Avrupalıların Tuhaf Bulduğu Amerikan Alışkanlıkları: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.468 kelime 233 kel/dk

Video özeti: Avrupalı bir ziyaretçi ABD'deki gündelik yaşamı karşılaştırarak alışkanlıkların Atlantik'in öbür yakasında neden tuhaf göründüğünü gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. works both ways — Deyimler ve mecaz ifadeler: Anlatıcının yargıyı nasıl tersine çevirdiğini görün ve bir etki iki yönde geçerliyken ifadeyi kullanın. 2. only to be served — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: only to ile mastarın beklentiyle çelişen sonucu nasıl anlattığını öğrenin. 3. Mr. Bean in his Mini, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: İngiliz komedi karakteri ile küçük Mini'sini, büyük Amerikan arabaları hakkındaki şakayla ilişkilendirin.

Bu derste

If you've ever seen Quentin Tarantino's hit movie Pulp Fiction, Dilbilgisi

0:00

Quentin Tarantino'nun gişe rekorları kıran filmi Ucuz Roman'ı hiç izlediyseniz,

you'll know it opens with a scene in which Samuel Jackson shows his surprise regarding the legality of cannabis smoking in Holland

0:03

Samuel Jackson'ın Hollanda'da esrar içmenin yasallığı konusunda şaşkınlığını gösterdiği ve

and the fact that the French eat their fries with mayonnaise.

0:09

Fransızların patates kızartmalarını mayonezle yedikleri gerçeğine şaşırdığı bir sahne ile başladığını bilirsiniz.

Dilbilgisi

If you've ever seen ... you'll know: deneyimden beklenen sonuca

If you've ever seen ... yapısında if, şimdiye kadar herhangi bir zamanda yaşanmış olabilecek bir deneyimi sunar. Present perfect biçimindeki you've seen, bu deneyimi dinleyicinin şu anki bilgisiyle ilişkilendirir; ever ise kapsamı “herhangi bir zamanda en az bir kez” anlamına genişletir. you'll know daha sonra, konuşanın bu deneyimi yaşayan kişilerin fark etmesini beklediği sonucu verir. Buradaki will yalnızca gelecek zamanı değil, koşula dayalı güçlü bir beklentiyi belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp If you've ever + past participle, you'll know + sonuç biçimindedir.

Alıştırma

Bir sunucu “If you've ever tried editing a video, you'll know how long it can take.” diyor. Sunucu ne yapıyor?

  1. Dinleyicinin gelecekte kesinlikle video düzenleyeceğini öngörmek
  2. Dinleyicinin daha önce video düzenleyip düzenlemediğini sormak
  3. Olası bir geçmiş deneyimi, dinleyicinin fark etmesinin beklendiği bir sonuçla ilişkilendirmek
Cevabı göster

Olası bir geçmiş deneyimi, dinleyicinin fark etmesinin beklendiği bir sonuçla ilişkilendirmek

"Ugh!" is his reaction to the use of such a condiment.

0:11

Böylesi bir çeşninin kullanımına verdiği tepki "Iyy!" şeklindedir.

Well, we can tell you "Ugh!" works both ways and there are plenty of things Americans eat, Deyimler

0:14

Şey, size "Iyy!" tepkisinin iki taraf için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz ve Amerikalıların yediği,

Deyimler

works both ways: iki taraf için de geçerli

works both ways ifadesinde work, “çalışmak” değil, “geçerli olmak” veya “uygulanmak” anlamına gelir. both ways ise bir durumdaki iki yönü ya da tarafı belirtir. Konuşan kişi tek taraflı bir tepkiyi tersine çevirir: Bir grup diğer grubun alışkanlıklarını rahatsız edici veya garip bulabiliyorsa, diğer grup da benzer şekilde tepki verebilir. Bir kural, eleştiri, yükümlülük, fayda veya etki ters yönde de geçerliyse bu ifade başka durumlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

Karşılıklı bir eleştiriyi anlatmak için works both ways ifadesini doğru kullanan seçenek hangisidir?

  1. “That argument cuts both ways.” Savın hem yardımcı olan hem zarar veren sonuçları vardır.
  2. “That criticism works both ways.” Her iki taraf da diğerine aynı eleştiriyi yöneltebilir.
  3. “The machine works in two ways.” Makine iki farklı çalışma yöntemi kullanır.
Cevabı göster

“That criticism works both ways.” Her iki taraf da diğerine aynı eleştiriyi yöneltebilir.

do, believe, and say that Europeans find plain weird. Kelime

0:19

yaptığı, inandığı ve söylediği, Avrupalıların tek kelimeyle tuhaf bulduğu pek çok şey var.

Kelime

“plain weird”: gayriresmî bir pekiştirici olarak plain

plain weird ifadesinde plain, “düpedüz” veya “tamamen” anlamına gelen bir zarftır. weird yargısını güçlendirir; dolayısıyla Avrupalılar bunları yalnızca sıra dışı değil, doğrudan tuhaf bulur. Bu kullanım, a plain shirt ifadesindeki “sade” anlamına gelen plain sıfatından farklıdır. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp plain + değerlendirme bildiren sıfattır; plain wrong ve plain silly buna örnektir.

Alıştırma

Hangi cümlede plain, değerlendirme bildiren bir sıfattan önce “düpedüz” veya “tamamen” anlamında kullanılmıştır?

  1. That rule is plain weird.
  2. Her explanation was plain enough.
  3. The room had plain white walls.
Cevabı göster

That rule is plain weird.

Today, we'll look at some of those things.

0:23

Bugün, bu şeylerden bazılarına göz atacağız.

In this episode of The Infographics Show,

0:25

The Infographics Show'un bu bölümünde,

American Things Europeans Find Weird.

0:27

Avrupalıların Tuhaf Bulduğu Amerikalı Şeyleri.

Don't forget to subscribe and click the bell button

0:29

Abone olmayı ve zil butonuna tıklamayı unutmayın

so that you can be part of a notification squad.

0:31

böylece bildirim ekibinin bir parçası olabilirsiniz.

We'll stay with food and restaurants for the time being. Kalıp ifadeler

0:32

Şimdilik yiyecek ve restoranlarda kalacağız.

Kalıp ifadeler

“for the time being”: mevcut geçici bir düzenleme

For the time being, “şimdilik” veya “içinde bulunduğumuz geçici dönem boyunca” anlamına gelir. Burada konuşmanın şimdilik yemek ve restoranlar üzerinde kalacağını, ancak daha sonra konunun değişebileceğini belirtir. Bu ifade mevcut düzenlemenin geçici olduğunu gösterir, fakat değişikliğin tam olarak ne zaman olacağını söylemez.

Alıştırma

Bir ofis onarılıyor ve düzenleme daha sonra değişebilir. Hangi cümle mevcut düzenlemeyi doğru şekilde geçici olarak sunar?

  1. For the time being, everyone will use the meeting room upstairs.
  2. Everyone used the meeting room upstairs last Tuesday.
  3. Everyone will use the meeting room upstairs forever.
Cevabı göster

For the time being, everyone will use the meeting room upstairs.

As we've discussed in other shows,

0:35

Diğer programlarda da tartıştığımız gibi,

not everyone in the world is so draconian about tipping. Kelime

0:36

dünyadaki herkes bahşiş verme konusunda bu kadar katı kurallı değil.

Kelime

draconian about tipping: aşırı sert bahşiş standartları

Bu cümlede draconian yalnızca kararlı veya katı değil, aşırı derecede sert anlamına gelir. Güçlü bir olumsuz yargı taşır: konuşmacı bahşiş beklentilerini mantıksız veya baskıcı bulmaktadır. be draconian about something kalıbı, bir kişinin, grubun veya sistemin hangi alanda bu kadar sert standartlar uyguladığını gösterir. Burada about tipping, eleştiriyi bahşiş uygulamalarıyla sınırlar.

Alıştırma

Örnekteki “draconian about tipping” ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Bahşiş beklentileri gayriresmîdir ancak isteğe bağlıdır.
  2. Bahşiş beklentileri açıkça anlatılmıştır ve uygulanması kolaydır.
  3. Bahşiş beklentileri aşırı serttir ve eleştiriyi hak eder.
Cevabı göster

Bahşiş beklentileri aşırı serttir ve eleştiriyi hak eder.

In fact, in some parts of Europe,

0:39

Aslında, Avrupa'nın bazı bölgelerinde,

throwing a buck on the counter Kelime

0:40

soğuk bir bira aldıktan sonra

after receiving a cold beer would be totally insulting.

0:42

tezgahın üzerine bir dolar fırlatmak tamamen aşağılayıcı olabilir.

Kelime

a buck: bir dolar için gündelik Amerikan İngilizcesi ifadesi

Burada a buck, bir ABD doları anlamına gelir. Bahşiş bağlamında throwing a buck on the counter, tezgâha bir dolarlık bahşiş bırakmak demektir; buck belirli bir madeni veya kâğıt para türünü değil, miktarı belirtir. Buck, özellikle Amerikan İngilizcesinde kullanılan gayriresmî bir para ifadesidir. Bir dolar için a buck, diğer sayılardan sonra ise five bucks örneğindeki gibi bucks kullanılır. Buck aynı zamanda erkek geyik anlamına gelebildiği için bağlam önemlidir.

Alıştırma

Cümleyi “bir dolar” anlamına gelen gündelik Amerikan İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: I have exactly ____ left for the tip.

Cevabı göster

a buck

In many European countries,

0:44

Birçok Avrupa ülkesinde,

tipping in some situations can be seen as charity.

0:46

bazı durumlarda bahşiş vermek sadaka olarak görülebilir.

When visiting the US,

0:48

ABD'yi ziyaret ettiklerinde,

many Europeans might find it weird

0:49

birçok Avrupalı, bir garsonun

that a waiter or waitress keeps coming back to your table.

0:51

sürekli masanıza geri gelmesini tuhaf bulabilir.

In the States,

0:53

Amerika'da,

it may be seen as just good service,

0:54

bu sadece iyi bir hizmet olarak görülebilir,

but to some Europeans,

0:56

ancak bazı Avrupalılara göre,

it could be construed as someone getting in the way of a good meal. Notlar

0:57

biri güzel bir yemeğin arasına giriyormuş gibi yorumlanabilir.

Kelime

be construed as: olası bir yorum sunmak

Bu cümlede be construed as, “öyle yorumlanmak veya anlaşılmak” anlamına gelir. Özellikle farklı gözlemciler aynı davranışa farklı anlamlar yükleyebildiğinde, davranışın olası yorumlarından birini sunar. Kalıp be construed as + isim, isim öbeği veya -ing yan cümlesidir. Bu yorumun nesnel olarak doğru olduğunu iddia etmez: tekrar tekrar ilgi gösterilmesi iyi hizmet amacı taşısa bile müdahale olarak görülebilir.

Alıştırma

Cümleyi “öyle yorumlanmak” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: Her silence could ____ agreement.

Cevabı göster

be construed as

Deyimler

getting in the way of: engellemeyi anlatmak

Getting in the way of, bir etkinliğin, sürecin veya hedefin sorunsuz biçimde devam etmesine müdahale etmek ya da bunu engellemek anlamına gelir. Burada yemeğin keyfini bozan ilgiyi anlatır; birinin gerçek anlamda yolun ortasında durmasını değil. Kalıp get in the way of + isim, zamir veya -ing biçimidir: get in the way of progress; get in the way of us finishing. Get fiilinin biçimi zaman ve görünüşe göre got in the way of ya da is getting in the way of şeklinde değişir.

Alıştırma

Cümleyi “müdahale etmek” anlamındaki deyimle tamamlayın: Constant notifications are ____ my work.

Cevabı göster

getting in the way of

That meal,

1:00

Bu arada,

by the way,

1:00

o yemek,

could be about three times larger than many people in Europe are used to. Dilbilgisi

1:01

Avrupa'daki birçok insanın alışık olduğundan yaklaşık üç kat daha büyük olabilir.

Dilbilgisi

three times larger than ile sayısal karşılaştırmalar

Bu cümlede three times larger than, boyut farkını sayısal olarak belirtir: porsiyon, Avrupa'daki birçok insanın normalde karşılaştığı miktarın yaklaşık üç katı olabilir. Yapı, kat belirten ifade + karşılaştırma sıfatı + than şeklindedir. Günlük İngilizcede bu yapı çoğunlukla about three times as large as anlamında kullanılır. much larger gibi belirsiz bir ifade yerine sayısal bir karşılaştırma sağlar.

Alıştırma

Yeni bir depo, eski deponun yaklaşık üç katı büyüklüğündedir. Cümleyi three times + karşılaştırma sıfatı + than yapısıyla tamamlayın: The new warehouse is ____ the old one.

Cevabı göster

three times larger than

Dilbilgisi

are used to: bir şeye alışık olmak

Buradaki are used to, «alışık olmak» anlamına gelir. Özne olan many people in Europe, belirli bir yemek miktarına aşinadır; bu nedenle o miktar onlara normal gelir. are, be used to yapısının bir parçasıdır ve to bir mastar işareti değil, edattır. to sonrasındaki nesne, karşılaştırmadan anlaşılabildiği için çıkarılmıştır: kastedilen, konuşulan yemek miktarıdır. Tam kullanımda be used to sonrasında isim, zamir veya -ing biçimi gelir; are used to smaller portions ve are used to eating smaller meals örneklerinde olduğu gibi.

Alıştırma

Cümleyi be used to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After ten years on night shifts, Maya ____ working at night.

Cevabı göster

is used to

In general,

1:04

Genel olarak,

American food portions look to some Europeans like they're supposed to feed two people. Dilbilgisi

1:05

Amerikan yemek porsiyonları bazı Avrupalılara sanki iki kişiyi doyurması gerekiyormuş gibi görünür.

Dilbilgisi

they're supposed to: beklenen veya amaçlanan kullanım

they're supposed to feed two people yan cümlesinde they, American food portions ifadesine gönderme yapar. be supposed to + fiil yapısı bir şeyin beklenen ya da amaçlanan kullanımını, kapasitesini veya düzenini anlatabilir. Burada porsiyonlar iki kişiye servis edilmek üzere hazırlanmış gibi görünmektedir. Bu, görünüşe dayalı bir çıkarımdır; ahlaki bir yükümlülük veya tavsiye değildir. be supposed to başka bağlamlarda bir kuralı ya da görevi ifade edebildiği için anlamı özne ve bağlam belirler.

Alıştırma

Cümleyi be supposed to yapısının kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: These portions look like ____ feed two people.

Cevabı göster

they're supposed to

It may also seem like an act of largesse to some Europeans

1:09

Ayrıca, birisi soda bardağını veya kahve fincanını

when someone keeps refilling their glass of soda or cup of coffee for no extra cost. Kültür

1:11

ek ücret almadan sürekli doldurduğunda bu bazı Avrupalılara bir cömertlik göstergesi gibi gelebilir.

Kültür

keeps refilling ... for no extra cost: ücretsiz yeniden doldurma

Burada keeps refilling, bir servis görevlisinin müşterinin bardağına ya da fincanına tekrar tekrar gazoz veya kahve eklemesini anlatır. ABD'deki bazı restoranlarda belirli makine içecekleri veya demlenmiş kahve, ilk satın alımdan sonra yeniden doldurulabilir. For no extra cost, yeniden doldurma için ayrıca ücret alınmadığı anlamına gelir; ilk içeceğin ücretsiz olduğu anlamına gelmez. Bu hizmetin daha az yaygın olduğu veya çoğunlukla ücretli olduğu yerlerden gelen ziyaretçiler için tekrar tekrar ücretsiz doldurma sıra dışı bir cömertlik gibi görünebilir. Their genel anlamdadır ve içeceği alan müşteriyi belirtir.

Alıştırma

Burada keeps refilling their glass or cup for no extra cost ne anlama geliyor?

  1. Müşteri ilk içeceğin parasını öder ve servis görevlisi ek doldurma ücreti almadan daha fazlasını ekler.
  2. Servis görevlisi ancak müşteri yeniden ödeme yaptıktan sonra daha fazlasını ekler.
  3. Restorandaki her içecek baştan itibaren ücretsizdir.
Cevabı göster

Müşteri ilk içeceğin parasını öder ve servis görevlisi ek doldurma ücreti almadan daha fazlasını ekler.

In terms of the food itself,

1:16

Yemeğin kendisine gelince,

as we noted earlier,

1:17

daha önce de belirttiğimiz gibi,

Americans and Europeans have very different ideas about what goes with what. Kalıp ifadeler

1:18

Amerikalılar ve Avrupalılar neyin neyle iyi gittiği konusunda çok farklı fikirlere sahiptir.

Kalıp ifadeler

neyin neyle uyumlu olduğu

Bu cümlede go with, “uyumlu olmak, birbirini tamamlamak veya geleneksel olarak birlikte kullanılmak” anlamına gelir. Tekrarlanan what, belirtilmemiş iki şeyi temsil eder: bir öğeyi ve onun eşleştirildiği diğer öğeyi. what goes with what kalıbı, konuşanın her çifti tek tek sıralamadan bütün bir eşleştirme düzeninden söz etmesini sağlar. Yiyecekler, renkler, giysiler, mobilyalar ve uyumun önemli olduğu diğer şeyler için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “hangi şeylerin birbiriyle uyumlu olduğu” anlamındaki tekrarlı what ifadesiyle tamamlayın: When arranging the display, we need to decide ____.

Cevabı göster

what goes with what

"Pancakes for breakfast with fried chicken?

1:21

"Kahvaltıda kızarmış tavukla krep mi?

Are you kidding me?" Ton ve niyet

1:23

Benimle dalga mı geçiyorsun?"

says the traveling European.

1:24

diyor seyahat eden Avrupalı.

Ton ve niyet

Benimle dalga mı geçiyorsun?

Are you kidding me? genellikle birinin şaka yapıp yapmadığını gerçekten öğrenmek için sorulan bir soru değil, retorik bir tepkidir. Burada pankek ile kızarmış tavuk birleşiminin konuşana şaşırtıcı veya inanılmaz geldiğini gösterir. Ses tonuna bağlı olarak kızgınlık ya da eleştiri de ifade edebilir. Dinleyicinin yalnızca evet veya hayır demesi değil, bunu “Buna inanamıyorum” şeklinde anlaması beklenir.

Alıştırma

“The meeting starts at five in the morning? Are you kidding me?” cümlesinde konuşan kişi büyük olasılıkla ne anlatıyor?

  1. Saatin uygun olduğunu sakin biçimde doğruluyorlar.
  2. Dinleyicinin herhangi bir şaka bilip bilmediğini soruyorlar.
  3. Şaşırmışlar ve bu saate inanmakta zorlanıyorlar.
Cevabı göster

Şaşırmışlar ve bu saate inanmakta zorlanıyorlar.

And what about putting honey on bacon for breakfast?

1:25

Peki ya kahvaltıda domuz pastırmasının üzerine bal dökmeye ne dersiniz?

The Frenchman wanted mustard with his sliced beef

1:28

Fransız, dilimlenmiş sığır etiyle birlikte hardal istedi

and tasted something not like mustard,

1:30

ve hardala benzemeyen bir şeyin tadına baktı,

but a sweeter version with less bite. Kelime

1:32

ancak daha az keskin, daha tatlı bir versiyondu.

Kelime

less bite: daha hafif bir keskinlik

Yiyecek ve içecek tariflerinde bite, tattaki keskin, yakıcı veya hafifçe yanan hissi anlatır. Less bite, bu hissin daha zayıf olduğunu ve hardalın daha yumuşak bir tada sahip olduğunu belirtir; fiziksel olarak daha küçük bir ısırık almak anlamına gelmez. Burada sweeter ve less bite iki ayrı tat özelliğini anlatır. Bir sosun bite özelliği daha az olabilir ama bu, genel lezzetinin daha zayıf olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede bite, örnekteki less bite ile aynı duyusal anlamda kullanılmıştır?

  1. The puppy has a smaller bite than the older dog.
  2. Take a smaller bite so you can chew easily.
  3. The mustard has less bite, so its sharpness is gentler.
Cevabı göster

The mustard has less bite, so its sharpness is gentler.

The Italian went to Chicago and in one restaurant ordered a pizza,

1:34

İtalyan Şikago'ya gitti ve bir restoranda pizza sipariş etti,

only to be served what he thought looked more like a quiche or a cake. Dilbilgisi

1:37

sadece daha çok kiş veya kek gibi göründüğünü düşündüğü bir şey servis edildi.

Dilbilgisi

Only to be served: beklenmedik bir sonuç

Only to + fiilin yalın hâli, daha sonra olan şeyi beklenmedik bir sonuç olarak anlatır; bu sonuç çoğu zaman hayal kırıklığı yaratan veya ironik bir durumdur. İlk eylem bir beklenti oluşturur, only to ise gerçeğin farklı çıktığını gösterir. Only to be served ifadesindeki be served edilgen bir mastardır: müşteri eylemi yapan değil, kendisine servis yapılan kişidir. Pizza sipariş etti ama önüne getirilen yemek beklediği şey değildi.

Alıştırma

Hangi cümle only to yapısını beklenmedik ve hayal kırıklığı yaratan bir sonucu anlatmak için doğru kullanıyor?

  1. Nora rushed to the station, and then she bought a ticket.
  2. Nora rushed to the station in order to catch the last train.
  3. Nora rushed to the station, only to discover that the last train had left.
Cevabı göster

Nora rushed to the station, only to discover that the last train had left.

So, what about when Europeans head to the store?

1:40

Peki, Avrupalılar mağazaya gittiklerinde ne oluyor?

Again, the rather affable smile and general friendliness of staff

1:43

Yine, personelin oldukça cana yakın gülümsemesi ve genel dost canlılığı

may seem strange to someone from grumpy England,

1:46

somurtkan İngiltere'den gelen birine garip gelebilir,

where service with a smile is certainly no guarantee. Kalıp ifadeler

1:48

ki orada gülümseyerek hizmet vermenin kesinlikle bir garantisi yoktur.

Kalıp ifadeler

Service with a smile: samimi müşteri hizmeti

Service with a smile, müşterilere gözle görülür biçimde samimi ve neşeli bir tavırla hizmet vermeyi anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. With a smile, ayrı bir hizmeti değil, hizmetin nasıl verildiğini açıklar. Bu ifade, hizmet verme eylemini müşteriye gösterilen tavırla birleştirir. Sıcaklık ve hoş karşılama hissi verir, ancak tek başına hız, beceri ya da genel hizmet kalitesini garanti etmez.

Alıştırma

Müşteri hizmetiyle ilgili kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Even on busy days, the hotel promises ____.

Cevabı göster

service with a smile

In fact,

1:51

Aslında,

it's been remarked that American friendliness can

1:51

Amerikan dostluğunun,

result in some Europeans thinking something suspicious is afoot. Kelime

1:54

bazı Avrupalıların şüpheli bir şeylerin döndüğünü düşünmesine yol açabileceği belirtilmiştir.

Kelime

Something suspicious is afoot: yüklem sıfatı olarak afoot

something suspicious is afoot ifadesinde afoot, bir şeyin gerçekleşmekte, gelişmekte ya da planlanmakta olduğu anlamına gelir. Cümle, gizli veya kuşkulu bir faaliyetin işaretleri bulunduğunu ima eder. Burada afoot, is sözcüğünden sonra yüklem konumunda kullanılan bir sıfattır. Normal kalıbı something is afoot veya plans are afoot şeklindedir; afoot doğrudan bir ismin önüne getirilmez.

Alıştırma

Cümleyi “gerçekleşmekte veya gelişmekte olan” anlamındaki hafif edebî sıfatla tamamlayın: After three unexplained cancellations, we suspected that something was ____.

Cevabı göster

afoot

If that European is in the store

1:57

Eğer o Avrupalı mağazada

to buy a pack of cigarettes or a bottle of wine,

1:58

bir paket sigara veya bir şişe şarap satın alacaksa,

they may be extremely surprised when they get asked for ID, Dilbilgisi

2:00

kimlik sorulduğunda aşırı derecede şaşırabilirler,

Dilbilgisi

Get asked for ID: get edilgen yapısı

Get asked, get + geçmiş zaman ortacıyla kurulan get edilgenidir. Burada isteğin yöneltildiği kişi Avrupalı müşteridir; isteği yapanın ise mağaza çalışanı olduğu anlaşılır. Asked for ID, “kimlik göstermesi istendi” demektir; get burada “almak” anlamına gelmez. Get edilgeni, bir şeyi çoğu zaman öznenin başına gelen bir olay olarak sunar ve be + geçmiş zaman ortacına göre daha konuşma diline özgü veya olaya odaklı gelebilir. get + geçmiş zaman ortacı gördüğünüzde, get’in sahiplik yerine özneyi etkileyen bir olayı gösterip göstermediğini kontrol edin.

Alıştırma

Hangi cümle, otel çalışanlarının bizden kimlik istediğini get edilgeniyle anlatır?

  1. We got asked for ID at the hotel check-in desk.
  2. We asked for ID at the hotel check-in desk.
  3. We got an ID from the hotel check-in desk.
Cevabı göster

We got asked for ID at the hotel check-in desk.

as that might not have happened to them for over a decade or two.

2:03

çünkü on ya da yirmi yılı aşkın süredir başlarına böyle bir şey gelmemiş olabilir.

On top of Europe mainly having laxer laws on age restrictions,

2:06

Avrupa'nın yaş kısıtlamaları konusunda genel olarak daha gevşek yasalara sahip olmasının yanı sıra,

IDing people is not such a big deal as it is in America.

2:09

insanlara kimlik sormak Amerika'daki kadar büyük bir mesele değildir.

Only in July this year,

2:12

Daha bu yılın Temmuz ayında,

Oasis frontman Liam Gallagher said he was IDed in the US

2:13

Oasis'in solisti Liam Gallagher ABD'de kimlik kontrolüne takıldığını söyledi,

after trying to buy cigarettes.

2:17

sigara almaya çalıştıktan sonra.

He tweeted,

2:19

Şu tweeti attı:

"I've just been told I can't buy cigs unless I got ID.

2:19

"Bana az önce kimliğim olmadan sigara alamayacağım söylendi.

I'm 44.

2:22

Ben 44 yaşındayım.

Has the world gone mad? Ton ve niyet

2:23

Dünya çıldırdı mı?"

Ton ve niyet

Has the world gone mad?: dramatik bir retorik soru

Has the world gone mad? dramatik bir retorik sorudur. Konuşan kişi gerçek anlamda bir cevap aramaz veya dünyanın bir zihni olduğunu iddia etmez; soru, “Bu durum saçma ve inanılması zor” mesajını verir. Burada konuşanın mantıksız bulduğu bir kurala yönelik kızgınlığını güçlendirir. Aynı soru başka bağlamlarda daha geniş bir eğilim karşısında inanamama, öfke veya bıkkınlık ifade edebilir.

Alıştırma

Bu bağlamda "Has the world gone mad?" büyük olasılıkla ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi dünyanın gerçekten bir ruhsal hastalığa yakalanıp yakalanmadığını soruyor.
  2. Konuşan kişi durumu saçma buluyor ve güçlü bir inanamama ya da kızgınlık ifade ediyor.
  3. Konuşan kişi dünyadaki olaylarla ilgili haber istiyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi durumu saçma buluyor ve güçlü bir inanamama ya da kızgınlık ifade ediyor.

Indeed, in his home city of Manchester,

2:25

Gerçekten de, memleketi Manchester'da,

he'd probably been buying his smokes for 30 years without a problem.

2:27

muhtemelen 30 yıldır sigarasını hiçbir sorun yaşamadan alıyordu.

And then the European looks inside his or her wallet,

2:30

Ve sonra Avrupalı cüzdanının içine bakar,

only to see a bunch of notes that all look the same,

2:32

sadece hepsi aynı görünen bir sürü banknot görür,

all the time wondering how this could possibly make any sense.

2:34

bütün bunları yaşarken bunun nasıl bir anlam ifade edebileceğini merak eder.

The good thing is, in America,

2:37

İyi tarafı şu ki, Amerika'da,

you can pay with plastic just about anywhere, Notlar

2:39

neredeyse her yerde plastikle (kredi kartıyla) ödeme yapabilirsiniz,

Deyimler

pay with plastic: kredi veya banka kartıyla ödeme yapmak

Pay with plastic ifadesinde plastic, kredi veya banka kartını temsil eder. İfade, nakit yerine kartla ödeme yapmak anlamına gelir; plastik bir maddeyle ödeme yapmayı anlatmaz. Bu ifade ödeme yöntemine odaklanır ve genellikle kullanılan kartın türünü belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi kredi veya banka kartıyla ödeme yapmak anlamındaki gündelik ifadeyle tamamlayın: I have no cash, but I can ____.

Cevabı göster

pay with plastic

Kelime

just about anywhere: neredeyse her yerde

Burada just about, neredeyse anlamına gelir. Anywhere sözcüğünü nitelediği için just about anywhere, neredeyse her yerde demektir. Bu kullanım anywhere sözcüğünün mutlak kapsamını bilinçli olarak yumuşatır: geniş bir genelleme yaparken birkaç istisnaya da yer bırakır.

Alıştırma

“You can pay with plastic just about anywhere,” cümlesinde “just about anywhere” ne anlama gelir?

  1. Neredeyse her yerde
  2. Hiçbir istisna olmadan her yerde
  3. Belirli tek bir yerde
Cevabı göster

Neredeyse her yerde

which is something many Europeans are still not used to.

2:41

ki bu birçok Avrupalının hâlâ alışkın olmadığı bir şeydir.

They may also be unpleasantly surprised to

2:43

Ayrıca, bir şey satın aldıklarında,

find out when they do buy something,

2:45

gördükleri fiyatın üzerine vergilerin eklendiğini

taxes get added on top of the price they saw. Kültür

2:47

öğrendiklerinde nahoş bir şekilde şaşırabilirler.

Kültür

Ödeme sırasında gördükleri fiyatın üzerine vergi eklenmesi

Bu cümlede taxes get added on top of the price they saw, ödeme sırasında satış vergisinin rafta veya fiyat etiketinde gösterilen tutara eklendiği anlamına gelir. Bu nedenle son toplam, görünen fiyattan daha yüksek olabilir. Bu, satıcının ürünün fiyatını aniden değiştirmesini değil, ABD perakende satışlarında sık rastlanan bir deneyimi anlatır. Satış vergisi oranları ve vergiye tabi ürünler eyalete ve yerel bölgeye göre değişir.

Alıştırma

ABD'deki bir mağazada ürünün etiketinde 20 dolar yazıyor ve ödeme sırasında satış vergisi ekleniyor. Bu durumda the price they saw neyi ifade eder?

  1. Vergi öncesinde gösterilen 20 dolarlık fiyat
  2. Vergi sonrası son toplam
  3. Kasiyerin seçtiği yeni bir fiyat
Cevabı göster

Vergi öncesinde gösterilen 20 dolarlık fiyat

So they try and get back to their hotel,

2:49

Böylece otellerine geri dönmeye çalışırlar,

but have to ask the way.

2:51

ama yol sormak zorunda kalırlar.

They are told to walk six blocks this way and turn left, Kültür

2:52

Bu yöne doğru altı blok yürümeleri ve sola dönmeleri söylenir,

Kültür

Bu yönde altı blok yürüyüp sola dönmek

Burada walk six blocks this way and turn left sıralı bir yol tarifi verir: gösterilen yönde, bir kavşaktan diğerine uzanan altı bölüm boyunca ilerleyin ve ardından sola dönün. Şehir içi yol tariflerinde block genellikle bir kavşak ile sonraki kavşak arasındaki mesafeyi ölçer; tek bir bina anlamına gelmez. This way, konuşanın konumuna, el hareketine veya konuşmada daha önce belirlenmiş yöne bağlıdır. Mesafeyi blocks ile anlatmak ızgara planlı şehirlerde özellikle doğaldır; düzensiz sokakların bulunduğu yerlerde ise daha az kullanışlı olabilir.

Alıştırma

Altı şehir bloğu mesafesini belirten ifadeyle yol tarifini tamamlayın: Walk ____ this way and turn left at the traffic light.

Cevabı göster

six blocks

only for some Europeans not familiar with the US,

2:55

ancak ABD'ye aşina olmayan bazı Avrupalılar için,

giving someone directions using in blocks may seem weird.

2:57

birine blokları kullanarak yol tarifi vermek tuhaf gelebilir.

Parts of Europe were not built with city blocks in mind Kalıp ifadeler

3:00

Avrupa'nın bazı bölgeleri şehir blokları düşünülerek inşa edilmemiştir

Kalıp ifadeler

Tasarımda X'i dikkate almak için with X in mind

With X in mind, bir şey planlanırken, tasarlanırken veya yapılırken X'in dikkate alınan bir etken, ihtiyaç ya da hedef olduğunu belirtir. Kalıp with + isim öbeği + in mind şeklindedir. Buradaki edilgen yapı were not built with city blocks in mind, bu yerlerin gelişiminde şehir adalarının düzenleyici bir unsur olarak dikkate alınmadığını anlatır. Birinin şehir adalarını zihninde kelimenin gerçek anlamıyla canlandırdığı anlamına gelmez.

Alıştırma

İlk kez kullanacak kişilerin tasarım sırasında dikkate alındığını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: The app was designed ____.

Cevabı göster

with first-time users in mind

and just gradually spread in a way that makes it hard to find your way around. Deyimler

3:02

ve sadece kademeli olarak yayılmıştır, bu da yönünüzü bulmayı zorlaştırır.

Deyimler

Bir yerde veya sistemde find your way around

Find your way around, bir yerin içindeki yolları orada rahatça hareket edebilecek kadar öğrenmek veya tanımak demektir. Around, tek bir hedefe giden yoldan ziyade daha geniş çevrenin tamamına odaklanır. Aynı kalıp bir sistem, internet sitesi veya kuruluş için mecazi olarak da kullanılabilir. Bir şeyde find your way around yapabiliyorsanız onun düzenini veya temel işleyişini anlıyorsunuz demektir.

Alıştırma

Cümleyi find your way around ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After one morning at the new school, Maya could ____ without asking for directions.

Cevabı göster

find her way around

When they finally do get back,

3:06

Nihayet geri döndüklerinde,

they settle down to watch some TV, Öbek fiiller

3:08

biraz televizyon izlemek için yerleşirler,

Öbek fiiller

Settle down ile televizyon izlemeye hazırlanmak

Burada settle down, sakin bir etkinliğe başlayabilmek için sakinleşip rahat bir duruma geçmek anlamına gelir. Geri döndükten sonra dinlenir ve televizyon izlemeye hazırlanırlar; kelimenin gerçek anlamıyla aşağı doğru bir hareket yoktur. settle down to + fiil kalıbı çoğu zaman ardından gelen etkinliği tanıtır: settle down to watch, read veya work. Başka bağlamlarda settle down, heyecanın azalması ya da uzun süreli ve düzenli bir hayata başlamak anlamına gelebilir; ancak burada bu anlamlar kastedilmez.

Alıştırma

“Rahatlayıp sakin bir etkinliğe hazır olmak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiilin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: After cleaning the kitchen, we ____ to watch a movie.

Cevabı göster

settled down

only for some reason the shows are interspersed with commercials Kalıp ifadeler

3:09

ancak nedense programların arasına reklamlar serpiştirilmiştir

that seem to be longer than the actual minutes given to the actual content.

3:12

ve bu reklamlar gerçek içeriğe ayrılan asıl dakikalardan daha uzunmuş gibi görünür.

Kalıp ifadeler

Are interspersed with commercials: programların arasına reklamların serpiştirilmesi

Edilgen A be interspersed with B kalıbında B, A'nın içinde veya arasında belirli aralıklarla görünür. Burada programlar ana içeriktir ve reklamlar programların bölümleri arasında tekrar tekrar görünür. Bu kalıp, A ile B'nin eşit süre kapladığını veya kusursuz biçimde sırayla geldiğini söylemez. Yalnızca B'yi daha büyük bütün olan A'nın içine dağılmış şekilde sunar; ifade betimleyici ve biraz resmîdir.

Alıştırma

Hangi cümle, kısa sınavların bir dersin çeşitli noktalarında yer aldığını ancak tamamen düzenli bir kalıp izlemediğini anlatır?

  1. The lecture was interrupted by one short quiz.
  2. The lecture alternated with short quizzes.
  3. The lecture was interspersed with short quizzes.
Cevabı göster

The lecture was interspersed with short quizzes.

This drives some Europeans crazy. Deyimler

3:15

Bu bazı Avrupalıları çıldırtır.

Deyimler

drives some Europeans crazy: drive someone crazy yapısı

Drive someone crazy, bir şeyin birini aşırı derecede kızdırdığını, bunalttığını veya rahat bırakmadığını anlatan gündelik ve abartılı bir ifadedir. Burada özne olan This, some Europeans üzerinde bu etkiyi yaratır; ifade genellikle gerçek bir ruhsal hastalık anlamına gelmez. Yapı drive + kişi + sıfat şeklindedir: drive me crazy, drive them mad veya drive him nuts. Sıfat, kişinin sürüklendiği durumu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi drive someone crazy ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: That constant tapping ____.

Cevabı göster

drives me crazy

At some

3:17

Bir

point, they might come across World Wrestling Entertainment Öbek fiiller

3:17

noktada, World Wrestling Entertainment'a (WWE) denk gelebilirler

Öbek fiiller

come across: bir şeyi tesadüfen bulmak

Come across + kişi veya şey, başka bir şey yaparken birine ya da bir şeye tesadüfen rastlamak, onu görmek veya bulmak demektir. Burada kanal değiştirirken World Wrestling Entertainment'a rastlayabilirler; ifade, onu özellikle aramadıklarını vurgular. Nesne doğrudan across sözcüğünden sonra gelir: come across a show, come across an article veya come across an old friend.

Alıştırma

Hangi cümlede come across, tesadüfen bulmak anlamında kullanılmıştır?

  1. Leo looked across the room for his phone.
  2. Leo came across as calm during the interview.
  3. Leo came across an interesting podcast while scrolling through his phone.
Cevabı göster

Leo came across an interesting podcast while scrolling through his phone.

and be quite confused at how some Americans can get so Deyimler

3:20

ve bazı Amerikalıların onlar için zaten senaryosu yazılmış bir gösteri gibi görünen bir şeye nasıl bu kadar

worked up about what to them looks like an act with an ending already scripted.

3:23

heyecanlanabildikleri konusunda oldukça kafaları karışabilir.

Deyimler

“get so worked up about”: Bir konu yüzünden çok gerilmek

Bu cümlede get so worked up about, “bir konu yüzünden duygusal olarak çok fazla gerilmek veya coşmak” anlamına gelir. Bu duygu öfke, kaygı ya da yoğun heyecan olabilir; hangisi olduğu çevredeki durumdan anlaşılır. Burada bazı Amerikalıların izledikleri şeye duygusal olarak aşırı derecede bağlandığını anlatır. Yapı get + worked up + about + konu şeklindedir. Get, bu duygusal duruma geçişi gösterir; so ise derecesini artırır. “Bir işi bitirmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Maya gets so worked up about every small delay.” cümlesinde get so worked up about ne anlama gelir?

  1. Bu nedenle çok fazla işi tamamlar.
  2. Bunu pek duygu göstermeden inceler.
  3. Bu konu yüzünden duygusal olarak çok fazla gerilir.
Cevabı göster

Bu konu yüzünden duygusal olarak çok fazla gerilir.

You may have to be an American to enjoy that kind of drama with such passion.

3:27

Bu tür bir dramayı böylesine bir tutkuyla izlemek için Amerikalı olmanız gerekebilir.

Turn over to the news and depending on the channel, Öbek fiiller

3:30

Haberlere geçerseniz, kanala bağlı olarak,

this may also look something like a drama or a soap opera to a European.

3:33

bu da bir Avrupalı için bir drama veya pembe dizi gibi görünebilir.

Öbek fiiller

Televizyon kanalını değiştirmek için “Turn over to”

Bu televizyon bağlamında Turn over to, haberleri izlemek için “kanalı değiştirmek” anlamına gelir. Turn emir kipindedir; to ise seçilen programı veya kanalı tanıtır. Turn over birden fazla anlama gelir, ancak burada anlamı televizyon bağlamı belirler. Yeniden kullanılabilen yapı turn over to + kanal veya program şeklindedir.

Alıştırma

“Kanalı şuna değiştirmek” anlamındaki üç sözcüklü Britanya televizyon ifadesiyle yönergeyi tamamlayın: During the break, ____ the weather report on Channel 4.

Cevabı göster

turn over to

They may easily believe they are watching a news satire.

3:36

Bir haber hicvi izlediklerine kolaylıkla inanabilirler.

One of the great things in America,

3:39

Ancak Amerika'daki harika şeylerden biri,

though, for some Europeans at least,

3:40

en azından bazı Avrupalılar için,

is the fact that some things are open 24/7. Kelime

3:42

bazı şeylerin 7/24 açık olması gerçeğidir.

Kelime

open 24/7: her günün her saatinde açık

open 24/7 ifadesinde 24/7, günde yirmi dört saat ve haftada yedi gün anlamına gelir. Cümle, Amerika'daki bazı yerlerin geceler ve hafta sonları dâhil her saatte açık kaldığını söylüyor. Bu ifade kesintisiz erişimi veya kullanılabilirliği de anlatabilir. Bir mağaza ya da bina için open 24/7, düzenli bir kapanış saatinin bulunmadığı anlamına gelir; ülkedeki her mağazanın her zaman açık olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir hizmetin her günün her saatinde kullanılabildiğini belirten ifade hangisidir?

  1. 24/7
  2. during office hours
  3. every day
Cevabı göster

24/7

Can't sleep?

3:44

Uyuyamıyor musunuz?

Just go out.

3:45

Sadece dışarı çıkın.

Shopping hours are relatively quite restricted in many European nations,

3:46

Birçok Avrupa ülkesinde alışveriş saatleri nispeten oldukça kısıtlıdır,

but in most places in the US or near a big city,

3:49

ancak ABD'de çoğu yerde veya büyük bir şehrin yakınında,

there is always something to do or buy in the middle of the night.

3:51

gecenin bir yarısında her zaman yapacak veya satın alacak bir şeyler vardır.

In Europe, the BBC reported that London,

3:54

Avrupa'da BBC, İngiltere'deki

England,

3:56

Londra'nın

and six cities in Spain were the better 24-hour cities.

3:56

ve İspanya'daki altı şehrin daha iyi 24 saat yaşayan şehirler olduğunu bildirdi.

Now we'll visit the sensitive issues of religion and patriotism. Anlatım akışı

3:59

Şimdi din ve vatanseverlik gibi hassas konulara değineceğiz.

Anlatım akışı

Now we'll visit: yeni bir konuya geçmek

Now, konuşmanın bir sonraki bölümüne geçildiğini gösterir. we'll visit içindeki visit mecazidir: sunucu, dinleyicileri fiziksel bir yere değil, bu konular hakkında bir tartışmaya götürecektir. Now we'll visit bir bütün olarak dinleyiciyi önceki konudan yeni bir konuya yönlendirir. Her konuyu bir yolculuktaki durak gibi ele alır; bu, açıklamaları düzenlemenin yaygın bir yoludur.

Alıştırma

Bir sunumda Now we'll visit the topic of online safety ne anlama gelir?

  1. Grup, Online Safety adlı bir yere seyahat ediyor.
  2. Konuşmacı çevrim içi güvenlik konusunu tartışmaya geçiyor.
  3. Konuşmacı daha önce tartışılmış bir konuya dönüyor.
Cevabı göster

Konuşmacı çevrim içi güvenlik konusunu tartışmaya geçiyor.

World Atlas puts America at the top of the list as the most Christian nation in the world. Deyimler

4:02

World Atlas, Amerika'yı dünyanın en Hristiyan ülkesi olarak listenin en tepesine yerleştiriyor.

Deyimler

at the top of the list: sıralamada birinci

at the top of the list, bir sıralamada veya öncelik düzeninde en üst konumda olmak demektir. Buradaki list gerçek bir yazılı liste de olabilir, önem derecesini gösteren hayali bir ölçek de olabilir. Bu cümlede Amerika’yı belirtilen ölçüte göre birinci sıraya yerleştiren kaynak World Atlas’tır. İfade, bu kaynağın sıralamasını aktarır; iddiayı kendi başına kanıtlamaz veya onaylamaz.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “birinci sırada” anlamına gelen altı kelimelik ifadeyle tamamlayın: After three rounds of voting, this proposal is ____.

Cevabı göster

at the top of the list

In the US,

4:06

ABD'de,

on any given day, Kalıp ifadeler

4:07

herhangi bir günde,

you might hear the word God or at least see signs pointing to where you might find him.

4:08

Tanrı kelimesini duyabilir veya en azından onu nerede bulabileceğinize işaret eden tabelalar görebilirsiniz.

Kalıp ifadeler

on any given day: belirtilmemiş tipik bir gün

on any given day, hangi gün olduğu belirtilmeden seçilen herhangi bir gün anlamına gelir. Bilinen bir tarihi değil, mümkün ve tipik bir günü düşünmenizi sağlar. Bu ifade temkinli bir genelleme yapar: böyle bir günde bir şey olabilir, ancak bunun her gün olduğunu iddia etmez. Burada sözü edilen kelime veya işaretlerle karşılaşmanın ne kadar olağan olabileceğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümleyle ilgili iddiayı değerlendirin: “On any given day, the library might host a free event.” Etkinliğin her gün yapılacağı kesindir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

While parts of Europe are also predominantly Christian,

4:12

Avrupa'nın bazı bölgeleri de ağırlıklı olarak Hristiyan olsa da,

the omnipresence of God in the streets may seem a little overbearing

4:15

Tanrı'nın sokaklardaki her yerde var oluşu biraz baskıcı görünebilir

to many of these nations that have forgone church duty.

4:18

kilise görevini bırakmış bu ulusların birçoğu için.

It's the same with flags everywhere. Anlatım akışı

4:20

Her yerdeki bayraklar için de durum aynı.

Anlatım akışı

It's the same with + konu: aynı örüntüyü yeni konuya genişletmek

It's the same with + isim öbeği, az önce açıklanan bir duruma, kurala veya eğilime geri gönderme yapar ve bunun yeni konu için de geçerli olduğunu söyler. Burada yaygın olma ve her yerde görülme düşüncesini bayraklara taşır; bayraklarla önceki konunun aynı şey olduğunu söylemez. Bu yapıyı kullanarak önceki açıklamanın tamamını tekrarlamadan başka bir örneğe geçebilirsiniz.

Alıştırma

İkinci cümleyi derste öğrenilen bağlama kalıbıyla tamamlayın: School lunches are getting healthier. ____ snacks sold after class.

Cevabı göster

It's the same with

You won't go far in America without seeing the Stars and Stripes, Kültür

4:22

Amerika'da Yıldızlar ve Çizgiler'i görmeden çok uzağa gidemezsiniz,

Kültür

the Stars and Stripes: ABD bayrağının adı

The Stars and Stripes, Amerika Birleşik Devletleri bayrağının yerleşik bir adıdır. Adını bayrağın üzerindeki yıldızlardan ve şeritlerden alır; bu nedenle ifadenin tamamı iki ayrı nesneyi değil, tek bir bayrağı belirtir. Bu cümlede seeing the Stars and Stripes, sergilenen veya göndere çekilmiş ABD bayrağını görmek anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi ABD bayrağının yerleşik adıyla tamamlayın: At sunrise, the soldiers raised ____ above the fort.

Cevabı göster

the Stars and Stripes

whereas in Europe, Dilbilgisi

4:24

oysa Avrupa'da,

flags are usually designated to the top of poles outside of official buildings.

4:25

bayraklar genellikle resmi binaların dışındaki direklerin en tepesinde bulunur.

Dilbilgisi

whereas: iki yan cümleyi açıkça karşılaştırma

Whereas iki yan cümleyi birbirine bağlar ve açık bir karşıtlık kurar. Burada ilk yan cümle, Amerika'da bayrakların yaygın biçimde görüldüğünü söyler; whereas ile başlayan yan cümle ise Avrupa'daki farklı durumu sunar. Bu kullanımda whereas, “buna karşılık” veya “oysa” anlamındadır; “... olduğu sırada” anlamında değildir. Okurun iki öznenin aynı yönünü karşılaştırmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Örnek cümlede whereas ne işe yarıyor?

  1. Amerikalıların neden bayrak sergilediğini açıklar.
  2. Avrupalıların bayrakları ne zaman gördüğünü söyler.
  3. Avrupa hakkında karşıtlık oluşturan bir olguyu sunar.
Cevabı göster

Avrupa hakkında karşıtlık oluşturan bir olguyu sunar.

Seeing one planted in a garden may induce a traveling European to believe

4:29

Bir bahçeye dikilmiş bir tane görmek, seyahat eden bir Avrupalının

that he is at the house of a hardcore nationalist,

4:32

sadece geldiği yerle gurur duyan birinin değil,

not just someone who is proud of where he comes from. Dilbilgisi

4:35

koyu bir milliyetçinin evinde olduğuna inanmasına neden olabilir.

Dilbilgisi

where he comes from: gömülü sözcük dizimi ve köken

where he comes from grubunun tamamı gömülü bir wh-yan cümlesidir. Daha büyük olan proud of where he comes from ifadesinin içinde yer alır ve onun geldiği yeri ya da topluluğu belirtir. Gömülü bir yan cümle düz cümle sırasını kullanır: where + özne + fiil, yani where he comes from. Doğrudan soru sırası olan where does he come from kullanılmaz. Sondaki from, come from yapısının parçasıdır; yan cümlenin sonunda kalması İngilizcede normaldir.

Alıştırma

Gömülü yan cümleyi tamamlamak için where, he, comes ve from sözcüklerini doğru sıraya koyun: I don't know ____.

Cevabı göster

where he comes from

Interesting side note, Anlatım akışı

4:37

İlginç bir ek bilgi,

a 2014 survey revealed the most patriotic country in the world was Thailand,

4:38

2014 yılında yapılan bir anket, dünyanın en vatansever ülkesinin Tayland olduğunu ortaya koydu,

closely followed by the USA. Kalıp ifadeler

4:42

onu yakından ABD takip ediyor.

Anlatım akışı

Interesting side note: ilgili bir bilgiyi kısaca eklemek

Interesting side note, konuşmacının konuyla ilgili ancak konuşmanın ana akışı için gerekli olmayan bir bilgi eklemek üzere olduğunu gösterir. Ana noktaya kısa bir ara verir ve dinleyicinin ek bilgiyi bir yan not olarak anlamasına yardımcı olur. Burada araştırma sonucu bu ek bilgi olarak sunulur. Yan nottan sonra konuşmacı ana konuya dönebilir.

Alıştırma

Bu cümlede “Interesting side note,” dinleyiciye ne anlatır?

  1. Konuşmacı araştırma sonucunu düzeltiyor.
  2. Konuşmacı ana savın nihai sonucunu belirtiyor.
  3. Konuşmacı, konuyla ilgili ancak temel olmayan bir bilgiyi kısaca ekliyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, konuyla ilgili ancak temel olmayan bir bilgiyi kısaca ekliyor.

Kalıp ifadeler

closely followed by: sonraki sonucun çok yakın olduğunu göstermek

Sıralama dilinde X was closely followed by Y, X'in önde yer aldığını ve Y'nin yalnızca küçük bir farkla sonraki sırada geldiğini anlatır. Edilgen yapı X'i ilk sonuç olarak tutar ve Y'yi by sözcüğünden sonra sunar. Bu cümlede Tayland birinci sıradadır ve ABD hemen arkasındadır. Followed by, araştırmadaki sıralamayı anlatır; fiziksel bir takip hareketini değil.

Alıştırma

İkinci sonucun çok yakın olduğunu gösteren edilgen sıralama ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The Falcons scored 88 points, ____ the Tigers with 87.

Cevabı göster

closely followed by

While it may not seem too weird for Europeans,

4:43

Avrupalılar için çok tuhaf görünmese de,

the fact that some people in the States carry firearms might be scary. Kelime

4:45

Amerika'daki bazı insanların ateşli silah taşıdığı gerçeği korkutucu olabilir.

Kelime

carry firearms: yanında silah bulundurmayı anlatan resmî ifade

Bu cümlede carry firearms, genellikle kişinin üzerinde ya da yanında olacak şekilde “ateşli silah bulundurmak veya taşımak” anlamına gelir. Carry, silahın elde tutulmasını gerektirmez. Firearm, gun için kullanılan daha resmî ve kurumsal bir terimdir. Bu ifade tek başına taşımanın yasal veya ruhsatlı olduğunu ya da silahın açıkta veya gizli taşındığını belirtmez; bu ayrıntılar için ek ifadeler gerekir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Only trained guards may ____ while on duty.

Cevabı göster

carry firearms

Per capita, Kelime

4:49

Kişi başına düşen oranda,

more people in the States own guns than any other country.

4:49

Amerika'da silah sahibi olan kişi sayısı diğer tüm ülkelerden daha fazladır.

Kelime

Per capita: verileri nüfusa göre karşılaştırmak

Per capita, “kişi başına ortalama olarak” anlamına gelir: toplam bir miktar ilgili nüfusa bölünür. Nüfus büyüklükleri farklı yerlerin aynı ölçekte karşılaştırılmasını sağlar. Bu cümlenin başındaki Per capita, tüm karşılaştırmanın ham toplamlar üzerinden değil, nüfusa göre ayarlanarak yapıldığını gösterir. Her bireyin sözü edilen nesneye sahip olduğu veya herkesin tam olarak ortalama miktara sahip olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: The cities have very different populations, so compare annual water use ____.

Cevabı göster

per capita

While most cops in Europe do carry guns,

4:52

Avrupa'daki çoğu polis memuru silah taşısa da,

it's unusual to see a cop in England,

4:54

İngiltere'de,

Scotland,

4:56

İskoçya'da,

or Wales carrying a gun.

4:56

veya Galler'de silah taşıyan bir polis görmek sıra dışıdır.

The fact that regular Joes might be carrying a firearm seems fairly weird to many Europeans. Deyimler

4:58

Sıradan insanların ateşli silah taşıyor olabileceği gerçeği, birçok Avrupalıya oldukça tuhaf görünmektedir.

Deyimler

regular Joes: Joe adlı kişiler değil, sıradan insanlar

Bu cümlede regular Joes, halktan sıradan kişiler anlamına gelir. Joes, yaygın erkek adı Joe'nun çoğul biçimidir; ancak ifade tesadüfen aynı adı taşıyan kişileri anlatmaz. İfade, gündelik hayattaki sıradan sivillerle uzman veya resmî grupları samimi bir dille karşılaştırır. Burada yalnızca polis memurları gibi yetkililerin değil, sıradan insanların da ateşli silah taşıyabileceğini vurgular.

Alıştırma

Örnek cümlede regular Joes kimleri ifade ediyor?

  1. Eğitimli kolluk görevlileri
  2. Adı Joe olan kişiler
  3. Halktan sıradan kişiler
Cevabı göster

Halktan sıradan kişiler

It might not seem so strange to Serbians who also have a high rate of guns owned per person.

5:02

Kişi başına düşen silah sahipliği oranının yüksek olduğu Sırplara bu o kadar da garip gelmeyebilir.

Size also matters to Europeans when traveling in the States.

5:07

ABD'de seyahat ederken Avrupalılar için boyut da önemlidir.

In America,

5:09

Amerika'da,

everything just seems bigger,

5:10

sadece yukarıda bahsedilen yemekler değil,

and not just the aforementioned dishes.

5:11

her şey daha büyük görünüyor.

The roads and streets seem larger for the most part, Kalıp ifadeler

5:13

Yollar ve caddeler çoğunlukla daha geniş görünüyor,

Kalıp ifadeler

for the most part: istisnalara yer veren bir genelleme

For the most part, «genel olarak» veya «çoğu bakımdan» anlamına gelir. Bir ifadenin genel anlamda doğru olduğunu belirtirken istisnalara açıkça yer bırakır. Burada yollar ve caddeler hakkındaki iddiayı sınırlar: bunlar genellikle daha geniş görünür, ancak konuşmacı her yolun ve caddenin böyle olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

İstisnalara izin verirken iddiayı genel olarak doğru yapan kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The trail is easy to follow ____, but two turns are poorly marked.

Cevabı göster

for the most part

and if you don't have a car,

5:16

ve eğer bir arabanız yoksa,

it can seem hard to get anywhere,

5:17

bir yere gitmek zor görünebilir,

especially in a place like LA.

5:18

özellikle LA gibi bir yerde.

The cars themselves seem a lot bigger,

5:20

Arabaların kendisi çok daha büyük görünüyor,

large enough to crush Mr. Bean in his Mini, Kültür

5:22

Bay Bean'i Mini'sinin içinde ezecek kadar büyük,

Kültür

Mr. Bean in his Mini: komik bir kültürel gönderme

Mr. Bean, çok küçük klasik bir Mini otomobille güçlü biçimde özdeşleşmiş bir İngiliz komedi karakteridir. Burada Mini, otomobil markası ve modelinin özel adıdır; yalnızca küçük anlamına gelen mini sıfatı değildir. Cümle, çok daha büyük otomobillerle küçük Mini'sinin içindeki Mr. Bean'i karşılaştırarak komik bir zihinsel görüntü oluşturur. Crush kasıtlı bir abartıdır: otomobillerin ne kadar dev göründüğünü anlatır, onun gerçekten zarar gördüğü bir olayı değil.

Alıştırma

Bu cümlede görüntüyü komik yapan nedir?

  1. Mini, Mr. Bean'in fiziksel olarak küçük olduğu anlamına gelir.
  2. Mr. Bean belgelenmiş bir olayda gerçekten ezilmektedir.
  3. Bu gönderme, dev otomobillerle Mr. Bean'in küçüklüğüyle ünlü Mini'sini karşılaştırır.
Cevabı göster

Bu gönderme, dev otomobillerle Mr. Bean'in küçüklüğüyle ünlü Mini'sini karşılaştırır.

and the people inside them also seem big on average,

5:24

ve içlerindeki insanlar da ortalama olarak iri görünüyor,

if not taller,

5:27

daha uzun olmasalar da,

than wider on average.

5:28

ortalama olarak daha genişler.

The skyscrapers are taller and in general,

5:29

Gökdelenler daha uzundur ve genel olarak,

American houses statistically have a lot more space than the average European house.

5:31

Amerikan evleri istatistiksel olarak ortalama bir Avrupa evinden çok daha fazla alana sahiptir.

One survey stated that the Danish had the most living space in Europe,

5:35

Bir araştırma, Danimarkalıların Avrupa'daki en büyük yaşam alanına sahip olduğunu belirtti,

still much less than Americans,

5:38

hâlâ Amerikalılardan çok daha az,

but much more than the Brits,

5:40

ama İngilizlerden çok daha fazla,

that to Americans might seem their whole house is smaller than their basement.

5:41

ki Amerikalılara tüm evleri bodrum katlarından daha küçükmüş gibi görünebilir.

It may not be that weird,

5:44

O kadar tuhaf olmayabilir,

but one might ask why everything is so big in the US.

5:45

ama birisi ABD'de neden her şeyin bu kadar büyük olduğunu sorabilir.

As for appearance, Anlatım akışı

5:48

Görünüşe gelince,

Anlatım akışı

As for appearance: yeni bir alt konuya geçiş

As for X, sıradaki konunun X olduğunu gösterir. Bu cümlede As for appearance, iki noktayı aynı genel konu içinde tutarken tartışmanın odağını boyuttan görünüşe taşır. Kalıp As for + isim veya isim öbeği şeklindedir. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir. Konuşanların ve yazanların bağlantılı noktaları birer birer ele almasına yardımcı olur.

Alıştırma

Bir telefonun fiyatını konuşmaktan pilini konuşmaya doğal biçimde geçen başlangıç hangisidir?

  1. Because of the battery, it lasts all day.
  2. As for the battery, it lasts all day.
  3. Despite the battery, it lasts all day.
Cevabı göster

As for the battery, it lasts all day.

some Europeans may find the amount of Americans that

5:49

bazı Avrupalılar, birçok Amerikalının

are continually decked in what looks like gym wear a bit strange, Kelime

5:52

sürekli spor kıyafeti gibi görünen şeyler giymesini biraz garip bulabilir,

Kelime

decked in: dikkat çekici biçimde giyinmiş veya süslenmiş

Burada be decked in, belirli bir tür kıyafet, renk veya malzemeyle giyinmiş ya da süslenmiş olmak anlamına gelir. Görünüşün tamamını betimlediği için tarafsız wear fiilinden daha canlıdır. Bu cümlede ifade, bu kişilerin sürekli spor kıyafetine benzeyen giysilerle göründüğünü anlatır. Odak noktası egzersiz yapmak değil, kıyafetlerinin bir gözlemciye nasıl göründüğüdür.

Alıştırma

Hangi cümlede decked in, ‘dikkat çekici biçimde giyinmiş veya süslenmiş’ anlamındadır?

  1. The dancers were decked in bright feathers for the parade.
  2. The boat has a wooden deck near the back.
  3. The players finished their workout before lunch.
Cevabı göster

The dancers were decked in bright feathers for the parade.

as most are not going to the gym.

5:55

çünkü çoğu spor salonuna gitmiyor.

Other styles that are mostly in '80s theme but seem to have stayed around a little

5:57

Çoğunlukla 80'lerin temasına sahip olan ancak biraz kalıcı olmuş gibi görünen diğer stiller,

are the big hairstyles on some older American women.

6:00

bazı yaşlı Amerikalı kadınların büyük saç modelleridir.

Big lips and big breasts may also be a fashion weird to some

6:03

Büyük dudaklar ve büyük göğüsler de bazı Avrupalılar için

Europeans, while in the USA,

6:06

tuhaf bir moda olabilirken, ABD'de

the president still seems to sport a fake tan. Kelime

6:08

başkan hâlâ sahte bronzluk sergiliyor gibi görünüyor.

Kelime

sport a fake tan: sport ile dikkat çekici bir görünüş sergilemek

Bu cümlede sport, görünüşün dikkat çekici bir parçası olarak bir şeyi giymek, taşımak veya sergilemek anlamında kullanılan bir fiildir. Bu nedenle sport a fake tan, yapay olarak bronzlaşmış bir görünüm sergilemek demektir; spor yapmakla ilgisi yoktur. Tarafsız have fiiliyle karşılaştırıldığında sport, kişinin görünüşünü fark eden bir gözlemci veya yorumcu tonu katar. Fake sözcüğü de konuşanın bronzluğu yapay olarak değerlendirdiğini gösterir; dolayısıyla cümle tamamen tarafsız değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede sport, ‘dikkat çekici bir görünüş özelliğini giymek veya sergilemek’ anlamındadır?

  1. Tennis is his favorite sport.
  2. The shop sells sports equipment.
  3. The host sports a bright red bow tie on the show.
Cevabı göster

The host sports a bright red bow tie on the show.

On the positive side, Anlatım akışı

6:10

Olumlu yönden bakarsak,

Americans all seem to have such perfect white teeth,

6:11

Amerikalıların hepsinin o kadar mükemmel beyaz dişleri var gibi görünüyor ki,

quite different from those Brits.

6:13

bu, İngilizlerinkinden oldukça farklı.

Anlatım akışı

Değerlendirmede olumlu yöne geçiş işareti olarak On the positive side,

On the positive side, değerlendirmenin olumlu bir yönüne geçildiğini gösterir. Bu cümlede konu, önceki eleştirilerden dişlerle ilgili bir övgüye döner. Bu ifade bilgiyi düzenler; iddianın doğru olduğunu kanıtlamaz. Dinleyiciye sıradaki noktanın bir avantaj, güçlü yön veya iyi özellik olarak sunulduğunu bildirir.

Alıştırma

positive sözcüğünü içeren ve side ile biten dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the new schedule gives us more time to prepare.

Cevabı göster

On the positive side

This was hilariously depicted in an episode of The Simpsons

6:15

Bu, Simpsonlar'ın bir bölümünde çok komik bir şekilde tasvir edilmişti,

in which the Big Book of British Smiles horrifically demonstrated the apparent lack of dental hygiene in the country. Kültür

6:18

ki o bölümde Büyük İngiliz Gülümsemeleri Kitabı, ülkedeki görünür diş hijyeni eksikliğini korkunç bir şekilde gösteriyordu.

Kültür

Kurgusal bir medya göndermesi olarak the Big Book of British Smiles

the Big Book of British Smiles gerçek bir yayın değildir. Simpsonlar'ın bir bölümünde yer alan kurgusal bir kitabın adıdır ve kötü dişleri abartan görüntüler şaka amacıyla kullanılır. Bu gönderme, medyadaki bir kalıp yargıyı hızla çağrıştırır: Amerikalıların çok beyaz ve düzgün dişlere sahip olduğu düşünülürken Britanyalıların dişleri daha kötüymüş gibi alaya alınır. Bu şaka bir abartıdır; Britanya'daki insanlar hakkında kanıt değildir.

Alıştırma

Bu cümlede the Big Book of British Smiles başlığı neyi ifade ediyor?

  1. Amerikalı ve Britanyalı diş hekimlerini karşılaştıran resmî bir araştırma
  2. Britanya'da yayımlanmış gerçek bir diş hekimliği ders kitabı
  3. Britanyalıların dişleriyle ilgili bir Simpsonlar şakasında kullanılan kurgusal kitap
Cevabı göster

Britanyalıların dişleriyle ilgili bir Simpsonlar şakasında kullanılan kurgusal kitap

So,

6:23

Peki,

what do you Europeans out there find strange about Americans?

6:23

siz Avrupalılar, Amerikalılar hakkında neleri garip buluyorsunuz?

And Americans,

6:26

Ve Amerikalılar,

what do you think is weird about Europeans?

6:27

sizce Avrupalıların neleri tuhaf?

Let us know in the comments.

6:29

Yorumlarda bize bildirin.

See you next time.

6:30

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.