Avrupalıların Tuhaf Bulduğu Amerikan Alışkanlıkları: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Avrupalı bir ziyaretçi ABD'deki gündelik yaşamı karşılaştırarak alışkanlıkların Atlantik'in öbür yakasında neden tuhaf göründüğünü gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. works both ways — Deyimler ve mecaz ifadeler: Anlatıcının yargıyı nasıl tersine çevirdiğini görün ve bir etki iki yönde geçerliyken ifadeyi kullanın. 2. only to be served — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: only to ile mastarın beklentiyle çelişen sonucu nasıl anlattığını öğrenin. 3. Mr. Bean in his Mini, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: İngiliz komedi karakteri ile küçük Mini'sini, büyük Amerikan arabaları hakkındaki şakayla ilişkilendirin.
Bu derste
If you've ever seen Quentin Tarantino's hit movie Pulp Fiction, Dilbilgisi
0:00Quentin Tarantino'nun gişe rekorları kıran filmi Ucuz Roman'ı hiç izlediyseniz,
you'll know it opens with a scene in which Samuel Jackson shows his surprise regarding the legality of cannabis smoking in Holland
0:03Samuel Jackson'ın Hollanda'da esrar içmenin yasallığı konusunda şaşkınlığını gösterdiği ve
and the fact that the French eat their fries with mayonnaise.
0:09Fransızların patates kızartmalarını mayonezle yedikleri gerçeğine şaşırdığı bir sahne ile başladığını bilirsiniz.
If you've ever seen ... you'll know: deneyimden beklenen sonuca
If you've ever seen ... yapısında if, şimdiye kadar herhangi bir zamanda yaşanmış olabilecek bir deneyimi sunar. Present perfect biçimindeki you've seen, bu deneyimi dinleyicinin şu anki bilgisiyle ilişkilendirir; ever ise kapsamı “herhangi bir zamanda en az bir kez” anlamına genişletir. you'll know daha sonra, konuşanın bu deneyimi yaşayan kişilerin fark etmesini beklediği sonucu verir. Buradaki will yalnızca gelecek zamanı değil, koşula dayalı güçlü bir beklentiyi belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp If you've ever + past participle, you'll know + sonuç biçimindedir.
Alıştırma
Bir sunucu “If you've ever tried editing a video, you'll know how long it can take.” diyor. Sunucu ne yapıyor?
- Dinleyicinin gelecekte kesinlikle video düzenleyeceğini öngörmek
- Dinleyicinin daha önce video düzenleyip düzenlemediğini sormak
- Olası bir geçmiş deneyimi, dinleyicinin fark etmesinin beklendiği bir sonuçla ilişkilendirmek
Cevabı göster
Olası bir geçmiş deneyimi, dinleyicinin fark etmesinin beklendiği bir sonuçla ilişkilendirmek
"Ugh!" is his reaction to the use of such a condiment.
0:11Böylesi bir çeşninin kullanımına verdiği tepki "Iyy!" şeklindedir.
Well, we can tell you "Ugh!" works both ways and there are plenty of things Americans eat, Deyimler
0:14Şey, size "Iyy!" tepkisinin iki taraf için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz ve Amerikalıların yediği,
works both ways: iki taraf için de geçerli
works both ways ifadesinde work, “çalışmak” değil, “geçerli olmak” veya “uygulanmak” anlamına gelir. both ways ise bir durumdaki iki yönü ya da tarafı belirtir. Konuşan kişi tek taraflı bir tepkiyi tersine çevirir: Bir grup diğer grubun alışkanlıklarını rahatsız edici veya garip bulabiliyorsa, diğer grup da benzer şekilde tepki verebilir. Bir kural, eleştiri, yükümlülük, fayda veya etki ters yönde de geçerliyse bu ifade başka durumlarda da kullanılabilir.
Alıştırma
Karşılıklı bir eleştiriyi anlatmak için works both ways ifadesini doğru kullanan seçenek hangisidir?
- “That argument cuts both ways.” Savın hem yardımcı olan hem zarar veren sonuçları vardır.
- “That criticism works both ways.” Her iki taraf da diğerine aynı eleştiriyi yöneltebilir.
- “The machine works in two ways.” Makine iki farklı çalışma yöntemi kullanır.
Cevabı göster
“That criticism works both ways.” Her iki taraf da diğerine aynı eleştiriyi yöneltebilir.
do, believe, and say that Europeans find plain weird. Kelime
0:19yaptığı, inandığı ve söylediği, Avrupalıların tek kelimeyle tuhaf bulduğu pek çok şey var.
“plain weird”: gayriresmî bir pekiştirici olarak plain
plain weird ifadesinde plain, “düpedüz” veya “tamamen” anlamına gelen bir zarftır. weird yargısını güçlendirir; dolayısıyla Avrupalılar bunları yalnızca sıra dışı değil, doğrudan tuhaf bulur. Bu kullanım, a plain shirt ifadesindeki “sade” anlamına gelen plain sıfatından farklıdır. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp plain + değerlendirme bildiren sıfattır; plain wrong ve plain silly buna örnektir.
Alıştırma
Hangi cümlede plain, değerlendirme bildiren bir sıfattan önce “düpedüz” veya “tamamen” anlamında kullanılmıştır?
- That rule is plain weird.
- Her explanation was plain enough.
- The room had plain white walls.
Cevabı göster
That rule is plain weird.
Don't forget to subscribe and click the bell button
0:29Abone olmayı ve zil butonuna tıklamayı unutmayın
so that you can be part of a notification squad.
0:31böylece bildirim ekibinin bir parçası olabilirsiniz.
We'll stay with food and restaurants for the time being. Kalıp ifadeler
0:32Şimdilik yiyecek ve restoranlarda kalacağız.
“for the time being”: mevcut geçici bir düzenleme
For the time being, “şimdilik” veya “içinde bulunduğumuz geçici dönem boyunca” anlamına gelir. Burada konuşmanın şimdilik yemek ve restoranlar üzerinde kalacağını, ancak daha sonra konunun değişebileceğini belirtir. Bu ifade mevcut düzenlemenin geçici olduğunu gösterir, fakat değişikliğin tam olarak ne zaman olacağını söylemez.
Alıştırma
Bir ofis onarılıyor ve düzenleme daha sonra değişebilir. Hangi cümle mevcut düzenlemeyi doğru şekilde geçici olarak sunar?
- For the time being, everyone will use the meeting room upstairs.
- Everyone used the meeting room upstairs last Tuesday.
- Everyone will use the meeting room upstairs forever.
Cevabı göster
For the time being, everyone will use the meeting room upstairs.
not everyone in the world is so draconian about tipping. Kelime
0:36dünyadaki herkes bahşiş verme konusunda bu kadar katı kurallı değil.
draconian about tipping: aşırı sert bahşiş standartları
Bu cümlede draconian yalnızca kararlı veya katı değil, aşırı derecede sert anlamına gelir. Güçlü bir olumsuz yargı taşır: konuşmacı bahşiş beklentilerini mantıksız veya baskıcı bulmaktadır. be draconian about something kalıbı, bir kişinin, grubun veya sistemin hangi alanda bu kadar sert standartlar uyguladığını gösterir. Burada about tipping, eleştiriyi bahşiş uygulamalarıyla sınırlar.
Alıştırma
Örnekteki “draconian about tipping” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Bahşiş beklentileri gayriresmîdir ancak isteğe bağlıdır.
- Bahşiş beklentileri açıkça anlatılmıştır ve uygulanması kolaydır.
- Bahşiş beklentileri aşırı serttir ve eleştiriyi hak eder.
Cevabı göster
Bahşiş beklentileri aşırı serttir ve eleştiriyi hak eder.
after receiving a cold beer would be totally insulting.
0:42tezgahın üzerine bir dolar fırlatmak tamamen aşağılayıcı olabilir.
a buck: bir dolar için gündelik Amerikan İngilizcesi ifadesi
Burada a buck, bir ABD doları anlamına gelir. Bahşiş bağlamında throwing a buck on the counter, tezgâha bir dolarlık bahşiş bırakmak demektir; buck belirli bir madeni veya kâğıt para türünü değil, miktarı belirtir. Buck, özellikle Amerikan İngilizcesinde kullanılan gayriresmî bir para ifadesidir. Bir dolar için a buck, diğer sayılardan sonra ise five bucks örneğindeki gibi bucks kullanılır. Buck aynı zamanda erkek geyik anlamına gelebildiği için bağlam önemlidir.
Alıştırma
Cümleyi “bir dolar” anlamına gelen gündelik Amerikan İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: I have exactly ____ left for the tip.
Cevabı göster
a buck
tipping in some situations can be seen as charity.
0:46bazı durumlarda bahşiş vermek sadaka olarak görülebilir.
that a waiter or waitress keeps coming back to your table.
0:51sürekli masanıza geri gelmesini tuhaf bulabilir.
it could be construed as someone getting in the way of a good meal. Notlar
0:57biri güzel bir yemeğin arasına giriyormuş gibi yorumlanabilir.
be construed as: olası bir yorum sunmak
Bu cümlede be construed as, “öyle yorumlanmak veya anlaşılmak” anlamına gelir. Özellikle farklı gözlemciler aynı davranışa farklı anlamlar yükleyebildiğinde, davranışın olası yorumlarından birini sunar. Kalıp be construed as + isim, isim öbeği veya -ing yan cümlesidir. Bu yorumun nesnel olarak doğru olduğunu iddia etmez: tekrar tekrar ilgi gösterilmesi iyi hizmet amacı taşısa bile müdahale olarak görülebilir.
Alıştırma
Cümleyi “öyle yorumlanmak” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: Her silence could ____ agreement.
Cevabı göster
be construed as
getting in the way of: engellemeyi anlatmak
Getting in the way of, bir etkinliğin, sürecin veya hedefin sorunsuz biçimde devam etmesine müdahale etmek ya da bunu engellemek anlamına gelir. Burada yemeğin keyfini bozan ilgiyi anlatır; birinin gerçek anlamda yolun ortasında durmasını değil. Kalıp get in the way of + isim, zamir veya -ing biçimidir: get in the way of progress; get in the way of us finishing. Get fiilinin biçimi zaman ve görünüşe göre got in the way of ya da is getting in the way of şeklinde değişir.
Alıştırma
Cümleyi “müdahale etmek” anlamındaki deyimle tamamlayın: Constant notifications are ____ my work.
Cevabı göster
getting in the way of
could be about three times larger than many people in Europe are used to. Dilbilgisi
1:01Avrupa'daki birçok insanın alışık olduğundan yaklaşık üç kat daha büyük olabilir.
three times larger than ile sayısal karşılaştırmalar
Bu cümlede three times larger than, boyut farkını sayısal olarak belirtir: porsiyon, Avrupa'daki birçok insanın normalde karşılaştığı miktarın yaklaşık üç katı olabilir. Yapı, kat belirten ifade + karşılaştırma sıfatı + than şeklindedir. Günlük İngilizcede bu yapı çoğunlukla about three times as large as anlamında kullanılır. much larger gibi belirsiz bir ifade yerine sayısal bir karşılaştırma sağlar.
Alıştırma
Yeni bir depo, eski deponun yaklaşık üç katı büyüklüğündedir. Cümleyi three times + karşılaştırma sıfatı + than yapısıyla tamamlayın: The new warehouse is ____ the old one.
Cevabı göster
three times larger than
are used to: bir şeye alışık olmak
Buradaki are used to, «alışık olmak» anlamına gelir. Özne olan many people in Europe, belirli bir yemek miktarına aşinadır; bu nedenle o miktar onlara normal gelir. are, be used to yapısının bir parçasıdır ve to bir mastar işareti değil, edattır. to sonrasındaki nesne, karşılaştırmadan anlaşılabildiği için çıkarılmıştır: kastedilen, konuşulan yemek miktarıdır. Tam kullanımda be used to sonrasında isim, zamir veya -ing biçimi gelir; are used to smaller portions ve are used to eating smaller meals örneklerinde olduğu gibi.
Alıştırma
Cümleyi be used to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After ten years on night shifts, Maya ____ working at night.
Cevabı göster
is used to
American food portions look to some Europeans like they're supposed to feed two people. Dilbilgisi
1:05Amerikan yemek porsiyonları bazı Avrupalılara sanki iki kişiyi doyurması gerekiyormuş gibi görünür.
they're supposed to: beklenen veya amaçlanan kullanım
they're supposed to feed two people yan cümlesinde they, American food portions ifadesine gönderme yapar. be supposed to + fiil yapısı bir şeyin beklenen ya da amaçlanan kullanımını, kapasitesini veya düzenini anlatabilir. Burada porsiyonlar iki kişiye servis edilmek üzere hazırlanmış gibi görünmektedir. Bu, görünüşe dayalı bir çıkarımdır; ahlaki bir yükümlülük veya tavsiye değildir. be supposed to başka bağlamlarda bir kuralı ya da görevi ifade edebildiği için anlamı özne ve bağlam belirler.
Alıştırma
Cümleyi be supposed to yapısının kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: These portions look like ____ feed two people.
Cevabı göster
they're supposed to
It may also seem like an act of largesse to some Europeans
1:09Ayrıca, birisi soda bardağını veya kahve fincanını
when someone keeps refilling their glass of soda or cup of coffee for no extra cost. Kültür
1:11ek ücret almadan sürekli doldurduğunda bu bazı Avrupalılara bir cömertlik göstergesi gibi gelebilir.
keeps refilling ... for no extra cost: ücretsiz yeniden doldurma
Burada keeps refilling, bir servis görevlisinin müşterinin bardağına ya da fincanına tekrar tekrar gazoz veya kahve eklemesini anlatır. ABD'deki bazı restoranlarda belirli makine içecekleri veya demlenmiş kahve, ilk satın alımdan sonra yeniden doldurulabilir. For no extra cost, yeniden doldurma için ayrıca ücret alınmadığı anlamına gelir; ilk içeceğin ücretsiz olduğu anlamına gelmez. Bu hizmetin daha az yaygın olduğu veya çoğunlukla ücretli olduğu yerlerden gelen ziyaretçiler için tekrar tekrar ücretsiz doldurma sıra dışı bir cömertlik gibi görünebilir. Their genel anlamdadır ve içeceği alan müşteriyi belirtir.
Alıştırma
Burada keeps refilling their glass or cup for no extra cost ne anlama geliyor?
- Müşteri ilk içeceğin parasını öder ve servis görevlisi ek doldurma ücreti almadan daha fazlasını ekler.
- Servis görevlisi ancak müşteri yeniden ödeme yaptıktan sonra daha fazlasını ekler.
- Restorandaki her içecek baştan itibaren ücretsizdir.
Cevabı göster
Müşteri ilk içeceğin parasını öder ve servis görevlisi ek doldurma ücreti almadan daha fazlasını ekler.
Americans and Europeans have very different ideas about what goes with what. Kalıp ifadeler
1:18Amerikalılar ve Avrupalılar neyin neyle iyi gittiği konusunda çok farklı fikirlere sahiptir.
neyin neyle uyumlu olduğu
Bu cümlede go with, “uyumlu olmak, birbirini tamamlamak veya geleneksel olarak birlikte kullanılmak” anlamına gelir. Tekrarlanan what, belirtilmemiş iki şeyi temsil eder: bir öğeyi ve onun eşleştirildiği diğer öğeyi. what goes with what kalıbı, konuşanın her çifti tek tek sıralamadan bütün bir eşleştirme düzeninden söz etmesini sağlar. Yiyecekler, renkler, giysiler, mobilyalar ve uyumun önemli olduğu diğer şeyler için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “hangi şeylerin birbiriyle uyumlu olduğu” anlamındaki tekrarlı what ifadesiyle tamamlayın: When arranging the display, we need to decide ____.
Cevabı göster
what goes with what
Benimle dalga mı geçiyorsun?
Are you kidding me? genellikle birinin şaka yapıp yapmadığını gerçekten öğrenmek için sorulan bir soru değil, retorik bir tepkidir. Burada pankek ile kızarmış tavuk birleşiminin konuşana şaşırtıcı veya inanılmaz geldiğini gösterir. Ses tonuna bağlı olarak kızgınlık ya da eleştiri de ifade edebilir. Dinleyicinin yalnızca evet veya hayır demesi değil, bunu “Buna inanamıyorum” şeklinde anlaması beklenir.
Alıştırma
“The meeting starts at five in the morning? Are you kidding me?” cümlesinde konuşan kişi büyük olasılıkla ne anlatıyor?
- Saatin uygun olduğunu sakin biçimde doğruluyorlar.
- Dinleyicinin herhangi bir şaka bilip bilmediğini soruyorlar.
- Şaşırmışlar ve bu saate inanmakta zorlanıyorlar.
Cevabı göster
Şaşırmışlar ve bu saate inanmakta zorlanıyorlar.
And what about putting honey on bacon for breakfast?
1:25Peki ya kahvaltıda domuz pastırmasının üzerine bal dökmeye ne dersiniz?
The Frenchman wanted mustard with his sliced beef
1:28Fransız, dilimlenmiş sığır etiyle birlikte hardal istedi
less bite: daha hafif bir keskinlik
Yiyecek ve içecek tariflerinde bite, tattaki keskin, yakıcı veya hafifçe yanan hissi anlatır. Less bite, bu hissin daha zayıf olduğunu ve hardalın daha yumuşak bir tada sahip olduğunu belirtir; fiziksel olarak daha küçük bir ısırık almak anlamına gelmez. Burada sweeter ve less bite iki ayrı tat özelliğini anlatır. Bir sosun bite özelliği daha az olabilir ama bu, genel lezzetinin daha zayıf olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede bite, örnekteki less bite ile aynı duyusal anlamda kullanılmıştır?
- The puppy has a smaller bite than the older dog.
- Take a smaller bite so you can chew easily.
- The mustard has less bite, so its sharpness is gentler.
Cevabı göster
The mustard has less bite, so its sharpness is gentler.
The Italian went to Chicago and in one restaurant ordered a pizza,
1:34İtalyan Şikago'ya gitti ve bir restoranda pizza sipariş etti,
only to be served what he thought looked more like a quiche or a cake. Dilbilgisi
1:37sadece daha çok kiş veya kek gibi göründüğünü düşündüğü bir şey servis edildi.
Only to be served: beklenmedik bir sonuç
Only to + fiilin yalın hâli, daha sonra olan şeyi beklenmedik bir sonuç olarak anlatır; bu sonuç çoğu zaman hayal kırıklığı yaratan veya ironik bir durumdur. İlk eylem bir beklenti oluşturur, only to ise gerçeğin farklı çıktığını gösterir. Only to be served ifadesindeki be served edilgen bir mastardır: müşteri eylemi yapan değil, kendisine servis yapılan kişidir. Pizza sipariş etti ama önüne getirilen yemek beklediği şey değildi.
Alıştırma
Hangi cümle only to yapısını beklenmedik ve hayal kırıklığı yaratan bir sonucu anlatmak için doğru kullanıyor?
- Nora rushed to the station, and then she bought a ticket.
- Nora rushed to the station in order to catch the last train.
- Nora rushed to the station, only to discover that the last train had left.
Cevabı göster
Nora rushed to the station, only to discover that the last train had left.
So, what about when Europeans head to the store?
1:40Peki, Avrupalılar mağazaya gittiklerinde ne oluyor?
Again, the rather affable smile and general friendliness of staff
1:43Yine, personelin oldukça cana yakın gülümsemesi ve genel dost canlılığı
may seem strange to someone from grumpy England,
1:46somurtkan İngiltere'den gelen birine garip gelebilir,
where service with a smile is certainly no guarantee. Kalıp ifadeler
1:48ki orada gülümseyerek hizmet vermenin kesinlikle bir garantisi yoktur.
Service with a smile: samimi müşteri hizmeti
Service with a smile, müşterilere gözle görülür biçimde samimi ve neşeli bir tavırla hizmet vermeyi anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. With a smile, ayrı bir hizmeti değil, hizmetin nasıl verildiğini açıklar. Bu ifade, hizmet verme eylemini müşteriye gösterilen tavırla birleştirir. Sıcaklık ve hoş karşılama hissi verir, ancak tek başına hız, beceri ya da genel hizmet kalitesini garanti etmez.
Alıştırma
Müşteri hizmetiyle ilgili kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Even on busy days, the hotel promises ____.
Cevabı göster
service with a smile
result in some Europeans thinking something suspicious is afoot. Kelime
1:54bazı Avrupalıların şüpheli bir şeylerin döndüğünü düşünmesine yol açabileceği belirtilmiştir.
Something suspicious is afoot: yüklem sıfatı olarak afoot
something suspicious is afoot ifadesinde afoot, bir şeyin gerçekleşmekte, gelişmekte ya da planlanmakta olduğu anlamına gelir. Cümle, gizli veya kuşkulu bir faaliyetin işaretleri bulunduğunu ima eder. Burada afoot, is sözcüğünden sonra yüklem konumunda kullanılan bir sıfattır. Normal kalıbı something is afoot veya plans are afoot şeklindedir; afoot doğrudan bir ismin önüne getirilmez.
Alıştırma
Cümleyi “gerçekleşmekte veya gelişmekte olan” anlamındaki hafif edebî sıfatla tamamlayın: After three unexplained cancellations, we suspected that something was ____.
Cevabı göster
afoot
to buy a pack of cigarettes or a bottle of wine,
1:58bir paket sigara veya bir şişe şarap satın alacaksa,
they may be extremely surprised when they get asked for ID, Dilbilgisi
2:00kimlik sorulduğunda aşırı derecede şaşırabilirler,
Get asked for ID: get edilgen yapısı
Get asked, get + geçmiş zaman ortacıyla kurulan get edilgenidir. Burada isteğin yöneltildiği kişi Avrupalı müşteridir; isteği yapanın ise mağaza çalışanı olduğu anlaşılır. Asked for ID, “kimlik göstermesi istendi” demektir; get burada “almak” anlamına gelmez. Get edilgeni, bir şeyi çoğu zaman öznenin başına gelen bir olay olarak sunar ve be + geçmiş zaman ortacına göre daha konuşma diline özgü veya olaya odaklı gelebilir. get + geçmiş zaman ortacı gördüğünüzde, get’in sahiplik yerine özneyi etkileyen bir olayı gösterip göstermediğini kontrol edin.
Alıştırma
Hangi cümle, otel çalışanlarının bizden kimlik istediğini get edilgeniyle anlatır?
- We got asked for ID at the hotel check-in desk.
- We asked for ID at the hotel check-in desk.
- We got an ID from the hotel check-in desk.
Cevabı göster
We got asked for ID at the hotel check-in desk.
as that might not have happened to them for over a decade or two.
2:03çünkü on ya da yirmi yılı aşkın süredir başlarına böyle bir şey gelmemiş olabilir.
On top of Europe mainly having laxer laws on age restrictions,
2:06Avrupa'nın yaş kısıtlamaları konusunda genel olarak daha gevşek yasalara sahip olmasının yanı sıra,
IDing people is not such a big deal as it is in America.
2:09insanlara kimlik sormak Amerika'daki kadar büyük bir mesele değildir.
Oasis frontman Liam Gallagher said he was IDed in the US
2:13Oasis'in solisti Liam Gallagher ABD'de kimlik kontrolüne takıldığını söyledi,
"I've just been told I can't buy cigs unless I got ID.
2:19"Bana az önce kimliğim olmadan sigara alamayacağım söylendi.
Has the world gone mad?: dramatik bir retorik soru
Has the world gone mad? dramatik bir retorik sorudur. Konuşan kişi gerçek anlamda bir cevap aramaz veya dünyanın bir zihni olduğunu iddia etmez; soru, “Bu durum saçma ve inanılması zor” mesajını verir. Burada konuşanın mantıksız bulduğu bir kurala yönelik kızgınlığını güçlendirir. Aynı soru başka bağlamlarda daha geniş bir eğilim karşısında inanamama, öfke veya bıkkınlık ifade edebilir.
Alıştırma
Bu bağlamda "Has the world gone mad?" büyük olasılıkla ne anlatıyor?
- Konuşan kişi dünyanın gerçekten bir ruhsal hastalığa yakalanıp yakalanmadığını soruyor.
- Konuşan kişi durumu saçma buluyor ve güçlü bir inanamama ya da kızgınlık ifade ediyor.
- Konuşan kişi dünyadaki olaylarla ilgili haber istiyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi durumu saçma buluyor ve güçlü bir inanamama ya da kızgınlık ifade ediyor.
he'd probably been buying his smokes for 30 years without a problem.
2:27muhtemelen 30 yıldır sigarasını hiçbir sorun yaşamadan alıyordu.
And then the European looks inside his or her wallet,
2:30Ve sonra Avrupalı cüzdanının içine bakar,
only to see a bunch of notes that all look the same,
2:32sadece hepsi aynı görünen bir sürü banknot görür,
all the time wondering how this could possibly make any sense.
2:34bütün bunları yaşarken bunun nasıl bir anlam ifade edebileceğini merak eder.
you can pay with plastic just about anywhere, Notlar
2:39neredeyse her yerde plastikle (kredi kartıyla) ödeme yapabilirsiniz,
pay with plastic: kredi veya banka kartıyla ödeme yapmak
Pay with plastic ifadesinde plastic, kredi veya banka kartını temsil eder. İfade, nakit yerine kartla ödeme yapmak anlamına gelir; plastik bir maddeyle ödeme yapmayı anlatmaz. Bu ifade ödeme yöntemine odaklanır ve genellikle kullanılan kartın türünü belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi kredi veya banka kartıyla ödeme yapmak anlamındaki gündelik ifadeyle tamamlayın: I have no cash, but I can ____.
Cevabı göster
pay with plastic
just about anywhere: neredeyse her yerde
Burada just about, neredeyse anlamına gelir. Anywhere sözcüğünü nitelediği için just about anywhere, neredeyse her yerde demektir. Bu kullanım anywhere sözcüğünün mutlak kapsamını bilinçli olarak yumuşatır: geniş bir genelleme yaparken birkaç istisnaya da yer bırakır.
Alıştırma
“You can pay with plastic just about anywhere,” cümlesinde “just about anywhere” ne anlama gelir?
- Neredeyse her yerde
- Hiçbir istisna olmadan her yerde
- Belirli tek bir yerde
Cevabı göster
Neredeyse her yerde
which is something many Europeans are still not used to.
2:41ki bu birçok Avrupalının hâlâ alışkın olmadığı bir şeydir.
taxes get added on top of the price they saw. Kültür
2:47öğrendiklerinde nahoş bir şekilde şaşırabilirler.
Ödeme sırasında gördükleri fiyatın üzerine vergi eklenmesi
Bu cümlede taxes get added on top of the price they saw, ödeme sırasında satış vergisinin rafta veya fiyat etiketinde gösterilen tutara eklendiği anlamına gelir. Bu nedenle son toplam, görünen fiyattan daha yüksek olabilir. Bu, satıcının ürünün fiyatını aniden değiştirmesini değil, ABD perakende satışlarında sık rastlanan bir deneyimi anlatır. Satış vergisi oranları ve vergiye tabi ürünler eyalete ve yerel bölgeye göre değişir.
Alıştırma
ABD'deki bir mağazada ürünün etiketinde 20 dolar yazıyor ve ödeme sırasında satış vergisi ekleniyor. Bu durumda the price they saw neyi ifade eder?
- Vergi öncesinde gösterilen 20 dolarlık fiyat
- Vergi sonrası son toplam
- Kasiyerin seçtiği yeni bir fiyat
Cevabı göster
Vergi öncesinde gösterilen 20 dolarlık fiyat
They are told to walk six blocks this way and turn left, Kültür
2:52Bu yöne doğru altı blok yürümeleri ve sola dönmeleri söylenir,
Bu yönde altı blok yürüyüp sola dönmek
Burada walk six blocks this way and turn left sıralı bir yol tarifi verir: gösterilen yönde, bir kavşaktan diğerine uzanan altı bölüm boyunca ilerleyin ve ardından sola dönün. Şehir içi yol tariflerinde block genellikle bir kavşak ile sonraki kavşak arasındaki mesafeyi ölçer; tek bir bina anlamına gelmez. This way, konuşanın konumuna, el hareketine veya konuşmada daha önce belirlenmiş yöne bağlıdır. Mesafeyi blocks ile anlatmak ızgara planlı şehirlerde özellikle doğaldır; düzensiz sokakların bulunduğu yerlerde ise daha az kullanışlı olabilir.
Alıştırma
Altı şehir bloğu mesafesini belirten ifadeyle yol tarifini tamamlayın: Walk ____ this way and turn left at the traffic light.
Cevabı göster
six blocks
only for some Europeans not familiar with the US,
2:55ancak ABD'ye aşina olmayan bazı Avrupalılar için,
giving someone directions using in blocks may seem weird.
2:57birine blokları kullanarak yol tarifi vermek tuhaf gelebilir.
Parts of Europe were not built with city blocks in mind Kalıp ifadeler
3:00Avrupa'nın bazı bölgeleri şehir blokları düşünülerek inşa edilmemiştir
Tasarımda X'i dikkate almak için with X in mind
With X in mind, bir şey planlanırken, tasarlanırken veya yapılırken X'in dikkate alınan bir etken, ihtiyaç ya da hedef olduğunu belirtir. Kalıp with + isim öbeği + in mind şeklindedir. Buradaki edilgen yapı were not built with city blocks in mind, bu yerlerin gelişiminde şehir adalarının düzenleyici bir unsur olarak dikkate alınmadığını anlatır. Birinin şehir adalarını zihninde kelimenin gerçek anlamıyla canlandırdığı anlamına gelmez.
Alıştırma
İlk kez kullanacak kişilerin tasarım sırasında dikkate alındığını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: The app was designed ____.
Cevabı göster
with first-time users in mind
and just gradually spread in a way that makes it hard to find your way around. Deyimler
3:02ve sadece kademeli olarak yayılmıştır, bu da yönünüzü bulmayı zorlaştırır.
Bir yerde veya sistemde find your way around
Find your way around, bir yerin içindeki yolları orada rahatça hareket edebilecek kadar öğrenmek veya tanımak demektir. Around, tek bir hedefe giden yoldan ziyade daha geniş çevrenin tamamına odaklanır. Aynı kalıp bir sistem, internet sitesi veya kuruluş için mecazi olarak da kullanılabilir. Bir şeyde find your way around yapabiliyorsanız onun düzenini veya temel işleyişini anlıyorsunuz demektir.
Alıştırma
Cümleyi find your way around ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After one morning at the new school, Maya could ____ without asking for directions.
Cevabı göster
find her way around
Settle down ile televizyon izlemeye hazırlanmak
Burada settle down, sakin bir etkinliğe başlayabilmek için sakinleşip rahat bir duruma geçmek anlamına gelir. Geri döndükten sonra dinlenir ve televizyon izlemeye hazırlanırlar; kelimenin gerçek anlamıyla aşağı doğru bir hareket yoktur. settle down to + fiil kalıbı çoğu zaman ardından gelen etkinliği tanıtır: settle down to watch, read veya work. Başka bağlamlarda settle down, heyecanın azalması ya da uzun süreli ve düzenli bir hayata başlamak anlamına gelebilir; ancak burada bu anlamlar kastedilmez.
Alıştırma
“Rahatlayıp sakin bir etkinliğe hazır olmak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiilin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: After cleaning the kitchen, we ____ to watch a movie.
Cevabı göster
settled down
only for some reason the shows are interspersed with commercials Kalıp ifadeler
3:09ancak nedense programların arasına reklamlar serpiştirilmiştir
that seem to be longer than the actual minutes given to the actual content.
3:12ve bu reklamlar gerçek içeriğe ayrılan asıl dakikalardan daha uzunmuş gibi görünür.
Are interspersed with commercials: programların arasına reklamların serpiştirilmesi
Edilgen A be interspersed with B kalıbında B, A'nın içinde veya arasında belirli aralıklarla görünür. Burada programlar ana içeriktir ve reklamlar programların bölümleri arasında tekrar tekrar görünür. Bu kalıp, A ile B'nin eşit süre kapladığını veya kusursuz biçimde sırayla geldiğini söylemez. Yalnızca B'yi daha büyük bütün olan A'nın içine dağılmış şekilde sunar; ifade betimleyici ve biraz resmîdir.
Alıştırma
Hangi cümle, kısa sınavların bir dersin çeşitli noktalarında yer aldığını ancak tamamen düzenli bir kalıp izlemediğini anlatır?
- The lecture was interrupted by one short quiz.
- The lecture alternated with short quizzes.
- The lecture was interspersed with short quizzes.
Cevabı göster
The lecture was interspersed with short quizzes.
drives some Europeans crazy: drive someone crazy yapısı
Drive someone crazy, bir şeyin birini aşırı derecede kızdırdığını, bunalttığını veya rahat bırakmadığını anlatan gündelik ve abartılı bir ifadedir. Burada özne olan This, some Europeans üzerinde bu etkiyi yaratır; ifade genellikle gerçek bir ruhsal hastalık anlamına gelmez. Yapı drive + kişi + sıfat şeklindedir: drive me crazy, drive them mad veya drive him nuts. Sıfat, kişinin sürüklendiği durumu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi drive someone crazy ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: That constant tapping ____.
Cevabı göster
drives me crazy
point, they might come across World Wrestling Entertainment Öbek fiiller
3:17noktada, World Wrestling Entertainment'a (WWE) denk gelebilirler
come across: bir şeyi tesadüfen bulmak
Come across + kişi veya şey, başka bir şey yaparken birine ya da bir şeye tesadüfen rastlamak, onu görmek veya bulmak demektir. Burada kanal değiştirirken World Wrestling Entertainment'a rastlayabilirler; ifade, onu özellikle aramadıklarını vurgular. Nesne doğrudan across sözcüğünden sonra gelir: come across a show, come across an article veya come across an old friend.
Alıştırma
Hangi cümlede come across, tesadüfen bulmak anlamında kullanılmıştır?
- Leo looked across the room for his phone.
- Leo came across as calm during the interview.
- Leo came across an interesting podcast while scrolling through his phone.
Cevabı göster
Leo came across an interesting podcast while scrolling through his phone.
worked up about what to them looks like an act with an ending already scripted.
3:23heyecanlanabildikleri konusunda oldukça kafaları karışabilir.
“get so worked up about”: Bir konu yüzünden çok gerilmek
Bu cümlede get so worked up about, “bir konu yüzünden duygusal olarak çok fazla gerilmek veya coşmak” anlamına gelir. Bu duygu öfke, kaygı ya da yoğun heyecan olabilir; hangisi olduğu çevredeki durumdan anlaşılır. Burada bazı Amerikalıların izledikleri şeye duygusal olarak aşırı derecede bağlandığını anlatır. Yapı get + worked up + about + konu şeklindedir. Get, bu duygusal duruma geçişi gösterir; so ise derecesini artırır. “Bir işi bitirmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
“Maya gets so worked up about every small delay.” cümlesinde get so worked up about ne anlama gelir?
- Bu nedenle çok fazla işi tamamlar.
- Bunu pek duygu göstermeden inceler.
- Bu konu yüzünden duygusal olarak çok fazla gerilir.
Cevabı göster
Bu konu yüzünden duygusal olarak çok fazla gerilir.
You may have to be an American to enjoy that kind of drama with such passion.
3:27Bu tür bir dramayı böylesine bir tutkuyla izlemek için Amerikalı olmanız gerekebilir.
Turn over to the news and depending on the channel, Öbek fiiller
3:30Haberlere geçerseniz, kanala bağlı olarak,
this may also look something like a drama or a soap opera to a European.
3:33bu da bir Avrupalı için bir drama veya pembe dizi gibi görünebilir.
Televizyon kanalını değiştirmek için “Turn over to”
Bu televizyon bağlamında Turn over to, haberleri izlemek için “kanalı değiştirmek” anlamına gelir. Turn emir kipindedir; to ise seçilen programı veya kanalı tanıtır. Turn over birden fazla anlama gelir, ancak burada anlamı televizyon bağlamı belirler. Yeniden kullanılabilen yapı turn over to + kanal veya program şeklindedir.
Alıştırma
“Kanalı şuna değiştirmek” anlamındaki üç sözcüklü Britanya televizyon ifadesiyle yönergeyi tamamlayın: During the break, ____ the weather report on Channel 4.
Cevabı göster
turn over to
They may easily believe they are watching a news satire.
3:36Bir haber hicvi izlediklerine kolaylıkla inanabilirler.
open 24/7: her günün her saatinde açık
open 24/7 ifadesinde 24/7, günde yirmi dört saat ve haftada yedi gün anlamına gelir. Cümle, Amerika'daki bazı yerlerin geceler ve hafta sonları dâhil her saatte açık kaldığını söylüyor. Bu ifade kesintisiz erişimi veya kullanılabilirliği de anlatabilir. Bir mağaza ya da bina için open 24/7, düzenli bir kapanış saatinin bulunmadığı anlamına gelir; ülkedeki her mağazanın her zaman açık olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir hizmetin her günün her saatinde kullanılabildiğini belirten ifade hangisidir?
- 24/7
- during office hours
- every day
Cevabı göster
24/7
Shopping hours are relatively quite restricted in many European nations,
3:46Birçok Avrupa ülkesinde alışveriş saatleri nispeten oldukça kısıtlıdır,
but in most places in the US or near a big city,
3:49ancak ABD'de çoğu yerde veya büyük bir şehrin yakınında,
there is always something to do or buy in the middle of the night.
3:51gecenin bir yarısında her zaman yapacak veya satın alacak bir şeyler vardır.
and six cities in Spain were the better 24-hour cities.
3:56ve İspanya'daki altı şehrin daha iyi 24 saat yaşayan şehirler olduğunu bildirdi.
Now we'll visit the sensitive issues of religion and patriotism. Anlatım akışı
3:59Şimdi din ve vatanseverlik gibi hassas konulara değineceğiz.
Now we'll visit: yeni bir konuya geçmek
Now, konuşmanın bir sonraki bölümüne geçildiğini gösterir. we'll visit içindeki visit mecazidir: sunucu, dinleyicileri fiziksel bir yere değil, bu konular hakkında bir tartışmaya götürecektir. Now we'll visit bir bütün olarak dinleyiciyi önceki konudan yeni bir konuya yönlendirir. Her konuyu bir yolculuktaki durak gibi ele alır; bu, açıklamaları düzenlemenin yaygın bir yoludur.
Alıştırma
Bir sunumda Now we'll visit the topic of online safety ne anlama gelir?
- Grup, Online Safety adlı bir yere seyahat ediyor.
- Konuşmacı çevrim içi güvenlik konusunu tartışmaya geçiyor.
- Konuşmacı daha önce tartışılmış bir konuya dönüyor.
Cevabı göster
Konuşmacı çevrim içi güvenlik konusunu tartışmaya geçiyor.
World Atlas puts America at the top of the list as the most Christian nation in the world. Deyimler
4:02World Atlas, Amerika'yı dünyanın en Hristiyan ülkesi olarak listenin en tepesine yerleştiriyor.
at the top of the list: sıralamada birinci
at the top of the list, bir sıralamada veya öncelik düzeninde en üst konumda olmak demektir. Buradaki list gerçek bir yazılı liste de olabilir, önem derecesini gösteren hayali bir ölçek de olabilir. Bu cümlede Amerika’yı belirtilen ölçüte göre birinci sıraya yerleştiren kaynak World Atlas’tır. İfade, bu kaynağın sıralamasını aktarır; iddiayı kendi başına kanıtlamaz veya onaylamaz.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “birinci sırada” anlamına gelen altı kelimelik ifadeyle tamamlayın: After three rounds of voting, this proposal is ____.
Cevabı göster
at the top of the list
you might hear the word God or at least see signs pointing to where you might find him.
4:08Tanrı kelimesini duyabilir veya en azından onu nerede bulabileceğinize işaret eden tabelalar görebilirsiniz.
on any given day: belirtilmemiş tipik bir gün
on any given day, hangi gün olduğu belirtilmeden seçilen herhangi bir gün anlamına gelir. Bilinen bir tarihi değil, mümkün ve tipik bir günü düşünmenizi sağlar. Bu ifade temkinli bir genelleme yapar: böyle bir günde bir şey olabilir, ancak bunun her gün olduğunu iddia etmez. Burada sözü edilen kelime veya işaretlerle karşılaşmanın ne kadar olağan olabileceğini anlatır.
Alıştırma
Bu cümleyle ilgili iddiayı değerlendirin: “On any given day, the library might host a free event.” Etkinliğin her gün yapılacağı kesindir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
While parts of Europe are also predominantly Christian,
4:12Avrupa'nın bazı bölgeleri de ağırlıklı olarak Hristiyan olsa da,
the omnipresence of God in the streets may seem a little overbearing
4:15Tanrı'nın sokaklardaki her yerde var oluşu biraz baskıcı görünebilir
to many of these nations that have forgone church duty.
4:18kilise görevini bırakmış bu ulusların birçoğu için.
It's the same with + konu: aynı örüntüyü yeni konuya genişletmek
It's the same with + isim öbeği, az önce açıklanan bir duruma, kurala veya eğilime geri gönderme yapar ve bunun yeni konu için de geçerli olduğunu söyler. Burada yaygın olma ve her yerde görülme düşüncesini bayraklara taşır; bayraklarla önceki konunun aynı şey olduğunu söylemez. Bu yapıyı kullanarak önceki açıklamanın tamamını tekrarlamadan başka bir örneğe geçebilirsiniz.
Alıştırma
İkinci cümleyi derste öğrenilen bağlama kalıbıyla tamamlayın: School lunches are getting healthier. ____ snacks sold after class.
Cevabı göster
It's the same with
You won't go far in America without seeing the Stars and Stripes, Kültür
4:22Amerika'da Yıldızlar ve Çizgiler'i görmeden çok uzağa gidemezsiniz,
the Stars and Stripes: ABD bayrağının adı
The Stars and Stripes, Amerika Birleşik Devletleri bayrağının yerleşik bir adıdır. Adını bayrağın üzerindeki yıldızlardan ve şeritlerden alır; bu nedenle ifadenin tamamı iki ayrı nesneyi değil, tek bir bayrağı belirtir. Bu cümlede seeing the Stars and Stripes, sergilenen veya göndere çekilmiş ABD bayrağını görmek anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi ABD bayrağının yerleşik adıyla tamamlayın: At sunrise, the soldiers raised ____ above the fort.
Cevabı göster
the Stars and Stripes
flags are usually designated to the top of poles outside of official buildings.
4:25bayraklar genellikle resmi binaların dışındaki direklerin en tepesinde bulunur.
whereas: iki yan cümleyi açıkça karşılaştırma
Whereas iki yan cümleyi birbirine bağlar ve açık bir karşıtlık kurar. Burada ilk yan cümle, Amerika'da bayrakların yaygın biçimde görüldüğünü söyler; whereas ile başlayan yan cümle ise Avrupa'daki farklı durumu sunar. Bu kullanımda whereas, “buna karşılık” veya “oysa” anlamındadır; “... olduğu sırada” anlamında değildir. Okurun iki öznenin aynı yönünü karşılaştırmasına yardımcı olur.
Alıştırma
Örnek cümlede whereas ne işe yarıyor?
- Amerikalıların neden bayrak sergilediğini açıklar.
- Avrupalıların bayrakları ne zaman gördüğünü söyler.
- Avrupa hakkında karşıtlık oluşturan bir olguyu sunar.
Cevabı göster
Avrupa hakkında karşıtlık oluşturan bir olguyu sunar.
Seeing one planted in a garden may induce a traveling European to believe
4:29Bir bahçeye dikilmiş bir tane görmek, seyahat eden bir Avrupalının
that he is at the house of a hardcore nationalist,
4:32sadece geldiği yerle gurur duyan birinin değil,
not just someone who is proud of where he comes from. Dilbilgisi
4:35koyu bir milliyetçinin evinde olduğuna inanmasına neden olabilir.
where he comes from: gömülü sözcük dizimi ve köken
where he comes from grubunun tamamı gömülü bir wh-yan cümlesidir. Daha büyük olan proud of where he comes from ifadesinin içinde yer alır ve onun geldiği yeri ya da topluluğu belirtir. Gömülü bir yan cümle düz cümle sırasını kullanır: where + özne + fiil, yani where he comes from. Doğrudan soru sırası olan where does he come from kullanılmaz. Sondaki from, come from yapısının parçasıdır; yan cümlenin sonunda kalması İngilizcede normaldir.
Alıştırma
Gömülü yan cümleyi tamamlamak için where, he, comes ve from sözcüklerini doğru sıraya koyun: I don't know ____.
Cevabı göster
where he comes from
a 2014 survey revealed the most patriotic country in the world was Thailand,
4:382014 yılında yapılan bir anket, dünyanın en vatansever ülkesinin Tayland olduğunu ortaya koydu,
Interesting side note: ilgili bir bilgiyi kısaca eklemek
Interesting side note, konuşmacının konuyla ilgili ancak konuşmanın ana akışı için gerekli olmayan bir bilgi eklemek üzere olduğunu gösterir. Ana noktaya kısa bir ara verir ve dinleyicinin ek bilgiyi bir yan not olarak anlamasına yardımcı olur. Burada araştırma sonucu bu ek bilgi olarak sunulur. Yan nottan sonra konuşmacı ana konuya dönebilir.
Alıştırma
Bu cümlede “Interesting side note,” dinleyiciye ne anlatır?
- Konuşmacı araştırma sonucunu düzeltiyor.
- Konuşmacı ana savın nihai sonucunu belirtiyor.
- Konuşmacı, konuyla ilgili ancak temel olmayan bir bilgiyi kısaca ekliyor.
Cevabı göster
Konuşmacı, konuyla ilgili ancak temel olmayan bir bilgiyi kısaca ekliyor.
closely followed by: sonraki sonucun çok yakın olduğunu göstermek
Sıralama dilinde X was closely followed by Y, X'in önde yer aldığını ve Y'nin yalnızca küçük bir farkla sonraki sırada geldiğini anlatır. Edilgen yapı X'i ilk sonuç olarak tutar ve Y'yi by sözcüğünden sonra sunar. Bu cümlede Tayland birinci sıradadır ve ABD hemen arkasındadır. Followed by, araştırmadaki sıralamayı anlatır; fiziksel bir takip hareketini değil.
Alıştırma
İkinci sonucun çok yakın olduğunu gösteren edilgen sıralama ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The Falcons scored 88 points, ____ the Tigers with 87.
Cevabı göster
closely followed by
the fact that some people in the States carry firearms might be scary. Kelime
4:45Amerika'daki bazı insanların ateşli silah taşıdığı gerçeği korkutucu olabilir.
carry firearms: yanında silah bulundurmayı anlatan resmî ifade
Bu cümlede carry firearms, genellikle kişinin üzerinde ya da yanında olacak şekilde “ateşli silah bulundurmak veya taşımak” anlamına gelir. Carry, silahın elde tutulmasını gerektirmez. Firearm, gun için kullanılan daha resmî ve kurumsal bir terimdir. Bu ifade tek başına taşımanın yasal veya ruhsatlı olduğunu ya da silahın açıkta veya gizli taşındığını belirtmez; bu ayrıntılar için ek ifadeler gerekir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Only trained guards may ____ while on duty.
Cevabı göster
carry firearms
more people in the States own guns than any other country.
4:49Amerika'da silah sahibi olan kişi sayısı diğer tüm ülkelerden daha fazladır.
Per capita: verileri nüfusa göre karşılaştırmak
Per capita, “kişi başına ortalama olarak” anlamına gelir: toplam bir miktar ilgili nüfusa bölünür. Nüfus büyüklükleri farklı yerlerin aynı ölçekte karşılaştırılmasını sağlar. Bu cümlenin başındaki Per capita, tüm karşılaştırmanın ham toplamlar üzerinden değil, nüfusa göre ayarlanarak yapıldığını gösterir. Her bireyin sözü edilen nesneye sahip olduğu veya herkesin tam olarak ortalama miktara sahip olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: The cities have very different populations, so compare annual water use ____.
Cevabı göster
per capita
The fact that regular Joes might be carrying a firearm seems fairly weird to many Europeans. Deyimler
4:58Sıradan insanların ateşli silah taşıyor olabileceği gerçeği, birçok Avrupalıya oldukça tuhaf görünmektedir.
regular Joes: Joe adlı kişiler değil, sıradan insanlar
Bu cümlede regular Joes, halktan sıradan kişiler anlamına gelir. Joes, yaygın erkek adı Joe'nun çoğul biçimidir; ancak ifade tesadüfen aynı adı taşıyan kişileri anlatmaz. İfade, gündelik hayattaki sıradan sivillerle uzman veya resmî grupları samimi bir dille karşılaştırır. Burada yalnızca polis memurları gibi yetkililerin değil, sıradan insanların da ateşli silah taşıyabileceğini vurgular.
Alıştırma
Örnek cümlede regular Joes kimleri ifade ediyor?
- Eğitimli kolluk görevlileri
- Adı Joe olan kişiler
- Halktan sıradan kişiler
Cevabı göster
Halktan sıradan kişiler
It might not seem so strange to Serbians who also have a high rate of guns owned per person.
5:02Kişi başına düşen silah sahipliği oranının yüksek olduğu Sırplara bu o kadar da garip gelmeyebilir.
Size also matters to Europeans when traveling in the States.
5:07ABD'de seyahat ederken Avrupalılar için boyut da önemlidir.
The roads and streets seem larger for the most part, Kalıp ifadeler
5:13Yollar ve caddeler çoğunlukla daha geniş görünüyor,
for the most part: istisnalara yer veren bir genelleme
For the most part, «genel olarak» veya «çoğu bakımdan» anlamına gelir. Bir ifadenin genel anlamda doğru olduğunu belirtirken istisnalara açıkça yer bırakır. Burada yollar ve caddeler hakkındaki iddiayı sınırlar: bunlar genellikle daha geniş görünür, ancak konuşmacı her yolun ve caddenin böyle olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
İstisnalara izin verirken iddiayı genel olarak doğru yapan kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The trail is easy to follow ____, but two turns are poorly marked.
Cevabı göster
for the most part
large enough to crush Mr. Bean in his Mini, Kültür
5:22Bay Bean'i Mini'sinin içinde ezecek kadar büyük,
Mr. Bean in his Mini: komik bir kültürel gönderme
Mr. Bean, çok küçük klasik bir Mini otomobille güçlü biçimde özdeşleşmiş bir İngiliz komedi karakteridir. Burada Mini, otomobil markası ve modelinin özel adıdır; yalnızca küçük anlamına gelen mini sıfatı değildir. Cümle, çok daha büyük otomobillerle küçük Mini'sinin içindeki Mr. Bean'i karşılaştırarak komik bir zihinsel görüntü oluşturur. Crush kasıtlı bir abartıdır: otomobillerin ne kadar dev göründüğünü anlatır, onun gerçekten zarar gördüğü bir olayı değil.
Alıştırma
Bu cümlede görüntüyü komik yapan nedir?
- Mini, Mr. Bean'in fiziksel olarak küçük olduğu anlamına gelir.
- Mr. Bean belgelenmiş bir olayda gerçekten ezilmektedir.
- Bu gönderme, dev otomobillerle Mr. Bean'in küçüklüğüyle ünlü Mini'sini karşılaştırır.
Cevabı göster
Bu gönderme, dev otomobillerle Mr. Bean'in küçüklüğüyle ünlü Mini'sini karşılaştırır.
and the people inside them also seem big on average,
5:24ve içlerindeki insanlar da ortalama olarak iri görünüyor,
American houses statistically have a lot more space than the average European house.
5:31Amerikan evleri istatistiksel olarak ortalama bir Avrupa evinden çok daha fazla alana sahiptir.
One survey stated that the Danish had the most living space in Europe,
5:35Bir araştırma, Danimarkalıların Avrupa'daki en büyük yaşam alanına sahip olduğunu belirtti,
that to Americans might seem their whole house is smaller than their basement.
5:41ki Amerikalılara tüm evleri bodrum katlarından daha küçükmüş gibi görünebilir.
but one might ask why everything is so big in the US.
5:45ama birisi ABD'de neden her şeyin bu kadar büyük olduğunu sorabilir.
As for appearance: yeni bir alt konuya geçiş
As for X, sıradaki konunun X olduğunu gösterir. Bu cümlede As for appearance, iki noktayı aynı genel konu içinde tutarken tartışmanın odağını boyuttan görünüşe taşır. Kalıp As for + isim veya isim öbeği şeklindedir. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir. Konuşanların ve yazanların bağlantılı noktaları birer birer ele almasına yardımcı olur.
Alıştırma
Bir telefonun fiyatını konuşmaktan pilini konuşmaya doğal biçimde geçen başlangıç hangisidir?
- Because of the battery, it lasts all day.
- As for the battery, it lasts all day.
- Despite the battery, it lasts all day.
Cevabı göster
As for the battery, it lasts all day.
are continually decked in what looks like gym wear a bit strange, Kelime
5:52sürekli spor kıyafeti gibi görünen şeyler giymesini biraz garip bulabilir,
decked in: dikkat çekici biçimde giyinmiş veya süslenmiş
Burada be decked in, belirli bir tür kıyafet, renk veya malzemeyle giyinmiş ya da süslenmiş olmak anlamına gelir. Görünüşün tamamını betimlediği için tarafsız wear fiilinden daha canlıdır. Bu cümlede ifade, bu kişilerin sürekli spor kıyafetine benzeyen giysilerle göründüğünü anlatır. Odak noktası egzersiz yapmak değil, kıyafetlerinin bir gözlemciye nasıl göründüğüdür.
Alıştırma
Hangi cümlede decked in, ‘dikkat çekici biçimde giyinmiş veya süslenmiş’ anlamındadır?
- The dancers were decked in bright feathers for the parade.
- The boat has a wooden deck near the back.
- The players finished their workout before lunch.
Cevabı göster
The dancers were decked in bright feathers for the parade.
Other styles that are mostly in '80s theme but seem to have stayed around a little
5:57Çoğunlukla 80'lerin temasına sahip olan ancak biraz kalıcı olmuş gibi görünen diğer stiller,
are the big hairstyles on some older American women.
6:00bazı yaşlı Amerikalı kadınların büyük saç modelleridir.
Big lips and big breasts may also be a fashion weird to some
6:03Büyük dudaklar ve büyük göğüsler de bazı Avrupalılar için
the president still seems to sport a fake tan. Kelime
6:08başkan hâlâ sahte bronzluk sergiliyor gibi görünüyor.
sport a fake tan: sport ile dikkat çekici bir görünüş sergilemek
Bu cümlede sport, görünüşün dikkat çekici bir parçası olarak bir şeyi giymek, taşımak veya sergilemek anlamında kullanılan bir fiildir. Bu nedenle sport a fake tan, yapay olarak bronzlaşmış bir görünüm sergilemek demektir; spor yapmakla ilgisi yoktur. Tarafsız have fiiliyle karşılaştırıldığında sport, kişinin görünüşünü fark eden bir gözlemci veya yorumcu tonu katar. Fake sözcüğü de konuşanın bronzluğu yapay olarak değerlendirdiğini gösterir; dolayısıyla cümle tamamen tarafsız değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede sport, ‘dikkat çekici bir görünüş özelliğini giymek veya sergilemek’ anlamındadır?
- Tennis is his favorite sport.
- The shop sells sports equipment.
- The host sports a bright red bow tie on the show.
Cevabı göster
The host sports a bright red bow tie on the show.
Americans all seem to have such perfect white teeth,
6:11Amerikalıların hepsinin o kadar mükemmel beyaz dişleri var gibi görünüyor ki,
Değerlendirmede olumlu yöne geçiş işareti olarak On the positive side,
On the positive side, değerlendirmenin olumlu bir yönüne geçildiğini gösterir. Bu cümlede konu, önceki eleştirilerden dişlerle ilgili bir övgüye döner. Bu ifade bilgiyi düzenler; iddianın doğru olduğunu kanıtlamaz. Dinleyiciye sıradaki noktanın bir avantaj, güçlü yön veya iyi özellik olarak sunulduğunu bildirir.
Alıştırma
positive sözcüğünü içeren ve side ile biten dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the new schedule gives us more time to prepare.
Cevabı göster
On the positive side
This was hilariously depicted in an episode of The Simpsons
6:15Bu, Simpsonlar'ın bir bölümünde çok komik bir şekilde tasvir edilmişti,
in which the Big Book of British Smiles horrifically demonstrated the apparent lack of dental hygiene in the country. Kültür
6:18ki o bölümde Büyük İngiliz Gülümsemeleri Kitabı, ülkedeki görünür diş hijyeni eksikliğini korkunç bir şekilde gösteriyordu.
Kurgusal bir medya göndermesi olarak the Big Book of British Smiles
the Big Book of British Smiles gerçek bir yayın değildir. Simpsonlar'ın bir bölümünde yer alan kurgusal bir kitabın adıdır ve kötü dişleri abartan görüntüler şaka amacıyla kullanılır. Bu gönderme, medyadaki bir kalıp yargıyı hızla çağrıştırır: Amerikalıların çok beyaz ve düzgün dişlere sahip olduğu düşünülürken Britanyalıların dişleri daha kötüymüş gibi alaya alınır. Bu şaka bir abartıdır; Britanya'daki insanlar hakkında kanıt değildir.
Alıştırma
Bu cümlede the Big Book of British Smiles başlığı neyi ifade ediyor?
- Amerikalı ve Britanyalı diş hekimlerini karşılaştıran resmî bir araştırma
- Britanya'da yayımlanmış gerçek bir diş hekimliği ders kitabı
- Britanyalıların dişleriyle ilgili bir Simpsonlar şakasında kullanılan kurgusal kitap
Cevabı göster
Britanyalıların dişleriyle ilgili bir Simpsonlar şakasında kullanılan kurgusal kitap
what do you Europeans out there find strange about Americans?
6:23siz Avrupalılar, Amerikalılar hakkında neleri garip buluyorsunuz?