Çita Bingo, Bandit'i Şaşırtıyor! 🐆 🤪 | Tulumlar Bölümünden Komik Anlar 💙 | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
256 kelime 160 kel/dk

Video özeti: Chilli ile Brandy dört yıl sonra yeniden buluşup çocukken hazırladıkları dansı hatırlar; ardından Brandy, Bluey ve Bingo’ya hayvan tulumları hediye eder. Bingo giydiği hayvan gibi davranmaya başlayınca aile ziyareti komik bir kovalamacaya dönüşür. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. made this dance up — Öbek fiiller: make up ifadesinin burada bir şeyi fiziksel olarak birleştirmek değil, icat etmek ya da yaratmak anlamına geldiğini anlayabilirsiniz. Bu kalıbı bir dans, hikâye, bahane, oyun veya kurallar bütünü oluşturmayı anlatırken kullanabilirsiniz. 2. you shouldn't have. — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bunun hediye alırken söylenen, veren kişinin çok cömert davrandığını belirten nazik bir karşılık olduğunu; gerçek anlamda bir eleştiri olmadığını fark edebilirsiniz. Böylece hediyelere doğal biçimde karşılık verebilir ve olumsuz yapının ardındaki minnettarlığı yorumlayabilirsiniz. 3. sort of becomes one with the onesie. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bingo’nun tulumuyla kaynaşıp hayvanın davranışlarını benimsiyormuş gibi gösterildiği mizahi abartıyı anlayabilirsiniz. Ayrıca sort of ifadesinin iddiayı yumuşattığını, become one with ifadesinin ise eğlenceli bir mecaz oluşturduğunu görebilirsiniz.

Bu derste

So, then your hips go around like this. Kalıp ifadeler

0:00

Sonra, kalçalarını bu şekilde çeviriyorsun.

Kalıp ifadeler

go around like this: gösterildiği gibi dairesel hareket etmek

Burada go around, kalçaların dairesel bir yol boyunca hareket etmesi demektir. Around hareketin izlediği yolu anlatır; “yakında” ya da “bir şeyin çevresinde” bulunulan konumu anlatmaz. Like this, gösterilmekte olan harekete işaret eder. Vücut bölümü veya nesne + go around like this kalıbı, bir şeyin nasıl döndüğünü veya daire çizdiğini gösterirken kullanılabilir.

Alıştırma

Bu hareket yönergesinde around neyi anlatıyor?

  1. Kalçalar dairesel bir yol boyunca hareket eder.
  2. Kalçalar dümdüz ileri hareket eder.
  3. Kalçalar başka bir nesnenin yakınında durur.
Cevabı göster

Kalçalar dairesel bir yol boyunca hareket eder.

Yeah, that's great.

0:03

Evet, bu harika.

Me and my sister Brandy Dilbilgisi

0:05

Ben ve kız kardeşim Brandy

made this dance up for our mum's birthday Öbek fiiller

0:06

bu dansı annemizin doğum günü için uydurmuştuk,

Dilbilgisi

Gayriresmî özne olarak Me and my sister Brandy

Bu cümlede Me and my sister Brandy, made fiilinin öznesidir. Çok samimi konuşmalarda, özellikle aile içi ya da çocuklar arasındaki konuşmalarda, me normalde nesne biçimi olmasına rağmen me and + başka biri bazen özne olarak kullanılır. Standart resmî İngilizcede diğer kişi önce söylenir ve I kullanılır: My sister Brandy and I made this dance up.

Alıştırma

Resmî yazı için en uygun cümle hangisidir?

  1. My sister Brandy and me made this dance up.
  2. My sister Brandy and I made this dance up.
  3. Me and my sister Brandy made this dance up.
Cevabı göster

My sister Brandy and I made this dance up.

Öbek fiiller

made this dance up: yaratmak anlamındaki make up

made this dance up ifadesinde made ... up, ayrılabilen make up öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada “icat etmek” ya da “yaratmak” anlamına gelir: dansı kendileri tasarlamışlardır. “Makyaj yapmak” ya da bir şeyi telafi etmek anlamında değildir. Nesne bir isim olduğunda hem make up a dance hem de make a dance up kullanılabilir. Zamir, make ile up arasına gelmelidir: make it up denir, make up it denmez.

Alıştırma

Cümleyi “icat etmek” anlamındaki make up fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The children ____ a new rule for their game.

Cevabı göster

made up

when we were kids.

0:08

biz daha çocukken.

I can't remember all the moves though. Ton ve niyet

0:10

Gerçi bütün figürleri hatırlayamıyorum.

Ton ve niyet

can't remember all the moves though ifadesinde cümle sonu though

though tamamlanmış bir ifadenin sonunda kullanıldığında yaklaşık olarak “ancak” veya “ama” anlamı verir. Bütün hareketleri hatırlayamama bilgisinin daha önce söylenen düşünceyi sınırladığını ya da onunla karşıtlık kurduğunu gösterir. though ifadesini sona koymak, karşıtlığı sonradan eklenmiş bir yorum gibi hissettirir. though olmasa da önceki ifade dil bilgisi bakımından tamamdır.

Alıştırma

Örnekte cümle sonundaki though ne işe yarar?

  1. Önceki fikre gündelik bir karşıtlık veya sınırlama ekler.
  2. İfadeyi soruya dönüştürür.
  3. Konuşanın bütün hareketleri hatırladığını gösterir.
  4. Hareketlerin neden unutulduğunu açıklar.
Cevabı göster

Önceki fikre gündelik bir karşıtlık veya sınırlama ekler.

That's her.

0:13

Geldi işte.

Hi girls.

0:17

Merhaba kızlar.

Hi.

0:18

Merhaba.

Hey Brandy.

0:19

Selam Brandy.

Hi Chilli.

0:20

Merhaba Chilli.

It's good to see you. Kalıp ifadeler

0:21

Seni görmek ne güzel.

Kalıp ifadeler

It's good to see you: tanıdığın biriyle yeniden karşılaşırken selamlaşma

It's good to see you, özellikle bir süre ayrı kaldıktan sonra, önceden tanıdığın birine söylenen sıcak bir selamlaşma ifadesidir. Buradaki good, o kişiyi görmenin verdiği olumlu duyguyu anlatır; kişinin iyi biri olduğu yönünde bir değerlendirme değildir.

Alıştırma

Birkaç ay sonra bir arkadaşınla yeniden karşılaşıyorsun. En doğal selamlaşma hangisidir?

  1. It's good to see you.
  2. It's nice to meet you.
  3. It's good to watch you.
Cevabı göster

It's good to see you.

Yeah, you too.

0:23

Evet, seni de.

Kids, this is your Auntie Brandy. Kültür

0:25

Çocuklar, bu Brandy teyzeniz.

Kültür

your Auntie Brandy: sevecen Auntie + isim hitabı

your Auntie Brandy ifadesinde Auntie + ad, çocuklara yönelik konuşmada kullanılan sevecen bir hitaptır. Your, Brandy'nin çocuklarla ailevi veya aileye benzer yakın bir ilişkisi olduğunu gösterir. Auntie, ebeveynlerden birinin kız kardeşini, evlilik yoluyla edinilen bir teyzeyi ya da halayı veya bazı aile ve kültürlerde güvenilen yakın bir yetişkin kadını anlatabilir. İngilizce burada ailenin hangi tarafı olduğunu veya ilişkinin tam türünü göstermez; bunları bağlam belirler.

Alıştırma

Bu cümlede Auntie Brandy ifadesinden en güvenli biçimde ne anlayabiliriz?

  1. Auntie, Brandy'nin mesleki unvanıdır.
  2. Brandy, çocuklar için sevecen bir aile veya aile benzeri hitaba sahiptir.
  3. Brandy mutlaka çocukların annesinin ablasıdır.
Cevabı göster

Brandy, çocuklar için sevecen bir aile veya aile benzeri hitaba sahiptir.

You've grown so much. Dilbilgisi

0:28

Ne kadar da büyümüşsünüz.

Dilbilgisi

You've grown so much: geçmişten bugüne değişim

Burada you've, you have yapısının kısaltılmış hâlidir; grown ise grow fiilinin past participle biçimidir. Present perfect, daha önceki bir zamanı şimdiyle bağlar: büyüme zaman içinde gerçekleşmiş ve sonucu hâlâ görülebilmektedir. So much değişimin büyük olduğunu vurgular. Uzun bir aradan sonra yeniden karşılaşınca konuşan kişi, karşısındaki kişinin şimdiki görünüşüne veya gelişimine tepki verir; geçmişte belirli bir anda tamamlanmış tek bir eylemi anlatmaz. Bu yapı, geçmişten bugüne uzanan başka değişiklikler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi grow fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Since last spring, the garden ____ so much.

Cevabı göster

has grown

Bluey, you look just like your father. Kalıp ifadeler

0:29

Bluey, tıpkı babana benziyorsun.

Kalıp ifadeler

look just like your father: fiziksel benzerlik

Look just like your father, babana dış görünüş olarak çok benzediğini anlatır. Look like karşılaştırılan kişiyi getirir, just ise benzerliği güçlendirir. Buradaki like, “hoşlanmak” anlamındaki fiil değil, karşılaştırma kuran bir edattır. Özne you olduğu için look kullanılır; he, she, it veya tekil bir isimle looks kullanılır.

Alıştırma

The new puppy looks just like its mother ne anlama gelir?

  1. Annesini arıyor.
  2. Annesine bakmak istiyor.
  3. Dış görünüşü annesine çok benziyor.
  4. Annesini çok seviyor.
Cevabı göster

Dış görünüşü annesine çok benziyor.

Oh, what?

0:32

Ah, ne?

Who do I look like? Dilbilgisi

0:33

Ben kime benziyorum?

Dilbilgisi

Who do I look like? — hangi kişiye benzediğini sormak

Who do I look like? konuşanın dış görünüş olarak hangi kişiye benzediğini sorar. Who, like'tan sonra gelecek kişinin yerini tuttuğu için like sorunun sonunda kalır. Kalıp Who + do/does + özne + look like? şeklindedir. Burada look like “dış görünüş olarak benzemek” anlamına gelir; like, “hoşlanmak” anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Hangi cümle dış görünüş olarak hangi kişiye benzediğinizi sorar?

  1. Who do I look like?
  2. Who do I like?
  3. Who am I like?
  4. What do I look like?
Cevabı göster

Who do I look like?

You look just like you. Ton ve niyet

0:35

Sen tıpkı kendine benziyorsun.

Ton ve niyet

You look just like you. — kişinin kendisine benzetilmesiyle güven vermek

You look just like you. cümlesinde you sözcüğünün tekrarlanması bilinçlidir. Cümle kelimesi kelimesine dinleyenin kendisine benzediğini söyler; ancak burada istenmeyen bir karşılaştırmayı reddeder ve “Kendine özgü hâlinle görünüyorsun” anlamına gelir. Just, just like içinde benzerliği güçlendirir ve “tam olarak” demektir. Burada “sadece sen” düşüncesini de destekler. Cümle başka bir kişinin adını veren nesnel bir cevap değil, güven ve onay veren bir karşılıktır.

Alıştırma

Konuşan “You look just like you.” diyerek ne yapıyor?

  1. Dinleyeni başka birini taklit ettiği için eleştirmek.
  2. Dinleyenin benzediği başka bir kişinin adını vermek.
  3. Dinleyenin yüz özelliklerini ayrıntılı biçimde tarif etmek.
  4. Dinleyenin kendine özgü biri olduğunu söyleyerek onu rahatlatmak.
Cevabı göster

Dinleyenin kendine özgü biri olduğunu söyleyerek onu rahatlatmak.

I brought you some presents. Kalıp ifadeler

0:39

Size bazı hediyeler getirdim.

Kalıp ifadeler

brought you some presents: bring + kişi + şey

brought you some presents ifadesinde brought, bring fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Kalıp bring + kişi + şey şeklindedir: you alan kişiyi, some presents ise getirilen şeyi belirtir. Bu çift nesneli yapı, alan kişiyi to veya for kullanmadan doğrudan fiilden sonra getirir. Başka birinin alması ya da kullanması için bir şey getirdiğinizde doğal bir yapıdır.

Alıştırma

bring fiilinin geçmiş zamanını, her zamirini ve çift nesneli yapıyı kullanın: For Maya's birthday, I ____ a small cake.

Cevabı göster

brought her

Really?

0:41

Gerçekten mi?

Oh, Brandy, you shouldn't have. Ton ve niyet

0:42

Ah, Brandy, zahmet etmeseydin keşke.

Ton ve niyet

you shouldn't have: hediyeden sonra kibarca takdir gösterme

Birisi size hediye verdiğinde ya da sizin için özellikle nazik bir şey yaptığında You shouldn't have. çoğu zaman kibar bir karşılıktır. “Bu kadar zahmete girmenize gerek yoktu” anlamına gelir ve gerçek bir suçlama değil, hoş bir şaşkınlık, minnettarlık ve takdir ifade eder. Have, tamamlanmış bir eylemi anlatan should not have + geçmiş zaman ortacı yapısının parçasıdır. Durum anlamı açık ettiği için ortaç söylenmez; You shouldn't have brought me anything. cümlesinde olduğu gibi tamamlanabilir. Başka bir bağlamda veya kızgın bir tonla shouldn't have gerçek bir eleştiri olabilir.

Alıştırma

Beklenmedik bir hediye aldıktan sonra You shouldn't have. büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Hediyeyi veren kişiye onu hemen geri götürmesini söyler.
  2. Hediyenin onu veren kişiye ait olup olmadığını sorar.
  3. Hediye karşısındaki hoş şaşkınlığı ve takdiri sıcak bir şekilde gösterir.
  4. Hediyeyi veren kişinin ziyarete gelme izni olmadığını söyler.
Cevabı göster

Hediye karşısındaki hoş şaşkınlığı ve takdiri sıcak bir şekilde gösterir.

Onesies!

0:44

Pijama tulumlar!

Oh, you really shouldn't have. Ton ve niyet

0:45

Ah, bunu gerçekten hiç yapmamalıydın.

Ton ve niyet

you really shouldn't have: Kibar teşekkürle birlikte gerçek kaygı

You really shouldn't have, bir hediye ya da iyilik karşısında verilen yaygın bir tepkidir. Karşıdaki kişinin çok nazik davrandığını, ancak bu kadarını yapmasına gerek olmadığını kibarca anlatabilir. Really ifadenin gücünü artırır, fakat anlamını tek başına belirlemez. Burada konuşan kişi hediyenin sorun çıkarabileceğini düşünüyor. Bu yüzden cümle kibar teşekkürü korurken gerçek bir kaygı da taşır: bu gerçekten kötü bir fikir olmuş olabilir. Hangi anlamın daha güçlü olduğunu bağlam ve ton gösterir.

Alıştırma

Yargılayın: Hediye verilen her durumda You really shouldn't have yalnızca daha güçlü bir teşekkürdür ve gerçek kaygı ifade edemez.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Do they not like onesies?

0:47

Tulumları sevmiyorlar mı yoksa?

They do.

0:48

Seviyorlar.

It's just Bingo has this thing. Kelime

0:49

Sadece Bingo'nun bu konuda biraz sorunu var.

Kelime

It's just ... has this thing: Belirsiz bir açıklamaya giriş

It's just, bir açıklamayı yumuşatarak başlatmanın konuşma dilindeki bir yoludur ve çoğu zaman It's just that gibi işlev görür. Buradaki has this thing, Bingo'nun bir nesneye sahip olduğu anlamına gelmez. Have this thing, henüz adını koymadan tekrarlanan bir alışkanlığa, tepkiye, kaygıya veya küçük bir soruna belirsiz biçimde işaret edebilir. Burada Bingo'nun belirli bir tepkisini anlatır ve konuşan kişinin ayrıntıları birazdan açıklayabileceğini gösterir.

Alıştırma

It's just Bingo has this thing burada büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Bingo, konuşan kişinin görebildiği fiziksel bir nesneye sahip.
  2. Bingo durumu zaten tüm ayrıntılarıyla açıkladı.
  3. Bingo'nun konuşan kişinin henüz açıklamadığı belirli bir alışkanlığı veya tepkisi var.
Cevabı göster

Bingo'nun konuşan kişinin henüz açıklamadığı belirli bir alışkanlığı veya tepkisi var.

Um, don't worry.

0:51

Hım, endişelenme.

I'm sure she's grown out of it. Öbek fiiller

0:53

Büyüdüğü için artık o huyu kalmamıştır eminim.

Öbek fiiller

grown out of it: büyüdükçe bir tepkiyi bırakmak

she's grown out of it ifadesinde she's, she has'in kısaltmasıdır; grown ise grow fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Bir alışkanlığı, korkuyu veya tepkiyi grow out of etmek, yaş ilerledikçe ona doğal olarak son vermek anlamına gelir. Burada it daha önce sözü edilen tepkiyi gösterir; dolayısıyla konuşan kişi bu tepkinin ortadan kalktığından emindir. Kıyafetlerle kullanıldığında grow out of bağlantılı ama farklı bir anlam taşır: büyüyerek bir kıyafete sığamaz hâle gelmek. He grew out of his coat. buna bir örnektir. Nesnenin davranış mı yoksa kıyafet mi olduğunu bağlam gösterir.

Alıştırma

Burada She's grown out of it ne anlama geliyor?

  1. Fiziksel olarak bir şeyin içinden çıktı.
  2. Büyüdükçe tepkisi daha güçlü hâle geldi.
  3. Yaşı büyüdüğü için artık o tepkiyi vermiyor.
  4. Büyüdüğü için bir kıyafet artık ona küçük geliyor.
Cevabı göster

Yaşı büyüdüğü için artık o tepkiyi vermiyor.

I hope they fit. Dilbilgisi

0:55

Umarım üzerlerine olurlar.

Dilbilgisi

I hope they fit: ölçünün uygun olmasını ummak

I hope, konuşanın olmasını istediği ama sonucunu henüz bilmediği bir durumu anlatır. Ardından gelen yan cümle normal düz cümle sırasını korur: they fit denir, do they fit denmez. Burada they kıyafetleri gösterir ve fit, beden veya ölçü olarak uygun olmak anlamına gelen bir fiildir. İngilizcede gelecekteki bir sonuçtan söz ederken hope sonrasında sıkça geniş zaman kullanılır: I hope they fit.

Alıştırma

Cümleyi doğru ölçüde olmak anlamındaki fiille tamamlayın: I ordered these shoes online. I hope they ____.

Cevabı göster

fit

I wasn't sure how much they've grown Dilbilgisi

0:56

Ne kadar büyüdüklerinden pek emin olamadım,

in um, 4 years.

0:57

sonuçta, hım, 4 yıl geçti.

Dilbilgisi

I wasn't sure how much they've...: dolaylı soruda kelime sırası

I wasn't sure, geçmişteki bir anda emin olunmadığını anlatır. how much they've grown yan cümlesi neyin belirsiz olduğunu, yani büyümenin derecesini belirtir. Burada they've, they have ifadesinin kısaltmasıdır. how much ile başlayan dolaylı soru, düz cümle sırası olan they have grown yapısını korur. How much have they grown? doğrudan sorusundaki devrik sıralamayı kullanmaz. Bu kalıp I don't know ve we couldn't tell gibi ifadelerden sonra da kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle I wasn't sure ifadesinden sonra dolaylı soru için doğru kelime sırasını kullanıyor?

  1. I wasn't sure how much did they change.
  2. I wasn't sure how much they had changed.
  3. I wasn't sure how much had they changed.
Cevabı göster

I wasn't sure how much they had changed.

Hey, mine's too small. Kelime

1:01

Hey, benimki çok küçük.

Kelime

mine's too small: iyelik zamiri mine ve too + sıfat

Mine bir iyelik zamiridir. Bu sahnede my onesie ifadesinin yerine geçer; bu nedenle mine's, mine is, yani bana ait olan …dır anlamına gelir. Mine tek başına kullanılabilir ve ardından başka bir isim gelmez. too small ifadesinde too sıfattan önce gelir ve kabul edilebilir ölçüden daha küçük anlamını verir. Giysi düzgün şekilde olmaz. Bu kullanım, too sözcüğünün de anlamına geldiği small too ifadesinden farklıdır.

Alıştırma

Burada Mine's too small ne anlama geliyor?

  1. Benim de küçük bir eşyam var.
  2. Bana ait olan yeterince büyük değil.
  3. Bana ait olan da küçük ama yine de oluyor.
Cevabı göster

Bana ait olan yeterince büyük değil.

And mine's too big.

1:03

Benimki de çok büyük.

Well, then swap them around. Öbek fiiller

1:05

Öyleyse değiş tokuş yapın.

Öbek fiiller

swap them around: konumları veya atamaları karşılıklı değiştirmek

swap them around ifadesinde swap, iki kişi veya nesneyle ilgili konumların, eşyaların ya da atamaların karşılıklı olarak değiştirilmesi anlamına gelir. Burada them iki tulumu belirtir: Her çocuk diğerinin elindeki tulumu almalıdır. Around burada fiziksel bir alanı belirtmez. Mevcut düzeni yeniden ayarlama anlamı katar. Nesne olarak them zamiri kullanıldığında doğal sözcük sırası swap them around şeklindedir.

Alıştırma

İki öğrenci birbirlerine ayrılan koltuklarda oturuyor. Swap them around ne yapmanızı ister?

  1. Öğrencilerin karşılıklı olarak yer değiştirmesini sağlamak.
  2. İki öğrenciyi de arkaya bakacak şekilde döndürmek.
  3. İki öğrencinin de odanın içinde dolaşmasını sağlamak.
Cevabı göster

Öğrencilerin karşılıklı olarak yer değiştirmesini sağlamak.

Can you make my cheetah onesie fit me? Dilbilgisi

1:07

Çita tulumumu bana uygun hale getirebilir misin?

Dilbilgisi

make my cheetah onesie fit me: make + nesne + yalın fiil

make + nesne + to almayan yalın fiil kalıbı, nesnenin bir şey yapmasını veya bir sonuca ulaşmasını sağlamak anlamına gelir. make my cheetah onesie fit me ifadesinde my cheetah onesie nesnedir, fit ise fiildir; istenen sonuç tulumun konuşan kişiye uygun bedende olmasıdır. Etken çatılı ettirgen make yapısından sonra to kullanmadan fiilin yalın hâlini kullanın: make the onesie fit doğrudur, make the onesie to fit değildir. Fit doğrudan bir kişiyi veya şeyi nesne olarak alabilir; bu nedenle fit me, 'bana uygun bedende olmak' anlamına gelir.

Alıştırma

Ettirgen yapıyı tamamlamak için fit fiilinin doğru biçimini kullanın: Can you make this lid ____ the box?

Cevabı göster

fit

Sorry, Bluey.

1:10

Üzgünüm, Bluey.

If it doesn't fit, it doesn't fit. Dilbilgisi

1:10

Eğer uymuyorsa, uymuyordur.

Dilbilgisi

If it doesn't fit, it doesn't fit: değiştirilemeyen bir gerçeği kabul etmek

Bu cümlede fit, “bedeni uygun olmak” anlamındadır. İlk bölüm bir koşul sunar; ikinci bölüm ise yeni bir sonuç vermek yerine aynı gerçeği tekrarlar. Bu bilinçli tekrar, “gerçek işte bu” anlamını taşır. İsteksiz ya da gerçekçi bir kabullenişi gösterir ve farklı bir sonucu zorlamanın anlamsız olduğunu hissettirir.

Alıştırma

Bu cümledeki tekrar esas olarak ne anlatıyor?

  1. Eşyanın bedeninin uygun olmadığını ve zorlayarak oldurulamayacağını kabul eder.
  2. Eşyayı daha sonra değiştireceğine söz verir.
  3. Eşyanın bedeninin neden uygun olmadığını sorar.
Cevabı göster

Eşyanın bedeninin uygun olmadığını ve zorlayarak oldurulamayacağını kabul eder.

Aww, but I really want the cheetah.

1:12

Aaa, ama ben gerçekten çitayı istiyorum.

It's not meant to be, kid. Deyimler

1:14

Sana kısmet değilmiş ufaklık.

Deyimler

It's not meant to be: bir şeyin gerçekleşmeyeceğini kabul etmek

It's not meant to be, umut edilen bir sonucun gerçekleşmeyeceğini veya işlerin yolunda gitmeyeceğini anlatan bir deyimdir. Burada hayal kırıklığını değiştirilemeyecek bir durum gibi nazikçe ifade eder. Bu ifade çoğu zaman kabulleniş, teselli veya kaderine razı olma duygusu taşır. Birinin o şeyin var olmasını amaçlamadığı şeklinde kelimesi kelimesine anlaşılmaz.

Alıştırma

Umut edilen bir yolculuğun gerçekleşmediğini kabullenmeyi gösteren kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: We hoped to take the trip, but it was ____.

Cevabı göster

not meant to be

Okay.

1:16

Tamam.

They're beautiful.

1:18

Bunlar çok güzeller.

It's been too long. Ton ve niyet

1:20

Çok uzun zaman oldu.

Ton ve niyet

It's been too long: uzun bir aradan duyulan üzüntü

Bu yeniden buluşma ifadesinde It's, It is ifadesinin değil, It has ifadesinin kısaltmasıdır. Tam düşünce “It has been too long since we last saw or contacted each other” şeklindedir; since ile başlayan bölüm söylenmeden anlaşılır. Too long, aradaki sürenin olması gerekenden daha uzun olduğuna dair bir değerlendirme katar. Konuşan kişi yalnızca süreyi ölçmez; genellikle üzüntü, yakınlık veya yeniden iletişim kurma isteği gösterir.

Alıştırma

Uzun bir aradan sonraki buluşmada “It's been too long.” genellikle ne anlatır?

  1. Daha kısa süre önce buluştuk.
  2. Konuşan kişi tam süreyi tarafsız biçimde ölçüyor.
  3. Uzun zamandır görüşmedik ve konuşan kişi bu aranın istenmeyen bir durum olduğunu düşünüyor.
Cevabı göster

Uzun zamandır görüşmedik ve konuşan kişi bu aranın istenmeyen bir durum olduğunu düşünüyor.

I know.

1:21

Biliyorum.

Look, Chilli.

1:23

Baksana, Chilli.

Yeah?

1:24

Efendim?

Uh, Mum.

1:26

Ih, Anne.

It's happening again. Anlatım akışı

1:28

Yine oluyor.

Anlatım akışı

It's happening again: again ile önceki bir olayı hatırlatmak

is happening sözleri, olayın şu anda gerçekleşmekte olduğunu gösterir. Bu, şimdiki zamanın sürekli biçimidir. Again, bu anı daha önceki benzer bir olaya bağlar; böylece dinleyen kişi eski bir durumun geri döndüğünü anlar. Bir hikâyede bu kısa cümle, geçmişi yeniden anlatmadan ortak bilgiyi hatırlatır. Sorun tekrarlandığı için hızla endişe veya gerilim yaratabilir.

Alıştırma

“It's happening again.” dinleyene hikâyeyle ilgili hangi önemli bilgiyi verir?

  1. Benzer bir olay daha önce oldu ve şimdi tekrarlanıyor.
  2. Bu ilk kez oluyor ve çoktan bitti.
  3. Olay yalnızca gelecekte gerçekleşebilir.
Cevabı göster

Benzer bir olay daha önce oldu ve şimdi tekrarlanıyor.

Oh, no.

1:30

Olamaz.

What's going on? Ton ve niyet

1:31

Neler oluyor?

Ton ve niyet

What's going on? ile kafa karıştırıcı bir durumu sormak

What's going on? şu anda yaşanan bir durumun açıklanmasını ister; özellikle de durum tuhaf, kafa karıştırıcı veya yanlış görünüyorsa kullanılır. Buradaki go on fiziksel hareket değil, “olmak” veya “meydana gelmek” anlamındadır. Bu soru çoğu zaman yalnızca görünen tek bir hareketi değil, durumun tamamını sorar. Konuşan kişi olayların neden böyle olduğunu anlamak ister.

Alıştırma

Bir odaya giriyorsunuz ve herkes birden bağırmaya başlıyor. Durumun açıklanmasını en doğal biçimde isteyen soru hangisidir?

  1. What's going on?
  2. What happens here every day?
  3. What happened last year?
Cevabı göster

What's going on?

Hey, Brandy.

1:32

Selam, Brandy.

How are you going? Kültür

1:33

Nasılsın, nasıl gidiyor?

Kültür

How are you going? Avustralya İngilizcesinde bir selamlaşma

Avustralya İngilizcesinde How are you going?, How are you? veya How are you doing? anlamına gelen günlük bir selamlaşmadır. Birinin nasıl olduğunu ya da hayatının nasıl gittiğini sorar; hangi ulaşım yolunu kullandığını sormaz. Burada kullanılan anlam bu bölgesel anlamdır. Bu kullanımı bilmek, ifadeyi yolculukla ilgili bir soru olarak kelimesi kelimesine yorumlamayı önler.

Alıştırma

Avustralya'da geçen bir konuşmada biri sizi How are you going? diyerek selamlıyor. Hangi cevap amaçlanan anlama uygundur?

  1. Turn left at the station.
  2. I'm taking the bus.
  3. Good, thanks. How about you?
Cevabı göster

Good, thanks. How about you?

This episode of Bluey is called Onesies. Kültür

1:36

Bluey'nin bu bölümünün adı Tulumlar.

Kültür

This episode of Bluey is called Onesies: bölüm başlığını duyurmak

Açılıştaki This episode of [program] is called [başlık] kalıbı, bir bölümün adını bildirir. Burada is called, o adı taşıdığı anlamına gelir; dolayısıyla Onesies bölümün başlığıdır. Called burada telefonla aramak anlamına gelmez. Aynı is called kalıbı bir kitabın, filmin, şarkının, bölümün, oyunun veya başka bir şeyin adını tanıtmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede is called Onesies ne anlama geliyor?

  1. Bölüm Onesies’ı telefonla arıyor.
  2. Bölümün başlığı Onesies.
  3. Onesies bölümün gösterilmesini istedi.
Cevabı göster

Bölümün başlığı Onesies.

I don't understand what’s happening! Dilbilgisi

1:39

Neler olduğunu anlamıyorum!

Dilbilgisi

understand what’s happening: wh yan cümlesinde düz cümle dizilişi

I don't understand what’s happening cümlesinde what’s happening, understand fiilinin nesnesi olan bir wh yan cümlesidir. Konuşanın anlayamadığı şeyi belirtir. Cümle içine yerleşen bir wh yan cümlesi, doğrudan sorudaki devrik dizilişi değil düz cümle dizilişini kullanır. Burada what, is happening fiil grubunun öznesidir; bu yüzden tek başına kullanılan What’s happening? ile biçimi aynı görünür. Ayrı bir özne olduğunda kural daha açıktır: I don't understand what he is doing doğrudur, I don't understand what is he doing değildir.

Alıştırma

Hangi cümle bir wh yan cümlesini understand fiilinin nesnesi olarak doğru kullanıyor?

  1. What is he doing?
  2. I don't understand what is he doing.
  3. I don't understand what he is doing.
Cevabı göster

I don't understand what he is doing.

No time to explain. Anlatım akışı

1:41

Açıklayacak zaman yok.

Anlatım akışı

No time to explain: açıklamayı erteleyip hemen harekete geçmek

No time to explain, There is no time to explain ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Baştaki bölüm atıldığı için cümle kısa ve acil duyulur. Burada soruları veya arka plan bilgisini geçici olarak keserek eylemi öne alır. “Şimdi harekete geçmeliyiz, sonra açıklayabiliriz” demektir; hiçbir zaman açıklama yapılmayacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

No time to explain ifadesinin işlevine en uygun durum hangisidir?

  1. Hiçbir zaman açıklama yapılmayacağına dair bir söz
  2. Ayrıntıları açıklamak için bol zamanın olduğu rahat bir ders
  3. Birinin şimdi harekete geçip daha sonra açıklama yapması gereken acil bir durum
Cevabı göster

Birinin şimdi harekete geçip daha sonra açıklama yapması gereken acil bir durum

We have to get to safety. Kalıp ifadeler

1:42

Güvenli bir yere gitmeliyiz.

Kalıp ifadeler

to get to safety: tehlikeden uzaklaşıp güvenli bir yere ulaşmak

We have to get to safety cümlesinde ilk to, zorunluluk bildiren have to yapısının parçasıdır. get to safety ifadesi güvenli bir yere ulaşmak veya tehlikeden uzaklaşmak anlamına gelir. Safety soyut bir addır; ancak bu kalıpta get to sonrasında bir varış noktası gibi kullanılır. Cümlenin tamamı güvenli bir yere gitmenin gerekli olduğunu söyler.

Alıştırma

Cümleyi “güvenli bir yere ulaşmak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: When the alarm sounded, everyone hurried downstairs to ____.

Cevabı göster

get to safety

But what about Bandit? Ton ve niyet

1:43

Peki ya Bandit ne olacak?

Ton ve niyet

But what about Bandit? ile gözden kaçan bir kaygıyı dile getirmek

Burada what about + kişi ya da şey, bir planda veya konuşmada gözden kaçan birini ya da bir konuyu gündeme getirir. Bu bağlamda “Bandit'e ne olacak?” demektir; “Bana Bandit hakkında genel bilgi ver” demek değildir. Baştaki But, önceki planın eksik ya da sorunlu göründüğünü belirtir. Konuşan kişi, hâlâ yanıt bekleyen bir kaygıyı dile getirerek plana müdahale eder.

Alıştırma

Everyone has a ticket, but Mia has not been mentioned. Bu kaygıyı hangi cümle doğal biçimde dile getirir?

  1. But what is Mia like?
  2. But what do you know about Mia?
  3. But what about Mia?
Cevabı göster

But what about Mia?

Forget him, he's done! Ton ve niyet

1:44

Onu unut, o bitti!

Ton ve niyet

Forget him, he's done!: dramatik bir vazgeçme tepkisi

Bu replikte Forget him, “onu hafızandan sil” değil, “onun için kaygılanmayı veya ona yardım etmeye çalışmayı bırak” anlamına gelir. He's done da bir işi tamamladığı anlamına gelmez; onu dramatik biçimde yenilmiş, devam edemez veya kurtarılamaz durumda gösterir. İki bölüm birlikte abartılı bir vazgeçme tepkisi oluşturur. Komik bir kriz sahnesinde bu sert kesinlik gerilim ve mizah yaratır; dolayısıyla replik her zaman birini gerçekten terk etme niyetini anlatmaz.

Alıştırma

Bu kullanım uygun mu? Gerçek bir acil durumda biri hemen yardıma ihtiyaç duyarken bir kişi “Forget him, he's done!” diyor.

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

What do we do?

1:47

Ne yapacağız?

The car!

1:48

Arabaya!

Why has Bingo gone feral? Kelime

1:51

Bingo neden vahşileşti?

Kelime

gone feral: vahşileşip kontrolünü kaybetmek

Go + adjective yapısı bir durum değişikliğini anlatabilir. Has gone, go fiilinin present perfect biçimidir; bu nedenle gone feral burada Bingo’nun vahşileşip kontrolünü kaybettiğini anlatır. Gone burada “gitti” anlamında değildir. Feral gerçek anlamda, önceden evcilken artık doğada yaşayan bir hayvanı niteler. Bir insan için kullanıldığında, kontrolsüz ve hayvansı davranışı canlı biçimde abartan bir ifadedir. Burada Bingo’yu mizahi şekilde anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede go feral mecaz anlamıyla doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The children went feral to the bus stop after the final bell.
  2. The children made feral their backpacks after the final bell.
  3. The children went feral after the final bell, racing around and howling like wolves.
Cevabı göster

The children went feral after the final bell, racing around and howling like wolves.

Onesies make Bingo crazy. Dilbilgisi

1:53

Tulumlar Bingo'yu çıldırtıyor.

Dilbilgisi

Onesies make Bingo crazy: make + nesne + sıfat

Bu kalıp make + nesne + sıfat biçimindedir. Özne, nesnenin sıfatla belirtilen duruma girmesine veya o durumu yaşamasına neden olur. Bu cümlede onesies neden, Bingo nesne, crazy ise Bingo’nun sonuçtaki durumunu anlatan sıfattır. Crazy burada klinik bir durumu değil, aşırı heyecanlı veya kontrolden çıkmış olmayı anlatır. Make fiili özneye veya zamana göre değişir: Onesies make ..., ancak That outfit makes .... Sıfattan önce to be eklemeyin.

Alıştırma

Make + nesne + sıfat kalıbında make, the baby ve nervous sözcüklerini kullanın: Loud noises ____.

Cevabı göster

make the baby nervous

She sort of becomes one with the onesie. Deyimler

1:56

Bir nevi tulumla bütünleşiyor.

Deyimler

sort of becomes one with the onesie: yaklaşık anlam taşıyan bir benzetme

Become one with something, bir şeyle tamamen bütünleşmiş ya da uyum içinde görünmek demektir. Burada şakacı bir abartıdır: Tulumun çağrıştırdığı role öylesine uygun davranır ki kişiyle kıyafet ayrılmazmış gibi görünür. Gerçek bir fiziksel birleşmeyi anlatmaz. Sort of, “bir bakıma” veya “bir ölçüde” demektir. Benzetmeyi yumuşatır ve konuşanın kesin bir olgu değil, yaklaşık ve esprili bir karşılaştırma yaptığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi sort of ve one with ifadeleriyle tamamlayın; her birini bir kez kullanın: While dancing, Leo ____ became ____ the music.

Cevabı göster

sort of · one with

What?

1:58

Ne?

Where'd she go? Dilbilgisi

1:59

Nereye gitti?

Dilbilgisi

Where'd she go?: Where did yapısının konuşma dilindeki kısaltması

Bu sahnede Where'd she go?, Where did she go? sorusunun kısaltılmış biçimidir. Onun nereye gittiğini sorar. Kesme işareti ve d, did sözcüğünün yerini alır. Yazıdaki 'd, would veya had anlamına da gelebilir. Fiilin yalın hâli go, gone gibi bir geçmiş zaman ortacı gerektiren had seçeneğini eler; ancak burada yalnızca dil bilgisi did ile would ayrımını yapmaya yetmez. Birinin ortadan kaybolduğu bağlam, amaçlanan anlamın did olduğunu gösterir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. Where'd içindeki kısaltılmış /d/ sesine odaklanın.

  1. Where does Nora go after school?
  2. Where'd Nora go after school?
  3. Where should Nora go after school?
Cevabı göster

Where'd Nora go after school?

I don't know.

2:00

Bilmiyorum.