Şeker beyni nasıl etkiler? - Nicole Avena: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, şekerin tat reseptörlerini ve dopamin temelli beyin ödül sistemini nasıl etkinleştirdiğini izliyor. Tekrarlanan aşırı tüketimin neden bağımlılık benzeri etkiler yaratabildiğini açıklarken arada bir yenen pastayı zararlı olarak sunmuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. makes sugary foods so hard to resist? — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: make + nesne + sıfat + to-infinitive yapısının, bir şeyin belirli bir eylemi kolay veya zor hâle getirdiğini nasıl anlattığını öğrenin. Bu kalıpla neden soruları sorabilir; bir yiyecek, görev ya da alışkanlığın insanlar üzerinde niçin belli bir etki yarattığını açıklayabilirsiniz. 2. the dopamine levels off — Öbek Fiiller: level off ifadesini, yükseliş veya düşüşten sonra sabit bir düzeye ulaşmak anlamıyla kavrayın. Bilimsel verilerdeki, fiyatlardaki ve büyümedeki eğilimleri ya da fiziksel ve duygusal tepkileri; aynı öğün tekrarlandığında ödül tepkisinin azalmasını anlatabilirsiniz. 3. once in a while won't hurt — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu ifadenin kesin bir yasak koymak yerine ara sıra ve ölçülü davranışa yer vererek sağlık uyarısını nasıl yumuşattığını fark edin. Böylece dengeli tavsiye verebilir ve düzenli aşırı tüketim ile seyrek bir keyfi birbirinden ayırabilirsiniz.
Bu derste
Picture ...: dinleyiciyi bir sahne hayal etmeye davet etmek
Buradaki Picture, “hayal edin” anlamında emir kipinde bir fiildir; “resim” anlamındaki isim değildir. Örtük özne you'dur: “Bu sahneyi zihninizde canlandırın.” Konuşmacı, Picture sözcüğünü canlı ayrıntılardan oluşan bir listenin önüne getirerek bu ayrıntıları zihinde tek bir sahneye dönüştürür ve dinleyiciyi anlatıma çeker. Dinleyiciyi yönlendiren bu kalıp, Picture + kişi, yer, durum veya tam bir sahne biçiminde yeniden kullanılabilir.
Alıştırma
Örneğin başındaki Picture ne işe yarıyor?
- Dinleyiciyi yiyecekleri canlı bir sahne olarak hayal etmeye davet eder.
- Dinleyiciden ekranda zaten bulunan bir resmi incelemesini ister.
- Dinleyiciye yiyeceklerin fotoğrafını çekmesini söyler.
Cevabı göster
Dinleyiciyi yiyecekleri canlı bir sahne olarak hayal etmeye davet eder.
your mouth watering?: iştah açıcı yiyeceğe verilen tepki
Is your mouth watering? sorusunda is, your mouth öznesinden önce gelir ve watering, is watering fiil öbeğinin bir parçasıdır. Burada water “tükürük üretmek” anlamındadır; yani konuşmacı, hayal edilen yiyeceğin dinleyicide açlık ve yeme isteği uyandırıp uyandırmadığını sorar. İştah açıcı bir yiyeceğe karşı kişinin tepkisini anlatmak için someone's mouth is watering kullanılır. Bununla ilişkili bir kalıp da something makes someone's mouth water yapısıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, kişinin iştah açıcı bir yiyeceğe verdiği tepkiyi doğal biçimde anlatır?
- The soup smells amazing, and my mouth is mouth-watering.
- The soup smells amazing, and my mouth is watering.
- The soup smells amazing, and my mouth is watering the soup.
Cevabı göster
The soup smells amazing, and my mouth is watering.
craving dessert? — güçlü ve anlık bir istek
Are you craving dessert? cümlesinde craving, crave fiilinin -ing biçimidir ve şimdiki zamanı oluşturur. Burada anlamı, şu anda tatlıyı çok güçlü bir şekilde istemektir. Sadece tatlı istediğini söylemekten veya tatlıyı sevdiğini belirtmekten daha güçlüdür; bu istek göz ardı edilmesi zor bir dürtü olabilir. Crave fiilinden sonra doğrudan nesne gelir: crave dessert veya crave something sweet. Soru, kişinin genel olarak tatlı sevip sevmediğini değil, bu güçlü isteği şu anda hissedip hissetmediğini sorar.
Alıştırma
Şu anda tatlı bir şey yeme konusunda güçlü bir istek olduğunu doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- I'm craving something sweet right now.
- I enjoy sweet foods.
- I want something sweet right now.
Cevabı göster
I'm craving something sweet right now.
What happens in the brain that makes sugary foods so hard to resist? Dilbilgisi
0:18Şekerli yiyeceklere karşı koymayı bu kadar zorlaştıran şey beyinde ne?
makes sugary foods so hard to resist? — make + nesne + sıfat + to-infinitive
makes sugary foods so hard to resist ifadesinde make, make + nesne + sıfat + to-infinitive yapısını izler. Sugary foods nesnedir; hard bu yiyeceklere karşı koymanın ne kadar zor olduğunu anlatır ve so, hard kelimesinin derecesini artırır. Anlam, beyindeki bir şeyin insanların şekerli yiyeceklere karşı koymasını zorlaştırmasıdır. Karşı koyan yiyecekler değildir; sugary foods, resist fiilinin mantıksal nesnesidir. Bu yapı bir etkiyi veya nedeni açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Bir etkiyi anlatmak için make + nesne + sıfat + to-infinitive yapısını kullanan cümle hangisidir?
- Clear labels make these buttons easy to use.
- Clear labels let people use these buttons easily.
- Clear labels make these buttons work.
Cevabı göster
Clear labels make these buttons easy to use.
Sugar is a general term used to describe a class of molecules called carbohydrates, Notlar
0:23Şeker, karbonhidratlar adı verilen bir molekül sınıfını tanımlamak için kullanılan genel bir terimdir,
a general term used to describe: genel tanım kalıbı
A general term, dar anlamlı tek bir şeyi değil, birbiriyle ilişkili birkaç şeyi kapsayan geniş bir addır. X is a general term used to describe Y kalıbı, X’in neleri kapsadığını belirterek bu geniş adı tanımlar. Burada used to describe, term sözcüğünü niteleyen bir past participle öbeğidir. that is used to describe biçiminde açılabilir; bu nedenle edilgen yapıda amaç bildirir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki tanım kalıbının aynısıyla tamamlayın: Biodiversity is ____ the variety of life on Earth.
Cevabı göster
a general term used to describe
a class of molecules called carbohydrates: sınıflandırma ve adlandırma
Burada class, okul dersi veya sınıf değil, bilimsel bir sınıflandırmadaki kategori anlamına gelir. Bu nedenle a class of molecules, bir molekül kategorisi demektir. called carbohydrates, molecules sözcüğünü niteleyen bir past participle öbeğidir. that are called carbohydrates yapısının kısaltılmış biçimidir. a class of + çoğul isim + called + ad kalıbı önce kategoriyi, ardından bu kategorinin adını verir.
Alıştırma
a class of molecules called carbohydrates ifadesini hangi seçenek doğru açıklar?
- Karbonhidrat olarak adlandırılan bir molekül kategorisi
- Karbonhidratlara telefon eden moleküller
- Tek bir karbonhidrat molekülüyle ilgili okul dersi
Cevabı göster
Karbonhidrat olarak adlandırılan bir molekül kategorisi
and it's found in a wide variety of food and drink. Kalıp ifadeler
0:28ve çok çeşitli yiyecek ve içeceklerde bulunur.
in a wide variety of + isim
In a wide variety of, “bir şeyin birçok farklı türü içinde” veya “birçok farklı türü kapsayacak şekilde” anlamına gelir. Bu cümlede in, bir şeyin bulunduğu yerleri ya da kategorileri tanıtır; wide variety ise yalnızca miktarın çokluğunu değil, türlerin geniş çeşitliliğini vurgular. in a wide variety of + isim grubu kalıbını kullanın. İsim, products örneğindeki gibi çoğul olabilir veya food and drink gibi geniş bir kategoriyi belirten bir ifade olabilir.
Alıştırma
Cümleyi “birçok farklı türde” anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: The library offers ____ books for young readers.
Cevabı göster
a wide variety of
Just check the labels on sweet products you buy.
0:31Satın aldığınız tatlı ürünlerin etiketlerini kontrol etmeniz yeterli.
are all forms of sugar: öğeleri tek bir kategoride gruplandırmak
Forms of sugar ifadesindeki forms; şekerin türleri, çeşitleri veya var olma biçimleri anlamına gelir ve fiziksel şekilleri anlatmaz. Bu nedenle ifade, listedeki adları görünüşlerine göre tarif etmek yerine sınıflandırır. A, B, and C are all forms of X kalıbı, listelenen her öğeyi X kategorisine yerleştirir. All, ifadenin listedeki her öğe için geçerli olduğunu açıkça belirtir.
Alıştırma
Sınıflandırma cümlesini ders kalıbıyla tamamlayın: Email, phone calls, and video chats ____ communication.
Cevabı göster
are all forms of
So are ...: aynı duruma uyan örnekleri ekleyen devrik yapı
So are + be fiilinin bir biçimi + özne, önceki cümlede belirtilen duruma uyan başka bir özneyi ekleyen devrik bir yapıdır. Buradaki yeni özne ya da özneler de önceki cümlede anlatılan niteliğe veya kategoriye dahildir. Burada are, önceki cümlenin be fiilindeki anlamı taşır; bu nedenle sıralananlar da şeker türleridir. Bu bir soru değil, bildirme cümlesidir. So ve be fiilini yeni özneden önce kullanmak, aynı türden örnekleri daha kısa biçimde eklemeyi sağlar.
Alıştırma
Lena'nın ailesinin de hazır olduğunu söylemek için so + be devrik yapısını kullanın: Lena is ready for the trip. ____ her parents.
Cevabı göster
So are
And sugar isn't just in candies and desserts. Dilbilgisi
0:46Ve şeker sadece şekerlemelerde ve tatlılarda bulunmaz.
Isn't just ... also added: dar bir iddiayı genişletme
Isn't just ... also ... bir iddianın kapsamını genişletir. Isn't just in candies and desserts, şekerin yalnızca orada bulunduğu şeklindeki dar düşünceyi reddeder; It's also added to tomato sauce, yogurt ise şekerin bulunduğu daha az belirgin bir yeri ekler. Birlikte bu yapı, «yalnızca A değil, B de kapsamın içindedir» anlamına gelir. Added to edilgen bir yapıdır: yiyecek, ek bir bileşen olarak şekeri alır. Bu ifade şekerin yalnızca bu yiyeceklerde doğal olarak bulunduğu ya da her domates sosunda ve yoğurtta mutlaka şeker olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Pirinçin bir kullanımı olduğunu ve başka bir yemeğe de eklendiğini doğru biçimde anlatan cümle çiftini seçin.
- Rice is just served as a side dish. It isn't also added to soups.
- Rice isn't just served as a side dish. It also adding to soups.
- Rice isn't just served as a side dish. It's also added to soups.
Cevabı göster
Rice isn't just served as a side dish. It's also added to soups.
dried fruit, flavored waters, or granola bars.
0:52kuru meyveye, aromalı sulara veya granola barlarına da eklenir.
it's important to understand how it affects the brain. Kalıp ifadeler
0:57beyni nasıl etkilediğini anlamak önemlidir.
Since sugar is everywhere: since ile neden belirtmek
Since sugar is everywhere ifadesinde since, ana cümleyi destekleyen bir neden sunar. Şekerin her yerde olması, beyin üzerindeki etkisini anlamanın neden önemli olduğunu açıklar. Önce bir neden, ardından bir sonuç, öneri veya açıklama vermek için Since + özne + fiil yapısı kullanılabilir. Burada since, because veya given that anlamına yakındır; “geçmişteki bir zamandan bugüne kadar” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede since, sonucun nedenini sunmak için kullanılmıştır?
- I've studied at home since the library closed.
- The library has been closed since Monday.
- Since the library is closed, we'll study at home.
Cevabı göster
Since the library is closed, we'll study at home.
it's important to understand: bir eylemin önemli olduğunu belirtmek
It's important to understand... bir şeyi anlamanın önemli ve dikkate değer olduğunu belirtir. Buradaki it belirli bir şeyi göstermez; özne konumunu doldurur. Önemli olduğu söylenen asıl eylem to understand... bölümüdür. It's important to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanın. understand sözcüğünden sonra bir isim veya soru sözcüğüyle başlayan bir yan cümle gelebilir: It's important to understand the rules. It's important to understand why this happens.
Alıştırma
Cümleyi it's important to ve understand fiilinin yalın hâliyle tamamlayın: Before you agree, ____ the rules.
Cevabı göster
it's important to understand
hits your tongue: anlık duyusal temas
hits your tongue ifadesinde hits, “diline ulaşır ve temas eder” anlamına gelir. Şekerin tadının alınmaya başladığı anı belirtir; şekerin dile şiddetle çarptığını anlatmaz. Duyulardan söz ederken hit, soğuk havanın yüze çarpması gibi bir şeyin aniden ya da güçlü biçimde hissedilmesini de anlatabilir. Nesne ve bağlam, hit fiilinin fiziksel şiddet mi yoksa duyusal temas mı ifade ettiğini gösterir.
Alıştırma
“The strong smell hit me as I opened the box,” cümlesinde hit ne anlama gelir?
- Yavaşça kayboldu.
- Bana eliyle yumruk attı.
- Kokuyu hemen fark ettim.
Cevabı göster
Kokuyu hemen fark ettim.
And does eating a little bit of sugar make you crave more? Notlar
1:02Ve biraz şeker yemek, daha fazlasını istemenize neden olur mu?
a little bit of sugar: az miktar
a little bit of sugar ifadesinde a little bit of, “az miktarda” anlamına gelir. Sugar, madde olarak şekeri anlattığında genellikle sayılamayan bir isimdir; bu yüzden sugars değil, sugar biçiminde kalır. Aktarılabilir kalıp a little bit of + sayılamayan isim şeklindedir: a little bit of water, time veya help. Soruda eating a little bit of sugar, hakkında soru sorulan eylemi adlandırır.
Alıştırma
Cümleyi a little bit of ile tamamlayın: I need ____ help with this question.
Cevabı göster
a little bit of
make you crave more: make + nesne + fiilin yalın hâli
make you crave more ifadesinde make, bir şeye neden olmak anlamındadır. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: you nesnedir, crave ise to almayan fiildir. Bu etken yapıda make you crave denir; make you to crave denmez. Crave, bir şeyi çok güçlü biçimde istemek demektir. More sözcüğünden sonra gelen yiyecek ya da şeker bağlamdan anlaşıldığı için söylenmez; soru, az miktarda şekerin daha fazlasını yeme isteğini güçlendirip güçlendirmediğini sorar.
Alıştırma
Cümleyi crave fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The smell of popcorn can make you ____ a snack.
Cevabı göster
crave
take a bite of cereal: take a bite of + yiyecek
Take a bite of + yiyecek, o yiyecekten bir ısırık ya da bir lokma almak demektir. Bite burada sayılabilen bir isimdir; of ise yiyeceği belirtir. Bu ifade eat fiilinden daha özeldir: tüm öğüne değil, tek bir küçük yeme hareketine odaklanır. Cereal ile kullanıldığında bite, yiyecek kaşıkla yeniyor olsa bile ağıza alınan bir lokmayı ifade edebilir.
Alıştırma
Cümleyi take a bite of ile tamamlayın: At lunch, Ben decided to ____ his sandwich before adding more sauce.
Cevabı göster
take a bite of
the sweet taste receptors: bilimsel bir ad zincirini okuma
sweet taste receptors birleşik ad grubunda ana ad receptors sözcüğüdür; yani söz edilen şeyler reseptörlerdir. sweet taste ifadesi, bu reseptörlerin kendilerinin tatlı olduğunu değil, tatlılık duyusunu algıladığını belirterek anlamı daraltır. Bilimsel İngilizce, sözcükler arasındaki ilişkileri çoğu zaman ad zincirleriyle sıkıştırır. Sağdan sola okuyun: receptors → taste receptors → sweet taste receptors.
Alıştırma
Bilimsel bir yazıda air quality sensors ad zinciri nasıl çözümlenmelidir?
- Ana ad air sözcüğüdür; quality sensors ifadesi havanın elektronik olduğu anlamına gelir.
- Ana ad sensors sözcüğüdür; air quality neyi izlediklerini belirtir.
- Ana ad quality sözcüğüdür; sensors havanın nereden geldiğini belirtir.
Cevabı göster
Ana ad sensors sözcüğüdür; air quality neyi izlediklerini belirtir.
These receptors send a signal up to the brainstem, Kalıp ifadeler
1:13Bu reseptörler beyin sapına bir sinyal gönderir,
send a signal up to the brainstem: yön ve varış noktası
Send a signal, fiziksel bir nesneyi postalamak değil, bilgi iletmek anlamına gelir. Reseptörler kaynaktır, beyin sapı ise hedeftir. Up yön bilgisini ekler, to ise varış noktasını gösterir. Yeniden kullanılabilen temel kalıp send a signal to + hedef şeklindedir. Dikey yön önemliyse to sözcüğünden önce up veya down ekleyin; yolu belirtmek içinse through içeren bir ifade kullanın.
Alıştırma
Daha yüksekteki bir hedefe bilgi iletme kalıbını tam olarak kullanarak cümleyi tamamlayın: The basement sensor can ____ the receiver upstairs.
Cevabı göster
send a signal up to
and from there it forks off into many areas of the forebrain, Öbek fiiller
1:16ve oradan ön beynin birçok bölgesine dallanır,
forks off into: bir rotadan birkaç bölgeye dallanmak
Burada forks, yemek yerken kullanılan “çatal” anlamındaki isim değil, “dallanır” veya “ayrılır” anlamındaki bir fiildir. forks off into ifadesi, bir rotanın belirli bir noktadan ayrılıp birkaç yöne ya da bölgeye doğru devam etmesini anlatır. Off önceki rotadan veya noktadan uzaklaşmayı vurgularken into, dalların nereye gittiğini belirtir. Cümle, bu mekânsal görüntüyü bir sinir yolu için kullanır: yol tek bir rota olarak kalmaz, ön beynin birçok kısmına yayılır. Aynı kalıp patikaları, yolları, boruları, hatları ve rotaya benzeyen başka sistemleri anlatabilir.
Alıştırma
“Near the lake, the trail forks off into two smaller paths,” cümlesinde forks off into ne anlama gelir?
- Patika dallanır ve iki yol olarak devam eder.
- Patika yemek yenecek bir yere dönüşür.
- Patika başlangıç noktasına geri döner.
Cevabı göster
Patika dallanır ve iki yol olarak devam eder.
one of which: bir gruptaki tek bir öğe hakkında bilgi eklemek
One of which, “az önce belirtilen gruptaki öğelerden biri” anlamına gelir. Which, çoğul nesne grubuna —bu bağlamda many areas ifadesine— gönderme yapar; one ise bu gruptan tek bir öğeyi, serebral korteksi seçer. Bu ifade virgülden sonra ek bilgi veren bir ilgi cümleciği başlatır: çoğul isim öbeği, one of which + tekil fiil. Fiil tekildir çünkü öznesi one’dır; bu nedenle cümlede is kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “gruptaki öğelerden biri” anlamına gelen üç kelimelik ilgi ifadesiyle tamamlayın: The library has four study rooms, ____ has a large screen.
Cevabı göster
one of which
Different sections of the cerebral cortex process different tastes:
1:22Serebral korteksin farklı bölümleri farklı tatları işler:
bitter, salty, umami, and in our case, sweet. Anlatım akışı
1:26acı, tuzlu, umami ve bizim durumumuzda, tatlı.
in our case: mevcut örneğe dönmek
In our case, konuşulan bize özgü durumda anlamına gelir. Bitter, salty ve umami gibi genel olasılıklar sıralandıktan sonra odağı mevcut örneğe geri getirir ve burada ilgili tadın sweet olduğunu gösterir. Yapı in + iyelik belirleyicisi + case biçimindedir: in my case, in her case, in their case. Genel bilgiden o anda geçerli olan özel duruma geçmek için kullanılır.
Alıştırma
Genel durumdan bu takımın durumuna geçmek için cümleyi in + our + case yapısıyla oluşan ifadeyle tamamlayın: Most teams meet on Fridays, but ____, Monday works better.
Cevabı göster
in our case
From here, the signal activates the brain's reward system. Kelime
1:29Sinyal buradan beynin ödül sistemini aktive eder.
the brain's reward system: ödül, motivasyon ve öğrenme
The brain's reward system, ödüllendirici sonuçları, motivasyonu ve öğrenmeyi işlemeye katılan beyin bölgeleri ile yollarından oluşan bir ağdır. Tek bir ödül merkezi değildir. Burada activates, sinyalin bu ağı daha etkin hâle getirdiği anlamına gelir. Bu durum, bir deneyimi onu yeniden arama veya tekrarlama motivasyonuyla ilişkilendirmeye yardımcı olabilir; reward fiziksel bir ödül anlamına gelmez.
Alıştırma
The brain's reward system ifadesini en iyi hangi açıklama tanımlar?
- Tadı kontrol eden tek bir kastır.
- Beynin fiziksel ödülleri sakladığı bir yerdir.
- Ödül, motivasyon ve öğrenmeyle ilgili bir beyin ağıdır.
Cevabı göster
Ödül, motivasyon ve öğrenmeyle ilgili bir beyin ağıdır.
This reward system is a series of electrical and chemical pathways Kalıp ifadeler
1:33Bu ödül sistemi, bir dizi elektriksel ve kimyasal yoldur
a series of electrical and chemical pathways: bağlantılı tek bir bütün
A series of, birbiriyle ilişkili şeylerden oluşan bir grup veya diziyi ifade eder. Burada çoğul pathways ismiyle devam eder ve ifadenin tamamı birçok elektriksel ve kimyasal yolu birbiriyle bağlantılı tek bir bütün olarak sunar. Temel sözcük series'tir; yazılışı tekil ve çoğulda aynıdır. Buradaki a, tekil olduğunu gösterir. Bu yapı süreçleri, bağlantılı olayları, testleri veya adımları anlatmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi bu dersteki hedef ifadeyle tamamlayın: The workshop begins with ____ short demonstrations.
Cevabı göster
a series of
but it helps answer a single subconscious question: Anlatım akışı
1:41ancak tek bir bilinçaltı sorusunu yanıtlamaya yardımcı olur:
but it helps answer a single subconscious question: karmaşık bir açıklamayı basitleştirmek
but ile başlayan yan cümle, açıklamayı karmaşıklıktan basit bir ana fikre yöneltir. Karmaşık ağın işlevinin tek bir yönlendirici soruyla anlaşılabileceğini söyler; iki nokta da bu soruyu tanıtır: Should I do that again? Subconscious, sorunun temsil ettiği değerlendirmenin bilinçli farkındalığın dışında gerçekleştiğini belirtir. Beyin gerçekten bir cümle söylemez; konuşmacı mekanizmayı daha anlaşılır kılmak için süreci kişileştirir.
Alıştırma
Bu açıklamada 'but it helps answer a single subconscious question:' ifadesinin temel düzenleme işlevi nedir?
- Karmaşık bir mekanizmayı tek bir yönlendirici soruya indirger.
- Ağın her bölümünü bilimsel ayrıntılarla sıralar.
- Birinin yüksek sesle sorduğu soruyu aktarır.
Cevabı göster
Karmaşık bir mekanizmayı tek bir yönlendirici soruya indirger.
That warm fuzzy feeling you get when you taste grandma's chocolate cake, Deyimler
1:45Büyükannenizin çikolatalı pastasını tattığınızda hissettiğiniz o sıcak, hoş duygu,
That warm fuzzy feeling: sıcak ve huzur verici bir duygu
That warm fuzzy feeling; sıcaklık, mutluluk ve duygusal rahatlığın hoş bir karışımını anlatır. Warm ve fuzzy burada gerçek sıcaklığı veya dokuyu değil, mecazi bir duyguyu ifade eder. That, dinleyicinin ardından gelen durumdan tanıyabileceği bir duyguya işaret eder. happy ile karşılaştırıldığında bu ifade duyguyu daha sıcak, kişisel ve canlı gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen sıcak ve huzur verici duyguyu anlatan günlük ifadeyle tamamlayın: Seeing the lost puppy safe at home again gave me ____.
Cevabı göster
a warm fuzzy feeling
that's your reward system saying, "Mmm, yes." Anlatım akışı
1:49işte o ödül sisteminizin "Mmm, evet" demesidir.
that's your reward system saying ...: bir tepkiyi kişileştirerek açıklamak
that's X saying Y kalıbı, önce daha önceki bir duygu veya işareti X'in tepkisi olarak tanımlar, ardından bu tepkiyi kısa bir mesajla özetler. Burada that, önceki sıcak ve huzurlu duyguya işaret eder; "Mmm, yes" ise ödül sisteminin olumlu tepkisini gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Ödül sistemi gerçekten konuşmaz. Saying burada kişileştirmedir: tırnak içindeki sözler, beyin tepkisinin anlamına dair anlatıcının basit yorumudur.
Alıştırma
"That yawn is your body saying, 'I need some rest'" ne anlama gelir?
- Konuşan kişi, dinlenmek isteyen başka birinin sözlerini aktarıyordur.
- Esnemek, vücudun dinlenmeye ihtiyacı olduğunun bir işaretidir.
- Vücut, herkesin duyabileceği gerçek bir ses çıkarır.
Cevabı göster
Esnemek, vücudun dinlenmeye ihtiyacı olduğunun bir işaretidir.
But overactivating this reward system kickstarts a series of unfortunate events: Notlar
2:03Ancak bu ödül sistemini aşırı aktive etmek, bir dizi talihsiz olayı başlatır:
overactivating this reward system: over- “gereğinden fazla” demektir
overactivating this reward system, sistemi gereğinden fazla ya da çok güçlü biçimde etkinleştirmek demektir. over- ön eki activating sözcüğüne normal veya uygun düzeyi aşma anlamı katar. -ing biçimindeki overactivating this reward system öbeğinin tamamı bir eylemi adlandırır ve kickstarts fiilinin öznesi olur. Bu yapı, bir süreç veya eylemi bir sonucun nedeni olarak sunmayı sağlar.
Alıştırma
Bir sistemi overactivating etmek ne anlama gelir?
- Durduktan sonra yeniden etkinleştirmek
- Gerekli düzeyin altında etkinleştirmek
- Normal veya uygun olandan daha fazla etkinleştirmek
Cevabı göster
Normal veya uygun olandan daha fazla etkinleştirmek
kickstarts a series of unfortunate events: bir sonuç zincirini başlatmak
Burada kickstarts, bir sürecin başlamasını sağlayan ilk itişi vermek demektir. Fiil mecazidir: Gerçekte hiçbir şeye tekme atılmaz ve mekanik bir cihaz çalıştırılmaz. Nesne olan a series of unfortunate events, ilk nedenin tek ve bağımsız bir olay yerine kötü sonuçlardan oluşan bir zinciri başlattığını gösterir. Nedeni bir süreci çalıştıran güç gibi anlatan bu imge, halka yönelik bilim açıklamalarında ve haberlerde yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümlede kickstart, bir sürece ilk itişi vermek anlamında kullanılmıştır?
- The small grant kickstarted a year of neighborhood projects.
- The small grant listed every neighborhood project.
- The small grant arrived after all the neighborhood projects had ended.
Cevabı göster
The small grant kickstarted a year of neighborhood projects.
loss of control, craving, and increased tolerance to sugar. Kelime
2:08kontrol kaybı, aşerme ve şekere karşı artan tolerans.
Kontrol kaybı, güçlü istek ve şekere karşı artan tolerans
Bu liste bağımlılıkla ilgili üç kavram kullanıyor. Loss of control, davranışı sınırlamakta veya durdurmakta zorlanmak; craving, güçlü bir dürtü; increased tolerance to sugar ise daha önce daha az miktarın oluşturduğu etkiye benzer bir etki için daha fazla şekere ihtiyaç duymak demektir. Bu terimler birlikte kullanıldığında şeker tüketimini bağımlılığa benzer özellikler taşıyan bir davranış olarak çerçeveler. Buradaki tolerance, insanları veya görüşleri kabul etme anlamındaki toplumsal “hoşgörü” değil, sağlık ve bağımlılık bağlamındaki “tolerans” anlamındadır. Liste bu karşılaştırmayı destekler, ancak tek başına tanı koydurmaz.
Alıştırma
Bağımlılıkla ilgili bu listede increased tolerance to sugar ne anlama geliyor?
- Benzer bir etki hissetmek için daha fazla şekere ihtiyaç duymak
- Tatlı tadını algılama yetisini tamamen kaybetmek
- Şeker yiyen insanlara karşı daha hoşgörülü olmak
Cevabı göster
Benzer bir etki hissetmek için daha fazla şekere ihtiyaç duymak
Let's get back to: önceki konuya dönmek
Let's get back to... kısa bir konu sapmasından sonra dikkati daha önceki bir konuya, soruya veya örneğe geri getiren bir geçiş ifadesidir. Bu cümlede konuşmacı dinleyicileri yeniden mısır gevreği örneğine yönlendiriyor. Kalıp Let's get back to + isim öbeği veya -ing biçimidir. Buradaki to bir edattır; bu nedenle Let's get back to the plan veya Let's get back to discussing the plan denebilir. Let's, konuya dönüşün konuşmacı ile dinleyicilerin birlikte yaptığı iş birliğine dayalı bir hareket gibi duyulmasını sağlar.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak Let's get back to geçiş ifadesiyle tamamlayın: After that quick update, ____ our main question.
Cevabı göster
let's get back to
And guess what? ile merak uyandırmak
And guess what?, dinleyiciye sırada dikkat çekici, şaşırtıcı veya ilginç bir bilgi olduğunu bildiren bir konuşma işaretidir. Genellikle sözde sorudur: konuşmacı karşısındakinin tahminini beklemek yerine haberi hemen anlatmaya devam eder. And, birazdan açıklanacak bilgiyi az önce söylenenlere bağlayarak geçişi daha canlı ve etkileşimli hâle getirir.
Alıştırma
And guess what? konuşmada genellikle neyin işaretidir?
- Konuşmacı dikkat çekici veya şaşırtıcı bir bilgiyi açıklamak üzeredir.
- Konuşmacı konuşmanın bittiğini duyuruyordur.
- Konuşmacı dinleyicinin kesin bir cevap hesaplamasını istiyordur.
Cevabı göster
Konuşmacı dikkat çekici veya şaşırtıcı bir bilgiyi açıklamak üzeredir.
but they do send signals telling your brain that you're full Dilbilgisi
2:23ancak beyninize tok olduğunuzu
Düzeltme ve vurgu için They're not..., but they do...
They're not A, but they do B, “A değiller ama B'yi gerçekten yaparlar” anlamına gelir. İlk bölüm olası bir yanlış sınıflandırmayı düzeltirken but, yine de doğru olan bir işlevi veya gerçeği tanıtır. do send ifadesindeki do, vurgu yardımcı fiilidir. Tarafsız bir ifade they send olurdu; do eklemek eylemin gerçekten gerçekleştiğini güçlü biçimde doğrular veya şüpheye cevap verir. do'dan sonra sends değil, fiilin yalın biçimi send kullanılır.
Alıştırma
Karşıtlığı vurgu yardımcı fiiliyle tamamlayın: These sensors aren't cameras, but they ____ detect movement.
Cevabı göster
do
telling your brain that... or that...: iki paralel mesaj yan cümlesi
Burada telling your brain, sinyallerin ne ilettiğini açıklar. Telling fiili your brain ifadesini alıcı olarak alır ve ardından iki paralel that yan cümlesi gelir: that you're full ve that your body should produce more insulin. That sözcüğünün tekrarlanması ikinci tam mesajın başlangıcını açıkça gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp tell someone that X or that Y şeklindedir; iki mesaj da doğruysa or yerine and kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle iki tam mesajı sıralamak için tell someone that X or that Y kalıbını açıkça kullanıyor?
- The app tells that you the door is open or that the battery is low.
- The app tells you that the door is open or that the battery low.
- The app tells you that the door is open or that the battery is low.
Cevabı göster
The app tells you that the door is open or that the battery is low.
to deal with the extra sugar you're eating. Öbek fiiller
2:29vücudunuzun daha fazla insülin üretmesi gerektiğini söyleyen sinyaller gönderirler.
to deal with the extra sugar: bir şeyi ele alma anlamında deal with
Deal with, ilgilenilmesi gereken bir şeyi ele almak veya ona karşılık vermek anlamına gelen kalıplaşmış bir fiil ifadesidir. Burada to deal with the extra sugar bir amaç bildiren mastar ifadesidir ve vücudun neden daha fazla insülin üretmesi gerektiğini açıklar. deal with + isim öbeği şeklinde kullanılır; deal with stress, a complaint veya data örneklerinde olduğu gibi. Durumu yönetmeye veya ona karşılık vermeye odaklanır; tek başına sorunun tamamen çözüldüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade deal with ile tamamlayın: The manager called a meeting to ____ the customer complaint.
Cevabı göster
deal with
The major currency of our reward system is dopamine: bilimsel bir metafor olarak currency
Bu cümlede currency bir metafordur. Konuşmacı, para biriminin bir ekonomide faaliyet ve alışverişi mümkün kılması gibi, dopamini ödül sistemindeki merkezî bir araç ya da sinyal olarak çerçeveler. Bu, beyinde gerçek para bulunduğu anlamına gelmez ve metafor eksiksiz bir bilimsel tanım değildir. Daha genel olarak X is the currency of Y, X'i Y içindeki başlıca kaynak, sinyal veya değer birimi olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede currency ne işlev görüyor?
- Bilim insanlarının kullandığı resmî para biriminin adını verir.
- Dopamini ödül sistemindeki merkezî bir araç olarak sunar.
- Dopaminin ödül satın alabilen para olduğunu söyler.
Cevabı göster
Dopamini ödül sistemindeki merkezî bir araç olarak sunar.
chemical or neurotransmitter: açıklama getiren or
Burada or, aynı şey için daha kesin bir adlandırma sunar. Chemical geniş ve tanıdık kategoridir; neurotransmitter ise bunu sinir hücreleri arasındaki sinyal iletiminde rol alan belirli bir kimyasal türüne daraltır. Bu nedenle or, birbirini dışlayan iki seçenek sunmaz. Açıklayıcı metinlerde A or B, A'yı daha kesin B terimiyle yeniden ifade edebilir, yeniden adlandırabilir veya açıklığa kavuşturabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede or bir seçim yerine açıklama sunuyor?
- Would you like tea or coffee?
- Chlorophyll, or the green pigment that absorbs light, helps plants capture energy.
- We can meet on Tuesday or Wednesday.
Cevabı göster
Chlorophyll, or the green pigment that absorbs light, helps plants capture energy.
There are many dopamine receptors in the forebrain,
2:37Ön beyinde birçok dopamin reseptörü vardır,
they're not evenly distributed: eşit biçimde dağılmamışlar
Not evenly distributed, bir şeyin yerler veya gruplar arasında eşit olmayan miktarlarda ya da eşit olmayan aralıklarla yayılması demektir. Bazı bölgelerde daha çok, bazılarında ise daha az bulunur. Burada they're, they are anlamına gelir. Distributed, bir durumu anlatmak için are ile kullanılan geçmiş zaman ortacıdır. Bu yapı nüfus, kaynak, risk veya veri dağılımını anlatırken yaygındır.
Alıştırma
Bir bölgede hastanelerin çoğu bulunurken başka birkaç bölgede çok az hastane vardır. Durumu en iyi hangi cümle açıklar?
- The hospitals are not yet counted across the city.
- The hospitals are not evenly distributed across the city.
- The hospitals are evenly distributed across the city.
Cevabı göster
The hospitals are not evenly distributed across the city.
Certain areas contain dense clusters of receptors, Kalıp ifadeler
2:41Belirli alanlar yoğun reseptör kümeleri içerir,
dense clusters of receptors: yoğun reseptör kümeleri
Burada dense clusters of receptors, birbirine çok yakın biçimde toplanmış çok sayıda reseptör grubunu anlatır. Dense, küçük bir alanda çok sayıda şey bulunduğunu; clusters ise bunların ayrı ayrı değil, kümeler hâlinde bulunduğunu belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp dense clusters of + çoğul isim biçimindedir. Örneğin dense clusters of cells veya dense clusters of buildings denebilir.
Alıştırma
Hangi ifade doğal biçimde “birbirine çok yakın biçimde kümelenmiş çok sayıda hücre” anlamına gelir?
- widely scattered cells
- a single isolated cell
- dense clusters of cells
Cevabı göster
dense clusters of cells
and these dopamine hotspots are a part of our reward system. Kelime
2:45ve bu dopamin sıcak noktaları ödül sistemimizin bir parçasıdır.
dopamine hotspots: dopamin etkinliğinin yoğunlaştığı bölgeler
Bu cümlede dopamine hotspots, dopamin sinyallemesinin özellikle etkin olduğu ya da dopamine duyarlı reseptörlerin yoğunlaştığı beyin bölgelerini anlatır. Hotspot, belirli bir etkinliğin veya özelliğin alışılmadık derecede güçlü ya da yaygın olduğu yeri belirtir. Sözcük burada mecazidir; beyin bölgelerinin fiziksel olarak sıcak olduğu anlamına gelmez. Dopamine niteleyicisi, bu hotspots bölgelerini tanımlayan yoğunlaşmanın veya etkinliğin neyle ilgili olduğunu gösterir.
Alıştırma
Örnekte dopamine hotspots ne anlama geliyor?
- Dopamin tarafından kontrol edilen kablosuz erişim noktaları
- Beynin diğer yerlerden fiziksel olarak daha sıcak bölgeleri
- Dopamin sinyallemesinin yoğun veya özellikle etkin olduğu beyin bölgeleri
Cevabı göster
Dopamin sinyallemesinin yoğun veya özellikle etkin olduğu beyin bölgeleri
send dopamine into overdrive: etkinliği aşırı yoğunlaştırmak
Send dopamine into overdrive, bu maddelerin dopaminle ilgili etkinliği normalden çok daha yoğun hâle getirdiğini anlatan mecazi bir ifadedir. Overdrive sözcüğü gerçek anlamda bir araç vitesini belirtir; mecazi kullanımda ise bir sistemin olağan dışı yoğun bir çalışma durumuna geçmesini canlandırır. Yeniden kullanılabilen kalıp send + nesne + into overdrive biçimindedir: dışarıdan gelen bir neden, kişiyi, ekibi, süreci veya vücut sistemini olağan dışı yoğun bir etkinliğe iter.
Alıştırma
Cümleyi overdrive içeren sabit ifadeyle tamamlayın: A sudden wave of orders sent the restaurant kitchen ____.
Cevabı göster
into overdrive
leading some people to constantly seek that high. Kelime
2:53bazı insanların sürekli o yüksek hissi aramasına yol açar.
seek that high: o yoğun haz duygusunu yeniden aramak
Burada high, bir uyuşturucunun veya başka güçlü bir uyarıcının oluşturduğu yoğun haz ya da coşku hissini belirten bir isimdir. That, daha önce sözü edilen belirli hissi gösterir; bu nedenle seek that high, “o hissi yeniden yaşamaya çalışmak” demektir. Yüksek bir yer anlamına gelmez ve yalnızca mutlu olmayı da ifade etmez. Bağımlılık bağlamında bu ifade, güçlü bir ödül hissinin tekrar tekrar aranmasına odaklanır.
Alıştırma
Bağımlılıkla ilgili bir konuşmada seek that high ne anlama gelir?
- Güzel bir günün ardından sıradan biçimde neşeli hissetmek.
- Yerden daha yüksek bir yere ulaşmaya çalışmak.
- Yoğun haz duygusunu yeniden yaşamaya çalışmak.
Cevabı göster
Yoğun haz duygusunu yeniden yaşamaya çalışmak.
In other words: aynı düşünceyi daha doğrudan yeniden ifade etmek
In other words bir yeniden ifade etme belirtecidir. Ardından gelen bölümün aynı temel düşünceyi genellikle daha açık, basit veya doğrudan bir dille yeniden anlattığını gösterir. Burada to be addicted, önceki açıklamayı doğrudan bir tanıma indirger. Bu ifadeyi duyduğunuzda veya okuduğunuzda sonraki sözleri önceki düşünceyle ilişkilendirin; bunları yeni bir neden ya da örnek olarak değerlendirmeyin.
Alıştırma
Dersin kalıp ifadesiyle yeniden anlatımı tamamlayın: The trail is inaccessible. ____, we cannot use it.
Cevabı göster
In other words
Sugar also causes dopamine to be released, Dilbilgisi
2:58Şeker de dopamin salgılanmasına neden olur,
cause dopamine to be released: cause + nesne + edilgen mastar
Yapı cause + nesne + to be + past participle şeklindedir. Burada dopamine, causes fiilinin nesnesidir ve to be released edilgen mastardır: dopamine, serbest bırakılma eylemine maruz kalır. cause sonrasındaki öğe eylemi yapmak yerine eylemden etkileniyorsa bu yapıyı kullanın. Özellikle bilimsel ve resmî yazılarda neden-sonuç ilişkisini açıkça anlatmak için yararlıdır.
Alıştırma
Cümleyi delay fiilinin edilgen mastarıyla tamamlayın: The storm caused the flight ____.
Cevabı göster
to be delayed
though not as violently as drugs: ödünleme ve derece
Though bir ödünleme anlamı ekler: Önceki ifade hâlâ doğrudur, ancak bu bölüm ona bir sınırlama getirir. Tekrarlanan eylem önceki cümleden anlaşıldığı için söylenmez. Burada şekerin de bu etkiyi oluşturduğu, fakat bunu uyuşturucular kadar güçlü yapmadığı anlatılır. Not as + zarf + as, bir eylemin derecesini karşılaştırır. Buradaki violently, etkinin ne kadar güçlü olduğunu anlatır; fiziksel saldırganlık anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle tedavinin işe yaradığını, ancak beklenenden daha yavaş olduğunu söyler?
- The treatment works, though just as quickly as expected.
- The treatment works because it is quicker than expected.
- The treatment works, though not as quickly as expected.
Cevabı göster
The treatment works, though not as quickly as expected.
And sugar is rare among dopamine-inducing foods. Kelime
3:03Ve şeker, dopamin tetikleyen yiyecekler arasında nadirdir.
dopamine-inducing foods: X-inducing kalıbı
“Dopamine-inducing”, “foods” sözcüğünü niteleyen birleşik bir sıfattır. “Dopamin tepkisine neden olan veya bu tepkiyi tetikleyen” anlamına gelir; dolayısıyla “dopamine-inducing foods”, “foods that induce a dopamine response” ifadesinin daha kısa biçimidir. Başka durumlara uygulanabilen kalıp X-inducing + isim şeklindedir: “stress-inducing situations”, strese neden olan durumları anlatır. Bu birleşik yapı isimden önce geldiğinde kısa çizgi, X ile inducing sözcüklerinin tek bir niteleyici olarak birlikte çalıştığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “strese neden olan” anlamındaki X-inducing kalıbına sahip birleşik sıfatla tamamlayın: The team prepared for several ____ situations.
Cevabı göster
stress-inducing
which probably explains why it's so hard to get kids to eat their veggies. Dilbilgisi
3:08bu da muhtemelen çocuklara sebze yedirmenin neden bu kadar zor olduğunu açıklar.
Broccoli, for example: genel bir ifadeden örneğe geçiş
“For example”, brokoliyi hemen önceki daha genel ifadeyi destekleyen belirli bir örnek olarak gösterir. Okuyucuyu genel bir iddiadan somut bir örneğe yönlendirir; önceki iddiayı yeniden ifade etmez veya onunla karşıtlık kurmaz. Burada özne olan “Broccoli” sözcüğünden sonra eklenmiş ve virgüllerle ayrılmıştır: “Broccoli, for example, ...”. Cümlenin başına da gelebilir: “For example, broccoli ...”.
Alıştırma
Belirli bir örneği sunan bağlayıcıyı seçin: Some fruits are rich in vitamin C. __, oranges contain a lot of it.
- In other words
- For example
- However
Cevabı göster
For example
which probably explains why: bir olguyu olası bir açıklamaya bağlamak
Burada which virgülden sonra gelir ve tek bir isme değil, bu yan cümleden hemen önce belirtilen durumun tamamına gönderme yapar. Bu ek ilgi cümleciği, önceki olgunun why ile getirilen duruma olası bir açıklama olduğunu belirtir. which probably explains why + cümle yapısında probably, iddiayı yumuşatır. Nedeni kanıtlanmış ya da tek neden olarak değil, makul bir olasılık olarak sunar; why ise açıklanması gereken durumu başlatır.
Alıştırma
Önceki bir olguyu onun açıklayabileceği bir duruma bağlamak için which probably explains why ifadesini doğru kullanan cümleyi seçin.
- The train was delayed, which probably explain why Nina arrived late.
- The train was delayed, which probably explains why Nina arrived late.
- The train was delayed, which probably explains Nina why arrived late.
Cevabı göster
The train was delayed, which probably explains why Nina arrived late.
get kids to eat their ...: get + kişi + to + fiilin yalın hâli
get kids to eat their veggies ifadesinde get, çoğu zaman biraz çabayla başka birinin harekete geçmesini sağlamak veya onu ikna etmek anlamına gelir. Bu, ettirgen bir kullanımdır. Kids etkilenen kişidir, to eat ise eylemdir. Yeniden kullanılabilen kalıp get + kişi + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Genellikle ikna, teşvik, düzenleme veya sonuca götüren bir çaba anlamı taşır. Fiilden önceki to kullanılmalıdır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için try fiilini ve get + person + to + verb kalıbını kullanın: We finally got Leo ____ the new dish.
Cevabı göster
to try
Speaking of healthy foods: ilgili bir konuya geçiş yapmak
Speaking of + isim ya da -ing biçimi, az önce söylenen veya onunla doğal biçimde bağlantılı olan bir şeyi ilgili bir konuya geçiş için köprü olarak kullanır. Burada Speaking of healthy foods, sağlıklı yiyeceklerle ilgili başka bir noktaya geçildiğini gösterir. Cümle başında geçiş ifadesi olarak kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir. Görevi konuşmayı düzenlemektir; yiyeceklerin konuştuğu anlamına gelmez.
Alıştırma
İlgili bir konuya geçmek için cümleyi Speaking of ile tamamlayın: We were just discussing vacations. ____ travel, have you renewed your passport?
Cevabı göster
Speaking of
let's say you're hungry and decide to eat a balanced meal. Anlatım akışı
3:14diyelim ki açsınız ve dengeli bir öğün yemeye karar verdiniz.
let's say: varsayımsal bir durum kurmak
Let's say + bir cümlecik, dinleyicinin hayal etmesi için varsayımsal bir durum ortaya koyar. Burada let's say you're hungry... ifadesi, konuşanın daha sonra ne olacağını açıklarken kullanabileceği bir örnek durum kurar. Bu kullanımda say, herkesin yüksek sesle bir şey söylemesi gerektiği anlamına gelmez ve durum gerçek olarak sunulmaz.
Alıştırma
Varsayımsal bir durum sunmak için cümleyi Let's say ile tamamlayın: ____ your phone battery dies while you're away from home. What would you do?
Cevabı göster
Let's say
You do, and dopamine levels spike in the reward system hotspots. Kalıp ifadeler
3:17Yersiniz ve dopamin seviyeleri ödül sistemi sıcak noktalarında tavan yapar.
dopamine levels spike: dopamin seviyelerinin aniden ve keskin biçimde yükselmesi
Bu cümlede dopamine levels spike, dopamin miktarının çok hızlı ve belirgin biçimde yükseldiği anlamına gelir. Spike burada geçişsiz bir fiildir; öznesi dopamine levels ifadesidir. Bu fiil, grafikteki sivri bir tepe görüntüsünü çağrıştırır. Rise veya increase gibi nötr fiillere göre daha güçlü ve ani bir artışı anlatır; ancak yüksek seviyenin ne kadar sürdüğünü tek başına belirtmez.
Alıştırma
Hangi cümle duyurudan sonra talebin aniden ve keskin biçimde yükseldiğini en iyi anlatır?
- Demand spiked immediately after the announcement.
- Demand remained steady after the announcement.
- Demand rose gradually over the next year.
Cevabı göster
Demand spiked immediately after the announcement.
But if you eat that same dish many days in a row, Kalıp ifadeler
3:21Ancak aynı yemeği üst üste birçok gün yerseniz,
many days in a row: ara vermeden art arda birçok gün
Bu cümlede many days in a row, arada hiçbir günü atlamadan art arda birçok gün anlamına gelir. in a row, kesintisiz bir diziyi belirtmek için sayı ya da miktar ifadesinden sonra gelir. Vurgu yalnızca toplam gün sayısında değil, sürekliliktedir. Bir aya yayılmış on ayrı gün, ten days in a row değildir.
Alıştırma
Yağmurun bir gün bile durmadığını göstermek için İngilizce cümleyi five days ve in a row sözleriyle tamamlayın: It rained for ____.
Cevabı göster
five days in a row
dopamine levels will spike less and less, Kalıp ifadeler
3:24dopamin seviyeleri giderek daha az tavan yapacak,
spike less and less: giderek azalmayı göstermek
Burada less and less, spike fiilini niteler ve zaman içinde süren bir azalmayı gösterir: dopamindeki her yükseliş giderek daha az belirgin olur. Tek bir küçük ani yükselişi değil, bir eğilimi anlatır. “Karşılaştırma biçimi + and + aynı karşılaştırma biçimi” kalıbı aşamalı değişimi gösterir. Less and less azalmayı, more and more ise artışı belirtir; more and more noticeable buna bir örnektir.
Alıştırma
Cümleyi “giderek azalan bir ölçüde” anlamındaki tekrarlı karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: As the weeks passed, the medicine helped ____.
Cevabı göster
less and less
eventually leveling out: değişimden sonra dengelenmek
Level out, yükseldikten, düştükten veya dalgalandıktan sonra istikrarlı hâle gelmek demektir. Eventually, bu istikrarlı aşamaya hemen değil, bir süre sonra ulaşıldığını belirtir. Leveling, önceki yan cümlede anlatılan süreci devam ettirdiği için -ing biçimindedir: ani yükselişler küçülür ve sonunda istikrarlı bir düzene ulaşır.
Alıştırma
Cümleyi “değiştikten sonra istikrarlı hâle gelmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: After rising for several hours, the temperature will eventually ____.
Cevabı göster
level out
That's because when it comes to food, Kalıp ifadeler
3:29Bunun nedeni, yiyecek söz konusu olduğunda,
when it comes to food: konunun kapsamını belirleme
Bu cümlede when it comes to food, “konu yemek olduğunda” veya “yemek konusunda” anlamına gelir. Ardından gelen açıklamanın kapsamını yemekle sınırlar; bu açıklamanın her şey için geçerli olduğunu söylemez. Tekrar kullanılabilen yapı when it comes to + konu şeklindedir. Buradaki to bir edattır; bu yüzden ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelebilir: when it comes to safety, when it comes to them ya da when it comes to cooking.
Alıştırma
Konuyu belirleyen ifadeyi tamamlayın: ____ online safety, strong passwords matter.
Cevabı göster
When it comes to
the brain evolved to pay special attention to new or different tastes. Kalıp ifadeler
3:30beynin yeni veya farklı tatlara özel ilgi göstermek üzere evrimleşmiş olmasıdır.
evolved to pay special attention to: evrim yoluyla gelişen bir işlev
Bu cümlede evolved to pay special attention to, beynin evrim yoluyla yeni veya farklı tatları özellikle dikkatle fark etme eğilimi geliştirdiğini anlatır. Evolved to, bir işlevin zaman içinde nasıl geliştiğini belirtir; beynin bilinçli bir plan yaptığı anlamına gelmez. Pay special attention to, “bir şeye normalden daha dikkatli biçimde odaklanmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki pay “para ödemek” anlamında değildir; to ise dikkat yöneltilen şeyin veya etkinliğin önünde kullanılan bir edattır.
Alıştırma
“Zaman içinde gelişerek bir şeyi özellikle dikkatle fark etmek” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Some nocturnal animals ____ faint sounds at night.
Cevabı göster
evolved to pay special attention to
that's gone bad: bozulmuş yiyecek
Burada that's, that is değil that has kısaltmasıdır; food sözcüğünü açıklayan that has gone bad ilgi yan cümlesini başlatır. Gone, go fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Go + sıfat, yeni bir duruma geçişi anlatabilir. Yiyecekler için go bad, bozulmak veya yenmesi güvenli olmaktan çıkmak demektir. Bu nedenle has gone bad, değişimin gerçekleştiğini ve ortaya çıkan durumun şimdi geçerli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi go bad ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: This milk smells sour, so it has ____.
Cevabı göster
gone bad
and second, because the more variety we have in our diet, Dilbilgisi
3:39ve ikincisi, diyetimizde ne kadar çok çeşitlilik olursa,
the more likely we are to get all the nutrients we need.
3:42ihtiyacımız olan tüm besinleri alma olasılığımız o kadar artar.
the more..., the more...: değişen iki dereceyi ilişkilendirme
The more..., the more... iki parçalı bir karşılaştırma yapısıdır. İlk bölüm değişen bir koşulu, ikinci bölüm ise onunla birlikte gerçekleşen değişimi gösterir. Burada beslenmedeki çeşit artışı, gerekli tüm besinleri alma olasılığının artmasıyla ilişkilendirilir. Her the, sıradan belirli tanımlık değil, karşılaştırma ifadesinden önce gelen sabit bir işarettir. İki karşılaştırma ifadesinin de more kullanması gerekmez; örneğin the earlier..., the easier..... Bu yapı bir ilişkiyi veya eğilimi gösterir; ilk değişimin ikinciye gerçekten neden olup olmadığını bağlam belirler.
Alıştırma
Much ve easy sözcüklerinin karşılaştırma biçimleriyle iki parçalı yapıyı tamamlayın: The ____ you practice, the ____ the song becomes.
Cevabı göster
more · easier
To keep that variety up: amaç ve keep + nesne + up yapısı
Bu cümlede To keep that variety up, ardından gelen eylemin amacını, yani “bu çeşitliliğin azalmasını önlemek için” anlamını verir. Baştaki to + fiilin yalın hâli bir amaç mastarıdır. keep + nesne + up yapısında up, fiil kalıbının bir parçasıdır. Nesnenin düzeyini, miktarını, gücünü veya niteliğini korumak anlamına gelir. Nesne bir zamirse keep ile up arasına gelir: keep it up.
Alıştırma
“Enerji düzeyini korumak” anlamını vermek için cümleyi keep + nesne + up ile tamamlayın: A healthy snack can help ____ during the hike.
Cevabı göster
keep your energy up
we need to be able to recognize a new food, Dilbilgisi
3:47yeni bir yiyeceği tanıyabilmemiz gerekir,
we need to be able to: gerekli bir yeteneği ifade etmek
we need to be able to, gereklilik ile yeteneği birleştirir. need to bu yeteneğin gerekli olduğunu, be able to ise bu yeteneğe sahip olunduğunu belirtir. Birlikte need to be able to recognize, yalnızca bir tanıma eyleminin gerekli olduğunu değil, “tanıma yeteneğine sahip olmanın gerekli olduğunu” ifade eder. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp özne + need(s) to be able to + fiilin yalın hâlidir. to sonrasında can değil, be kullanılır.
Alıştırma
Bu iş gerekliliğini need to + be able to kullanarak tamamlayın: Lifeguards ____ swim well.
Cevabı göster
need to be able to
and more importantly, we need to want to keep eating new foods. Notlar
3:49ve daha da önemlisi, yeni yiyecekler yemeye devam etmek istememiz gerekir.
more importantly: sıradaki noktaya daha yüksek öncelik verme
More importantly, tüm cümleyi niteleyen ve sıradaki noktanın az önce belirtilen noktadan daha önemli olduğunu dinleyiciye bildiren bir zarf ifadesidir. Burada aynı düzeyde yeni bir fikir eklemek yerine, devam etme isteğine daha fazla ağırlık verir. Bu cümlede and sözcüğünden sonra gelir ve ardından virgül kullanılır. Böylece dinleyici, fikirlerin sıralamasını izler: önce bir nokta, sonra daha güçlü bir nokta.
Alıştırma
Güvenliğin fiyattan daha önemli olduğunu, fakat bütün konular içindeki tek en önemli konu olmadığını söylemek istiyorsunuz. Hangi cümle en uygundur?
- The bike is affordable. Most importantly, it is safe.
- The bike is affordable. More importantly, it is safe.
- The bike is affordable. For example, it is safe.
Cevabı göster
The bike is affordable. More importantly, it is safe.
need to want to keep eating: iç içe geçmiş bir fiil zinciri
Fiiller üç katman halinde iç içe geçmiştir: need to [want to [keep eating]]. Need to ve want to yapılarından sonra fiilin yalın hâli gelir; keep fiilinden sonra ise -ing biçimi gelir. Bu zincir, isteğin kendisinin gerekli olduğunu söyler. Anlam yalnızca dışarıdan gelen bir yemeye devam etme zorunluluğu değildir; devam etme isteğinin de bulunması gerekir. Uzun bir fiil zincirini okurken her fiili yönettiği yapıyla birlikte gruplayın.
Alıştırma
Cümleyi need to + want to + keep + practice fiilinin -ing biçimi kalıbıyla tamamlayın: To improve at the piano, we ____ every day.
Cevabı göster
need to want to keep practicing
And that's why the dopamine levels off when a food becomes boring. Öbek fiiller
3:53Ve işte bu yüzden bir yiyecek sıkıcı hale geldiğinde dopamin seviyeleri dengelenir.
the dopamine levels off: yüklem olarak level off
the dopamine levels off ifadesinde levels off yüklemdir: levels, level off öbek fiilinin üçüncü tekil kişi biçimidir ve the dopamine öznedir. Buradaki levels, dopamine levels ad öbeğindeki çoğul isim değildir. Level off, genellikle bir değişim döneminden sonra belirgin biçimde yükselmeyi veya düşmeyi bırakıp görece sabit hâle gelmek demektir. Burada yiyecek sıkıcı hâle geldikçe dopamin tepkisinin daha düz ve sabit bir düzene oturduğunu anlatır.
Alıştırma
The dopamine levels off cümlesindeki levels off yapısının dil bilgisel görevi ve anlamı nedir?
- Dopamin tepkisinin sabit hâle geldiğini belirten bir fiil öbeğidir.
- Dopamin tepkisinin tamamen ortadan kalktığını belirten bir fiil öbeğidir.
- levels sözcüğünün çoğul isim olduğu dopamine levels ad öbeğinin bir parçasıdır.
Cevabı göster
Dopamin tepkisinin sabit hâle geldiğini belirten bir fiil öbeğidir.
Now back to that meal: önceki bir konuya dönmek
Now back to + konu kısa bir geçiş ifadesidir. Araya giren açıklamayı bitirir ve dinleyicinin dikkatini daha önce sözü edilen bir noktaya geri yönlendirir. Burada that meal önceki konuyu adlandırır. Bu, eksiltili bir ifadedir; tam düşünce Now let's go back to that meal cümlesine benzer. Açıklamanın akışını düzenler; öğünün fiziksel olarak geri geldiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Sunum yapan kişi araya giren bir soruyu yanıtladı ve bütçe tartışmasına dönmek istiyor. Hangi geçiş en doğaldır?
- Now back to the budget.
- Now the budget has been approved.
- Now let's move on to a new topic.
Cevabı göster
Now back to the budget.
What happens if in place of the healthy balanced dish, Kalıp ifadeler
3:59Sağlıklı, dengeli yemek yerine,
in place of the ...: yerine geçilen şeyi belirtme
In place of, “yerine” veya “bir şeyin yerine geçecek şekilde” anlamına gelir. Ardından yerine başka bir şey konan kişi, nesne veya etkinlik gelir. Buradaki tam bölüm in place of the healthy balanced dish ifadesidir; vurgulanan the, isim öbeğini başlatır ve kalıp ifade olan in place of'un parçası değildir. Bu ifade iki seçenek arasında bir değiştirme ilişkisi kurar: dengeli yemek seçilmez, onun yerine şeker açısından zengin yiyecek seçilir. Bu yapı, neyin neyin yerine geçtiğini belirlemeye yardım eder.
Alıştırma
Cümleyi in place of ile tamamla: We used a video call ____ an in-person meeting.
Cevabı göster
in place of
If you rarely eat sugar or don't eat much at a time, Kalıp ifadeler
4:04Eğer nadiren şeker yiyorsanız veya bir seferde çok yemiyorsanız,
much at a time: her seferdeki miktar
Much büyük bir miktarı anlatırken at a time bu miktarı tek bir seferle sınırlar. Cümlecik olumsuz olduğu için don't eat much at a time, herhangi bir seferde yenilen miktarın fazla olmadığı anlamına gelir; kişinin kaç kez şeker yediğini belirtmez. At a time, one piece at a time veya ten pages at a time örneklerinde olduğu gibi belirli bir miktarın ardından da gelebilir. “Her seferinde ne kadar veya kaç tane?” sorusunu yanıtlar.
Alıştırma
“Her seferinde” anlamına gelen ifadeyi seç: I only read ten pages ____, so the book takes several days.
- at the time
- many times
- at a time
Cevabı göster
at a time
similar to that of...: tekrarlanan tekil bir ismin yerine kullanma
similar to that of the balanced meal ifadesi “dengeli öğünün etkisine benzer” anlamına gelir. Burada that, daha önce geçen tekil effect isminin yerini alır; böylece aynı ismi tekrar etmeye gerek kalmaz. Bu kullanım karşılaştırmayı paralel tutar: bir etki başka bir etkiyle karşılaştırılır, bir öğünle değil. Yeniden kullanılabilen kalıp the X of A is similar to that of B şeklindedir; burada that tekil X isminin yerini tutar.
Alıştırma
Cümleyi price sözcüğünün tekrarını önleyen tekil ikame yapısıyla tamamlayın: The price of this bike is similar to ____ the red bike.
Cevabı göster
that of
In other words, eating lots of sugar will continue to feel rewarding. Kalıp ifadeler
4:13Başka bir deyişle, çok fazla şeker yemek ödüllendirici hissettirmeye devam edecektir.
eating... will continue to feel...: devam eden bir deneyimi anlatma
Bu cümlede eating lots of sugar, özne olarak kullanılan bir -ing grubudur; buna gerund grubu da denir. Will continue to feel, etkinliğin yarattığı deneyimin sonraki rewarding sıfatıyla belirtilen niteliği koruyacağını anlatır: deneyim tatmin edici veya değerli gelmeye devam edecektir. Burada feel, ardından sıfat gelen bir bağ fiilidir; dokunmak anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp bir etkinlik + continue(s) ya da will continue to feel + sıfat şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi continue to feel ile tamamlayın: Even after a year, volunteering will ____ rewarding.
Cevabı göster
continue to feel
In this way, sugar behaves a little bit like a drug. Anlatım akışı
4:18Bu şekilde, şeker biraz uyuşturucu gibi davranır.
In this way: önceki bir mekanizmayı sonucuna bağlamak
In this way, az önce açıklanan yöntem, süreç veya mekanizmaya geri gönderme yapar. Dinleyiciye, ardından gelen ifadeyi bir sonuç veya çıkarım olarak anlamak için önceki bilgiyi kullanması gerektiğini belirtir. Buradaki way fiziksel bir yol değil, “biçim” veya “açı” anlamındadır. Bu bağlayıcıyı gördüğünüzde, this sözcüğünün önceki hangi bilgiye işaret ettiğini bulun.
Alıştırma
Hangi seçenek In this way ifadesini önceki yönteme gönderme yapmak ve sonucunu belirtmek için kullanıyor?
- The app repeats difficult words. By the way, it helps users remember them.
- The app repeats difficult words. In this way, it helps users remember them.
- The app repeats difficult words. Either way, it helps users remember them.
Cevabı göster
The app repeats difficult words. In this way, it helps users remember them.
behaves a little bit like...: sınırlı bir benzetme yapmak
Burada behaves like, şekerin nasıl çalıştığını veya nasıl bir etki oluşturduğunu anlatır; behave yalnızca insanlar için değil, bir madde veya sistem için de kullanılabilir. Cümle, şekerin etkisinin bir yönünü bir uyuşturucunun etkisinin bir yönüyle karşılaştırır. A little bit karşılaştırmayı yumuşatır ve sınırlar. Konuşulan mekanizmada belirli bir benzerlik olduğunu belirtir; şekerin uyuşturucu olduğu veya ikisinin her bakımdan aynı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu yorumu değerlendirin: “Sugar behaves a little bit like a drug”, şeker ile uyuşturucunun her bakımdan aynı olduğu anlamına gelir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
It's one reason people seem to be hooked on sugary foods. Deyimler
4:21İnsanların şekerli yiyeceklere bağımlı görünmesinin bir nedeni budur.
seem to be hooked on: güçlü bir düşkünlüğü temkinli biçimde ifade etmek
Be hooked on + isim ya da -ing biçimi, birinin bir şeye güçlü biçimde çekildiğini ve bırakmakta zorlandığını söylemenin gündelik bir yoludur. Burada hooked on sugary foods, şekerli yiyecekler yemeye güçlü bir düşkünlük duymak demektir. Seem to ifadeyi daha az kesin yapar: konuşan kişi, insanların durumunu kesin bir gerçek olarak sunmak yerine davranışlarına bakarak bir yargıya varır. Kalıp seem to be hooked on + isim ya da -ing biçimidir.
Alıştırma
Maya'nın oyuna çok düşkün olduğunu temkinli biçimde söylemek için hedef ifadenin tamamını kullanın: Maya ____ the new puzzle game.
Cevabı göster
seems to be hooked on
So think back to all those different kinds of sugar. Öbek fiiller
4:24Öyleyse tüm o farklı şeker türlerini tekrar düşünün.
think back to: önceki bilgi veya deneyimi hatırlamak
Think back to + isim, birinden daha önceki bir zamanı, deneyimi veya önceden söz edilmiş bir bilgiyi yeniden hatırlamasını ister. Back, daha önceki bir şeye dönüşü gösterir; to ise hatırlanacak şeyi tanıtır. Burada konuşmacı, dinleyicileri daha önce ele alınan şeker türlerine geri götürür. Bir konuşmada bu yönerge, önceki bilgileri sonuçla veya sonraki noktayla bağlayabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, birinden daha önce yaşanmış bir deneyimi hatırlamasını istiyor?
- Think about which school you might choose next year.
- Think of a plan for tomorrow.
- Think back to your first day at this school.
Cevabı göster
Think back to your first day at this school.
Each one is unique, but every time any sugar is consumed, Dilbilgisi
4:27Her biri benzersizdir, ancak herhangi bir şeker tüketildiğinde,
every time any sugar is consumed: edilgen yapıda tekrarlanan bir olay
Every time, “bu her olduğunda” anlamına gelen bir zaman yan cümlesi başlatır. Ardından gelen sonuç cümlesiyle birlikte Every time X happens, Y happens kalıbı, tek seferlik bir olayı değil, tekrarlanan bir kuralı anlatır. Any sugar, şeker türünün önemli olmadığını gösterir. Is consumed geniş zamanın edilgen yapısıdır; bu yüzden odak, şekeri kimin tükettiğinde değil, şekerin yenmesi veya içilmesindedir.
Alıştırma
Cümleyi bu açıklamadaki zaman ifadesi ve press fiilinin geniş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: ____ the button ____, the light turns on.
Cevabı göster
Every time · is pressed
kickstarts a domino effect: zincirleme bir tepki başlatmak
kickstarts a domino effect ifadesindeki kickstarts, “bir sürecin başlamasını sağlar” anlamına gelir. A domino effect, bir olayın sonrakini tetiklediği zincirleme bir tepkiyi anlatan benzetmedir. İfadenin bütünü, tek bir sonucu veya gerçek domino taşlarını değil, birbirine bağlı sonraki etkiler dizisini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi bu açıklamada geçen ve “birbirine bağlı sonuçlar zincirini başlatmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: One small coding error can ____ throughout the system.
Cevabı göster
kickstart a domino effect
sparks a rewarding feeling: spark ile tetiklemek anlamı
Burada sparks, bir şeyi hızla ortaya çıkarmak veya tetiklemek anlamına gelir. İfade, yapılan bir iş karşılığını vermiş gibi tatmin edici bir duygunun oluştuğunu anlatır; gerçek bir ateş kıvılcımından söz etmez. Kullanışlı kalıp spark + tepki veya etkinlik bildiren isim şeklindedir: spark interest, spark debate veya spark a reaction. Özne tetikleyici unsurdur; spark sonrasındaki isim ise başlayan ya da güçlenen tepkiyi belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede spark, bir şeyin başlamasına neden olmak anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?
- The discovery reduced widespread interest in the project.
- The discovery sparked widespread interest in the project.
- The discovery described widespread interest in the project.
Cevabı göster
The discovery sparked widespread interest in the project.
Too much too often, and things can go into overdrive. Notlar
4:35Çok fazla ve çok sık olursa, işler çığırından çıkabilir.
Too much too often: aşırı miktar ve sıklık
Too much too often, kısaltılmış ve yoğun bir uyarıdır. Too much, miktarın uygun veya sağlıklı düzeyi aştığını; too often ise bir şeyin uygun olandan daha sık gerçekleştiğini belirtir. Yan yana kullanıldıklarında iki riski de vurgularlar. Neyin veya hangi eylemin kastedildiği bağlamdan anlaşıldığı için açıkça söylenmez. Ardından gelen and sonucu tanıtır: tüm fikir, “Bir şeyi çok fazla ve çok sık yaparsanız bir sonuç ortaya çıkabilir” anlamına yakındır.
Alıştırma
Hem miktarın hem de sıklığın aşırı olduğunu söyleyen kısa ifadeyle uyarıyı tamamlayın: Ice cream now and then is fine, but having ____ can become a problem.
Cevabı göster
too much too often
things can go into overdrive: yoğun etkinlik anlatan bir benzetme
Go into overdrive, bir makinenin çalışmasından türeyen bir benzetmedir ve alışılmadık derecede yüksek hızda ve yoğunlukta çalışmaya başlamak anlamına gelir. Burada things, daha önce anlatılan süreçleri geniş bir özne altında toplar. Bu nedenle things can go into overdrive, genel tepkinin aşırı derecede etkinleşebileceğini ifade eder. Can, her zaman gerçekleşen bir durumu değil, olası bir sonucu belirtir. Başka durumlarda kullanılabilen kalıp X goes into overdrive şeklindedir; geçmiş zamanda went into overdrive olur.
Alıştırma
Cümleyi go into overdrive ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When orders suddenly doubled, the small kitchen ____.
Cevabı göster
went into overdrive
So yes, overconsumption of sugar can have addictive effects on the brain. Kelime
4:38Yani evet, şekerin aşırı tüketimi beyin üzerinde bağımlılık yapıcı etkilere sahip olabilir.
overconsumption of sugar can have addictive effects: ihtiyatlı ve resmî bir iddia
Overconsumption of sugar, önerilenden veya gerekenden daha fazla şeker tüketmek anlamına gelen resmî bir isim grubudur. Have addictive effects, bağımlılık ya da bağımlılığa benzer tepkilerle ilişkili etkiler oluşturmak anlamına gelir; bu ifade tek başına bir kişiye bağımlılık tanısı koymaz. Can, iddiayı ihtiyatlı tutar: bu tür etkiler mümkündür, ancak her kişi veya her miktar için kesin değildir. effects on the brain ifadesinde on the brain, etkilenen şeyi belirtir; etkileri beyin alır, beyin oluşturmaz.
Alıştırma
Hangi yorum, vurgulanan ifadenin ihtiyatlı ve resmî anlamına en uygun düşer?
- İfade, aşırı şeker tüketiminin bağımlılıkla ilişkili etkiler oluşturabileceğini söylüyor.
- İfade, beynin bağımlılık etkisi oluşturmak için şeker ürettiğini söylüyor.
- İfade, herhangi bir miktarda şekerin kesinlikle herkeste bağımlılığa yol açtığını söylüyor.
Cevabı göster
İfade, aşırı şeker tüketiminin bağımlılıkla ilişkili etkiler oluşturabileceğini söylüyor.
But a wedge of cake once in a while won't hurt you. Ton ve niyet
4:43Ama arada sırada bir dilim pasta size zarar vermez.
once in a while won't hurt: güven vererek bir uyarıyı yumuşatmak
Once in a while düşük sıklık belirtir: Bir şey düzenli bir alışkanlık olarak değil, ara sıra gerçekleşir. Burada won't hurt, zarar ya da sorun oluşturmayacağı anlamına gelir; hurt yalnızca fiziksel acıyı anlatmaz. Bu sözler birlikte kullanıldığında sağlıkla ilgili bir uyarıyı yumuşatır. Ara sıra ve sınırlı miktarda bir şeyin tamamen yasak olmak yerine genellikle kabul edilebilir olduğunu belirterek kesin bir yasak yerine dengeli bir tavsiye sunar.
Alıştırma
Hangi cümle bu kalıbı düşük riskli bir durumda dengeli biçimde güven vermek için en iyi şekilde kullanıyor?
- Having one peanut cookie once in a while won't hurt, even if you have a severe peanut allergy.
- Having a small dessert at every meal won't hurt.
- Having a small dessert once in a while won't hurt.
Cevabı göster
Having a small dessert once in a while won't hurt.