Felsefe Ne İşe Yarar?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
698 kelime 177 kel/dk

Özet: Animasyon felsefeyi sağduyuyu sınayan, kendini anlamayı ve bakış açısı kazanmayı sağlayan pratik bilgelik olarak sunuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: “only with sound answers to them can we direct”, başa alınan only öbeğinden sonraki devrikliği gösterir; resmî vurguyu tanıyıp zorunlu koşul belirtebilirsiniz. 2. Öbek Fiiller: “pin down”, yakalanması güç bir şeyi kesin belirlemek demektir; belirsiz neden, sorun veya anlam için kullanılır. 3. Kalıplaşmış İfadeler ve Eşdizimler: “a byword for calm,”, bir niteliğin tanınan simgesi demektir; philosophical ile sakinlik bağını anlayıp byword’ü kelimesi kelimesine çevirmeden itibarı anlatabilirsiniz.

Bu derste

From a distance, philosophy seems weird, Kalıp ifadeler

0:01

Uzaktan bakıldığında felsefe tuhaf,

Kalıp ifadeler

From a distance: yakından tanımadan değerlendirmek

Burada From a distance, fiziksel olarak uzaktan bakmak değil, bir şeyi yakından tanımadan veya ona doğrudan dâhil olmadan değerlendirmek anlamına gelir. Felsefeyle ilgili dışarıdan edinilen ilk izlenimi sunar. Bu ifade cümlenin başında kullanıldığında, geri kalan kısmın hangi bakış açısından anlaşılacağını belirler. Genellikle daha yakından bakıldığında bu izlenimin değişebileceğini de sezdirir.

Alıştırma

Hangi cümlede From a distance fiziksel bir konumu değil, sınırlı bilgiye dayalı bir görüşü anlatır?

  1. We kept the fire at a distance.
  2. From a distance, I could see a lighthouse.
  3. From a distance, the job looks easy, but the daily work is demanding.
Cevabı göster

From a distance, the job looks easy, but the daily work is demanding.

irrelevant, boring, and yet also just a little intriguing.

0:04

alakasız, sıkıcı ve yine de biraz merak uyandırıcı görünüyor.

But what are philosophers really for? Dilbilgisi

0:08

Peki filozoflar gerçekten ne işe yarar?

Dilbilgisi

What are philosophers really for?: gerçek amacı sormak

What is/are X for? kalıbı X'in amacını, işlevini veya değerini sorar. Burada X çoğul olduğu için are kullanılır ve for doğal olarak cümlenin sonunda kalır. Really soruyu daha keskin hâle getirir: kolay veya yüzeysel bir cevap yerine gerçek ya da önemli amacı sorar. Who do philosophers work for? anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi soru yeni bir okul kuralının gerçek amacını sorar?

  1. What is this new school rule really for?
  2. Who is this new school rule really for?
  3. What does this new school rule really do?
Cevabı göster

What is this new school rule really for?

The answer is handily already contained in the word philosophy itself.

0:11

Cevap kullanışlı bir şekilde zaten felsefe kelimesinin kendi içinde yer almaktadır.

In ancient Greek,

0:16

Antik Yunancada,

philo means love and sophia means wisdom.

0:17

philo sevgi, sophia ise bilgelik demektir.

Philosophers are people devoted to wisdom. Kalıp ifadeler

0:20

Filozoflar kendilerini bilgeliğe adamış insanlardır.

Kalıp ifadeler

be devoted to + isim veya -ing biçimi

Be devoted to, birine veya bir şeye ciddi ve kalıcı bir bağlılık, ilgi ya da emek vermek anlamına gelir. Buradaki devoted to wisdom, filozofları bilgeliğe yalnızca ilgi duyan değil, bilgeliği aramaya ve ona değer vermeye kendini adamış kişiler olarak anlatır. Buradaki to bir edattır. Ardından bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir: devoted to wisdom; devoted to helping others.

Alıştırma

Hangi cümlede be devoted to bir eylemden önce doğru kullanılmıştır?

  1. He is devoted to protecting the forest.
  2. He is devoted for protecting the forest.
  3. He is devoted to protect the forest.
Cevabı göster

He is devoted to protecting the forest.

Being wise means attempting to live and die well.

0:23

Bilge olmak, iyi yaşamaya ve iyi ölmeye çabalamak demektir.

In their pursuit of wisdom, Kalıp ifadeler

0:26

Bilgeliğin peşinde koşarken,

Kalıp ifadeler

pursuit of + soyut amaç

Pursuit of, bir şeye ulaşmak, onu elde etmek veya anlamak için gösterilen etkin ve sürekli çabayı adlandırır. Wisdom gibi soyut bir isimle kullanıldığında birini fiziksel olarak kovalamak değil, bilgeliği aramak anlamına gelir. In their pursuit of wisdom, cümlenin başına getirilmiş bir edat öbeğidir. Filozofların sonraki eylemlerinin ortamını veya amacını, yani bilgeliği aradıkları süreci belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede pursuit, soyut bir amaca yönelik sürekli çabayı anlatmak için doğru kullanılmıştır?

  1. Their pursuit of fairness shaped the new policy.
  2. Their pursue of fairness shaped the new policy.
  3. Their pursuit for fairness shaped the new policy.
Cevabı göster

Their pursuit of fairness shaped the new policy.

philosophers have developed a very specific skill set.

0:28

filozoflar çok özel bir beceri seti geliştirmişlerdir.

They have, over the centuries, Kalıp ifadeler

0:31

Yüzyıllar boyunca,

Kalıp ifadeler

Over the centuries: uzun bir tarihsel dönem boyunca değişim

Over the centuries, “birkaç yüz yıl süren bir dönem boyunca” anlamına gelir. Bir değişimi veya gelişimi tek bir anda gerçekleşen bir olay olarak değil, uzun bir zaman diliminde yavaş yavaş biriken bir süreç olarak gösterir. They have, over the centuries, ... cümlesinde bu ifade, virgüller arasına yerleştirilmiş bir zaman zarfı öbeğidir. Have ile kurulan present perfect yapısıyla birlikte, geçmiş yüzyıllardaki gelişmeleri bunların günümüzdeki sonucu veya önemiyle ilişkilendirir.

Alıştırma

Cümleyi “birkaç yüz yıl boyunca” anlamına gelen üç sözcüklü zaman ifadesiyle tamamlayın: The town has changed greatly ____.

Cevabı göster

over the centuries

become experts in many of the things that make people not very wise.

0:33

insanları çok da bilge yapmayan pek çok konuda uzmanlaşmışlardır.

Five stand out. Öbek fiiller

0:37

Bunlardan beşi öne çıkıyor.

Öbek fiiller

Stand out: özellikle dikkat çekmek

Stand out, bir grubun diğer üyeleriyle karşılaştırıldığında özellikle dikkat çekici, önemli veya etkileyici olmak demektir. Burada özne Five sözcüğüdür: beş öğe diğerlerinden daha fazla fark edilmeye değerdir. Bu cümlede out sözcüğünden sonra nesne kullanılmaz. İfade, kelimenin gerçek anlamıyla dışarıda ayakta durmayı değil, en çok dikkat çeken öğeleri belirlemeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “özellikle dikkat çekici olmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Of all the science projects, Maya's model really ____.

Cevabı göster

stands out

There are lots of big questions around.

0:43

Etrafta pek çok büyük soru var.

What's the meaning of life?

0:45

Hayatın anlamı nedir?

What's a job for?

0:46

Bir iş ne içindir?

How should society be arranged?

0:47

Toplum nasıl düzenlenmelidir?

Most of us entertain them every now and then, Kalıp ifadeler

0:49

Çoğumuz zaman zaman bu soruları aklımızdan geçiririz,

Kalıp ifadeler

Every now and then: ara sıra tekrarlanma

Every now and then, “ara sıra” ya da “zaman zaman” anlamına gelir. Bu cümlede çoğu insanın bu soruları bazen düşündüğünü, ancak bunu sık yapmadığını belirtir. İfadenin tamamı zaman bildiren bir zarf öbeği olarak kullanılır. Birden fazla kez gerçekleşebilen fakat seyrek olan bir durumu anlatır; now and then sözlerini art arda gelen iki ayrı zaman olarak yorumlamayın.

Alıştırma

Cümleyi “ara sıra” anlamına gelen dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: I call my old teacher ____.

Cevabı göster

every now and then

but we despair of trying to answer them. Kalıp ifadeler

0:51

ancak onları yanıtlamaya çalışmaktan umudumuzu keseriz.

Kalıp ifadeler

Despair of trying: başarı umudunu kaybetmek

Despair of trying, denemenin başarılı olacağına dair umudu kaybetmek demektir. Burada konuşan kişi yalnızca üzgün ya da isteksiz değildir; sorular o kadar zor görünür ki onları yanıtlamayı denemek bile umutsuz gelir. Despair of + -ing yapısında of bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: despair of finding, despair of solving veya despair of trying to answer.

Alıştırma

Umudun kaybedildiğini göstermek için despair of + -ing yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. After years of failed searches, they began to despair of finding the missing record.
  2. After years of failed searches, they began to despair to find the missing record.
  3. After years of failed searches, they began to despair for finding the missing record.
Cevabı göster

After years of failed searches, they began to despair of finding the missing record.

They have the status almost of jokes.

0:54

Neredeyse şaka statüsündedirler.

We call them pretentious.

0:56

Onlara gösterişli deriz.

But they matter deeply because only with sound answers to them can we direct our energies meaningfully. Dilbilgisi

0:57

Ancak derinden önem taşırlar çünkü enerjimizi ancak onlara verilecek sağlam cevaplarla anlamlı bir şekilde yönlendirebiliriz.

Dilbilgisi

Cümle başındaki only sonrasında Only with ... can we ... devrikliği

Only with sound answers to them, sınırlayıcı bir koşulu cümlenin başına getirir. Only ile başlayan bir öbek öne alındığında can kiplik fiili, we öznesinden önce gelir: only + koşul + can + özne + fiilin yalın hâli. Bu, kısmi devrikliktir; soru değildir. Normal sıra We can direct our energies meaningfully only with sound answers to them şeklindedir. Koşulun başa alınması, güvenilir yanıtların vazgeçilmez olduğunu vurgular. Buradaki sound, güvenilir veya sağlam temelli demektir; işitmeyle ilgili değildir.

Alıştırma

Parantezdeki sözcükleri doğru vurgulu sıraya koy: ____ finish the rescue before dark. (only / with a clear map / can / we)

Cevabı göster

Only with a clear map can we

Philosophers are people unafraid of asking big questions.

1:03

Filozoflar büyük sorular sormaktan korkmayan insanlardır.

They have, over the centuries, asked the very largest.

1:06

Yüzyıllar boyunca en büyük soruları sormuşlardır.

They realize that these questions can always be broken down into more manageable chunks, Öbek fiiller

1:10

Bu soruların her zaman daha yönetilebilir parçalara ayrılabileceğini,

Öbek fiiller

Be broken down into manageable chunks: yönetilebilir parçalara ayırmak

Can be broken down into more manageable chunks ifadesinde questions eylemden etkilendiği için yapı edilgendir. Karmaşık bir bütünün daha küçük ve ele alınması daha kolay birimlere ayrılabileceği veya çözümlenebileceği anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen etken kalıp break + nesne + down into + ortaya çıkan parçalar şeklindedir: We broke the plan down into three stages. Edilgen yapıda nesne başa geçer: The plan was broken down into three stages. Buradaki break down, çalışmayı durdurmak veya duygusal olarak çökmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi break down into ifadesinin edilgen biçimiyle tamamla: The report is complex, but it can ____ three short sections.

Cevabı göster

be broken down into

and that the only really pretentious thing is to think one's above raising big naive-sounding inquiries. Deyimler

1:14

ve asıl gösterişli olan tek şeyin, kulağa safça gelen büyük sorular sormayı küçümsemek olduğunu fark ederler.

Deyimler

think one's above raising: bir işi kendine yakıştırmamak

think one's above raising ifadesinde one's, one is'in kısaltmasıdır. think + özne + be above + -ing kalıbı, birinin bir işi kendisi için fazla sıradan veya düşük seviyeli görüp onu yapmayı reddettiğini ya da küçümsediğini anlatır. Above burada fiziksel konumu veya beceriyi değil, kişinin kendine yakıştırdığı sosyal ya da kişisel üstünlüğü anlatır. Buradaki ifade, kulağa büyük ve safça gelen sorular sormayı kendine yakıştırmayan birini eleştirir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp think someone is above doing something biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi think + be above + -ing kalıbıyla tamamlayın: Do you really ____ helping with the cleanup?

Cevabı göster

think you're above

Public opinion, or what gets called common sense, Dilbilgisi

1:23

Kamuoyu ya da sağduyu olarak adlandırılan şey,

Dilbilgisi

what gets called: adlandırma için get ile edilgen yapı

What, “... olan şey” anlamında bir isim cümleciği başlatır. what gets called common sense ifadesinde gets called, get ile kurulan edilgen yapıdır: insanlar bir şeye common sense etiketini verir. Burada get, “elde etmek” anlamına gelmez. İsim cümleciğinin tamamı Public opinion için başka bir açıklama sunar. What gets called ayrıca konuşan kişiyle etiket arasına biraz mesafe koyabilir: konuşan kişi, bu adın doğru olduğunu bütünüyle onaylamadan insanların kullandığı adı aktarır.

Alıştırma

Cümleyi get ile kurulan edilgen adlandırma yapısıyla tamamlayın: In marketing, this is ____ a soft launch.

Cevabı göster

what gets called

is sensible and reasonable in countless areas.

1:26

sayısız alanda mantıklı ve makuldür.

It's what you hear about from friends and neighbors,

1:29

Arkadaşlarınızdan ve komşularınızdan duyduğunuz,

the stuff you take in without even thinking about it. Öbek fiiller

1:31

üzerine hiç düşünmeden içselleştirdiğiniz şeylerdir.

Öbek fiiller

take in: bilgi veya fikirleri özümsemek

Burada take in, bilgi veya fikirleri alıp zihinde özümsemek anlamına gelir. Bazen bilinçli bir çaba göstermeden zihne giren şeyleri anlatır. Nesne, hangi anlamın kastedildiğini anlamaya yardımcı olur: sözleri, gerçekleri, bir hikâyeyi veya olanları take in edebilirsin. Bir şeyi take in etmek, ona katılmak demek değildir; yalnızca onu almak veya anlamak demektir.

Alıştırma

Hangi cümlede take in, bilgiyi alıp zihinde özümsemek anlamında kullanılmıştır?

  1. The tailor will take in the waist of these trousers.
  2. The kind family agreed to take in the lost puppy.
  3. After the talk, Maya needed a minute to take in everything she had heard.
Cevabı göster

After the talk, Maya needed a minute to take in everything she had heard.

But common sense is also often full of daftness and error.

1:33

Ancak sağduyu aynı zamanda çoğu zaman saçmalık ve hatalarla doludur.

Philosophy gets us to submit all aspects of common sense to reason. Kalıp ifadeler

1:38

Felsefe, sağduyunun tüm yönlerini aklın süzgecinden geçirmemizi sağlar.

Kalıp ifadeler

submit ... to reason: bir fikri akılcı incelemeye sunmak

submit something to reason yapısında submit, bir şeyi incelenmek üzere ortaya koymak veya sunmak; reason ise bir neden değil, akılcı yargı anlamına gelir. Cümle, felsefenin sağduyunun her yönünü akılcı düşünceyle sınamamızı sağladığını anlatır. submit X to Y kalıbı, X'i inceleme veya karar için bir kişinin, yetkilinin, sürecin ya da ölçütün önüne koymak demektir. Burada X, all aspects of common sense; Y ise reason ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi submit X to Y kalıbıyla tamamla: Before we accept the claim, we should ____ it ____ rational examination.

Cevabı göster

submit · to

It wants us to think for ourselves. Kalıp ifadeler

1:42

Kendi başımıza düşünmemizi ister.

Kalıp ifadeler

think for ourselves: bağımsız bir yargı oluşturmak

Think for ourselves, neye inanmamız gerektiğine başkalarının karar vermesine izin vermek yerine kendi yargımızı oluşturmamız demektir. Burada ourselves, us sözcüğüne döner: özne ile bağımsız düşünen kişiler aynıdır. Yapı think for + dönüşlülük zamiri şeklindedir. Zamir özneye göre değişir: I think for myself, you think for yourself ve we think for ourselves.

Alıştırma

Cümleyi we ile uyumlu think for oneself biçimiyle tamamlayın: Our teacher gives us evidence and asks us to ____.

Cevabı göster

think for ourselves

Is it really true what people say about love, money, children, travel, work?

1:44

İnsanların aşk, para, çocuklar, seyahat ve iş hakkında söyledikleri gerçekten doğru mu?

Philosophers are interested in asking whether an idea is logical rather than simply assuming it must be right because it's popular and long-established. Dilbilgisi

1:49

Filozoflar, bir fikrin popüler ve köklü olduğu için doğru olması gerektiğini varsaymak yerine, mantıklı olup olmadığını sormakla ilgilenirler.

Dilbilgisi

asking whether ... rather than simply assuming: varsaymak yerine sorgulamak

Are interested in asking whether... yapısında whether, dolaylı bir evet-hayır sorusu başlatır: Is the idea logical? Cümle, bu soruyu incelemeyi filozofların yaklaşımı olarak sunar. Rather than, bu yaklaşımı simply assuming the idea must be right ile karşılaştırır. asking ve assuming cümlede paralel -ing biçimleridir; bu nedenle karşılaştırma logical ve right arasında değil, iki eylem arasındadır. Bir yöntemin diğerine tercih edildiğini göstermek için bir -ing fiil öbeği rather than başka bir -ing fiil öbeği yapısını kullanın.

Alıştırma

Hangi cümle asking ve assuming sözcüklerini paralel -ing eylemleri olarak doğru biçimde kullanır ve soruyu whether ile başlatır?

  1. Careful planning means asking whether the route is safe rather than simply assuming it will be easy.
  2. Careful planning means asking whether the route is safe rather than simply assumes it will be easy.
  3. Careful planning means asking the route is safe rather than simply assuming whether it will be easy.
Cevabı göster

Careful planning means asking whether the route is safe rather than simply assuming it will be easy.

We're not very good at knowing what goes on in our own minds. Öbek fiiller

2:00

Kendi zihnimizde olup bitenleri bilme konusunda pek iyi değiliz.

Öbek fiiller

“Meydana gelmek” anlamındaki goes on

what goes on in our own minds ifadesinde goes on, “meydana gelir” veya “olur” anlamındadır. what ile başlayan yan cümlenin tamamı içimizde gerçekleşen düşünceleri, duyguları ve zihinsel etkinliği ifade eder. go on ifadesinin bu kullanımı genellikle gizli, karmaşık veya tam olarak bilinmeyen etkinlikleri anlatır. Burada “devam etmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Meydana gelir” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: No one knows what ____ inside the old house.

Cevabı göster

goes on

Someone we meet is very annoying,

2:03

Tanıştığımız biri çok sinir bozucudur,

but we can't pin down what the issue is. Öbek fiiller

2:04

ancak sorunun ne olduğunu tam olarak tespit edemeyiz.

Öbek fiiller

pin down: tam olarak belirlemek

Pin down, daha önce belirsiz olan veya açıklanması zor olan bir şeyi tam olarak saptamak ya da belirlemek demektir. Burada konuşmacı bir sorun olduğunu biliyor, ancak bunun tam olarak ne olduğunu söyleyemiyor. Bu ifade mecazidir; hiçbir şey fiziksel olarak iğnelenmiyor veya sabitlenmiyor. İfade kesinlik vurgusu katar, bu yüzden yalnızca olası bir cevap bulmak yeterli değildir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için pin down ifadesini basit geçmiş zamanda kullanın: The engineers finally ____ the exact cause of the outage.

Cevabı göster

pinned down

We lose our temper, Kalıp ifadeler

2:07

Öfkemize hakim olamayız,

Kalıp ifadeler

Lose our temper: öfke kontrolünü kaybetmek

Lose our temper içindeki lose one's temper, kişinin öfkesini gösterme biçimini kontrol edemeyecek kadar kızması anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Yalnızca kızgın hissetmeyi değil, öfkenin dışa vurulmasını anlatır. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: we lose our temper, I lose my temper ve she loses her temper. İfadenin tamamı deyimseldir; temper burada sıcaklıkla değil, öfke ve öz denetimle ilgilidir.

Alıştırma

Cümleyi lose one's temper ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: I tried to stay calm, but I ____ when the shouting continued.

Cevabı göster

lost my temper

but we can't readily tell what we're so cross about. Kelime

2:08

ama neye bu kadar kızdığımızı kolayca söyleyemeyiz.

Kelime

Britanya İngilizcesinde be cross about something

We're so cross about ifadesinde cross, kızgın veya rahatsız anlamına gelen bir sıfattır. Bu kullanım özellikle günlük ve resmî olmayan Britanya İngilizcesinde yaygındır; kesişmek anlamına gelmez ve haç biçimli bir nesneyi anlatmaz. Be cross about something yapısı bu duygunun nedenini belirtir. What we're so cross about içinde what bilinmeyen nedeni temsil eder, so ise dereceyi artırarak çok kızgın veya rahatsız anlamını verir.

Alıştırma

Resmî olmayan Britanya İngilizcesinde Maya was cross about the delay cümlesi ne anlama gelir?

  1. Maya nereye gideceği konusunda kafası karışmıştı.
  2. Maya gecikme yüzünden rahatsız veya kızgındı.
  3. Maya geç kaldığı için karşıya geçti.
Cevabı göster

Maya gecikme yüzünden rahatsız veya kızgındı.

We lack insights into our own satisfactions and dislikes. Kalıp ifadeler

2:10

Kendi tatminlerimiz ve hoşnutsuzluklarımız hakkında içgörüden yoksunuz.

Kalıp ifadeler

insights into: bir konu hakkında derin kavrayış

Bu cümlede insights into, kendi tatminlerimiz ve hoşlanmadığımız şeyler hakkında birkaç farklı derin kavrayış anlamına gelir. Çoğul insights, tek bir gerçeği değil, birden fazla fark edişi gösterir. Sabit yapı insight into + konu şeklindedir. Into, konuyu yüzeyin altına inilerek incelenen bir şey olarak sunar; bu nedenle ifade, konu hakkında yalnızca bazı gerçekleri bilmekten daha derin ve çözümleyici bir anlayış aktarır.

Alıştırma

Cümleyi öne çıkarılan eşdizimle tamamlayın: The diary entries gave historians new ____ daily life during the war.

Cevabı göster

insights into

That's why we need to examine our own minds.

2:14

İşte bu yüzden kendi zihnimizi incelememiz gerekir.

Philosophy is committed to self-knowledge, Kalıp ifadeler

2:17

Felsefe kendini tanımaya adanmıştır,

Kalıp ifadeler

committed to self-knowledge: kalıcı bir amaca bağlılık

Burada is committed to, kalıcı bir amacı güçlü biçimde desteklemek ve ona ulaşmak için çalışmayı sürdürmek anlamına gelir. Philosophy, sanki bir taahhütte bulunabilirmiş gibi ele alınır; böylece cümle, felsefe alanının öz bilgiyi önemsediğini ve onun peşinden gittiğini anlatır. Yapı be committed to + isim veya -ing biçimidir. Burada self-knowledge, edat olan to sözcüğünden sonra gelen bir isimdir. Bir eylemle is committed to learning denir; is committed to learn denmez.

Alıştırma

Cümleyi reduce fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Our school is committed to ____ food waste.

Cevabı göster

reducing

and its central precept,

2:20

ve bilinen ilk en büyük filozof Sokrates tarafından dile getirilen

articulated by the earliest greatest philosopher Socrates,

2:21

merkezi kuralı,

is just two words long.

2:25

sadece iki kelimeden oluşur.

Know yourself. Kültür

2:26

Kendini bil.

Kültür

Know yourself: felsefi bir ilke olarak kendini tanıma

“Know yourself”, yalın fiil know ile dönüşlülük zamiri yourself'ten oluşan bir emir cümlesidir. Burada yalnızca adın veya sevdiğin şeyler gibi kişisel bilgileri bilmek anlamına gelmez. Kendi güdülerini, arzularını, güçlü yanlarını, sınırlarını ve yargılarını incelemek anlamına gelir. Bu özdeyiş geleneksel olarak Antik Yunan felsefesiyle ilişkilendirilir ve burada özellikle Sokrates'le bağlantılıdır. Bunun temel bir ilke olarak adlandırılması, kendini tanımayı sıradan bir öğüt değil, bilgece yaşamanın ve düşünmenin başlangıç noktası olarak sunar.

Alıştırma

Bu felsefi bağlamda “Know yourself” bir kişiden öncelikle ne yapmasını ister?

  1. Kendi güdülerini, arzularını ve yargılarını incelemek.
  2. Adresi ve doğum günü gibi kişisel bilgileri ezberlemek.
  3. Başkalarının onu daha iyi anlamasını sağlamak.
Cevabı göster

Kendi güdülerini, arzularını ve yargılarını incelemek.

We're not very good at making ourselves happy.

2:30

Kendimizi mutlu etme konusunda pek iyi değiliz.

We overrate the power of some things to improve our lives and underrate others. Kelime

2:33

Bazı şeylerin hayatımızı iyileştirme gücünü abartır, diğerlerini ise hafife alırız.

Kelime

overrate ... underrate: karşıt yüksek ve düşük değerlendirmeler

Overrate, bir şeyi gerçekte olduğundan daha iyi, daha önemli, daha yararlı veya daha güçlü olarak değerlendirmek demektir. Underrate ise onu gerçekte olduğundan daha az değerli veya daha güçsüz değerlendirmek demektir. over- ve under- ön ekleri bu karşıtlığı oluşturur. Cümlede eşleştirilen iki fiil dengeli bir karşıtlık kurar: bazı şeylere gereğinden fazla, diğerlerine gereğinden az değer veririz. Others, tekrarı önlemek için other things yerine kullanılır. Burada rate “değerlendirmek” anlamındadır; “fiyat”, “hız” veya sayısal “oran” anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki karşıt anlamlı iki değerlendirme fiiliyle tamamla: “We often ____ quick fixes and ____ steady practice.”

Cevabı göster

overrate · underrate

We make the wrong choices because,

2:37

Yanlış seçimler yaparız çünkü,

guided by advertising and false glamour, Dilbilgisi

2:39

reklamların ve sahte cazibenin yönlendirmesiyle,

we keep on imagining that a particular kind of holiday or car or computer will make a bigger difference than it can. Dilbilgisi

2:41

belirli bir tatil, araba veya bilgisayar türünün yapabileceğinden daha büyük bir fark yaratacağını hayal etmeye devam ederiz.

Dilbilgisi

reklamların ve sahte ihtişamın yönlendirmesiyle, …

guided by advertising and false glamour, indirgenmiş bir edilgen ortaç öbeğidir. Reklamlardan ve sahte ihtişamdan etkilendiğimizi anlatır ve yanlış seçimler yapmamızın nedenini ya da arka planını ekler. Bu öbeğin örtük öznesi ana cümlenin öznesi olan we ile aynıdır. Öbek, because we are guided by advertising and false glamour şeklinde açılabilir. Geçmiş zaman ortacı edilgen çatıyı gösterir; geçmiş zamanı göstermez. Etki, seçimleri yaptığımız sırada da devam ediyor olabilir.

Alıştırma

Maya'nın neden daha güvenli rotayı seçtiğini göstermek için indirgenmiş edilgen yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Guided by the warning signs, Maya chose the safer route.
  2. Guided the warning signs, Maya chose the safer route.
  3. Guiding the warning signs, Maya chose the safer route.
Cevabı göster

Guided by the warning signs, Maya chose the safer route.

Dilbilgisi

keep on imagining(hayal etmeyi sürdürmek)

keep on imagining, keep on yapısından sonra gerund gelen bir yapıdır. Hayal etmeye devam etmek veya zaman içinde tekrar tekrar hayal etmek anlamına gelir; on, devamlılığı vurgular. Burada we keep on imagining tek bir düşünceyi değil, aynı türden bir beklentiyi sürekli oluşturma alışkanlığını anlatır. Bu ifade, konuşanın bu ısrarı dikkat çekici, yararsız veya şaşırtıcı bulduğu izlenimini verebilir. Bu cümlede, bir şeyin yaratabileceği farkı tekrar tekrar olduğundan büyük görmeyi eleştirir.

Alıştırma

Devam eden hayal etme eylemini göstermek için keep on + gerund yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. After the first design failed, Nia kept on imagine a better solution.
  2. After the first design failed, Nia kept on imagining a better solution.
  3. After the first design failed, Nia kept on to imagine a better solution.
Cevabı göster

After the first design failed, Nia kept on imagining a better solution.

Dilbilgisi

gerçekte yaratabileceğinden daha büyük bir fark yaratmak

Bu ifade, bir şeyin gerçekte yaratabileceğinden daha büyük bir etki yaratmasının beklendiğini anlatır. make a bigger difference karşılaştırmayı kurar; than it can ise gerçek sınırı belirtir. can kelimesinden sonra make a difference bölümü, daha önce söylendiği için anlaşılır biçimde düşürülmüştür. Buradaki it tatili, arabayı ya da bilgisayarı ifade eder; yani cümle bunların etkisinin abartıldığını söyler.

Alıştırma

Bu dersteki hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: People may expect a new desk to ____ than it can。

Cevabı göster

make a bigger difference

At the same time, Anlatım akışı

2:47

Aynı zamanda,

Anlatım akışı

Aynı zamanda,

Bu cümlede At the same time, bir söylem bağlayıcısıdır: az önce belirtilen noktayla birlikte doğru olan ikinci bir noktayı ekler. Burada düşünce akışı, tüketim mallarının yapabileceklerini abartılı biçimde değerlendirmekten, diğer katkıları küçümsemek şeklindeki bağlantılı hataya geçer. İki şeyin tam olarak aynı saniyede gerçekleşmesi gerekmez. İfadeyi, bir arada geçerli olan iki düşünceyi düzenlemek için kullanırız; bu nedenle ifade çoğu zaman bir sınırlama veya hafif bir karşıtlık sunar.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Bu iki cümlede At the same time, iki olayın aynı saniyede gerçekleştiğini söylemek yerine, ilk iddiayla birlikte geçerli olabilecek bir sınırlamayı doğal biçimde sunar: The new schedule gives people more free time. At the same time, it makes each workday more demanding.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

we underestimate the contribution of other things,

2:48

yürüyüşe çıkmak gibi,

like going for a walk,

2:51

çok az prestiji olabilen,

which may have little prestige,

2:52

ancak varoluşun karakterine derinden katkıda bulunabilen

but can contribute deeply to the character of existence. Kalıp ifadeler

2:54

diğer şeylerin katkısını hafife alırız.

Kalıp ifadeler

contribute deeply to: …e derinden katkıda bulunmak

Contribute to, bir sonucun ortaya çıkmasına veya şekillenmesine yardımcı olmak demektir. Bu cümlede etkinlik, varoluşun niteliğini güçlü biçimde şekillendirebilecek etkenlerden biri olarak sunulur; contribute yalnızca para vermek anlamına gelmez. Deeply, contribute fiilini niteleyen bir zarftır ve etkinin derin olduğunu gösterir. Bir etkeni, oluşmasına yardımcı olduğu sonuca bağlamak için contribute (deeply) to + isim veya -ing biçimi kalıbını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayan en iyi ifadeyi seçin: A sense of belonging can ___ a child's happiness.

  1. contribute deep to
  2. contribute deeply to
  3. contribute deeply for
Cevabı göster

contribute deeply to

Philosophers seek to be wise by getting more precise about the activities and attitudes that really can help our lives to go better. Dilbilgisi

2:57

Filozoflar, hayatımızın daha iyiye gitmesine gerçekten yardımcı olabilecek faaliyetler ve tutumlar hakkında daha kesin bilgiler edinerek bilge olmayı amaçlarlar.

Dilbilgisi

Yöntem ifadesi olarak by getting more precise about

By + -ing biçimi, bir hedefe ulaşmak için kullanılan yöntemi belirtir. Burada by getting more precise about, filozofların nasıl daha bilge olmaya çalıştığına cevap verir: bunu daha kesin hâle gelme süreciyle yaparlar. Get more precise about içinde get, elde etmek değil hâle gelmek anlamındadır; about ise incelenen konuyu tanıtır. Yeniden kullanılabilen yapı hedef veya sonuç + by + -ing biçimindeki yöntemdir.

Alıştırma

Cümleyi hedef yöntem ifadesiyle tamamlayın: We can improve the plan ____ the budget and timeline.

Cevabı göster

by getting more precise about

Philosophers are good at keeping a sense of what really matters and what doesn't. Dilbilgisi

3:08

Filozoflar neyin gerçekten önemli olup neyin olmadığını anlama konusunda iyidirler.

Dilbilgisi

what really matters and what doesn't ifadesindeki paralel what yan cümleleri

what really matters and what doesn't ifadesinde what ile kurulan iki paralel yan cümle vardır. Her biri bir grup şeyi belirtir: what really matters “gerçekten önemli olan şeyler”, what doesn't ise “önemli olmayan şeyler” anlamına gelir. Bu iki paralel yapı of'tan sonra gelir ve birlikte onun tümlecini oluşturur. İkinci yan cümlede doesn't, doesn't matter yerine kullanılır. Matter ilk yan cümleden zaten anlaşıldığı için söylenmez. Bu paralel eksiltme, dil bilgisi yapısını bozmadan karşıtlığı kısa tutar.

Alıştırma

Matter sözcüğünü tekrarlamamak için olumsuz yardımcı fiilin kısaltılmış biçimini kullanın: We need to decide what matters and what ____.

Cevabı göster

doesn't

On hearing the news that he'd lost all his possessions in a shipwreck, Dilbilgisi

3:12

Bir gemi kazasında tüm mal varlığını kaybettiği haberini duyan

Dilbilgisi

On hearing: anında tetiklenmeyi gösteren on + -ing

On hearing, “duyduğunda” veya “duyar duymaz” anlamına gelir. Burada on yer değil zaman belirtir; hearing ise edattan sonra kullanılan -ing biçimidir. Bu ifade, ana cümledeki eylemi tetikleyen olayı tanıtır. Anlamca öznesi normalde ana cümlenin öznesiyle aynıdır: haberi duyan kişi, ardından gelen eylemi de gerçekleştirir. Bu kısaltılmış yapı, olaydan tepkiye hızlıca geçmeyi sağlar.

Alıştırma

Anında gerçekleşen bir tepkiyi göstermek için on + -ing yapısını kullanın: ____ the final whistle, the crowd cheered.

Cevabı göster

On hearing

the Stoic philosopher Zeno simply said, Kültür

3:15

Stoacı filozof Zenon sadece şöyle demiştir:

"Fortune commands me to be a less encumbered philosopher." Kelime

3:17

"Talih, bana daha az yüklü bir filozof olmamı emrediyor."

Kültür

Stoic philosopher Zeno: felsefi gönderme

Kitionlu Zenon, Stoacılığın kuruluşuyla bağlantılı erken dönem bir Antik Yunan filozofuydu. Burada Stoic sözcüğü büyük harfle başlar çünkü bu felsefi geleneğin adıdır. Bu gelenek aklı kullanmayı ve kontrol edemediğimiz olaylara nasıl karşılık verdiğimize odaklanmayı öğretir. Bu arka plan Zenon'un şaşırtıcı tepkisini açıklar: Mal varlığını kaybetmesini yüklerinin azalması olarak yeniden yorumlar. Sözleri yalnızca soğukluğu ya da doğaüstü bir Kadere kelimesi kelimesine itaati değil, sakinliği ve bakış açısı değişikliğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede Stoic philosopher Zeno ifadesi size ne anlatıyor?

  1. Zenon, kontrol edilemeyen durumlara akılcı karşılık vermeyi öğreten bir felsefe geleneğine bağlıdır.
  2. Zenon gemilerde çalışmış ve insanlara mallarını dağıtmalarını emretmiştir.
  3. Zenon yalnızca hiç duygu göstermeyen biri olarak tarif edilmektedir.
Cevabı göster

Zenon, kontrol edilemeyen durumlara akılcı karşılık vermeyi öğreten bir felsefe geleneğine bağlıdır.

Kelime

less encumbered: yüklerden daha özgür

Encumbered; mal varlığı, borç, görev veya kural gibi özgürlüğü sınırlayan bir şeyin yükü altında kalmak ya da onun yüzünden engellenmek anlamına gelen resmî bir sözcüktür. Less encumbered, bu yüklerin daha azını taşımak ve dolayısıyla hareket etmekte daha özgür olmak demektir. Burada ifade, kaybı olumlu bir şekilde yeniden yorumlar: Zenon'un malı azalmıştır, fakat o bunu üzerindeki yükün azalması olarak sunar. Bu ifade Zenon'un daha az yetenekli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “yüklerden daha özgür” anlamına gelen iki sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: After paying off the final debt, she felt ____.

Cevabı göster

less encumbered

It's responses like these that have made the very term philosophical a byword for calm, Kalıp ifadeler

3:21

İşte bu gibi tepkiler, felsefi teriminin kendisini sakinliğin,

long-term thinking,

3:27

uzun vadeli düşünmenin,

and strength of mind.

3:28

ve zihinsel gücün bir sembolü haline getirmiştir.

Kalıp ifadeler

a byword for calm: sakinliğin simgesi

“A byword for”, bir kişinin, şeyin veya adın belirli bir niteliğin açık bir örneği olarak yaygın biçimde tanındığını anlatır. Burada philosophical terimi; sakinlik, uzun vadeli düşünme ve zihinsel dayanıklılıkla kamuoyunda ilişkilendirilmiştir. Kalıp “X is/has become a byword for Y” şeklindedir. for sonrasındaki isim öbeği X ile bağlantılı niteliği belirtir. Bu ifade, yalnızca X'in Y “means” ettiğini söylemekten daha güçlüdür; ortak bir itibara veya bilinen bir çağrışıma işaret eder.

Alıştırma

Cümleyi “yaygın biçimde tanınan bir örnek” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: After decades of reliable service, the company became ____ quality.

Cevabı göster

a byword for

In short, Anlatım akışı

3:29

Kısacası,

for perspective.

3:30

geniş bir bakış açısının.

Anlatım akışı

Özetleme işareti olarak In short

“In short” bir özetleme işaretidir. Dinleyiciye, ardından gelen sözlerin önceki birkaç ayrıntıyı tek bir ana düşüncede topladığını bildirir. Burada “for perspective”, önceki “a byword for ...” kalıbını eksiltili biçimde tekrarlar; uzun liste perspective düşüncesine indirgenir. Bu ifade kısa bir zaman dilimini anlatmaz. Cümlenin başında, uzun açıklamayı kapatıp kısa bir sonuç vererek bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Kısa bir özeti doğru biçimde başlatan ifade hangisidir? The route is unsafe, expensive, and much too long. ___, we need a different route.

  1. For a short time
  2. In short
  3. Shortly
Cevabı göster

In short

The wisdom of philosophy is,

3:31

Felsefenin bilgeliği,

in modern times,

3:33

modern zamanlarda,

mostly delivered in the form of books. Kalıp ifadeler

3:34

çoğunlukla kitaplar şeklinde sunulur.

Kalıp ifadeler

in the form of books: aktarım biçimini belirtme

in the form of + isim öbeği yapısı, bir şeyin aldığı biçimi, türü veya ortamı belirtir. Bu cümlede kitaplar, felsefi bilgeliğin iletildiği ortamdır; delivered burada fiziksel olarak gönderilmek değil, aktarılmak anlamına gelir. Bu yapıyı bir şeyin nasıl sunulduğunu, sağlandığını, saklandığını veya alındığını açıklamak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “bir şey olarak sunulan veya sağlanan” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın. The prize was given ____ a bookstore voucher.

Cevabı göster

in the form of

But in the past,

3:36

Ancak geçmişte,

philosophers sat in market squares and discussed their ideas with shopkeepers,

3:37

filozoflar pazar meydanlarında oturup dükkan sahipleriyle fikirlerini tartışır,

or went into government offices and palaces to give advice.

3:41

ya da tavsiye vermek için devlet dairelerine ve saraylara giderlerdi.

It wasn't abnormal to have a philosopher on your payroll. Kelime

3:44

Maaş bordronuzda bir filozofun olması anormal değildi.

Kelime

on your payroll: istihdam edilmek ve ücret almak

To have someone on your payroll, o kişiyi işe almak ve ona düzenli olarak ücret ödemek anlamına gelir. Payroll yalnızca kâğıt üzerindeki bir liste değildir; bir kuruluşun ücret ödediği çalışan grubunu veya ücret ödeme sistemini de ifade edebilir. Bu cümlede ifade, tarihteki olağan bir iş ilişkisini anlatır. Bazı bağlamlarda on someone's payroll rüşveti veya gizli kontrolü ima edebilir; ancak bu ek anlam ifadenin kendisinden değil, bağlamdan gelir.

Alıştırma

Bir belediye başkanı, “We have three legal advisers on our payroll.” diyor. Bunun en doğrudan anlamı nedir?

  1. Belediye başkanı üç hukuk danışmanına gizlice rüşvet verir.
  2. Belediye üç hukuk danışmanını işe alır ve ücretlerini öder.
  3. Danışmanlar belediyenin bordro kayıtlarını yönetir.
Cevabı göster

Belediye üç hukuk danışmanını işe alır ve ücretlerini öder.

Philosophy was thought of as a normal basic activity, Dilbilgisi

3:47

Felsefe, alışılmadık ezoterik isteğe bağlı bir eklentiden ziyade,

rather than as an unusual esoteric optional extra.

3:50

normal temel bir aktivite olarak düşünülürdü.

Dilbilgisi

be thought of as X rather than as Y: Y değil, X olarak görülmek

Be thought of as X, “X olarak görülmek veya anlaşılmak” anlamına gelir. Edilgen yapı, böyle düşünen kişileri belirtmez; burada felsefeye ilişkin genel bir görüşü anlatır. Rather than as Y, X'in tercih edilip Y etiketinin reddedildiğini gösterir. as sözcüğünün tekrarlanması iki etiketi paralel tutar: thought of as X rather than as Y.

Alıştırma

Etiketleri paralel tutan iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The library was thought of ____ a public service rather than ____ a luxury.

Cevabı göster

as · as

Nowadays,

3:54

Günümüzde,

it's not so much that we overtly deny this thought, Dilbilgisi

3:55

bu düşünceyi açıkça inkar etmemizden ziyade,

but we just don't have the right institutions set up to promulgate wisdom coherently in the world. Notlar

3:58

dünyada bilgeliği tutarlı bir şekilde yaymak için kurulmuş doğru kurumlara sahip değiliz.

Dilbilgisi

not so much that A, but B: A'dan çok B

Not so much that A, but B ilk açıklamayı düzeltir ve ana odağı B'ye kaydırır. “Daha doğru açıklama A değil, B'dir” anlamına gelir; so much burada miktar karşılaştırmaz. Bu cümlede A, düşüncenin açıkça reddedilmesi; B ise uygun kurumların bulunmamasıdır. Konuşmacı B'yi asıl sorun olarak sunar. Bu cümlede olduğu gibi but sonrasında tam bir yan cümle gelebilir.

Alıştırma

Asıl sorunun Maya'nın projeyi sevmemesi değil, zamanının yetersiz olması olduğunu hangi cümle anlatır?

  1. Either Maya dislikes the project or she doesn't have enough time.
  2. It's not so much that Maya dislikes the project, but that she doesn't have enough time.
  3. Maya not only dislikes the project, but she also doesn't have enough time.
Cevabı göster

It's not so much that Maya dislikes the project, but that she doesn't have enough time.

Öbek fiiller

set up: kurmak ve işler hâle getirmek

Burada set up, “çalışabilecek şekilde kurulmuş ve düzenlenmiş” anlamına gelir. Cümle, gerekli kurumların henüz çalışmaya hazır durumda olmadığını söylüyor. Vurgu bina inşa etmekte değil, kurumların işler durumda olmasındadır. don't have the right institutions set up ifadesinde have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı kullanılır. Set up, institutions sözcüğünün ulaştığı sonuç durumunu anlatırken to ile başlayan mastar, kurumların amacını gösterir: bilgeliği düzenli bir şekilde yaymak.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Before the club can accept members, we need to ____ an online registration system.

Cevabı göster

set up

Kelime

promulgate wisdom coherently: bilgeliği resmî ve düzenli biçimde yaymak

Promulgate; bir kuralı, öğretiyi veya düşünceler bütününü genellikle bir kurum aracılığıyla halka açık ve geniş çapta duyurmak anlamına gelen resmî bir fiildir. Wisdom nesne olduğunda bilgelik, bir kişinin gündelik biçimde paylaştığı bir şey değil, sistemli olarak yayılması gereken bir içerik gibi sunulur. Coherently, bu yayılmanın nasıl gerçekleşmesi gerektiğini açıklar: düşünceler bağlantılı, açık ve düzenli olmalıdır. İfade yapılandırılmış iletişimi anlatır; bilgeliğin doğru olduğunu kanıtlamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede promulgate doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The agency will promulgate the new safety standards next month.
  2. The scientist promulgated the claim by proving every step.
  3. Sam promulgated a funny photo to one friend after lunch.
Cevabı göster

The agency will promulgate the new safety standards next month.

In the future,

4:04

Gelecekte ise,

though,

4:05

felsefenin değeri biraz daha anlaşıldığında,

when the value of philosophy is a little clearer,

4:05

günlük hayatta daha fazla filozofla karşılaşmayı bekleyebiliriz.

we can expect to meet more philosophers in daily life.

4:08

Kapalı kapılar ardında,

They won't be locked up, Deyimler

4:11

çoğunlukla üniversite bölümlerinde yaşamayacaklar,

living mainly in university departments,

4:12

çünkü bilgeliğimizin eksik olduğu ve hayatımızı mahvettiği noktalar çok sayıdadır ve tam da şu anda acil dikkat gerektirmektedir.

Deyimler

Mecazi yalıtılmışlık anlamında locked up

Burada "locked up" mecaz anlamda kullanılıyor. Filozofların gerçekten hapiste olduğu anlamına gelmiyor. Onları üniversite bölümlerine kapatılmış ve günlük hayatın sorunlarından kopmuş kişiler olarak gösteriyor. Edilgen be locked up kalıbı, sınırlı bir yerin veya grubun içinde tutulup kullanılamayan insanları, fikirleri, bilgiyi, parayı ya da kaynakları da anlatabilir. Bu benzetme eleştiri taşır: Yardım edebilmeleri için dışarıda olmaları gerekir.

Alıştırma

Örnekte "locked up", filozoflar hakkında neyi ima ediyor?

  1. Çoğunlukla akademik dünyanın içinde tutulup günlük hayattan uzak kalıyorlar.
  2. Hepsi hapse gönderildi.
  3. Üniversite binalarını gece için kilitliyorlar.
Cevabı göster

Çoğunlukla akademik dünyanın içinde tutulup günlük hayattan uzak kalıyorlar.

because the points at which our unwisdom bites and messes up our lives are multiple and urgently need attention right now. Notlar

4:14

gerekli bir kural uyumu için burada fazladan bir string olmamalı, virgüllere dikkat edilmiştir

Dilbilgisi

Bir şeyin gerçekleştiği yeri gösteren points at which

Points at which, “bir şeyin gerçekleştiği belirli yerler, aşamalar veya anlar” anlamına gelir. Burada points, kötü muhakemenin zarar vermeye ve sorun çıkarmaya başladığı hayat bölümleridir; puanlar veya bir listedeki görüşler değildir. Dilbilgisi bakımından points, which sözcüğünün gönderme yaptığı isimdir. at edatı which sözcüğünden önce gelir; böylece at which, “o noktalarda” anlamına gelen resmî bir ilgi cümleciğini başlatır. Bu kalıp bir süreçte, sistemde veya durumda etkinin nerede ortaya çıktığını kesin olarak gösterir.

Alıştırma

“O noktalarda” anlamına gelen resmî “edat + ilgi zamiri” ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The engineers identified the points ____ errors entered the process.

Cevabı göster

at which

Deyimler

“unwisdom bites” metaforu

Burada “unwisdom”, akıllıca olmayan seçimleri veya yargıları ifade eder; “bites” ise mecazidir. Kötü muhakemeyi bize saldırıp zarar verebilecek bir şey gibi gösterir: gerçek ve acı verici sonuçların ortaya çıkmaya başladığı nokta budur. “Soyut bir sorun + bites” kalıbı, zararı yakın ve acil hissettirir. Kimse fiziksel olarak ısırılmamaktadır.

Alıştırma

“Their poor planning began to bite when the bills arrived” cümlesinde “began to bite” ne anlama gelir?

  1. Daha önemsiz ve göz ardı edilmesi daha kolay hâle geldi.
  2. Gerçek ve zararlı sonuçlara yol açmaya başladı.
  3. Faturaları dişleriyle çiğnemeye başladı.
Cevabı göster

Gerçek ve zararlı sonuçlara yol açmaya başladı.

Öbek fiiller

“messes up” öbek fiili

Burada “messes up”, hayatı ciddi biçimde bozmak, ona zarar vermek veya işlerin ters gitmesine yol açmak anlamına gelir. Nesnesi “our lives” olduğu için yalnızca fiziksel şeyleri dağıtmayı ifade etmez. “Mess up” burada geçişli bir öbek fiildir: “mess up our lives”. Nesne bir isim olduğunda “mess our lives up” da denebilir.

Alıştırma

“Mess up” öbek fiilini doğru biçimde kullanın: If you change the map now, you could ____ our whole trip.

Cevabı göster

mess up