Füzyon Enerjisi Açıklandı – Gelecek mi Yoksa Bir Başarısızlık mı?: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
919 kelime 174 kel/dk

Video özeti: Füzyon, Güneş'ten hapsetme yöntemlerine, yakıtlara, güvenliğe ve ticari maliyete kadar ele alınıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “Can we bottle a star?” (Deyimler ve mecazi ifadeler), füzyonu denetlemeyi metafora dönüştürür; bottle yıldızı şişeye koymak değil, dev bir süreci hapsetmek ve kullanmaktır. 2. “it costs more energy to do the experiments than they produce in fusion.” (Dil bilgisi ve cümle kalıpları), more + isim + than ile enerji girdisini ve çıktısını karşılaştırıp olumsuz bilançoyu gösterir. 3. “what's the catch?” (Deyimler ve mecazi ifadeler), yararlardan gizli sakıncaya geçer; çekici bir önerinin ardındaki maliyeti, koşulu veya riski sormaya yarar.

Bu derste

The fundamental currency of our universe is energy. Deyimler

0:01

Evrenimizin temel para birimi enerjidir.

Deyimler

Bir metafor olarak fundamental currency

Bu cümlede fundamental currency, bir sistemin işlemesini sağlayan temel kaynak için kullanılan bir metafordur. Enerji para değildir; evrenin bağlı olduğu ve bir biçimden başka bir biçime dönüşebilen bir şey olarak sunulur. the currency of X kalıbı, bir sistem içinde değerin veya etkinin merkezî kaynağı olan şeyi anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede fundamental currency ne anlama geliyor?

  1. tüm evrende kullanılan resmî para
  2. evrendeki süreçlerin bağlı olduğu temel kaynak
  3. enerji üretmek için alınan ücret
Cevabı göster

evrendeki süreçlerin bağlı olduğu temel kaynak

It lights our homes,

0:05

Evlerimizi aydınlatır,

grows our food,

0:06

yiyeceklerimizi yetiştirir,

powers our computers.

0:08

bilgisayarlarımızı çalıştırır.

We can get it lots of ways.

0:10

Onu elde etmenin pek çok yolu var.

Burning fossil fuels,

0:12

Fosil yakıtları yakmak,

splitting atoms,

0:13

atomları parçalamak

or sunlight striking photovoltaics.

0:14

ya da güneş ışığını fotovoltaiklere çarptırmak.

But there's a downside to everything.

0:17

Ancak her şeyin bir dezavantajı vardır.

Fossil fuels are extremely toxic,

0:20

Fosil yakıtlar son derece zehirlidir,

nuclear waste is, well, nuclear waste,

0:22

nükleer atıklar ise, şey, nükleer atıktır,

and there are not enough batteries to store sunlight for cloudy days yet.

0:25

ve bulutlu günler için güneş ışığını depolayacak yeterli bataryamız henüz yok.

And yet, the sun seems to have virtually limitless free energy. Anlatım akışı

0:29

Oysa Güneş'in neredeyse sınırsız ve bedava enerjisi var gibi görünüyor.

Anlatım akışı

Şaşırtıcı bir karşıtlık için And yet,

And yet, bu cümleyi daha önce sözü edilen sorunlara bağlar ve bu sorunlar düşünüldüğünde şaşırtıcı olan bir noktayı sunar. Yaklaşık olarak “tüm bunlara rağmen, karşıt olan bu nokta hâlâ doğrudur” anlamına gelir. Cümlenin başındaki And yet karşıtlığı daha fazla vurgular ve dinleyiciden yeni noktayı önceki tartışmanın tamamıyla karşılaştırmasını ister. Buradaki yet bir karşıtlık belirtecidir; not yet ifadesindeki zaman anlamlı yet değildir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz iki kelimelik bağlayıcıyla tamamlayın: The road looked completely blocked. ____, the bus reached the village on time.

Cevabı göster

And yet

Is there a way we could build a sun on Earth?

0:34

Dünya'da bir güneş inşa etmemizin bir yolu var mı?

Can we bottle a star? Deyimler

0:37

Bir yıldızı şişeleyebilir miyiz?

Deyimler

“bottle a star” mecazı

Burada bottle, temel olarak “bir şeyi bir kabın içine koymak veya orada tutmak” anlamına gelen bir fiildir. Bottle a star ifadesinde mecaz anlamda kullanılır: “yıldız”, yıldızların içindeki son derece sıcak füzyon koşullarını; “şişe” ise bu koşulları hapseden ve kontrol eden bir sistemi temsil eder. Soru, zor bir mühendislik problemini basit bir görsel imgeyle anlatır. Gerçek bir yıldızın sıradan bir şişeye sığıp sığmayacağını değil, yıldız benzeri füzyonun Dünya’da kontrol altında tutulup tutulamayacağını sorar.

Alıştırma

Bu bilim sorusunda bottle a star ne anlama geliyor?

  1. Gerçek bir yıldızı sıradan bir cam şişenin içine koymak
  2. Yıldız biçiminde dekoratif bir şişe yapmak
  3. Yıldız benzeri füzyon koşullarını hapsetmek ve kontrol etmek
Cevabı göster

Yıldız benzeri füzyon koşullarını hapsetmek ve kontrol etmek

The sun shines because of nuclear fusion.

0:49

Güneş nükleer füzyon sayesinde parlar.

In a nutshell, fusion is a thermonuclear process, Deyimler

0:51

Kısacası füzyon, termonükleer bir süreçtir,

Deyimler

Özeti “In a nutshell” ile başlatmak

In a nutshell, “birkaç kelimeyle” veya “yalnızca ana fikri söylemek gerekirse” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Burada dinleyiciye füzyon hakkında kısa ve basitleştirilmiş bir açıklamanın geleceğini bildirir. Bu ifade bir beklenti oluşturur: ardından gelen şey tüm ayrıntılar değil, bir özettir. Virgül, ifadenin cümlenin başında yer alıp tüm cümle hakkında yorum yaptığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, nutshell içeren ve kısa bir özet başlatan deyimle tamamlayın: ____, the app helps families plan meals and waste less food.

Cevabı göster

In a nutshell

meaning that the ingredients have to be incredibly hot,

0:55

yani malzemelerin inanılmaz derecede sıcak olması gerekir,

so hot that the atoms are stripped of their electrons, Kalıp ifadeler

0:57

atomların elektronlarından sıyrılacağı kadar sıcak,

Kalıp ifadeler

Be stripped of their electrons: elektronlarından arındırılmak

Be stripped of, bir şeyin çoğu zaman tamamen kaldırılması veya elinden alınması anlamına gelir. Bu cümlede aşırı sıcaklık elektronları atomlardan ayırarak yüklü parçacıklar bırakır; strip burada giysileri çıkarmayı değil, bir şeyi ayırıp uzaklaştırmayı anlatır. Etken yapı strip A of B şeklindedir ve B'yi A'dan çıkarmak demektir. Edilgen yapı ise A is stripped of B şeklindedir; the atoms are stripped of their electrons buna örnektir.

Alıştırma

Cümleyi strip A of B yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: After the security review, the old account was ____ its access to private files.

Cevabı göster

stripped of

making a plasma where nuclei and electrons bounce around freely.

1:00

çekirdeklerin ve elektronların serbestçe etrafta zıpladığı bir plazma yaratarak.

Since nuclei are all positively charged, they repel each other.

1:05

Çekirdeklerin hepsi pozitif yüklü olduğundan birbirlerini iterler.

In order to overcome this repulsion, the particles have to be going very, very fast.

1:10

Bu itmeyi yenmek için parçacıkların çok ama çok hızlı gitmesi gerekir.

In this context, very fast means very hot, Anlatım akışı

1:15

Bu bağlamda çok hızlı, çok sıcak demektir,

millions of degrees.

1:18

milyonlarca derece.

Anlatım akışı

In this context: bu bağlamda

In this context, ardından gelen sözlerin hangi kapsamda anlaşılması gerektiğini sınırlar. Parçacıkların hızıyla sıcaklığın ilişkilendirildiği mevcut bilimsel tartışmayı gösterir. Burada aşırı genellemeyi önler: very fast yalnızca bu açıklama içinde very hot anlamına gelir; günlük hayatta hızlı hareket eden her cismin milyonlarca derece sıcak olduğu anlamına gelmez. Bu işaretleyici, konuşanın bir terimin belirli bir alandaki anlamını tanımlamasına veya açıklamasına yardım eder.

Alıştırma

Bir fen öğretmeni, light sözcüğünün mevcut derste özel bir teknik anlamı olduğunu söylemek istiyor. Hangi cümle bunu en iyi ifade eder?

  1. In this case, the classroom light is broken.
  2. In general, 'light' can never have more than one meaning.
  3. In this context, 'light' means electromagnetic radiation.
Cevabı göster

In this context, 'light' means electromagnetic radiation.

Stars cheat to reach these temperatures. Deyimler

1:20

Yıldızlar bu sıcaklıklara ulaşmak için hile yaparlar.

Deyimler

Eğlenceli bir kişileştirme olarak “Stars cheat”

Cheat fiili normalde kuralları dürüst olmayan bir biçimde çiğnemeyi anlatır. Burada yıldızlar kişileştirilir: Yıldızlar ahlaki bir seçim yapmaz ve kimseyi kandırmaz. Bu eğlenceli bilim açıklamasında cheat, yıldızların doğal bir kestirme yola veya haksızmış gibi görünen bir avantaja sahip olduğu anlamına gelir. Muazzam kütleleri çekirdeklerinde basınç oluşturarak füzyon sıcaklıklarına ulaşmalarına yardımcı olur. Bu ifade, teknik bir farkı kolay anlaşılır bir görüntüye dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümlede “Stars cheat” ne anlama geliyor?

  1. Yıldızlar diğer yıldızlara yanlış bilgi verir.
  2. Yıldızlar, gerekli ısıya ulaşmalarına yardımcı olan doğal bir fiziksel avantaja sahiptir.
  3. Yıldızlar bilimsel kuralları gizlice çiğner.
Cevabı göster

Yıldızlar, gerekli ısıya ulaşmalarına yardımcı olan doğal bir fiziksel avantaja sahiptir.

They are so massive that the pressure in their cores Dilbilgisi

1:23

O kadar kütlelidirler ki, çekirdeklerindeki basınç,

generates the heat to squeeze the nuclei together until they merge and fuse,

1:26

çekirdekleri birleşip kaynaşana kadar bir araya sıkıştıracak ısıyı üretir,

creating heavier nuclei and releasing energy in the process. Kalıp ifadeler

1:30

bu süreçte daha ağır çekirdekler yaratır ve enerji açığa çıkarır.

Dilbilgisi

so + sıfat + that: dereceyi sonuca bağlamak

so + sıfat + that + cümlecik kalıbı, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Burada so, massive sıfatını niteler; that ise yıldızlar son derece büyük kütleli olduğu için ne olduğunu anlatan bölümü başlatır. Sonuç, that ile başlayan cümleciğin tamamıdır: Çekirdekteki basınç, atom çekirdeklerini birbirine itecek kadar ısı üretir ve bu da füzyona ve enerji açığa çıkmasına yol açar. Buradaki that bir sonuç işaretleyicisidir, ilgi zamiri değildir.

Alıştırma

Sonuç kalıbını tamamlayın: The backpack was ____ heavy ____ I could not lift it.

Cevabı göster

so · that

Kalıp ifadeler

“in the process”: süreçte ortaya çıkan bir sonucu eklemek

“In the process”, az önce anlatılan eylemler zincirinin tamamına, yani çekirdeklerin birbirine sıkıştırılmasına, birleşmesine ve kaynaşmasına gönderme yapar. Burada enerji, bu süreç devam ederken ve sürecin bir sonucu olarak açığa çıkar. Ana eylemi belirttikten sonra, eylemi tekrarlamadan yol boyunca meydana gelen bir değişimi veya sonucu eklemek için bu ifadeyi kullanın.

Alıştırma

Cümleyi, “bunu yaparken ek bir sonuç da ortaya çıktı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Leo cleaned out the closet and found his old camera ____.

Cevabı göster

in the process

It is this energy release that scientists hope to harness Dilbilgisi

1:35

Bilim insanlarının yeni nesil bir enerji santralinde,

in a new generation of power plant, the fusion reactor.

1:38

yani füzyon reaktöründe kullanmayı umdukları şey tam da bu açığa çıkan enerjidir.

Dilbilgisi

“It is this energy release that ...”: it-cleft ile nesneyi vurgulamak

“It is this energy release that scientists hope to harness” bir it-cleft vurgu yapısıdır. “It is ... that ...” kalıbı, “harness” fiilinin nesnesi olan “this energy release” ifadesine özel vurgu yapar; buradaki “it” ayrı bir şeyi adlandırmaz. Vurgu kalıbı çıkarıldığında temel cümle “Scientists hope to harness this energy release.” olur. Bu nesne ana nokta olduğunda, özellikle başka olasılıklarla karşılaştırılmak istendiğinde bu yapıyı kullanın.

Alıştırma

Nesneyi vurgulamak için tarafsız cümleyi tam ve kısaltılmamış “It is ... that” kalıbıyla bir it-cleft cümlesine dönüştürün: “Researchers want to capture the escaping heat.” → “____ researchers want to capture.”

Cevabı göster

It is the escaping heat that

On Earth, it's not feasible to use this brute force method to create fusion. Deyimler

1:42

Dünya'da füzyon yaratmak için bu kaba kuvvet yöntemini kullanmak mümkün değildir.

Deyimler

Problem çözme metaforu olarak brute force

Bu cümlede brute force, akıllıca veya verimli bir tasarım yerine katıksız güce, büyük ölçeğe ya da çok fazla kaynağa dayanmak anlamında kullanılan bir metafordur. Burada bir insana fiziksel şiddet uygulamak değil, yıldızların içindeki muazzam basıncı yeniden oluşturmaya çalışmak anlatılır. Bu ifade, büyük bir çaba veya tüm olasılıkları tarama yoluyla bir sorunun üstesinden gelmeye çalışan yöntemleri sıkça tanımlar. use brute force denebilir; bir isimden önce kullanıldığında, düzenlenmiş metinlerde a brute-force approach örneğindeki gibi genellikle kısa çizgiyle yazılır.

Alıştırma

Bir mühendis hava akışını yeniden tasarlamak yerine çok daha fazla fan ekliyor. Bu problem çözme yöntemini en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. by force
  2. brute force
  3. trial and error
Cevabı göster

brute force

So, if we wanted to build a reactor that generates energy from fusion,

1:47

Bu yüzden, eğer füzyondan enerji üreten bir reaktör inşa etmek isteseydik,

we have to get clever.

1:51

zekice davranmamız gerekirdi.

To date, scientists have invented two ways Anlatım akışı

1:53

Bugüne kadar bilim insanları plazmaları kaynaşacak kadar

of making plasmas hot enough to fuse. Dilbilgisi

1:56

sıcak hale getirmenin iki yolunu icat ettiler.

Anlatım akışı

Zaman çerçevesi belirten “To date,”

To date, cümlenin başında kullanılan ve “ilgili dönemin başlangıcından şu ana kadar” anlamına gelen bir zaman belirtecidir. Tüm ifadenin zaman aralığını belirler; bu nedenle cümle yalnızca bilim insanlarının şimdiye kadar başardıklarını söyler, gelecekte her zaman yalnızca bunların mümkün olacağını söylemez. Geçmişteki bir etkinliği şimdiyle bağladığı için have invented örneğinde olduğu gibi İngilizce present perfect ile sık kullanılır. Cümle başında genellikle ardından virgül gelir.

Alıştırma

Şimdiye kadar birikmiş ilerlemeyi özetlemek için To date ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. To date, the museum will open for the first time next year.
  2. To date, the museum has restored twelve paintings.
  3. The museum is to date with its records.
Cevabı göster

To date, the museum has restored twelve paintings.

Dilbilgisi

Sıfat + enough + to: hot enough to fuse

hot enough to fuse ifadesinde enough, hot sıfatından sonra gelir. Sıfat + enough + to + fiil kalıbı, bir özelliğin bir eylem ya da sonuç için gereken düzeye ulaştığını belirtir. Burada plazma, içindeki parçacıkların füzyona girebilmesi için gereken sıcaklığa ulaşır. Füzyona girebilenler plazmanın içindeki parçacıklardır; ifade bilim insanlarının füzyona girdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

cool, enough ve to eat kullanarak tamamlayın: The soup is ____.

Cevabı göster

cool enough to eat

The first type of reactor uses a magnetic field

1:59

İlk reaktör türü, reaksiyonların gerçekleştiği

to squeeze a plasma in a donut-shaped chamber

2:01

simit şeklindeki bir odada plazmayı sıkıştırmak için

where the reactions take place. Kalıp ifadeler

2:04

manyetik bir alan kullanır.

Kalıp ifadeler

Kalıplaşmış ifade take place

Take place, “olmak” veya “gerçekleşmek” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede where the reactions take place, “tepkimelerin gerçekleştiği yer” anlamına gelir ve tepkimelerin konumunu belirtir. take place ifadesini tek bir bütün olarak düşünün. Place, alınan bir nesne değildir; take place ifadesinin öznesi bir kişi değil, tepkime ya da olaydır.

Alıştırma

“Yapılmak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi kullanın: The school concert will ____ in the main hall.

Cevabı göster

take place

These magnetic confinement reactors,

2:06

Fransa'daki ITER reaktörü gibi bu

such as the ITER reactor in France,

2:08

manyetik hapsetme reaktörleri,

use superconducting electromagnets cooled with liquid helium

2:11

mutlak sıfırın birkaç derece yakınına kadar sıvı helyumla soğutulmuş

to within a few degrees of absolute zero, Kelime

2:14

süper iletken elektromıknatıslar kullanır,

meaning they host some of the biggest temperature gradients

2:17

bu da bilinen evrendeki en büyük sıcaklık gradyanlarından bazılarına

in the known universe.

2:20

ev sahipliği yaptıkları anlamına gelir.

Kelime

absolute zero: termodinamik sıcaklığın alt sınırı

Absolute zero, yani mutlak sıfır, termodinamik sıcaklık ölçeğinde mümkün olan en düşük sınırdır: 0 kelvin veya −273,15°C. Sıfır santigrat dereceyle aynı değildir. within a few degrees of absolute zero ifadesindeki within ... of, bu sınıra yalnızca birkaç derece uzaklıkta olmayı anlatır. Elektromıknatıslar son derece soğuktur, ancak mutlak sıfıra ulaşmamıştır.

Alıştırma

Bilimsel tanımı doğru terimle tamamlayın: The lowest possible thermodynamic temperature, 0 kelvin, is called ____.

Cevabı göster

absolute zero

The second type, called inertial confinement, Kelime

2:22

Eylemsiz hapsetme adı verilen ikinci tür ise,

Kelime

inertial confinement: ataletle kısa süre tutulan füzyon

Inertial confinement, yani ataletsel hapsetme, küçük bir yakıt hedefinin çoğunlukla güçlü lazer darbeleriyle son derece hızlı sıkıştırıldığı bir füzyon yöntemidir. Yakıtın kendi ataleti, onu çok kısa bir süre yoğun ve bir arada tutarak füzyon koşullarının oluşmasına olanak verir. Burada confinement, yakıtı fiziksel olarak sınırlamak veya bir arada tutmak; inertial ise ataletle ilgili olmak demektir. Hapis veya tembellik anlamına gelmez.

Alıştırma

Küçük bir yakıt hedefini hızla sıkıştıran ve kısa süreliğine hedefin kendi ataletine dayanan füzyon yönteminin adı hangisidir?

  1. magnetic confinement
  2. solitary confinement
  3. inertial confinement
Cevabı göster

inertial confinement

uses pulses from super powered lasers

2:24

bir yakıt peletinin yüzeyine çarparak onu içe doğru patlatmak için

to hit the surface of a pellet of fuel, imploding it,

2:27

süper güçlü lazerlerden gelen darbeleri kullanır,

briefly making the fuel hot and dense enough to fuse.

2:30

böylece yakıtı kısa bir süreliğine kaynaşacak kadar sıcak ve yoğun hale getirir.

In fact, one of the most powerful lasers in the world Dilbilgisi

2:33

Aslında, dünyanın en güçlü lazerlerinden biri

is used for fusion experiments

2:36

füzyon deneyleri için

at the National Ignition Facility in the US.

2:38

ABD'deki Ulusal Ateşleme Tesisi'nde kullanılmaktadır.

Dilbilgisi

one of the most powerful lasers in the world: en üst gruba üyelik

one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim yapısı, bir şeyin en üst düzeydeki bir gruba ait olduğunu belirtir. Bu cümlede lazer, dünyanın en güçlü lazerleri grubundadır; dünyadaki tek ve en güçlü lazer olduğu ileri sürülmez. one of the ifadesinden sonra en üstünlük derecesini çoğul bir isim izler: most powerful lasers. Öbeğin tamamı özne olduğunda dil bilgisel merkez one olduğu için fiil tekil kullanılır: One of the lasers is ready.

Alıştırma

Hangi cümle bir lazerin en üst gruba ait olduğunu, ancak tek ve en güçlü lazer olduğunu iddia etmeden anlatır?

  1. It is one of the most powerful laser in the world.
  2. It is one of the most powerful lasers in the world.
  3. It is the most powerful laser in the world.
Cevabı göster

It is one of the most powerful lasers in the world.

These experiments and others like them around the world

2:41

Bu deneyler ve dünyadaki diğer benzerleri

are today just experiments.

2:44

bugün sadece deney aşamasındadır.

Scientists are still developing the technology.

2:46

Bilim insanları hala bu teknolojiyi geliştiriyor.

And although they can achieve fusion right now,

2:50

Ve şu anda füzyonu başarabilseler de,

it costs more energy to do the experiments Dilbilgisi

2:53

deneyleri yapmak için harcanan enerji,

than they produce in fusion.

2:55

füzyonda ürettiklerinden daha fazladır.

Dilbilgisi

more energy ... than they produce: miktar karşılaştırması

more + isim + than kalıbı iki miktarı karşılaştırır. Bu cümlede more energy deneyleri yürütmek için gereken enerji miktarıdır; than ise füzyonla üretilen daha küçük enerji miktarını karşılaştırmaya katar. Yani enerji girdisi, çıktısından daha fazladır. they zamiri scientists sözcüğünü değil, experiments sözcüğünü ifade eder. produce sonrasında tekrarlanan energy nesnesi, zaten anlaşıldığı için kullanılmamıştır: than they produce energy in fusion. İngilizcede anlam açık kaldığında karşılaştırmalardaki tekrarlanan ögeler sık sık düşürülür.

Alıştırma

Eski ısıtıcının daha fazla elektrik kullandığını göstermek için her boşluğa bir sözcük yazın: The old heater uses ____ electricity ____ the new heater does.

Cevabı göster

more · than

The technology has a long way to go before it's commercially viable. Notlar

2:58

Bu teknolojinin ticari olarak uygulanabilir hale gelmesi için daha uzun bir yolu var.

Deyimler

has a long way to go: hâlâ büyük ilerleme gerekiyor

Have a long way to go, bir hedefe ulaşmadan önce hâlâ büyük ilerleme gerektiğini belirten bir deyimdir. Burada fiziksel bir mesafeden söz edilmez. before yan cümlesi hedefi, yani ticari olarak uygulanabilir hâle gelmeyi belirtir. Özne bir kişi, ekip, plan veya teknoloji olabilir; bu nedenle ifade gelişim, beceri veya hazırlık düzeyini değerlendirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

“Hâlâ büyük ilerleme gerekiyor” anlamındaki tam deyimle cümleyi tamamlayın: Our prototype works, but it still ____ before it is ready for hospitals.

Cevabı göster

has a long way to go

Kelime

commercially viable: gerçek piyasa için uygulanabilir

Commercially viable, bir şeyin gerçekçi piyasa koşullarında gerçek bir ürün veya hizmet olarak faaliyet gösterebileceği anlamına gelir. Genellikle maliyet, ölçek, talep ve sürdürülebilir işletme koşullarının ticari kullanımı gerçekçi kıldığını belirtir. Bir teknoloji laboratuvarda çalışsa bile commercially viable olmayabilir. Burada before, ticari uygulanabilirliğin teknolojinin henüz ulaşmadığı gelecekteki eşik olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki tam iş ifadesiyle tamamlayın: The machine performs well, but manufacturing costs must fall before it becomes ____.

Cevabı göster

commercially viable

And maybe it never will be.

3:02

Ve belki de hiçbir zaman olmayacak.

It might just be impossible to make a viable fusion reactor on Earth.

3:04

Dünya'da uygun bir füzyon reaktörü yapmak sadece imkansız olabilir.

But if it gets there, Deyimler

3:09

Ancak eğer başarılırsa,

it would be so efficient that a single glass of seawater

3:10

o kadar verimli olur ki, tek bir bardak deniz suyu

could be used to produce as much energy Dilbilgisi

3:13

neredeyse hiç atık bırakmadan bir varil petrol yakmakla

as burning a barrel of oil with no waste to speak of. Deyimler

3:16

aynı miktarda enerji üretmek için kullanılabilir.

Deyimler

“gets there”: soyut bir hedefe ulaşmak

“if it gets there” ifadesindeki there fiziksel bir yeri belirtmez. Daha önce sözü edilen hedefe, yani ticari olarak uygulanabilir hâle gelmeye gönderme yapar. get there ifadesi “istenen aşamaya ya da sonuca ulaşmak” anlamına gelebilir. Hedef bağlamdan açıkça anlaşıldığında hedefin ayrıntısı çoğu zaman söylenmez. Buradaki koşul, “teknoloji ticari uygulanabilirliğe ulaşırsa” demektir.

Alıştırma

“The design is not ready for mass production yet, but we'll get there,” cümlesinde get there ne anlama gelir?

  1. Tasarım denizin yanına taşınacak.
  2. Ekip fabrikaya gidecek.
  3. Ekip, tasarımı seri üretime hazır hâle getirme hedefine ulaşacak.
Cevabı göster

Ekip, tasarımı seri üretime hazır hâle getirme hedefine ulaşacak.

Dilbilgisi

“as much energy as”: sayılamayan bir isimle eşit miktar karşılaştırması

as much + sayılamayan isim + as kalıbı eşit miktarları karşılaştırır. Burada energy sayılamayan bir isimdir; bu nedenle many değil, much kullanılır. Cümlede bir bardak deniz suyundan üretilen enerji miktarı, bir varil petrol yakılarak elde edilen enerjiye eşit olarak sunulur. Bu kalıp “daha fazla” değil, eşitlik ifade eder.

Alıştırma

Eşit miktarları göstermek için as...as ve doğru miktar sözcüğünü kullanın: This compact heater uses ____ electricity ____ the larger one.

Cevabı göster

as much · as

Deyimler

no ... to speak of: söz etmeye değer neredeyse hiçbir şey olmaması

“No waste to speak of”, “neredeyse hiç atık yok” veya “söz etmeye değer miktarda atık yok” demektir. Sondaki “to speak of” ifadeyi daha az kesin hâle getirir: çok küçük bir miktar bulunabilir, ancak bu miktar konuşma açısından önemsenmeyecek kadar azdır. Yeniden kullanılabilen kalıp no + isim + to speak of şeklindedir. Burada gerçekten konuşmaktan söz edilmez. İhmal edilebilir bir miktarı, sonucu veya kaynağı anlatmak için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “neredeyse hiç ilerleme yok” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After two weeks, we had ____.

Cevabı göster

no progress to speak of

This is because fusion reactors would use hydrogen or helium as fuel,

3:20

Bunun nedeni füzyon reaktörlerinin yakıt olarak hidrojen veya helyum kullanmasıdır,

and seawater is loaded with hydrogen. Kalıp ifadeler

3:24

ve deniz suyu hidrojenle doludur.

Kalıp ifadeler

is loaded with hydrogen: be loaded with + isim

Bu cümlede is loaded with hydrogen, “bol miktarda hidrojen içerir” demektir. Loaded mecaz anlamda kullanılmıştır; birinin hidrojeni fiziksel olarak deniz suyuna yüklediği anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp be loaded with + isim şeklindedir. Bir şeyin çok miktarda madde, özellik veya sorun içerdiğini anlatır: bir uygulama be loaded with tools, bir atıştırmalık ise be loaded with sugar olabilir.

Alıştırma

Cümleyi “çok sayıda içerir” anlamındaki hedef yapıyla tamamlayın: This guide ____ useful tips.

Cevabı göster

is loaded with

But not just any hydrogen will do. Kalıp ifadeler

3:27

Ancak herhangi bir hidrojen işe yaramaz.

Kalıp ifadeler

“Not just any hydrogen will do”: yalnızca belirli türler uygundur

“Not just any hydrogen will do”, sıradan veya rastgele seçilmiş bir hidrojen türünün yeterli olmadığını; yalnızca gerekli özelliklere sahip olanın uygun olduğunu anlatır. Buradaki “will do”, “uygun veya yeterli olmak” demektir; gelecekte bir eylem gerçekleştirmeyi anlatmaz. “not just any + isim + will do” kalıbı, bir kategorideki her şeyin kabul edilebilir olduğu düşüncesini reddeder ve daha dar bir koşulun açıklanmasına zemin hazırlar.

Alıştırma

Yalnızca özel olarak uygun bir şarj cihazının kabul edilebileceğini anlatan tam kalıpla cümleyi tamamlayın: “For this camera, ____.”

Cevabı göster

not just any charger will do

Specific isotopes with extra neutrons,

3:29

Doğru reaksiyonları gerçekleştirmek için

called deuterium and tritium,

3:31

döteryum ve trityum adı verilen,

are needed to make the right reactions.

3:34

ekstra nötronlu spesifik izotoplara ihtiyaç vardır.

Deuterium is stable and can be found in abundance in seawater, Kalıp ifadeler

3:36

Döteryum kararlıdır ve deniz suyunda bol miktarda bulunabilir,

Kalıp ifadeler

“In abundance”: büyük miktarlarda mevcut

“In abundance”, “büyük miktarlarda” veya “bolca” demektir. “Can be found in abundance” ifadesinde, deniz suyunda ne kadar döteryum bulunduğunu anlatır. Bu, “in + abundance” biçimindeki sabit bir edat öbeğidir ve “exist”, “occur”, “grow” veya “be found” gibi fiillerden sonra sık kullanılır. Bilgi veren yazılara “a lot of” ifadesinden daha resmî ve nesnel bir ton katar.

Alıştırma

Cümleyi “büyük miktarlarda” anlamındaki iki sözcüklü sabit ifadeyle tamamlayın: “Wildflowers grow ____ after the spring rains.”

Cevabı göster

in abundance

though tritium is a bit trickier. Ton ve niyet

3:40

ancak trityum biraz daha hilelidir.

Ton ve niyet

a bit trickier: karşılaştırmayı yumuşatma

a bit trickier ifadesinde trickier, tricky sözcüğünün karşılaştırma biçimidir: trityumun alternatiften veya daha önce ele alınan durumdan daha zor olduğunu belirtir. A bit bu olumsuz değerlendirmeyi yumuşatır ve ifadenin dramatik değil, ölçülü duyulmasını sağlar. Burada a bit, küçük bir farkın kesin ölçümü değil, bilinçli bir hafifletmedir. Bu ılımlı ifade, daha sonra açıklanacak daha ciddi sorunlara dinleyiciyi hazırlar.

Alıştırma

“The repair is a bit trickier than we expected.” cümlesinde a bit en doğal olarak ne yapar?

  1. Trickier sözcüğünün anlamını easier olarak değiştirir.
  2. Karşılaştırmayı yumuşatır ve zorluğun hafife alınarak söylendiği izlenimini verir.
  3. Onarımın tam olarak ne kadar zorlaştığını ölçer.
Cevabı göster

Karşılaştırmayı yumuşatır ve zorluğun hafife alınarak söylendiği izlenimini verir.

It's radioactive,

3:43

Radyoaktiftir,

and there may only be 20 kg of it in the world,

3:44

ve dünyada sadece 20 kg bulunabilir,

mostly in nuclear warheads,

3:47

ki bunun da çoğu nükleer savaş başlıklarındadır,

which makes it incredibly expensive.

3:49

bu da onu inanılmaz derecede pahalı hale getirir.

So, we may need another fusion buddy for deuterium instead of tritium. Deyimler

3:51

Bu yüzden, trityum yerine döteryum için başka bir füzyon arkadaşına ihtiyacımız olabilir.

Deyimler

fusion buddy: samimi bir bilim mecazı

Fusion buddy, samimi ve mecazlı bir ifadedir. Buddy normalde dostça bir arkadaşı anlatır; burada ise başka bir izotop, füzyonda döteryumla tepkimeye giren bir ortak gibi kişileştirilir. Bu ifade bilimsel açıklamayı daha az teknik hissettirir ve trityumun yerine geçebilecek bir maddeyi akıcı biçimde tanıtır. Standart bir fizik terimi değildir ve füzyon üzerinde çalışan bir bilim insanı anlamına gelmez.

Alıştırma

“We may need another fusion buddy for deuterium instead of tritium.” cümlesinde fusion buddy neyi ifade eder?

  1. Füzyonda döteryumla tepkimeye girebilen başka bir madde.
  2. Trityum depolayan bir makine.
  3. Konuşan kişiyle birlikte füzyon çalışan bir arkadaş.
Cevabı göster

Füzyonda döteryumla tepkimeye girebilen başka bir madde.

Helium-3, an isotope of helium,

3:56

Bir helyum izotopu olan Helyum-3,

might be a great substitute.

3:58

harika bir alternatif olabilir.

Unfortunately, it's also incredibly rare on Earth.

4:00

Ne yazık ki, o da Dünya'da inanılmaz derecede nadirdir.

But here, the moon might have the answer. Deyimler

4:04

Ama burada, cevabı Ay verebilir.

Deyimler

have the answer: çözüme sahip olmak

Bu cümlede have the answer, “sorunu çözmek için gereken şeye sahip olmak veya onu içermek” anlamına gelir. Ay, gerçekten yanıt verebilen bir şey olarak değil, kıt bulunan helyum-3 için olası bir kaynak olarak sunuluyor. Daha genel olarak have the answer; bir çözüme, önemli bir bilgiye veya gerekli bir kaynağa sahip olmayı anlatabilir. Özne bir kişi, grup, yer, keşif veya nesne olabilir.

Alıştırma

“The new test results may have the answer to the engine failure.” cümlesinde have the answer ne anlama gelir?

  1. Motorun görünüşünü tarif etmek
  2. Sorunu çözebilecek bilgiler içermek
  3. Birine soru sormak
Cevabı göster

Sorunu çözebilecek bilgiler içermek

Over billions of years,

4:08

Milyarlarca yıl boyunca,

the solar wind may have built up huge deposits Öbek fiiller

4:10

güneş rüzgarı Ay'da devasa Helyum-3 yatakları

of helium-3 on the moon.

4:12

oluşturmuş olabilir.

Öbek fiiller

built up: zaman içinde yavaş yavaş birikme

Burada built up, “büyük miktarda bir şeyin yavaş yavaş birikmesine neden oldu” anlamına gelir. Over billions of years zaman ifadesi, sürecin yavaşlığını öne çıkarır: yataklar bir anda ortaya çıkmamıştır. Built, may have ifadesinden sonra gelen build fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; up ise miktarın arttığı anlamını ekler. Yapı, build up deposits örneğindeki gibi geçişli veya dust built up örneğindeki gibi geçişsiz kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi build up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Over the winter, ice slowly ____ along the edge of the roof.

Cevabı göster

built up

Instead of making helium-3, we can mine it. Dilbilgisi

4:15

Helyum-3 yapmak yerine, onu çıkarabiliriz.

Dilbilgisi

Helyum-3 üretmek yerine onu çıkarmak

Instead of, seçilmeyen yöntemi tanıtır: making helium-3. Ana cümle alternatifi verir: onu çıkarabiliriz. Burada it, helium-3 ifadesine gönderme yapar. Instead of sonrasında isim, zamir veya -ing biçimi kullanılır. Burada making doğrudur; make değildir. Yeniden kullanılabilir kalıp Instead of doing A, someone does or can do B şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi instead of ve drive fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ to work, Maya took the train.

Cevabı göster

Instead of driving

If we could sift the lunar dust for helium, Kalıp ifadeler

4:19

Eğer ay tozunu helyum için eleyebilseydik,

Kalıp ifadeler

Helyum bulmak için Ay tozunu elemek

sift X for Y kalıbında X incelenen malzeme, Y ise bulunması umulan hedeftir. Burada the lunar dust X, helium ise Y’dir. Sift; malzemeyi ayırarak veya sınıflandırarak dikkatli ve sistemli biçimde incelemeyi anlatır. Kalıp, bilgiler için mecaz anlamda da kullanılabilir; örneğin sift records for clues.

Alıştırma

Cümleyi sift X for Y kalıbını, sift fiilinin geçmiş zamanını ve the records ile clues sözcüklerini kullanarak tamamlayın: Investigators ____.

Cevabı göster

sifted the records for clues

we'd have enough fuel to power the entire world

4:21

binlerce yıl boyunca tüm dünyaya enerji sağlayacak

for thousands of years.

4:23

kadar yakıtımız olurdu.

One more argument for establishing a moon base, Anlatım akışı

4:25

Eğer hala ikna olmadıysanız,

if you weren't convinced already.

4:28

bir ay üssü kurmak için bir argüman daha.

Anlatım akışı

One more argument for + bir teklif

One more argument for, bir iddiayı veya planı destekleyen ek bir gerekçe sunar. Burada yeni bilgi, Ay üssü kurmayı destekleyen başka bir gerekçe olarak veriliyor. Bu yapıda argument, “tartışmada kullanılan gerekçe” anlamındadır; “kavga” anlamına gelmez. One more, yeni gerekçeyi daha önce söylenen veya var olduğu kabul edilen gerekçelere bağlar: one more argument for + isim ya da -ing biçimi.

Alıştırma

Destekleyici bir gerekçe daha ekleyen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The lower cost is ____ choosing the smaller car.

Cevabı göster

one more argument for

Okay, maybe you think building a mini sun

4:30

Tamam, belki de mini bir güneş inşa etmenin

still sounds kind of dangerous. Ton ve niyet

4:33

hala biraz tehlikeli geldiğini düşünüyorsunuz.

Ton ve niyet

Yargıyı yumuşatan kind of dangerous

Burada kind of, dangerous sıfatını niteler ve “biraz” ya da “bir dereceye kadar” anlamına gelir. Yargıyı yumuşatır: konuşan kişi hâlâ tehlike olduğunu söyler, ancak tamamen emin veya kesin konuşuyormuş gibi görünmekten kaçınır. Bu konuşma dilindeki yumuşatıcı ifade, konuşan kişinin tartışmaya devam etmeden önce bir endişeyi kabul etmesini sağlar. Bu yapıda “bir tür” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The climb looks kind of dangerous,” cümlesinde kind of ne yapar?

  1. Belirli bir tehlike türünü adlandırır.
  2. Dangerous sözcüğünü yumuşatıp “biraz tehlikeli” anlamını verir.
  3. Dangerous sözcüğünü güçlendirip “son derece tehlikeli” anlamını verir.
Cevabı göster

Dangerous sözcüğünü yumuşatıp “biraz tehlikeli” anlamını verir.

But they'd actually be much safer Dilbilgisi

4:37

Ancak aslında diğer elektrik santrallerinin çoğundan

than most other types of power plant.

4:38

çok daha güvenli olurlardı.

Dilbilgisi

much safer than: karşılaştırmayı güçlendirmek

much safer than ifadesinde safer, safe sıfatının karşılaştırma biçimidir; than ise karşılaştırılan şeyi gösterir. Much karşılaştırmayı güçlendirir ve güvenlik farkının büyük olduğunu anlatır. Bu yapı much + karşılaştırma sıfatı + than + karşılaştırılan unsur şeklinde kullanılabilir: much faster than, much easier than, much safer than. Burada much, safer sözcüğünü niteler; nesnelerin sayısını belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle bisiklet yolunun diğer yola göre güvenlik açısından büyük bir avantaja sahip olduğunu doğru biçimde anlatır?

  1. The bike path is a little safer than the busy road.
  2. The bike path is much safer than the busy road.
  3. The bike path is very safer than the busy road.
Cevabı göster

The bike path is much safer than the busy road.

A fusion reactor is not like a nuclear plant,

4:42

Bir füzyon reaktörü, feci bir şekilde eriyebilen

which can melt down catastrophically. Öbek fiiller

4:45

bir nükleer santral gibi değildir.

Öbek fiiller

melt down: bir reaktörde çekirdek erimesi kazası yaşanması

Burada melt down, bir reaktörün yakıtının veya çekirdeğinin aşırı ısınıp eridiği ciddi bir kazayı anlatan öbek fiildir. Tüm elektrik santralinin doğrudan sıvıya dönüştüğü anlamına gelmez. Bu cümlede can melt down olası bir felaket düzeyindeki arızayı adlandırır. down parçacığı teknik fiil öbeğinin bir parçasıdır; bu nedenle anlamı sıradan melt fiilinden daha özeldir.

Alıştırma

Cümleyi, bir reaktörün çekirdek erimesi kazası yaşamasını anlatan iki sözcüklü fiille tamamlayın: If cooling fails, the reactor could ____.

Cevabı göster

melt down

If the confinement failed, Dilbilgisi

4:47

Eğer hapsetme başarısız olursa,

then the plasma would expand and cool,

4:49

plazma genişleyecek ve soğuyacak,

and the reaction would stop.

4:51

ve reaksiyon duracaktır.

Dilbilgisi

If ... failed, then ... would ...: varsayımsal bir koşul

If the confinement failed ifadesinde failed geçmiş zaman biçimindedir, ancak burada bir arızanın daha önce gerçekleştiğini bildirmez; varsayımsal bir arıza sunar. if yan cümlesi hayal edilen koşulu belirler. Sonuç bölümünde, beklenen sonuçları göstermek için expand and cool önünde ve stop önünde would kullanılır. Then neden-sonuç sırasını açıkça gösterir, ancak çıkarılabilir: If the confinement failed, the plasma would expand.

Alıştırma

Varsayımsal koşul cümlesini fail fiilinin tek sözcüklük geçmiş biçimi ve would yardımcı fiiliyle tamamlayın: If the cooling system ____, then the machine ____ shut down safely.

Cevabı göster

failed · would

Put simply, it's not a bomb. Anlatım akışı

4:53

Basitçe söylemek gerekirse, o bir bomba değildir.

Anlatım akışı

Özet belirteci olarak Put simply,

Put simply, “daha basit sözcüklerle ifade edilirse” anlamına gelen bir söylem belirtecidir. Konuşanın ayrıntılı bir açıklamayı ana noktaya indirgeyeceğini gösterir. Burada put, “yerleştirmek” değil, “ifade etmek” veya “belirtmek” anlamındadır. Simply, fikrin nasıl anlatıldığını açıklar; konunun kendisinin kolay olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan iki sözcüklük özet belirteciyle tamamlayın: ____, the new schedule gives us more time.

Cevabı göster

Put simply

The release of radioactive fuel like tritium

4:57

Trityum gibi radyoaktif yakıtların serbest kalması

could pose a threat to the environment. Kalıp ifadeler

4:59

çevre için bir tehdit oluşturabilir.

Kalıp ifadeler

pose a threat to: olası bir tehlike oluşturmak

Pose a threat to, “bir kişi ya da şey için olası bir tehlike oluşturmak” demektir. Bu cümlede radyoaktif yakıt çevre için olası bir tehlike olarak anlatılır; could kullanımı bunun kesin bir sonuç değil, bir risk olduğunu gösterir. Yapı, özne + pose + a threat + to + etkilenen kişi veya şey şeklindedir. Burada pose “fotoğraf için poz vermek” anlamına gelmez; threat de birinin söylediği tehdit değil, tehlikenin kendisidir.

Alıştırma

Pose a threat to ifadesini doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: Loose wiring could ____ everyone in the building.

Cevabı göster

pose a threat to

Tritium could bond with oxygen, making radioactive water,

5:02

Trityum oksijenle bağ kurarak radyoaktif su oluşturabilir,

which could be dangerous as it seeps into the environment.

5:05

ki bu da çevreye sızdığı için tehlikeli olabilir.

Fortunately, there's no more than a few grams

5:09

Neyse ki, herhangi bir zamanda kullanımda olan

of tritium in use at a given time, Kalıp ifadeler

5:11

trityum sadece birkaç gramdır,

so a leak would be quickly diluted.

5:13

bu yüzden bir sızıntı hızla seyreltilecektir.

Kalıp ifadeler

at a given time: belirli bir anda

At a given time, “ele alınan belirli bir anda” demektir. Bu cümlede aynı anda kullanımda olan trityum miktarını sınırlar; saatler, günler veya tüm proje boyunca kullanılan toplam miktarı anlatmaz. Burada given, “belirli” veya “tartışma için seçilmiş” anlamındadır; “hediye olarak alınmış” anlamına gelmez. Bu ifade anlık kapasiteyi, sınırı veya durumu belirtmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

“A server can support 500 active users at a given time,” cümlesinde at a given time ne anlama gelir?

  1. Yalnızca önceden duyurulmuş bir saatte
  2. Belirli bir anda
  3. Sunucu kullanıma açıldığından beri toplam beş yüz kullanıcı
Cevabı göster

Belirli bir anda

So, we've just told you that there's nearly unlimited energy

5:16

Yani, size az önce neredeyse sınırsız bir enerjinin

to be had at no expense to the environment Notlar

5:19

çevreye hiçbir zararı olmadan

in something as simple as water. Dilbilgisi

5:21

su kadar basit bir şeyden elde edilebileceğini söyledik.

Deyimler

to be had: elde edilebilir veya kullanılabilir

Edilgen mastar yapısı to be had, bir şeyin elde edilebilir, deneyimlenebilir veya kullanılabilir olduğunu anlatır. Buradaki energy to be had, sudan elde edilme potansiyeli bulunan enerji demektir. Enerji, insanların elde edebileceği şeydir; dolayısıyla burada have fiilinin sıradan sahiplik anlamı yoktur. Bu ifade, enerjinin zaten elde edildiğini veya onu elde etmenin kolay olduğunu da söylemez.

Alıştırma

'There are still great bargains to be had,' cümlesinde to be had ne anlama gelir?

  1. Bunları elde etmek imkânsız.
  2. Bunlar hâlâ elde edilebilir.
  3. İnsanlar bunların hepsine zaten sahip.
Cevabı göster

Bunlar hâlâ elde edilebilir.

Kalıp ifadeler

at no expense to the environment: çevreyi feda etmeden

At no expense to the environment, “çevreye bedel ödetmeden”, yani çevreye zarar vermeden veya çevreyi feda etmeden demektir. Burada expense bir fatura ya da satın alma fiyatı değil, soyut bir bedeldir. Maliyetsizlik iddiası yalnızca adı verilen nesneyle, yani çevreyle sınırlıdır. Enerjiyi üretmenin hiçbir mali, teknik veya mühendislik maliyeti olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle iyileştirmenin pil ömrüne zarar vermediğini söylüyor?

  1. The update increased speed because of battery life.
  2. The update increased speed at the expense of battery life.
  3. The update increased speed at no expense to battery life.
Cevabı göster

The update increased speed at no expense to battery life.

Dilbilgisi

su kadar basit bir şey

something as simple as water ifadesinde as + adjective + as + noun yapısı, water sözcüğünü konuşulan kaynağın şaşırtıcı derecede sıradan bir örneği olarak sunar. Anlamı, iki şeyin sadece eşit derecede basit olması değil, su kadar sıradan ve tanıdık bir şeyin bile söz konusu olmasıdır. Simple, bu kaynağın ne kadar tanıdık ve kolay hayal edilir göründüğünü anlatır. Sudan enerji üretmenin teknik olarak basit olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Aracın ne kadar sıradan olduğunu vurgulayan yapıyla cümleyi tamamlayın: You can keep the bag closed with something ____ a rubber band.

Cevabı göster

as simple as

So, what's the catch? Deyimler

5:23

O zaman pürüz nerede?

Cost.

5:26

Maliyet.

Deyimler

Gizli sorun ne?

What's the catch?, “Gizli dezavantaj, koşul veya maliyet nedir?” anlamına gelen kalıplaşmış bir sorudur. Bir teklif ya da durum alışılmadık derecede iyi göründüğünde ve konuşan kişi bir sorun olabileceğinden şüphelendiğinde kullanılır. Buradaki catch, bir şeyi atmak veya yakalamak anlamına gelmez. Bu cümlede tek sözcüklük Cost yanıtı, gizli dezavantajın maliyet olduğunu belirtir.

Alıştırma

Gizli bir dezavantajı soran kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The offer sounds perfect, but ____?

Cevabı göster

what's the catch

We simply don't know if fusion power

5:27

Füzyon enerjisinin ticari olarak uygulanabilir olup

will ever be commercially viable.

5:28

olmayacağını henüz bilmiyoruz.

Even if they work, Dilbilgisi

5:31

Çalışsalar bile,

they might be too expensive to ever build. Dilbilgisi

5:32

inşa edilmeleri çok pahalı olabilir.

Dilbilgisi

Even if: sonucu değiştirmeyen olası bir koşul

Even if olası bir koşul sunar ve bu koşul gerçekleşse bile ana cümledeki sonucun hâlâ geçerli olabileceğini anlatır. Burada sistemlerin çalışması, ayrı bir sorun olan maliyeti ortadan kaldırmaz. Sıradan bir if cümleciğinden farklı olarak even if, koşulun sonucu değiştirmediğini vurgular. Sistemlerin gerçekten çalıştığını iddia etmez.

Alıştırma

Proje her testi geçebilir, ancak finansman eksikliği yine de projeyi durdurabilir. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. Even if the project passes every test, it may still lack funding.
  2. Even though the project has passed every test, it may still lack funding.
  3. If the project passes every test, it will receive funding.
Cevabı göster

Even if the project passes every test, it may still lack funding.

Dilbilgisi

too expensive to ever build: inşaatı engelleyen maliyet

too + sıfat + to + fiil kalıbı, bir niteliğin eylemi engelleyecek dereceye ulaştığını anlatır. Burada might, değerlendirmenin kesin olmadığını gösterir: sistemler o kadar pahalıysa maliyetleri insanların onları inşa etmesini engeller. Ever, zamanı burada ‘herhangi bir zaman’ anlamına genişleterek engelin kalıcı olduğu izlenimini verir. build biçim olarak etken olsa da birinin inşa edeceği şeyler sistemler veya reaktörlerdir.

Alıştırma

Ağırlığın eylemi engellediğini belirten kalıbı heavy ve lift kullanarak tamamlayın: This box is ____.

Cevabı göster

too heavy to lift

The main drawback is that it's unproven technology. Anlatım akışı

5:35

Ana dezavantajı kanıtlanmamış bir teknoloji olmasıdır.

Anlatım akışı

The main drawback is that ile temel sınırlamayı belirtmek

The main drawback is that kalıbı, bir dezavantajı en önemli dezavantaj olarak gösterir. that ile başlayan yan cümle, bu dezavantajın tam olarak ne olduğunu açıklar: burada teknolojinin henüz kanıtlanmamış olmasıdır. Genel bir değerlendirmeden temel sınırlamaya geçmek için The main drawback is that + cümle kalıbını kullanın. Bu yapıda that bir yan cümleyi başlatır; herhangi bir nesneyi işaret etmez.

Alıştırma

Bir sınırlamayı en önemli dezavantaj olarak gösteren tam kalıpla cümleyi tamamlayın: The ____ the battery takes hours to recharge.

Cevabı göster

main drawback is that

It's a $10 billion gamble, Deyimler

5:38

Bu 10 milyar dolarlık bir kumar,

and that money might be better spent Kalıp ifadeler

5:40

ve bu para kendini çoktan kanıtlamış olan

on other clean energy that's already proven itself. Kalıp ifadeler

5:42

diğer temiz enerjilere harcanabilir.

Deyimler

Yüksek riskli bir karar mecazı olarak a $10 billion gamble

a $10 billion gamble ifadesinde gamble, sonucu belirsizken çok büyük miktarda parayı riske atan bir kararın mecazi anlatımıdır. Burada kumarhanede oynanan bir oyundan söz edilmez. Yatırıma gamble demek kuşkucu bir tutum gösterir: konuşan kişi paranın beklenen sonucu vermeyebileceğini ve başka bir yerde daha güvenli ya da etkili biçimde kullanılabileceğini düşünür. gamble sözcüğünden önceki tutar, riskin büyüklüğünü vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede a $10 billion gamble neyi düşündürüyor?

  1. Mali riski olmayan, dikkatle test edilmiş bir teknolojidir.
  2. Sonucu belirsiz, yüksek maliyetli bir plandır.
  3. Ödülü garanti olan bir kumarhane oyunudur.
Cevabı göster

Sonucu belirsiz, yüksek maliyetli bir plandır.

Kalıp ifadeler

be better spent on: kaynakları daha akıllıca bir alana yöneltmek

might be better spent on ifadesinde para eylemi yapan değil, eylemden etkilenen ögedir; bu yüzden be + spent edilgen yapıdır. Better, paranın olası kullanım alanlarını karşılaştırır: parayı başka temiz enerji kaynaklarına yönlendirmek daha akıllıca olabilir. Bu kalıp, doğrudan emir vermeden para, zaman veya emeğin nereye yöneltilmesi gerektiğini değerlendirmeyi sağlar. might gibi bir kip belirteci, değerlendirmeyi daha ihtiyatlı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: The grant might be ____ new science books than on decorations.

Cevabı göster

better spent on

Kalıp ifadeler

has already proven itself: gerçek performansla kendini kanıtlamış olmak

that's already proven itself ifadesinde that's, that has kısaltmasıdır; dolayısıyla has proven present perfect yapısındadır. Itself, tek bir genel kategori olarak ele alınan other clean energy ifadesine döner. Prove itself, bir şeyin gerçek performans yoluyla etkili, güvenilir veya güvene değer olduğunu göstermesi demektir. İfade yalnızca birinin iddiasını değil, somut bir başarı geçmişini vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle gerçek performansın sistemin güvenilirliğini ortaya koyduğunu söylüyor?

  1. The designer says the backup system should work.
  2. The backup system was installed three years ago.
  3. The backup system has proven itself through three years of emergency use.
Cevabı göster

The backup system has proven itself through three years of emergency use.

Maybe we should cut our losses. Deyimler

5:46

Belki de zararın neresinden dönsek kardır demeliyiz.

Deyimler

Cut our losses: daha fazla kaybetmeden durmak

Cut our losses, daha fazla zaman, para veya emek kaybetmemek için bir faaliyeti ya da bağlılığı şimdi bırakmak anlamına gelen bir deyimdir. Cut burada bir şeyi fiziksel olarak kesmeyi anlatmaz; deyimin bir parçasıdır. Bu cümlede our, sınırlandırılmak istenen olası kayıpların bize ait olduğunu gösterir. Maybe we should öneriyi temkinli hâle getirir: konuşan kişi devam etmenin bedelinin çok yüksek olup olmadığını değerlendirir, geçmişteki bütün yatırımın boşa gittiğini ilan etmez.

Alıştırma

Cümleyi, daha fazla kaybetmeden şimdi durmak anlamına gelen deyimle tamamlayın: The repair costs keep rising, so let's ____.

Cevabı göster

cut our losses

Or maybe, when the payoff is unlimited clean energy for everyone,

5:48

Ya da belki de karşılığı herkes için sınırsız temiz enerji olduğunda,

it might be worth the risk. Kalıp ifadeler

5:53

riske girmeye değebilir.

Kalıp ifadeler

Worth the risk: tehlikeyi haklı çıkaran bir yarar

Worth the risk, olası bir yararın kötü bir sonuç ihtimalini kabul etmeyi haklı çıkaracak kadar değerli olduğu anlamına gelir. Burada olası yarar, tehlike veya maliyetle karşılaştırılır; bu ifade başarının garanti edildiği anlamına gelmez. Yapı be worth + isim şeklindedir: it might be worth the risk. Might, değerlendirmeyi temkinli ve koşullu tutar; böylece konuşan kişi risk almayı kesin bir tavsiye olarak değil, bir olasılık olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi, olası yararın tehlikeyi haklı çıkardığını belirten üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The shortcut is steep, but getting the medicine there in time might be ____.

Cevabı göster

worth the risk

Videos like this one take hundreds of hours to make

5:56

Bunun gibi videoların yapımı yüzlerce saat sürüyor

and are made possible by your contributions on patreon.com.

5:59

ve patreon.com 'daki katkılarınızla mümkün oluyor.

If you want to learn more about global energy,

6:02

Küresel enerji hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz,

here's a playlist about nuclear energy, fracking, and solar power.

6:04

işte nükleer enerji, hidrolik çatlatma ve güneş enerjisi hakkında bir oynatma listesi.

Let us know in the comments

6:07

Açıklamamızı istediğiniz başka teknolojiler varsa

if there are other technologies you want us to explain.

6:08

yorumlarda bize bildirin.