Felsefe Ne İşe Yarar?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Özet: Animasyon felsefeyi sağduyuyu sınayan, kendini anlamayı ve bakış açısı kazanmayı sağlayan pratik bilgelik olarak sunuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: “only with sound answers to them can we direct”, başa alınan only öbeğinden sonraki devrikliği gösterir; resmî vurguyu tanıyıp zorunlu koşul belirtebilirsiniz. 2. Öbek Fiiller: “pin down”, yakalanması güç bir şeyi kesin belirlemek demektir; belirsiz neden, sorun veya anlam için kullanılır. 3. Kalıplaşmış İfadeler ve Eşdizimler: “a byword for calm,”, bir niteliğin tanınan simgesi demektir; philosophical ile sakinlik bağını anlayıp byword’ü kelimesi kelimesine çevirmeden itibarı anlatabilirsiniz.
Bu derste
From a distance: yakından tanımadan değerlendirmek
Burada From a distance, fiziksel olarak uzaktan bakmak değil, bir şeyi yakından tanımadan veya ona doğrudan dâhil olmadan değerlendirmek anlamına gelir. Felsefeyle ilgili dışarıdan edinilen ilk izlenimi sunar. Bu ifade cümlenin başında kullanıldığında, geri kalan kısmın hangi bakış açısından anlaşılacağını belirler. Genellikle daha yakından bakıldığında bu izlenimin değişebileceğini de sezdirir.
Alıştırma
Hangi cümlede From a distance fiziksel bir konumu değil, sınırlı bilgiye dayalı bir görüşü anlatır?
- We kept the fire at a distance.
- From a distance, I could see a lighthouse.
- From a distance, the job looks easy, but the daily work is demanding.
Cevabı göster
From a distance, the job looks easy, but the daily work is demanding.
irrelevant, boring, and yet also just a little intriguing.
0:04alakasız, sıkıcı ve yine de biraz merak uyandırıcı görünüyor.
What are philosophers really for?: gerçek amacı sormak
What is/are X for? kalıbı X'in amacını, işlevini veya değerini sorar. Burada X çoğul olduğu için are kullanılır ve for doğal olarak cümlenin sonunda kalır. Really soruyu daha keskin hâle getirir: kolay veya yüzeysel bir cevap yerine gerçek ya da önemli amacı sorar. Who do philosophers work for? anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi soru yeni bir okul kuralının gerçek amacını sorar?
- What is this new school rule really for?
- Who is this new school rule really for?
- What does this new school rule really do?
Cevabı göster
What is this new school rule really for?
The answer is handily already contained in the word philosophy itself.
0:11Cevap kullanışlı bir şekilde zaten felsefe kelimesinin kendi içinde yer almaktadır.
Philosophers are people devoted to wisdom. Kalıp ifadeler
0:20Filozoflar kendilerini bilgeliğe adamış insanlardır.
be devoted to + isim veya -ing biçimi
Be devoted to, birine veya bir şeye ciddi ve kalıcı bir bağlılık, ilgi ya da emek vermek anlamına gelir. Buradaki devoted to wisdom, filozofları bilgeliğe yalnızca ilgi duyan değil, bilgeliği aramaya ve ona değer vermeye kendini adamış kişiler olarak anlatır. Buradaki to bir edattır. Ardından bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir: devoted to wisdom; devoted to helping others.
Alıştırma
Hangi cümlede be devoted to bir eylemden önce doğru kullanılmıştır?
- He is devoted to protecting the forest.
- He is devoted for protecting the forest.
- He is devoted to protect the forest.
Cevabı göster
He is devoted to protecting the forest.
Being wise means attempting to live and die well.
0:23Bilge olmak, iyi yaşamaya ve iyi ölmeye çabalamak demektir.
pursuit of + soyut amaç
Pursuit of, bir şeye ulaşmak, onu elde etmek veya anlamak için gösterilen etkin ve sürekli çabayı adlandırır. Wisdom gibi soyut bir isimle kullanıldığında birini fiziksel olarak kovalamak değil, bilgeliği aramak anlamına gelir. In their pursuit of wisdom, cümlenin başına getirilmiş bir edat öbeğidir. Filozofların sonraki eylemlerinin ortamını veya amacını, yani bilgeliği aradıkları süreci belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede pursuit, soyut bir amaca yönelik sürekli çabayı anlatmak için doğru kullanılmıştır?
- Their pursuit of fairness shaped the new policy.
- Their pursue of fairness shaped the new policy.
- Their pursuit for fairness shaped the new policy.
Cevabı göster
Their pursuit of fairness shaped the new policy.
philosophers have developed a very specific skill set.
0:28filozoflar çok özel bir beceri seti geliştirmişlerdir.
Over the centuries: uzun bir tarihsel dönem boyunca değişim
Over the centuries, “birkaç yüz yıl süren bir dönem boyunca” anlamına gelir. Bir değişimi veya gelişimi tek bir anda gerçekleşen bir olay olarak değil, uzun bir zaman diliminde yavaş yavaş biriken bir süreç olarak gösterir. They have, over the centuries, ... cümlesinde bu ifade, virgüller arasına yerleştirilmiş bir zaman zarfı öbeğidir. Have ile kurulan present perfect yapısıyla birlikte, geçmiş yüzyıllardaki gelişmeleri bunların günümüzdeki sonucu veya önemiyle ilişkilendirir.
Alıştırma
Cümleyi “birkaç yüz yıl boyunca” anlamına gelen üç sözcüklü zaman ifadesiyle tamamlayın: The town has changed greatly ____.
Cevabı göster
over the centuries
become experts in many of the things that make people not very wise.
0:33insanları çok da bilge yapmayan pek çok konuda uzmanlaşmışlardır.
Stand out: özellikle dikkat çekmek
Stand out, bir grubun diğer üyeleriyle karşılaştırıldığında özellikle dikkat çekici, önemli veya etkileyici olmak demektir. Burada özne Five sözcüğüdür: beş öğe diğerlerinden daha fazla fark edilmeye değerdir. Bu cümlede out sözcüğünden sonra nesne kullanılmaz. İfade, kelimenin gerçek anlamıyla dışarıda ayakta durmayı değil, en çok dikkat çeken öğeleri belirlemeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “özellikle dikkat çekici olmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Of all the science projects, Maya's model really ____.
Cevabı göster
stands out
Most of us entertain them every now and then, Kalıp ifadeler
0:49Çoğumuz zaman zaman bu soruları aklımızdan geçiririz,
Every now and then: ara sıra tekrarlanma
Every now and then, “ara sıra” ya da “zaman zaman” anlamına gelir. Bu cümlede çoğu insanın bu soruları bazen düşündüğünü, ancak bunu sık yapmadığını belirtir. İfadenin tamamı zaman bildiren bir zarf öbeği olarak kullanılır. Birden fazla kez gerçekleşebilen fakat seyrek olan bir durumu anlatır; now and then sözlerini art arda gelen iki ayrı zaman olarak yorumlamayın.
Alıştırma
Cümleyi “ara sıra” anlamına gelen dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: I call my old teacher ____.
Cevabı göster
every now and then
but we despair of trying to answer them. Kalıp ifadeler
0:51ancak onları yanıtlamaya çalışmaktan umudumuzu keseriz.
Despair of trying: başarı umudunu kaybetmek
Despair of trying, denemenin başarılı olacağına dair umudu kaybetmek demektir. Burada konuşan kişi yalnızca üzgün ya da isteksiz değildir; sorular o kadar zor görünür ki onları yanıtlamayı denemek bile umutsuz gelir. Despair of + -ing yapısında of bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: despair of finding, despair of solving veya despair of trying to answer.
Alıştırma
Umudun kaybedildiğini göstermek için despair of + -ing yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.
- After years of failed searches, they began to despair of finding the missing record.
- After years of failed searches, they began to despair to find the missing record.
- After years of failed searches, they began to despair for finding the missing record.
Cevabı göster
After years of failed searches, they began to despair of finding the missing record.
But they matter deeply because only with sound answers to them can we direct our energies meaningfully. Dilbilgisi
0:57Ancak derinden önem taşırlar çünkü enerjimizi ancak onlara verilecek sağlam cevaplarla anlamlı bir şekilde yönlendirebiliriz.
Cümle başındaki only sonrasında Only with ... can we ... devrikliği
Only with sound answers to them, sınırlayıcı bir koşulu cümlenin başına getirir. Only ile başlayan bir öbek öne alındığında can kiplik fiili, we öznesinden önce gelir: only + koşul + can + özne + fiilin yalın hâli. Bu, kısmi devrikliktir; soru değildir. Normal sıra We can direct our energies meaningfully only with sound answers to them şeklindedir. Koşulun başa alınması, güvenilir yanıtların vazgeçilmez olduğunu vurgular. Buradaki sound, güvenilir veya sağlam temelli demektir; işitmeyle ilgili değildir.
Alıştırma
Parantezdeki sözcükleri doğru vurgulu sıraya koy: ____ finish the rescue before dark. (only / with a clear map / can / we)
Cevabı göster
Only with a clear map can we
Philosophers are people unafraid of asking big questions.
1:03Filozoflar büyük sorular sormaktan korkmayan insanlardır.
They have, over the centuries, asked the very largest.
1:06Yüzyıllar boyunca en büyük soruları sormuşlardır.
They realize that these questions can always be broken down into more manageable chunks, Öbek fiiller
1:10Bu soruların her zaman daha yönetilebilir parçalara ayrılabileceğini,
Be broken down into manageable chunks: yönetilebilir parçalara ayırmak
Can be broken down into more manageable chunks ifadesinde questions eylemden etkilendiği için yapı edilgendir. Karmaşık bir bütünün daha küçük ve ele alınması daha kolay birimlere ayrılabileceği veya çözümlenebileceği anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen etken kalıp break + nesne + down into + ortaya çıkan parçalar şeklindedir: We broke the plan down into three stages. Edilgen yapıda nesne başa geçer: The plan was broken down into three stages. Buradaki break down, çalışmayı durdurmak veya duygusal olarak çökmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi break down into ifadesinin edilgen biçimiyle tamamla: The report is complex, but it can ____ three short sections.
Cevabı göster
be broken down into
and that the only really pretentious thing is to think one's above raising big naive-sounding inquiries. Deyimler
1:14ve asıl gösterişli olan tek şeyin, kulağa safça gelen büyük sorular sormayı küçümsemek olduğunu fark ederler.
think one's above raising: bir işi kendine yakıştırmamak
think one's above raising ifadesinde one's, one is'in kısaltmasıdır. think + özne + be above + -ing kalıbı, birinin bir işi kendisi için fazla sıradan veya düşük seviyeli görüp onu yapmayı reddettiğini ya da küçümsediğini anlatır. Above burada fiziksel konumu veya beceriyi değil, kişinin kendine yakıştırdığı sosyal ya da kişisel üstünlüğü anlatır. Buradaki ifade, kulağa büyük ve safça gelen sorular sormayı kendine yakıştırmayan birini eleştirir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp think someone is above doing something biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi think + be above + -ing kalıbıyla tamamlayın: Do you really ____ helping with the cleanup?
Cevabı göster
think you're above
Public opinion, or what gets called common sense, Dilbilgisi
1:23Kamuoyu ya da sağduyu olarak adlandırılan şey,
what gets called: adlandırma için get ile edilgen yapı
What, “... olan şey” anlamında bir isim cümleciği başlatır. what gets called common sense ifadesinde gets called, get ile kurulan edilgen yapıdır: insanlar bir şeye common sense etiketini verir. Burada get, “elde etmek” anlamına gelmez. İsim cümleciğinin tamamı Public opinion için başka bir açıklama sunar. What gets called ayrıca konuşan kişiyle etiket arasına biraz mesafe koyabilir: konuşan kişi, bu adın doğru olduğunu bütünüyle onaylamadan insanların kullandığı adı aktarır.
Alıştırma
Cümleyi get ile kurulan edilgen adlandırma yapısıyla tamamlayın: In marketing, this is ____ a soft launch.
Cevabı göster
what gets called
It's what you hear about from friends and neighbors,
1:29Arkadaşlarınızdan ve komşularınızdan duyduğunuz,
the stuff you take in without even thinking about it. Öbek fiiller
1:31üzerine hiç düşünmeden içselleştirdiğiniz şeylerdir.
take in: bilgi veya fikirleri özümsemek
Burada take in, bilgi veya fikirleri alıp zihinde özümsemek anlamına gelir. Bazen bilinçli bir çaba göstermeden zihne giren şeyleri anlatır. Nesne, hangi anlamın kastedildiğini anlamaya yardımcı olur: sözleri, gerçekleri, bir hikâyeyi veya olanları take in edebilirsin. Bir şeyi take in etmek, ona katılmak demek değildir; yalnızca onu almak veya anlamak demektir.
Alıştırma
Hangi cümlede take in, bilgiyi alıp zihinde özümsemek anlamında kullanılmıştır?
- The tailor will take in the waist of these trousers.
- The kind family agreed to take in the lost puppy.
- After the talk, Maya needed a minute to take in everything she had heard.
Cevabı göster
After the talk, Maya needed a minute to take in everything she had heard.
But common sense is also often full of daftness and error.
1:33Ancak sağduyu aynı zamanda çoğu zaman saçmalık ve hatalarla doludur.
Philosophy gets us to submit all aspects of common sense to reason. Kalıp ifadeler
1:38Felsefe, sağduyunun tüm yönlerini aklın süzgecinden geçirmemizi sağlar.
submit ... to reason: bir fikri akılcı incelemeye sunmak
submit something to reason yapısında submit, bir şeyi incelenmek üzere ortaya koymak veya sunmak; reason ise bir neden değil, akılcı yargı anlamına gelir. Cümle, felsefenin sağduyunun her yönünü akılcı düşünceyle sınamamızı sağladığını anlatır. submit X to Y kalıbı, X'i inceleme veya karar için bir kişinin, yetkilinin, sürecin ya da ölçütün önüne koymak demektir. Burada X, all aspects of common sense; Y ise reason ifadesidir.
Alıştırma
Cümleyi submit X to Y kalıbıyla tamamla: Before we accept the claim, we should ____ it ____ rational examination.
Cevabı göster
submit · to
think for ourselves: bağımsız bir yargı oluşturmak
Think for ourselves, neye inanmamız gerektiğine başkalarının karar vermesine izin vermek yerine kendi yargımızı oluşturmamız demektir. Burada ourselves, us sözcüğüne döner: özne ile bağımsız düşünen kişiler aynıdır. Yapı think for + dönüşlülük zamiri şeklindedir. Zamir özneye göre değişir: I think for myself, you think for yourself ve we think for ourselves.
Alıştırma
Cümleyi we ile uyumlu think for oneself biçimiyle tamamlayın: Our teacher gives us evidence and asks us to ____.
Cevabı göster
think for ourselves
Is it really true what people say about love, money, children, travel, work?
1:44İnsanların aşk, para, çocuklar, seyahat ve iş hakkında söyledikleri gerçekten doğru mu?
Philosophers are interested in asking whether an idea is logical rather than simply assuming it must be right because it's popular and long-established. Dilbilgisi
1:49Filozoflar, bir fikrin popüler ve köklü olduğu için doğru olması gerektiğini varsaymak yerine, mantıklı olup olmadığını sormakla ilgilenirler.
asking whether ... rather than simply assuming: varsaymak yerine sorgulamak
Are interested in asking whether... yapısında whether, dolaylı bir evet-hayır sorusu başlatır: Is the idea logical? Cümle, bu soruyu incelemeyi filozofların yaklaşımı olarak sunar. Rather than, bu yaklaşımı simply assuming the idea must be right ile karşılaştırır. asking ve assuming cümlede paralel -ing biçimleridir; bu nedenle karşılaştırma logical ve right arasında değil, iki eylem arasındadır. Bir yöntemin diğerine tercih edildiğini göstermek için bir -ing fiil öbeği rather than başka bir -ing fiil öbeği yapısını kullanın.
Alıştırma
Hangi cümle asking ve assuming sözcüklerini paralel -ing eylemleri olarak doğru biçimde kullanır ve soruyu whether ile başlatır?
- Careful planning means asking whether the route is safe rather than simply assuming it will be easy.
- Careful planning means asking whether the route is safe rather than simply assumes it will be easy.
- Careful planning means asking the route is safe rather than simply assuming whether it will be easy.
Cevabı göster
Careful planning means asking whether the route is safe rather than simply assuming it will be easy.
We're not very good at knowing what goes on in our own minds. Öbek fiiller
2:00Kendi zihnimizde olup bitenleri bilme konusunda pek iyi değiliz.
“Meydana gelmek” anlamındaki goes on
what goes on in our own minds ifadesinde goes on, “meydana gelir” veya “olur” anlamındadır. what ile başlayan yan cümlenin tamamı içimizde gerçekleşen düşünceleri, duyguları ve zihinsel etkinliği ifade eder. go on ifadesinin bu kullanımı genellikle gizli, karmaşık veya tam olarak bilinmeyen etkinlikleri anlatır. Burada “devam etmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
“Meydana gelir” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: No one knows what ____ inside the old house.
Cevabı göster
goes on
but we can't pin down what the issue is. Öbek fiiller
2:04ancak sorunun ne olduğunu tam olarak tespit edemeyiz.
pin down: tam olarak belirlemek
Pin down, daha önce belirsiz olan veya açıklanması zor olan bir şeyi tam olarak saptamak ya da belirlemek demektir. Burada konuşmacı bir sorun olduğunu biliyor, ancak bunun tam olarak ne olduğunu söyleyemiyor. Bu ifade mecazidir; hiçbir şey fiziksel olarak iğnelenmiyor veya sabitlenmiyor. İfade kesinlik vurgusu katar, bu yüzden yalnızca olası bir cevap bulmak yeterli değildir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için pin down ifadesini basit geçmiş zamanda kullanın: The engineers finally ____ the exact cause of the outage.
Cevabı göster
pinned down
Lose our temper: öfke kontrolünü kaybetmek
Lose our temper içindeki lose one's temper, kişinin öfkesini gösterme biçimini kontrol edemeyecek kadar kızması anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Yalnızca kızgın hissetmeyi değil, öfkenin dışa vurulmasını anlatır. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: we lose our temper, I lose my temper ve she loses her temper. İfadenin tamamı deyimseldir; temper burada sıcaklıkla değil, öfke ve öz denetimle ilgilidir.
Alıştırma
Cümleyi lose one's temper ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: I tried to stay calm, but I ____ when the shouting continued.
Cevabı göster
lost my temper
but we can't readily tell what we're so cross about. Kelime
2:08ama neye bu kadar kızdığımızı kolayca söyleyemeyiz.
Britanya İngilizcesinde be cross about something
We're so cross about ifadesinde cross, kızgın veya rahatsız anlamına gelen bir sıfattır. Bu kullanım özellikle günlük ve resmî olmayan Britanya İngilizcesinde yaygındır; kesişmek anlamına gelmez ve haç biçimli bir nesneyi anlatmaz. Be cross about something yapısı bu duygunun nedenini belirtir. What we're so cross about içinde what bilinmeyen nedeni temsil eder, so ise dereceyi artırarak çok kızgın veya rahatsız anlamını verir.
Alıştırma
Resmî olmayan Britanya İngilizcesinde Maya was cross about the delay cümlesi ne anlama gelir?
- Maya nereye gideceği konusunda kafası karışmıştı.
- Maya gecikme yüzünden rahatsız veya kızgındı.
- Maya geç kaldığı için karşıya geçti.
Cevabı göster
Maya gecikme yüzünden rahatsız veya kızgındı.
We lack insights into our own satisfactions and dislikes. Kalıp ifadeler
2:10Kendi tatminlerimiz ve hoşnutsuzluklarımız hakkında içgörüden yoksunuz.
insights into: bir konu hakkında derin kavrayış
Bu cümlede insights into, kendi tatminlerimiz ve hoşlanmadığımız şeyler hakkında birkaç farklı derin kavrayış anlamına gelir. Çoğul insights, tek bir gerçeği değil, birden fazla fark edişi gösterir. Sabit yapı insight into + konu şeklindedir. Into, konuyu yüzeyin altına inilerek incelenen bir şey olarak sunar; bu nedenle ifade, konu hakkında yalnızca bazı gerçekleri bilmekten daha derin ve çözümleyici bir anlayış aktarır.
Alıştırma
Cümleyi öne çıkarılan eşdizimle tamamlayın: The diary entries gave historians new ____ daily life during the war.
Cevabı göster
insights into
That's why we need to examine our own minds.
2:14İşte bu yüzden kendi zihnimizi incelememiz gerekir.
committed to self-knowledge: kalıcı bir amaca bağlılık
Burada is committed to, kalıcı bir amacı güçlü biçimde desteklemek ve ona ulaşmak için çalışmayı sürdürmek anlamına gelir. Philosophy, sanki bir taahhütte bulunabilirmiş gibi ele alınır; böylece cümle, felsefe alanının öz bilgiyi önemsediğini ve onun peşinden gittiğini anlatır. Yapı be committed to + isim veya -ing biçimidir. Burada self-knowledge, edat olan to sözcüğünden sonra gelen bir isimdir. Bir eylemle is committed to learning denir; is committed to learn denmez.
Alıştırma
Cümleyi reduce fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Our school is committed to ____ food waste.
Cevabı göster
reducing
Know yourself: felsefi bir ilke olarak kendini tanıma
“Know yourself”, yalın fiil know ile dönüşlülük zamiri yourself'ten oluşan bir emir cümlesidir. Burada yalnızca adın veya sevdiğin şeyler gibi kişisel bilgileri bilmek anlamına gelmez. Kendi güdülerini, arzularını, güçlü yanlarını, sınırlarını ve yargılarını incelemek anlamına gelir. Bu özdeyiş geleneksel olarak Antik Yunan felsefesiyle ilişkilendirilir ve burada özellikle Sokrates'le bağlantılıdır. Bunun temel bir ilke olarak adlandırılması, kendini tanımayı sıradan bir öğüt değil, bilgece yaşamanın ve düşünmenin başlangıç noktası olarak sunar.
Alıştırma
Bu felsefi bağlamda “Know yourself” bir kişiden öncelikle ne yapmasını ister?
- Kendi güdülerini, arzularını ve yargılarını incelemek.
- Adresi ve doğum günü gibi kişisel bilgileri ezberlemek.
- Başkalarının onu daha iyi anlamasını sağlamak.
Cevabı göster
Kendi güdülerini, arzularını ve yargılarını incelemek.
We overrate the power of some things to improve our lives and underrate others. Kelime
2:33Bazı şeylerin hayatımızı iyileştirme gücünü abartır, diğerlerini ise hafife alırız.
overrate ... underrate: karşıt yüksek ve düşük değerlendirmeler
Overrate, bir şeyi gerçekte olduğundan daha iyi, daha önemli, daha yararlı veya daha güçlü olarak değerlendirmek demektir. Underrate ise onu gerçekte olduğundan daha az değerli veya daha güçsüz değerlendirmek demektir. over- ve under- ön ekleri bu karşıtlığı oluşturur. Cümlede eşleştirilen iki fiil dengeli bir karşıtlık kurar: bazı şeylere gereğinden fazla, diğerlerine gereğinden az değer veririz. Others, tekrarı önlemek için other things yerine kullanılır. Burada rate “değerlendirmek” anlamındadır; “fiyat”, “hız” veya sayısal “oran” anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki karşıt anlamlı iki değerlendirme fiiliyle tamamla: “We often ____ quick fixes and ____ steady practice.”
Cevabı göster
overrate · underrate
guided by advertising and false glamour, Dilbilgisi
2:39reklamların ve sahte cazibenin yönlendirmesiyle,
we keep on imagining that a particular kind of holiday or car or computer will make a bigger difference than it can. Dilbilgisi
2:41belirli bir tatil, araba veya bilgisayar türünün yapabileceğinden daha büyük bir fark yaratacağını hayal etmeye devam ederiz.
reklamların ve sahte ihtişamın yönlendirmesiyle, …
guided by advertising and false glamour, indirgenmiş bir edilgen ortaç öbeğidir. Reklamlardan ve sahte ihtişamdan etkilendiğimizi anlatır ve yanlış seçimler yapmamızın nedenini ya da arka planını ekler. Bu öbeğin örtük öznesi ana cümlenin öznesi olan we ile aynıdır. Öbek, because we are guided by advertising and false glamour şeklinde açılabilir. Geçmiş zaman ortacı edilgen çatıyı gösterir; geçmiş zamanı göstermez. Etki, seçimleri yaptığımız sırada da devam ediyor olabilir.
Alıştırma
Maya'nın neden daha güvenli rotayı seçtiğini göstermek için indirgenmiş edilgen yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?
- Guided by the warning signs, Maya chose the safer route.
- Guided the warning signs, Maya chose the safer route.
- Guiding the warning signs, Maya chose the safer route.
Cevabı göster
Guided by the warning signs, Maya chose the safer route.
keep on imagining(hayal etmeyi sürdürmek)
keep on imagining, keep on yapısından sonra gerund gelen bir yapıdır. Hayal etmeye devam etmek veya zaman içinde tekrar tekrar hayal etmek anlamına gelir; on, devamlılığı vurgular. Burada we keep on imagining tek bir düşünceyi değil, aynı türden bir beklentiyi sürekli oluşturma alışkanlığını anlatır. Bu ifade, konuşanın bu ısrarı dikkat çekici, yararsız veya şaşırtıcı bulduğu izlenimini verebilir. Bu cümlede, bir şeyin yaratabileceği farkı tekrar tekrar olduğundan büyük görmeyi eleştirir.
Alıştırma
Devam eden hayal etme eylemini göstermek için keep on + gerund yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- After the first design failed, Nia kept on imagine a better solution.
- After the first design failed, Nia kept on imagining a better solution.
- After the first design failed, Nia kept on to imagine a better solution.
Cevabı göster
After the first design failed, Nia kept on imagining a better solution.
gerçekte yaratabileceğinden daha büyük bir fark yaratmak
Bu ifade, bir şeyin gerçekte yaratabileceğinden daha büyük bir etki yaratmasının beklendiğini anlatır. make a bigger difference karşılaştırmayı kurar; than it can ise gerçek sınırı belirtir. can kelimesinden sonra make a difference bölümü, daha önce söylendiği için anlaşılır biçimde düşürülmüştür. Buradaki it tatili, arabayı ya da bilgisayarı ifade eder; yani cümle bunların etkisinin abartıldığını söyler.
Alıştırma
Bu dersteki hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: People may expect a new desk to ____ than it can。
Cevabı göster
make a bigger difference
Aynı zamanda,
Bu cümlede At the same time, bir söylem bağlayıcısıdır: az önce belirtilen noktayla birlikte doğru olan ikinci bir noktayı ekler. Burada düşünce akışı, tüketim mallarının yapabileceklerini abartılı biçimde değerlendirmekten, diğer katkıları küçümsemek şeklindeki bağlantılı hataya geçer. İki şeyin tam olarak aynı saniyede gerçekleşmesi gerekmez. İfadeyi, bir arada geçerli olan iki düşünceyi düzenlemek için kullanırız; bu nedenle ifade çoğu zaman bir sınırlama veya hafif bir karşıtlık sunar.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? Bu iki cümlede At the same time, iki olayın aynı saniyede gerçekleştiğini söylemek yerine, ilk iddiayla birlikte geçerli olabilecek bir sınırlamayı doğal biçimde sunar: The new schedule gives people more free time. At the same time, it makes each workday more demanding.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Doğru
but can contribute deeply to the character of existence. Kalıp ifadeler
2:54diğer şeylerin katkısını hafife alırız.
contribute deeply to: …e derinden katkıda bulunmak
Contribute to, bir sonucun ortaya çıkmasına veya şekillenmesine yardımcı olmak demektir. Bu cümlede etkinlik, varoluşun niteliğini güçlü biçimde şekillendirebilecek etkenlerden biri olarak sunulur; contribute yalnızca para vermek anlamına gelmez. Deeply, contribute fiilini niteleyen bir zarftır ve etkinin derin olduğunu gösterir. Bir etkeni, oluşmasına yardımcı olduğu sonuca bağlamak için contribute (deeply) to + isim veya -ing biçimi kalıbını kullanın.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayan en iyi ifadeyi seçin: A sense of belonging can ___ a child's happiness.
- contribute deep to
- contribute deeply to
- contribute deeply for
Cevabı göster
contribute deeply to
Philosophers seek to be wise by getting more precise about the activities and attitudes that really can help our lives to go better. Dilbilgisi
2:57Filozoflar, hayatımızın daha iyiye gitmesine gerçekten yardımcı olabilecek faaliyetler ve tutumlar hakkında daha kesin bilgiler edinerek bilge olmayı amaçlarlar.
Yöntem ifadesi olarak by getting more precise about
By + -ing biçimi, bir hedefe ulaşmak için kullanılan yöntemi belirtir. Burada by getting more precise about, filozofların nasıl daha bilge olmaya çalıştığına cevap verir: bunu daha kesin hâle gelme süreciyle yaparlar. Get more precise about içinde get, elde etmek değil hâle gelmek anlamındadır; about ise incelenen konuyu tanıtır. Yeniden kullanılabilen yapı hedef veya sonuç + by + -ing biçimindeki yöntemdir.
Alıştırma
Cümleyi hedef yöntem ifadesiyle tamamlayın: We can improve the plan ____ the budget and timeline.
Cevabı göster
by getting more precise about
Philosophers are good at keeping a sense of what really matters and what doesn't. Dilbilgisi
3:08Filozoflar neyin gerçekten önemli olup neyin olmadığını anlama konusunda iyidirler.
what really matters and what doesn't ifadesindeki paralel what yan cümleleri
what really matters and what doesn't ifadesinde what ile kurulan iki paralel yan cümle vardır. Her biri bir grup şeyi belirtir: what really matters “gerçekten önemli olan şeyler”, what doesn't ise “önemli olmayan şeyler” anlamına gelir. Bu iki paralel yapı of'tan sonra gelir ve birlikte onun tümlecini oluşturur. İkinci yan cümlede doesn't, doesn't matter yerine kullanılır. Matter ilk yan cümleden zaten anlaşıldığı için söylenmez. Bu paralel eksiltme, dil bilgisi yapısını bozmadan karşıtlığı kısa tutar.
Alıştırma
Matter sözcüğünü tekrarlamamak için olumsuz yardımcı fiilin kısaltılmış biçimini kullanın: We need to decide what matters and what ____.
Cevabı göster
doesn't
On hearing the news that he'd lost all his possessions in a shipwreck, Dilbilgisi
3:12Bir gemi kazasında tüm mal varlığını kaybettiği haberini duyan
On hearing: anında tetiklenmeyi gösteren on + -ing
On hearing, “duyduğunda” veya “duyar duymaz” anlamına gelir. Burada on yer değil zaman belirtir; hearing ise edattan sonra kullanılan -ing biçimidir. Bu ifade, ana cümledeki eylemi tetikleyen olayı tanıtır. Anlamca öznesi normalde ana cümlenin öznesiyle aynıdır: haberi duyan kişi, ardından gelen eylemi de gerçekleştirir. Bu kısaltılmış yapı, olaydan tepkiye hızlıca geçmeyi sağlar.
Alıştırma
Anında gerçekleşen bir tepkiyi göstermek için on + -ing yapısını kullanın: ____ the final whistle, the crowd cheered.
Cevabı göster
On hearing
"Fortune commands me to be a less encumbered philosopher." Kelime
3:17"Talih, bana daha az yüklü bir filozof olmamı emrediyor."
Stoic philosopher Zeno: felsefi gönderme
Kitionlu Zenon, Stoacılığın kuruluşuyla bağlantılı erken dönem bir Antik Yunan filozofuydu. Burada Stoic sözcüğü büyük harfle başlar çünkü bu felsefi geleneğin adıdır. Bu gelenek aklı kullanmayı ve kontrol edemediğimiz olaylara nasıl karşılık verdiğimize odaklanmayı öğretir. Bu arka plan Zenon'un şaşırtıcı tepkisini açıklar: Mal varlığını kaybetmesini yüklerinin azalması olarak yeniden yorumlar. Sözleri yalnızca soğukluğu ya da doğaüstü bir Kadere kelimesi kelimesine itaati değil, sakinliği ve bakış açısı değişikliğini gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede Stoic philosopher Zeno ifadesi size ne anlatıyor?
- Zenon, kontrol edilemeyen durumlara akılcı karşılık vermeyi öğreten bir felsefe geleneğine bağlıdır.
- Zenon gemilerde çalışmış ve insanlara mallarını dağıtmalarını emretmiştir.
- Zenon yalnızca hiç duygu göstermeyen biri olarak tarif edilmektedir.
Cevabı göster
Zenon, kontrol edilemeyen durumlara akılcı karşılık vermeyi öğreten bir felsefe geleneğine bağlıdır.
less encumbered: yüklerden daha özgür
Encumbered; mal varlığı, borç, görev veya kural gibi özgürlüğü sınırlayan bir şeyin yükü altında kalmak ya da onun yüzünden engellenmek anlamına gelen resmî bir sözcüktür. Less encumbered, bu yüklerin daha azını taşımak ve dolayısıyla hareket etmekte daha özgür olmak demektir. Burada ifade, kaybı olumlu bir şekilde yeniden yorumlar: Zenon'un malı azalmıştır, fakat o bunu üzerindeki yükün azalması olarak sunar. Bu ifade Zenon'un daha az yetenekli olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “yüklerden daha özgür” anlamına gelen iki sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: After paying off the final debt, she felt ____.
Cevabı göster
less encumbered
It's responses like these that have made the very term philosophical a byword for calm, Kalıp ifadeler
3:21İşte bu gibi tepkiler, felsefi teriminin kendisini sakinliğin,
a byword for calm: sakinliğin simgesi
“A byword for”, bir kişinin, şeyin veya adın belirli bir niteliğin açık bir örneği olarak yaygın biçimde tanındığını anlatır. Burada philosophical terimi; sakinlik, uzun vadeli düşünme ve zihinsel dayanıklılıkla kamuoyunda ilişkilendirilmiştir. Kalıp “X is/has become a byword for Y” şeklindedir. for sonrasındaki isim öbeği X ile bağlantılı niteliği belirtir. Bu ifade, yalnızca X'in Y “means” ettiğini söylemekten daha güçlüdür; ortak bir itibara veya bilinen bir çağrışıma işaret eder.
Alıştırma
Cümleyi “yaygın biçimde tanınan bir örnek” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: After decades of reliable service, the company became ____ quality.
Cevabı göster
a byword for
Özetleme işareti olarak In short
“In short” bir özetleme işaretidir. Dinleyiciye, ardından gelen sözlerin önceki birkaç ayrıntıyı tek bir ana düşüncede topladığını bildirir. Burada “for perspective”, önceki “a byword for ...” kalıbını eksiltili biçimde tekrarlar; uzun liste perspective düşüncesine indirgenir. Bu ifade kısa bir zaman dilimini anlatmaz. Cümlenin başında, uzun açıklamayı kapatıp kısa bir sonuç vererek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Kısa bir özeti doğru biçimde başlatan ifade hangisidir? The route is unsafe, expensive, and much too long. ___, we need a different route.
- For a short time
- In short
- Shortly
Cevabı göster
In short
in the form of books: aktarım biçimini belirtme
in the form of + isim öbeği yapısı, bir şeyin aldığı biçimi, türü veya ortamı belirtir. Bu cümlede kitaplar, felsefi bilgeliğin iletildiği ortamdır; delivered burada fiziksel olarak gönderilmek değil, aktarılmak anlamına gelir. Bu yapıyı bir şeyin nasıl sunulduğunu, sağlandığını, saklandığını veya alındığını açıklamak için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “bir şey olarak sunulan veya sağlanan” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın. The prize was given ____ a bookstore voucher.
Cevabı göster
in the form of
philosophers sat in market squares and discussed their ideas with shopkeepers,
3:37filozoflar pazar meydanlarında oturup dükkan sahipleriyle fikirlerini tartışır,
or went into government offices and palaces to give advice.
3:41ya da tavsiye vermek için devlet dairelerine ve saraylara giderlerdi.
It wasn't abnormal to have a philosopher on your payroll. Kelime
3:44Maaş bordronuzda bir filozofun olması anormal değildi.
on your payroll: istihdam edilmek ve ücret almak
To have someone on your payroll, o kişiyi işe almak ve ona düzenli olarak ücret ödemek anlamına gelir. Payroll yalnızca kâğıt üzerindeki bir liste değildir; bir kuruluşun ücret ödediği çalışan grubunu veya ücret ödeme sistemini de ifade edebilir. Bu cümlede ifade, tarihteki olağan bir iş ilişkisini anlatır. Bazı bağlamlarda on someone's payroll rüşveti veya gizli kontrolü ima edebilir; ancak bu ek anlam ifadenin kendisinden değil, bağlamdan gelir.
Alıştırma
Bir belediye başkanı, “We have three legal advisers on our payroll.” diyor. Bunun en doğrudan anlamı nedir?
- Belediye başkanı üç hukuk danışmanına gizlice rüşvet verir.
- Belediye üç hukuk danışmanını işe alır ve ücretlerini öder.
- Danışmanlar belediyenin bordro kayıtlarını yönetir.
Cevabı göster
Belediye üç hukuk danışmanını işe alır ve ücretlerini öder.
Philosophy was thought of as a normal basic activity, Dilbilgisi
3:47Felsefe, alışılmadık ezoterik isteğe bağlı bir eklentiden ziyade,
rather than as an unusual esoteric optional extra.
3:50normal temel bir aktivite olarak düşünülürdü.
be thought of as X rather than as Y: Y değil, X olarak görülmek
Be thought of as X, “X olarak görülmek veya anlaşılmak” anlamına gelir. Edilgen yapı, böyle düşünen kişileri belirtmez; burada felsefeye ilişkin genel bir görüşü anlatır. Rather than as Y, X'in tercih edilip Y etiketinin reddedildiğini gösterir. as sözcüğünün tekrarlanması iki etiketi paralel tutar: thought of as X rather than as Y.
Alıştırma
Etiketleri paralel tutan iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The library was thought of ____ a public service rather than ____ a luxury.
Cevabı göster
as · as
it's not so much that we overtly deny this thought, Dilbilgisi
3:55bu düşünceyi açıkça inkar etmemizden ziyade,
but we just don't have the right institutions set up to promulgate wisdom coherently in the world. Notlar
3:58dünyada bilgeliği tutarlı bir şekilde yaymak için kurulmuş doğru kurumlara sahip değiliz.
not so much that A, but B: A'dan çok B
Not so much that A, but B ilk açıklamayı düzeltir ve ana odağı B'ye kaydırır. “Daha doğru açıklama A değil, B'dir” anlamına gelir; so much burada miktar karşılaştırmaz. Bu cümlede A, düşüncenin açıkça reddedilmesi; B ise uygun kurumların bulunmamasıdır. Konuşmacı B'yi asıl sorun olarak sunar. Bu cümlede olduğu gibi but sonrasında tam bir yan cümle gelebilir.
Alıştırma
Asıl sorunun Maya'nın projeyi sevmemesi değil, zamanının yetersiz olması olduğunu hangi cümle anlatır?
- Either Maya dislikes the project or she doesn't have enough time.
- It's not so much that Maya dislikes the project, but that she doesn't have enough time.
- Maya not only dislikes the project, but she also doesn't have enough time.
Cevabı göster
It's not so much that Maya dislikes the project, but that she doesn't have enough time.
set up: kurmak ve işler hâle getirmek
Burada set up, “çalışabilecek şekilde kurulmuş ve düzenlenmiş” anlamına gelir. Cümle, gerekli kurumların henüz çalışmaya hazır durumda olmadığını söylüyor. Vurgu bina inşa etmekte değil, kurumların işler durumda olmasındadır. don't have the right institutions set up ifadesinde have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı kullanılır. Set up, institutions sözcüğünün ulaştığı sonuç durumunu anlatırken to ile başlayan mastar, kurumların amacını gösterir: bilgeliği düzenli bir şekilde yaymak.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Before the club can accept members, we need to ____ an online registration system.
Cevabı göster
set up
promulgate wisdom coherently: bilgeliği resmî ve düzenli biçimde yaymak
Promulgate; bir kuralı, öğretiyi veya düşünceler bütününü genellikle bir kurum aracılığıyla halka açık ve geniş çapta duyurmak anlamına gelen resmî bir fiildir. Wisdom nesne olduğunda bilgelik, bir kişinin gündelik biçimde paylaştığı bir şey değil, sistemli olarak yayılması gereken bir içerik gibi sunulur. Coherently, bu yayılmanın nasıl gerçekleşmesi gerektiğini açıklar: düşünceler bağlantılı, açık ve düzenli olmalıdır. İfade yapılandırılmış iletişimi anlatır; bilgeliğin doğru olduğunu kanıtlamak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede promulgate doğal biçimde kullanılmıştır?
- The agency will promulgate the new safety standards next month.
- The scientist promulgated the claim by proving every step.
- Sam promulgated a funny photo to one friend after lunch.
Cevabı göster
The agency will promulgate the new safety standards next month.
when the value of philosophy is a little clearer,
4:05günlük hayatta daha fazla filozofla karşılaşmayı bekleyebiliriz.
living mainly in university departments,
4:12çünkü bilgeliğimizin eksik olduğu ve hayatımızı mahvettiği noktalar çok sayıdadır ve tam da şu anda acil dikkat gerektirmektedir.
Mecazi yalıtılmışlık anlamında locked up
Burada "locked up" mecaz anlamda kullanılıyor. Filozofların gerçekten hapiste olduğu anlamına gelmiyor. Onları üniversite bölümlerine kapatılmış ve günlük hayatın sorunlarından kopmuş kişiler olarak gösteriyor. Edilgen be locked up kalıbı, sınırlı bir yerin veya grubun içinde tutulup kullanılamayan insanları, fikirleri, bilgiyi, parayı ya da kaynakları da anlatabilir. Bu benzetme eleştiri taşır: Yardım edebilmeleri için dışarıda olmaları gerekir.
Alıştırma
Örnekte "locked up", filozoflar hakkında neyi ima ediyor?
- Çoğunlukla akademik dünyanın içinde tutulup günlük hayattan uzak kalıyorlar.
- Hepsi hapse gönderildi.
- Üniversite binalarını gece için kilitliyorlar.
Cevabı göster
Çoğunlukla akademik dünyanın içinde tutulup günlük hayattan uzak kalıyorlar.
because the points at which our unwisdom bites and messes up our lives are multiple and urgently need attention right now. Notlar
4:14gerekli bir kural uyumu için burada fazladan bir string olmamalı, virgüllere dikkat edilmiştir
Bir şeyin gerçekleştiği yeri gösteren points at which
Points at which, “bir şeyin gerçekleştiği belirli yerler, aşamalar veya anlar” anlamına gelir. Burada points, kötü muhakemenin zarar vermeye ve sorun çıkarmaya başladığı hayat bölümleridir; puanlar veya bir listedeki görüşler değildir. Dilbilgisi bakımından points, which sözcüğünün gönderme yaptığı isimdir. at edatı which sözcüğünden önce gelir; böylece at which, “o noktalarda” anlamına gelen resmî bir ilgi cümleciğini başlatır. Bu kalıp bir süreçte, sistemde veya durumda etkinin nerede ortaya çıktığını kesin olarak gösterir.
Alıştırma
“O noktalarda” anlamına gelen resmî “edat + ilgi zamiri” ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The engineers identified the points ____ errors entered the process.
Cevabı göster
at which
“unwisdom bites” metaforu
Burada “unwisdom”, akıllıca olmayan seçimleri veya yargıları ifade eder; “bites” ise mecazidir. Kötü muhakemeyi bize saldırıp zarar verebilecek bir şey gibi gösterir: gerçek ve acı verici sonuçların ortaya çıkmaya başladığı nokta budur. “Soyut bir sorun + bites” kalıbı, zararı yakın ve acil hissettirir. Kimse fiziksel olarak ısırılmamaktadır.
Alıştırma
“Their poor planning began to bite when the bills arrived” cümlesinde “began to bite” ne anlama gelir?
- Daha önemsiz ve göz ardı edilmesi daha kolay hâle geldi.
- Gerçek ve zararlı sonuçlara yol açmaya başladı.
- Faturaları dişleriyle çiğnemeye başladı.
Cevabı göster
Gerçek ve zararlı sonuçlara yol açmaya başladı.
“messes up” öbek fiili
Burada “messes up”, hayatı ciddi biçimde bozmak, ona zarar vermek veya işlerin ters gitmesine yol açmak anlamına gelir. Nesnesi “our lives” olduğu için yalnızca fiziksel şeyleri dağıtmayı ifade etmez. “Mess up” burada geçişli bir öbek fiildir: “mess up our lives”. Nesne bir isim olduğunda “mess our lives up” da denebilir.
Alıştırma
“Mess up” öbek fiilini doğru biçimde kullanın: If you change the map now, you could ____ our whole trip.
Cevabı göster
mess up