Çin'in Mobil İnfaz Minibüsleri - İnsanlık Tarihindeki En Kötü Cezalar: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.332 kelime 203 kel/dk

Video tanıtımı: Çin'in infaz araçları, süreç ve verimlilik iddiaları; denetim, organ toplama ve kolaylaşan infaz eleştirileriyle birlikte inceleniyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "in the name of justice." — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: bir ilkenin gerekçe gösterilmesini ve anlatıcının eleştirel ironisini fark edin. 2. "stay of execution." — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: infazı geçici durdurma terimini öğrenin, günlük stay'den ayırın ve cezanın geçerli kalabileceğini kavrayın. 3. "catch on to" — Phrasal verbs: bir fikri anlamaya veya benimsemeye başlamayı anlatın, bu “kolaylığa” dair karanlık mizahı yakalayın ve popülerleşmek anlamındaki catch on'dan ayırın.

Bu derste

Welcome back to another one of our episodes in which we dig deep to bring you tales of the worst things humans have done to each other in the name of justice. Notlar

0:00

İnsanların adalet adına birbirlerine yaptığı en kötü şeyleri derinlemesine araştırıp anlattığımız bir başka bölümümüze yeniden hoş geldiniz.

Deyimler

dig deep: derinlemesine araştırmak

Burada dig deep mecaz anlamda kullanılır: Bir konuyu kapsamlı biçimde araştırmak ve en açık görünen gerçeklerin ötesine geçmek demektir. Fiziksel olarak kazmaktan söz edilmez. Araştırmanın konusu dig deep into a case örneğindeki gibi into sözcüğünden sonra gelebilir veya buradaki gibi bağlamdan anlaşılabilir.

Alıştırma

“The researchers dug deep into the company’s records,” cümlesinde dug deep ne anlama gelir?

  1. Devam etmek için daha fazla cesaret buldular.
  2. Kayıtları kapsamlı biçimde incelediler.
  3. Kayıtların altında bir çukur kazdılar.
Cevabı göster

Kayıtları kapsamlı biçimde incelediler.

Kalıp ifadeler

in the name of justice: öne sürülen bir gerekçe

in the name of + isim öbeği yapısı, bir amaç, ilke veya otoriteyi bir eylemin öne sürülen gerekçesi olarak sunar. Bu cümlede justice, sorumlu kişilerin hizmet ettiklerini iddia ettikleri şeydir. “the worst things” ifadesi bu söz öbeğine eleştirel bir ton katar: Anlatıcı, yapılanların gerçekten adil olduğunu söylemez.

Alıştırma

“Kamu güvenliğini öne sürülen gerekçe olarak kullanarak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The council removed the books ____ public safety.

Cevabı göster

in the name of

Today, we won't be talking about the dark past,

0:08

Bugün karanlık geçmişten söz etmeyeceğiz,

nor are we going to describe to you something bloody and brutal. Dilbilgisi

0:11

size kanlı ve vahşi bir şey de anlatmayacağız.

Dilbilgisi

Nor are we going to: nor sonrasında olumsuz devrik yapı

Nor, önceki olumsuz cümleye ikinci bir olumsuz cümle ekler. Nor ikinci cümlenin başında olduğu için yardımcı fiil are, özne we’den önce gelir: nor are we going to describe.... Genellenebilir kalıp şöyledir: olumsuz cümle + nor + yardımcı fiil, be veya kiplik fiil + özne + ana fiil. Nor zaten olumsuzluk taşıdığı için bu cümlede ayrıca not kullanılmaz.

Alıştırma

Be going to yapısını tekrarlayarak cümleyi resmî nor yapısıyla tamamlayın: We aren't going to reveal the source, ____ discuss the private messages.

Cevabı göster

nor are we going to

But what you're about to hear is certainly in the realms of shocking. Dilbilgisi

0:14

Ancak birazdan duyacaklarınız kesinlikle şoke edici.

Dilbilgisi

You're about to hear: hemen gerçekleşecek bir sonraki olay

Be about to + fiilin yalın hâli, bir olayın çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini belirtir. You're about to hear, dinleme eylemini izleyicinin hemen sonraki deneyimi olarak sunarak beklenti yaratır. Uzak gelecekteki planlar için kullanılan genel bir gelecek zaman biçimi değildir. Genellenebilir kalıp şöyledir: özne + be + about to + fiilin yalın hâli.

Alıştırma

Hemen gerçekleşme anlamını vurgulamak için be about to yapısını kullanın: The doors are closing now. The train is ____ leave.

Cevabı göster

about to

The worst part is this is going on in today's world. Öbek fiiller

0:18

En kötüsü de bunun günümüz dünyasında yaşanıyor olması.

Öbek fiiller

“gerçekleşiyor” anlamındaki going on

Bu cümlede is going on, “gerçekleşiyor” veya “yaşanıyor” anlamına gelir. Present continuous yapısı, rahatsız edici durumun şu anda da sürdüğünü gösterir; fiziksel bir hareketi anlatmaz. Bir olay, etkinlik ya da durum devam ederken, özellikle ne olduğunu sorarken veya olanlardan söz ederken be + going on kullanılır: What's going on?

Alıştırma

“The lights are still on, so something must be going on inside,” cümlesinde going on ne anlama gelir?

  1. Birisi sırada yeni bir iş yapacak.
  2. İçeride bir şey oluyor.
  3. Birisi bina hakkında konuşmaya devam ediyor.
Cevabı göster

İçeride bir şey oluyor.

Without further ado, Kalıp ifadeler

0:21

Lafı daha fazla uzatmadan,

Kalıp ifadeler

Geçiş ifadesi olarak Without further ado

Without further ado, “daha fazla gecikmeden veya girişi uzatmadan” anlamına gelen kalıplaşmış bir geçiş ifadesidir. Burada açılış sözlerini bitirir ve ana konunun ya da eylemin şimdi başladığını belirtir. Ado gereksiz telaş, konuşma veya gecikme anlamına gelir. Modern İngilizcede ado tek başına pek kullanılmaz; genellikle kalıplaşmış ifadenin tamamı duyulur.

Alıştırma

Sunucunun geçiş cümlesini, girişi sona erdiren kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: “We've met tonight's finalists. ____, let's reveal the winner.”

Cevabı göster

Without further ado

let's have a look at what have been called China's vans of death. Kalıp ifadeler

0:22

Çin’in ölüm minibüsleri olarak adlandırılan araçlara bakalım.

Kalıp ifadeler

let's have a look at + konu

Let's have a look at, bir şeyi birlikte incelemeyi veya değerlendirmeyi öneren davetkâr bir ifadedir. Burada bir sonraki konuya geçiş yapar; dinleyiciden mutlaka görünür bir nesneye bakmasını istemez. Kalıp let's + have a look at + isim veya konu şeklindedir. İncelenen şeyden önce at kullanılmalıdır.

Alıştırma

Dinleyiciyi bir şeyi incelemeye davet eden, örnekteki beş sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: Before we discuss the results, ____ the chart.

Cevabı göster

let's have a look at

They were introduced in China in 1997 and have been used ever since. Dilbilgisi

0:26

Bunlar 1997’de Çin’de kullanılmaya başlandı ve o günden beri kullanılıyor.

Dilbilgisi

have been used ever since: bugüne kadar süren edilgen kullanım

Have been used içinde have been + past participle, present perfect passive yapısını kurar. Özne eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır; geçmişteki kullanımın bugünle bağlantısı devam eder. Ever since, daha önce belirtilen başlangıç zamanı olan 1997'ye gönderme yapar ve o zamandan bugüne kadar anlamına gelir. İfade bütünüyle, kullanımın geçmişte başladığını ve bugüne kadar sürdüğünü ya da tekrarlandığını anlatır.

Alıştırma

Use fiilini ve ever since ifadesini present perfect passive yapısında kullanın: The safety system was introduced in 2015 and ____.

Cevabı göster

has been used ever since

You could say they're kind of like ice cream trucks that visit certain neighborhoods, Ton ve niyet

0:30

Belirli mahallelere uğrayan dondurma kamyonlarına benzedikleri söylenebilir,

Ton ve niyet

Yaklaşık bir karşılaştırma için kind of like kullanımı

Burada kind of like yaklaşık bir karşılaştırma kurar. Araçlar dondurma kamyonlarına yalnızca sınırlı bir yönden benzer; ifade, bunların aynı tür araçlar olduğunu veya aynı amaca hizmet ettiğini söylemez. X ile Y açıklamaya yarayan bir ortak özellik taşıyor ama aralarında önemli farklar kalıyorsa X is kind of like Y yapısını kullan. Kind of, like ifadesini yumuşatır; böylece karşılaştırma daha az kesin duyulur.

Alıştırma

Hangi cümle kusursuz olmayan, yaklaşık bir karşılaştırmayı açıkça ifade ediyor?

  1. The new study app is a kind of personal coach.
  2. The new study app is kind of like a personal coach, but it only gives reminders.
  3. The new study app is just like a personal coach in every way.
Cevabı göster

The new study app is kind of like a personal coach, but it only gives reminders.

except for the fact that they are, in the words of one human rights organization, Notlar

0:33

ancak bir insan hakları örgütünün ifadesiyle,

Anlatım akışı

Belirleyici bir istisna sunmak için except for the fact that kullanımı

Except for the fact that, az önce yapılan karşılaştırma veya genel açıklamaya istisna olarak tam bir yan cümle getirir. The fact that, ardından gelen özne ve fiil içeren cümlenin tamamını istisna edilen unsur hâline getirir. Bilgiyi düzenleme işlevi bakımından önce genel benzerliğin geçerli kalmasına izin verir, ardından onu ciddi biçimde zayıflatabilecek temel bir farklılığa geçer. Uzun yapı, istisnaya fazladan vurgu katar.

Alıştırma

Tam bir olgusal yan cümleyi temel istisna olarak sunan beş sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamla: The two plans are similar, ____ one costs twice as much.

Cevabı göster

except for the fact that

Kalıp ifadeler

in the words of: ... sözleriyle

In the words of, ardından gelen kişi ya da kuruma ait sözleri veya ifadeyi tanıtır. Burada sert tanımlama anlatıcının kendi sözü olarak değil, bir insan hakları kuruluşunun ifadesi olarak sunuluyor. Bu ifade doğrudan bir alıntıyı ya da bir kaynağın kendine özgü söyleyiş biçimini tanıtabilir. Daha genel olarak “o kaynağın sözleriyle” anlamına gelir; of'tan sonra sözlerin kaynağı gelir.

Alıştırma

Komitenin sözlerini aktaran ifadeyi yazın: The report's exact phrasing was important: ____ the committee, "The plan leaves no one behind."

Cevabı göster

In the words of

like a government-sanctioned death squads.

0:37

devlet onaylı ölüm mangaları gibiler.

Why would China do such a thing,

0:40

Çin neden böyle bir şey yapsın?

you're likely wondering? Anlatım akışı

0:41

Muhtemelen siz de bunu merak ediyorsunuz.

Anlatım akışı

you're likely wondering?: dinleyicinin sorusunu önceden dile getirmek

You're likely wondering, dinleyicinin aklından geçebilecek bir soruyu önceden dile getirir. Anlatıcı, dinleyiciye doğrudan seslenmek için you kullanır; likely ise wondering fiilini niteler. Yani dinleyicinin muhtemelen bu soruyu sorduğunu belirtir, sorunun kendisinin muhtemelen doğru olduğunu değil. Bu cümle retorik bir soru olarak dinleyiciyi anlatıma dahil eder ve ardından gelecek açıklamaya geçiş sağlar. Gerçek bir cevap istemez; anlatıcı, dinleyicinin verebileceği olası tepkiyi onun yerine dile getirir.

Alıştırma

Konuşmacı "you're likely wondering?" ifadesiyle ne yapıyor?

  1. Dinleyicinin konuşmacıyı duyup duymadığını kontrol ediyor
  2. Dinleyicinin sorusunun muhtemelen doğru olduğunu söylüyor
  3. Dinleyicinin olası sorusunu önceden dile getirip yanıtlamaya hazırlanıyor
Cevabı göster

Dinleyicinin olası sorusunu önceden dile getirip yanıtlamaya hazırlanıyor

Well,

0:42

Şöyle ki,

while most of the world thinks the death vans are barbaric,

0:43

dünyanın büyük kısmı ölüm minibüslerini barbarca bulurken,

China thinks they're more humanitarian and more cost-effective than sending someone to a site of execution. Dilbilgisi

0:46

Çin, bunların birini infaz alanına göndermekten daha insancıl ve ekonomik olduğunu düşünüyor.

Dilbilgisi

more humanitarian and more cost-effective than ile paralel karşılaştırma

Cümle iki karşılaştırmalı sıfat öbeğini birbirine bağlar: more humanitarian ve more cost-effective. Than ile başlayan tek bölüm ikisi için de karşılaştırma noktası sağlar; böylece öne sürülen iki avantaj da birini infaz yerine gönderme eylemiyle karşılaştırılır. Bu yapı, birden fazla boyuttaki karşılaştırmayı kısa biçimde ifade eder: more A and more B than X. Buradaki China thinks, iki avantajın Çin’e atfedilen bir görüş olduğunu gösterir; anlatıcının bu görüşü onayladığını göstermez.

Alıştırma

Reliable ve cost-effective sözcüklerinin paralel karşılaştırma biçimleriyle cümleyi tamamlayın: The new system is ____ than the old one.

Cevabı göster

more reliable and more cost-effective

As you'll see at the end, Anlatım akışı

0:52

Sonunda göreceğiniz üzere,

Anlatım akışı

İleriye dönük yönlendirme olarak As you'll see at the end

As you'll see at the end, dinleyicilerin dikkatini son bölümde yer alacak ve mevcut ifadeyi açıklığa kavuşturacak ya da destekleyecek içeriğe yöneltir. Şimdi söylenen düşünceyi daha sonra gelecek kanıtla birleştiren sözlü bir yön levhası gibi işlev görür. Burada as, “-ken” değil, “açıklığa kavuşacağı gibi” anlamındadır. Konuşmacı bu ifadeyi daha uzun bir açıklamayı düzenlemek ve dinleyicilere doğrulamanın nerede geleceğini göstermek için kullanır.

Alıştırma

Hangi cümle, daha sonraki bir kanıtın şu anda belirtilen görüşü destekleyeceğini dinleyiciye bildiren ileriye dönük bir yönlendirme kullanır?

  1. As you'll see at the end, the final chart confirms the trend.
  2. At the end, we ran out of time.
  3. When you reach the end, please close the document.
  4. Since you saw the end, you know the result.
Cevabı göster

As you'll see at the end, the final chart confirms the trend.

some people in China are actually very proud of their death vans.

0:52

Çin’de bazı insanlar ölüm minibüsleriyle gerçekten gurur duyuyor.

Let us explain why.

0:56

Nedenini açıklayalım.

We don't exactly know how many people are executed each year in China, Dilbilgisi

0:58

Çin’de her yıl kaç kişinin idam edildiğini tam olarak bilmiyoruz,

Dilbilgisi

how many people are executed: dolaylı soruda kelime dizilişi

Burada how many bir miktar sorar, people öznedir ve are executed edilgen bir fiil öbeğidir. Bütün yan cümle, know fiilinin nesnesi olarak kullanılan bir dolaylı sorudur. know fiilinden sonra geldiği için bildirme cümlesi söz dizimini korur: özne fiilden önce gelir. Exactly belirsizliği kesin sayıyla sınırlar; bu yüzden konuşanın yine de yaklaşık bir tahmini olabilir.

Alıştırma

Doğal tamamlamayı seçin: The investigators still don't know ____ each year.

  1. how many people are executed
  2. how many are people executed
  3. how many people are they executed
Cevabı göster

how many people are executed

but recent reports say that it's more than a thousand,

1:02

ancak son raporlara göre bu sayı binden fazla,

which puts the country in first place for the number of executions.

1:04

bu da ülkeyi infaz sayısında birinci sıraya yerleştiriyor.

Back in the late '90s and the early 2000s,

1:08

1990’ların sonu ile 2000’lerin başında,

it was estimated that the number of executions could have been 12,000 or more. Dilbilgisi

1:10

infaz sayısının 12 bin veya daha fazla olabileceği tahmin ediliyordu.

Dilbilgisi

it was estimated that: geçmişte edilgen raporlama yapısı

it was estimated that bir tahmini raporlanmış bir sonuç olarak sunar. Buradaki it biçimsel öznedir; belirli bir şeyi göstermez ve asıl bilgi that yan cümlesinden sonra gelir. Edilgen yapı olan was estimated, tahmini yapan kişi veya grup yerine tahminin kendisini öne çıkarır. Bu, cümleye resmî ve tarafsız bir ton verirken kaynağı belirtmeden konuşmayı sağlar.

Alıştırma

Tahmini yapanı belirtmeyen ve tahmini geçmiş bir raporlama çerçevesine yerleştiren cümleyi seçin.

  1. The project manager estimated that the bridge would reopen in June.
  2. It is estimated that the bridge will reopen in June.
  3. It was estimated that the bridge would reopen in June.
Cevabı göster

It was estimated that the bridge would reopen in June.

Dilbilgisi

could have been: geçmişe dair belirsiz bir tahmin

Could have been, could + have + been yapısından oluşan modal perfect yapıdır. Bu cümlede 12.000 veya daha fazlasını doğrulanmış bir sayı olarak değil, geçmişte mümkün olan bir sayı olarak sunar. Konuşan kişi eksik kanıtlara dayanarak geçmişe bakmaktadır. Bu yapı, sayının 12.000'e ulaşma yeteneği olduğu ya da neredeyse 12.000'e ulaşıp başaramadığı anlamına gelmez; gerçek toplamın belirsiz olduğunu gösterir.

Alıştırma

Tarihsel sayı mümkün ancak doğrulanmamış olduğunda cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The number of residents in the town ____ 50,000 in 1900.

  1. was
  2. could have been
  3. must have been
Cevabı göster

could have been

There are 46 capital crimes in China,

1:15

Çin’de idam cezası gerektiren 46 suç bulunuyor,

and we won't mention them all.

1:17

ve hepsinden söz etmeyeceğiz.

Seven of them are related to crimes endangering national security,

1:19

Bunlardan yedisi ulusal güvenliği tehlikeye atan suçlarla ilgili,

such as rioting and rebellion,

1:22

örneğin ayaklanma ve isyan,

urging people to separate from the state,

1:24

insanları devletten ayrılmaya teşvik etmek,

or spying.

1:26

ya da casusluk yapmak.

You can also be executed for embezzlement or prison escape,

1:27

Zimmete para geçirme veya cezaevinden kaçma nedeniyle de idam edilebilirsiniz,

for intentional assault,

1:30

kasten yaralama nedeniyle,

or even the production or sale of counterfeit medicine.

1:32

hatta sahte ilaç üretmek veya satmak nedeniyle bile.

So did people committing any of these crimes get a visit from the execution van? Deyimler

1:35

Peki, bu suçlardan birini işleyenleri infaz minibüsü mü ziyaret ediyordu?

Deyimler

get a visit from the execution van: kara mizah içeren bir örtmece

Get a visit from the execution van? aracı kişileştiren bir örtmecedir. Cümle, infaz aracından sanki bir ziyaretçiymiş gibi söz eder; gerçek anlamı ise bu suçları işleyen kişilerin mobil infaz aracına götürülmesi veya o araçta gerçekleştirilen infazla karşılaşmasıdır. Bu ifade, şiddet içeren bir olayı bilerek sıradan bir sosyal ziyaret gibi gösterir. Bu bağlamda ortaya çıkan karşıtlık kara mizah ve ironi yaratır; bu, kibar bir ziyareti kelimesi kelimesine anlatmak değil, bir üslup tercihidir.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı? Ciddi bir haber metninde The prisoner got a visit from the execution van demek, infazı tarafsız ve saygılı biçimde anlatmaktır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Well, first of all, like the USA,

1:39

Öncelikle, ABD’de olduğu gibi,

there are appeals processes in place for those that have been handed the death sentence. Kültür

1:41

ölüm cezasına çarptırılanlar için temyiz süreçleri bulunuyor.

Kültür

Hukuki inceleme süreçleri anlamında appeals processes

Bu cümlede appeals processes, bir mahkûmiyet kararının veya cezanın üst mahkeme tarafından incelenmesini sağlayan resmî hukuki süreçlerdir. Mahkeme hukuki hata olup olmadığını kontrol edebilir ve alt mahkemenin kararını onaylayabilir, değiştirebilir veya bozabilir. Bu ifade, ölüm cezasının infazdan önce hâlâ incelemeden geçebileceğini gösterir. Buradaki appeal hukuki anlamda “temyiz” demektir; kamuya yönelik bir çağrı veya çekicilik anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede appeals processes ne anlama geliyor?

  1. Bir davayı izleyiciler için daha çekici hâle getirme yöntemleri
  2. Yetkililerden bir yasayı değiştirmelerini isteyen kamu kampanyaları
  3. Bir mahkûmiyet kararının veya cezanın üst mahkeme tarafından incelenmesini istemeye yarayan resmî hukuki süreçler
Cevabı göster

Bir mahkûmiyet kararının veya cezanın üst mahkeme tarafından incelenmesini istemeye yarayan resmî hukuki süreçler

And since the mid-2000s, Dilbilgisi

1:45

Ve 2000’lerin ortalarından beri,

more and more sentences have been overturned. Kelime

1:46

giderek daha fazla hüküm bozuluyor.

Dilbilgisi

Since the mid-2000s ... have been overturned yapısı

since the mid-2000s geçmişteki bir başlangıç noktasını belirtir ve günümüze kadar devam eden bir dönemi anlatır. Bu zaman çerçevesi burada present perfect biçimindeki have been overturned ile doğal olarak kullanılır. have been overturned, have + been + geçmiş zaman ortacı yapısındaki present perfect edilgen biçimidir. Vurgu, kararları kimin bozduğunda değil, bozulan kararların sayısının artmasındadır. more and more, günümüze kadar süren bu dönemde sayının arttığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi revise fiilinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: Since 2021, the rule ____ twice.

Cevabı göster

has been revised

Kelime

“sentences have been overturned.” ifadesinin hukuk bağlamındaki anlamı

Burada sentence, mahkemenin verdiği ceza veya hüküm anlamına gelir; dilbilgisindeki cümle anlamına gelmez. sentences have been overturned ifadesi, bu cezaların mahkemeler tarafından resmen bozulduğu veya geri çevrildiği anlamını taşır. Edilgen yapı, değişen hükümlere odaklanır ve bunları kimin bozduğunu söylemez. Temyiz bağlamında, önceki cezaların veya hükümlerin artık geçerli olmadığını belirtir.

Alıştırma

“The appeals court overturned the sentence” cümlesinde sentence ne anlama gelir?

  1. mahkemenin verdiği ceza
  2. baş aşağı çevrilmiş fiziksel bir nesne
  3. dilbilgisi kitabındaki bir cümle
Cevabı göster

mahkemenin verdiği ceza

Vans don't just turn up at houses and start whacking people. Notlar

1:48

Minibüsler evlere öylece gelip insanları öldürmeye başlamıyor.

Öbek fiiller

Beklenmedik bir gelişi anlatan “turn up” kullanımı

Burada turn up, genellikle beklenmedik veya önceden haber verilmemiş biçimde gelmek ya da ortaya çıkmak anlamındaki bir öbek fiildir. turn up at houses ifadesinde minibüsün bir yerde ortaya çıkması anlatılır; up fiilin bir parçasıdır ve yukarı doğru hareket anlamına gelmez. Bu ifade ayrıca gelişin gelişigüzel veya davetsiz olduğu duygusunu verebilir. don't just ... yapısı, uygun bir süreç olmadan bir minibüsün eve gelip hemen bir eyleme başlaması düşüncesini reddeder.

Alıştırma

“A delivery van turned up at the wrong address” cümlesinde turned up ne anlama gelir?

  1. baş aşağı çevrildi
  2. geldi veya ortaya çıktı
  3. daha yüksek sesli oldu
Cevabı göster

geldi veya ortaya çıktı

Kelime

Whacking people: öldürmek anlamında kaba argo

Bu cümlede whacking people, insanları yalnızca dövmek değil, öldürmek anlamına gelir. Hayal edilen eylem, bir minibüsün gelip insanları hemen öldürmesidir; bu nedenle whack, üsluplaştırılmış suç anlatılarında sık görülen argo anlamını taşır. Bu ifade kaba ve ciddiyetsiz duyulur. Ölümle bu anlatım biçimi arasındaki uyumsuzluk, kara mizah içeren ve özellikle törensellikten uzak bir ton yaratır.

Alıştırma

“Vans don't just turn up at houses and start whacking people,” cümlesinde “whacking people” ne anlama gelir ve nasıl bir ton verir?

  1. İnsanlara hafifçe ve dostça dokunmak
  2. İnsanlarla yüksek sesle tartışmak
  3. İnsanları resmî bir hukuki süreçle tutuklamak
  4. Kaba ve son derece gündelik bir argoyla insanları öldürmek
Cevabı göster

Kaba ve son derece gündelik bir argoyla insanları öldürmek

There's a lengthy due process, Kültür

1:52

Uzun bir hukuki süreç var,

Kültür

Hukuki bir güvence olarak due process

Due process, bir hükümetin bir kişiyi yaşamından, özgürlüğünden veya mülkünden mahrum bırakmadan önce uyması gereken usul ve güvenceleri ifade eden yerleşik bir hukuk terimidir. Burada genel olarak ceza hükmü ile infazı arasındaki inceleme ve temyiz gibi aşamaları anlatır. Bu terimde due, son tarihin gelmesi değil, hukuken gerekli veya verilmesi gereken anlamındadır. Due process usule ilişkin korumayı ifade eder; her sonucun adil ya da doğru olacağını garanti etmez.

Alıştırma

Hangi durum due process kavramının hukuki anlamını en iyi örnekler?

  1. Bir faturanın son ödeme tarihine ulaşması
  2. Bir paketin işleme merkezine girmesi
  3. Mahkeme harekete geçmeden önce zorunlu bildirim yapılması ve duruşma düzenlenmesi
  4. Bir sürecin yavaş olduğu için seçilmesi
Cevabı göster

Mahkeme harekete geçmeden önce zorunlu bildirim yapılması ve duruşma düzenlenmesi

just like in most countries.

1:53

tıpkı çoğu ülkede olduğu gibi.

And like in the US,

1:55

Ayrıca ABD’de olduğu gibi,

a person can have a last-minute stay of execution. Kültür

1:56

bir kişinin infazı son anda ertelenebilir.

Kültür

stay of execution. — geçici yasal infaz durdurması

Hukuk İngilizcesinde stay of execution, planlanmış bir infazı geçici olarak durduran yasal emirdir. Buradaki stay, bir yerde kalmak değil, infazı askıya almak anlamına gelir. Bir stay almak, bu hukuki korumadan yararlanmak demektir. Temyiz veya başka bir hukuki mesele incelenirken ölüm cezasının infazı ertelenir. Bir stay tek başına cezayı ortadan kaldırmaz ve infazı kalıcı olarak iptal etmez; last-minute emrin planlanan zamana çok az kala verildiğini belirtir.

Alıştırma

Planlanmış bir infazın, ölüm cezası otomatik olarak kaldırılmadan geçici olarak durdurulması anlamına gelen ifade hangisidir?

  1. a commutation
  2. a death sentence
  3. a stay of execution
Cevabı göster

a stay of execution

Under article 252 of Chinese law,

1:59

Çin hukukunun 252. maddesine göre,

it's written that people will get the firing squad or be given a lethal injection of drugs.

2:01

kişiler kurşuna diziliyor ya da kendilerine öldürücü ilaç enjekte ediliyor.

There's something else in that article that's important for today's show, Anlatım akışı

2:05

Bu maddede bugünkü programımız açısından önemli başka bir nokta daha var,

and that's the fact that people can be executed at an execution ground or at a designated place of custody. Kelime

2:08

o da insanların bir infaz alanında veya belirlenmiş bir gözetim yerinde idam edilebilmesi.

Anlatım akışı

There's something else ... and that's the fact that — bir noktayı haber verip açıklama

Bu sözlü açıklamada There's something else, konuşmacının konuyla ilgili başka bir noktayı ekleyeceğini haber verir. Kısa bir beklenti oluşturur: dinleyici daha fazla bilgi geleceğini bilir, ancak bunun ne olduğunu henüz bilmez. And that's the fact that ise bu ek noktanın içeriğine işaret eder ve onu açıklar. Burada that's, that is kısaltmasıdır; that cümleciği de olgunun içeriğini verir. Bu iki ifade birlikte açıklamayı “önce haber verme, sonra açıklama” düzeninde kurar; something else belirli olgunun adı değil, söylem işaretidir.

Alıştırma

Hangi cümle önce ek bir noktayı haber verip sonra onun özel içeriğini belirten iki parçalı yapıyı kullanır?

  1. The fact is that the deadline changed, and there is no additional point in the report.
  2. There's something else in the report that changed the deadline.
  3. There's something else in the report, and that's the fact that the deadline changed.
Cevabı göster

There's something else in the report, and that's the fact that the deadline changed.

Kelime

designated place of custody: resmî olarak belirlenmiş gözaltı yeri

designated place of custody, yetkililerin insanları gözaltında tutmak için resmî olarak belirlediği yeri anlatan resmî bir hukuk ifadesidir. Designated, belirli bir amaç için resmî seçim yapıldığını gösterir; burada custody, devletin kişi üzerindeki kontrolü veya gözaltı anlamındadır, sıradan bakım ya da eşya bulundurma anlamında değildir. Bu cümlede ifade, söz konusu yeri execution ground için hukuken izin verilen başka bir seçenek olarak sunar. Vurgu binanın türünde değil, yerin hukuki statüsündedir.

Alıştırma

Yetkililerin gözaltındaki kişileri tuttuğu resmî olarak seçilmiş bir yeri belirten bir kural için hangi ifade en uygundur?

  1. child custody
  2. designated place of custody
  3. storage facility
Cevabı göster

designated place of custody

Okay,

2:15

Peki,

so now you're wondering what an execution ground is. Dilbilgisi

2:15

şimdi bir infaz alanının ne olduğunu merak ediyorsunuzdur.

Dilbilgisi

what an execution ground is: dolaylı soruda bildirme cümlesi sırası

what an execution ground is doğrudan bir soru değildir; wondering fiilinin içeriğini oluşturan dolaylı bir soru yan cümlesidir. Konuşan kişi bu yerin ne olduğunu merak etmektedir. Yan cümle what + özne an execution ground + is kalıbını, yani bildirme cümlesi söz dizimini kullanır. Doğrudan sorudaki devrik yapı kullanılmaz. Böylece konuşan kişi ayrı bir doğrudan soruyu alıntılamadan dinleyicinin aklına gelebilecek bir soruyu ortaya koyar.

Alıştırma

I wonder sonrasındaki dolaylı soruda doğru kelime sırasını kullanan cümle hangisidir?

  1. I wonder what the answer?
  2. I wonder what the answer is.
  3. I wonder what is the answer.
Cevabı göster

I wonder what the answer is.

Well,

2:19

Şöyle ki,

things don't go down like they do in the USA. Öbek fiiller

2:19

işler ABD’de olduğu gibi yürümüyor.

Öbek fiiller

“gerçekleşmek veya gelişmek” anlamında go down

Bu cümlede go down, özellikle bir olayın veya sürecin ne şekilde ilerlediğini anlatırken “gerçekleşmek” ya da “gelişmek” anlamına gelir. Aşağı doğru hareketi anlatmaz. things do not go down like... kalıbı, olayların iki yerde nasıl yürütüldüğünü karşılaştırır. Daha genel olarak how something went down, ne olduğunu ve olayın nasıl geliştiğini anlatmaya giriş yapar.

Alıştırma

Hangi cümlede go down “gerçekleşmek veya gelişmek” anlamına gelir?

  1. Food prices may go down next month.
  2. The damaged boat began to go down.
  3. The report explains how the robbery went down.
Cevabı göster

The report explains how the robbery went down.

In China,

2:21

Çin’de,

if a person's to be executed by firing squad, Dilbilgisi

2:22

bir kişi kurşuna dizilerek idam edilecekse,

Dilbilgisi

person's to be executed: kısaltılmış is + resmî edilgen yapı

Burada person's, person is ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Kesme işareti ve s, is fiilinin kısaltmasıdır; iyelik ya da has anlamına gelmez. Is to be executed, resmî olarak planlanan veya kararlaştırılan bir şeyi belirten be to + fiil yapısını edilgen be executed ile birleştirir; çünkü kişi eyleme maruz kalır. İlk be, is to içindeki is fiilidir; ikinci be ise edilgen mastar olan be executed yapısını kurar.

Alıştırma

“The witness's to be questioned at noon,” cümlesi için hangi çözümleme doğrudur?

  1. 's, is anlamına gelir; is to resmî bir planı belirtir ve be questioned edilgendir.
  2. 's, has anlamına gelir; to be questioned bir present perfect biçimidir.
  3. 's iyelik belirtir; to be questioned, tanığa ait olan bir şeyi tanımlar.
Cevabı göster

's, is anlamına gelir; is to resmî bir planı belirtir ve be questioned edilgendir.

an execution ground is set up,

2:24

bir infaz alanı kuruluyor,

usually close to where the condemned is being held. Kelime

2:26

genellikle hükümlünün tutulduğu yerin yakınına.

Kelime

the condemned: idama mahkûm kişileri belirten resmî isim öbeği

the condemned ifadesinde the + condemned, sıfat olarak kullanılan geçmiş zaman ortacını bir isim öbeğine dönüştürür. Bu hukuki bağlamda condemned, bir mahkeme tarafından ölüm cezasına çarptırılmış kişi veya kişileri belirtir; yalnızca eleştirilen kişiler anlamına gelmez. Bu ifade çoğu zaman toplu bir anlam taşır, ancak çevresindeki dilbilgisi tek bir kişiyi öne çıkarabilir. Burada is being held, the condemned ifadesinin tek kişi olarak anlaşıldığını gösterir; yine de ifade biçimsel ve topluluk anlamına açıktır. Genellenebilir kalıp the + sıfat veya ortaçtır; özellikle haberlerde ve resmî yazıda belirli bir grubu adlandırır.

Alıştırma

Bir hukuk raporundaki "usually close to where the condemned is being held" cümlesinde the condemned neyi belirtir?

  1. Yalnızca bir suçla itham edilmiş kişiler
  2. Sadece eleştirilmiş herhangi biri
  3. Ölüm cezasına çarptırılmış bir kişi veya kişiler
Cevabı göster

Ölüm cezasına çarptırılmış bir kişi veya kişiler

This has three perimeters,

2:29

Bunun üç güvenlik çemberi bulunuyor,

with the inner circle being the execution place.

2:30

en içteki çember infaz yeri oluyor.

The second circle being where the People's Armed Police Guard,

2:33

İkinci çemberi Halkın Silahlı Polisi koruyor,

and the outer perimeter is where the local police guard.

2:36

dış çevreyi ise yerel polis koruyor.

As you can imagine,

2:39

Tahmin edebileceğiniz gibi,

that takes a bit of effort and money.

2:40

bu biraz emek ve para gerektiriyor.

So more and more people have been getting legally whacked at a designated place of custody.

2:42

Bu nedenle giderek daha fazla kişi belirlenmiş gözetim yerlerinde yasal olarak idam ediliyor.

And this is where the vans come in. Anlatım akışı

2:47

İşte minibüsler burada devreye giriyor.

Anlatım akışı

this is where the vans come in: minibüslerin rolünü tanıtmak

This is where X comes in, açıklama akışında kullanılan bir işaret ifadesidir. Bir süreçte, sorunda veya akıl yürütmede X’in anlamlı ya da yararlı hâle geldiği noktayı belirtir. Bu cümlede minibüsler, az önce açıklanan zorluğa çözüm olarak tanıtılıyor; araçların yalnızca bir yere fiziksel olarak girmesi anlatılmıyor. Kalıp yeniden kullanılabilir: This is where + kişi veya şey + comes in. Önceki arka plan bilgisiyle sıradaki öznenin rolünü birbirine bağlar ve dinleyenin bu öznenin neden önemli olduğunu anlamasını sağlar.

Alıştırma

"This is where the vans come in" ifadesi neyi gösterir?

  1. Minibüsler fiziksel olarak bir odaya giriyor
  2. Minibüsler hizmetten çıkarılacak
  3. Minibüsler açıklamanın bu noktasında anlamlı veya yararlı hâle gelir
Cevabı göster

Minibüsler açıklamanın bu noktasında anlamlı veya yararlı hâle gelir

The vans only deliver a lethal injection.

2:49

Minibüslerde yalnızca öldürücü iğneyle infaz yapılıyor.

No one gets shot in the van,

2:51

Minibüsün içinde kimse vurulmuyor,

of course.

2:53

elbette.

In fact,

2:54

Aslında,

it's written that in some provinces and municipalities,

2:54

bazı eyalet ve belediyelerde,

lethal injection is now the only form of capital punishment.

2:57

öldürücü iğnenin artık tek idam yöntemi olduğu yazılı.

A man named KangJingwen designed one of the vans that was called the Jinguan Automobile Death Van.

3:00

Kang Jingwen adlı bir adam, Jinguan Automobile Death Van adı verilen araçlardan birini tasarladı.

He said in 2006

3:06

2006’da,

that giving people lethal injection rather than shooting them was more humane. Kelime

3:07

insanları vurmak yerine öldürücü iğne yapmanın daha insancıl olduğunu söyledi.

Kelime

more humane: yöntemleri ne kadar insancıl olduklarına göre karşılaştırmak

More humane, humane sıfatının karşılaştırma biçimidir. Bir seçeneğin diğerine göre daha merhametli olduğunu ve daha az acı verme ihtimali taşıdığını belirtir; burada ölümcül iğne ile vurularak öldürme karşılaştırılıyor. Bu ifade, konuşanın bir infaz yöntemi hakkındaki değerlendirmesini sunar. More humane, yöntemin acısız, zararsız veya herkes tarafından ahlaken kabul edilir olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Yaralı bir hayvana davranmanın bir yolu diğerinden daha az acı veriyorsa, aşağıdaki cümleyi hangi seçenek en iyi tamamlar? The shelter chose a ___ way to transport the injured dog.

  1. more humanitarian
  2. more human
  3. more humane
Cevabı göster

more humane

He also said the van is much cheaper than setting up execution sites that are not always in the same place where the crime took place.

3:11

Ayrıca minibüsün, her zaman suçun işlendiği yerde bulunmayan infaz alanları kurmaktan çok daha ucuz olduğunu belirtti.

He said that's good for saving money,

3:18

Bunun para tasarrufu sağladığını,

but it also acts as a deterrent when local people get to see the death van swing by their village or town. Notlar

3:20

aynı zamanda yerel halk ölüm minibüsünün köylerinden veya kasabalarından geçtiğini gördüğünde caydırıcı olduğunu söyledi.

Kalıp ifadeler

acts as a deterrent: caydırıcı bir işlevi anlatmak

Acts as a deterrent, bir şeyin bir eylemi caydırabilecek bir unsur olarak işlev gördüğü anlamına gelir. act as + isim yapısı bir şeyin üstlendiği rolü belirtir; a deterrent ise bir davranışı daha az olası hâle getiren uyarı, sonuç veya başka bir etkendir. Bu cümlede konuşan kişi, infaz aracını görmenin yerel halkı suç işlemekten caydırabileceğini ileri sürüyor. Bu ifade öne sürülen veya mümkün olduğu düşünülen bir etkiyi anlatır; aracın gerçekten her suçu önlediğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi dersteki tam ifadeyi kullanarak tamamlayın: A motion-activated light ____ to burglars.

Cevabı göster

acts as a deterrent

Öbek fiiller

Kasıtlı olarak rahat bir anlatımda swing by

Swing by, bir yerden geçmek ya da genellikle önceden planlanmamış kısa bir ziyaret yapmak anlamına gelen gayriresmî bir phrasal verb'dür. Ardından bir yer geldiğinde, swing by their village or town ifadesi o köyün veya kasabanın yanından geçmek ya da oradan kısa süreliğine geçip gitmek anlamına gelebilir. Araç kelimenin gerçek anlamıyla sallanmıyor. Rahat ve gündelik ifade, idam aracı gibi ciddi bir konuyla tezat oluşturarak kasıtlı biçimde soğuk veya kara mizah içeren bir ton yaratıyor.

Alıştırma

Araç yalnızca kasabanın içinden geçiyor ve konuşan kişi özellikle rahat bir ton istiyor. En uygun ifadeyi seçin: The van will ___ the town at noon.

  1. pass by
  2. swing by
  3. stop by
Cevabı göster

swing by

So what exactly happens?

3:26

Peki tam olarak ne oluyor?

Well,

3:28

Şöyle ki,

when the death squad arrives,

3:28

infaz ekibi geldiğinde,

the prisoner is led to the van by at least four people.

3:29

mahkûm en az dört kişi tarafından minibüse götürülüyor.

All this has to be videoed so that law enforcement authorities can see everything going down as it should. Dilbilgisi

3:32

Kolluk kuvvetlerinin her şeyin gerektiği gibi yürüdüğünü görebilmesi için tüm süreç videoya çekilmek zorunda.

Dilbilgisi

has to be videoed: edilgen yapıyla dış kaynaklı zorunluluk

Has to, bir kuraldan, yetkili bir makamdan veya pratik bir gereklilikten kaynaklanan zorunluluğu ifade eder. Has to be videoed yapısında özne eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır: bütün sürecin kayda alınması gerekir. Edilgen yapı, kaydı yapan kişiyi arka plana atar; çünkü burada kamerayı kimin kullandığından çok prosedür ve bunun denetlenmesi önemlidir. Bu cümlede videoed, video fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla ifade zaten var olan bir videoyu anlatmaz.

Alıştırma

İşyeri kuralı kaydın yapılmasını zorunlu kılıyor ve kamerayı kimin tuttuğu önemli değil. Doğru ifadeyi seçin: The safety briefing ___ for the remote staff.

  1. has to be videoed
  2. has to video
  3. should be videoed
Cevabı göster

has to be videoed

This is important because in the past,

3:37

Bu önemli, çünkü geçmişte,

those doing the executions would sometimes harvest organs from the condemned and sell them. Kalıp ifadeler

3:39

infazı gerçekleştirenler bazen hükümlülerin organlarını alıp satıyordu.

Kalıp ifadeler

“harvest organs”: insan organlarını elde etmek

Harvest organs, tıbbi amaçlarla, özellikle nakil için, insan bedeninden organ almak veya organ elde etmek anlamına gelir. Buradaki harvest, tarım ürünlerini ‘hasat etmek’ anlamındaki sıradan fiil değildir; tıbbi ya da kurumsal bir bağlamda kullanılır. Bu cümlede mahkûmlardan organ alıp satma eylemini anlattığı için ifade güçlü bir etik sorun çağrıştırır. Bu ifade yalnızca eylemi adlandırır; işlemin gönüllü, yasal ya da tıbben haklı olup olmadığını göstermez. Bu noktalar bağlamdan anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Resmî bir rapor, nakil için organ elde eden sistemli ve etik açıdan rahatsız edici bir uygulamayı anlatıyor. Hangi ifade en uygundur?

  1. donate organs
  2. harvest organs
  3. remove organs
Cevabı göster

harvest organs

That's not to say organ harvesting of prisoners is in still going on,

3:44

Bu, mahkûmlardan organ alınmasının hâlâ sürdüğü anlamına gelmiyor,

but that's a story for another day. Deyimler

3:48

ama bu başka bir günün konusu.

Deyimler

“a story for another day”: konuyu sonraya bırakmak

Burada a story for another day, konuşanın bir konuyu şimdi açıklamak yerine bir kenara bırakması anlamına gelir. Henüz anlatılmayan konuyu daha sonra anlatılabilecek bir şey olarak sunar, ancak konuya mutlaka geri döneceğine dair kesin bir söz vermez. Bu cümlede ifade, yan konuyu kapatıp anlatının ilerlemesini sağlar. 'I won't discuss that' demekten daha yumuşak ve anlatıma daha uygun bir erteleme biçimidir.

Alıştırma

Bir sunumda yan bir konuyu şimdilik geçmek istiyorsunuz, ancak daha sonra belirli bir zamanda konuşacağınıza söz vermek istemiyorsunuz. Hangi cümle en uygundur?

  1. We'll discuss it tomorrow at three.
  2. I refuse to explain it.
  3. That's a story for another day.
Cevabı göster

That's a story for another day.

Let's just say that if organs are still harvested like Amnesty International seems to think, Ton ve niyet

3:49

Şunu söyleyelim: Organlar Uluslararası Af Örgütünün düşündüğü gibi hâlâ alınıyorsa,

Ton ve niyet

Let's just say that: ihtiyatlı bir ifade kullanmak

Let's just say that, kasıtlı olarak sınırlı veya ihtiyatlı bir ifadeyi başlatır. Burada konuşmacı organların hâlâ alındığını kesin olarak ileri sürmez; bunun yerine ardından gelen if yan cümlesini ele alınacak bir varsayım olarak sunar. Bu ifade çoğu zaman hikâyenin tamamının karmaşık, hassas veya söylenmemesinin daha iyi olduğunu ima eder. Başka durumlara aktarılabilen işlevi, daha fazlasının söylenebileceğini hissettirirken tartışmayı ilerletecek kadarını söylemektir.

Alıştırma

İhtiyatlı ve kasıtlı olarak sınırlı bir ifadeyi belirten dört sözcüklü kalıpla İngilizce cümleyi tamamlayın: I do not want to discuss the details. ____ the interview did not go well.

Cevabı göster

Let's just say that

death vans would be convenient in another way.

3:54

ölüm minibüsleri başka bir açıdan da kullanışlı olurdu.

Not all the vans are alike,

3:57

Minibüslerin hepsi birbirinin aynısı değil,

but we know exactly what the Jinguan Automobile Death Van looks like because Mr. Jingwen was interviewed.

3:58

ancak Bay Jingwen ile röportaj yapıldığı için Jinguan Automobile Death Van’ın tam olarak neye benzediğini biliyoruz.

He said in 2006,

4:04

2006’da şöyle dedi:

"I'm most proud of the bed.

4:05

“En çok yatakla gurur duyuyorum.

It's very humane, like an ambulance."

4:07

Ambulans gibi, son derece insancıl.”

He added that it's brutal to drag someone into the van, Dilbilgisi

4:09

Birini minibüsün içine sürüklemenin vahşice olduğunu da ekledi,

Dilbilgisi

It's brutal to + fiil: bir eylemi değerlendirmek

it's brutal to drag someone into the van cümlesinde it, boş veya biçimsel öznedir. Minibüse ya da başka bir isme gönderme yapmaz; to drag someone into the van mastar grubu, değerlendirilen eylemi belirtir. it is + değerlendirme sıfatı + to + fiil kalıbı, değerlendirmeyi önce, daha uzun eylemi ise sonra verir. Brutal, eylemi acımasız veya şiddet derecesinde sert olarak niteleyen güçlü bir olumsuz değerlendirmedir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi brutal içeren üç sözcüklü hedef kalıpla tamamlayın: When a safe shelter is available, ____ leave an injured dog outside in freezing weather.

Cevabı göster

it's brutal to

so the stretcher-like bed slides out of the van and the prisoner can be killed with ease.

4:12

bu yüzden sedyeye benzeyen yatak minibüsün dışına kayıyor ve mahkûm kolayca idam edilebiliyor.

It's fast, Anlatım akışı

4:16

Hızlı,

it's convenient,

4:17

kullanışlı,

and it's cheap.

4:17

ve ucuz.

Anlatım akışı

“Hızlı, kullanışlı ve ucuz”: Üç paralel fayda

Bu cümle, aynı kalıba sahip üç kısa ve paralel yan cümle kullanır: It's + sıfat. Tekrarlanan yapı, konuşmacının ritmi bozmadan üç faydayı sıralamasını sağlar. Üçlü ritim, özeti etkili ve akılda kalıcı kılar. Başka bağlamlarda da aynı yapı birkaç nedeni veya özelliği hızlıca gruplamak için kullanılabilir; yapı yalnızca konuşmacının sunuş biçimini gösterir, iddiaların gerçek olduğunu veya konuşmacının bunları onayladığını tek başına göstermez.

Alıştırma

Üç nedeni veya faydayı hızlıca vermek için aynı üçlü paralel yapıyı kullanan cümle hangisidir?

  1. The plan is simple, flexible, and affordable.
  2. The plan is simple because it saves time.
  3. The plan is simple, and the team explained how to use it.
Cevabı göster

The plan is simple, flexible, and affordable.

Like a one-stop service for execution. Deyimler

4:18

İnfaz için tek noktadan hizmet gibi.

Deyimler

one-stop service: Tek yerde sunulan kapsamlı hizmet

İş dünyasında veya kamu hizmetlerinde one-stop service, müşterinin birbiriyle ilgili çeşitli hizmetleri tek bir yer ya da sağlayıcı üzerinden, çoğu zaman tek bir ziyarette alabilmesi demektir. Bu ifade kolaylık ve koordinasyonu anlatır; yalnızca tek bir duraktan söz etmez. Burada samimi ve ticari tınısı olan bu ifade bir infaz aracına uygulanıyor. Kolaylık sunan hizmet diliyle ölümcül bir süreç arasındaki uyumsuzluk kara bir ironi yaratıyor; cümle eylemi onaylamıyor, alaycı bir karşılaştırma yapıyor.

Alıştırma

Bir şehir portalı, sakinlerin ehliyetlerini yenilemesine, ücret ödemesine ve tek bir yerde randevu almasına izin veriyor. Hangi ifade en uygundur?

  1. one-stop service
  2. on-site service
  3. one-time service
Cevabı göster

one-stop service

Another thing pointed out, Anlatım akışı

4:21

Bir başka noktaya daha dikkat çekildi,

this time by a Chinese lawyer,

4:22

bu kez Çinli bir avukat tarafından,

is the fact that execution by firing squad can be messy,

4:24

kurşuna dizilerek yapılan infazın ortalığı kirletebilmesi,

Anlatım akışı

“Another thing pointed out, ... is the fact that” yapısı

“Another thing pointed out” özne görevindeki isim öbeğidir ve birinin dile getirdiği başka bir noktayı tanıtır. Buradaki “pointed out”, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir ve bu bağlamda “that was pointed out” anlamına gelir. “this time by a Chinese lawyer” kaynağı belirtmek için araya giren bir ifadedir. Bu ara ifadeden sonra ana yapı “is the fact that” ile devam eder. That ile başlayan yan cümle, ek nokta olarak sunulan somut önermeyi belirtir. Bu kalıp, yeni bilgi eklemeye, kaynağı belirtmeye ve ardından iddiayı açıklamaya yarar.

Alıştırma

Cümlede araya giren “this time by a Chinese lawyer” ifadesinin temel görevi nedir?

  1. Ek noktayı kimin dile getirdiğini belirtir.
  2. “another thing” ifadesini fiile dönüştürür.
  3. Ailenin neden yas tuttuğunu açıklar.
  4. Cümlenin ardından yeni bir sonuç verir.
Cevabı göster

Ek noktayı kimin dile getirdiğini belirtir.

which is not good for the family of the deceased.

4:27

bunun da ölen kişinin ailesi için iyi olmaması.

He said that when a person is shot,

4:29

Bir kişi vurulduğunda,

he has to open his mouth so the bullet goes right through the head.

4:31

kurşunun başından dümdüz geçmesi için ağzını açması gerektiğini söyledi.

That makes less mess and causes less distress for the grieving family of the deceased, Kalıp ifadeler

4:34

Bu, ortalığın daha az kirlenmesini ve yas tutan ailenin daha az acı çekmesini sağlıyor,

Kalıp ifadeler

“causes less distress” ifadesinin anlamı ve kullanımı

“Cause distress”, fiil ve isimden oluşan doğal bir kalıptır ve birinin ciddi duygusal acı, endişe veya üzüntü hissetmesine yol açmak anlamına gelir. Bu cümlede “less”, bir yöntemin duygusal etkisini başka bir yönteminkiyle karşılaştırır. Bu nedenle “causes less distress”, yas tutan ailenin duygusal olarak daha az acı çektiği anlamına gelir. Buradaki “distress”, acı veren duygusal sıkıntıyı anlatan isimdir; maddi zorluk ya da imdat sinyali anlamına gelmez. Bu ifade, yalnızca “makes the family less sad” demekten daha kesin ve daha resmîdir.

Alıştırma

Ciddi duygusal sıkıntı hakkında resmî bir cümlede hangi ifade cümleyi doğru tamamlar? “The clear explanation ___ for the worried patients.”

  1. causes a less distress
  2. causes less distress
  3. does less distress
  4. makes less distress
Cevabı göster

causes less distress

but only if the executioner's aim is perfect.

4:38

ama yalnızca infaz görevlisi kusursuz nişan alırsa.

As you can see,

4:41

Gördüğünüz gibi,

for the Chinese authorities,

4:42

Çinli yetkililer açısından,

the death vans are a winner in so many ways. Deyimler

4:43

ölüm minibüsleri pek çok yönden kazançlı bir seçenek.

Deyimler

a winner: birçok açıdan büyük bir başarı

a winner, bir şeyin çok başarılı, etkili veya çekici olduğunu anlatan konuşma diline ait bir isim öbeğidir. Burada bir yarışmayı kazanan kişi ya da takım anlamına gelmez. Bu cümlede ölüm minibüsleri birçok pratik açıdan çok etkiliymiş gibi sunuluyor ve soğuk, faydacı bir resmî gerekçe özetleniyor. winner kelimesinin olumlu havası kasıtlı bir ironidir; konuşan kişi infazları ahlaki açıdan övmüyor.

Alıştırma

Bir yarışmanın kazananını belirtmek yerine bir ürünün veya planın çok başarılı ya da çekici olduğunu doğrudan anlatan ifadeyi seçin.

  1. a winner — çok başarılı veya çekici bir şey
  2. a win — başarılı bir sonuç veya avantaj
  3. the winner — bir yarışmayı kazanan kişi veya seçenek
Cevabı göster

a winner — çok başarılı veya çekici bir şey

That's why China has made about 40 of them to date,

4:46

Çin’in bugüne kadar bunlardan yaklaşık 40 tane üretmesinin nedeni de bu,

each the same,

4:49

hepsi birbirinin aynısı,

all equipped with CCTV and an electric-powered bed that comes out of the back. Kalıp ifadeler

4:50

hepsinde güvenlik kameraları ve arkadan dışarı çıkan elektrikli bir yatak bulunuyor.

Kalıp ifadeler

equipped with CCTV: CCTV ile donatılmış

Equipped with, equip with yapısının edilgen biçimidir. Bir aracın, odanın, aletin veya ürünün belirli ekipmanlarla ya da özelliklerle donatılmış olduğunu anlatır. Bir şeyin kurulumunun parçası olarak neleri içerdiğini kısaca belirtmenin bir yoludur. Bu cümlede all, daha önce sözü edilen minibüslere gönderme yapar: her minibüste CCTV ve elektrikle çalışan bir yatak vardır. İfade minibüslerin donanımını anlatır; ekipmanların minibüsleri donatma eylemini gerçekleştirdiğini söylemez.

Alıştırma

Stüdyonun bu mikrofonlara kurulumunun bir parçası olarak sahip olduğu anlamını veren ifadeyi seçin: The new studio is ____ high-quality microphones.

  1. equipped for — bir duruma veya amaca hazırlanmış
  2. equipped with — belirtilen ekipmanla donatılmış
  3. equipped to — bir eylemi yapmaya hazır veya bunu yapabilir
Cevabı göster

equipped with — belirtilen ekipmanla donatılmış

The lethal injection is no different from one you'd find in the US,

4:54

Öldürücü iğne ABD’de kullanılanlardan farklı değil,

and the service is delivered in the same way you'd expect in the US.

4:58

ve işlem de ABD’de bekleyeceğiniz şekilde gerçekleştiriliyor.

So,

5:01

Öyleyse,

you might ask,

5:02

şunu sorabilirsiniz:

why are human rights organizations criticizing China for its death vans?

5:02

İnsan hakları örgütleri neden Çin’i ölüm minibüsleri yüzünden eleştiriyor?

Well,

5:06

Şöyle ki,

we said they're extolled for their convenience, Notlar

5:07

bu araçların kullanışlı oldukları için övüldüğünü söyledik,

Kelime

extolled for: bir şey nedeniyle çok büyük övgü almak

Edilgen be extolled for + isim veya -ing biçimi yapısında extolled, “çok büyük övgü almak” anlamına gelir; for ise övgünün nedenini belirtir. Burada their convenience, övgü kazandıran özellik olarak sunulur. Extol resmî ve son derece olumlu bir sözcüktür; “hoş görmek” anlamına gelmez. Bu güçlü övgü, aynı kolaylığın daha sonra sorun olarak ele alınmasıyla ortaya çıkan ironiye zemin hazırlar.

Alıştırma

Bu cümlede they're extolled for their convenience ne anlama geliyor?

  1. Kullanışsız olmalarına rağmen yalnızca hoş görülürler.
  2. Kullanışlı oldukları için çok büyük övgü alırlar.
  3. Gereğinden fazla kullanışlı oldukları için eleştirilirler.
Cevabı göster

Kullanışlı oldukları için çok büyük övgü alırlar.

but those organizations say they are too convenient.

5:09

ancak bu örgütler fazlasıyla kullanışlı olduklarını düşünüyor.

Anlatım akışı

their convenience ... too convenient: bir yararı aşırılık sorununa dönüştürmek

Konuşan kişi but bağlacının iki tarafında convenient/convenience sözcüklerini tekrarlar. Böylece yeni iddia, konu değişikliği olarak değil, önceki övgünün tersine çevrilmesi olarak düzenlenir. Bu kısa tekrar, aynı özelliğe zıt değerlendirmeler yükler. Burada too yalnızca “çok” değil, “zararlı veya istenmeyen bir sonuç doğuracak kadar aşırı” anlamına gelir. Kolaylık önce bir yarar olarak sunulur, ardından fazlasının mümkün olması nedeniyle bir sakınca olarak yeniden değerlendirilir.

Alıştırma

Convenience sözcüğünü tekrarlayıp but sonrasında too convenient demenin temel etkisi nedir?

  1. Kuruluşların kolaylığı tamamen önemsiz gördüğünü söyler.
  2. Daha önce övülen özelliği bir aşırılık sorununa dönüştürür.
  3. Birbiriyle ilgisiz ikinci bir avantaj ekler.
Cevabı göster

Daha önce övülen özelliği bir aşırılık sorununa dönüştürür.

They don't deny that China isn't saving tons of cash,

5:12

Çin’in muazzam miktarda para biriktirdiğini inkâr etmiyorlar,

and they don't say the actual execution is any worse than it is in the US,

5:15

ve infazın kendisinin ABD’dekinden daha kötü olduğunu da söylemiyorlar,

but they say that mobile capital punishment just makes killing too easy. Dilbilgisi

5:19

ancak seyyar idam cezasının öldürmeyi fazlasıyla kolaylaştırdığını savunuyorlar.

Dilbilgisi

makes killing too easy: make + nesne + sıfat

make + nesne + sıfat yapısında make, “yaratmak” değil, “bir şeyi belirli bir duruma getirmek” anlamına gelir. Burada killing, nesne görevi gören bir ulaç öbeğidir; too easy ise uygulamanın bu eylemi getirdiği durumu anlatır. Too + sıfat, derecenin kabul edilebilir veya istenen sınırı aştığını belirtir. Konuşmacı kolaylığı övmüyor; too easy ile gerekli zorluğun ya da kısıtlamanın bulunmamasını eleştiriyor.

Alıştırma

Hangi cümle bir tasarımın riskli bir eylemi istenenden daha kolay hâle getirdiğini söyler?

  1. The design makes accidental sharing too easy.
  2. The design is enough easy for accidental sharing.
  3. The design makes too easy accidental sharing.
  4. The design makes accidental sharing very carefully.
Cevabı göster

The design makes accidental sharing too easy.

They say it'll lead to an increase in executions,

5:23

Bunun infaz sayısını artıracağını söylüyorlar,

and other critics have said that the vans are just a little too similar to the mobile gas chambers used by the Germans during World War II. Notlar

5:25

ayrıca başka eleştirmenler bu minibüslerin, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanların kullandığı seyyar gaz odalarına fazlasıyla benzediğini belirtiyor.

Ton ve niyet

Hafifseme olarak just a little too similar to

Just a little yüzeydeki ifadeyi yumuşatırken too similar to benzerliğin kabul edilebilir bir sınırı aştığını belirtir. Bu cümlede II. Dünya Savaşı’yla kurulan ağır benzetme, küçüklük ifadesini bilinçli bir hafifsemeye dönüştürür. Bu hafifseme eleştiriyi hafif yapmaz. Ölçülü ifade kuru ve ironik bir etki yaratır ve ahlaki kınamayı daha keskin duyurabilir.

Alıştırma

Ciddi bir benzetmede just a little too similar to büyük olasılıkla ne anlatır?

  1. Yalnızca çok küçük bir benzerlik gösteren kesin ölçüm
  2. Herhangi bir benzerliğin var olup olmadığına ilişkin belirsizlik
  3. Ölçülü duyulan ancak benzerliğin bir sınırı aştığını belirten güçlü bir itiraz
  4. İki şeyin yeterince benzer olduğuna yönelik onay
Cevabı göster

Ölçülü duyulan ancak benzerliğin bir sınırı aştığını belirten güçlü bir itiraz

Kültür

II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından kullanılan mobil gaz odaları

“mobile gas chambers used by the Germans during World War II” ifadesindeki “mobile gas chambers”, Nazi Almanyası'nın II. Dünya Savaşı sırasında insanları zehirli gazla öldürmek için kullandığı araçları veya taşınabilir tesisleri ifade eder. Bu, çok ağır bir tarihsel göndermedir. Yani karşılaştırma, minibüslerin yalnızca sıradan hizmet araçlarına benzemediğini; toplu katliamla ilişkilendirilen ekipmanları rahatsız edici biçimde hatırlattığını söyler. Bu tarihsel bağlamda “used by the Germans”, Nazi rejimini ve onun faillerini belirtir. Bütün Almanların olaya dahil olduğu ya da minibüslerin tarihsel tesislerle teknik veya hukuki açıdan tamamen aynı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Vurgulanan ifadedeki tarihsel gönderme esas olarak ne anlatıyor?

  1. Minibüslerin teknoloji ve hukuki statü bakımından tamamen aynı olduğu
  2. Bütün Almanların minibüsleri desteklediği
  3. Minibüslerin Almanya'da üretilmiş sıradan araçlar olduğu
  4. Nazi dönemindeki mobil öldürme araçlarıyla rahatsız edici bir karşılaştırma
Cevabı göster

Nazi dönemindeki mobil öldürme araçlarıyla rahatsız edici bir karşılaştırma

As we said,

5:32

Söylediğimiz gibi,

we don't know exactly how many people are executed in China,

5:33

Çin’de tam olarak kaç kişinin idam edildiğini bilmiyoruz,

but we do know some well-known people that got a visit from the van. Dilbilgisi

5:36

ancak minibüsün ziyaret ettiği bazı tanınmış kişileri biliyoruz.

Dilbilgisi

“we do know” içindeki do know

“but we do know” ifadesindeki do, vurgu yapan bir yardımcı fiildir. Cümle, bilinmeyen toplam sayı ile bilinen tek tek örnekleri karşılaştırır: konuşan kişi kesin sayıyı bilmiyor olabilir, ancak minibüsün ziyaret ettiği bazı tanınmış kişileri biliyordur. Olumlu bir cümlede vurgulu do, zamanı değiştirmeden ısrar veya düzeltme anlamı katar. Buradaki do “yapmak” anlamına gelmez ve cümleyi soruya dönüştürmez; ardından gelen asıl fiil yalın halde kalır: do know, do knows değil.

Alıştırma

Olumlu bir ifadeyi vurgulamak için do'yu doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. We do know the answer.
  2. We does know the answer.
  3. Do we know the answer?
  4. We do knows the answer.
Cevabı göster

We do know the answer.

A Chinese billionaire named Yuan Baojing went into the van in 2006 after being convicted of murder, Dilbilgisi

5:40

Yuan Baojing adlı Çinli bir milyarder, cinayetten hüküm giydikten sonra 2006’da minibüse girdi,

Dilbilgisi

after being convicted of + suç

after being convicted of murder ifadesinde after daha önce gerçekleşen bir olayı başlatır. Being convicted edilgen bir -ing yapısıdır; of murder ise kişinin suçlu bulunduğu suçu belirtir. Being convicted yapısının örtük öznesi, ana cümlenin öznesi Yuan Baojing ile aynıdır. Bu nedenle bu kısa yan cümle after Yuan Baojing was convicted of murder anlamına gelir ve hem zaman sırasını hem de edilgenliği ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi convict fiilinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: The accountant resigned ____ fraud.

Cevabı göster

after being convicted of

corruption, and being part of a mafia-like company.

5:46

ayrıca yolsuzluk ve mafya benzeri bir şirketin parçası olmaktan da hüküm giymişti.

He'd been in a long feud with another billionaire named Liu Han. Kalıp ifadeler

5:49

Liu Han adlı başka bir milyarderle uzun süredir devam eden bir husumeti vardı.

Kalıp ifadeler

been in a long feud with: biriyle uzun süreli husumet içinde olmak

To be in a feud with someone, o kişiyle uzun süren ve sert bir çatışmanın içinde olmak demektir. Bir feud genellikle tek ve bağımsız bir tartışma yerine tekrarlanan düşmanlık veya anlaşmazlıklardan oluşur; long bu sürenin uzunluğunu ayrıca vurgular. Buradaki He'd been, He had been anlamındadır. Past perfect, sürmekte olan husumeti anlatıdaki daha sonraki bir geçmiş olaydan önceye yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi be in a feud with yapısının present perfect biçimiyle tamamlayın: The two coaches have ____ each other for years.

Cevabı göster

been in a feud with

And guess what? Anlatım akışı

5:52

Ve bilin bakalım ne oldu?

Anlatım akışı

guess what? merak uyandıran bir ifade olarak

And guess what? cümlesindeki guess what?, konuşmada merak uyandıran bir işarettir. Konuşmacının ilginç, şaşırtıcı veya beklenmedik bir şeyi açıklamak üzere olduğunu bildirir. Burada dinleyenden genellikle gerçekten tahmin yürütmesi beklenmez. İfade, dikkat çekip gelecek açıklamaya hazırlamak için kullanılır.

Alıştırma

And guess what? cümlesinde guess what? ifadesi ne işe yarıyor?

  1. Konuşmacının ne olduğundan emin olmadığını gösterir.
  2. İlginç veya şaşırtıcı bir bilginin açıklanmak üzere olduğunu bildirir.
  3. Dinleyenden gerçekten tahmin etmesini ister.
Cevabı göster

İlginç veya şaşırtıcı bir bilginin açıklanmak üzere olduğunu bildirir.

He also went into the van,

5:53

O da minibüse girdi,

but years later in 2014.

5:55

ama yıllar sonra, 2014’te.

Corrupt politicians are not exempt from the death penalty. Kalıp ifadeler

5:57

Yolsuz siyasetçiler ölüm cezasından muaf değil.

Kalıp ifadeler

Corrupt politicians are not exempt from the death penalty. cümlesinde exempt from

Exempt from, bir kuralın, yükümlülüğün, ücretin veya cezanın kapsamı dışında resmî olarak tutulmak anlamına gelir. Bu cümlede yolsuz politikacılar da idam cezasının kapsamındadır; politikacı olmaları onlara bir istisna sağlamaz. Not exempt from, otomatik olarak hüküm giyecekleri veya zaten suçlu oldukları anlamına gelmez. Yalnızca muafiyetin geçerli olmadığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: Under the new policy, interns are ____ the training fee.

  1. except from
  2. exempt with
  3. exempt of
  4. exempt from
Cevabı göster

exempt from

In 2007,

6:00

2007’de,

the van visited a Mr. ZhengXiaoyu,

6:01

minibüs Bay Zheng Xiaoyu’yu ziyaret etti,

the former director of the State Food and Drug Administration of the People's Republic of China.

6:04

kendisi Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Gıda ve İlaç İdaresinin eski müdürüydü.

He'd done shady deals with shady medicine suppliers and allowed dangerous drugs to enter China. Kelime

6:08

Şüpheli ilaç tedarikçileriyle şaibeli anlaşmalar yapmış ve tehlikeli ilaçların Çin’e girmesine izin vermişti.

Kelime

shady deals: şüpheli anlaşmalar

Shady deals, şüpheli veya dürüst olmayan anlaşmalar demektir. Buradaki shady, konuşma diline ait ve olumsuz bir sıfattır; anlaşmalarda aldatma, yolsuzluk ya da başka uygunsuz davranışlar olabileceğini ima eder. Anlaşmaların karanlık bir yerde yapıldığı anlamına gelmez. Bu ifade güçlü bir şüphe belirtir; ancak belirli bir suçu adlandırmaz ve anlaşmaların yasa dışı olduğunu kanıtlamaz. Bu cümlede konuşanın bu anlaşmalar hakkındaki eleştirel yargısını gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede shady deals ne anlama geliyor?

  1. Karanlık bir yerde yapılan anlaşmalar
  2. Şüpheli veya dürüst olmayan anlaşmalar
  3. Kesinlikle yasa dışı anlaşmalar
Cevabı göster

Şüpheli veya dürüst olmayan anlaşmalar

He was paid handsomely in bribes, Kalıp ifadeler

6:13

Rüşvet olarak oldukça yüksek meblağlar aldı,

Kalıp ifadeler

paid handsomely: yüksek ücret almak

Paid handsomely, büyük veya cömert bir miktar para almak demektir. Burada handsomely bir zarftır; kimsenin görünüşü hakkında bir yorum değildir. Be paid + zarf biçimindeki edilgen yapıda paid ödemeyi, handsomely ise miktarın yüksek olduğunu belirtir. Bu cümlede in bribes, ödemenin rüşvet olduğunu açıklar; paid handsomely tek başına ödemenin yasal olup olmadığını söylemez.

Alıştırma

Burada paid handsomely ne anlama geliyor?

  1. Kişiyi çekici gösterecek bir biçimde ödeme almak
  2. Çok yüksek veya cömert bir ödeme almak
  3. Tam olarak adil piyasa ücretini almak
Cevabı göster

Çok yüksek veya cömert bir ödeme almak

but people died because of the dangerous medicines.

6:15

ancak tehlikeli ilaçlar yüzünden insanlar öldü.

Seeing as the death van is convenient, Dilbilgisi

6:18

Ölüm minibüsü böylesine kullanışlı olduğuna göre,

Dilbilgisi

Seeing as: açık bir nedeni belirtmek

Seeing as, “çünkü” veya “göz önünde bulundurulduğunda” anlamına gelir. Konuşmacının ardından söyleyeceklerine temel aldığı nedeni belirtir. Burada aracın kullanışlı olması, konuşmacının sonucunu destekleyen açık bir neden olarak ele alınır. Bu ifadede seeing, bir şeyi gözle görmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede seeing as, because anlamında kullanılmıştır?

  1. Seeing as the roads are icy, we'll leave early.
  2. I am seeing the icy roads through the window.
  3. We are seeing if the roads are icy.
Cevabı göster

Seeing as the roads are icy, we'll leave early.

we imagine hundreds of people are being visited by the van each year.

6:20

her yıl yüzlerce kişinin minibüs tarafından ziyaret edildiğini tahmin ediyoruz.

In fact,

6:23

Hatta,

one spokesperson for a death van company told the media,

6:24

bir ölüm minibüsü şirketinin sözcüsü medyaya şöyle dedi:

"We've not sold our execution cars to foreign countries yet,

6:27

“İnfaz araçlarımızı henüz yabancı ülkelere satmadık,

but if they need one, Dilbilgisi

6:30

ama ihtiyaçları olursa,

they could contact our company directly."

6:31

şirketimizle doğrudan iletişime geçebilirler.”

Dilbilgisi

if they need one, they could contact...: nazikçe sunulan koşullu bir seçenek

If yan cümlesi gerçekçi bir olası koşulu belirtir: bir tanesine ihtiyaç duyabilirler. One, daha önce sözü edilen tekil ve sayılabilen bir ismin yerine geçer. Ana cümledeki could contact, şirketle iletişime geçmeyi kesin bir sonuçtan ziyade mevcut bir seçenek olarak sunar. Burada could, öneriyi yumuşatır. Bir kişinin geçmişte sahip olduğu yeteneği anlatmaz. if + geniş zaman, ... could + fiilin yalın hâli yapısı, nazik koşullu öneriler için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, koşul gerçekleştiğinde destek ekibiyle iletişime geçmeyi mümkün ve nazik bir seçenek olarak en iyi şekilde sunar?

  1. If the client needs help, they can contact support directly.
  2. If the client needs help, they will contact support directly.
  3. If the client needs help, they could contact support directly.
Cevabı göster

If the client needs help, they could contact support directly.

We're not too sure if the death van export business has taken off just yet, Notlar

6:33

Ölüm minibüsü ihracat işinin henüz gelişip gelişmediğinden pek emin değiliz,

Ton ve niyet

not too sure if: temkinli belirsizlik ifade etmek

not too sure if, konuşanın emin olmadığı bir evet-hayır olasılığını başlatır. Burada konuşan, ölüm minibüsü ihracatı işinin yoluna girip girmediğini kesin olarak söyleyemiyor. too belirsizliği yumuşatır. Konuşanın son derece kararsız olduğu anlamına gelmez; ifade, hiçbir şey bilmediğini veya işin başarısız olduğunu sertçe söylemeden şüphe payı bırakır.

Alıştırma

'We're not too sure if the business has taken off yet,' cümlesinde not too sure if ne yapıyor?

  1. İddianın doğru olup olmadığı konusunda temkinli bir belirsizlik ifade eder
  2. Konuşanın hiçbir bilgiye sahip olmadığını söyler
  3. İddianın yanlış olduğunu kesin olarak söyler
Cevabı göster

İddianın doğru olup olmadığı konusunda temkinli bir belirsizlik ifade eder

Öbek fiiller

taken off: iş veya ürünün hızlı büyüyüp başarılı olmasını anlatmak

Taken off bir phrasal verb'dür ve ticari bağlamda hızla büyümeye başlamak, başarılı olmak veya çok popüler hâle gelmek anlamına gelir. Bu cümlede business öznedir: soru, işin yalnızca açılıp açılmadığı değil, gerçekten ivme kazanıp kazanmadığıdır. Has taken off present perfect zamanındadır; yani konuşan, bu başarının şu ana kadar gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol eder. Just yet sonucu açık bırakır ve işin henüz bu noktaya ulaşmamış olabileceğini düşündürür.

Alıştırma

'The new app has taken off since a popular review appeared,' cümlesinde taken off ne anlama geliyor?

  1. daha yeni çalışmaya başladı
  2. hızla büyümeye başlayıp başarılı oldu
  3. bir şeyin üzerinden kaldırıldı
Cevabı göster

hızla büyümeye başlayıp başarılı oldu

but you never know. Ton ve niyet

6:37

ama belli olmaz.

Ton ve niyet

you never know. — düşük olasılıklı bir ihtimali açık bırakmak

Bu cümlede you never know, bir sonuç olası görünmese bile hâlâ gerçekleşebileceği anlamına gelir. Dinleyenin hiçbir şey bilmediğini söylemez; beklenmedik bir duruma yer bırakır. But kelimesinden sonra geldiğinde bu ifade, kuşkulu bir tahmini küçük bir ihtimale doğru çevirir. Konuşma dilinde doğaldır ve umutlu, şakacı ya da kuru mizah içeren bir tonda duyulabilir; burada çok küçük bir ihtimali açık bırakır.

Alıştırma

Bu bağlamda “you never know” ne anlatıyor?

  1. Dinleyenin hiç bilgisi yok.
  2. Düşük olasılıklı bir sonuç yine de gerçekleşebilir.
  3. Konuşan kişi sonucun gerçekleşeceğini biliyor.
Cevabı göster

Düşük olasılıklı bir sonuç yine de gerçekleşebilir.

Maybe other countries will catch on to the convenience. Öbek fiiller

6:38

Belki diğer ülkeler de bunun kullanışlılığını fark eder.

Öbek fiiller

catch on to — bir fikri anlamaya başlamak

Burada catch on to, bu kolaylığı anlamaya veya fark etmeye başlamak anlamına gelir. Bu bir öbek fiildir: catch on ifadesinden sonra to gelir ve ardından kişinin anlamaya başladığı fikir, gerçek, örüntü veya durum söylenir. Cümle, diğer ülkelerin ürünün sözde kolaylığını keşfetmesini hayal eder. Bu keşfi bir ürün trendi gibi anlatmak, cümleye bilerek tanıtım yapıyormuş gibi ama ironik bir ton verir.

Alıştırma

Boşluğu “anlamaya başlamak” anlamındaki ifadeyle doldurun: Once the teacher shows the pattern, the children quickly ____ it.

Cevabı göster

catch on to

Now,

6:40

Şimdi,

you need to watch this:

6:41

şunu mutlaka izlemelisiniz:

the BloodEagle,

6:42

Kan Kartalı,

worst punishments in the history of mankind.

6:43

insanlık tarihinin en kötü cezalarından biri.

Or have a look at this.

6:45

Ya da şuna bir göz atın.