PSİKOTERAPİ - Sigmund Freud: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Freud'un yaşamı ve çocukluk, arzu, yakınlık, toplum ile psikanaliz hakkındaki fikirleri, bilinçdışının kaygıyı nasıl açıklayabileceğini gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Öbek fiiller: “turned out to be”, ilk inanca ters bir sonucu anlatır; ardından isim ya da sıfat getirmeyi öğrenin. 2. Dil bilgisi ve cümle kalıpları: “the more in love with someone we are, the harder it becomes”, değişen iki dereceyi bağlar; bu ilintili karşılaştırmayı başka değişim-sonuç ilişkilerinde kullanın. 3. Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: “Freudian slips,”, bilinçdışı arzuları açığa vurduğu düşünülen hataların adıdır; bu yorumu sıradan bir hatadan ayırın.
Bu derste
who helps us understand why our lives and relationships
0:06hayatlarımızın ve ilişkilerimizin neden bu kadar
are full of so much confusion and pain.
0:09kafa karışıklığı ve acı dolu olduğunu anlamamıza yardım eden.
He tells us why life is hard and how to cope.
0:12Bize hayatın neden zor olduğunu ve bununla nasıl başa çıkacağımızı anlatır.
Sigmund Schlomo Freud was born to a middle-class Jewish family in 1856.
0:18Sigmund Schlomo Freud, 1856'da orta sınıf Yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğdu.
His professional life was not an immediate success.
0:23Mesleki yaşamı hemen bir başarıya dönüşmedi.
he dissected hundreds of eels
0:27üreme organlarının yerini bulmaya yönelik başarısız bir girişimde,
in an unsuccessful attempt to locate their reproductive organs. Kalıp ifadeler
0:29yüzlerce yılan balığını parçalara ayırdı.
in an unsuccessful attempt to locate: bulmaya yönelik başarısız girişim
In an unsuccessful attempt to locate, eylemin amacını belirtirken çabanın başarısız olduğunu da hemen bildirir. Burada unsuccessful, attempt sözcüğünü niteler: Organları bulmaya çalışmış, ancak bulamamıştır. Aktarılabilir kalıp in an unsuccessful attempt to + fiilin yalın hâlidir. Amaçlanan hedefi ve başarısız çabayı kısa ve oldukça resmî bir biçimde birlikte anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle hem bir amacı hem de başarısız bir çabayı anlatır?
- The engineers opened the device in an attempt to repair it, and the repair worked.
- The engineers opened the device after deciding not to repair it.
- The engineers opened the device in an unsuccessful attempt to repair it.
Cevabı göster
The engineers opened the device in an unsuccessful attempt to repair it.
but it turned out to be a dangerous and addictive idea. Öbek fiiller
0:35ancak bunun tehlikeli ve bağımlılık yapıcı bir fikir olduğu ortaya çıktı.
turned out to be: sonradan ... olduğu ortaya çıktı
Turned out to be, “daha sonra ... olduğu keşfedildi veya kanıtlandı” anlamına gelir. Konuşan kişi önceki bir inanış ya da beklentiyle sonradan netleşen sonucu karşılaştırır: Fikrin sonunda tehlikeli ve bağımlılık yapıcı olduğu anlaşılmıştır. Sonradan ortaya çıkan bir gerçeği anlatmak için turn out to be + isim öbeği veya sıfat öbeği kullanılır. Bu yapı özellikle zaman, araştırma veya deneyim sonrasında netleşen durumlarda görülür.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade turned out to be ile tamamlayın: The cheap-looking painting ____ extremely valuable.
Cevabı göster
turned out to be
he founded the discipline that would ultimately make his name. Deyimler
0:39nihayetinde adını duyuracak olan disiplini kurdu.
make his name: itibar kazanmak
Bu cümlede make his name, “itibarını oluşturmak ve geniş çevrelerce tanınmasını sağlamak” demektir. Kurduğu disiplin daha sonra ünüyle ilişkilendirilen başarı olacaktı; ifade, kişisel adını yaratmak veya seçmek anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp make + iyelik belirleyicisi + name şeklindedir. Bir kişi çalışmalarıyla make their own name yapabilir; bir başarı da kişiye tanınırlık kazandırarak make someone’s name olabilir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi make one’s name ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Elena ____ with an award-winning performance.
Cevabı göster
made her name
A new psychological medicine he called psychoanalysis.
0:42Psikanaliz adını verdiği yeni bir psikolojik tıp.
The landmark study was his 1900 book The Interpretation of Dreams.
0:47Dönüm noktası niteliğindeki çalışması, 1900 yılında yayınlanan Düşlerin Yorumu adlı kitabıydı.
"The chief patient I am preoccupied with is myself." Kalıp ifadeler
0:59"Üzerine kafa yorduğum asıl hastam kendimim."
preoccupied with: dikkate hâkim olan düşünceler
Burada am preoccupied with, konuşanın düşüncelerinin tekrar tekrar ve güçlü biçimde tek bir konu tarafından meşgul edilmesi anlamına gelir. Konuşan, kendisini yalnızca ara sıra düşündüğünü değil, kendisini incelemeyi veya kendisi hakkında kaygılanmayı bırakamadığını söylüyor. Kalıp be preoccupied with + isim veya -ing biçimi şeklindedir. Genellikle bir kaygının zihinsel dikkati o kadar çok kapladığını ve diğer şeylere daha az dikkat kaldığını anlatır.
Alıştırma
Sabit söz öbeğini tamamlayın: Maya was preoccupied ____ the upcoming exam and missed part of the conversation.
Cevabı göster
with
He was convinced he would die between 61 and 62
1:0361 ile 62 yaşları arasında öleceğine ikna olmuştu
although he actually died much later at the age of 83.
1:08gerçi aslında çok daha sonra, 83 yaşında öldü.
Freud achieved a series of deep insights into the sources of human unhappiness. Kalıp ifadeler
1:13Freud, insan mutsuzluğunun kaynaklarına dair bir dizi derin içgörü elde etti.
insights into: bir konuyu derinlemesine anlama
“Insights into”, bir konu hakkında derin veya konunun özünü açığa çıkaran bir anlayış demektir. Burada Freud’un insights ifadesi, insan mutsuzluğunun altında yatan nedenleri anlamasını belirtir; ayrı ayrı gerçekleri, ipuçlarını veya bilgileri değil. Yaygın yapı insight into + isim veya soru yan cümlesidir: insight into the problem; insights into why people behave this way. Bu cümlede a series of ifadesinden sonra çoğul insights gelir; into ise anlaşılan konuyu tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi derin anlayış belirten çoğul isim ve edatla tamamlayın: The interviews gave the team useful ____ why customers were leaving.
Cevabı göster
insights into
He proposed that we are all driven by the pleasure principle,
1:18Hepimizin haz ilkesi tarafından yönlendirildiğini öne sürdü,
which inclines us towards easy physical and emotional rewards Kalıp ifadeler
1:22bizi kolay fiziksel ve duygusal ödüllere yönelten
and away from unpleasant things like drudgery and discipline.
1:26ve angarya ve disiplin gibi hoş olmayan şeylerden uzaklaştıran.
inclines us towards ... and away from: etkinin iki karşıt yönü
“Inclines us towards X and away from Y”, bir şeyin bizi X’i seçmeye veya tercih etmeye daha yatkın, Y’yi seçmeye veya kabul etmeye ise daha az yatkın hâle getirmesi demektir. Burada incline ettirgen anlamdadır: haz ilkesi insanların eğilimlerini etkiler; fiziksel bir nesnenin eğilmesini anlatmaz. Yeniden kullanılabilen yapı incline + kişi + towards + tercih edilen seçenek + and away from + kaçınılan seçenektir. Eşleşen edatlar karşıtlığı iki zıt yön olarak düzenler.
Alıştırma
Eşleşen yön yapısını tamamlayın: The reward system inclines players ____ teamwork ____ selfish play.
Cevabı göster
towards · and away from
we are guided more or less solely according to the pleasure principle,
1:30aşağı yukarı sadece haz ilkesine göre yönlendirildiğimizi
Kısaltılmış edilgen koşul yapısı if adhered to without constraints
if adhered to without constraints sözleri, kısaltılmış edilgen bir koşul yan cümlesidir. Tam biçimi if it is adhered to without constraints olur: it, söz konusu ilkeye gönderme yapar ve ilke uyulan şeydir. Bu yapıda, eksik özne açıkça anlaşılabiliyorsa if + geçmiş zaman ortacı, if + özne + be + geçmiş zaman ortacı yapısını kısaltır. Without constraints, “sınırlar veya koruyucu önlemler olmadan” demektir; dolayısıyla yan cümle zararlı sonucun ortaya çıkabileceği koşulu belirtir.
Alıştırma
Hangi tam biçim if adhered to without constraints ifadesinin dil bilgisini ve anlamını korur?
- if it is adhered to without constraints
- if it adheres to something without constraints
- if people are adhered to it without constraints
Cevabı göster
if it is adhered to without constraints
like never doing any work or eating too much or, most notoriously,
1:40hiç çalışmamak veya çok fazla yemek ya da en kötü şöhretlisi,
We need to adjust to what Freud called the reality principle.
1:47Freud'un gerçeklik ilkesi dediği şeye uyum sağlamamız gerekir.
Freud believed that there were better or worse kinds of adaptations.
1:54Freud bu uyarlamaların daha iyi ya da daha kötü türleri olduğuna inanırdı.
bow to ifadesinin mecaz anlamı
Burada bow to mecaz anlamda kullanılır. Bir şeyin otoritesini veya gücünü kabul edip ona boyun eğmek demektir; bunun nedeni çoğu zaman direnmenin zor veya imkânsız olmasıdır. Cümle, herkesin gerçeklik ilkesinin getirdiği sınırları kabul etmesi gerektiğini söyler; fiziksel olarak eğilmekten söz etmez. Yapı bow to + kişi, kural, baskı, talep veya kaçınılmaz gerçek şeklindedir. Kabulü çoğu zaman özgürce seçilmiş bir anlaşmadan çok isteksiz bir boyun eğme olarak sunar.
Alıştırma
“The company bowed to public pressure and changed the policy,” cümlesinde bowed to ne anlama gelir?
- Baskıya boyun eğdi veya baskıyı kabul etti
- Halkın önünde fiziksel olarak eğildi
- Baskıyı tamamen ortadan kaldırdı
Cevabı göster
Baskıya boyun eğdi veya baskıyı kabul etti
Neuroses are the result of faulty negotiations with,
2:00Nevrozlar hatalı müzakerelerin bir sonucudur,
in Freud's language: bir düşünürün terminolojisine geçiş
in Freud's language ifadesi, Freud'a özgü terimler sistemine geçildiğini gösterir. Burada repression sözcüğünü, az önce söz edilen hatalı müzakere türüne Freud'un verdiği kuramsal ad olarak tanıtır. Bu kalıpta language, konuşulan bir dili değil, bir kişiye özgü terminolojiyi ifade eder. Sonraki ifadenin X'in kavramsal çerçevesine ait olduğunu göstermek için in X's language kullanılır.
Alıştırma
Cümlede in Freud's language ne işlev görür?
- faulty negotiations ifadesini Freud'dan doğrudan alıntı olarak gösterir.
- Freud'un cümleyi yabancı bir dilde ifade ettiğini söyler.
- Az önce açıklanan düşünce için Freud'un teknik terimini sunar.
Cevabı göster
Az önce açıklanan düşünce için Freud'un teknik terimini sunar.
Freud described a conflict between three parts of our minds,
2:08Freud zihnimizin üç bölümü arasındaki bir çatışmayı tarif etti,
which has to somehow accommodate between the other two.
2:21bu da diğer ikisi arasında bir şekilde uzlaşmak zorundadır.
Freud urged us to think back to the origins of our neuroses in childhood. Öbek fiiller
2:26Freud bizi çocukluğumuzdaki nevrozlarımızın kökenlerini düşünmeye çağırdı.
think back to: geçmişi bilinçli olarak hatırlamak
Think back to, geçmişteki bir zamanı, olayı veya deneyimi bilinçli olarak hatırlamak ve zihnen ona dönmek anlamına gelir. Burada Freud, nevrozların nerede başladığını anlamak için çocukluğa dönüp düşünmemizi ister. back parçacığı geçmiş yönünü gösterir, to ise hatırlanan şeyi tanıtır: think back to childhood, think back to a conversation veya think back to the day something happened. Bu ifade geri dönmek istemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, geçmişteki bir zamanı bilinçli olarak hatırlamak anlamına gelen bu dersteki üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Before you answer, ____ the day you first learned to ride a bike.
Cevabı göster
think back to
where we deal with all the feelings around ingestion and eating.
2:36yeme ve yutma ile ilgili tüm duygularla başa çıktığımız aşamadan geçeriz.
we might pick up all kinds of neuroses here. Öbek fiiller
2:41burada her türlü nevrozu edinebiliriz.
pick up: istemeden bir şey edinmek
Burada pick up, bir şeye maruz kalma sonucunda, çoğu zaman planlamadan veya fark etmeden onu edinmek ya da geliştirmek anlamına gelir. Çocuklar çevrelerinin etkisiyle nevrozlar geliştirebilir; hiç kimse gerçek anlamda bir şeyi kaldırmıyor veya seçmiyor. Bu soyut kullanımın yapısı pick up + edinilen şey biçimindedir. Alışkanlıklar, aksanlar, fikirler, beceriler, hastalıklar ve sorunlarla sık kullanılır; sürecin istemeden, doğal yolla veya zaman içinde gerçekleştiğini bağlam gösterir.
Alıştırma
“If our parents aren't careful, we might pick up all kinds of neuroses here,” cümlesinde pick up ne anlama geliyor?
- Ellerle kaldırmak
- Birkaç seçenek arasından dikkatle seçmek
- Onları istemeden edinmek veya geliştirmek
Cevabı göster
Onları istemeden edinmek veya geliştirmek
or turn to food to calm ourselves down Öbek fiiller
2:46ya da kendimizi sakinleştirmek için yemeğe yönelebilir
turn to food: teselli için yemeğe yönelmek
turn to food ifadesinde turn to, zor bir duyguyla karşılaşıldığında bir şeyden destek, rahatlama veya teselli aramak anlamına gelir. Yiyecek burada duyguyla başa çıkmak için kullanılan bir dayanak olarak görülür; fiziksel olarak yemeğe doğru dönmek kastedilmez. Yapı turn to + kişi veya şey biçimindedir ve ardından sık sık for + ihtiyaç veya amaç gelir: turn to a friend for advice. Birinin yardım ya da rahatlama gerektiğinde neye güvendiğini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi turn to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: When she feels anxious, Mia often ____ music for comfort.
Cevabı göster
turns to
calm ourselves down: kendimizi sakinleştirmek
Calm someone down, bir kişinin üzüntüsünü, kaygısını veya aşırı heyecanını azaltıp onu sakinleştirmek demektir. Buradaki ourselves, bağlamda örtük olan we öznesine döner; insanlar kendi duygularını yatıştırmak için yiyeceğe yönelir. Calm ... down ayrılabilen bir phrasal verb yapısıdır. Nesne bir zamir olduğunda calm ile down arasına gelir: calm ourselves down denir, calm down ourselves denmez.
Alıştırma
calm ... down yapısını ve doğru dönüşlülük zamirini kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: When we felt nervous before the presentation, we counted slowly to ____.
Cevabı göster
calm ourselves down
or hate the idea of depending on anyone else for food.
2:48ya da yemek için bir başkasına bağımlı olma fikrinden nefret edebiliriz.
which is closely aligned with what we now call potty training. Kalıp ifadeler
2:54ki bu bugün tuvalet eğitimi dediğimiz şeyle yakından ilgilidir.
closely aligned with: yakından örtüşmek
Be closely aligned with, bir şeyle güçlü biçimde örtüşmek, ona uymak veya onunla aynı doğrultuda olmak demektir. Closely, bu uyumun derecesini artırır ancak iki şeyin tamamen aynı olduğu anlamına gelmez. Bu cümlede which, the anal phase ifadesine gönderme yapar. İfade, bu eski kavramı bugün potty training dediğimiz kavramla yakından örtüşen bir kavram olarak sunar; aligned burada kavramsal uyumu anlatır, nesnelerin düz bir çizgide sıralanmasını değil.
Alıştırma
Bulguların önceki teoriyle güçlü biçimde örtüştüğü durumda cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The findings are _____ the earlier theory.
- associated with
- similar to
- closely aligned with
Cevabı göster
closely aligned with
our parents tell us what to do and when to go.
2:59ebeveynlerimiz bize ne yapacağımızı ve ne zaman gideceğimizi söyler.
we begin to learn about testing the limits of authority. Kalıp ifadeler
3:03otoritenin sınırlarını test etmeyi öğrenmeye başlarız.
Otoritenin sınırlarını sınamak
Bu cümlede testing the limits of authority, yetkili bir kişinin ne kadarına izin vereceğini görmek için kasıtlı olarak bazı davranışlarda bulunmak anlamına gelir. Testing burada sınava girmek değil, bir sınırı yoklamak demektir. test the limits of + isim kalıbı, biri gerçek sınırın nerede olduğunu anlamak için kurallara, sabra, güce veya hoşgörüye meydan okuduğunda kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: The child kept breaking small rules to see what the coach would allow. The child was ____.
Cevabı göster
testing the limits of authority
if we don't feel that authority is benign enough,
3:08otoritenin yeterince şefkatli olmadığını hissedersek,
Out of defiance: bir güdüyü belirtmek
Burada out of defiance, direnme veya itaatsizlik etme isteğinden dolayı anlamına gelir. Out of eyleme neden olan güdüyü belirtir; bir yerden dışarı çıkma anlamındaki mekânsal kullanım değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen out of + isim kalıbı, birinin neden bir şey yaptığını açıklayabilir: out of fear, out of curiosity veya out of respect. Defiance özellikle bir kurala, isteğe ya da otoriteye bilinçli şekilde direnme anlamı katar.
Alıştırma
Hangi cümle Leo'nun bilinçli olarak direnmek istediği için özür dilemeyi reddettiğini söyler?
- Leo refused to apologize out of fear.
- Leo refused to apologize out of respect.
- Leo refused to apologize out of defiance.
Cevabı göster
Leo refused to apologize out of defiance.
anally retentive: kontrolü bırakamamayı anlatan Freudcu bir etiket
Anally retentive, anal dönemdeki deneyimlerin bir şeyleri elde tutmaya ve kontrol etmeye odaklı bir kişiliğe yol açabileceğini öne süren Freudcu düşünceden gelir. Bu cümlede, verememek veya teslim olamamak, yani kontrolü bırakamamak şeklinde açıklanır. Günümüzün gündelik İngilizcesinde bu ifade genellikle aşırı katı, kontrolcü, düzen takıntılı veya küçük ayrıntılara fazlasıyla odaklanan birini anlatır. Burada mecazidir; bedeni gerçek anlamıyla tarif etmez.
Alıştırma
Anally retentive bu cümlede büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Bırakamamak veya kontrolü teslim edememek
- Fiziksel olarak konuşamamak
- Her şeyi özgürce paylaşmaya istekli olmak
Cevabı göster
Bırakamamak veya kontrolü teslim edememek
in other words: daha açık bir yeniden ifadeyi başlatmak
In other words, konuşanın aynı düşünceyi daha açık veya daha basit bir biçimde yeniden ifade edeceğini gösterir. Burada not able to give or to surrender, bu açıklamadaki anally retentive anlamını başka sözlerle anlatır. Bu ifadeyi dinleyiciyi zor, soyut veya teknik bir cümleden daha anlaşılır bir açıklamaya yönlendirmek için kullanın. Bilgiyi “düşünce → yeniden ifade” şeklinde düzenler; ayrı bir ek bilgi sunmaz.
Alıştırma
Cümleyi öğrendiğiniz üç sözcüklü yeniden ifade belirteciyle tamamlayın: The fee is nonrefundable; ____, you cannot get the money back.
Cevabı göster
in other words
Freud shocked his contemporaries by insisting that little children have sexual feelings. Dilbilgisi
3:27Freud, küçük çocukların cinsel duyguları olduğunda ısrar ederek çağdaşlarını şoke etti.
by insisting that: yöntemi ve savı ifade etmek
by + -ing yapısı, ana cümledeki sonucun nasıl ortaya çıktığını gösterir. Burada by insisting, Freud’un kararlı bir iddiada bulunma eylemini şaşkınlığa yol açan araç veya neden olarak sunar; by, “bir son tarihten önce” anlamına gelmez. Bu ifadenin içinde insist that + cümle, kararlılıkla savunulan düşünceyi tanıtır. little children have sexual feelings bu savın içeriğidir; that, contemporaries sözcüğünü nitelemez.
Alıştırma
Cümleyi “kararlılıkla iddia ederek” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Maya made the committee reconsider its decision ____ the figures were incomplete.
Cevabı göster
by insisting that
children direct their sexual impulses towards their parents,
3:34çocuklar cinsel dürtülerini ebeveynlerine yöneltirler,
the most immediately available and gratifying people around.
3:37etraftaki anında ulaşılabilen ve tatmin edici en yakın kişilere.
where we are unconsciously predisposed towards being in love with the one Kalıp ifadeler
3:44burada bilinçdışı olarak bir ebeveyne aşık olmaya
the Oedipus complex: Freud’un teorik terimi
Oidipus kompleksi, Freud’un psikanalitik bir düşünceye verdiği addır: Çocuğun bilinçsizce ebeveynlerden birine sevgi veya arzu, diğerine ise düşmanlık ya da rekabet duygusu beslediği öne sürülür. Cümlede where, terimi tanımlayan basitleştirilmiş örüntüyü tanıtır. Adını Yunan mitolojisindeki Oidipus’tan alır. Bu kavramı, tarihsel olarak etkili bir Freud teorisi ve yorumlama çerçevesi olarak ele alın; tüm modern psikologların kabul ettiği tartışmasız bir gerçek olarak görmeyin.
Alıştırma
Bu cümlede the Oedipus complex neyi ifade ediyor?
- Her çocuğun davranışı için kabul edilmiş modern bir teşhis
- Aile ilişkilerinin karmaşık olduğuna dair genel bir ifade
- Ebeveynlerden birine yönelik sevgi ve diğerine yönelik düşmanlık biçimindeki bilinçsiz örüntüyle ilgili belirli bir Freud teorisi
Cevabı göster
Ebeveynlerden birine yönelik sevgi ve diğerine yönelik düşmanlık biçimindeki bilinçsiz örüntüyle ilgili belirli bir Freud teorisi
predisposed towards: Eğilim var, kesinlik yok
Be predisposed towards, bir şeye karşı önceden var olan bir eğilime veya yatkınlığa sahip olmak demektir. Bu cümlede ifade, kişinin ebeveynlerinden birini sevip diğerinden nefret etmeye daha yatkın olabileceğini söyler; sonucun kesin olduğunu söylemez. Unconsciously, bu eğilimin bilinçli bir seçim olmadığını gösterir. Yapı be predisposed towards + isim veya -ing biçimidir. Burada towards being in love, kişinin yönelebileceği tutumu adlandırır.
Alıştırma
Kesinleşmiş bir sonuç yerine önceden oluşmuş bir eğilimi anlatmak için hangi ifade cümleyi en iyi tamamlar? After repeated praise for bold ideas, the young designer became...
- predisposed towards taking creative risks (yaratıcı riskler alma eğiliminde olmak)
- unable to take creative risks (yaratıcı riskler alamamak)
- destined to take creative risks (yaratıcı riskler almaya yazgılı olmak)
Cevabı göster
predisposed towards taking creative risks (yaratıcı riskler alma eğiliminde olmak)
What is complex is that no matter how much our parents love us, Dilbilgisi
3:50Karmaşık olan şey, ebeveynlerimiz bizi ne kadar severse sevsin,
and will always have to have another life with a partner.
3:55ve her zaman bir eşle başka bir hayat yaşamak zorunda kalacaklarıdır.
no matter how much: Derece ne olursa olsun değişmeyen sonuç
No matter how much + özne + fiil bir taviz cümlesi başlatır. Alt cümlede anlatılan derece veya miktar ne olursa olsun, ana cümlenin sonucunun değişmediğini belirtir. Burada how much, ebeveynlerin sevgisinin derecesini sorar; bir miktarı sormaz ve gerçek bir soru oluşturmaz. This, söz konusu ebeveyn sevgisine gönderme yapar: çocuğa duyulan sevgi ne kadar derin olursa olsun ebeveynlerin cinsel yaşamına taşınamaz ve ebeveynler bir partnerle ayrı bir hayat sürmeye devam eder.
Alıştırma
Cümleyi no matter how much adlı dört kelimelik sabit taviz yapısıyla tamamlayın: ____ you practice, the song may still feel difficult at first.
Cevabı göster
no matter how much
This makes our young selves feel dangerously jealous and angry
3:59Bu, genç benliklerimizin tehlikeli bir şekilde kıskanç ve öfkeli
and also ashamed and guilty about this anger.
4:02ve aynı zamanda bu öfke yüzünden utanmış ve suçlu hissetmesine neden olur.
The complex provides a huge amount of internalized worry for a small child.
4:05Kompleks, küçük bir çocuk için muazzam miktarda içselleştirilmiş endişe yaratır.
most of us experience some form of confusion around our parents
4:11çoğumuz ebeveynlerimiz etrafında, daha sonra aşk hakkındaki fikirlerimizle bağdaşan
ties into: bir düşünceyi daha geniş bir sorunla bağlamak
Bu cümlede ties into, “bağlantı kurar ve onun bir parçası hâline gelir” anlamındadır. Ebeveynlerle ilgili kafa karışıklığı, kişinin daha sonraki sevgi anlayışını etkileyen unsurlardan biri olarak sunulur; fiziksel olarak bağlamak kastedilmez. X, Y ile yalnızca genel olarak ilgili değilse ve daha geniş bir temayı, sorunu veya sistemi açıklamaya, desteklemeye ya da oluşturmaya katkıda bulunuyorsa X ties into Y yapısını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Düşüşün daha geniş bir sorunun parçası olduğunu göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The drop in attendance ___ a larger problem with public transport.
- ties into
- ties up
- ties off
Cevabı göster
ties into
but they often mix it in with disturbed behavior.
4:19ancak bunu genellikle rahatsız edici davranışlarla karıştırırlar.
we remain loyal to them and also to their bizarre destructive patterns.
4:23onlara ve ayrıca onların tuhaf, yıkıcı kalıplarına sadık kalırız.
we may be prone to always associate love with a certain distance. Kalıp ifadeler
4:33aşkı her zaman belirli bir mesafeyle ilişkilendirmeye yatkın olabiliriz.
be prone to: istenmeyen bir eğilimi ifade etmek
Be prone to, “bir şeye karşı eğilimli veya savunmasız olmak” anlamına gelir. Burada may be prone to, insanların sevgiyi mesafeyle tekrar tekrar ilişkilendirebileceğini anlatır; kesin bir sonucu değil, bir olasılığı veya örüntüyü ifade eder. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle ardından isim veya -ing biçimi gelir: prone to errors, prone to worrying.
Alıştırma
Makinenin tekrarlayan bir soruna yatkın olduğunu anlatmak için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? This older printer may ___ jamming when the paper is damp.
- tend to
- be prone to
- be likely to
Cevabı göster
be prone to
associate X with Y: X’i Y ile ilişkilendirmek
Associate X with Y, deneyim, alışkanlık veya inanç nedeniyle zihinde X ile Y arasında bağlantı kurmak demektir. Burada love, duygusal veya fiziksel bir mesafeyle zihinsel olarak ilişkilendiriliyor. Yapı associate + X + with + Y şeklindedir. Algılanan bir bağlantıyı anlatır; X’in Y’ye neden olduğunu kanıtlamaz. Bu cümlede associate, “biriyle görüşmek” anlamına da gelmez.
Alıştırma
Cümleyi associate X with Y yapısıyla tamamlayın: Many people ____ the smell of sunscreen ____ summer vacations.
Cevabı göster
associate · with
the result is very difficult adult relationships.
4:38bunun sonucu çok zorlu yetişkin ilişkileridir.
the kind of love we've learned from Mom and Dad
4:41Annemiz ve Babamızdan öğrendiğimiz türden bir aşk
are also those we were blocked from having sex with.
4:48aynı zamanda seks yapmamızın engellendiği kişilerdir.
We might find that the more in love with someone we are, Dilbilgisi
4:51Birine ne kadar aşık olursak,
the harder it becomes to make love to them.
4:53onunla sevişmenin o kadar zorlaştığını görebiliriz.
the more in love ... the harder it becomes: ne kadar âşık..., o kadar zor...
The more ..., the harder ... birbiriyle bağlantılı iki karşılaştırmayı eşleştiren bir yapıdır. Bir derece arttıkça başka bir sonucun da onunla birlikte değiştiğini anlatır. Burada daha derin bir aşk, daha fazla zorlukla ilişkilendiriliyor. Her bölüm the ve ardından gelen karşılaştırma ifadesiyle başlar; sonra özne ve fiil gelir: the more in love with someone + we are; the harder + it becomes. Bu yapıda the bir tanımlık değildir; bağlantılı iki ölçeği işaretler.
Alıştırma
Tired ve hard kullanarak bağlantılı karşılaştırmayı tamamlayın: ____ we became, ____ it was to focus.
Cevabı göster
The more tired · the harder
This can reach a pitch of crisis after a few years of marriage and some kids.
4:56Bu, birkaç yıllık evlilik ve birkaç çocuktan sonra bir kriz noktasına ulaşabilir.
Freud compared the issues we so often have with intimacy Anlatım akışı
5:00Freud yakınlıkla ilgili sıklıkla yaşadığımız sorunları
but they also can't come too close because they're prickly.
5:06ama dikenli oldukları için çok da yaklaşamazlar.
compare X to Y ile benzetme kurmak
compare X to Y yapısında X açıklanan konudur, Y ise konuyu anlamayı kolaylaştıran somut bir görüntü sağlar. Burada Freud, yakınlıkla ilgili tekrarlanan sorunları kışın yaşayan kirpilere benzetir. Sonraki cümle eşleşmeyi açıklar: ısınma ihtiyacı yakınlık ihtiyacını, dikenler ise insanlar fazla yaklaştığında incinme riskini temsil eder. Bu karşılaştırma, soyut bir gerilimi somut bir görüntü aracılığıyla düzenler; olguları madde madde ölçmez.
Alıştırma
compare X to Y yapısını kullanarak benzetmeyi tamamlayın: The guide ____ the city's subway map ____ a spiderweb.
Cevabı göster
compared · to
Freud says we can't make ourselves fully rational
5:11Freud, kendimizi tamamen rasyonel hale getiremeyeceğimizi
In his 1930 book Civilization and Its Discontents, Kültür
5:161930 tarihli Uygarlığın Huzursuzluğu adlı kitabında,
Civilization and Its Discontents: discontents sözcüğünün anlamı
Civilization and Its Discontents, Freud’un 1930 tarihli kitabının İngilizce adıdır. Başlık, uygarlığın oluşturduğu düzen ile toplumsal kurallar arzuları sınırladığında insanların hissettiği hayal kırıklığı veya huzursuzluk arasındaki çatışmaya işaret eder. Burada discontents, hoşnutsuzluğun ve huzursuzluğun farklı biçimlerini veya kaynaklarını anlatan resmî bir çoğul isimdir. dis- ile contents birleşimi değildir ve kitabın içeriğinin olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Civilization and Its Discontents başlığında discontents ne anlama gelir?
- Kitabın içindeki bölümler veya konular
- Toplumdan tamamen memnun olan kişiler
- Hoşnutsuzluk veya huzursuzluk duyguları
Cevabı göster
Hoşnutsuzluk veya huzursuzluk duyguları
Freud wrote that society provides us with many things,
5:19Freud, toplumun bize pek çok şey sağladığını,
but it does this by imposing heavy dictates upon us,
5:22ancak bunu bize ağır diktalar dayatarak yaptığını yazdı,
insisting that we sleep with only a few,
5:25sadece birkaç kişiyle yatmamız konusunda ısrar ederek,
requiring us to put off all our immediate desires, Öbek fiiller
5:31tüm anlık arzularımızı ertelememizi gerektirerek,
Put off: bir eylemi veya arzuyu ertelemek
Burada put off, ertelemek veya daha sonraya bırakmak anlamına gelir. Nesne all our immediate desires olduğundan, ifade bu arzuların hemen karşılanmaması demektir. put off + isim veya -ing biçimi, bir planı, kararı ya da eylemi ertelemek için kullanılabilir: put off the meeting; put off buying a car.
Alıştırma
Cümleyi put off öbek fiiliyle tamamlayın: We had to ____ the picnic until Saturday because of the rain.
Cevabı göster
put off
demanding that we follow authority and work to make money.
5:33otoriteye uymamızı ve para kazanmak için çalışmamızı talep ederek.
and that's why there are constant wars and other political troubles.
5:41ve sürekli savaşların ve diğer siyasi sorunların olmasının nedeni budur.
That is how ... and that's why ...: süreç ile sonucu bağlamak
Her iki cümlecikteki That, önceki iddiaya gönderme yapar. That is how they function, bu iddiayı toplumların işleyiş biçimi olarak sunar ve nasıl işledikleri sorusunu yanıtlar. Ardından that's why, aynı iddiayı neden olarak kullanır ve konuşanın ileri sürdüğü bir sonucu tanıtır. That is how X..., and that's why Y... kalıbı, işleyişten sonuca uzanan açık bir açıklama zinciri kurar. Argümanı düzenler, ancak neden-sonuç iddiasının doğru olduğunu tek başına kanıtlamaz.
Alıştırma
Açıklama zincirini how ve why ile tamamlayın: The team reviews every request by hand. That is ____ they catch small mistakes, and that's ____ the process takes longer.
Cevabı göster
how · why
Freud attempted to invent a treatment for our many neuroses.
5:45Freud, pek çok nevrozumuz için bir tedavi icat etmeye çalıştı.
and better adjust to the difficulties of reality.
5:55ve gerçekliğin zorluklarına daha iyi uyum sağlayabileceğini düşündü.
ails them: onları rahatsız eden şey
Buradaki ails, “rahatsız eder, sıkıntı verir veya sorun yaratır” anlamındaki resmî bir geçişli fiildir. what ails them yan cümlesi, “onları etkileyen sorun veya sorunlar” demektir. Yalnızca hastalığı değil; zihinsel, duygusal, toplumsal veya fiziksel sıkıntıları da anlatabilir. what ails + kişi veya grup kalıbı, henüz bilinmeyen bir nedeni ya da sorunu bulunması gereken şey olarak sunar: analiz bunu ortaya çıkarabilir.
Alıştırma
“The counselor tried to discover what ails the family,” cümlesinde what ails the family ne anlama gelir?
- aileyi rahatsız eden sorunlar
- ailenin bitiremediği görevler
- yalnızca ailedeki fiziksel hastalıklar
Cevabı göster
aileyi rahatsız eden sorunlar
which he saw as expressions of wish fulfillments.
6:02bunları dileklerin gerçekleşmesinin ifadeleri olarak görüyordu.
like when we write thigh when we wanted to write though.
6:12"though" yazmak isterken "thigh" yazdığımız zamanlardaki gibi.
Freudian slips: bir şeyi açığa vuruyor gibi görünen hatalar
Freudian slip, konuşurken, yazarken veya davranışta ortaya çıkan istemsiz bir hatanın bilinç dışı bir düşünceyi, duyguyu ya da arzuyu açığa vurduğu şeklinde yorumlanmasıdır. Temel nokta yalnızca bir hata yapılması değil, hatanın psikolojik bir anlam taşıyor gibi görünmesidir. Adı Freud’un psikanalitik çerçevesinden gelir. Gündelik konuşmada insanlar bu ifadeyi çoğunlukla mizahi biçimde kullanır; tek bir sürçme bir kişinin gizli düşüncelerini kanıtlamaz.
Alıştırma
Bir partide Leo, şu anki partnerine yanlışlıkla eski partnerinin adıyla seslenir ve arkadaşları bunun gizli duygularını açığa vurduğuna dair şaka yapar. Bu şakaya en uygun ifade hangisidir?
- a slip of the tongue
- a typo
- a Freudian slip
Cevabı göster
a Freudian slip
He believed that jokes often help us make fun of something symbolic like death or marriage Deyimler
6:18Fıkraların genellikle ölüm veya evlilik gibi sembolik şeylerle dalga geçmemize
“make fun of”: biriyle veya bir şeyle alay etmek
“Make fun of”, birini ya da bir şeyi mizahın hedefi hâline getirerek onunla şakalaşmak veya alay etmek anlamına gelen bir deyimdir. “Eğlence yaratmak” anlamına gelmez. Bu cümlede hedefler ölüm veya evlilik gibi sembolik konulardır. “Of”tan sonraki nesne, kiminle ya da neyle alay edildiğini gösterir. Yeniden kullanılabilecek yapı make fun of + kişi, şey veya konu şeklindedir.
Alıştırma
“Alay etmek” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: It is unkind to ____ someone for their accent.
Cevabı göster
make fun of
and thus relieve some of our anxiety about these topics. Kalıp ifadeler
6:23ve böylece bu konular hakkındaki kaygımızın bir kısmını hafifletmemize yardımcı olduğuna inanırdı.
“relieve some of our anxiety about”: kaygıda kısmi bir azalmayı ifade etmek
“Relieve anxiety”, kaygının şiddetini azaltmak anlamına gelir. “Some of” kısmi bir azalmayı gösterir; bu nedenle cümle kaygının tamamen ortadan kalktığını söylemez. “About”, endişeye yol açan konuyu belirtir; “our” ise bu kaygıyı hisseden kişileri gösterir. relieve some of someone’s anxiety about + konu yapısı veya daha genel olarak relieve anxiety about + konu yapısı yeniden kullanılabilir.
Alıştırma
Hedef eşdizimi en iyi hangi fiil tamamlar? A clear schedule can ___ some of the team’s anxiety about the deadline.
- release
- relieve
- escape
Cevabı göster
relieve
There's a temptation to say that Freud just made everything up Notlar
6:26Freud'un her şeyi uydurduğunu
There's a temptation to say that...: cazip bir ilk yargıyı kabul etmek
There's a temptation to say that... belirli bir sonucu dile getirmenin kolay ya da cazip geldiğini anlatır. Yapı there is + a temptation + to-infinitive biçimindedir; that ise öne sürülen yargıyı başlatır. Bu çerçeve, olası bir ilk tepkiyi kabul eder fakat onu konuşanın kesin görüşü olarak sunmaz. Sonrasında bu tepkiyi sorgulamak veya sınırlamak için alan bırakır.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: “There's a temptation to say that the project failed” cümlesinde konuşan, projenin başarısız olduğuna kesinlikle inanmaktadır.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
made everything up: gerçek dışı bilgi uydurmak
Bu cümlede made everything up, doğru bir şeyi aktarmak yerine her şeyi uydurdu anlamına gelir. Bu anlamıyla make up ayrılabilen bir öbek fiildir: make + nesne + up. Kısa bir zamir nesne olduğunda orta konum zorunludur: made it up denir, made up it denmez. Burada everything doğal biçimde made ile up arasında yer alır.
Alıştırma
Cümleyi make up fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın ve zamir nesnesini doğru yere koyun: The excuse was false; he ____.
Cevabı göster
made it up
and life isn't quite so hard as he makes it out to be. Öbek fiiller
6:29ve hayatın anlattığı kadar zor olmadığını söyleme eğilimi vardır.
make something out to be: bir şeyi belli bir şekilde göstermek
make something out to be + betimleme yapısında make, “yaratmak” değil, “öyle göstermek” veya “öyle tanıtmak” anlamına gelir. Nesne, betimlenen kişi ya da şeydir; to be sonrasındaki sözcükler ise betimlemeyi verir. Burada he makes life out to be hard, onun hayatı zor bir şeymiş gibi gösterdiği anlamına gelir. Cümle bu görünüşü sorgular: hayat onun ileri sürdüğü kadar zor değildir. Bu nedenle ifade, betimlemenin abartılı veya yanlış olabileceğini sezdirir.
Alıştırma
Cümleyi make it out to be ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The hike isn't as dangerous as the guide ____.
Cevabı göster
makes it out to be
But then one morning we find ourselves filled with inexplicable anger towards our partner
6:32Ancak sonra bir sabah kendimizi partnerimize karşı açıklanamaz bir öfkeyle dolu
or running high with unrelenting anxiety on the train to work
6:37veya işe giden trende amansız bir kaygıyla çalkalanırken buluruz
just how elusive, difficult, and Freudian our mental workings actually are. Dilbilgisi
6:42ne kadar zor, kavraması güç ve Freudyen olduğu bize tekrar tekrar hatırlatılır.
just how + sıfat + özne + be yapısı
Just how, dereceyi vurgulayan gömülü bir yan cümle başlatır. Just how elusive, difficult, and Freudian, “bu niteliklerin ne kadar çarpıcı ölçüde doğru olduğu” anlamına gelir. Bir soru sormaz. Yan cümle we’re reminded sonrasında daha büyük cümlenin içine gömülü olduğu için our mental workings actually are örneğindeki gibi özne + fiil bildirme sırasını korur. Actually, bu niteliklerin gerçekten bulunduğunu pekiştirir. Freudian burada sıfat görevindedir ve “Freud'un zihin görüşüne özgü” anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümleyi doğru tamamlayan yan cümleyi seçin: The results showed ____.
- just how effective the new plan was
- just how was the new plan effective
- just how effective was the new plan
Cevabı göster
just how effective the new plan was
"No one who disdains the key will ever be able to unlock the door." Deyimler
6:51"Anahtarı küçümseyen hiç kimse asla o kapının kilidini açamayacaktır."
disdains the key ... unlock the door: anlamaya giden yolu reddetmek
Bu imgede key, gizli ya da anlaşılması güç bir şeyi anlamaya yarayan yöntemi; door ise bu anlayışın önündeki engeli temsil eder. Disdain the key, yöntemi değersiz görüp küçümseyerek reddetmek; unlock the door ise içgörüye ulaşmak demektir. Bu söz, bir yorumlama aracını denemeden bir kenara atmanın, onun sağlayabileceği anlayışı engelleyebileceğini savunur. Burada Freud'un çalışmaları daha sonra reddedilebilse bile fikirlerinin önce adil biçimde değerlendirilmesini destekler.
Alıştırma
Bu bağlamda "No one who disdains the key will ever be able to unlock the door" sözüne en uygun yorum hangisidir?
- Alıntı, pratik sorunları çözmenin tek yolunun fiziksel beceri olduğunu söylüyor.
- Bir şeyi anlama yolunu reddetmek, o yolun sağlayabileceği anlayışı engelleyebilir.
- Alıntı, bir teorinin incelenmeden önce bütünüyle doğru kabul edilmesi gerektiğini söylüyor.
Cevabı göster
Bir şeyi anlama yolunu reddetmek, o yolun sağlayabileceği anlayışı engelleyebilir.
We could all use a bit more of Freud's ideas Kalıp ifadeler
6:55Kendimizi çözmemize yardımcı olması için
to help us unpick ourselves. Deyimler
6:58hepimiz Freud'un fikirlerinden biraz daha faydalanabiliriz.
could all use a bit more of: yararı veya ihtiyacı yumuşak biçimde ifade etmek
Could use burada 'yarar görürdü' ya da 'işine yarardı' anlamına gelir; 'kullanma yeteneği vardı' demek değildir. We could all use a bit more of Freud's ideas, bu fikirlerden biraz daha fazlasına sahip olmanın herkese yarar sağlayacağını söyler. could + use kalıbı, yargıyı need sözcüğüne göre yumuşatır. All herkesi kapsar; a bit more of ise belirli bir şeyden veya bir fikir bütününden küçük bir ek miktar anlatır.
Alıştırma
Küçük bir ek miktarın herkese yarar sağlayacağını anlatan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The short break helped everyone, and we ____ that quiet time.
Cevabı göster
could all use a bit more of
“unpick ourselves” ile dikkatli öz çözümleme
Burada “unpick ourselves”, kendi düşüncelerimizi, duygularımızı ve güdülerimizi dikkatle inceleyip birbirleriyle nasıl bağlantılı olduklarını anlamak demektir. Kendimizi fiziksel olarak parçalara ayırmak anlamına gelmez. Bu imge, dikişleri sökmekten veya birbirine dolaşmış parçaları ayırmaktan gelir. Mecazi olarak unpick, sabırla ve katman katman çözümleme fikrini verir; ourselves ise çözümlenen şeydir. Freud'un fikirleri bu öz çözümleme için araç olarak sunulur.
Alıştırma
Örnek cümlede “unpick ourselves” ne anlama geliyor?
- Kendi düşünce ve duygularımızın katmanlarını dikkatle incelemek
- Bedenimizi fiziksel olarak parçalara ayırmak
- Kendimizi olabildiğince sert eleştirmek
Cevabı göster
Kendi düşünce ve duygularımızın katmanlarını dikkatle incelemek