalnızca birbirine yakın olmayı anlatmaz. İnsanlar veya gruplar için kullanıldığında stick together, özellikle zor bir durumda birlik içinde kalmak ve birbirini desteklemek anlamına da gelebilir. Bağlantının fiziksel mi yoksa toplumsal mı olduğunu özne ve bağlam gösterir.

Alıştırma

“Birbirine yapışmak” anlamındaki iki kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the glue spilled, the cards began to ____.

Cevabı göster

stick together

These then fall as snow,

1:49

Daha sonra bunlar kar olarak düşer,

which builds up during winter before melting in spring to help water crops. Notlar

1:51

kışın birikip ilkbaharda eriyerek ekinlerin sulanmasına yardımcı olur.

Öbek fiiller

builds up: zamanla giderek birikme

Bu cümlede builds up, “giderek birikir” anlamına gelir. Bir şeyin bir anda ortaya çıkmasını değil, kış boyunca yavaş yavaş artmasını anlatır. Burada build up geçişsiz bir öbek fiildir ve up ifadenin bir parçasıdır. Özne, miktarı artan şeydir; builds ise which'in gönderme yaptığı tekil öncülle uyumludur. Bu kalıp zamanla artan kar, basınç, toz, trafik veya kanıt için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “giderek artmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Over several hours, pressure can ____ inside a sealed container.

Cevabı göster

build up

Kelime

water crops: fiil olarak water

water crops ifadesinde water, “su vermek” veya “sulamak” anlamında bir fiildir; crops ise doğrudan nesnesidir. Bu nedenle water, sıvının adı olarak isim ya da su verme eylemi olarak fiil olabilir. Burada water, help fiilinden sonra geldiği için temel fiil biçimindedir: help water crops. Aynı fiil kalıbı water the plants ve water the garden ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Cümleyi “su vermek” anlamındaki fiille tamamlayın: The soil is dry, so we need to ____ the young plants.

Cevabı göster

water

Listen as Charmaine Cozier,

1:55

Charmaine Cozier'i dinleyelim,

presenter of BBC World Service programme The Inquiry,

1:57

BBC World Service programı The Inquiry'nin sunucusu,

speaks with Professor Katja Friedrich,

2:01

Profesör Katja Friedrich ile konuşuyor,

an atmospheric scientist at the University of Colorado.

2:03

Colorado Üniversitesi'nde bir atmosfer bilimcisi.

The first cloud seeding experiments took place in the 1940s, Kalıp ifadeler

2:07

İlk bulut tohumlama deneyleri 1940'larda gerçekleşti,

Kalıp ifadeler

took place: bir olayın ne zaman gerçekleştiğini veya yapıldığını söylemek

Take place, bir olayın “gerçekleşmesi” veya planlı bir etkinliğin “yapılması” anlamına gelir. Took place bunun geçmiş zaman biçimidir; dolayısıyla cümle ilk deneylerin ne zaman gerçekleştiğini söyler. Olayın kendisi öznedir: The experiments took place. Bu ifade geçişsizdir; zaman veya yer, took place in the 1940s ya da took place in London örneklerindeki gibi bir edatla eklenir.

Alıştırma

Cümleyi take place ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The school concert ____ in the main hall last Friday.

Cevabı göster

took place

and in the years since scientists are often accused of meddling with nature. Notlar

2:11

ve o zamandan bu yana bilim insanları sık sık doğaya müdahale etmekle suçlanıyor.

Kalıp ifadeler

and in the years since: geçmişteki bir başlangıç noktasını sonrasına bağlamak

And bu ifadeyi önceki ifadeye bağlar. In the years since, “az önce belirtilen zamanın veya olayın ardından geçen yıllarda” anlamına gelir; başlangıç noktası zaten açık olduğu için since sonrasında bu zaman ya da olay yeniden yazılmaz. Bu ifade zaman çizgisini düzenlemeye yardımcı olur: önce geçmişteki bir başlangıç noktası verilir, ardından and in the years since ile daha sonra olan veya devam eden durum tanıtılır.

Alıştırma

Cümleyi “o olaydan sonraki yıllarda” anlamına gelen beş kelimelik bağla tamamlayın: The town built its first cycle lane in 2016, ____, the network has expanded across the city.

Cevabı göster

and in the years since

Kalıp ifadeler

are often accused of: tekrarlanan suçlamaları aktarmak

Edilgen yapı be accused of + isim veya -ing biçimindeki fiil, birinin öznenin yanlış bir şey yaptığını iddia ettiği anlamına gelir. Burada scientists suçlanan taraftır, meddling ise iddia edilen eylemi belirtir. Often, are sözcüğünden sonra gelir ve bu suçlamanın tekrarlandığını gösterir. Bu ifade bir iddiayı aktarır; iddianın doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi accuse fiilinin basit geçmiş zamandaki edilgen biçimiyle tamamlayın: Last week, the coach ____ changing the results.

Cevabı göster

was accused of

Kelime

meddling with nature: onaylanmayan müdahale

Meddle with, kişinin kendi işi sayılmayan veya zarar verebileceği bir şeye müdahale etmesi anlamına gelir. Bu nedenle meddling with nature, doğal süreçlerde yapılan değişiklikleri tarafsız bilimsel çalışmalar olarak değil, uygunsuz veya riskli müdahaleler olarak gösterir. İfade, eleştiren kişilerin yargısını taşır. Konuşan kişi, bu yargıya katılmadan da onu alıntılayıp aktarabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede meddling with nature ifadesi olağan eleştirel anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The engineers are measuring changes in the river.
  2. The students are quietly observing nature in the park.
  3. Critics say the researchers are meddling with nature.
Cevabı göster

Critics say the researchers are meddling with nature.

People are thinking, yeah,

2:16

İnsanlar şöyle düşünüyor: 'Evet,

you're putting some substances in the atmosphere that should not be there.

2:17

atmosfere orada olmaması gereken bazı maddeler koyuyorsunuz.'

Usually, I respond and say every time you get into your car, Kalıp ifadeler

2:20

Genellikle buna, 'Arabanıza her bindiğinizde,

every time you get on an airplane,

2:24

uçağa her bindiğinizde,

Kalıp ifadeler

get into your car ... get on an airplane: ulaşım araçlarıyla kullanılan edatlar

Araba, taksi veya başka küçük ve kapalı bir taşıtla get into kullanılır; taşıtın içine girme düşüncesi vardır. Örnekte get into your car, arabanın içine girip yerinizi almak anlamına gelir. Uçak, otobüs, tren, gemi, bisiklet veya benzer bir ulaşım aracıyla get on kullanılır; İngilizce bu eylemi araca binmek ya da aracın üzerine çıkmak olarak sunar. Bu, yerleşik bir sözcük eşleşmesidir; bu nedenle her ulaşım aracında aynı edat kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi ulaşımla ilgili iki doğru edatla tamamlayın: We got ____ a taxi at the hotel and later got ____ the plane at the airport.

Cevabı göster

into · on

you put substances in the air that don't belong. Kelime

2:26

havaya ait olmayan maddeler salıyorsunuz,' diyerek cevap veriyorum.

Kelime

that don't belong: orada bulunmaması gereken şeyler

That don't belong, çoğul isim substances'ı niteleyen bir ilgi yan cümleciğidir. Burada belong, doğru veya beklenen yerde bulunmak anlamına gelir; dolayısıyla yan cümlecik havada bulunmaması gereken maddeleri anlatır. Yer, cümlenin önceki bölümündeki in the air ifadesinden anlaşılır; bu nedenle belong sonrasında başka bir yer ifadesi olmadan kullanılabilir. Bu kullanım, uygunluk veya beklenen bir yerde bulunma hakkındadır; mülkiyet hakkında değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, testin içme suyunda bulunmaması gereken kimyasallar tespit ettiğini söyler?

  1. The test found chemicals that belong to the laboratory.
  2. The test found chemicals that are normally present in drinking water.
  3. The test found chemicals that don't belong in drinking water.
Cevabı göster

The test found chemicals that don't belong in drinking water.

So, you're also playing God. Deyimler

2:29

Yani, siz de Tanrıcılık oynuyorsunuz.

Deyimler

you're also playing God: yetki sınırını aşma suçlaması

To play God, yaşam, doğa veya başka insanların geleceği gibi ciddi konuları sınırsız yetkiye sahipmiş gibi kontrol etmek anlamına gelen bir deyimdir. Genellikle birini, insanların ya da kendi görevinin karar vermesi gereken sınırların ötesine geçtiği için eleştirir. Burada also, suçlamayı hitap edilen kişiye de yöneltir: konuşan kişi aslında “sen de bunu yapıyorsun” demektedir. Buradaki play, “birlikte eğlenmek” değil, “rolünü üstlenmek” anlamındadır; bu yüzden playing God gerçek anlamlı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede you're also playing God ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Sen de uygun yetkinin ötesindeki konuları kontrol etmeye çalışıyorsun.
  2. Sen de yaptığın işte son derece iyisin.
  3. Sen de dinî bir oyunda Tanrı rolünü oynuyorsun.
Cevabı göster

Sen de uygun yetkinin ötesindeki konuları kontrol etmeye çalışıyorsun.

Because everyone needs water,

2:31

Herkesin suya ihtiyacı olduğu için,

cloud seeding is becoming more and more popular Dilbilgisi

2:32

bulut tohumlama giderek daha popüler hale geliyor

Dilbilgisi

becoming more and more popular: sürekli güçlenen bir eğilim

Becoming more and more popular, bir şeyin popülerliğinin zaman içinde giderek arttığını belirtir. Becoming devam eden bir değişimi gösterirken more and more + sıfat, derecenin artmaya devam ettiğini gösterir. popular gibi uzun bir sıfatla more and more kullanılır: more and more popular. Birçok kısa sıfatta ise colder and colder örneğinde olduğu gibi -er karşılaştırma biçimi tekrarlanır.

Alıştırma

Cümleyi popular sözcüğünün tekrarlanan karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: Electric bikes are becoming ____ in many cities.

Cevabı göster

more and more popular

with scientists from over 50 countries using the method to extract rain from clouds. Notlar

2:36

ve 50'den fazla ülkeden bilim insanı bulutlardan yağmur elde etmek için bu yöntemi kullanıyor.

Kelime

from over 50 countries: over + sayı “-den fazla” demektir

from over 50 countries ifadesinde over bir sayıdan önce gelir ve “-den fazla” anlamını taşır. Bilim insanları tam 50 değil, 50'den fazla ülkeden gelmektedir. Bu miktar kullanımı haberlerde ve verilerde yaygındır. Anlamı belirlemek için over kelimesinden sonra ne geldiğine bakın: burada bir sayı belirtilir; bir şeyin fiziksel olarak başka bir şeyin üzerinde olması anlatılmaz.

Alıştırma

Hangi ifade from over 50 countries ile aynı miktar anlamına gelir?

  1. from exactly 50 countries
  2. from more than 50 countries
  3. from fewer than 50 countries
Cevabı göster

from more than 50 countries

Kalıp ifadeler

to extract rain from clouds: extract A from B kalıbı

extract A from B kalıbında A elde edilen şeyi, B ise onun kaynağını belirtir. Burada rain A, clouds ise B'dir; dolayısıyla to extract rain from clouds, bir süreç aracılığıyla bulutlardan yağmur elde etmek anlamına gelir. to extract, yöntemin neden kullanıldığını açıklayan amaç bildiren bir mastardır. Extract özellikle bilimsel veya teknik bağlamlarda, bir şeyi bilinçli bir süreçle kaynağından elde etme ya da ayırma anlamını taşır.

Alıştırma

Eksik edatı ekleyerek extract A from B kalıbını tamamlayın: The machine extracts oil ____ sunflower seeds.

Cevabı göster

from

But some critics accuse these scientists of meddling with nature,

2:41

Ancak bazı eleştirmenler bu bilim insanlarını doğaya karışmakla suçluyor,

trying to change something which it's not their responsibility to change.

2:46

değiştirmek kendi sorumluluklarında olmayan bir şeyi değiştirmeye çalışmakla.

In other words, they're accused of playing God, Anlatım akışı

2:50

Başka bir deyişle, Tanrıcılık oynamakla suçlanıyorlar,

Anlatım akışı

In other words: aynı düşünceyi açıkça yeniden ifade etmek

In other words, az önce söylenenleri başka bir biçimde yeniden ifade eden bir söylem belirtecidir. Konunun ya da temel düşüncenin değiştiğini değil, yalnızca anlatım biçiminin değiştiğini gösterir. Bu bölümde ifade, önceki düşüncenin daha açık bir biçimde yeniden anlatılmasını başlatır. Ardından gelen sözler yeni bir konu açmaz; önceki düşünceyi açıklar.

Alıştırma

In other words ifadesinin doğru biçimde yeniden ifade etme başlattığı cümleyi seçin.

  1. The trail is closed today. In other words, the trail is beside the river.
  2. The trail is closed today. In other words, hikers cannot use it today.
  3. The trail is closed today. In other words, hikers should choose a longer trail tomorrow.
Cevabı göster

The trail is closed today. In other words, hikers cannot use it today.

acting as if they have unlimited power and can do whatever they want. Dilbilgisi

2:54

sanki sınırsız güçleri varmış ve istedikleri her şeyi yapabilirlermiş gibi davranmakla.

Dilbilgisi

acting as if: bir şey doğruymuş gibi davranmak

Acting as if, bir durum gerçekmiş izlenimi veren davranışları anlatır. Burada onların sınırsız güçleri varmış gibi davrandıkları söyleniyor; ifade bunu gerçek bir güçleri olduğunun kanıtı olarak değil, görünen bir tutum olarak sunar. Yapı, acting as if ve ardından gelen tam bir cümledir; örneğin acting as if they have unlimited power. Bu yapı, anlatılan tutumu sorgulamak veya eleştirmek için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Acting as if ifadesinin doğru kullanıldığı cümleyi seçin.

  1. Jordan is acting if as he owns the whole building.
  2. Jordan is acting as if owns the whole building.
  3. Jordan is acting as if he owns the whole building.
Cevabı göster

Jordan is acting as if he owns the whole building.

Unlike cloud-seeding, Anlatım akışı

2:58

Bulut tohumlamanın aksine,

the next type of weather modification has never been tested and is still just a theory. Notlar

3:00

bir sonraki hava modifikasyonu türü hiç test edilmemiştir ve halen sadece bir teoriden ibarettir.

Anlatım akışı

Unlike cloud-seeding: cümle başında karşılaştırma kurmak

Unlike bir edattır ve doğrudan bir isim ya da isim öbeğinden önce gelir; burada cloud-seeding karşılaştırma noktasıdır ve bulut tohumlamadan farklı olarak anlamındadır. Unlike cloud-seeding ifadesini cümlenin başına koymak önce karşılaştırma temelini kurar, sonra dikkati yeni yönteme yöneltir. Böylece bilgi akışını değiştirir ve ardından gelecek farkı haber verir.

Alıştırma

Karşılaştırmayı doğal biçimde başlatan unlike cümlesini seçin.

  1. Unlike from raincoats, umbrellas do not cover your whole body.
  2. Unlike raincoats, umbrellas do not cover your whole body.
  3. Unlike to raincoats, umbrellas do not cover your whole body.
Cevabı göster

Unlike raincoats, umbrellas do not cover your whole body.

Dilbilgisi

has never been tested: test edilmemiş yöntemler için present perfect edilgen yapı

has never been tested, present perfect zamanının edilgen biçimidir: has + never + been + geçmiş zaman ortacı tested. Geçmişten şimdiye kadar hiç test yapılmadığını ve bu nedenle yöntemin hâlâ test edilmemiş durumda olduğunu belirtir. Edilgen yapı, testi yapan kişiyi söylemeden test edilen yöntemi öne çıkarır. Bir yöntemin, cihazın veya fikrin güncel doğrulama durumunu bildirirken kullanılabilir.

Alıştırma

Bir cihazın şimdiye kadar hiçbir zaman test edilmediğini söyleyen ifadeyi seçin: This device ____.

  1. has never been tested in deep water
  2. has never tested in deep water
  3. was never tested in deep water
Cevabı göster

has never been tested in deep water

Kelime

is still just a theory: henüz uygulamada test edilmemiş

Bu cümlede is still just a theory, önerilen yöntemin uygulamada henüz test edilmemiş bir fikir olarak kaldığı anlamına gelir. still bu durumun bugüne kadar sürdüğünü, just ise yöntemin kanıtlanmış bir uygulama değil, yalnızca teori düzeyinde olduğunu gösterir. Bu ifade, fikrin kesinlikle yanlış olduğu anlamına gelmez. İşe yaradığını gösteren uygulamalı kanıtın henüz bulunmadığını belirtir.

Alıştırma

Örnekteki is still just a theory ne anlama geliyor?

  1. Yanlış olduğu kanıtlanmıştır.
  2. Uygulamada hâlâ test edilmemiştir.
  3. Birçok testte başarıyla çalışmıştır.
Cevabı göster

Uygulamada hâlâ test edilmemiştir.

Solar geo-engineering aims to reduce global warming Notlar

3:05

Güneş jeo-mühendisliği küresel ısınmayı azaltmayı amaçlıyor

Kültür

Solar geo-engineering: ısınmayı sınırlamak için güneş ışığını yansıtma

Solar geo-engineering, gelen güneş ışığının küçük bir kısmını uzaya geri yansıtarak veya Dünya’nın emdiği güneş enerjisini başka yollarla azaltarak gezegeni soğutmayı amaçlayan büyük ölçekli yöntem önerilerinin adıdır. Amaç, sera gazlarının yol açtığı ısınmanın bir bölümünü dengelemektir. Burada solar, güneş ışınımını ifade eder. Terim güneş enerjisinden elektrik üretmek anlamına gelmez ve bu yöntemler atmosferdeki sera gazlarını ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Bu cümlede Solar geo-engineering ifadesini en iyi hangi açıklama karşılıyor?

  1. Az miktarda güneş ışığını uzağa yansıtarak Dünya’yı soğutmayı amaçlar.
  2. İklimi değiştirmeye çalışmadan hava durumunu gözlemler.
  3. Diğer tüm enerji kaynaklarının yerini almak için güneş elektriği üretir.
Cevabı göster

Az miktarda güneş ışığını uzağa yansıtarak Dünya’yı soğutmayı amaçlar.

by reflecting sunlight away from the Earth back into space. Kalıp ifadeler

3:09

güneş ışığını Dünya'dan uzağa, tekrar uzaya yansıtarak.

Dilbilgisi

aims to reduce ... by reflecting: Amaç ve yöntem belirtme

Aims to reduce global warming, ulaşılmak istenen sonucu belirtir. Kalıp aim to + fiilin yalın hâlidir; burada to reduce, güneş jeomühendisliğinin neyi başarmak üzere tasarlandığını anlatır. By reflecting... yöntemi belirtir. by edatından sonra fiilin -ing biçimi kullanılır; aktarılabilir kalıp aim to do something by doing something şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle hedefi belirtmek için aim to, yöntemi belirtmek için de by + -ing yapısını doğru kullanır?

  1. The program aims to reduce waste by reusing old materials.
  2. The program aims to reduce waste by reuse old materials.
  3. The program aims reducing waste by reusing old materials.
Cevabı göster

The program aims to reduce waste by reusing old materials.

Kalıp ifadeler

reflecting ... away from ... back into ...: Tam bir yolu anlatma

reflecting sunlight ifadesinde reflect geçişli bir fiildir; yönü değiştirilen şey sunlight'tır. away from the Earth, ışığın uzaklaştığı referans noktasını; back into space ise geri döndüğü hedef alanı belirtir. away from ... back into ... birlikte kullanıldığında, bir yerden uzaklaşıp başka bir alanın içine geri giden tam bir yol çizilir.

Alıştırma

Yolu away from ve back into ile tamamlayın: The shield reflects sunlight ____ the spacecraft and ____ space.

Cevabı göster

away from · back into

This involves putting tiny particles called aerosols into the stratosphere, Notlar

3:13

Bu işlem, aerosol adı verilen minik parçacıkların stratosfere yerleştirilmesini içeriyor,

Kelime

called aerosols: parçacıkları adlandırma

called aerosols, tiny particles ifadesinden sonra gelen bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. Bu parçacıklara ad verir; bu nedenle tiny particles called aerosols, tiny particles that are called aerosols anlamına gelir. Burada aerosols, havada asılı duran çok küçük parçacıklar veya damlacıklar için kullanılan bilimsel terimdir. Bu cümlede terim, stratosfere gönderilecek parçacıkları tanımlar; ayrı bir eylem anlatmaz.

Alıştırma

called aerosols örneğindeki gibi called kullanarak önceki isme ad veren ifade hangisidir?

  1. a bird called a kingfisher
  2. the girl called loudly
  3. they called the teacher
Cevabı göster

a bird called a kingfisher

the band of sky 20 km above the surface of the Earth,

3:18

Dünya yüzeyinin 20 km yukarısındaki gökyüzü tabakasına,

Kültür

stratosphere: Dünya atmosferinin yüksek bir katmanı

stratosphere, troposferin üzerinde bulunan ve Dünya atmosferinin yüksek bir katmanının adıdır. into the stratosphere ifadesinde bu isim, hedefi belirtir: parçacıklar atmosferin bu katmanına yerleştirilir. Ardından gelen the band of sky 20 km above the surface of the Earth ifadesi, bu açıklamada stratosphere kelimesinin konumunu sade biçimde açıklar. Yüksek bir irtifayı gösterir; stratosferin tamamının yüzeyden tam olarak 20 km yukarıda olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

stratosphere kelimesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The stratosphere is a layer of soil under a garden.
  2. The stratosphere is a type of cloud close to the ground.
  3. The stratosphere is a high layer of Earth's atmosphere.
Cevabı göster

The stratosphere is a high layer of Earth's atmosphere.

about twice as high as airplanes fly. Dilbilgisi

3:23

yani uçakların uçtuğu yüksekliğin yaklaşık iki katına.

Dilbilgisi

twice as high as airplanes: twice as ... as kat karşılaştırması

Twice as high as bir kat karşılaştırması ifade eder: ilk yükseklik, karşılaştırma ölçütü olarak kullanılan yüksekliğin iki katıdır. Kalıp twice as + sıfat + as + karşılaştırma ölçütü şeklindedir. as high as airplanes fly ifadesinde ölçüt, uçakların uçtuğu yüksekliği belirten airplanes fly yan cümlesidir. Bu nedenle cümle, bir uçağın fiziksel yüksekliğiyle karşılaştırma yapmaz. About, iki kat değerinin yaklaşık olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle yeni duvarın eski duvarın iki katı yüksekliğinde olduğunu doğru biçimde söyler?

  1. The new wall is twice as high as the old one.
  2. The new wall is as twice high as the old one.
  3. The new wall is twice higher as the old one.
Cevabı göster

The new wall is twice as high as the old one.

Although it's never been tested, the method is controversial, Dilbilgisi

3:25

Hiç test edilmemiş olmasına rağmen, bu yöntem oldukça tartışmalı,

Dilbilgisi

Although it's never been tested: ödünleme bildiren although

Although bir ödünleme ilişkisi kurar: ana ifadenin beklenmedik görünmesine yol açabilecek bir gerçeği önce sunar. Burada yöntem hiç test edilmemiştir, ancak buna rağmen şimdiden tartışmalıdır. Although sözcüğünden sonra tam bir yan cümle gelir ve karşıtlık bildiren ana cümle but kullanılmadan devam eder: Although ..., the method is controversial. Because gibi bir neden bildirmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir ödünleme ilişkisi kurmak için although sözcüğünü doğru kullanır?

  1. Although the plan is new, it has already caused debate.
  2. Although the plan new, it has already caused debate.
  3. Although the plan is new, but it has already caused debate.
Cevabı göster

Although the plan is new, it has already caused debate.

as Charmaine Cozier discussed with Harvard University Professor of Engineering David Keith,

3:28

Charmaine Cozier'in Harvard Üniversitesi Mühendislik Profesörü David Keith ile tartıştığı gibi,

for BBC World Service's The Inquiry.

3:34

BBC World Service'teki The Inquiry programında.

How controversial is this area?

3:37

Bu alan ne kadar tartışmalı?

There's lots of controversy around solar geo-engineering, Kalıp ifadeler

3:40

Güneş jeo-mühendisliği etrafında pek çok tartışma var,

Kalıp ifadeler

controversy around ...: anlaşmazlığın konusunu belirtmek

controversy around + konu yapısında around, insanların anlaşamadığı konuyu tanıtır. Buradaki anlaşmazlık solar geo-engineering ile ilgilidir; around fiziksel bir konumu anlatmaz. Controversy burada sayılamayan bir isimdir. Bu nedenle lots of controversy, birbirinden ayrı birkaç tartışmayı değil, büyük miktarda kamusal anlaşmazlığı ifade eder.

Alıştırma

Anlaşmazlığın konusunu belirtmek için controversy around ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. There is growing controversy around the new data-sharing policy.
  2. There are growing controversy around the new data-sharing policy.
  3. There is growing controversy around with the new data-sharing policy.
Cevabı göster

There is growing controversy around the new data-sharing policy.

and for good reason. Kalıp ifadeler

3:43

hem de haklı nedenlerle.

Kalıp ifadeler

for good reason: bir yargının sağlam temelli olduğunu belirtmek

For good reason, “sağlam bir gerekçeyle” veya “geçerli bir nedenle” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. And for good reason yapısında önceki ifadeye dönerek o yargı, kaygı veya eylemin sağlam bir temeli olduğunu belirtir. Good burada nedenin geçerliliğini anlatır; nedenin hoş veya ahlaken iyi olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “sağlam bir gerekçeyle” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The hikers turned back when they saw the storm clouds, and ____: lightning struck minutes later.

Cevabı göster

for good reason

People are, I think, sensibly scared Kelime

3:44

Bence insanlar haklı olarak korkuyor,

Kelime

sensibly scared: korkunun makul bir tepki olması

sensibly scared ifadesinde sensibly, korkunun duruma verilen makul bir tepki olduğunu belirtir. Konuşmacı, insanların korkmak için geçerli nedenleri olduğunu söyler. Bu zarf korkunun şiddetini değil, tepkinin arkasındaki değerlendirmenin mantıklı olup olmadığını anlatır. Burada reasonably ya da understandably anlamına yakındır.

Alıştırma

Bu cümlede sensibly scared ne anlama geliyor?

  1. Korkarken başka insanların duygularını fark ediyorlar.
  2. Korkuyormuş gibi yapıyorlar.
  3. Gerçek bir risk olduğu için korkuları makuldür.
Cevabı göster

Gerçek bir risk olduğu için korkuları makuldür.

that this could provide an excuse Kalıp ifadeler

3:47

bunun bir bahane yaratabileceğinden

Kalıp ifadeler

could provide an excuse: sorumluluktan kaçmak için olası bir bahane

Could, geçmişteki bir yeteneği değil, olası bir sonucu belirtir. Provide an excuse, birinin bir eylemi, gecikmeyi ya da harekete geçmemeyi savunmak için kullanabileceği bir gerekçe veya bahane yaratmak ya da sunmak demektir. Burada excuse çoğu zaman eleştirel bir anlam taşır: ileri sürülen gerekçe yalnızca ne olduğunu açıklamak yerine sorumluluktan kaçmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede provide an excuse, sorumluluktan kaçmanın olası bir yolunu eleştirmek için kullanılmıştır?

  1. The report could provide evidence that the plan is working.
  2. The loophole could provide an excuse for companies to delay action.
  3. The deadline could force the team to act immediately.
Cevabı göster

The loophole could provide an excuse for companies to delay action.

that allows countries or companies to avoid doing the work Dilbilgisi

3:49

ülkelerin veya şirketlerin yapmaktan kaçınmasına izin verecek

Dilbilgisi

avoid doing the work: avoid + -ing yapısı

avoid doing the work ifadesinde doing, avoid fiilinin nesnesi olan -ing biçimidir. avoid fiilinden sonra isim ya da fiilin -ing biçimi gelir; to ile mastar gelmez. Burada ifade, ülkelerin veya şirketlerin gerekli işi yapmaktan kaçınabilmesi anlamına gelir. İstenmeyen bir eylemle kullanıldığında avoid + -ing çoğu zaman o eylemin gerçekleşmemesi için önlem almak demektir.

Alıştırma

Cümleyi make fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: We can avoid ____ the same mistake.

Cevabı göster

making

that has to be done to cut emissions. Notlar

3:52

emisyonları azaltmak için yapılması gereken işleri.

Dilbilgisi

has to be done: edilgen yapıda gereklilik

Has to gereklilik bildirir; be done ise do fiilinin edilgen biçimidir. Birlikte has to be done, bir şeyin tamamlanmasının zorunlu olduğu anlamına gelir. Kalıp has/have to be + past participle şeklindedir. Edilgen yapı, sorumlu kişiyi adlandırmak yerine yapılması gereken işi odakta tutar. Burada emisyonları azaltmak için gereken işi kaçınılmaz bir görev olarak sunar.

Alıştırma

Sorumlu kişiyi belirtmeden nihai raporun mutlaka tamamlanması gerektiğini en iyi vurgulayan cümle hangisidir?

  1. Maria has to complete the final report by noon.
  2. The final report can be completed by noon.
  3. The final report has to be completed by noon.
Cevabı göster

The final report has to be completed by noon.

Kalıp ifadeler

to cut emissions: emisyonları azaltmak için

Cut emissions ifadesindeki cut, bir şeyi fiziksel olarak kesmek değil, “azaltmak” anlamına gelir. Emissions, çevreye salınan gazları veya diğer kirleticileri ifade eder; dolayısıyla bu ifade salınan miktarı azaltmak demektir. To ile kurulan mastar, önceki eylemin amacını belirtir: bu işin emisyonları azaltmak amacıyla yapılması gerekir. Bu yapı iklim, ulaşım, sanayi ve enerji hakkındaki tartışmalarda yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle, eylemin amacının emisyonları azaltmak olduğunu doğal biçimde ifade eder?

  1. The city introduced electric buses to cut off emissions.
  2. The city introduced electric buses to slice emissions.
  3. The city introduced electric buses to cut emissions.
Cevabı göster

The city introduced electric buses to cut emissions.

But in fact, controversy has really

3:54

Ancak aslında, tartışmalar gerçekten

waxed and waned over time.

3:56

zaman içinde artmış ve azalmıştır.

So, in the early work on climate change in the 1960s

3:57

Örneğin, 1960'lardaki iklim değişikliğiyle ilgili ilk çalışmalarda,

and 70s and early 80s,

4:01

70'lerde ve 80'lerin başlarında,

these ideas were just part of the way

4:03

bu fikirler sadece bir parçasıydı

we talked about what might happen about climate change.

4:04

iklim değişikliği hakkında neler olabileceğini konuşma biçimimizin.

And then, as climate change became more politically central, Kelime

4:06

Daha sonra, iklim değişikliği siyasi açıdan daha merkezi bir konu haline geldikçe,

Kelime

more politically central: siyasi açıdan daha merkezi

Buradaki central mecazidir: fiziksel olarak ortada bulunmak değil, siyasi tartışma ve karar alma süreçlerinde önemli veya öne çıkan olmak anlamına gelir. İklim değişikliği siyasi gündemde daha önemli bir yer edinmekteydi. Became more politically central ifadesinde politically, central sözcüğünü siyasi alanla sınırlar; more ise önem derecesinin zamanla arttığını gösterir. Daha genel olarak become more + zarf + sıfat, become more socially acceptable örneğinde olduğu gibi derecedeki bir değişimi anlatır.

Alıştırma

Central sözcüğü hangi cümlede more politically central ifadesindekiyle aynı mecazi anlamdadır?

  1. Housing became more politically central after rents rose sharply.
  2. The party chose a more centrist candidate for the election.
  3. The ministry moved to a more central building near the station.
Cevabı göster

Housing became more politically central after rents rose sharply.

say in the 90s and 2000s, Anlatım akışı

4:10

diyelim ki 90'larda ve 2000'lerde,

Anlatım akışı

say in the 90s and 2000s: örnek belirteci olarak say

Buradaki say, “konuşmak” anlamına gelmez ve kimsenin sözlerini aktarmak için kullanılmaz. “Örneğin” veya “diyelim ki” anlamındaki bir konuşma işaretidir ve 1990’lar ile 2000’leri açıklamaya yardımcı bir zaman örneği olarak sunar. say bir zamanın, sayının veya olası seçeneğin önüne geldiğinde, bu değerin kesin bir sınır değil, açıklayıcı ya da yaklaşık bir örnek olduğunu sık sık gösterir.

Alıştırma

“The trip will take, say, two hours,” cümlesinde say ne işe yarar?

  1. Birine yüksek sesle konuşmasını söyler.
  2. Birinin söylediği sözleri aynen aktarır.
  3. Yaklaşık bir örnek sunar.
Cevabı göster

Yaklaşık bir örnek sunar.

there was really a taboo.

4:12

bu durum adeta bir tabu halini aldı.

David Keith believes that geo-engineering could provide an excuse

4:13

David Keith, jeo-mühendisliğin bir bahane sağlayabileceğine inanıyor

for inaction on climate change,

4:17

iklim değişikliği konusunda eylemsiz kalmak için,

a reason for countries to explain why they did not take action.

4:20

ülkelerin neden eyleme geçmediklerini açıklamak için bir sebep.

He says controversy over the method has waxed and waned, Deyimler

4:24

Yöntemle ilgili tartışmaların 'waxed and waned' (büyüyüp küçüldüğünü) söylüyor,

an idiom connected with the cycle of the moon,

4:27

bu deyim ayın döngüsüyle bağlantılı,

which describes something that increases then decreases over time.

4:30

zamanla artıp azalan bir şeyi tanımlamak için kullanılır.

Deyimler

has waxed and waned: zaman içinde artıp azalmak

Has waxed and waned, bir şeyin zaman içinde güçlenip sonra zayıfladığını, yani yükselip alçalan bir değişim gösterdiğini anlatır. Burada değişen şey tartışmanın düzeyidir; wax sözcüğü “mum” veya bir şeye cila sürme anlamında değildir. Bu benzetme Ay’dan gelir: Görünen aydınlık kısmı büyürken wax, küçülürken wane kullanılır. Present perfect yapısındaki has waxed and waned, bugüne kadar uzanan bir döneme bakar.

Alıştırma

“Public interest has waxed and waned over the years” cümlesini en iyi hangi cümle yeniden ifade eder?

  1. Public interest has risen and fallen over the years.
  2. Public interest has increased steadily over the years.
  3. Public interest disappeared once and never returned.
Cevabı göster

Public interest has risen and fallen over the years.

In the 1960s, for example, geo-engineering was uncontroversial,

4:35

Örneğin 1960'larda jeo-mühendislik tartışmalı değildi,

but by the 1990s, it had become taboo, Kelime

4:39

ancak 1990'lara gelindiğinde bir tabu haline gelmişti,

a subject that is avoided for social or religious reasons.

4:42

sosyal veya dini nedenlerle kaçınılan bir konu.

Kelime

had become taboo: geçmişteki bir noktadan önce tamamlanan değişim

Had become, had + geçmiş zaman ortacıyla kurulan past perfect biçimidir. by the 1990s ile kullanıldığında değişimin geçmişteki bu referans noktasına kadar zaten tamamlandığını gösterir. Burada taboo, become fiilinden sonra gelen bir sıfattır. Bir toplum, kültür veya din tarafından konuşulmaması ya da yapılmaması gereken bir şey olarak görüldüğünü belirtir; yalnızca popüler olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Değişimin yayımlanmadan önce tamamlandığını göstermek için cümleyi hedef ifade had become taboo ile tamamlayın: By the time the article was published, the topic ____.

Cevabı göster

had become taboo

While these ideas to change the weather have potential benefits, Dilbilgisi

4:46

Hava durumunu değiştirmeye yönelik bu fikirlerin potansiyel faydaları olsa da,

other suggestions, for example,

4:50

başka öneriler, örneğin,

to position a giant floating mirror between the Earth and the Sun, Kelime

4:52

Dünya ile Güneş arasına devasa, yüzen bir ayna yerleştirmek gibi,

Kelime

to position a giant floating mirror: fiil olarak position

Burada position, “bir şeyi belirli bir yere, özellikle de bir amaç için seçilmiş bir yere koymak veya yerleştirmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. to position a giant floating mirror ifadesinde ayna, görevini yerine getirebileceği bir konuma bilinçli olarak yerleştirilir. Aktarılabilir kalıp position + nesne + yer veya yön şeklindedir. Yalnızca nesneyi taşıma eylemini değil, planlanmış konumu ya da yönelimi öne çıkarır.

Alıştırma

Hangi cümlede position, belirli bir amaç için bilinçli yerleştirmeyi en iyi şekilde ifade eder?

  1. Carry the speakers into the hall before noon.
  2. Position the speakers so everyone can hear clearly.
  3. Repair the speakers if the sound cuts out.
Cevabı göster

Position the speakers so everyone can hear clearly.

are highly controversial. Kalıp ifadeler

4:56

son derece tartışmalıdır.

Dilbilgisi

While these ideas to change the weather have potential: karşıtlıktan önce ödünleme

Burada While zaman ilişkisi değil, ödünleme ve karşıtlık bildirir. İlk yan cümle, hava durumunu değiştirmeye yönelik bazı fikirlerin yararları olabileceğini kabul eder; ana cümle ise son derece tartışmalı olan başka önerilere geçer. Yeniden kullanılabilen bilgi düzeni şöyledir: While + bir noktayı kabul eden yan cümle, ardından karşıt bilgi içeren ana cümle. Bu yapı, bir sınırlama, kaygı veya farklı durum sunmadan önce dengeli bir yaklaşım sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede while örnektekiyle aynı ödünleme anlamında kullanılmıştır?

  1. While the new system saves time, it is expensive to maintain.
  2. While you are in the office, please collect your mail.
  3. While the new system was updating, I read the instructions.
Cevabı göster

While the new system saves time, it is expensive to maintain.

Kalıp ifadeler

highly controversial: güçlü görüş ayrılığı

highly controversial ifadesinde highly, controversial sözcüğünün derecesini güçlendiren bir zarftır. İfade, “çok güçlü bir görüş ayrılığına veya kamuoyu tartışmasına yol açan” anlamına gelir; herkesin konudan hoşlanmadığı anlamına gelmez. Bu, resmî dilde yaygın bir eşdizimdir. Highly; likely, effective ve unusual gibi derecelendirilebilen değerlendirme sıfatlarını sıkça niteler. Burada bütün ifade, tartışmanın ne kadar yoğun olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen iki sözcüklü eşdizimin aynısıyla tamamlayın: The new policy is ____.

Cevabı göster

highly controversial

Although personally, I think the idea of a giant floating umbrella above Britain would be good.

4:58

Kişisel olarak Britanya'nın üzerine devasa yüzen bir şemsiye koyma fikri bence çok iyi olurdu.

Well, just think, there are even rainier places to live, Neil,

5:04

Düşünsene Neil, yaşanacak çok daha yağışlı yerler var,

as I asked in my question earlier.

5:08

daha önce sorumda da sorduğum gibi.

In which country is the world's rainiest village?

5:10

Dünyanın en yağışlı köyü hangi ülkededir?

I guessed it was in Ireland.

5:13

İrlanda'da olduğunu tahmin etmiştim.

Mm, which was the wrong answer, I'm afraid. Ton ve niyet

5:15

Mm, korkarım bu yanlış cevaptı.

Ton ve niyet

I'm afraid: kötü haberi nazikçe yumuşatan ifade

Bu cümlede I'm afraid, olumsuz bir bilgiyi nazikçe yumuşatan bir ifadedir. Burada, cevabın yanlış olduğunu belirten düzeltmenin ardından gelir. Yaklaşık olarak “ne yazık ki” ya da “bunu söylediğim için üzgünüm” anlamındadır; konuşanın korktuğunu belirtmez. Cümle sonunda kullanıldığında sonucu değiştirmeden düzeltmenin sertliğini azaltır. Aynı ifade kötü bir haberden önce de gelebilir: I'm afraid the pool is closed.

Alıştırma

Cümleyi nazik ifade I'm afraid ile tamamlayın: The library is already closed, ____.

Cevabı göster

I'm afraid

In fact, Mawsynram, the world's wettest village, Kültür

5:17

Aslında dünyanın en yağışlı köyü olan Mawsynram,

is in the Khasi Hills of north-eastern India, Kültür

5:21

kuzeydoğu Hindistan'daki Khasi Tepeleri'nde yer alıyor,

Kültür

Khasi Hills of north-eastern India: belirli bir bölgenin konumunu belirtme

Khasi Hills, Hindistan’ın kuzeydoğusundaki tepelik bir bölgenin adıdır. Bu ifade yalnızca ülkeyi belirtmez; konumu Hindistan içindeki belirli bir bölgeyle sınırlar. Khasi Hills of north-eastern India ifadesinde of north-eastern India, dinleyiciye yabancı gelebilecek yerel adı daha geniş bir coğrafi alanın içine yerleştirir. Büyük alandan küçük yere doğru ilerleyen bu yapı, belirli bir yerin konumunu anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Khasi Hills’i doğru biçimde tanımlayan ifade hangisidir?

  1. Hindistan’ın kuzeydoğusundaki tepelik bir bölgedir.
  2. Batı Avrupa’daki bir şehirdir.
  3. Hindistan’ın güneyindeki bir adadır.
Cevabı göster

Hindistan’ın kuzeydoğusundaki tepelik bir bölgedir.

with around 12 m of rain a year. Kalıp ifadeler

5:24

yılda yaklaşık 12 metre yağış ile.

Kültür

Mawsynram, the world's wettest village: yer ve açıklayıcı unvan

Mawsynram, Hindistan'ın kuzeydoğusundaki Khasi Tepeleri'nde bulunan bir köydür. Olağanüstü yüksek yağış miktarıyla tanınır; bu yüzden the world's wettest village nitelemesi, yağmurla ilgili bu bilgide neden önemli olduğunu açıklar. Virgüller arasındaki ad öbeği Mawsynram'ı başka sözlerle adlandırır ve arka plan bilgisi ekler. Bu yapıya açıklayıcı ara söz denir. Başka bir yer adı değildir; bu bölüm çıkarıldığında temel cümle yine dil bilgisi bakımından tamamdır.

Alıştırma

the world's wettest village ifadesi bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Khasi Tepeleri'nin bir köy olduğunu söyler.
  2. Mawsynram'ın neden dikkate değer olduğunu açıklayan arka plan bilgisi ekler.
  3. Mawsynram yakınındaki başka bir köyü tanıtır.
Cevabı göster

Mawsynram'ın neden dikkate değer olduğunu açıklayan arka plan bilgisi ekler.

Kalıp ifadeler

around 12 m of rain a year: yaklaşık yıllık yağış miktarı

around 12 m, “yaklaşık on iki metre” anlamına gelir: around sayının kesin değil, tahminî olduğunu gösterir; m ise metres sözcüğünün kısaltmasıdır. Yağış verilerinde metre, biriken suyun derinliğini ölçer. of rain neyin ölçüldüğünü belirtirken a year “yılda” anlamına gelir. Böylece around 12 m of rain a year, yaklaşık yıllık toplam yağış miktarını ifade eder.

Alıştırma

around + amount + of rain + a year yapısını ve 3 m değerini kullanarak cümleyi tamamlayın: The valley receives ____.

Cevabı göster

around 3 m of rain a year

I guess it's not somewhere you'll be visiting, Neil.

5:26

Sanırım burası senin ziyaret edeceğin bir yer değil, Neil.

Okay, let's recap the vocabulary we've learned, Anlatım akışı

5:29

Tamam, öğrendiğimiz kelimeleri kısaca hatırlayalım,

Anlatım akışı

let's recap: kısa bir gözden geçirmeyi haber vermek

Let's recap, ana anlatımdan daha önce ele alınmış bilgilerin kısa bir tekrarına geçildiğini gösterir. Burada dinleyiciye, daha önce öğrenilen kelimelerin yeniden topluca gözden geçirileceğini bildirir. Let's + fiilin yalın hâli, dinleyiciyi konuşan kişiyle birlikte bir şey yapmaya davet eder. Recap, ana noktaları kısaca özetlemek demektir; konunun tamamını baştan öğretmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Daha önce konuşulmuş bilgilerin kısaca gözden geçirileceğini doğal biçimde belirten cümle hangisidir?

  1. Let's introduce a new proposal before the meeting ends.
  2. Let's postpone the main decisions until the next meeting.
  3. Let's recap the main decisions before the meeting ends.
Cevabı göster

Let's recap the main decisions before the meeting ends.

starting with drizzling, which means raining lightly. Kalıp ifadeler

5:32

hafif yağmur anlamına gelen 'drizzling' (çiselemek) ile başlayarak.

Kalıp ifadeler

starting with: ilk ögeyi belirtmek

Starting with, sıralı bir listenin, gözden geçirmenin veya açıklamanın ilk ögesini belirtir. Bu cümlede drizzling, gözden geçirilecek ilk kelimedir. Bu ifade, ana anlatıma sıra bilgisi ekleyen bir -ing yan cümleciğidir. starting with ifadesinden sonra ilk ögeyi veya etkinliği adlandıran bir isim grubu ya da -ing biçimi gelir.

Alıştırma

Maya'nın ilk tanıtılan kişi olduğunu belirtmek için cümleyi starting with ile tamamlayın: The host will introduce the three finalists, ____ Maya.

Cevabı göster

starting with

If you're meddling, you're trying to change something

5:36

Eğer 'meddling' (burnunu sokmak/müdahale etmek) yapıyorsanız, bir şeyi değiştirmeye çalışıyorsunuz demektir,

which is not your responsibility or without being asked to. Dilbilgisi

5:38

sorumluluğunuz olmayan veya sizden istenmeyen.

Dilbilgisi

without being asked: istenmeden harekete geçmek

Without sözcüğünden sonra fiilin -ing biçimi gelir. Buradaki being asked edilgen yapıdadır: istekte bulunacak kişi başkasıdır, eylemi yapan kişi ise kendisinden bir şey istenmemiş olan taraftır. Without being asked to ifadesindeki son to, change something gibi daha önce sözü edilen eylemin yerini tutar. İfadenin tamamı, hiç kimse istemediği hâlde bir şey yapmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi without ve ask fiilinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: Nina cleaned the room ____.

Cevabı göster

without being asked

Someone who is playing God

5:42

'Playing God' (Tanrıcılık oynamak) eylemini yapan kişi

is acting as if they control everything and can do whatever they want.

5:44

sanki her şeyi kontrol ediyormuş ve istediği her şeyi yapabilirmiş gibi davranır.

An excuse is a reason you give to explain why you did something wrong. Kelime

5:48

'Excuse' (bahane), yanlış yaptığınız bir şeyi açıklamak için öne sürdüğünüz nedendir.

Kelime

An excuse is a reason: excuse neden olumsuz gelebilir

An excuse is a reason, excuse sözcüğünü reason türlerinden biri olarak sunar. Bu, bir hata, başarısızlık veya yerine getirilmeyen görev için verilen ve çoğu zaman suçlamayı azaltmayı amaçlayan bir açıklamadır. Tarafsız reason sözcüğünden farklı olarak excuse, açıklamanın zayıf olduğunu veya konuşanın bundan şüphe ettiğini düşündürebilir. Bir excuse bazen geçerli olabilir, ancak sözcük çoğunlukla olumsuz bir değerlendirme taşır.

Alıştırma

Mia was late again and gave a weak ____ that nobody believed. Cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar?

  1. excuse
  2. reason
  3. result
Cevabı göster

excuse

If something waxed and waned,

5:52

Eğer bir şey 'waxed and waned' (büyüyüp küçülmüşse) ise,

it grew stronger then weaker over time.

5:53

zamanla güçlenmiş ve sonra zayıflamış demektir.

And finally, a taboo is a subject that's avoided for social or religious reasons.

5:56

Ve son olarak 'taboo' (tabu), sosyal veya dini sebeplerden ötürü uzak durulan bir konudur.

Once again, our 6 Minutes are up. Kalıp ifadeler

6:01

Bir kez daha, 6 Dakikamız doldu.

Kalıp ifadeler

our 6 Minutes are up: sürenin dolduğunu anlatmak

Bu cümlede our 6 Minutes are up, programın altı dakikalık süresinin sona erdiği anlamına gelir. Buradaki up yön bildirmez; sınırlı bir süreyle kullanıldığında be up, “bitmiş olmak” veya “hiç zaman kalmamak” demektir. Yaygın kalıplar someone's time is up ve belirtilen süre + be up yapılarıdır. Fiil özneye göre seçilir: time is up, ancak six minutes are up denir.

Alıştırma

İki dakikalık sürenin sona erdiğini göstermek için oyun sunucusunun duyurusunu be up yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Stop drawing; your two minutes ____.

Cevabı göster

are up

Bye for now.

6:03

Şimdilik hoşça kalın.

Bye-bye.

6:04

Hoşça kalın.

6 Minute English from BBC Learning English.

6:05

BBC Learning English'ten Altı Dakikada İngilizce.