Neden günde iki kez gelgit olur? - Elise Cutts: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
677 kelime 141 kel/dk

Video özeti: Video; Ay ve Güneş’in kütle çekiminin, gök cisimlerinin hareketinin ve yerel coğrafyanın gelgitleri nasıl oluşturduğunu açıklıyor, ardından aynı fiziği eski bir gelgit dalgasından volkanik uydulara, kilitli gezegenlere ve Dünya’nın uzak geleceğine taşıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. choreographed by — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Dans benzetmesinin gelgitleri gök cisimlerinin hareketleriyle koordine edilen bir süreç gibi sunduğunu anlayın; etkileşim hâlindeki kuvvetlerin karmaşık bir sistemi nasıl düzenlediğini anlatmak için bu canlı edilgen ifadeyi kullanın. 2. while bays and narrow inlets produce the strongest. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: while sözcüğünün burada zaman değil karşıtlık bildirdiğini ayırt edin ve farklı ortam ya da koşulların belirgin biçimde farklı bilimsel sonuçlarını karşılaştırırken bu yapıyı kullanın. 3. tidal locking — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bir gök cisminin dönüşünü eşleyerek aynı yüzünü diğer cisme dönük tutan durumu anlatan astronomi terimini öğrenin; böylece aşırı gezegen iklimlerini ve Dünya–Ay sisteminin olası geleceğini açıklayan metinleri takip edin.

Bu derste

In 326 BCE, Kültür

0:07

MÖ 326'da,

Kültür

In 326 BCE: Ortak Çağ’dan önceki bir yıl

BCE, Before Common Era ifadesinin kısaltmasıdır ve “Ortak Çağ’dan Önce” anlamına gelir. In 326 BCE, olayı Ortak Çağ’dan önceki 326 yılına yerleştirerek tarihsel zaman çizelgesindeki tarihini verir. BCE, yıl sayısıyla birlikte kullanılan çağ etiketidir. “Yıl” anlamına gelen bir zaman birimi, yer adı ya da olay adı değildir.

Alıştırma

“326 BCE” ne anlama gelir?

  1. Ortak Çağ içindeki 326 yılı
  2. Ortak Çağ’dan önceki 326 yılı
  3. 326 yıl süren bir dönem
Cevabı göster

Ortak Çağ’dan önceki 326 yılı

the mighty army of Alexander the Great was exhausted. Kültür

0:09

Büyük İskender'in kudretli ordusu bitkin düşmüştü.

Kültür

Alexander the Great: yerleşik unvan taşıyan bir ad

Alexander the Great, antik Makedon hükümdarı ve fatih için kullanılan yerleşik tarihî addır. Alexander kişi adıdır; the Great ise bu ada eklenen yerleşik unvandır. the army of Alexander the Great ifadesinde of, orduyla onun arasındaki bağı kurar. the Great, Alexander ile birlikte düşünülür; army sözcüğünü nitelemez. Orduyu niteleyen sıfat mighty’dir.

Alıştırma

Bu cümlede “Alexander the Great” neyi ifade eder?

  1. Tarihî hükümdarın adı ile yerleşik unvanı.
  2. Ordunun büyük olduğunu belirten bir betimleme.
  3. Alexander’ın soyadı olan the Great.
Cevabı göster

Tarihî hükümdarın adı ile yerleşik unvanı.

Tired of monsoon rains and fruitless fighting in India, Notlar

0:13

Hindistan'daki muson yağmurlarından ve sonuçsuz savaşlardan bıkan

Kelime

fruitless fighting: yararlı sonuç vermeyen çaba

fruitless fighting ifadesindeki fruitless, zaman veya çaba harcanmasına rağmen yararlı bir sonuç üretilmediği anlamına gelir. Çatışmayı boşuna veya sonuçsuz olarak tanımlar; meyve bulunmamasını anlatmaz. Bu sözcük search, effort veya discussions gibi çaba içeren girişim ve etkinlikleri sıkça niteler. Çalışmanın hiçbir sonuca ulaşmadığını vurgular.

Alıştırma

fruitless fighting ifadesinde fruitless ne anlama gelir?

  1. Çaba gerektiren ancak yararlı bir sonuç üretmeyen etkinlik
  2. İçinde meyve bulunmayan nesne
  3. Dikkatli çalışmanın ardından başarılı olan etkinlik
Cevabı göster

Çaba gerektiren ancak yararlı bir sonuç üretmeyen etkinlik

Alexander's forces mutinied and demanded a retreat. Notlar

0:16

İskender'in kuvvetleri isyan etti ve geri çekilme talep etti.

Dilbilgisi

Tired of ...: cümle başında neden bildiren öbek

Tired of monsoon rains and fruitless fighting, ana cümleden önce gelen bir sıfat öbeğidir. Birliklerin sonraki eylemlerinin nedenini veya arka planını verir. Açık biçimi Because Alexander's forces were tired of monsoon rains and fruitless fighting in India. şeklindedir. Tired of ... ifadesinin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan Alexander's forces ifadesidir. Ana fiiller tired değil, mutinied ve demanded fiilleridir. Bu kalıp Tired of + isim veya -ing biçimi, özne + eylem şeklinde başka durumlarda kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi öğrendiğiniz başlangıç öbeğiyle tamamlayın: ____ waiting for the delayed bus, Maya decided to walk home.

Cevabı göster

Tired of

Kelime

mutinied: komuta zinciri içindeki toplu başkaldırı

Mutinied, mutiny fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bir askerî birliğin üyelerinin veya bir geminin mürettebatının kendi komutanlarının otoritesini ya da emirlerini topluca reddetmesi anlamına gelir. Bu cümlede İskender'in kuvvetleri yalnızca şikâyet etmedi; komutaya açıkça karşı geldi ve geri dönmekte ısrar etti. Bu nedenle kelime, katı bir komuta zinciri içinde ciddi bir çözülme yaşandığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede mutinied standart anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The sailors mutinied and refused the captain's orders.
  2. A customer mutinied because her coffee was cold.
  3. The audience mutinied by silently disliking the ending.
Cevabı göster

The sailors mutinied and refused the captain's orders.

Kalıp ifadeler

demanded a retreat: güçlü bir geri çekilme talebi

Demanded a retreat, kuvvetlerin grubun geri çekilmesinde ısrar ettiği anlamına gelir. Demand, ask for ifadesinden daha güçlüdür: eylemi yumuşak bir öneri olarak değil, gerçekleşmesi gereken bir şey olarak sunar. Dil bilgisi açısından demanded fiilini doğrudan a retreat isim öbeği izler. Bu askerî bağlamda retreat, tehlikeli veya elverişsiz bir konumdan geri çekilme eylemidir; gözlerden uzak bir yer ya da düzenlenmiş bir dinlenme etkinliği değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede demanded a retreat, bir grubun güçlü biçimde geri çekilme talep ettiğini anlatır?

  1. The guide politely suggested that everyone take a short break.
  2. After the meeting, the staff booked a retreat in the countryside.
  3. After the pass was blocked, the patrol demanded a retreat to safer ground.
Cevabı göster

After the pass was blocked, the patrol demanded a retreat to safer ground.

But their bad luck followed them home. Deyimler

0:21

Fakat kötü şansları onları eve kadar takip etti.

Deyimler

bad luck followed them home: devam eden sorunları kişileştirme

Bu cümlede bad luck, insanları takip edebilen bir şeymiş gibi anlatılır. Gerçekte onları takip eden biri yoktur; ifade, eve döndükten sonra da sorunlarının devam ettiği anlamına gelir. Bu kişileştirme, yer değiştirmenin hiçbir şeyi çözmediğini canlı biçimde gösterir: eve dönmek sorunlarını sona erdirmemiştir. Hikâyelerde aynı kalıp, bir sorunun veya duygunun kişi nereye giderse gitsin onunla kaldığını gösterebilir.

Alıştırma

“Their bad luck followed them home” burada ne anlama geliyor?

  1. Eve döndükten sonra da sorunları devam etti.
  2. Gerçek bir kişi onları gizlice eve kadar takip etti.
  3. Eve doğru yola çıkar çıkmaz şansları açıldı.
Cevabı göster

Eve döndükten sonra da sorunları devam etti.

While marching along the Indus River, Dilbilgisi

0:23

İndus Nehri boyunca yürürken,

the water's current suddenly reversed. Kelime

0:25

suyun akıntısı aniden tersine döndü.

Dilbilgisi

While marching along ...: kısaltılmış zaman yan cümlesi ve örtük öznesi

While marching along ... kısaltılmış bir zaman yan cümlesidir. Açık biçimi while someone was marching along ... şeklindedir ve sürmekte olan bir eylemi ana olayın arka planına yerleştirir. Bu kısaltılmış biçimde eksik öznenin normalde ana cümlenin öznesi olduğu anlaşılır. Altyazıdaki dil bilgisine göre yürüyen şey the water's current olurdu. Bağlam askerleri işaret eder; ancak özenli yazıda While the soldiers were marching along the Indus River, the water's current suddenly reversed. denmelidir.

Alıştırma

Kısaltılmış while + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. While walking to school, the rain began suddenly.
  2. While walking to school, the road looked unusually quiet.
  3. While walking to school, Maya saw a rainbow.
Cevabı göster

While walking to school, Maya saw a rainbow.

Kelime

water's current suddenly reversed: su akıntısı anlamındaki current

Suyla ilgili bağlamlarda current, suyun belirli bir yönde sürekli hareketini anlatan bir isimdir. Water's current, “suyun akıntısı” demektir. Burada reversed, nesne almadan kullanılan geçmiş zamanlı bir fiildir: akış ters yöne dönmüştür. Bu cümlede current “şimdiki” anlamına gelmez; bu anlamda current rules örneğindeki gibi sıfat olarak kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede current su akıntısı anlamına gelir?

  1. Our current plan is to leave before noon.
  2. The current safety rules are posted by the door.
  3. The strong current pulled the swimmer toward the rocks.
Cevabı göster

The strong current pulled the swimmer toward the rocks.

And a massive wave crashed down on the weary soldiers. Öbek fiiller

0:29

Ve devasa bir dalga yorgun askerlerin üzerine çöktü.

Öbek fiiller

crashed down on: ani ve güçlü bir aşağı yönlü çarpma

Crashed down on, bir şeyin aniden ve büyük bir kuvvetle aşağı doğru hareket ederek bir kişiye veya yüzeye çarpmasını anlatır. Crash şiddet ve çarpma etkisi katar, down aşağı yönü gösterir, on ise darbeyi alan kişiyi veya yüzeyi belirtir. Bir dalgayla kullanıldığında ifade, suyun aşağı düşüp askerlere çarptığı bir görüntü oluşturur; yalnızca onlara dokunduğunu veya onlara doğru ilerlediğini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve ani, güçlü, aşağı yönlü bir darbeyi anlatan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: During the landslide, loose rocks ____ the mountain road.

Cevabı göster

crashed down on

This unexpected event was a tidal bore, Kelime

0:34

Bu beklenmedik olay bir gelgit dalgasıydı,

a phenomenon Anlatım akışı

0:37

aşırı yüksek gelgitlerin

that occurs when extremely high tides push seawater up a river. Kalıp ifadeler

0:38

deniz suyunu bir nehrin yukarısına doğru itmesiyle oluşan bir fenomendi.

Kelime

tidal bore: nehrin yukarısına ilerleyen gelgit dalgası

Tidal bore, gelgitin harekete geçirdiği ve nehir ağzından nehrin yukarısına doğru ilerleyen bir dalgayı veya su kabarmasını anlatan hidroloji terimidir. Yükselen gelgit deniz suyunu nehre doğru zorladığında oluşur. Bu cümlede virgül, terimi tanımlayan a phenomenon ... eş açıklamasını başlatır. Burada bore, kalıplaşmış terimin bir parçasıdır; sıkıcı bir kişi veya şey anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede tidal bore ne anlama geliyor?

  1. Kıyıya yakın kalan sıradan bir okyanus dalgası
  2. Gelgitin sürüklediği ve nehir boyunca yukarı ilerleyen bir dalga
  3. Nehir yatağına açılmış bir delik
Cevabı göster

Gelgitin sürüklediği ve nehir boyunca yukarı ilerleyen bir dalga

Anlatım akışı

a phenomenon that occurs when ...: bir şeyi koşuluyla tanımlamak

a phenomenon that occurs when ... kalıbı, bir şeyi önce olgu olarak sınıflandırıp ardından onu ortaya çıkaran koşulu vererek tanımlamaya yardımcı olur. that occurs when ... bölümü phenomenon sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Bu cümlecik içinde when, olgunun gerçekleştiği koşulu veya durumu tanıtır. Bu bilgi düzeni, bir açıklama ya da tanımın başladığını gösterir.

Alıştırma

Dersi temel alarak cümleyi tam tanım kalıbıyla tamamlayın: A solar eclipse is ____ the Moon passes between Earth and the Sun.

Cevabı göster

a phenomenon that occurs when

Kalıp ifadeler

push seawater up a river: deniz suyunu nehrin kaynağına doğru itmek

Burada push seawater up a river, push + nesne + yön/izlenen yol kalıbını kullanır. Seawater hareket ettirilen nesnedir; up a river ise izlenen yolu ve yönü, yani nehir boyunca kaynağa doğru olan yukarı kesim yönünü belirtir. Nehir bağlamında up, dikey olarak yukarı anlamına gelmez; nehrin kaynağına doğru bir konumu veya hareketi anlatır.

Alıştırma

'Nehir boyunca kaynağa doğru' anlamındaki yön ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The tide pushed the boat ____.

Cevabı göster

up the river

The wave was likely quite the shock for Alexander, Deyimler

0:44

Bu dalga, Akdeniz'in ılıman gelgitlerine alışkın olan

Deyimler

quite the shock: quite the + isim ile güçlü vurgu

Quite the shock, çok büyük veya dikkat çekici bir şok anlamına gelen, vurgulu ve konuşma diline yakın bir isim öbeğidir. quite the + tekil sayılabilir isim kalıbında tüm ifade konuşanın değerlendirmesini ekler; the daha önce sözü edilmiş bir şoku belirtmez. Bu kalıp, isme ve bağlama göre etkileyici, şaşırtıcı veya olumsuz bir şeyi vurgulayabilir: quite the achievement, quite the surprise ve quite the problem.

Alıştırma

achievement sözcüğünü ve vurgulu quite the + noun kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: Finishing the rescue so quickly was ____.

Cevabı göster

quite the achievement

who was accustomed to the Mediterranean's mild tides. Kalıp ifadeler

0:46

İskender için muhtemelen oldukça büyük bir şoktu.

Kalıp ifadeler

was accustomed to: yerleşmiş bir alışkanlık durumu

Was accustomed to, bir kişinin tekrarlanan deneyimler sonucunda bir şeye zaten alışmış veya o konuda rahat olduğunu anlatır. Bu cümlede kişi, Akdeniz'in ılımlı gelgitlerini normal karşılıyordu. Yapı be accustomed to + isim veya -ing biçimidir. Buradaki to, mastar işareti değil bir edattır; bu yüzden was accustomed to cold water veya was accustomed to sailing denir, was accustomed to sail denmez.

Alıştırma

Cümleyi be accustomed to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: By the end of the voyage, Maya ____ waking before sunrise.

Cevabı göster

was accustomed to

But tidal bores are just one of many ways tides can surprise. Anlatım akışı

0:50

Ancak gelgit dalgaları, gelgitlerin şaşırtabileceği birçok yoldan sadece biridir.

Anlatım akışı

one of many ways: tek bir örnekten daha geniş bir konuya geçmek

One of many ways, gelgit dalgalarını daha büyük bir kümenin içine yerleştirir: bunlar yalnızca bir örnektir, konunun tamamı değildir. Just ile birlikte kullanıldığında konuşmacı başka şaşırtıcı gelgit etkilerinin de bulunduğunu vurgular ve bu örnekten daha geniş bir tartışmaya geçileceğini gösterir. One of many ways + yan cümle yapısında ways çoğuldur, çünkü daha büyük kümedeki birçok yolu adlandırır. Ways tides can surprise, ways in which tides can surprise ile aynı anlama gelir.

Alıştırma

Cümleyi one of many ways ifadesini aynen kullanarak tamamlayın: Email is just ____ teams can share updates.

Cevabı göster

one of many ways

2,000 years after Alexander, Anlatım akışı

0:55

İskender'den 2.000 yıl sonra,

Isaac Newton deciphered the laws of gravity Kalıp ifadeler

0:58

Isaac Newton kütleçekim yasalarını deşifre etti

Kalıp ifadeler

deciphered the laws of gravity: gizli kodların ötesinde decipher

deciphered the laws of gravity ifadesinde decipher mecaz anlamda kullanılır. Newton şifrelenmiş bir mesaj okumamıştır; fiil, yerçekimini kuralları kanıtlardan çözülmesi gereken zor bir sistem olarak sunar. Bu anlam, kafa karıştırıcı işaretleri, sinyalleri, örüntüleri veya mekanizmaları anlamları ya da işleyişleri netleşene kadar analiz ederken kullanılabilir. Yalnızca bir şeyin varlığını fark etmeyi değil, karmaşık bilgileri yorumlamayı vurgular.

Alıştırma

Bir araştırma ekibinin elinde kafa karıştırıcı sinyaller var ve bunların ne anlama geldiğini çözmesi gerekiyor. Bunu en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The team is trying to record the signals.
  2. The team is trying to broadcast the signals.
  3. The team is trying to decipher the signals.
Cevabı göster

The team is trying to decipher the signals.

and offered the first gravitational explanation of tides. Kalıp ifadeler

1:01

ve gelgitlerin ilk yerçekimsel açıklamasını sundu.

Anlatım akışı

Tarihsel bir zaman sıçraması olarak 2,000 years after Alexander

2,000 years after Alexander, cümlenin başına yerleştirilmiş bir zaman ifadesidir. Ana cümleden önce zamanı belirler ve anlatıyı İskender'in döneminden Newton'ın dönemine taşıyarak tarihsel sırada büyük bir sıçrama olduğunu gösterir. Buradaki after Alexander, fiziksel olarak İskender'in arkasında olmak değil, anlatıda İskender'in döneminden sonra olmak demektir. Yeniden kullanılabilen süre + after + kişi veya olay kalıbı, daha sonraki bir olayı önceki bir referans noktasına göre konumlandırır.

Alıştırma

Hangi cümle, tarihsel bir zaman sıçraması yaratmak için cümle başında zaman ifadesi kullanır?

  1. The expedition searched for the lost ship three centuries ago.
  2. Three centuries after the expedition, researchers found the lost ship.
  3. Researchers described the centuries-old expedition in a new report.
Cevabı göster

Three centuries after the expedition, researchers found the lost ship.

Kalıp ifadeler

offered ... explanation: bilimsel bir açıklama ortaya koymak

Burada offered, “satmak” değil, “ortaya koymak” veya “değerlendirilmek üzere sunmak” anlamındadır. Birinin başkalarının inceleyebileceği bilimsel bir açıklama sunduğunu anlatır. Yaygın kalıp offer + an explanation/account/theory biçimindedir. Explanation ile kullanıldığında of, an explanation of tides örneğindeki gibi açıklanan konuyu; for ise an explanation for the delay örneğindeki gibi açıklanması gereken olay veya sonucu gösterebilir. Asıl ifadede gravitational, açıklamanın türünü belirtir.

Alıştırma

Offer fiilinin geçmiş zamanını explanation adıyla birlikte kullanarak cümleyi tamamlayın: The researchers ____ for the unexpected result.

Cevabı göster

offered an explanation

As Newton correctly identified, Anlatım akışı

1:05

Newton'ın doğru bir şekilde tespit ettiği gibi,

tides are choreographed by the motions of celestial objects, Notlar

1:08

gelgitlerin koreografisi gök cisimlerinin hareketleri tarafından yapılır,

Anlatım akışı

As Newton correctly identified: önceki bir bulguyu aktarıp onaylamak

Cümlenin başındaki As Newton correctly identified, “Newton'ın doğru biçimde fark ettiği gibi” veya daha doğal olarak “Newton'ın doğru biçimde belirttiği gibi” anlamına gelir. As yan cümlesi, ana cümledeki ifadenin Newton'ın daha önceki bulgusuyla örtüştüğünü bildirir; correctly ise anlatıcının bu bulguyu onayladığını gösterir. Yeniden kullanılabilir yapı As + kaynak + bildirme veya bilme fiili, + ana cümle biçimindedir. Önce önceki kaynağı adlandırıp ardından o kaynağın fark ettiği düşünceyi belirterek bilgiyi düzenler. Buradaki as, as a scientist ifadesindeki “... olarak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle önceki bir bulguyu tanıtıp onaylamak için As + kaynak + bildirme fiili yapısını kullanır?

  1. As the inspection correctly noted, the roof needs urgent repairs.
  2. Because the inspection was delayed, the roof needs urgent repairs.
  3. According to the inspection, the roof needs urgent repairs.
Cevabı göster

As the inspection correctly noted, the roof needs urgent repairs.

Deyimler

choreographed by: uyumlu kontrolü anlatan bir benzetme

Edilgen yapı be choreographed by normalde dans hareketlerini kimin planladığını belirtir. Burada ise bir benzetmedir: Gelgitler, uzaydaki cisimlerin hareketleriyle yönetilen düzenli ve uyumlu örüntüler içinde hareket eder. by ile başlayan bölüm, bu örüntüyü şekillendiren gücü veya mekanizmayı belirtir. Birinin gerçekten bir dans planladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Gelgitlerle ilgili cümlede choreographed by ne anlama gelir?

  1. tarafından rastgele kesintiye uğratılan
  2. tarafından kelimenin gerçek anlamıyla dans öğretilmiş
  3. tarafından yönetilen uyumlu bir örüntü içinde hareket eden
Cevabı göster

tarafından yönetilen uyumlu bir örüntü içinde hareket eden

Kelime

celestial objects: resmî bir astronomi terimi

Celestial objects; yıldızlar, gezegenler, uydular, kuyruklu yıldızlar ve asteroitler gibi uzayda tanımlanabilen varlıklar için kullanılan resmî bir astronomi terimidir. Bu cümlede, hareketleri gelgitleri şekillendirmeye yardımcı olan gök cisimlerini belirtir. Buradaki object, fincan veya oyuncak gibi gündelik bir eşya değil, gözlemlenebilen ya da incelenebilen bir varlık anlamındadır. Celestial ise gökyüzü veya uzayla ilgili demektir.

Alıştırma

Celestial objects ifadesini astronomi anlamında kullanan cümle hangisidir?

  1. The backpack contains celestial objects such as pencils and notebooks.
  2. The chef arranged celestial objects such as plates and cups.
  3. Astronomers track celestial objects such as comets and asteroids.
Cevabı göster

Astronomers track celestial objects such as comets and asteroids.

and Earth's tides in particular

1:12

ve özellikle Dünya'nın gelgitleri

are mostly driven by the moon. Kalıp ifadeler

1:14

çoğunlukla ay tarafından yönlendirilir.

Kalıp ifadeler

mostly driven by: ana nedeni belirtmek

Mostly driven by, temel olarak bir şey tarafından ortaya çıkarılan veya etkilenen anlamına gelir. Edilgen be driven by yapısı, bir sonucun arkasındaki güç ya da etkene işaret eder; driven burada araç sürmeyi değil, nedensel etkiyi anlatır. Mostly, Ay'ın ana etken olduğunu fakat tek etken olmak zorunda olmadığını gösterir. Bu ifade, tamamen bir şeyden kaynaklanmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle düşük fiyatların değişimin ana nedeni olduğunu doğru biçimde ifade eder?

  1. Lower prices are mostly driven by the change.
  2. The change mostly drives by lower prices.
  3. The change is mostly driven by lower prices.
Cevabı göster

The change is mostly driven by lower prices.

Many coastal communities connected lunar and tidal activity Kalıp ifadeler

1:17

Pek çok kıyı topluluğu, Newton'dan çok önce

Kalıp ifadeler

connected lunar and tidal activity: iki olguyu ilişkilendirmek

connected lunar and tidal activity ifadesinde lunar ve tidal sözcüklerinin ikisi de activity sözcüğünü niteler; açık biçimi connected lunar activity and tidal activity şeklindedir. Connect A and B, iki şey arasında bir ilişkiyi fark etmek veya açıklamak anlamına gelir. Buradaki bağlantı kavramsaldır, nesneleri kabloyla fiziksel olarak bağlamak değildir. Bu ifade, kıyı topluluklarının iki etkinlik türünü ilişkilendirdiğini söyler. Connect tek başına birinin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

“Researchers connected sleep patterns and screen use.” cümlesi hakkındaki şu yargıyı değerlendirin: connected tek başına, araştırmacıların ekran kullanımının uykuda değişikliklere neden olduğunu kanıtladığı anlamına gelir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

long before Newton,

1:21

ay ve gelgit aktivitesi arasında bağlantı kurmuştu,

but the precise nature of this relationship Kalıp ifadeler

1:22

ancak bu ilişkinin kesin doğası

is actually quite nuanced. Kelime

1:25

aslında oldukça nüanslıdır.

Kalıp ifadeler

the precise nature of this relationship: bu ilişkinin kesin niteliği

the precise nature of this relationship ad öbeğinde nature, doğal dünya değil, ilişkinin temel niteliği ya da nasıl işlediği anlamına gelir. Precise, odağı kesin ayrıntılara daraltır. the precise nature of + isim kalıbı resmî ve çözümleyici bir yapıdır. Bir ilişkinin varlığı zaten biliniyor olabilir; ancak ilişkinin ne tür olduğu, nasıl işlediği veya hangi koşullarda geçerli olduğu belirlenmek istendiğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Araştırmacılar uyku ile hafızanın bağlantılı olduğunu zaten biliyor. Bağlantının ne tür olduğunu ve nasıl işlediğini en iyi soran ifade hangisidir?

  1. the precise nature of this relationship
  2. the location of this relationship
  3. the reason for this relationship
Cevabı göster

the precise nature of this relationship

Kelime

actually quite nuanced: aslında oldukça incelikli

actually quite nuanced ifadesinde nuanced, basit ve tek taraflı bir özetin gözden kaçıracağı ince ayrımlar içerme anlamına gelir. Yalnızca zor veya karmaşık demekten daha özeldir. Actually, daha önceki aşırı basitleştirilmiş bir izlenimi düzeltir veya ona karşı çıkar. Quite, nuanced sözcüğünü güçlendirerek oldukça anlamını katar. Sözcükler birlikte, gerçek durumun ilk göründüğünden daha fazla katmana sahip olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrenilen ve ‘ince ayrımlar içeren’ anlamına gelen sıfatla tamamlayın: The issue is quite ____.

Cevabı göster

nuanced

The attractive force of gravity gets weaker with distance. Notlar

1:28

Kütleçekiminin çekim kuvveti mesafeyle zayıflar.

Kelime

attractive force of gravity: bilimsel İngilizcede attractive

Bu bilimsel ifadede attractive, “cisimleri birbirine doğru çeken” anlamına gelir. The attractive force of gravity, yer çekiminin kütleleri birbirine doğru çekmesini sağlayan kuvvettir. Burada attractive, bir kuvvetin nasıl etki ettiğini anlatır; günlük İngilizcede sık görülen “güzel” veya “çekici” anlamında değildir.

Alıştırma

Attractive force of gravity ifadesindeki attractive ne anlama gelir?

  1. kütleleri birbirinden uzağa itmek
  2. yer çekimini güzel göstermek
  3. kütleleri birbirine doğru çekmek
Cevabı göster

kütleleri birbirine doğru çekmek

Dilbilgisi

gets weaker with distance: get + karşılaştırma yapısıyla değişim

Gets weaker, bir değişimi göstermek için get + karşılaştırma derecesindeki sıfat yapısını kullanır: bir şey daha az güçlü hâle gelir. Burada get, “elde etmek” değil, “hâle gelmek” anlamındadır. With distance, “mesafeyle birlikte” değil, “mesafe arttıkça” demektir. İfadenin bütünü, aradaki uzaklık arttıkça kuvvetin azaldığını anlatır; aynı kalıp bir niceliğin başka bir koşula göre nasıl değiştiğini de gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi get + weak sözcüğünün karşılaştırma biçimi + with distance yapısıyla tamamlayın: The radio signal ____.

Cevabı göster

gets weaker with distance

So the moon's gravity tugs strongest Kalıp ifadeler

1:33

Bu yüzden ayın kütleçekimi, Dünya'nın

on the side of the Earth that faces it. Dilbilgisi

1:35

kendisine bakan tarafında en güçlü çekimi yapar.

Kalıp ifadeler

tugs strongest on: çekme kuvvetinin şiddetini karşılaştırmak

Burada tug on, “bir şeyi çekmek” anlamına gelir: Ay’ın yerçekimi, Dünya’nın belirtilen bölümüne bir çekme kuvveti uygular. on edatı çekme kuvvetine maruz kalan şeyi belirtir; bir şeyin üstündeki konumu anlatmaz. Strongest, bu taraftaki çekme kuvvetini Dünya’nın diğer bölümlerindeki kuvvetle karşılaştırır. Kuvvetin burada en büyük olduğu anlamına gelir; yerçekiminin yalnızca burada etkili olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“Gravity tugs strongest on the near side” ne anlama gelir?

  1. Yerçekimi yakın tarafı diğer taraflardan daha güçlü çeker.
  2. Yerçekimi yalnızca yakın tarafı çeker ve başka hiçbir şeyi çekmez.
  3. Yakın taraf yerçekiminin üstünde bulunur.
Cevabı göster

Yerçekimi yakın tarafı diğer taraflardan daha güçlü çeker.

Dilbilgisi

that faces it: tarafı belirleyen bir ilgi cümleciği

That faces it, the side of the Earth ifadesini niteleyen ve hangi taraftan söz edildiğini belirleyen tanımlayıcı bir ilgi cümleciğidir. That, faces fiilinin öznesidir; bu nedenle tekil side adı tekil fiil biçimi faces ile kullanılır. Burada face, “yönü bir şeye dönük olmak” anlamına gelir ve it Ay’ı belirtir. Böylece cümlecik hangi tarafın kastedildiğini, yani Ay’a dönük tarafı belirler.

Alıştırma

Cümleyi that ve face fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Choose the window ____ the garden.

Cevabı göster

that faces

There gravity pulls the oceans up

1:38

Orada kütleçekimi okyanusları yukarı çeker

into what's called a tidal bulge. Kelime

1:41

ve gelgit şişkinliği denilen şeyi oluşturur.

Kelime

tidal bulge: okyanus suyunun geniş çaplı yükselmesi

Tidal bulge, gelgitleri oluşturan yer çekimi nedeniyle okyanus suyunun geniş bir bölgede yükselmesidir. tidal gelgitlerle ilgili anlamına gelir; bulge ise dışa veya yukarı doğru şişen bir bölgeyi anlatır. Bu cümlede what's called, yükselen bu bölgenin bilimsel adını tanıtır. Tidal bulge, okyanusun biçimindeki geniş ölçekli bir değişimi anlatır; sıradan tek bir yüzey dalgasını değil.

Alıştırma

Hangi cümle tidal bulge ifadesini en iyi açıklar?

  1. Gelgit kabarması, gelgit kuvvetlerinin oluşturduğu geniş bir okyanus suyu yükselmesidir.
  2. Gelgit kabarması, okyanus tabanındaki derin bir çukurdur.
  3. Gelgit kabarması, sahilde kırılan küçük bir dalgadır.
Cevabı göster

Gelgit kabarması, gelgit kuvvetlerinin oluşturduğu geniş bir okyanus suyu yükselmesidir.

Yet at the same time, Anlatım akışı

1:45

Yine de aynı zamanda,

another tidal bulge forms on the planet's opposite side.

1:46

gezegenin diğer tarafında da başka bir gelgit şişkinliği oluşur.

Anlatım akışı

Yet at the same time: karşıtlık ve bir arada bulunma

Bu cümlede Yet, sonraki gerçeğin ilk gerçeğin oluşturduğu beklentiye ters düştüğünü gösterir. at the same time ise iki gerçeğin birlikte doğru olduğunu belirtir. Yet at the same time bir bütün olarak, ilk gerçeği geçersiz kılmadan şaşırtıcı veya ona ters gibi görünen ikinci bir gerçeği tanıtır. Aynı durumun birbiriyle karşıt iki yönünü düzenler.

Alıştırma

En uygun bağlayıcıyı seçin: The project is difficult. ___, it is fun to work on.

  1. As a result
  2. Yet at the same time
  3. For example
Cevabı göster

Yet at the same time

This might seem like gravity-defying behavior, Notlar

1:50

Bu, yerçekimine meydan okuyan bir davranış gibi görünebilir,

Dilbilgisi

might seem like ...: ihtiyatlı bir görünüş belirtmek

might seem like + isim öbeği, eldeki kanıtlara göre bir şeyin “… gibi görünebileceğini” belirtir. might yargıyı ihtiyatlı hâle getirirken seem like bunun doğrulanmış bir gerçek değil, yalnızca bir görünüş olduğunu gösterir. Konuşanlar ve yazarlar bu kalıbı genellikle ilk izlenimi düzeltmeden önce kullanır: Bir şeyin nasıl görünebileceğini kabul eder, ardından gerçekte ne olduğunu açıklarlar. Burada gravity-defying behavior olası bir yorum olarak sunulur; yer çekiminin gerçekten ihlal edildiği iddia edilmez.

Alıştırma

Cümleyi “… gibi görünebilir” anlamındaki üç sözcüklü kalıpla tamamlayın: At first, the new schedule ____ a problem, but it gives everyone more rest.

Cevabı göster

might seem like

Kelime

gravity-defying behavior: kısa çizgili birleşik niteleyici

gravity-defying, gravity + defying öğelerinden oluşan ve kısa çizgiyle yazılan birleşik bir sıfattır. İki sözcük birlikte behavior sözcüğünü niteler ve “yer çekiminin normal etkisine direniyor veya bunu ihlal ediyor gibi görünen” anlamına gelir. Buradaki defying kasıt değil, görünüş bildirir: behavior bilinçli şekilde yer çekimine meydan okumaz. Kısa X-defying kalıbı, “X’e meydan okuyor gibi görünen bir şeyi” isimden önce kullanılan bir niteleyiciye dönüştürür.

Alıştırma

Cümleyi “yer çekimine direniyor gibi görünen” anlamındaki kısa çizgili birleşik sıfatla tamamlayın: The dancer ended the show with a ____ leap.

Cevabı göster

gravity-defying

but that's because we often think of the moon Notlar

1:54

ancak bunun nedeni, genellikle ayın

as orbiting the Earth.

1:56

Dünya'nın yörüngesinde döndüğünü düşünmemizdir.

Anlatım akışı

That's because: önceki ifadenin nedenini sunmak

That's because, hemen önce söylenen bir ifadeye veya duruma gönderme yapar ve onun nedenini sunar. That önceki fikri gösterir; because sonrasındaki yan cümle ise nedeni açıklar. Bilgiyi önce sonuç veya gözlem, ardından açıklama gelecek şekilde düzenler. Burada Ay'ın hareketini genellikle nasıl düşündüğümüzün, önceki şaşırtıcı görünen fikri açıkladığını gösterir; yeni bir konu başlatmaz.

Alıştırma

Hangi seçenek gözlemlenen bir sonucu açıklamak için That's because ifadesini doğru kullanır?

  1. It rained last night. That's why the sidewalk is wet.
  2. It rained last night. That's because the sidewalk is wet.
  3. The sidewalk is wet. That's because it rained last night.
Cevabı göster

The sidewalk is wet. That's because it rained last night.

Dilbilgisi

think of X as Y: X'i belirli bir rol veya durumda görmek

Think of X as Y, X'i Y'nin anlattığı rol, durum veya biçim içinde anlamak, hayal etmek ya da sınıflandırmak demektir. Burada X the moon, Y ise orbiting the Earth ifadesidir; -ing yapısı insanların Ay için hayal ettiği hareketi anlatır. Bu kalıp her gerçeğin eksiksiz bir anlatımını değil, bir düşünme biçimini sunar. as sonrasındaki Y, X'i doğal biçimde açıklayan bir isim grubu, sıfat veya -ing yapısı olabilir.

Alıştırma

think of X as Y kalıbındaki eksik sözcüklerle cümleyi tamamlayın: Many people ____ the library as a quiet place to work.

Cevabı göster

think of

When in reality, Anlatım akışı

1:58

Oysa gerçekte,

the Earth and moon orbit each other Dilbilgisi

1:59

Dünya ve ay birbirlerinin yörüngesinde dönerler

Anlatım akışı

When in reality: önceki bir izlenimi düzeltmek

When in reality, daha önce belirtilen bir inanç, iddia veya görünüşten sonra gerçek durumu sunar. Buradaki anlamı yaklaşık olarak ama gerçekte ifadesidir; when zamanı belirtmez. Bilgiyi bir karşıtlık olarak düzenler: X’e inanılır veya X doğru görünür, when in reality Y. Y bölümü X’i düzelttiği için bu ifade genellikle aynı cümlede veya hemen öncesinde kurulmuş bir karşıtlığa bağlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle when in reality ifadesini önceki bir izlenimi düzeltmek için kullanıyor?

  1. People assume the trail is easy, when in reality it is steep and rocky.
  2. People assume the trail is easy because it is steep and rocky.
  3. The trail is steep and rocky when hikers arrive at noon.
Cevabı göster

People assume the trail is easy, when in reality it is steep and rocky.

Dilbilgisi

orbit each other: karşılıklı bir yörünge ilişkisi

Orbit each other, adı geçen iki gök cisminin karşılıklı bir yörünge ilişkisine katıldığını belirtir. Each other bir karşılıklılık zamiridir: çoğul öznenin her bir üyesi, orbit fiili aracılığıyla diğeriyle ilişkilendirilir. Buradaki ifade, yalnızca Ay’ın hareket ettiği ve Dünya’nın tamamen sabit kaldığı bir durumu değil, Dünya ile Ay’ı iki cisimli bir sistem olarak sunar. Daha kesin olarak, ikisi de ortak kütle merkezlerinin çevresinde hareket eder. Yeniden kullanılabilen dil bilgisi yapısı çoğul özne + fiil + each other biçimindedir; örneğin The partners help each other.

Alıştırma

Hangi cümle iki yıldızın da karşılıklı bir yörünge ilişkisine katıldığını ifade eder?

  1. Each star orbits itself.
  2. One star orbits the other while the second star remains fixed.
  3. The two stars orbit each other around a common center.
Cevabı göster

The two stars orbit each other around a common center.

around a shared center of mass Kelime

2:02

gezegenin yüzeyinin yaklaşık 1.700 km altındaki

roughly 1,700 km below the planet's surface.

2:04

ortak bir kütle merkezi etrafında.

Kelime

shared center of mass: bir sistemin kütle denge noktası

Bu cümlede shared center of mass, bir sistemdeki cisimlerin kütleleri ve konumları tarafından belirlenen tek denge noktasıdır. İki cismin de bu ortak noktanın etrafında hareket ettiği söylenebilir. Shared, noktanın yalnızca bir cisme değil, bütün sisteme ait olduğunu gösterir. Bu, sıradan bir coğrafi merkez değil, fiziksel bir noktadır ve kütlesi daha büyük olan cismin içinde bile bulunabilir.

Alıştırma

Kütleleri farklı iki yıldız, kütleleri ve konumları tarafından belirlenen bir noktanın etrafında hareket ediyor. Bu noktayı en iyi hangi ifade adlandırır?

  1. their geometric center
  2. their shared center of mass
  3. the geographic center of the larger star
Cevabı göster

their shared center of mass

In this context,

2:10

Bu bağlamda,

the Earth is like a child holding onto a carousel. Notlar

2:11

Dünya atlıkarıncaya tutunan bir çocuk gibidir.

Anlatım akışı

like a child holding onto a carousel: like ile benzetme kurmak

Like ile başlayan ifade bir benzetme sunar. Dünya'nın hareketini, dönen bir atlıkarıncaya tutunan çocuk görüntüsüyle karşılaştırır; Dünya'nın gerçekten bir çocuk olduğunu söylemez. Benzetmeyi anlamak için ortak ilişkiyi belirleyin: çocuk tutunurken bir merkezin etrafında taşınır ve bu görüntü yörünge hareketini gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Çocuğun diğer özellikleri Dünya'ya aktarılmaz.

Alıştırma

Like a child holding onto a carousel ifadesi cümlede ne işe yarar?

  1. Atlıkarıncayı bir gezegen türü olarak tanımlar.
  2. Dünya'nın gerçekten bir çocuk olduğunu söyler.
  3. Tanıdık bir hareketi Dünya'nın hareketine benzetme olarak sunar.
Cevabı göster

Tanıdık bir hareketi Dünya'nın hareketine benzetme olarak sunar.

Öbek fiiller

holding onto: sıkıca tutunmaya devam etmek

holding onto a carousel ifadesinde hold onto + isim, bir şeyi kavrayıp bırakmak yerine tutmaya devam etmek demektir. Burada çocuk atlıkarıncaya fiziksel olarak bağlı kalır. holding onto a carousel şeklindeki -ing öbeği child sözcüğünü niteler. Onto, tutulan şeyi göstererek ifadeyi tamamlar; çıkarıldığında yapı hold + isim olur ve bu yapı tek başına tutmaya devam etme anlamını vurgulamaz.

Alıştırma

Cümleyi hold onto ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: During the bumpy ride, Maya stayed steady by ____ the handrail.

Cevabı göster

holding onto

And just like a rider's hair flies out behind them, Anlatım akışı

2:15

Ve tıpkı bir binicinin saçlarının arkaya uçuşması gibi,

Anlatım akışı

just like a rider's hair...: bir benzetme kurmak

Just like bir benzetme kurar. Binen kişinin saçlarının geriye doğru savrulması, dinleyiciyi suyun benzer biçimde dışarı doğru hareketini anlamaya hazırlayan tanıdık bir görüntüdür; like iki şeyin tamamen aynı olduğunu değil, anlamaya yarayan bir benzerliği gösterir. Virgül, bu karşılaştırmanın cümleyi bitirmek yerine devamındaki düşünceye zemin hazırladığını gösterir. Just like + yan cümle, ana cümle kalıbında önce tanıdık durum, ardından açıklanan ana fikir gelir. Baştaki And de bu karşılaştırmayı sürmekte olan açıklamaya bağlar.

Alıştırma

Bu cümlede just like yan cümlesinin işlevi nedir? Just like a flashlight helps you see in the dark, a clear example helps you understand a new idea.

  1. Sonraki düşüncenin daha kolay anlaşılması için önce tanıdık bir örnek sunar.
  2. İki şeyin tamamen aynı nesne olduğunu söyler.
  3. Ana düşünceyi desteklemeyen, ilgisiz bir bilgi verir.
Cevabı göster

Sonraki düşüncenin daha kolay anlaşılması için önce tanıdık bir örnek sunar.

Earth's water stretches away Öbek fiiller

2:18

Dünya'nın suyu dışarı doğru esner

to create that second tidal bulge.

2:20

ve bu ikinci gelgit şişkinliğini yaratır.

Öbek fiiller

stretches away: dışa doğru uzanmak

Bu cümlede stretches away, “olağan konumundan dışa doğru uzanır” anlamına gelir. Stretch, suyun daha uzun bir şekle çekilmesini anlatır; away ise bir merkezden ya da referans noktasından uzaklaşan yönü ekler. Su Dünya'dan ayrılmaz. İfade, suyun biçiminin dışa doğru çıkıntı yaparak ikinci gelgit kabarıklığını oluşturmasını anlatır.

Alıştırma

"The desert stretches away beyond the town" cümlesinde stretches away ne anlama gelir?

  1. tamamen ortadan kaybolur
  2. kasabaya doğru geri hareket eder
  3. kasabadan uzağa doğru uzanır
Cevabı göster

kasabadan uzağa doğru uzanır

Within that orbit,

2:24

Bu yörünge içinde,

the Earth rotates once a day.

2:25

Dünya günde bir kez kendi ekseni etrafında döner.

Moving points on its surface

2:28

Yüzeyindeki noktalar hareket ederek

in and out of these bulges. Kalıp ifadeler

2:30

bu şişkinliklerin içine girer ve çıkar.

Kalıp ifadeler

in and out of: bir yere girip çıkmak

In and out of + yer, iki zıt yönü birleştirir: bir yere girmek ve sonra oradan çıkmak. of'tan sonra gelen yer, eşleşmiş ifadenin tamamına aittir; dolayısıyla bunlar birbiriyle ilgisiz eylemler değil, tek bir hareket düzeninin parçalarıdır. Burada Dünya yüzeyindeki noktalar gelgit kabarıklığı bölgelerine girer ve hareket sürdükçe bu bölgelerden çıkar. Tekrarlanan bir bağlamda ifade, bu döngünün tekrar tekrar gerçekleştiğini doğal biçimde anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle bir kuşun tekrar tekrar ahıra girip sonra çıktığı anlamına gelir?

  1. The bird flew outside the barn all morning.
  2. The bird flew into the barn and stayed there all morning.
  3. The bird flew in and out of the barn all morning.
Cevabı göster

The bird flew in and out of the barn all morning.

This results in two daily high tides Notlar

2:33

Bu, alanlar her şişkinliğin içindeyken

Kalıp ifadeler

results in: bir nedeni sonucuna bağlamak

results in, neden olur veya ortaya çıkarır anlamına gelir. A results in B yapısında A neden ya da süreç, B ise sonuçtur. Burada This nedeni, two daily high tides ise sonucu belirtir. Fiil öznesiyle uyum gösterir: çoğul öznelerde result in, this gibi üçüncü tekil şahıs öznelerde results in kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi result in ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Too little sleep can ____ poor concentration.

Cevabı göster

result in

when areas are inside each bulge

2:36

günde iki kez yüksek gelgite

and two daily low tides

2:39

ve yerler aralarındayken

when places are between them.

2:41

günde iki kez düşük gelgite neden olur.

Kelime

two daily high tides ... two daily low tides: gelgit türü ve sıklığı

High tide, denizin bir gelgit döngüsünde en yüksek seviyeye ulaştığı zamandır; low tide ise en düşük seviyeye ulaştığı zamandır. Bu cümlede two daily high tides ve two daily low tides, sayılan iki gelgit türüdür. Burada daily ne sıklıkta olduklarını belirtir: her gün iki yüksek gelgit ve iki alçak gelgit olur. Tek bir gelgitin bütün gün sürdüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

two daily high tides and two daily low tides ifadesini hangi cümle doğru açıklar?

  1. Her yüksek ve alçak gelgit iki gün sürer.
  2. Bir yüksek gelgitin ardından iki gün boyunca alçak gelgit olur.
  3. Her gün iki yüksek gelgit ve iki alçak gelgit olur.
Cevabı göster

Her gün iki yüksek gelgit ve iki alçak gelgit olur.

But as Newton recognized,

2:44

Fakat Newton'ın fark ettiği gibi,

it's not just the moon's gravity Dilbilgisi

2:45

Dünya'yı çeken sadece

that pulls on Earth. Kalıp ifadeler

2:47

ayın kütleçekimi değildir.

Dilbilgisi

it's not just ... that ...: başka bir faktör eklemek

it's not just A that ... kalıbı, A'nın belirtilen rolü gerçekten taşıdığını ancak bu role sahip tek kişi, şey veya neden olmadığını anlatır. Bu cümlede Ay'ın kütle çekimi Dünya'yı gerçekten çeker; konuşmacı yalnızca bunun tek kuvvet olduğu düşüncesini reddeder. that sözcüğü A'nın ne yaptığını anlatan bölümü başlatır. not just ifadesi, dinleyenin en az bir unsur daha beklemesini sağlar; bu unsur genellikle also, too veya ardından gelen paralel bir ifadeyle eklenir.

Alıştırma

Hangi cümle egzersizin sağlığı etkilediğini ancak tek faktör olmadığını söylüyor?

  1. It is not just exercise that affects your health; sleep matters too.
  2. It is not exercise that affects your health; sleep does.
  3. Only exercise affects your health, not sleep.
Cevabı göster

It is not just exercise that affects your health; sleep matters too.

Kalıp ifadeler

pulls on: bir nesneye çekme kuvveti uygulamak

pulls on Earth ifadesinde pull on + nesne, “o nesneye çekme kuvveti uygulamak” anlamına gelir. Earth kuvveti alan nesnedir; on ise kuvvetin hedefini gösterir. Aynı kalıp doğrudan teması veya uzaktan etki eden bir kuvveti anlatabilir: bir ip kancayı çekebilir, kütle çekimi de bir gezegeni çekebilir. Buradaki on, “Dünya'nın üstünde” anlamına gelmez.

Alıştırma

"The cable pulls on the bridge," cümlesinde pulls on ne anlama gelir?

  1. Kablo köprünün üstünde bulunur.
  2. Kablo köprünün hareket etmesini engeller.
  3. Kablo köprüye çekme kuvveti uygular.
Cevabı göster

Kablo köprüye çekme kuvveti uygular.

Our sun tugs the tides too.

2:48

Güneşimiz de gelgitleri çeker.

In fact,

2:52

Aslında,

the sun is why tidal strength varies Dilbilgisi

2:53

güneş, gelgit gücünün

with the phases of the moon. Kelime

2:55

ayın evrelerine göre değişmesinin nedenidir.

Dilbilgisi

X is why Y happens: nedeni önce belirtme

X is why Y happens kalıbı, X'in Y'nin nedeni veya açıklaması olduğu anlamına gelir. Cümlede neden olan the sun önce gelir; tidal strength varies ise sonucu belirtir. why'dan sonra normal düz cümle sırası kullanılır: tidal strength varies; does tidal strength vary değil. Buradaki why, sonucu anlatan bir yan cümle başlatır; soru oluşturmaz.

Alıştırma

Cümleyi X is why Y kalıbıyla tamamlayın: The café's central location ____ it is always busy.

Cevabı göster

is why

Kelime

phases of the moon: Ay'ın evreleri

Phases of the moon, Dünya'dan bakıldığında Ay'ın Güneş tarafından aydınlatılan kısmının farklı görünen şekillerini anlatan standart bir astronomi ifadesidir. Yeni ay, ilk dördün, dolunay ve son dördün buna örnektir. Burada phase, tekrarlanan bir döngünün bir aşaması anlamına gelir. Bir ruh hâli veya birinin hayatındaki geçici bir dönem anlamına gelmez.

Alıştırma

Astronomide phases of the moon ne anlama gelir?

  1. Ay'ın yakınında bulunan farklı gezegenler
  2. Ay'ın Güneş tarafından aydınlatılan kısmının Dünya'dan görülen farklı şekilleri
  3. Ay'ın değişen ruh hâlleri
Cevabı göster

Ay'ın Güneş tarafından aydınlatılan kısmının Dünya'dan görülen farklı şekilleri

Lunar phases coincide with different gravitational lineups Notlar

2:57

Ay evreleri, ay, güneş ve Dünya'nın

of the moon, sun, and Earth.

3:01

farklı yerçekimsel dizilişleriyle aynı zamana denk gelir.

Kalıp ifadeler

coincide with: nedensellik değil, örtüşme

Burada coincide with, “eşleşmek” veya “karşılık gelmek” anlamındadır. Farklı Ay evreleri, Ay, Güneş ve Dünya'nın farklı dizilimleriyle eşleşir. Bu ifade “aynı zamanda gerçekleşmek” anlamına da gelebilir. Her iki kullanımda da tek başına “tesadüfen gerçekleşmek” anlamını taşımaz ve bir şeyin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Özgün cümlede coincide with ne ifade ediyor?

  1. Olaylar rastgele ve şaşırtıcı bir şekilde gerçekleşir.
  2. Tek bir dizilim bütün Ay evrelerini doğrudan oluşturur.
  3. Birbirlerine karşılık gelirler, ancak ifade tek başına nedensellik iddiasında bulunmaz.
Cevabı göster

Birbirlerine karşılık gelirler, ancak ifade tek başına nedensellik iddiasında bulunmaz.

Kelime

gravitational lineups: uzaydaki göreli dizilimler

Burada gravitational lineups, Ay, Güneş ve Dünya'nın birbirlerine göre dizilimlerini ifade eder. Gravitational, bu dizilimin kütle çekimi nedeniyle önemli olduğunu gösterir. Lineup başka bağlamlarda bir takım kadrosu veya insan sırası anlamına gelebilir. Bu bilimsel açıklamada ise üç gök cisminin birbirlerine göre nasıl konumlandığını anlatır.

Alıştırma

Bu bilimsel açıklamada gravitational lineups ne anlama geliyor?

  1. Bir uzay görevine atanan bilim insanlarının listesi
  2. Teleskop kullanmayı bekleyen insanların oluşturduğu sıra
  3. Kütle çekimleri birbirini etkileyen cisimlerin göreli dizilimi
Cevabı göster

Kütle çekimleri birbirini etkileyen cisimlerin göreli dizilimi

For example,

3:04

Örneğin,

high tides are highest Dilbilgisi

3:05

dolunay olduğunda

when the moon is full,

3:06

yüksek gelgitler en yüksek seviyededir,

creating extreme spring tides. Kelime

3:08

ve aşırı bahar (büyük) gelgitlerini yaratır.

Dilbilgisi

high tides are highest ... sıfat tekrarı ve üstünlük derecesi

high tides are highest ifadesinde high tides, bir gelgit türünü, yani yüksek gelgitleri adlandıran isim öbeğidir. İkinci high, en üstünlük derecesi olan highest biçimindedir ve belirtilen koşulda bu gelgit türünün en yüksek seviyesine ulaştığını anlatır. Bu yapı, bir sıfatla zaten tanımlanmış bir kategorinin belirli bir durumda en yüksek dereceye ulaştığını söylemek için kullanılabilir. İki ifade aynı kökten gelir; ancak ilk high isim öbeğinin parçasıdır, ikinci ifade ise dereceyi belirtir. Bunlar highest tide adlı yeni bir gelgit türü oluşturmaz.

Alıştırma

high tides are highest ile aynı yapıyı kullanan cümleyi seçin.

  1. July has high temperatures.
  2. The high temperatures are highest in July.
  3. The highest temperatures are high in July.
Cevabı göster

The high temperatures are highest in July.

Kelime

spring tides ... ilkbahar değil, teknik gelgit terimi

spring tides, gelgit aralığının özellikle büyük olduğu bir gelgit düzenini anlatan teknik bir terimdir: yüksek gelgitler daha yükseğe çıkar, alçak gelgitler daha alçağa iner. Bu olay, Ay'ın ve Güneş'in kütle çekiminin birbirini güçlendirdiği zamanlarda oluşur; mevsim olan ilkbaharla ilgili değildir. Buradaki spring, mevsim adı olan ilkbahar anlamına gelmez. Güçlü biçimde yükselen su fikriyle ilişkili tarihsel adın bir parçasıdır. Bu yüzden spring tides, yalnızca ilkbaharda görülen gelgitler değil, gelgit aralığı büyük olan bir durumdur.

Alıştırma

spring tides ifadesini doğru açıklayan cümle hangisidir?

  1. Spring tides always have the smallest tidal range.
  2. Spring tides can occur in any season.
  3. Spring tides occur only during spring.
Cevabı göster

Spring tides can occur in any season.

And low tides are lowest

3:11

Ve ay yarım ay olduğunda

when the moon is half full, Kelime

3:13

düşük gelgitler en düşük seviyededir,

Kelime

is half full: Ay'ın görünen yüzünün yarı aydınlık oluşunu anlatmak

is half full ifadesinde half, Ay'ın ne kadar full göründüğünü belirtir: yaklaşık yüzde 50. Dil bilgisi açısından half, full sıfatının derecesini belirten bir sözcüktür. Burada full, Dünya'dan görülen Ay diskinin aydınlık bölümünü anlatır. Ay, içinde bir şey bulunan bir kap değildir. Bu, görünüşü anlatan gündelik bir ifadedir; yarısı aydınlık görünen iki evrenin daha kesin adları first-quarter moon ve third-quarter moon ifadeleridir.

Alıştırma

Bu cümlede 'the Moon is half full' ne anlama gelir?

  1. Ay, gecenin yarısı boyunca tamamen dolunay olarak kalır.
  2. Ay'ın görünen diskinin yaklaşık yarısı aydınlık görünür.
  3. Ay, normal madde miktarının yalnızca yarısını içerir.
Cevabı göster

Ay'ın görünen diskinin yaklaşık yarısı aydınlık görünür.

making tiny neap tides. Kelime

3:15

minik neap (küçük) gelgitlerini oluşturur.

Kelime

neap tides: gelgit aralığı küçük olan gelgitler

Neap tides, gelgit aralığının nispeten küçük olduğu gelgitlerdir; yani yüksek gelgit ile alçak gelgit arasındaki su seviyesi farkı normalden daha azdır. tiny neap tides ifadesindeki tiny, tek tek dalgaların boyutunu değil bu aralığı anlatır. Neap tides genellikle Ay'ın ilk ve üçüncü dördün evreleri civarında, Güneş'in ve Ay'ın gelgit etkileri birbirini kısmen dengelediğinde oluşur. Neap gündelik İngilizcede yaygın değildir; bu nedenle neap tide ifadesini bütün bir bilim terimi olarak öğrenin.

Alıştırma

Neap tides ifadesini hangi cümle doğru açıklar?

  1. Yüksek gelgit ile alçak gelgit arasında nispeten küçük bir su seviyesi değişimi vardır.
  2. Bunlar ayın en yüksek gelgitleridir.
  3. Bunlar yalnızca nehirlerin yakınında bulunan küçük dalgalardır.
Cevabı göster

Yüksek gelgit ile alçak gelgit arasında nispeten küçük bir su seviyesi değişimi vardır.

Subtleties in the orbits of these celestial bodies Anlatım akışı

3:18

Bu gök cisimlerinin yörüngelerindeki incelikler,

introduce even more complexities and tidal varieties.

3:20

daha fazla karmaşıklık ve gelgit çeşitliliği ortaya çıkarır.

Anlatım akışı

Subtleties in ... introduce even more complexities: daha ince etkenler eklemek

Uzun isim grubu Subtleties in the orbits of these celestial bodies cümlenin öznesidir. Subtleties küçük ama anlamlı farklılıkları veya ayrıntıları ifade eder; introduce ise bu ayrıntıların ek karmaşıklık getirdiğini gösterir. Bu ayrıntıların hata olduğu anlamına gelmez. Bilgiyi düzenleme bakımından cümle, daha basit bir modelden gerçek dünyadaki daha ince etkenlere geçer. Bu düzen bilimsel açıklamalarda yaygındır: önce temel kural verilir, ardından ayrıntıların gerçek sonucu daha karmaşık hâle getirdiği gösterilir.

Alıştırma

Vurgulanan ifade bu bilimsel açıklamada hangi işlevi görüyor?

  1. Temel bir modelden karmaşıklığı artıran daha ince etkenlere geçer.
  2. Yörüngelerin konuyla ilgisiz bir görsel betimlemesini verir.
  3. Önceki açıklamanın tamamen yanlış olduğunu söyler.
Cevabı göster

Temel bir modelden karmaşıklığı artıran daha ince etkenlere geçer.

And the strength of all these tides

3:24

Ve tüm bu gelgitlerin gücü

depends on the local landscape. Kalıp ifadeler

3:27

yerel coğrafyaya bağlıdır.

Kalıp ifadeler

depends on the local landscape: sonucu neyin belirlediği

depends on bir sonucu, o sonucu kontrol eden veya değiştiren koşula bağlar. Dilbilgisel özne The strength olduğu için geniş zamanda tekil biçim olan depends kullanılır; on ise etkileyen unsuru getirir. Burada local landscape yalnızca güzel bir manzara değil; kıyı çizgileri, koylar, kanallar ve deniz tabanı derinliği gibi yerin fiziksel biçimi ve coğrafyasıdır. Cümle, gelgitlerin gücünün bu yerel özelliklere göre değiştiğini söyler.

Alıştırma

Cümleyi depend on ifadesinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: The cost of the trip ____ the season.

Cevabı göster

depends on

Flat enclosed lakes and seas

3:29

Düz ve kapalı göller ile denizler

generate the weakest tides,

3:32

en zayıf gelgitleri oluştururken,

while bays and narrow inlets Notlar

3:34

körfezler ve dar koylar

produce the strongest.

3:36

en güçlülerini üretir.

Dilbilgisi

while ... produce the strongest: while ile iki olgu arasında karşıtlık kurma

Bu cümlede while, 'oysa' veya 'buna karşılık' anlamındadır. Düz ve kapalı göller ile denizleri koylar ve dar su geçitleriyle karşılaştırarak bunların gelgitler üzerindeki farklı etkilerini gösterir. the strongest ifadesinden sonra tides sözcüğü anlaşılır: produce the strongest, produce the strongest tides demektir. Bu eksiltme, karşılaştırmadan zaten anlaşılan bir ismin tekrarlanmasını önler.

Alıştırma

Hangi cümlede while iki olguyu karşılaştırmak için kullanılmıştır?

  1. Some desert plants store water, while others survive through deep roots.
  2. Please wait here while I ask the teacher.
  3. While I was doing homework, the lights went out.
Cevabı göster

Some desert plants store water, while others survive through deep roots.

Kelime

narrow inlets: karanın içine uzanan dar su geçitleri

narrow inlets ad öbeği, daha büyük bir su kütlesinden karanın içine uzanan dar su kollarını veya geçitlerini ifade eder. Buradaki inlets, dar ve çevrelenmiş bir kıyı su yolunu anlatan coğrafi bir terimdir.

Alıştırma

Hangi cümlede inlet coğrafi anlamıyla kullanılmıştır?

  1. We met at the main entrance to the museum.
  2. The fishing boat moved slowly through a narrow inlet.
  3. The hikers followed a narrow trail through the forest.
Cevabı göster

The fishing boat moved slowly through a narrow inlet.

Well, at least the strongest tides Ton ve niyet

3:38

Peki, en azından Dünya'daki

on Earth.

3:40

en güçlü gelgitleri.

Ton ve niyet

Well, at least: bir iddianın kapsamını daraltmak

Well, at least, konuşanın bir iddiayı düzelttiğini gösterir. Burada genel anlamdaki the strongest tides ifadesi the strongest tides on Earth biçiminde sınırlandırılır; dolayısıyla bunların tüm evrendeki en güçlü gelgitler olduğu ileri sürülmez. Başka durumlarda well, at least, konuşanın doğru olduğundan emin olduğu kısmı koruyabilir. Ardından gelen sözlere dikkat et: bunlar genellikle bir sınır, koşul veya asgari düzey ekler.

Alıştırma

“This is our fastest route—well, at least when traffic is light,” cümlesinde well, at least neyi gösterir?

  1. Konuşan, rotanın her zaman en hızlı olduğunu söyler.
  2. Konuşan, asgari rota sayısını verir.
  3. Konuşan, iddiayı tek bir koşulla sınırlar.
Cevabı göster

Konuşan, iddiayı tek bir koşulla sınırlar.

There are even more dramatic tidal forces Anlatım akışı

3:41

Güneş sistemimizin diğer gök cisimlerinde

on our solar system's other celestial bodies.

3:43

çok daha dramatik gelgit kuvvetleri vardır.

Anlatım akışı

even more dramatic tidal forces: ek bir artışı belirtmek

Even more + sıfat, konuşmada zaten bulunan bir karşılaştırmayı sürdürür ve dereceyi yeniden yükseltir. Dünya'daki güçlü gelgitler karşılaştırma noktasıdır; even more dramatic tidal forces, konuyu diğer gök cisimlerindeki daha uç kuvvetlere taşır. Burada dramatic, çarpıcı veya etkisi büyük anlamındadır. Tiyatroyla ilgili bir şeyi değil, gelgit kuvvetlerinin gücünü ve ölçeğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi even, more ve parantez içindeki sıfatla tamamla: The first storm was powerful, but the second was ____. (powerful)

Cevabı göster

even more powerful

Millennia of Jupiter and Saturn's gravitational kneading Deyimler

3:47

Jüpiter ve Satürn'ün binlerce yıllık yerçekimsel yoğurması,

Deyimler

Bilimsel bir mecaz olarak gravitational kneading

“Gravitational kneading”, kütleçekiminin bir uydunun şeklini, ellerin hamuru yoğurmasına benzer biçimde, tekrar tekrar uzatıp sıkıştırarak değiştirmesini anlatan bilimsel bir mecazdır. Bu cümlede kneading, gerçekten elle yapılan bir eylem değildir. Bu benzetme, tekrarlanan esnemeyi gözde canlandırmayı ve bunun çok uzun süre boyunca nasıl ısı üretebildiğini anlamayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Burada gravitational kneading neyi anlatıyor?

  1. Kütleçekiminin bir uydunun şeklinin değişmesini durdurması.
  2. Kütleçekiminin bir uyduyu tekrar tekrar uzatıp sıkıştırması.
  3. Ellerin bir uydunun yüzeyine fiziksel olarak bastırması.
Cevabı göster

Kütleçekiminin bir uyduyu tekrar tekrar uzatıp sıkıştırması.

has generated enough heat Dilbilgisi

3:51

sırasıyla Enceladus ve Europa adlı uydularının

on their respective moons of Enceladus and Europa Kelime

3:52

buzlu kabuklarının altında okyanuslar yaratacak kadar

Kelime

respective moons: bire bir eşleşen uydular

“Their respective moons” ifadesindeki respective, daha önce anılan gök cisimleriyle bunlara ait uydular arasında bire bir eşleşme kurar. Her gök cisminin kendisine karşılık gelen ayrı bir uydusu vardır; uydular tek bir ortak nesne olarak sunulmaz. İki veya daha fazla kişi ya da şey, iki veya daha fazla ayrı ögeyle eşleştiğinde respective çoğul isimden önce kullanılır. Eşleşme genellikle bağlamın belirlediği sıraya göre anlaşılır. Böylece her eşleşmeyi tek tek tekrar etmek gerekmez.

Alıştırma

“The two players returned to their respective seats” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Oyuncular koltuklara saygı gösterdi.
  2. İki oyuncu da ortak kullandıkları tek bir koltuğa döndü.
  3. Her oyuncu kendisine ayrılan koltuğa döndü.
Cevabı göster

Her oyuncu kendisine ayrılan koltuğa döndü.

to create oceans beneath their icy crusts. Kelime

3:56

ısı üretmiştir.

Dilbilgisi

enough heat ... to create: enough + isim + to mastarı

enough + isim + to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir eylemi veya sonucu mümkün kılacak miktarda bir şey bulunduğunu belirtir. Burada enough heat ... to create oceans, ısı miktarının okyanuslar oluşturmaya yeterli olduğu anlamına gelir. on their respective moons of Enceladus and Europa yer ifadesi enough heat ile to create arasına girer; ancak vurgulanan bu iki bölüm yine de tek bir sonuç yapısı oluşturur. to mastarı, yeterli ısının mümkün kıldığı sonucu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi enough ve energy ismiyle tamamlayın: The battery stored ____ to power the radio all night.

Cevabı göster

enough energy

Kelime

oceans beneath their icy crusts: buzlu dış katmanın altında

“Oceans beneath their icy crusts” ifadesinde beneath, okyanusları gök cisimlerinin buzlu dış katmanlarının altına yerleştirir ve bu katmanların okyanusları örttüğünü belirtir. Under sözcüğünden biraz daha resmîdir ve bilimsel bir anlatıma uygundur. Burada crust, yalnızca ekmeğin sert dış kısmını değil, bir gezegenin veya uydunun katı dış katmanını ifade eder. Bu ifade, bir yüzeyin veya örtü katmanının altında gizlenmiş bir şeyi anlatır.

Alıştırma

“An ocean lies beneath the moon’s icy crust” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Okyanus, ekmeğin sert dış kısmından oluşur.
  2. Okyanus, uydunun buzlu dış katmanının üstündedir.
  3. Okyanus, uydunun buzdan oluşan dış katmanının altındadır.
Cevabı göster

Okyanus, uydunun buzdan oluşan dış katmanının altındadır.

Jupiter's moon Io

4:00

Jüpiter'in uydusu Io,

endures the strongest tidal forces Kelime

4:01

güneş sistemindeki

in the solar system,

4:03

en güçlü gelgit kuvvetlerine dayanır,

fueling intense volcanic activity. Kalıp ifadeler

4:05

ve bu, yoğun volkanik aktiviteyi tetikler.

Kelime

endures the strongest tidal forces: sert ve sürekli bir etkiye dayanmak

Burada endures the strongest tidal forces, Io'nun son derece güçlü gelgit kuvvetlerine sürekli maruz kaldığı ve bunların sert etkilerine dayandığı anlamına gelir. Endure, durumu nötr bir olay olarak değil, ağır veya zorlu bir koşul olarak sunar. Endure fiilinin öznesi insan olmak zorunda değildir. Bir uydu, bina, malzeme veya makine de zaman içinde kendisine etki eden kuvvetlere ya da koşullara endure edebilir.

Alıştırma

Sert ve sürekli bir koşulu vurgulamak için endure fiilini en doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. The research station must endure toward the supply ship.
  2. The research station must endure months of freezing winds.
  3. The research station must endure a brief welcome ceremony.
Cevabı göster

The research station must endure months of freezing winds.

Kalıp ifadeler

fueling intense volcanic activity: mecaz anlamlı fuel ve sonuç bildiren -ing yan cümlesi

Fuel normalde enerji sağlar, ancak fueling burada mecaz anlamlıdır: gelgit kuvvetleri volkanik faaliyetleri harekete geçirir, sürdürür veya artırır. Gerçek anlamda yakıt eklenmemektedir. -ing yan cümlesi, önceki ifadenin sonucunu ekler. Güçlü gelgit kuvvetlerinin neye yol açtığını gösterir; bu nedenle “ve bu, yoğun volkanik faaliyetleri körükler” şeklinde anlaşılabilir.

Alıştırma

Örnekte fueling ne anlama geliyor?

  1. Volkanik faaliyeti harekete geçiriyor ve yoğunlaştırıyor.
  2. Volkanın içine benzin döküyor.
  3. Volkanik faaliyeti engelliyor.
Cevabı göster

Volkanik faaliyeti harekete geçiriyor ve yoğunlaştırıyor.

And in other planetary systems,

4:08

Ve diğer gezegen sistemlerinde,

some planets orbit so close to their stars Dilbilgisi

4:10

bazı gezegenler yıldızlarına o kadar yakın yörüngede dönerler ki,

that extreme tidal forces

4:12

aşırı gelgit kuvvetleri

lock them in place. Kalıp ifadeler

4:14

onları yerlerine kilitler.

Dilbilgisi

so close to their stars that: sonuca yol açan derece

So + sıfat/zarf + that + yan cümle yapısı, bir derecenin sonuç doğuracak kadar yüksek olduğunu gösterir. Burada so, close sözcüğünü niteler; that ise yıldızlara aşırı yakın olmanın sonucunu başlatır. That ile başlayan yan cümle stars sözcüğünü tanımlamaz. Yapıyı “bu kadar yakın ve bunun sonucunda...” şeklinde okuyun; that sonrasında bu derecenin yol açtığı olayı arayın.

Alıştırma

Cümleyi so ... that sonuç yapısıyla tamamlayın: The bag was ____ heavy ____ I had to put it down.

Cevabı göster

so · that

Kalıp ifadeler

lock them in place: bir şeyi sabit durumda tutmak

Lock + nesne + in place, nesnenin serbestçe kaymaması için tek bir konumda, hizada veya durumda sağlam biçimde kalmasını sağlamak demektir. Burada them gezegenleri belirtir; gelgit kuvvetleri gezegenlerin yıldızlarına göre yönelimini sabit tutar. Bu ifade kapı kilidi kullanmayı anlatmaz ve gezegenlerin yörüngede dönmeyi bıraktığı anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir “bir şeyi sabit durumda tutmak”tır.

Alıştırma

Cümleyi lock ... in place ve it zamirini kullanarak tamamlayın: Slide the clip over the cover to ____.

Cevabı göster

lock it in place

This tidal locking Kelime

4:16

Bu kütleçekimsel kilitlenme,

can leave the sun-facing hemisphere boiling, Notlar

4:18

güneşe bakan yarımkürenin kaynamasına neden olurken,

Dilbilgisi

leave the sun-facing hemisphere boiling: leave + nesne + tümleç

Burada leave “ayrılmak” anlamına gelmez. “Bir şeyin belirli bir durumda kalmasına neden olmak veya o durumda kalmasına izin vermek” anlamındadır. Yapı leave + nesne + tümleç şeklindedir: the sun-facing hemisphere nesnedir; boiling ise oluşan durumu anlatan tümleçtir. -ing biçimindeki bir tümleç, neden etkisini gösterdikten sonra devam eden bir eylemi veya durumu sıkça anlatır. left the engine running ve left us waiting buna örnektir. Buradaki boiling, yarım kürenin aşırı sıcaklığının devam ettiğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi doğru leave + nesne + -ing yapısıyla tamamlayın. leave sözcüğünün geçmiş zamanını, nesne olarak everyone sözcüğünü ve wait sözcüğünün -ing biçimini kullanın: The long delay ____ outside.

Cevabı göster

left everyone waiting

Kelime

sun-facing hemisphere: -facing ile yön belirten niteleyici kurmak

sun-facing hemisphere ifadesinde sun-facing, “Güneş'e dönük” anlamına gelen birleşik bir sıfattır. Hemisphere sözcüğünü tek bir birim olarak niteler; isimden önceki kısa çizgi, sun ve facing parçalarının birlikte çalıştığını açıkça gösterir. Hemisphere yalnızca Dünya'nın yarısı değil, bir kürenin yarısıdır. İfadenin bütünü, yaklaşık küresel bir cismin Güneş'e bakan yarısını anlatır. Yeniden kullanılabilen “isim + -facing” kalıbı yön bilgisini south-facing window örneğindeki gibi kısa bir niteleyicide toplar.

Alıştırma

Ocean ismi ile -facing parçasını kısa çizgiyle birleştirerek cümleyi tamamlayın: They rented an ____ apartment for the view.

Cevabı göster

ocean-facing

while the other freezes Anlatım akışı

4:21

diğerini sonsuz bir gece içinde

Anlatım akışı

while the other freezes: zıt sonuçları düzenlemek

Burada while iki yan tümceyi bağlayarak karşıtlık kurar: bir yarım küre kavurucu derecede sıcakken diğeri donar. Temel anlamı zaman belirten “-dığı sırada” değil, “oysa” ya da “ama aynı zamanda”dır. The other, the other hemisphere anlamına gelir ve bağlamdan zaten anlaşılan ismi dışarıda bırakır. Yeniden kullanılabilen one ..., while the other ... kalıbı, ismi tekrarlamadan paralel ama zıt sonuçları yan yana getirir.

Alıştırma

While burada hangi ilişkiyi ifade ediyor? One battery stays cool, while the other overheats.

  1. İlk sonucun ikinciye neden olduğunu gösterir.
  2. İki farklı sonucu karşılaştırarak karşıtlık kurar.
  3. İkinci sonucun ancak ilki bittikten sonra başladığını söyler.
Cevabı göster

İki farklı sonucu karşılaştırarak karşıtlık kurar.

in eternal night. Deyimler

4:22

dondurabilir.

Kelime

tidal locking: eşzamanlı dönüş ve yörünge

Tidal locking, yani gelgit kilitlenmesi, bir gök cisminin kendi ekseni etrafındaki dönüş süresinin başka bir cismin etrafındaki yörünge süresiyle eşleştiği astronomik durumdur. Bunun sonucunda aynı yüz, yörüngesinde dolanılan cisme sürekli dönük kalır. Burada bu durum, bir yarım kürenin neden sürekli Güneş'e baktığını, diğerinin ise Güneş'ten uzağa dönük kaldığını açıklar. Locking doğal olarak eşzamanlanmış bir hareketi anlatır; mekanik bir kilit değildir ve cismin kendi ekseni etrafında dönmeyi bıraktığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede tidal locking ne anlama geliyor?

  1. Birisi nesneyi fiziksel bir kilitle tek konumda sabitler.
  2. Nesnenin aynı yarım küresi, yörüngesinde dolandığı gök cismine dönük kalır.
  3. Nesne hem kendi ekseni etrafında dönmeyi hem de yörüngede dolanmayı tamamen durdurur.
Cevabı göster

Nesnenin aynı yarım küresi, yörüngesinde dolandığı gök cismine dönük kalır.

Deyimler

in eternal night: sonu yokmuş gibi görünen karanlık

In eternal night, “sonu yokmuş gibi görünen bir karanlığın içinde” anlamına gelir. Burada eternal, karanlığın son derece uzun sürmesini vurgular ve canlı, edebî bir görüntü oluşturur; karanlığın gerçek anlamda sonsuz olduğunu belirtmek zorunda değildir. Bu ifade bilimsel bir açıklamada veya hikâyede aşırı bir durumu betimleyebilir. Otomatik olarak dinî bir gönderme şeklinde değil, bir şeyin çok uzun süre karanlıkta kaldığını anlatan çarpıcı bir ifade olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Burada in eternal night büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Özellikle dinî bir törende
  2. Sıradan bir gece boyunca
  3. Son derece uzun süre devam eden bir karanlığın içinde
Cevabı göster

Son derece uzun süre devam eden bir karanlığın içinde

You won't find a half-melting tidally locked planet

4:24

Yarı erimiş kütleçekim kilidi olan bir gezegeni

in our solar system.

4:27

bizim güneş sistemimizde bulamazsınız.

But given enough time, Dilbilgisi

4:29

Ancak yeterli zaman verilirse,

tidal forces

4:31

gelgit kuvvetleri

would lock the Earth to the moon. Dilbilgisi

4:31

Dünya'yı aya kilitleyecektir.

Dilbilgisi

given enough time: koşul belirtmek

Given enough time, “yeterli zaman varsa” anlamına gelir. Bu cümlede gelgit kuvvetleriyle ilgili öngörünün gerçekleşeceği koşulu belirtir. Burada given, koşul bildiren edat benzeri bir işaretleyici olarak çalışır ve ardından enough time isim öbeği gelir. Birinin başka birine etkin biçimde zaman verdiği bir eylemi anlatmaz. Başka durumlara aktarılabilen yapı given + isim öbeğidir ve “o koşul veya kaynak mevcutsa” anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “yeterli zaman varsa” anlamındaki vurgulanan koşul ifadesiyle tamamlayın: ____, the paint will dry completely.

Cevabı göster

Given enough time

Dilbilgisi

would lock the Earth to the moon: koşula bağlı bir sonuç

Burada would + yalın fiil lock, kilitlenmeyi varsayılan bir koşulun sonucu olarak sunar. Bu kalıp, bilimsel bir açıklamada bir modelin veya senaryonun koşulları gerçekleşirse ne olacağını anlatmak için sık kullanılır. Would, iddiayı koşula bağlı tutar; yakın ve kesin bir gelecek olayını bildirmez. Lock the Earth to the moon öngörülen etkiyi adlandırır: Dünya'nın dönüş süresi sonunda Ay'ın yörünge süresiyle eşleşir ve Dünya'nın aynı yüzü Ay'a dönük kalır.

Alıştırma

Varsayımsal bir bilimsel koşulun sonucunu would + fiilin yalın hâli ile veren cümle hangisidir?

  1. If the ocean became much warmer, some species would move toward cooler water.
  2. Some species will move toward cooler water next summer.
  3. Some species could move toward cooler water because they are able to swim.
Cevabı göster

If the ocean became much warmer, some species would move toward cooler water.

As Earth's oceans churn Kelime

4:34

Dünya'nın okyanusları aya

Kelime

oceans churn: şiddetli ve çalkantılı hareket

Burada oceans churn, okyanusların kendisinin şiddetle hareket ettiğini anlatır: su tekrar tekrar dönüp birbirine karışarak çalkantılı akıntılar oluşturur. Churn burada nesne almadan geçişsiz kullanılır ve yalnızca okyanusların hareket ettiğini söylemekten daha canlı ve ayrıntılıdır. Churn, bir kişinin veya makinenin kremayı ya da başka bir sıvıyı karıştırmasını da anlatabilir. Ancak oceans churn ifadesinde suyu doğal kuvvetler çalkalar; bu, bir makinenin gerçekten tereyağı yaptığı bir sahne değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede churn, bir sıvının şiddetli ve çalkantılı hareketini anlatır?

  1. The glass stood empty on the table.
  2. During the storm, the waves churned around the rocks.
  3. The river moved quietly under the bridge.
Cevabı göster

During the storm, the waves churned around the rocks.

to keep pace with the moon, Kalıp ifadeler

4:36

ayak uydurmak için çalkalanırken,

Kalıp ifadeler

keep pace with: hıza veya ilerlemeye ayak uydurmak

Keep pace with, bir kişi veya şeyle aynı hızda, ritimde ya da ilerleme düzeyinde devam etmek demektir. Burada Ay'ın hareket hızına ayak uydurmak anlamındadır. Bu ifadede pace, fiziksel bir adım değil, hız veya ritim anlamına gelir. Kalıp keep pace with + kişi ya da şey şeklindedir; teknoloji, talep veya yoğun bir program gibi soyut değişimler için de kullanılabilir.

Alıştırma

'Değişim hızına ayak uydurmak' anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Small businesses need to ____ rapid technological change.

Cevabı göster

keep pace with

the water creates friction Kelime

4:38

su, gezegenimizin dönüşünü yavaşlatan

that slows our planet's rotation.

4:40

bir sürtünme yaratır.

Kelime

creates friction that slows our planet's rotation: sürtünmeyi etkisine bağlamak

Burada friction, yüzeyler veya maddeler birbirine karşı hareket ettiğinde oluşan fiziksel direnç, yani sürtünme anlamındadır. Harekete karşı koyduğu için dönüş hızını azaltabilir; burada insanlar arasındaki gerginlik anlamına gelmez. that slows our planet's rotation ilgi cümleciği friction sözcüğünü niteler ve etkisini belirtir. Cümle bir neden-sonuç zinciri kurar: su sürtünme oluşturur ve bu sürtünme gezegenin daha yavaş dönmesine neden olur.

Alıştırma

'creates friction that slows our planet's rotation' ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Su direnci ortadan kaldırır, böylece gezegen daha hızlı dönmeye başlar.
  2. Su insanların anlaşmazlığa düşmesine neden olur ve bu anlaşmazlık gezegenin yolunu değiştirir.
  3. Su fiziksel direnç oluşturur ve bu direnç gezegenin daha yavaş dönmesine neden olur.
Cevabı göster

Su fiziksel direnç oluşturur ve bu direnç gezegenin daha yavaş dönmesine neden olur.

And after roughly 50 billion years,

4:43

Ve yaklaşık 50 milyar yıl sonra,

this process will have slowed Earth down enough Dilbilgisi

4:45

bu süreç Dünya'yı aya

for it to become tidally locked Kelime

4:48

kütleçekimsel olarak kilitlenecek kadar

to the moon.

4:50

yavaşlatmış olacaktır.

Dilbilgisi

will have slowed Earth down enough for it to become: gelecek tamamlanmış zaman ve sonuç yapısı

Will have slowed, İngilizcede future perfect yapısıdır. Gelecekteki belirli ya da ima edilen bir zamandan geriye bakarak, yavaşlama değişikliğinin o zamana kadar tamamlanmış olacağını gösterir. Yalnızca gelecekte yavaşlama olacağını tahmin etmez. Slow Earth down enough for it to become... yapısı fiil + nesne + enough for + isim veya zamir + to-infinitive biçimindedir. Earth, slow fiilinin nesnesidir; it yine Earth'ü belirtir. Yavaşlama derecesi, sonraki durumun oluşması için yeterlidir.

Alıştırma

Gelecekteki bir zamana kadar bir sonucun zaten mümkün hâle gelmiş olacağını göstermek için future perfect ile enough for ... to ... yapısını kullanan cümleyi seçin.

  1. The new supports strengthen the bridge enough for heavy trains to cross it every day.
  2. By 2050, the new supports will strengthen the bridge enough for heavy trains to cross it.
  3. By 2050, the new supports will have strengthened the bridge enough for heavy trains to cross it.
Cevabı göster

By 2050, the new supports will have strengthened the bridge enough for heavy trains to cross it.

Kelime

tidally locked to the moon: Ay'a gelgit kilitlenmesi durumu

Become tidally locked to the moon, bir gökcisminin Ay'la gelgit kilitlenmesi durumuna girmesi demektir. Tidally locked, become fiilinden sonra gelen ve durumu anlatan sıfat işlevli bir yapıdır. Gelgit kilitlenmesinde cismin dönme ve yörünge süreleri eşleşir; böylece aynı yüzü sürekli diğer gökcismini görür. Bu ifadede to the moon, kilitlenme ilişkisinin diğer gökcismini belirtir; Ay'a doğru hareket yönü bildirmez. Gelgit kilitlenmesi, gökcisminin dönmeyi bırakması anlamına da gelmez.

Alıştırma

Bir gökcisminin durumunu anlatan sabit ifadeyi tamamlayın: The exoplanet has become tidally ____ to its star.

Cevabı göster

locked

But before you start to sweat, Deyimler

4:52

Ancak terlemeye başlamadan önce,

Deyimler

before you start to sweat: endişeyi önceden tahmin edip rahatlatmak

Burada before you start to sweat, “fazla endişelenmeye başlamadan önce” anlamına gelir. Sweat, kaygının fiziksel bir belirtisini abartılı biçimde anlatır; dinleyicinin gerçekten terlediği iddia edilmez. But ile birlikte kullanıldığında ifade, endişeli bir tepkiyi önceden tahmin eder ve ardından rahatlatıcı bilgiye geçer. Konuşmacı, dinleyiciyi sakinleştirecek bilgiyi vermeden önce hafif ve esprili bir duraklama yaratır.

Alıştırma

“Before you start to sweat, I should mention that the quiz is open-book,” cümlesinde başlangıçtaki ifade ne yapar?

  1. Sıcaklık hakkında gerçek anlamda bir uyarı verir.
  2. Endişeyi esprili biçimde önceden tahmin eder ve rahatlatıcı bir haber sunar.
  3. Dinleyiciye egzersize başlamasını söyler.
Cevabı göster

Endişeyi esprili biçimde önceden tahmin eder ve rahatlatıcı bir haber sunar.

you can take solace in the knowledge Kalıp ifadeler

4:53

güneşin çoktan ölmüş

Kalıp ifadeler

take solace in the knowledge: bilinen bir gerçekten teselli bulmak

Take solace in, “bir şeyde teselli bulmak” anlamına gelir. Solace soyut bir rahatlama duygusudur; bu nedenle take burada bir şeyi fiziksel olarak almak anlamına gelmez. take solace in the knowledge that + yan cümle yapısında yan cümle, teselli veren gerçeği belirtir. Burada knowledge, öğrenilmiş bir ders veya beceri değil, söz konusu gerçeğin bilincinde olma anlamındadır.

Alıştırma

“Bilinen bir gerçekte teselli bulmak” anlamındaki kalıp ifadeyi tamamlayın: You can take ____ in the knowledge that help is on the way.

Cevabı göster

solace

that the sun will have already died

4:55

ve milyarlarca yıl önce

and taken Earth with it Deyimler

4:57

Dünya'yı da beraberinde götürmüş olacağı

Deyimler

taken Earth with it: take X with it ile beraberinde yok etme

taken Earth with it ifadesindeki take X with it, it’in işaret ettiği şeyin ya da olayın X’i de aynı yıkıcı sonuca uğratması demektir. Burada, ölmekte olan Güneş yok olduğunda ya da yok edildiğinde Dünya’nın da onunla birlikte yok olması anlatılır; Dünya’yı fiziksel olarak başka bir yere taşımaktan söz edilmez. Yapı take + etkilenen nesne + with it şeklindedir. Bir felaketin, arızanın veya ortadan kaybolmanın başka bir kişiyi ya da şeyi de beraberinde götürmesini anlatır.

Alıştırma

Zarar veren bir olayın X’i de yok ettiğini veya sürükleyip götürdüğünü anlatmak için take X with it kullanan cümle hangisidir?

  1. The flood left several parked cars beside the bridge.
  2. The driver took the keys with him to the bridge.
  3. The flood destroyed the bridge and took several parked cars with it.
Cevabı göster

The flood destroyed the bridge and took several parked cars with it.

billions of years earlier.

4:59

bilgisiyle teselli bulabilirsiniz.

If you love learning,

5:04

Eğer öğrenmeyi seviyorsanız,

subscribe to our channel.

5:05

kanalımıza abone olun.

Every week we publish new videos

5:07

Her hafta,

on everything from the history of the world

5:09

kedilerin gözünden dünya tarihinden

according to cats

5:10

nasıl daha iyi bir dinleyici olunacağına kadar

to how to be a better listener.

5:12

her şey hakkında yeni videolar yayınlıyoruz.

Stay tuned

5:14

Takipte kalın

and stay curious.

5:15

ve meraklı kalın.