Nasıl Erkek Olunur: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
759 kelime 174 kel/dk

Video özeti: Bu deneme, cool ve dokunulmaz erkek yerine hatalarını kabul eden, başkalarına nazik davranan ve kırılganlığını dürüstçe ele alan sıcak bir ideal koyar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. has been heavily influenced by: Dil bilgisi ve cümle kalıpları. Süre ifadesi ile edilgen present perfect, uzun süredir şekillenen ve etkisi devam eden bir düşünceyi anlatır. 2. goes out of his way: Deyimler ve mecazi ifadeler. Yardım veya ilgi için bilinçli olarak fazladan çaba göstermek demektir. 3. vulnerability well handled.: Söylem, hikâye anlatımı ve retorik. Bu tez dokunulmazlık idealini tersine çevirir: güç, zayıflığı gizlemek değil iyi yönetmektir.

Bu derste

For approximately 80 years,

0:00

Yaklaşık 80 yıldır,

the notion of what a man should be like has been heavily influenced by the idea of cool. Dilbilgisi

0:02

bir erkeğin nasıl olması gerektiği düşüncesi, havalı olma fikrinden yoğun bir şekilde etkilenmiştir.

Dilbilgisi

has been heavily influenced by: büyük ölçüde etkilenmiştir

has been heavily influenced by ifadesi present perfect edilgen yapıdır: has been + geçmiş zaman ortacı. Özne etkilenir ve by etkinin kaynağını gösterir. For approximately 80 years ile kullanıldığında present perfect, etkinin geçmişten bugüne uzandığını veya günümüzde hâlâ önemli olduğunu gösterir. Heavily, “büyük ölçüde” demektir ve zamanı değiştirmez. Tamamlanmış bir geçmiş dönem için genellikle was influenced kullanılır.

Alıştırma

Bölgenin mimarisinin güçlü bir etki aldığını ve bu etkinin günümüze kadar sürdüğünü gösteren cümleyi seçin.

  1. For decades, the region's architecture was heavily influenced by local building traditions.
  2. For decades, the region's architecture has heavily influenced local building traditions.
  3. For decades, the region's architecture has been heavily influenced by local building traditions.
Cevabı göster

For decades, the region's architecture has been heavily influenced by local building traditions.

Dilbilgisi

what a man should be like: bir erkek nasıl olmalı

what a man should be like sözleri, notion ifadesinin içeriğini açıklayan gömülü bir what yan cümlesi oluşturur. Burada soru dizilişi olan what should a man be like değil, what + özne + should + be like bildirme dizilişi kullanılır. Buradaki be like, “belirli niteliklere veya özelliklere sahip olmak” demektir. Should, beklenen ya da ideal bir modeli gösterir; dolayısıyla ifade, insanların bir erkeğin sahip olması gerektiğini düşündükleri nitelikleri anlatır. Like, be ile birlikte kullanılır; “hoşlanmak” anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi doğru tamamlayan yan cümleyi seçin: The committee is discussing ___.

  1. what the new park should like
  2. what the new park should be like
  3. what should the new park be like
Cevabı göster

what the new park should be like

The cast of seductively cool figures includes Humphrey Bogart,

0:08

Baştan çıkarıcı derecede havalı figürler kadrosunda Humphrey Bogart,

Jean-Paul Belmondo,

0:12

Jean-Paul Belmondo,

Marcello Mastroianni,

0:14

Marcello Mastroianni,

James Bond,

0:15

James Bond,

Bob Dylan,

0:16

Bob Dylan,

Ryan Gosling,

0:17

Ryan Gosling,

and Benedict Cumberbatch.

0:18

ve Benedict Cumberbatch yer alır.

The cool man doesn't try too hard. Kalıp ifadeler

0:21

Havalı adam çok fazla çabalamaz.

Kalıp ifadeler

try too hard: aşırı çabalayıp zorlama görünmek

try too hard ifadesindeki too, yararlı olan miktarın ötesine geçmek anlamına gelir. İfade, birinin çabasının çok görünür veya aşırı olması nedeniyle sonucun zorlama, doğallıktan uzak ya da daha az etkili göründüğünü anlatır. Bu, çaba göstermenin kötü olduğu anlamına gelmez. Önemli olan, başkalarını etkilemek ya da sonucu kontrol etmek için çaresiz görünmeden uygun ölçüde çaba göstermektir.

Alıştırma

Bir komedyen her şakayı zorluyor ve güldürmek için çaresiz görünüyor. Onu en iyi hangi ifade anlatır?

  1. trying hard
  2. trying too hard
  3. hardly trying
Cevabı göster

trying too hard

You don't see them floundering about in a panic, Öbek fiiller

0:23

Onları panik içinde çırpınırken göremezsiniz,

but they succeed anyway.

0:26

ama her halükarda başarılı olurlar.

Öbek fiiller

floundering about: yönünü bilmeden çırpınmak

Floundering about, ne yapacağını bilmediği için beceriksizce ve kontrolsüz biçimde hareket eden veya davranan birini anlatır. Yönü ve ilerlemesi çok az olan tekrarlı çabaları çağrıştırır. About, farklı yönlere dağılmış hareket hissi ekler; in a panic ise düzensizliği daha yoğun hâle getirir. flounder isim olarak bir yassı balık türünü belirtebilir, ancak burada floundering bir fiildir.

Alıştırma

Bir acil durumda yeni bir yönetici hiçbir planı olmadan bir masadan diğerine koşuyor. Yöneticiyi en iyi hangi ifade anlatır?

  1. foundering
  2. floundering about
  3. moving steadily
Cevabı göster

floundering about

They are physically confident.

0:28

Fiziksel olarak kendilerine güvenirler.

They can scale a mountain or saunter down a deserted street in the middle of the night.

0:30

Bir dağa tırmanabilir veya gecenin bir yarısı ıssız bir sokakta rahatça gezinebilirler.

If they have to kill someone,

0:34

Eğer birini öldürmeleri gerekirse,

they'll do it neatly with minimal fuss. Kalıp ifadeler

0:35

bunu en az gürültü patırtıyla, temiz bir şekilde yaparlar.

Kalıp ifadeler

with minimal fuss: fazla sorun veya telaş olmadan

With minimal fuss, bir şeyi çok az sorun, kargaşa, gecikme veya aşırı tepkiyle yapmak anlamına gelir. Burada işi nasıl yapacaklarını anlatır: sessiz ve verimli bir şekilde. Neatly sözcüğü de düzenli ve sorunsuz bir süreç izlenimini güçlendirir. Minimal tamamen sıfır demek değildir. Buradaki fuss, fiziksel bir nesne değil, gereksiz hareketlilik veya endişe anlamındaki sayılamayan bir kavramdır.

Alıştırma

Cümleyi “çok az sorun veya kargaşayla” anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: The staff moved us to another room ____.

Cevabı göster

with minimal fuss

They don't worry.

0:37

Endişelenmezler.

They're self-contained and sure of themselves. Notlar

0:38

Kendilerine yeterler ve kendilerinden emindirler.

Kelime

self-contained: sakin ve duygusal açıdan bağımsız bir kişi

Self-contained bir kişiyi tanımladığında o kişinin sakin, özelini paylaşmayan ve duygusal açıdan bağımsız olduğu anlamına gelir: her duygusunu göstermez ve başkalarının onu sürekli rahatlatmasına ihtiyaç duyuyor gibi görünmez. Bu cümlede idealize edilmiş bir soğukkanlılık görüntüsüne katkıda bulunur. Self-contained tek başına özgüvenli demek değildir. Bu anlam sure of themselves ile ayrıca verilir. Bağlama göre self-contained övgü içerebilir veya duygusal mesafe ima edebilir.

Alıştırma

Hangi tanım self-contained bir kişiye en iyi uyar?

  1. İhtiyaç duyduğu tüm yiyecek ve ekipmanı dışarıdan yardım almadan sağlayabilen biri
  2. Aldığı her kararın doğru olduğundan emin olan biri
  3. Soğukkanlılığını koruyan ve kişisel ihtiyaçlarıyla duygularının çoğunu kendine saklayan biri
Cevabı göster

Soğukkanlılığını koruyan ve kişisel ihtiyaçlarıyla duygularının çoğunu kendine saklayan biri

Kalıp ifadeler

sure of themselves: dönüşlülük zamiriyle özgüven anlatımı

Burada sure of themselves, kendi yeteneklerine ve değerlendirmelerine güvendikleri anlamına gelir. Genel özgüvenlerini anlatır; ayrı bir gerçek veya nesne hakkında emin oldukları anlamına gelmez. Dönüşlülük zamiri özneye uyar: I am sure of myself, she is sure of herself ve they are sure of themselves. Kalıp be + sure of + dönüşlülük zamiridir.

Alıştırma

Cümleyi sure of oneself ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After weeks of practice, Maya feels ____ before the debate.

Cevabı göster

sure of herself

Their trousers are always a perfect fit. Kalıp ifadeler

0:41

Pantolonları her zaman üzerlerine tam oturur.

Kalıp ifadeler

a perfect fit: tam ölçü veya güçlü uyum

Bu cümlede a perfect fit, pantolonun giyen kişi için tam doğru ölçü ve biçimde olduğunu anlatan bir isim öbeğidir. Burada fit, a tanımlığıyla işaretlenen bir isimdir ve are sonrasında tamamlayıcı olarak kullanılır; “kurmak” anlamındaki fiil veya fiziksel zindeliği anlatan sıfat değildir. İfade insanlar, roller, planlar veya çözümler arasındaki uyumu anlatmak için de kullanılabilir: biri veya bir şey bir iş, ekip ya da ihtiyaç için a perfect fit olabilir.

Alıştırma

Cümleyi “tam doğru ölçü ve biçimde” anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce isim öbeğiyle tamamlayın: The new helmet is ____; it feels comfortable and secure.

Cevabı göster

a perfect fit

They express themselves briefly,

0:44

Kendilerini kısaca ifade ederler,

but their words are always to the point. Deyimler

0:46

ama sözleri her zaman tam isabetlidir.

Deyimler

To the point: odaklanmış ve ilgili

To the point, ana konuyla doğrudan ilgili olmak ve gereksiz ayrıntıya girmemek demektir. Burada konuşan kişileri över; çünkü sözleri gerçekten önemli olan noktaya odaklanır. Briefly ne kadar az veya kısa konuştuklarını, to the point ise sözlerinin konuya ne kadar iyi odaklandığını anlatır. Bir mesaj kısa olduğu hâlde konu dışı olabilir ya da daha uzun olduğu hâlde doğrudan konuya odaklanabilir.

Alıştırma

“Doğrudan ilgili ve odaklanmış” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Her reply was clear and ____.

Cevabı göster

to the point

They're not meek in the face of authority, Deyimler

0:48

Otorite karşısında uysal değillerdir,

Deyimler

In the face of authority: otoritenin baskısı karşısında

In the face of, baskı, zorluk veya tehlike yaratan bir şeyle karşılaşıldığında anlamına gelir. Bu cümlede authority baskının kaynağıdır: Bu insanlar güçlü kişilerle veya kurumlarla karşılaştıklarında uysal ya da boyun eğen bir hâle gelmezler. İfade, bir tepkinin sınandığı koşulu öne çıkarır. Birinin yüzünün önündeki fiziksel konumu anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle baskı altındaki bir tepkiyi göstermek için in the face of ifadesini kullanır?

  1. She met the manager face-to-face.
  2. She put the photo in front of her face.
  3. She remained patient in the face of repeated delays.
Cevabı göster

She remained patient in the face of repeated delays.

but they don't crave power themselves. Kalıp ifadeler

0:50

ama kendileri de güce can atmazlar.

Kalıp ifadeler

crave power: gücü şiddetle arzulamak

Bu cümlede crave power, gücü ele geçirmeye veya elinde tutmaya yönelik çok güçlü bir istek duymak anlamına gelir. Crave, tarafsız want fiilinden çok daha güçlüdür ve çoğu zaman kontrol edilmesi zor bir dürtüyü anlatır. Power, insanlar veya kararlar üzerindeki kontrolü ya da etkiyi ifade eden nesnedir. Themselves karşıtlığı güçlendirir: Otoriteye direnebilirler, ancak kendileri güç sahibi olmayı istemezler.

Alıştırma

Yoğun bir kontrol arzusunu belirten iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Some people lead to help others; some lead because they ____.

Cevabı göster

crave power

They are independent.

0:52

Bağımsızdırlar.

The essential characteristic of the cool man is an aura of invulnerability. Kelime

0:54

Havalı adamın temel özelliği, zarar görmezlik aurasıdır.

Kelime

an aura of invulnerability: zarar görmezlik havası

An aura of invulnerability, birinin incitilemez, karşı konulamaz veya yenilemez olduğu yönündeki genel izlenimdir. Burada aura mecazidir: Görünür bir ışık değil, kişinin yayıyor gibi göründüğü bir niteliktir. an aura of + soyut isim kalıbı, algılanan bir niteliği kısa bir betimlemede toplar. Erkeğin başkalarına nasıl göründüğünü anlatır; onun gerçekten zarar görmez olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

"The veteran goalkeeper walked onto the field with an aura of invulnerability," cümlesinde an aura of invulnerability ne anlama gelir?

  1. incitilemeyeceği veya yenilemeyeceği yönünde bir izlenim
  2. fiziksel olarak acı hissedemediğinin kanıtı
  3. bedenini çevreleyen görünür bir ışık
Cevabı göster

incitilemeyeceği veya yenilemeyeceği yönünde bir izlenim

well handled without any showing off or bragging.

0:59

gösteriş yapmadan veya böbürlenmeden iyi idare edilir.

When the house is on fire,

1:02

Ev yanarken,

the cool man doesn't scream or call the fire brigade.

1:04

havalı adam çığlık atmaz veya itfaiyeyi çağırmaz.

"Temperature's rising, babe,"

1:07

"Sıcaklık artıyor, bebeğim,"

he quips to his current girlfriend as she emerges from the shower.

1:08

diye duştan çıkan şu anki kız arkadaşına espri yapar.

Then he casually puts out the blaze himself. Öbek fiiller

1:12

Sonra da umursamazca yangını kendi başına söndürür.

Öbek fiiller

puts out: yangını söndürmek

Bu cümlede puts out, “söndürür” anlamına gelir: yangının yanmaya devam etmesini engeller. Put out bir öbek fiildir; bu yüzden put ve out sözcüklerini ayrı ayrı “koymak” ve “dışarı” gibi gerçek anlamlarıyla yorumlamayın. puts biçimi, üçüncü tekil şahıs öznesi he ile uyumludur. Bu öbek fiil ayrılabilir: put the fire out veya put out the fire denebilir. Ancak nesne bir zamirse put it out denir; put out it denmez.

Alıştırma

Cümleyi put out ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The firefighters ____ the kitchen fire before it spread.

Cevabı göster

put out

When the waiter spills a cocktail over him,

1:15

Garson üzerine kokteyl döktüğünde,

the cool man doesn't get flustered. Kalıp ifadeler

1:17

havalı adam telaşlanmaz.

Kalıp ifadeler

get flustered: gerilip afallamak

Get flustered, özellikle beklenmedik veya stresli bir şey olduğunda gerilmek, kafası karışmak ya da ne yaptığını şaşırmak anlamına gelir. Burada get, “bir duruma geçmek” anlamındadır; flustered ise ortaya çıkan durumu adlandırır. Flustered olan biri düşünce akışını kaybedebilir, sözcükleri karıştırabilir veya sakin davranmakta zorlanabilir. Sözcük yalnızca “öfkeli” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum birinin get flustered olmasını en iyi gösterir?

  1. Maya sunumunu tam olarak planladığı gibi bitirir.
  2. Maya sunum sırasında kaldığı yeri unutur ve sözcükleri karıştırmaya başlar.
  3. Maya uzun süre bekledikten sonra sakince kitap okur.
Cevabı göster

Maya sunum sırasında kaldığı yeri unutur ve sözcükleri karıştırmaya başlar.

He removes his jacket and looks even better in his shirt.

1:19

Ceketini çıkarır ve gömleğiyle daha bile iyi görünür.

When his boss is being difficult,

1:22

Patronu zorluk çıkardığında,

the cool man smiles ironically.

1:24

havalı adam ironik bir şekilde gülümser.

He can walk away from the job at any moment. Öbek fiiller

1:26

İstediği an işi bırakıp gidebilir.

Öbek fiiller

walk away from: bir bağlılıktan gönüllü olarak ayrılmak

Burada walk away from, işi kendi isteğiyle bırakmayı veya artık o işin içinde olmamayı seçmek anlamına gelir. Mutlaka yürüyerek uzaklaşmayı değil, gönüllü olarak çekilmeyi anlatır. Kalıp walk away from + iş, anlaşma, ilişki veya durum şeklindedir. At any moment, karar verdiği anda işi bırakmakta özgür olduğunu vurgular.

Alıştırma

Burada “He can walk away from the job at any moment” ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca yöneticisi izin verdikten sonra ayrılabilir.
  2. İstediği zaman işi bırakmayı seçebilir.
  3. İş yerinden yürüyerek uzaklaşmak zorundadır.
Cevabı göster

İstediği zaman işi bırakmayı seçebilir.

This is what, as a man,

1:29

Bir erkek olarak,

one is supposed to be like. Dilbilgisi

1:30

insanın böyle olması gerektiği varsayılır.

Dilbilgisi

is supposed to be: toplumsal bir beklentiyi aktarmak

Burada is supposed to be, bir erkeğin nasıl olması beklendiğine dair bir model sunar. Bu beklenti toplumsal bir normdan veya ortak bir düşünceden gelir; ifade, konuşmacının buna kişisel olarak katıldığını kanıtlamaz. Yapı be supposed to + fiilin yalın hâli şeklindedir. One, bir kişi anlamına gelen resmî ve genel bir zamirdir; bu nedenle one is supposed to be belirli bir erkekten değil, genel olarak erkeklerden söz eder.

Alıştırma

“A team captain is supposed to be calm under pressure” cümlesinde is supposed to be büyük olasılıkla ne anlatır?

  1. Kaptanın daha sonra sakinleşmesine izin verilmiştir.
  2. Konuşmacı her kaptanın her zaman sakin olduğunu bilir.
  3. Dışarıdan gelen bir norma göre kaptan sakin olmalıdır.
Cevabı göster

Dışarıdan gelen bir norma göre kaptan sakin olmalıdır.

For decades,

1:32

Onlarca yıl boyunca,

some of the most astute and creative minds have devoted themselves to making this notion of masculinity attractive. Dilbilgisi

1:33

en zeki ve yaratıcı beyinlerden bazıları, bu erkeklik anlayışını çekici kılmaya kendilerini adadılar.

Dilbilgisi

devoted themselves to making: devote oneself to + -ing yapısı

Devoted themselves to making, bu kişilerin söz konusu anlayışı çekici hâle getirmek için uzun süre büyük emek ve dikkat harcadığını belirtir. Dönüşlülük zamiri özneyi gösterir: they devoted themselves. devote oneself to kalıbında to bir edattır; bu nedenle ardından isim veya -ing biçimi gelir: devoted themselves to making. Bu yapıda to sonrasında fiilin yalın biçimi olan make kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi devote fiilinin geçmiş zamanı, doğru dönüşlülük zamiri ve to ile tamamlayın: The volunteers ____ rebuilding the library after the storm.

Cevabı göster

devoted themselves to

It's been portrayed as enviable, Kalıp ifadeler

1:40

Kıskanılacak,

Kalıp ifadeler

been portrayed as: present perfect edilgen yapı

Been portrayed as, bir şeyin belirli bir biçimde sunulduğu veya tasvir edildiği anlamına gelir. Bu cümlede It's, It has ifadesinin kısaltmasıdır; bu nedenle has been portrayed, present perfect'in edilgen yapısıdır. Anlayış tasvir edilen taraftır ve bu tasviri yapan kişiler belirtilmez. as ile başlayan bölüm, yüklenen imgeyi veya özelliği verir: portrayed as enviable. Bu ifade, söz konusu imgenin doğru olup olmadığına değil, bir şeyin zaman içinde nasıl sunulduğuna odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi portray fiilinin present perfect edilgen biçimi ve as ile tamamlayın: For years, the job ____ glamorous in films, although the work is exhausting.

Cevabı göster

has been portrayed as

seductive to women,

1:42

kadınlar için baştan çıkarıcı,

and well-dressed.

1:43

ve iyi giyimli olarak tasvir edildi.

And the image has worked.

1:44

Ve bu imaj işe yaradı.

It's what you need to be, to be a real man. Anlatım akışı

1:46

Gerçek bir erkek olmak için olmanız gereken şey budur.

Anlatım akışı

Toplumsal bir şart olarak "It's what you need to be ... a real man"

Bu cümle, beğenilen bir imgeyi betimlemekten fazlasını yapar. "It's what you need to be, to be X" kalıbı bu imgeyi bir şart hâline getirir: Toplumun birini "gerçek bir erkek" sayması için o kişinin bu modele uyması gerekir. Bu bağlamda It, daha önce sözü edilen idealize edilmiş "havalı" imgeye gönderme yapar. Konuşmacı bu mesajın yarattığı baskıyı ortaya çıkarıp eleştirir; erkeklere nasıl davranmaları gerektiği konusunda içten bir öğüt vermez.

Alıştırma

Konuşmacı bu bağlamda "It's what you need to be, to be a real man." cümlesiyle ne yapıyor?

  1. Bir erkeğin kurmaca mı gerçek mi olduğunu nasıl anlayacağımızı açıklıyor
  2. Beğenilen bir imgeyi "gerçek bir erkek" olarak kabul edilmenin şartına dönüştüren medya mesajını eleştiriyor
  3. Her erkeğe beğenilen imgeyi kopyalaması için doğrudan öğüt veriyor
Cevabı göster

Beğenilen bir imgeyi "gerçek bir erkek" olarak kabul edilmenin şartına dönüştüren medya mesajını eleştiriyor

And, perhaps daily,

1:49

Ve belki de her gün,

this model of manhood tortures us with the gap between its ideals and our reality. Deyimler

1:51

bu erkeklik modeli, idealleri ile bizim gerçekliğimiz arasındaki uçurumla bize eziyet ediyor.

Deyimler

"the gap between its ideals and our reality" ifadesindeki soyut uçurum

Buradaki gap, fiziksel bir açıklık değil, soyut bir mesafedir. İki şey arasındaki uyumsuzluğu adlandırır: modelin idealleri ile insanların gerçekte yaşama biçimi. "the gap between A and B" yapısı, karşılaştırmanın iki tarafını between sözcüğünden sonra verir. Beklentilerin, planların, iddiaların veya standartların gerçeklikle uyuşmadığını göstermek için başka bağlamlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi gap ve doğru edatla tamamlayın: There is still a large ____ what the policy promises and what people experience.

Cevabı göster

gap between

But there's another more realistic and more important vision of what a good man is like

1:58

Ancak iyi bir erkeğin nasıl olduğuna dair daha gerçekçi ve daha önemli başka bir vizyon var;

that's comparatively been given very much less attention and creative encouragement.

2:03

ki buna kıyasla çok daha az ilgi ve yaratıcı teşvik verilmiştir.

This is the very opposite of the cool man, Anlatım akışı

2:08

Bu, havalı adamın tam tersi,

what we call the warm man.

2:10

sıcak adam dediğimiz şeydir.

Anlatım akışı

the very opposite of ... what we call ...: karşıtlık kurma ve adlandırma

the very opposite of the cool man ifadesi, savı ilk modelden kesin biçimde uzaklaştırır. Very, opposite sözcüğünü güçlendirir: yazar iki modeli yalnızca biraz farklı değil, temelden karşıt olarak sunar. Ardından what we call the warm man, yazarın alternatif modele verdiği adı tanıtır. Bu yapı önce eski çerçeveyi reddeder, sonra yenisine ad verir. Burada cool ve warm gerçek sıcaklığı değil, karşıt kişilik ve değer modellerini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle önce güçlü bir karşıtlık kurup ardından yeni bir adlandırma getirir?

  1. This approach is the very opposite of rigid planning; it is what we call adaptive planning.
  2. This approach is slightly different from rigid planning.
  3. This approach combines rigid planning with adaptive planning.
Cevabı göster

This approach is the very opposite of rigid planning; it is what we call adaptive planning.

The warm man doesn't put out many fires by himself.

2:13

Sıcak adam kendi başına pek fazla yangın söndürmez.

He hasn't killed anyone either.

2:16

Kimseyi de öldürmemiştir.

He is, instead,

2:18

Bunun yerine o,

very much alive to his own anxiety. Deyimler

2:19

kendi kaygısının son derece farkındadır.

Deyimler

alive to his own anxiety: kendi kaygısının keskin biçimde farkında olmak

Be alive to something, bir şeyin keskin biçimde farkında olmak ve önemine karşı duyarlı olmak demektir. Burada alive to his own anxiety, kişinin kaygısını inkâr etmek ya da gözden kaçırmak yerine onu açıkça tanıdığını gösterir. Very much, farkındalığın derecesini güçlendirir. Bu anlam mecazidir; alive burada hayatta olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, keskin biçimde farkında olmak anlamına gelen alive ve uygun edatla tamamlayın: A careful manager is ____ the early signs of burnout.

Cevabı göster

alive to

He would drop the gun and would tell you he did quite candidly.

2:22

Silahı elinden bırakır ve bunu yaptığını size oldukça açık sözlülükle söyler.

What's distinctive and admirable is the warm man's relationship to this anxiety. Dilbilgisi

2:25

Farklı ve takdire şayan olan şey, sıcak adamın bu kaygıyla olan ilişkisidir.

Dilbilgisi

What's distinctive and admirable is ...: temel yargıyı öne çıkarma

What's, What is ifadesinin kısaltmasıdır. What is distinctive and admirable yan cümlesinin tamamı özne görevi görür ve “ayırt edici ve takdire şayan olan şey” anlamına gelir. İkinci is, bu özneyi vurgulanan yanıta bağlar: the warm man's relationship to this anxiety. Dolayısıyla cümlede övülen şey kaygının kendisi değil, onun kaygıyla başa çıkma ve ilişki kurma biçimidir. What ... is ... kalıbı, dinleyicinin dikkatini konuşanın vurgulamak istediği kesin yargıya veya yanıta yöneltir.

Alıştırma

Cümleyi What ... is ... odaklama yapısıyla tamamlayın: ____ matters most in this debate ____ the evidence.

Cevabı göster

What · is

He's aware of it, Anlatım akışı

2:30

Bunun farkındadır,

honest about it,

2:31

bu konuda dürüsttür,

funny with it,

2:32

bununla eğlenir,

and yet not overwhelmed by it.

2:33

ve yine de onun altında ezilmez.

Anlatım akışı

aware of it, honest about it ... and yet not overwhelmed: son karşıtlığa doğru ilerleme

Cümle, aynı kişinin aynı kaygıyla ilişkisini anlatan dört paralel betimlemeyi art arda sıralar: aware of it, honest about it, funny with it ve not overwhelmed by it. Tekrarlanan it, her bölümü kaygıya bağlı tutar; sonraki He's ifadelerinin atılması ise listeyi kısa ve akıcı kılar. Funny with it, kaygıya mizahla yaklaşabildiği anlamına gelir. And yet, son öğeyi temel karşıtlığa dönüştürür. İlk üç bölüm onun kaygıyı fark ettiğini ve onunla yüzleştiğini gösterir; son bölüm ise kaygının buna rağmen onu ezmediğini belirtir. Bu sonucu sona koymak ona en güçlü vurguyu kazandırır.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz biçimi seçin. Son karşıtlığın and yet ile başlayıp başlamadığına odaklanın.

  1. She was anxious, honest about it, and yet not controlled by it.
  2. She was anxious, honest about it, and still controlled by it.
  3. She was anxious, honest about it, and not controlled by it.
Cevabı göster

She was anxious, honest about it, and yet not controlled by it.

The warm man has a good sense of how demented and fragile we all are. Notlar

2:36

Sıcak adam, hepimizin ne kadar çılgın ve kırılgan olduğunun çok iyi farkındadır.

Kalıp ifadeler

has a good sense of: doğru anlamak veya değerlendirmek

Burada has a good sense of, “bir şeyi oldukça doğru anlar veya değerlendirir” anlamına gelir. Beş fiziksel duyudan birini değil, zihinsel farkındalığı ve muhakemeyi anlatır. İfadenin ardından how demented and fragile we all are gelir; how yan cümlesi onun anladığı durumu açıklar. Yaygın kalıplar have a good sense of + isim ve have a good sense of + wh yan cümlesidir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Arjun understands customer needs well. He ____ what buyers are looking for.

Cevabı göster

has a good sense of

Kelime

demented: akıl dışı davranışı anlatan güçlü bir sözcük

Bu cümlede demented, son derece akıl dışı, kontrolden çıkmış veya saçma anlamına gelen güçlü ve abartılı bir sıfattır. Konuşmacı bunu fragile ile yan yana getirerek iki genel insan eğilimini anlatır: akıl dışı davranış ve kırılganlık. Bu kullanım herkesin demansı olduğunu kendiliğinden ileri sürmez. Sözcük burada retorik amaçla kullanılır; ancak ruhsal hastalıklarla ilişkisi, ona irrational veya chaotic gibi sözcüklerden daha sert bir etki verir.

Alıştırma

Bir doktor tıbbi notunda saygılı ve tarafsız bir ifade kullanmak istiyor. “The patient is demented” uygun bir seçim midir?

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

So he goes out of his way to reassure, Notlar

2:41

Bu yüzden insanları rahatlatmak,

Deyimler

goes out of his way to…: özellikle fazladan çaba göstermek

Go out of one's way to do something, normalde beklenenin ötesinde özel ve fazladan çaba göstermek anlamına gelen bir deyimdir. Burada kişi, birine güven vermek, yani o kişinin kendini daha güvende veya daha az endişeli hissetmesini sağlamak için gerekenden fazlasını bilinçli olarak yapıyor. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I go out of my way, she goes out of her way ve they go out of their way. Ardından gelen to mastarı, fazladan çabanın amacını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi go out of one's way ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın ve iyelik sözcüğünü she ile uyumlu hâle getirin: Although she was busy, she ____ to help the new employee feel welcome.

Cevabı göster

went out of her way

to be forgiving,

2:43

bağışlayıcı olmak,

and to be gentle.

2:44

ve nazik olmak için elinden geleni yapar.

Anlatım akışı

to reassure, to be forgiving, and to be gentle: paralel bir liste

Vurgulanan üç bölüm paralel bir liste oluşturur: to reassure, to be forgiving ve to be gentle. Her öğe to ile başladığı için dinleyen kişi üçünün de birbirine bağlandığını ve hepsinin goes out of his way ifadesine bağlı olduğunu hızla anlayabilir. İlk öğe to + fiil yapısını, sonraki iki öğe ise to be + sıfat yapısını kullanır. İç yapılarındaki bu farklara rağmen üçü de eşit ağırlıklı to mastarı öbekleridir. to sözcüğünün tekrarı açıklamaya netlik ve ritim verir; reassure burada birinin daha az endişeli hissetmesini sağlamak anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümlede üç to mastarı öbeğinden oluşan açık bir paralel liste kullanılmıştır?

  1. Her goal is to listen carefully, answering honestly, and fair actions.
  2. Her goal is careful listening, to answer honestly, and acting fairly.
  3. Her goal is to listen carefully, to answer honestly, and to act fairly.
Cevabı göster

Her goal is to listen carefully, to answer honestly, and to act fairly.

He's tried very hard at times to get things to work out better for himself, Öbek fiiller

2:45

Bazen işlerin kendisi için daha iyi yürümesi için çok çabalamıştır,

Öbek fiiller

work out: yolunda gitmek

get things to work out ifadesinde work out, “iyi ilerlemek veya sonunda başarılı olmak” anlamına gelir. Kişi, durumun kendisi için daha iyi bir sonuç vermesini sağlamaya çalışıyor. get + isim + to'lu mastar yapısı, “ismin belirttiği kişi ya da şeyin bir şey yapmasını sağlamak veya buna yardımcı olmak” anlamına gelir. get things to work out, işlerin yolunda gitmesini sağlamak demektir. Burada egzersiz yapmak ya da hesaplamak anlamında değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede work out “iyi ilerleyip başarılı olmak” anlamındadır?

  1. Can you work out the total cost?
  2. We hope the new schedule will work out.
  3. I work out at the gym every morning.
Cevabı göster

We hope the new schedule will work out.

but frequently it just hasn't worked.

2:49

ama çoğu zaman işe yaramamıştır.

The warm man has known many sorrows. Dilbilgisi

2:52

Sıcak adam pek çok acı tatmıştır.

He has done stupid things.

2:55

Aptalca şeyler yapmıştır.

He has lost people he loved.

2:56

Sevdiği insanları kaybetmiştir.

He has made daft decisions. Kelime

2:58

Saçma sapan kararlar almıştır.

Dilbilgisi

has known ... has done ... has lost ... has made: birikmiş yaşam deneyimleri

Tekrarlanan present perfect biçimleri has known, has done, has lost ve has made, has + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Bu yapılar, onun hayatının farklı dönemlerindeki çeşitli deneyimleri, tamamlanmış tek bir zamana yerleştirmeden bir araya getirir. Bu zaman, önceki deneyimleri kişinin şu anki tanımıyla ilişkilendirir: bunlar, onun bugün olduğu kişiyi açıklamaya yardımcı olur. Cümle last year gibi bitmiş bir zamanı belirtiyorsa genellikle simple past kullanılır.

Alıştırma

İki cümleyi visit ve make fiillerinin present perfect biçimleriyle tamamlayın: Since she started traveling, Maya ____ three countries. She ____ many new friends too.

Cevabı göster

has visited · has made

Kelime

daft: aptalca bir seçim için kullanılan gündelik Britanya İngilizcesi sözcüğü

Bu cümlede daft, aptalca, saçma veya yeterince düşünülmemiş anlamına gelir. Sözcük kararları eleştirir; kişinin genel olarak zekâsız olduğunu söylemek zorunda değildir.

Alıştırma

"He has made daft decisions," cümlesinde daft ne anlatır?

  1. Kararlar çok hızlı alındı.
  2. Kararlar aptalca veya yeterince düşünülmemişti ve bu, gündelik bir üslupla ifade ediliyor.
  3. Kararlar diğer insanlara karşı cömertti.
Cevabı göster

Kararlar aptalca veya yeterince düşünülmemişti ve bu, gündelik bir üslupla ifade ediliyor.

His weaknesses have made him immensely generous to others. Dilbilgisi

3:00

Zayıflıkları onu başkalarına karşı son derece cömert biri yapmıştır.

Dilbilgisi

made him immensely generous içinde make + nesne + sıfat

made him immensely generous ifadesinde made sözcüğünü nesne him ve sıfat generous izler. Sıfat bir nesne tümlecidir: Özne His weaknesses tarafından him üzerinde oluşturulan durumu veya niteliği açıklar. make + nesne + sıfat kalıbı, “birinin veya bir şeyin belirli bir duruma gelmesine ya da o durumda olmasına neden olmak” demektir. Immensely, generous sözcüğünü güçlendiren bir zarftır; temel kalıp make + nesne + sıfat olarak kalır.

Alıştırma

Geçmiş zamandaki make + nesne + sıfat kalıbını kullanın: The encouraging feedback ____ Maya more confident.

Cevabı göster

made

When the waiter spills the cocktail,

3:05

Garson kokteyli döktüğünde,

the warm hero laughs.

3:06

sıcak kahraman güler.

They've spilled a few cocktails themselves, Dilbilgisi

3:08

Kendisi de birkaç kokteyl dökmüştür,

Dilbilgisi

They've spilled a few cocktails themselves cümlesindeki vurgulayıcı themselves

Bu cümlede themselves vurgu amaçlı kullanılan bir dönüşlülük zamiridir. They öznesine gönderme yapar ve “bizzat onlar” ya da “onlar da” anlamını ekler: Bu kişiler bile aynı türden bir hata yapmıştır. Spilled fiilinin nesnesi değildir. Cümle, kokteyllerin onların üzerine döküldüğünü söylemez. Themselves çıkarıldığında They've spilled a few cocktails dil bilgisi açısından hâlâ tamdır; yalnızca vurgu kaybolur.

Alıştırma

“They've made the same mistake themselves,” cümlesinde themselves ne anlama gelir?

  1. Hatayı kendi bedenlerinin üzerinde yaptılar.
  2. Hatayı bizzat onlar da yaptı.
  3. Hatayı birbirlerine yaptılar.
Cevabı göster

Hatayı bizzat onlar da yaptı.

and leaves a generous tip if he can.

3:10

ve yapabiliyorsa cömert bir bahşiş bırakır.

When he forgets someone's name,

3:12

Birinin adını unuttuğunda,

which he does quite often, Dilbilgisi

3:14

ki bunu oldukça sık yapar,

Dilbilgisi

Eylemin tamamını yorumlayan which he does quite often

Virgülle ayrılan which he does quite often yan cümlesi, önceki olayın tamamına, yani he forgets someone's name eylemine ek bir yorum getirir. Which, name sözcüğüne gönderme yapmaz. Burada does, önceki forgets someone's name fiil öbeğinin yerine geçerek tekrar edilmesini önler. Bu yapı, bir eylemin ne sıklıkla, nasıl veya hangi koşullarda gerçekleştiğiyle ilgili ek bir yorum yapmayı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle açıklayıcı bir which yan cümlesini doğru kullanır ve önceki eylemin yerine does getirir?

  1. Nora checks on her neighbors, which does she every weekend.
  2. Nora checks on her neighbors, that she does every weekend.
  3. Nora checks on her neighbors, which she does every weekend.
Cevabı göster

Nora checks on her neighbors, which she does every weekend.

the warm hero is ashamed,

3:15

sıcak kahraman utanır,

but frank,

3:16

ama açıktır,

and says sincerely,

3:17

ve samimiyetle şöyle der:

"I'm really sorry and very embarrassed. Ton ve niyet

3:18

"Gerçekten çok üzgünüm ve çok utandım.

Ton ve niyet

really sorry and very embarrassed: özür ve samimi mahcubiyet

Yapı “I'm [really sorry] and [very embarrassed]” şeklindedir. Ortak kullanılan “I'm” iki sıfat grubunu birbirine bağlar: sorry yapılan hata için özür dilerken embarrassed konuşanın kendi mahcubiyetini ve huzursuzluğunu belirtir. Bu ikisini birlikte kullanmak özrün açık ve samimi duyulmasını sağlar. Konuşan kişi karşısındakini suçlamak yerine hatasını kabul eder ve rahatsızlığını dürüstçe söyler; embarrassed, “senden utanıyorum” demek değildir.

Alıştırma

Yeni bir iş arkadaşınıza yanlış adla hitap ettikten sonra hangi yanıt hem özür diler hem de mahcubiyetinizi dürüstçe kabul eder?

  1. I feel awkward, but calling you the wrong name was not my fault.
  2. You must be embarrassed because I called you by the wrong name.
  3. I'm really sorry and very embarrassed. I called you by the wrong name.
Cevabı göster

I'm really sorry and very embarrassed. I called you by the wrong name.

I know,

3:20

Biliyorum,

but it's just slipped my mind. Deyimler

3:20

ama sadece aklımdan çıkmış.

Deyimler

slipped my mind: bir şeyi geçici olarak unutmak

It slipped my mind ifadesinde it, konuşanın hatırlamak istediği bir bilgiyi, adı, görevi veya planı belirtir. Deyim, kişinin bunu geçici olarak unuttuğu ya da gerektiği anda hatırlayamadığı anlamına gelir; fiziksel olarak kayan bir şey yoktur. Kalıp “[hatırlanması gereken şey] + slipped + my/your/his/her/our/their mind” şeklindedir. Buradaki just, unutmayı yeni gerçekleşmiş veya anlık bir dalgınlık olarak sunup açıklamayı yumuşatır, fakat sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

“Geçici olarak unuttum” anlamındaki bu dersin deyimiyle özrü tamamlayın: “I was supposed to send the form yesterday, but it ____. I'll send it now.”

Cevabı göster

slipped my mind

Forgive me.

3:22

Affet beni.

Help me out." Öbek fiiller

3:22

Bana yardım et."

Öbek fiiller

Help me out: pratik yardım istemek

Help me out ifadesindeki help someone out, bir kişinin sorunu olduğunda veya bir iyiliğe ihtiyaç duyduğunda ona faydalı ve pratik yardım sağlamak anlamına gelir. Burada konuşan kişi, karşısındakinden unuttuğu bir adı söylemesini istiyor. Out, öbek fiilin bir parçasıdır; kişiyi dışarı çıkarmak anlamına gelmez. Nesne bir isim veya zamir olabilir: help Maya out, help me out.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “bana pratik yardım ver” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I can't move this table alone. Could you ____?

Cevabı göster

help me out

When they've messed up at work, Öbek fiiller

3:24

İş yerinde bir şeyleri berbat ettiklerinde,

Öbek fiiller

messed up: hata yaptığını kabul etmek

they've messed up ifadesinde mess up nesnesiz kullanılır ve hata yapmak veya bir şeyi kötü yapmak anlamına gelir. At work bağlamı belirtir; bu nedenle ifade işte yapılan bir hataya gönderme yapar. İş yerinin fiziksel olarak dağınık hâle geldiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “hata yaptım” anlamına gelen iki sözcüklü gayriresmî ifadeyle tamamlayın: I used the wrong address, so I ____.

Cevabı göster

messed up

the warm person admits it, Anlatım akışı

3:25

sıcak insan bunu kabul eder,

feels sorry,

3:27

üzüntü duyar,

openly apologizes,

3:28

açıkça özür diler,

and explains as best he can what actually went wrong and how he might put it right in the future. Notlar

3:29

ve neyin yanlış gittiğini ve gelecekte bunu nasıl düzeltebileceğini elinden geldiğince iyi açıklar.

Anlatım akışı

admits it ... and explains: sorumlu bir yanıt oluşturmak

Vurgulanan bölüm, yanıtı aynı özneye bağlı eş görevli fiil öbekleri dizisi olarak düzenler: admits, feels, apologizes ve explains. Virgüller aşamaları ayırır, and ise son ve en ayrıntılı aşamayı başlatır. Dizi, hatayı üstlenmekten pişmanlık göstermeye ve doğrudan özür dilemeye, ardından nedeni anlamaya ve gelecekteki bir düzeltmeyi düşünmeye ilerler. Bu nedenle neyin yanlış gittiğini açıklamak bir bahane değil, sorumluluk almanın parçasıdır; çünkü dizi, durumun nasıl düzeltilebileceğini de ele alır.

Alıştırma

Vurgulanan dizinin sorumlu bir yanıtı nasıl düzenlediğini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Birbiriyle ilgisiz birkaç duyguyu sıralar ve kişinin ne yapacağını göstermez.
  2. Geleceğe yönelik bir çözümle başlar, sonra ilk hatanın sorumluluğunu reddeder.
  3. Hatayı kabul edip pişmanlık göstermekten özür dilemeye, sorunu açıklamaya ve gelecekteki düzeltmeyi düşünmeye ilerler.
Cevabı göster

Hatayı kabul edip pişmanlık göstermekten özür dilemeye, sorunu açıklamaya ve gelecekteki düzeltmeyi düşünmeye ilerler.

Kalıp ifadeler

as best he can: imkânlar ölçüsünde elinden geleni yapmak

Kalıplaşmış as best he can ifadesi, kişinin yeteneği veya koşulları dâhilinde bir şeyi mümkün olan en iyi şekilde yapması demektir. Burada explains fiilini niteler: yapabildiği en açık ve eksiksiz açıklamayı yapar. Kalıp as best + özne + can/could şeklindedir. Best bu deyimde zarf görevi görür, bu yüzden better biçimine dönüşmez. Can genellikle şimdiki veya genel durumlarda, could ise geçmiş veya varsayımsal durumlarda kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi as best + özne + could kalıbıyla tamamlayın. Although the directions were incomplete, Maya described the route ____.

Cevabı göster

as best she could

Dilbilgisi

Dolaylı sorularda what actually went wrong ... how he might put it right

what actually went wrong ve how he might put it right, birbirine paralel iki yan tümcedir ve ikisi de explains fiilinin açıkladığı içeriği tamamlar. İlki sorunu belirler; ikincisi sorunun nasıl düzeltilebileceğini gösterir. Bunlar bir cümlenin içine yerleştirilmiş dolaylı sorular olduğu için doğrudan soru dizilişini değil, düz cümle dizilişini kullanır. Might, gelecekteki çözümü garanti yerine temkinli bir olasılık olarak sunar. Go wrong bir sorun çıkması, put it right ise onu düzeltmek anlamına gelir.

Alıştırma

İlk yan tümce neden olan şeyi, ikinci yan tümce ise yöntemi soracak biçimde değerlendirme cümlesini tamamlayın: The report explains ____ caused the delay and ____ the team might prevent it next time.

Cevabı göster

what · how

The essence of the warm man is vulnerability well handled. Anlatım akışı

3:35

Sıcak adamın özü, iyi idare edilen kırılganlıktır.

Anlatım akışı

Kısaltılmış bir isim öbeği olarak vulnerability well handled

vulnerability well handled ifadesinde well handled, isimden sonra gelir ve onu niteler. Bu ifade, vulnerability that is handled well yapısının kısaltılmış biçimidir; böylece tam bir yargıyı kısa bir isim öbeğinde toplar. Cümle ana düşüncesini karşıtlık yoluyla sunar: hayranlık uyandıran özellik kırılganlığın hiç olmaması değildir ve kırılganlığın kendisi de ideal hâle getirilmez. Önemli olan, kırılganlığa dürüst ve becerikli bir şekilde karşılık vermektir.

Alıştırma

İsmi nitelemek için isimden sonra zarf + geçmiş zaman ortacı kullanan aynı kısaltılmış yapıya sahip cümle hangisidir?

  1. Strong teamwork calmly resolves conflict.
  2. Strong teamwork stays calm during conflict.
  3. Strong teamwork is conflict calmly resolved.
Cevabı göster

Strong teamwork is conflict calmly resolved.

He is conscious of his flaws and failings, Kalıp ifadeler

3:40

Kusurlarının ve hatalarının farkındadır,

Kalıp ifadeler

be conscious of his flaws and failings: kişinin kusurlarının ve yetersizliklerinin farkında olması

Bu cümlede be conscious of, bir şeyi açıkça bilmek ya da fark etmek demektir. his flaws and failings nesnesi, kişinin kendisinde fark ettiği kusurları ve yetersizlikleri belirtir; conscious burada yalnızca uyanık olmak anlamına gelmez. Yan yana kullanılan iki isim öz değerlendirmeyi genişletir: flaws kusurları veya zayıflıkları, failings ise kişinin beklentileri karşılayamadığı yönleri ifade eder. Birlikte, dürüst ve ölçülü bir öz farkındalık anlatırlar.

Alıştırma

Hangi cümlede conscious of, bir şeyin açıkça farkında olmak anlamında kullanılmıştır?

  1. Ravi is conscious of the risks in his plan.
  2. Ravi remained conscious throughout the procedure.
  3. Ravi lost consciousness after the fall.
Cevabı göster

Ravi is conscious of the risks in his plan.

but uses this knowledge to become interestingly humorous and a rich source of sympathy for the secret troubles of every life he encounters. Deyimler

3:42

ancak bu bilgiyi ilginç bir şekilde mizahi olmak ve karşılaştığı her hayatın gizli dertleri için zengin bir sempati kaynağı olmak için kullanır.

Deyimler

bir mecaz olarak a rich source of sympathy

a rich source of sympathy ifadesinde source mecazidir: kişi, başkalarının gizli sıkıntılarına yönelik anlayış ve şefkati sürekli olarak sunar ya da uyandırır. Rich, varlıklı değil, bol veya güçlü demektir. a rich source of + isim kalıbı, bir kişiyi ya da şeyi belirli bir niteliği veya yararı bol miktarda ve sürekli üreten bir kaynak olarak gösterir. Burada anlayış ve şefkat ona değil, karşılaştığı sıkıntılı insanlara yöneliktir.

Alıştırma

Şu yeni cümleyi okuyun: "Her letters became a rich source of sympathy for lonely readers." Burada a rich source of sympathy ne anlama gelir?

  1. Okurlara sürekli olarak bolca anlayış ve şefkat sunar.
  2. Okurları maddi açıdan zenginleştirir.
  3. Birçok özel sorunu hiçbir karşılık vermeden sıralar.
Cevabı göster

Okurlara sürekli olarak bolca anlayış ve şefkat sunar.

Ideally,

3:51

İdeal olarak,

one day it will be as desirable to be called warm as it currently is to be labeled cool. Dilbilgisi

3:51

bir gün sıcak olarak adlandırılmak, şu anda havalı olarak etiketlenmek kadar arzu edilir olacaktır.

Dilbilgisi

as desirable to be called warm as ... to be labeled cool: iki etiketin çekiciliğini karşılaştırma

as + sıfat + as kalıbı, iki durumu belirli bir özellik bakımından eşit derecede gösterir. Burada gelecekte warm diye anılmanın çekiciliği, bugün cool olarak etiketlenmenin çekiciliğiyle karşılaştırılır; one day ve currently gelecek ile bugün arasında zaman karşıtlığı kurar. İki taraf da bir kişinin aldığı etiketleri anlatır: to be called warm ve to be labeled cool, birbirine paralel edilgen mastar öbekleridir. İkinci karşılaştırma yan cümlesinde desirable, it currently is ifadesinden sonra tekrar edilmez ama bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Bir etiketin gelecekteki çekiciliğini başka bir etiketin bugünkü çekiciliğiyle aynı karşılaştırma yapısını kullanarak doğru biçimde karşılaştıran cümle hangisidir?

  1. One day, it may be desirable to be called thoughtful as it is now to be called cool.
  2. One day, it may be as desirable to call someone thoughtful as it is now to be called cool.
  3. One day, it may be as desirable to be called thoughtful as it is now to be called cool.
Cevabı göster

One day, it may be as desirable to be called thoughtful as it is now to be called cool.

There will be lists of the 40 warmest men under 40. Kültür

3:58

40 yaş altı en sıcak 40 erkek listeleri olacak.

Kültür

the 40 warmest men under 40 ve “40 Under 40” liste kalıbı

Bu ifade, tanınmış bir medya liste kalıbı olan “40 Under 40”a gönderme yapar: her biri kırk yaşından küçük kırk dikkat çekici kişi. Burada warmest sıralama ölçütü olarak eklenir ve “the 40 warmest men under 40” ortaya çıkar. Bu liste hayalîdir; gerçekten var olan bir sıcakkanlılık sıralamasına gönderme yapmaz. Şaka, warm sözcüğünü dergilerin sıralama yapacağı kadar prestijli bir özellik hâline gelebilirmiş gibi ele alır ve toplumsal değerlerin değiştiği bir gelecek fikrini destekler.

Alıştırma

Bu bağlamda “the 40 warmest men under 40” ifadesini komik yapan nedir?

  1. Erkekleri vücut sıcaklıklarına göre sıralayan gerçek bir listeyi bildirir.
  2. warmest sözcüğünü youngest sözcüğünün sıradan bir eş anlamlısı olarak kullanır.
  3. Bilinen “40 Under 40” liste kalıbını değiştirip sıcakkanlılığı sıralanan özellik hâline getirir.
Cevabı göster

Bilinen “40 Under 40” liste kalıbını değiştirip sıcakkanlılığı sıralanan özellik hâline getirir.

Boys will come home from school and complain to their mothers,

4:01

Erkek çocuklar okuldan eve gelecek ve annelerine şikayet edecekler:

"I can't do it.

4:04

"Bunu yapamıyorum.

I can't.

4:04

Yapamıyorum.

I don't how to be warm."

4:05

Nasıl sıcak olunacağını bilmiyorum."

Girls at fashionable bars

4:07

Moda barlardaki kızlar

will take mental notes Kalıp ifadeler

4:09

sıcak çocukların nerelerde oturduğunu

of where the warm guys are sitting.

4:10

akıllarına not edecekler.

Kalıp ifadeler

Take mental notes: ayrıntıları zihinde tutmak

Take mental notes, bilgiyi dikkatle fark edip mutlaka yazmadan zihinde hatırlamak demektir. Burada of where the warm guys are sitting, hatırlanan bilginin ne olduğunu belirtir. Bu ifade, hatırlamayı çoğu zaman bilinçli ve kişisel bir eylem olarak gösterir: bir ayrıntıyı daha sonra önemli olabileceği için şimdi zihnine kaydedersin.

Alıştırma

Cümleyi take mental notes ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the safety tour, I ____ of where the emergency exits were.

Cevabı göster

took mental notes

And in the secret soul of every man,

4:12

Ve her erkeğin gizli ruhunda,

there will be a quiet, steady yearning Kalıp ifadeler

4:15

olabildiğince sıcak olmaya yönelik

to be as warm as they possibly can. Dilbilgisi

4:17

sessiz, istikrarlı bir özlem olacak.

Kalıp ifadeler

A quiet, steady yearning to be: sessiz ve sürekli derin bir özlem

A yearning to be, bir şey olmayı veya belirli bir durumda bulunmayı istemeye yönelik derin ve duygusal açıdan güçlü bir arzudur. Mastar yapısındaki to be, arzulanan durumu tanıtır; burada as warm as they possibly can bu durumu açıklar. Quiet ve steady bu duyguyu biçimlendirir: duygu özel ve ölçülüdür ama zaman içinde devam eder. Bu nedenle ifade, basit bir want to be yapısından daha düşünceli ve edebî gelir.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyi derin, uzun süren ve içsel bir arzuyu anlatmak için en doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. She felt a quiet, steady yearning to be useful to her community.
  2. She had a quiet, steady yearning to be at the front of the lunch line.
  3. She felt a quiet, steady yearning to be done with a two-minute wait.
Cevabı göster

She felt a quiet, steady yearning to be useful to her community.

Dilbilgisi

as warm as they possibly can: ulaşılabilecek en yüksek derece

as + sıfat/zarf + as + özne + possibly can kalıbı, “öznenin ulaşabildiği en yüksek derecede” anlamına gelir. Burada as warm as they possibly can, sıcaklık derecesini her kişinin ulaşabileceği üst sınıra taşır. possibly sözcüğü “mümkün olduğunca” fikrini güçlendirir; belirsizlik ifade etmez. can'den sonraki sözler, anlam açık olduğu için tekrarlanmaz: tam düşünce can be warm şeklindedir. Bu kalıp başka nitelik veya eylemlerle de kullanılabilir ve kip zamana göre değişebilir: as patiently as I possibly can, as clearly as she possibly could.

Alıştırma

Hangi cümle, Lena'nın kuralı ulaşabildiği en yüksek açıklık derecesiyle anlattığını belirtir?

  1. Lena explained the rule as clearly as she possibly could.
  2. Lena explained the rule when she thought it was possible.
  3. Lena explained the rule, but she was not sure it was clear.
Cevabı göster

Lena explained the rule as clearly as she possibly could.

We love bringing you these films.

4:21

Size bu filmleri sunmayı seviyoruz.

If you want to help us to keep bringing you thoughtful content,

4:23

Düşündürücü içerikler sunmaya devam etmemize yardımcı olmak isterseniz,

please consider supporting us by visiting our shop at the link on your screen now.

4:26

lütfen şu an ekranınızda bulunan bağlantıdan mağazamızı ziyaret ederek bizi desteklemeyi düşünün.