Yamyam Adası: Gerçek Battle Royale: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.323 kelime 190 kel/dk

Video özeti: 1933'te binlerce sürgün, Nazino Adası'nda neredeyse hiç erzak olmadan bırakıldı; şiddet ve yamyamlık başladı, Velichko'nun soruşturması ise kanıtları korudu. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Dilbilgisi ve cümle kalıpları: “Not only were they only given” / “but they weren't even given” baştaki Not only sonrası devrik yapıyı ve but sonrası artan yoksunluğu gösterir. 2. Deyimler ve mecazlar: “fought tooth and nail” diş ve tırnakla gerçekten dövüşmek değil, tüm gücüyle mücadele etmek demektir. 3. Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: “the gulags.” Sovyet zorunlu çalışma kampı sistemini adlandırır; mahkûm, sorgu ve devlet baskısı bağlamını açıklar.

Bu derste

Possibly the most gruesome of human taboos,

0:00

Muhtemelen insan tabularının en korkuncu olan,

the act of cannibalism has never been socially acceptable in most places.

0:03

yamyamlık eylemi çoğu yerde hiçbir zaman sosyal olarak kabul edilebilir olmamıştır.

That's not to say humans haven't eaten each other at times. Anlatım akışı

0:07

Bu, insanların bazen birbirlerini yemedikleri anlamına gelmez.

Anlatım akışı

That's not to say: aşırı geniş bir çıkarımı reddetmek

That's not to say, dinleyicinin önceki ifadeden çıkarabileceği bir sonucu düzeltir. Burada yamyamlığın genel olarak toplum tarafından kabul edilmemiş olması, insanların bunu hiçbir zaman yapmadığı anlamına gelmemelidir. Ardından, reddedilen daha güçlü sonucu belirten bir yan cümle gelir: That's not to say + yan cümle. Konuşmacı önceki genellemeyi korurken istisnalara veya sınırlamalara yer açar.

Alıştırma

Genel iddiayı korurken bir istisnaya izin vermek için That's not to say kullanan devam cümlesi hangisidir?

  1. Remote work can improve flexibility. That's not to say it suits every employee.
  2. Remote work can improve flexibility. That is to say, it gives some employees more control over where they work.
  3. Remote work can improve flexibility. Therefore, it must suit every employee.
Cevabı göster

Remote work can improve flexibility. That's not to say it suits every employee.

Archaic humans such as Neanderthals were said to feast on each other as well as other animals. Notlar

0:10

Neandertaller gibi arkaik insanların diğer hayvanların yanı sıra birbirleriyle ziyafet çektikleri söylenirdi.

Dilbilgisi

were said to: edilgen aktarım yapısı

were said to, özne + be said + to mastarı biçimindeki edilgen aktarım kalıbının geçmiş zaman çoğul şeklidir. Burada bazı raporların veya kişilerin arkaik insanların başkalarını yediğini ileri sürdüğü, ancak anlatıcının bu iddianın doğruluğunu bizzat garanti etmediği anlamına gelir. Özne bir talimat almamaktadır. Aktarılan içeriğin kendisi to mastarına taşınır; bunun etken eş değeri People said that archaic humans feasted on others cümlesidir.

Alıştırma

Cümleyi çoğul özneye uygun, say fiilinin geçmiş zaman edilgen aktarım biçimiyle tamamlayın: The two manuscripts ____ date from the fourteenth century.

Cevabı göster

were said to

Kalıp ifadeler

Feast on: bol bol ve büyük bir iştahla yemek

Bu cümlede feast on, “bir şeyi çok miktarda ve çoğu zaman büyük bir iştahla yemek” anlamına gelir. Yeme eylemini bol veya açgözlü gösterdiği için nötr eat fiilinden daha güçlü ve canlıdır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp feast on + yiyecek veya avdır. Burada each other, aynı türden diğer arkaik insanları belirtir; dolayısıyla ifade, hayvanların yanı sıra kendi türlerinden kişileri de tükettiklerini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi feast on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the orchard, the hungry birds ____ the ripe cherries in great quantities.

Cevabı göster

feasted on

Meat was meat to that wandering animal.

0:15

O dolaşan hayvan için et etti.

Throughout history,

0:17

Tarih boyunca,

tribes from the Congo to the Amazon Basin to the South Pacific Islands have also practiced cannibalism.

0:18

Kongo'dan Amazon Havzası'na ve Güney Pasifik Adalarına kadar kabileler de yamyamlık uyguladılar.

Stranded humans have resorted to flesh breakfasts Kalıp ifadeler

0:24

Mahsur kalan insanlar etten kahvaltılara başvurmuşlardır,

such as the Donner Party and the Uruguayan rugby players that got stuck on a mountain.

0:28

dağda mahsur kalan Donner Grubu ve Uruguaylı ragbi oyuncuları gibi.

Kalıp ifadeler

Resort to: istenmeyen son seçeneğe başvurmak

Bu cümlede resorted to, “daha iyi seçenekler bulunamadığında veya başarısız olduğunda bir şeyi son ya da çaresiz bir seçenek olarak kullandı” anlamına gelir. Olumsuzluk veya isteksizlik çağrışımı taşır; eylem tercih edilen çözüm değildir. resort to içindeki to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: resort to force; resort to lying. Burada mahsur kalan kişiler, normal yiyecek kaynakları olmadığı için aşırı bir hayatta kalma yöntemini benimsemiştir.

Alıştırma

Cümleyi “istenmeyen bir son seçenek olarak kullandı” anlamındaki geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: After every negotiation failed, the group ____ legal action.

Cevabı göster

resorted to

That was a matter of survival Kalıp ifadeler

0:32

Bu bir hayatta kalma meselesiydi

and eating cutlets of human thigh was a moral dilemma, Kelime

0:34

ve insan uyluğundan pirzola yemek ahlaki bir ikilemdi,

unlike it may have been for certain serial killers.

0:37

belirli seri katiller için olduğundan farklı olarak.

Kalıp ifadeler

a matter of survival: hayatta kalma meselesi

Burada matter, fiziksel “madde” değil, “mesele, konu veya durum” anlamındadır. a matter of + isim kalıbı, bir şeyi özünde o isimle ilgili bir mesele olarak çerçeveler. Eylemin a matter of survival diye adlandırılması, onu bir tercih ya da sıradan bir seçim değil, hayatta kalmak için gerekli bir şey olarak sunar. Aynı kalıp gerçek anlamda hayatta kalmayı veya bir kuruluşun varlığını sürdürmesini anlatabilir.

Alıştırma

Hangi ifade cümleyi en iyi tamamlayarak barınak bulmayı hayatta kalmak için gerekli olarak sunar? With no food and the temperature falling, finding shelter became ____.

  1. a matter of survival
  2. a matter of taste
  3. a minor inconvenience
Cevabı göster

a matter of survival

Kelime

a moral dilemma: ahlaki ikilem

A moral dilemma, ahlaki değerlerin, görevlerin veya ilkelerin kişiyi birbiriyle çatışan seçimlere yönelttiği ve bu nedenle mevcut her seçeneğin etik bir bedel taşıdığı durumdur. Bu cümlede hayatta kalma ihtiyacı, insan eti yemeye karşı olan ahlaki tabuyla çatışır. Bu nedenle ifade yalnızca “zor bir karar” anlamına gelmez; zorluk, neyin doğru olduğu konusundaki gerçek bir çatışmadan doğar.

Alıştırma

Hangi durum en iyi a moral dilemma olarak tanımlanır?

  1. Bir gazeteci, gizli bir kaynağı koruma sözünü bozmadan yolsuzluğu ortaya çıkaramıyor.
  2. Bir yolcu aynı fiyattaki sabah ve akşam uçuşlarından birini seçiyor.
  3. Bir aşçı çorbaya biraz daha tuz ekleyip eklememeye karar veriyor.
Cevabı göster

Bir gazeteci, gizli bir kaynağı koruma sözünü bozmadan yolsuzluğu ortaya çıkaramıyor.

Today, we'll show you a truly shocking tale of cannibalism in this episode of The Infographics Show,

0:40

Bugün, The Infographics Show'un bu bölümünde size gerçekten şok edici bir yamyamlık hikayesi göstereceğiz,

Cannibal Island: The Real Battle Royale.

0:46

Yamyam Adası: Gerçek Battle Royale.

This island, called in a French documentary L'Île aux Cannibales,

0:50

L'Île aux Cannibales adlı bir Fransız belgeselinde bahsedilen bu ada,

was indeed for a while home to a kind of Hunger Games environment. Notlar

0:54

gerçekten de bir süreliğine Açlık Oyunları tarzı bir ortama ev sahipliği yaptı.

Kalıp ifadeler

be home to: bir şeyin bulunduğu yer olmak

“was ... home to” yapısında home, be'den sonra gelen bir tümleçtir ve özel bir konut değil, “birinin veya bir şeyin bulunduğu yer” anlamına gelir. Cümle, bu tür bir ortamın bir süre adada var olduğunu söylüyor. Aktarılabilir kalıp özne + be + home to + isim öbeğidir. Buradaki to bir edattır ve o yerde bulunan şeyi tanıtır.

Alıştırma

“Bir şeyin bulunduğu yerdir” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The coastal cave ____ thousands of bats.

Cevabı göster

is home to

Kültür

Kültürel bir gönderme olarak Hunger Games

“Hunger Games”, seçilmiş katılımcıların hayatta kalmak için ölümcül bir yarışmaya zorlandığı kurmaca seriyi ifade eder. Buradaki göndermeyi anlamak için yalnızca bu temel imge yeterlidir. Adayı “a kind of Hunger Games environment” diye tanımlamak kültürel bir benzetmedir; adı geçen oyunların orada gerçekten yapıldığına dair gerçek anlamlı bir iddia değildir. Koşulları, tehlikeli rekabet ve yoğun hayatta kalma baskısı içeren acımasız bir mücadele olarak çerçeveler.

Alıştırma

Bu cümlede “a kind of Hunger Games environment” ne anlatıyor?

  1. Tehlikeli rekabet ve hayatta kalma baskısının şekillendirdiği acımasız bir ortam
  2. Asıl sorunun yalnızca yiyecek eksikliği olduğu bir yer
  3. Seriye dayanan resmî bir oyunun düzenlendiği ada
Cevabı göster

Tehlikeli rekabet ve hayatta kalma baskısının şekillendirdiği acımasız bir ortam

Call it what you want, Ton ve niyet

0:58

Nasıl adlandırırsanız adlandırın,

but this was an historical non-fictional Battle Royale.

0:59

ama bu kurgusal olmayan tarihi bir Battle Royale'di.

Ton ve niyet

Call it what you want, but ...: adlandırmada taviz verip görüşünü korumak

Call it what you want esas olarak bir ad bulma daveti değildir. Konuşan kişi, karşısındakinin durumu farklı şekilde tanımlayabileceğini veya değerlendirebileceğini kısa süreliğine kabul eder. Ardından gelen but, konuşanın vazgeçmeyeceği sonucu belirtir. Call it what you want, but + iddia kalıbı, “istediğin etiketi kullan; benim temel yargım değişmiyor” anlamına gelir ve çoğu zaman kararlı ya da sabırsız bir ton taşır.

Alıştırma

Bu cümlede Call it what you want, but ... ne işlev görür?

  1. Dinleyiciden kibarca resmî bir ad seçmesini ister.
  2. Konuşanın olay hakkında hiçbir görüşü olmadığını gösterir.
  3. Her türlü adlandırmaya izin verir ama konuşanın yargısında ısrar eder.
Cevabı göster

Her türlü adlandırmaya izin verir ama konuşanın yargısında ısrar eder.

And as some historians have said,

1:03

Ve bazı tarihçilerin dediği gibi,

a blight on humanity, Deyimler

1:05

insanlık üzerinde bir leke,

testament to how bloody cruel we can be at times. Kalıp ifadeler

1:06

bazen ne kadar kanlı ve acımasız olabileceğimizin kanıtı.

Deyimler

a blight on humanity: ağır zarar ve utanç anlatan bir mecaz

Burada a blight on humanity ifadesinde blight mecazi anlamda kullanılır. Blight gerçek anlamda bitkilere zarar veren bir hastalıktır; humanity ile kullanıldığında ise insanlığa derin zarar ve utanç getiren bir olayı anlatır. a blight on + isim kalıbı güçlü bir kınama ifade eder ve bir şeye yalnızca problem demekten çok daha ağırdır. Bu cümlede olay, insanın zalimliğinin bir kanıtı olarak sunulur.

Alıştırma

Burada a blight on humanity ne anlama gelir?

  1. İnsanlık için ciddi zarar ve utanç kaynağı.
  2. İnsanların görmezden gelebileceği küçük bir rahatsızlık.
  3. Bütün ekinleri etkileyen bir bitki hastalığı.
Cevabı göster

İnsanlık için ciddi zarar ve utanç kaynağı.

Kalıp ifadeler

testament to: bir şeyin güçlü kanıtı

Burada testament to, 'bir şeyin güçlü kanıtı' anlamına gelir. Trajedi, insanların bazen ne kadar acımasız olabildiğinin kanıtı olarak sunulur; burada testament, yasal bir vasiyetname ya da dinî bir metin anlamında değildir. En yaygın tam kalıp a testament to + isim öbeği veya yan cümledir. to'dan sonra gelen sözler, kanıtın neyi gösterdiğini belirtir. Bu cümlede bu yan cümle how bloody cruel we can be at times bölümüdür.

Alıştırma

'Bir şeyin güçlü kanıtı' anlamındaki ifadeyi tamamlayın: Her recovery is a ____ the medical team's skill.

Cevabı göster

testament to

In 1933,

1:09

1933'te,

the Soviets decided to deport around 6,000 people to a remote island in Siberia.

1:10

Sovyetler yaklaşık 6.000 kişiyi Sibirya'daki uzak bir adaya sürmeye karar verdi.

That was Nazino Island,

1:16

Orası Nazino Adası'ydı,

a place where criminals and political prisoners were not going to escape from.

1:18

suçluların ve siyasi mahkumların kaçamayacağı bir yer.

Under the paranoid leader Joseph Stalin,

1:22

Paranoyak lider Joseph Stalin'in yönetiminde,

these folks were shipped off and abandoned with nothing much more than the clothes on their back, Notlar

1:25

bu insanlar, üzerlerindeki kıyafetlerden,

a few tools and flour.

1:30

birkaç alet ve undan biraz daha fazlasıyla gemilere bindirilip terk edildiler.

Öbek fiiller

shipped off: çoğu zaman isteği dışında uzağa gönderilmek

were shipped off içindeki ship off, 'birini uzağa göndermek' anlamına gelen bir öbek fiildir; çoğu zaman uzak bir yere ve kişiye pek seçim hakkı tanımadan göndermeyi anlatır. Yolculuğun gemiyle yapıldığını söylemez. Edilgen yapı were shipped off, these folks ifadesindeki insanları eyleme maruz kalan kişiler olarak gösterir ve kontrolün onlarda olmamasına odaklanır. Yakındaki abandoned sözcüğü de sert ve zorlayıcı yorumu güçlendirir.

Alıştırma

'The recruits were shipped off to a remote base with no warning,' cümlesinde shipped off en güçlü biçimde neyi düşündürür?

  1. Oraya özellikle gemiyle gittiler.
  2. Uzağa gönderildiler ve muhtemelen pek seçim hakları yoktu.
  3. Onlara sıcak bir uğurlama yapıldı.
Cevabı göster

Uzağa gönderildiler ve muhtemelen pek seçim hakları yoktu.

Dilbilgisi

nothing much more than: neredeyse yalnızca

Bu cümlede nothing much more than, “bunun dışında neredeyse hiçbir şey” anlamına gelir. Listeyi çok küçük bir grupla sınırlar: bu insanların üzerlerindeki giysiler, birkaç alet ve un dışında pek bir şeyleri yoktu. much sözcüğü sınırı matematiksel olarak kesin değil, biraz yaklaşık hâle getirir. Az miktarın yetersiz veya dikkat çekici olduğunu anlatırken nothing much more than + isim öbeği yapısının tamamını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi, bu notta geçen ve “bunun dışında neredeyse hiçbir şey” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The hikers reached the cabin with ____ two bottles of water and a map.

Cevabı göster

nothing much more than

Deyimler

the clothes on their back: yalnızca üzerindeki giysiler

The clothes on their back, insanların o anda üzerlerinde bulunan giysileri anlatan deyimsel bir imgedir. Zorluk veya ani ayrılış bağlamlarında, neredeyse başka hiçbir eşyalarının olmadığını düşündürür; giysilerin yalnızca sırtı kapladığı anlamına gelmez. Burada their back dağılımsal olarak anlaşılır: her kişinin giysisi kendi sırtındadır. Çoğul bir özneyle their backs kullanımı da yaygındır.

Alıştırma

“They fled with only the clothes on their backs,” cümlesinde vurgulanan ifade neyi anlatır?

  1. Giysileri vücutlarının yalnızca sırt kısmını kaplıyordu.
  2. Yalnızca üzerlerindeki giysileri götürdüler ve neredeyse başka hiçbir eşyaları yoktu.
  3. Ayrılmadan önce birkaç takım yedek giysi hazırladılar.
Cevabı göster

Yalnızca üzerlerindeki giysileri götürdüler ve neredeyse başka hiçbir eşyaları yoktu.

Those that refused to make the move were shot,

1:32

Taşınmayı reddedenler vuruldu,

while millions of people that Stalin saw as a threat to the Communist Party

1:35

Stalin'in Komünist Parti için bir tehdit olarak gördüğü

or who had committed crimes were sent to many parts of Siberia.

1:39

veya suç işlemiş milyonlarca insan Sibirya'nın birçok yerine gönderildi.

The thousands sent to this wild island were perhaps the most unfortunate victims.

1:42

Bu vahşi adaya gönderilen binlerce kişi belki de en talihsiz kurbanlardı.

Not only were they only given a few kilos of flour each, Dilbilgisi

1:48

Onlara sadece birkaç kilo un verilmekle kalmadı,

but they weren't even given cooking utensils or other foodstuffs.

1:51

aynı zamanda pişirme kapları veya diğer yiyecekler bile verilmedi.

Dilbilgisi

Başa alınan Not only were they ... ve but they weren't even ...

Not only bir cümlenin başına geldiğinde olumsuz anlam taşıyan sınırlayıcı bir ifade gibi çalışır. Başa alınması, özne ile yardımcı fiilin yer değiştirmesine yol açar: Not only were they ... yapısında were, they'den önce gelir. Burada were zaten edilgen were given yapısının yardımcı fiilidir; bu nedenle ayrıca did kullanılmaz. but ile başlayan bölüm ikinci ve daha ciddi bir sorunu ekler ve normalde olağan söz dizimini korur: they weren't even given ... . Even, ikinci eksikliğin daha şaşırtıcı olduğunu gösterir. İkinci only ise ayrı bir işleve sahiptir: only a few kilos, un miktarının az olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi başa alınmış Not only ... but kalıbıyla tamamlayın: Not only ____ the lab lose power, ____ the backup generator failed too.

Cevabı göster

did · but

Guards went along too,

1:55

Muhafızlar da onlarla gitti,

and it was thought the prisoners would be able to somehow survive.

1:56

ve mahkumların bir şekilde hayatta kalabileceği düşünüldü.

But imagine being dropped off on a tiny island no longer than 2 mi long and 1,800 ft across Dilbilgisi

2:00

Ancak 2 milden uzun olmayan ve 1.800 fit genişliğindeki küçük bir adaya bırakıldığınızı hayal edin,

with thousands of other desperate people.

2:06

binlerce başka çaresiz insanla birlikte.

Dilbilgisi

Imagine being dropped off: bir yere götürülüp bırakıldığını hayal etmek

Burada imagine fiilinden sonra mastar değil, -ing biçimi gelir: imagine being ... kendinizi o durumda düşünmek anlamındadır. Being dropped off edilgen bir -ing yapısıdır; bu nedenle hayal edilen kişi eylemi gerçekleştirmez, eyleme maruz kalır. To drop someone off, birini bir yere götürüp orada bırakmak anlamına gelir. Bu bağlamda edilgen anlatım, dinleyeni orada kalmış kişinin konumuna yerleştirir ve kişiyi kimin bıraktığını belirtmez.

Alıştırma

drop off ifadesinin edilgen -ing biçimini kullanın: Imagine ____ at the airport before sunrise.

Cevabı göster

being dropped off

The island wasn't home to many animals or much edible vegetation.

2:09

Ada pek çok hayvana veya çok fazla yenilebilir bitkiye ev sahipliği yapmıyordu.

What would you do?

2:13

Siz olsanız ne yapardınız?

You might well fight for the flour that you'd been given. Dilbilgisi

2:14

Size verilen un için pekala savaşabilirsiniz.

Dilbilgisi

might well + fiilin yalın hâli: güçlü gerekçeye dayanan olasılık

Bu cümlede might well, o umutsuz koşullarda un için kavga etmenin oldukça muhtemel ve anlaşılır olacağını belirtir. Well, kiplik değerlendirmesini güçlendirir; burada iyi bir şekilde anlamına gelmez. might well + fiilin yalın hâli kalıbı, güçlü gerekçelerle desteklenen bir olasılık sunar. Gerekçeli bir tahminde bulunmak veya bir tepkinin şaşırtıcı olmayacağını göstermek için kullanılabilir.

Alıştırma

Güçlü gerekçeye dayanan bir olasılığı belirten iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The roads are already icing over, so the school ____ close early.

Cevabı göster

might well

It's said the prisoners quickly ran out of flour, Öbek fiiller

2:16

Mahkumların ununun çabucak tükendiği söyleniyor,

Öbek fiiller

run out of + isim: hiç kalmamak

Ran out of, mahkûmların un stoğunun tamamen tükendiğini ve hiç un kalmadığını belirtir. Ran, run fiilinin geçmiş zaman biçimidir; flour ise üç sözcüklü run out of öbekli-edatlı fiilinin nesnesidir. Bir kişi veya grubun sınırlı bir kaynağı artık kalmadığında ‘özne + run out of + isim’ yapısını kullanın: We ran out of water. Ardından nesne gelmiyorsa run out kullanın: The water ran out.

Alıştırma

Hiç kahve kalmadığını belirten, geçmiş zamandaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: We ____ coffee during the morning rush.

Cevabı göster

ran out of

and when authority sent over another batch,

2:19

ve yetkililer başka bir parti gönderdiğinde,

the people were so hungry they fought tooth and nail to get it, Deyimler

2:21

insanlar o kadar açtı ki onu elde etmek için dişe diş savaştılar,

Deyimler

fought tooth and nail: azami kararlılıkla mücadele etmek

Fought tooth and nail deyimi, “mümkün olan bütün çaba ve kararlılıkla mücadele etmek” anlamına gelir. Bu cümlede aç insanlar unu elde etmek için kıyasıya mücadele etmiştir; gerçekten dişlerini veya tırnaklarını kullandıkları söylenmemektedir. Fight tooth and nail ifadesini, sonucun çok önemli olduğu bir durumda birinin direndiğini, bir davayı savunduğunu veya kazanmak için uğraştığını anlatmak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi “azami kararlılıkla” anlamındaki sabit deyimle tamamlayın: The tenants ____ to stop the unsafe eviction.

Cevabı göster

fought tooth and nail

during which time many prisoners were just shot dead.

2:25

bu süre zarfında birçok mahkum sadece vurularak öldürüldü.

It's also said the guards on the island would keep the flour for themselves,

2:28

Ayrıca adadaki muhafızların unu kendilerine sakladıkları söyleniyor,

and if you wanted some,

2:32

ve biraz isterseniz,

you had to pay in some way.

2:33

bir şekilde ödeme yapmanız gerekiyordu.

You can only imagine what favors were demanded by these abusers of power.

2:35

Bu gücü kötüye kullananlar tarafından ne gibi iyilikler talep edildiğini ancak hayal edebilirsiniz.

But even if you had flour,

2:39

Ama ununuz olsa bile,

you had nothing you could do with it except mix it with river water. Dilbilgisi

2:41

onu nehir suyuyla karıştırmak dışında yapabileceğiniz hiçbir şey yoktu.

Dilbilgisi

nothing ... except + fiilin yalın biçimi: seçimi tek eylemle sınırlamak

Nothing you could do with it except mix it ifadesinde do with it, “onu kullanmak veya onunla ilgilenmek” anlamına gelir. Nothing ... except olasılıkları bire indirir: unu nehir suyuyla karıştırmak mümkün olan tek eylemdi. Önceki yan cümlede do bulunduğu için except sonrasındaki fiil, geçmiş zaman veya -ing biçimi yerine yalın biçim olan mix olarak kullanılır. Aktarılabilir kalıp nothing + özne + can/could do (with something) + except + fiilin yalın biçimi şeklindedir.

Alıştırma

Aynı kalıba uyan biçimi seçin: With no oven or stove, there was nothing we could do with the dough except __.

  1. ate it raw
  2. eat it raw
  3. eating it raw
Cevabı göster

eat it raw

That's what many people did,

2:45

Pek çok insanın yaptığı buydu,

and soon prisoners fell gravely ill with dysentery. Kalıp ifadeler

2:46

ve kısa süre sonra mahkumlar dizanteri nedeniyle ağır hastalandı.

Kalıp ifadeler

fell gravely ill with + hastalık

Buradaki fell, “yere düşmek” değil, “bir duruma gelmek” anlamındadır. fall ill with + hastalık kalıbı, sağlıklıyken belirli bir hastalığa yakalanma değişimini anlatır; cümle geçmiş zamanda olduğu için fall, fell olur. gravely, ill sözcüğünün derecesini artırır ve “çok ciddi biçimde” demektir. Bu nedenle fell gravely ill with dysentery, mahkûmların hem dizanteriye yakalandığını hem de durumlarının ağır olduğunu belirtir.

Alıştırma

“Belirli bir hastalığa yakalanıp ağır biçimde hastalandı” anlamındaki dört sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: After drinking contaminated water, two campers ____ cholera.

Cevabı göster

fell gravely ill with

Things went from bad to worse. Deyimler

2:50

İşler kötüden daha da kötüye gitti.

Deyimler

went from bad to worse: kötü bir durumun daha da kötüleşmesi

Go from bad to worse, zaten kötü olan tek bir durumun daha da ciddi veya zor hâle gelmesini anlatan kalıplaşmış bir deyimdir. Went, go fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu ifade kötüleşmeyi aşamalar arasında bir hareket gibi sunar. İki ayrı şeyi karşılaştırmaz; aynı durumun daha ileri düzeyde kötüleştiğini belirtir.

Alıştırma

Zaten kötü olan bir durumun daha da kötüleştiğini anlatan kalıplaşmış deyimle cümleyi tamamlayın: The road was icy, and when the fog rolled in, things ____.

Cevabı göster

went from bad to worse

With many prisoners left to die,

2:52

Birçok mahkum ölüme terk edilmişken,

they formed gangs on the island with a plan to take what they could from others.

2:54

adalarda diğerlerinden ne koparabilirlerse almak planıyla çeteler kurdular.

It was anarchy.

2:59

Bu bir anarşiydi.

It was hell,

3:00

Bu cehennemdi,

the nadir of human depravity. Kelime

3:01

insan ahlaksızlığının en dip noktasıydı.

Kelime

the nadir of human depravity: insanlığın ahlaki çöküşünün en dip noktası

Nadir ismi, bir gelişimin veya durumun en düşük noktasını ifade eder. the nadir of + isim yapısı, neyin bu aşırı düşük seviyeye ulaştığını gösterir; burada human depravity, insanlığın ahlaki yozlaşması veya kötülüğü anlamına gelir. İfadenin bütünü fiziksel bir yeri anlatmaz. Olayların insan ahlakı açısından son derece düşük bir noktayı temsil ettiğini belirten güçlü ve yüksek düzeyli bir değerlendirmedir.

Alıştırma

Bu cümlede the nadir of human depravity ifadesi ne anlama geliyor?

  1. İnsanların daha az korkmaya başladığı bir an
  2. Yer altında bulunan tehlikeli bir fiziksel yer
  3. Düzensizliğin neden olduğu geçici bir rahatsızlık
  4. İnsan davranışının ahlaken en yozlaşmış ve en düşük noktası
Cevabı göster

İnsan davranışının ahlaken en yozlaşmış ve en düşük noktası

We should add there that some doctors were sent to the island when things got really bad.

3:03

İşler gerçekten kötüye gittiğinde adaya bazı doktorların gönderildiğini eklemeliyiz.

But it's said that even they feared for their lives. Kalıp ifadeler

3:07

Ancak onların bile hayatlarından endişe ettikleri söyleniyor.

Kalıp ifadeler

fear for one's life: hayatından endişe etmek

To fear for one's life, kişinin öldürülebileceğini veya ölümcül bir zarar görebileceğini düşünmesi anlamına gelir. İyelik biçimi kişiye göre değişir: I feared for my life; they feared for their lives. Bu yapıda for, hayatta kalması veya esenliği tehlikede olan kişiyi ya da şeyi belirtir. Korkunun nedenini açıklamaz.

Alıştırma

Cümleyi fear for one's life ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle ve Maya için doğru zamirle tamamlayın: During the attack, Maya ____.

Cevabı göster

feared for her life

Power ruled,

3:10

Güç hüküm sürdü,

and the guards it said established a reign of terror. Deyimler

3:11

ve muhafızların bir terör saltanatı kurduğu söylendi.

Deyimler

a reign of terror: korku yoluyla denetim

Bu cümlede a reign of terror, insanların şiddet, ceza ve korku yoluyla denetim altında tutulduğu bir dönem veya durum anlamına gelir. Reign, hükmetme imgesini kullanır ancak gerçekten bir kral ya da kraliçe bulunmasını gerektirmez. Bu ifade, yalnızca bir kişinin korktuğu bir dönemi değil, örgütlü veya baskın bir yıldırma düzenini anlatır.

Alıştırma

“The gang established a reign of terror in the neighborhood” cümlesinde a reign of terror ne anlama gelir?

  1. Kalıtsal bir hükümdarın yasal yönetimi
  2. Bir kişinin kısa süreliğine gergin hissettiği bir an
  3. Şiddet ve korkuyla sürdürülen bir denetim dönemi
Cevabı göster

Şiddet ve korkuyla sürdürülen bir denetim dönemi

They killed you if you tried to escape,

3:14

Kaçmaya çalışırsanız sizi öldürürlerdi,

and they might kill you if you were caught stealing. Dilbilgisi

3:16

ve hırsızlık yaparken yakalanırsanız sizi öldürebilirlerdi.

Dilbilgisi

be caught doing: were caught stealing yapısı

Were caught stealing ifadesinde were caught, catch someone doing something yapısının edilgen biçimidir. Birinin onları hırsızlık yaparken fark ettiği anlamına gelir. -ing biçimindeki stealing, fark edilen eylemi belirtir. Önce yakalanıp sonra hırsızlık yapmaya zorlandıkları anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi copy fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: “The student was caught ____ answers during the exam.”

Cevabı göster

copying

Some people on the island did have some valuables on them,

3:19

Adadaki bazı insanların üzerinde gerçekten de değerli eşyalar vardı,

such as their rings,

3:21

yüzükleri,

their gold teeth,

3:22

altın dişleri,

and some money.

3:23

ve biraz para gibi.

They could use this to bargain with.

3:24

Bunu pazarlık yapmak için kullanabilirlerdi.

But it's said much of the time if you had something of value,

3:26

Ama söylendiğine göre çoğu zaman değerli bir şeyiniz varsa,

you got killed for it.

3:29

onun için öldürülüyordunuz.

Murder became commonplace as hungry men,

3:30

Aç erkekler hayatta kalmak için savaşırken

there were far fewer women, Dilbilgisi

3:33

(çok daha az kadın vardı)

battled to survive.

3:34

cinayet sıradan hale geldi.

Dilbilgisi

far fewer + çoğul sayılabilen ad

Burada far, karşılaştırma biçimi fewer'ı güçlendirir. far fewer women, kadın sayısının yalnızca biraz değil, çok daha az olduğunu anlatır. Bu yapıda far "uzak" anlamına gelmez. fewer, women, desks veya choices gibi çoğul sayılabilen adları niteler. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp far fewer + çoğul sayılabilen ad şeklindedir; iki miktar açıkça karşılaştırıldığında ardından sıkça than gelir.

Alıştırma

Cümleyi "çok daha az sayıda" anlamına gelen iki kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: Our new office has ____ desks than the old one.

Cevabı göster

far fewer

But murder was not the final act. Anlatım akışı

3:35

Ancak cinayet son eylem değildi.

The consumption of the corpse was in some cases.

3:37

Bazı durumlarda ceset tüketiliyordu.

Anlatım akışı

not the final act ... was in some cases: açıklamayı geciktiren eksilti

İlk cümle okurun beklentisini yeniden kurar: Cinayet olabilecek en kötü son gibi görünür, ancak not the final act olay dizisinin devam ettiğini söyler. Nokta, bir sonraki ve daha sarsıcı ayrıntıdan önce kısa bir duraklama yaratır. The consumption of the corpse was in some cases cümlesinde, önceki cümledeki the final act tamamlayıcısı anlaşılır: The consumption of the corpse was the final act in some cases. Bağlamdan çıkarılabilen bu bölümü söylememek, asıl açıklamanın daha geç gelmesini sağlar. Bu bir söylem kalıbıdır: Beklenen sonu reddetmek, duraklamak ve okurun tamamlayabileceği sözcükleri atlayarak gerçek sonu vermek.

Alıştırma

İki cümlenin bilgiyi nasıl düzenlediğini en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

  1. İlk cümle cinayetin hiç gerçekleşmediğini söyler; ikinci cümle consumption için ilgisiz bir tanım başlatır.
  2. İlk cümle cinayetin son nokta olduğunu reddeder; ikinci cümle daha sarsıcı sonu geciktirip sonra verir ve was sonrasında the final act ifadesi anlaşılır.
  3. İki cümle cinayeti ve cesedin tüketilmesini hiçbir tırmanış olmadan eşit derecede sıradan olaylar olarak sunar.
Cevabı göster

İlk cümle cinayetin son nokta olduğunu reddeder; ikinci cümle daha sarsıcı sonu geciktirip sonra verir ve was sonrasında the final act ifadesi anlaşılır.

Human meat was better than starving to death,

3:40

İnsan eti açlıktan ölmekten daha iyiydi,

and in terms of nutrition, Kalıp ifadeler

3:43

ve beslenme açısından,

a lot better than dirty water mixed with flour.

3:44

unla karıştırılmış kirli sudan çok daha iyiydi.

Kalıp ifadeler

in terms of nutrition: karşılaştırmayı tek bir boyutla sınırlamak

In terms of nutrition, ardından gelen karşılaştırmanın belirli ölçütünün besin değeri olduğunu gösterir. Dinleyiciye a lot better ifadesinin yalnızca bu boyut için geçerli olduğunu, seçeneklere ilişkin kapsamlı bir değerlendirme olmadığını bildirir. Bir değerlendirmeyi maliyet, güvenlik veya hız gibi açıkça belirtilen tek bir boyuta göre düzenlemek istediğinizde in terms of + isim veya isim öbeği yapısını kullanın.

Alıştırma

Yargıyı tek bir boyutla sınırlayan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ reliability, this older model still performs well.

Cevabı göster

In terms of

One of the few survivors of Death Island later talked about one thing he witnessed.

3:47

Ölüm Adası'nın az sayıdaki kurtulanlarından biri daha sonra tanık olduğu bir şeyden bahsetti.

He said one day a young guard called Kostya had left a girl he had been staying with,

3:52

Bir gün Kostya adında genç bir gardiyanın birlikte kaldığı bir kızı bıraktığını söyledi,

just for a short time as he had to go somewhere.

3:57

bir yere gitmesi gerektiği için sadece kısa bir süreliğine.

This was what happened to her according to that witness. Kalıp ifadeler

3:59

O tanığa göre kıza şunlar oldu.

Kalıp ifadeler

according to that witness: bilgiyi bir kaynağa atfetmek

According to that witness, anlatılanları tanığa atfeder. Kaynağın anlatıcı değil tanık olduğunu gösterir; dolayısıyla cümle, olayı bağımsız olarak doğrulanmış bir gerçek gibi sunmak yerine tanığın söylediklerini aktarır. Bir iddianın, raporun, kuralın veya bilginin nereden geldiğini göstermek için according to + kaynak yapısını kullanın. Bu yapı, mevcut konuşmacı ile aktarılan bilgi arasında yararlı bir mesafe oluşturur.

Alıştırma

Hangi cümle bilgiyi dış bir kaynağa atfetmek için according to ifadesini doğal biçimde kullanıyor?

  1. In terms of the fire department, the road will remain closed until noon.
  2. According to me, the road should open now.
  3. According to the fire department, the road will remain closed until noon.
Cevabı göster

According to the fire department, the road will remain closed until noon.

People caught the girl,

4:02

İnsanlar kızı yakaladılar,

tied her to a poplar tree,

4:03

onu bir kavak ağacına bağladılar,

cut off her breasts,

4:05

göğüslerini kestiler,

her muscles,

4:06

kaslarını,

everything they could eat,

4:07

yiyebilecekleri her şeyi,

everything.

4:08

her şeyi.

They were hungry.

4:09

Açtılar.

They had to eat.

4:10

Yemek zorundaydılar.

When Kostya came back,

4:11

Kostya geri döndüğünde,

she was still alive.

4:12

kız hala hayattaydı.

He tried to save her,

4:14

Onu kurtarmaya çalıştı,

but she had lost too much blood.

4:15

ama çok fazla kan kaybetmişti.

You must understand this all happened in a very short period of time. Anlatım akışı

4:17

Bütün bunların çok kısa bir süre içinde gerçekleştiğini anlamalısınız.

Anlatım akışı

Dikkati güçlü biçimde yönlendiren You must understand

Bu cümlede You must understand, dikkati güçlü biçimde yönlendiren bir ifadedir. Anlatıcı esas olarak izleyiciye bir görev vermiyor; ardından gelen gerçeği, yaşananları değerlendirmek için gerekli bilgi olarak işaretliyor. İfade, odağı olayların hızına kaydırarak açıklamayı düzenler. Anlatımda veya tartışmada You must understand, sıradaki noktanın kanıtları yorumlamak için gerekli bir çerçeve olarak ele alınması gerektiğini belirtebilir.

Alıştırma

"You must understand this decision was made under pressure," cümlesinde "You must understand" esas olarak ne yapar?

  1. Dinleyiciden kararı açıklamasını ister.
  2. Dinleyiciyi, sıradaki noktayı temel bağlam olarak görmeye güçlü biçimde yönlendirir.
  3. Dinleyicinin zaten her şeyi anladığını söyler.
Cevabı göster

Dinleyiciyi, sıradaki noktayı temel bağlam olarak görmeye güçlü biçimde yönlendirir.

Most of the prisoners were dropped off on May 18th.

4:21

Mahkumların çoğu 18 Mayıs'ta bırakıldı.

Another 1,200 arrived May 27th.

4:24

27 Mayıs'ta 1.200 kişi daha geldi.

Within a couple of weeks,

4:27

Birkaç hafta içinde,

70 people had died.

4:28

70 kişi ölmüştü.

Five of them had been someone's breakfast,

4:30

Bunlardan beşi birinin kahvaltısı,

lunch, or dinner.

4:32

öğle yemeği veya akşam yemeği olmuştu.

You might be thinking that people can survive longer without food,

4:33

İnsanların yiyecek olmadan daha uzun süre hayatta kalabileceğini düşünüyor olabilirsiniz,

but there is no doubt they were already malnourished. Kalıp ifadeler

4:36

ama zaten yetersiz beslendiklerine hiç şüphe yok.

Kalıp ifadeler

Neredeyse kesinlik bildiren there is no doubt (that)

there is no doubt (that), konuşanın neredeyse kesin olarak sunduğu bir önermeyi başlatır. Burada ilk bölümdeki olası itiraza, insanların zaten yetersiz beslendiğini ileri sürerek cevap verir. Ardından gelen yan cümle ifadenin içeriğidir: there is no doubt (that) + yan cümle. Altyazıda olduğu gibi that sık sık atılır; bu, anlamı veya kesinlik düzeyini değiştirmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki kalıp ifadeyle tamamlayın: The security footage is clear, so ____ that the package arrived before noon.

Cevabı göster

there is no doubt

27 people didn't even survive the trip to the island from the nearest city of Tomsk.

4:39

27 kişi en yakın şehir olan Tomsk'tan adaya yapılan yolculukta bile hayatta kalamadı.

Within a month,

4:44

Bir ay içinde,

50 people were arrested by the guards for acts of cannibalism.

4:45

50 kişi yamyamlık eylemleri nedeniyle muhafızlar tarafından tutuklandı.

Out of the 6,700 people that were sent there, Dilbilgisi

4:49

Oraya gönderilen 6.700 kişiden,

only 2,200 survived that one summer on the island.

4:52

sadece 2.200'ü adadaki o yaz hayatta kaldı.

Dilbilgisi

Out of [toplam], only [sonuç] kalıbı

Out of + toplam sayı önce bütün grubu belirler. Ardından gelen sayı, bu gruptaki kaç kişinin belirtilen sonuca ulaştığını gösterir: burada6.700 toplam kişi sayısı,2.200 ise hayatta kalanların sayısıdır. Only, sonucu toplama göre az olarak sunar ve böylece kaybın büyüklüğünü vurgular. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp Out of [total], only [result] + verb şeklindedir.

Alıştırma

Raporu, out sözcüğüne bütün grubu belirten edatı ekleyerek tamamlayın: ____ 80 applicants, only 12 reached the final interview.

Cevabı göster

Out of

Of them,

4:55

Onlardan,

only 300 were in any fit state to work as their experience had taken such a toll on them. Notlar

4:56

yaşadıkları onlara büyük bir zarar verdiği için sadece 300'ü çalışabilecek durumdaydı.

Kalıp ifadeler

in any fit state to work: çalışabilecek durumda olmak

Be in a fit state to do something yapısı, bir şeyi güvenli ya da etkili biçimde yapacak kadar iyi fiziksel veya zihinsel durumda olmak demektir. Burada in any fit state to work, bu kişilerin çalışmak için gereken en düşük koşulu bile karşıladığını anlatır; fit, atletik formu değil uygun durumda olmayı ifade eder. Any özellikle olumsuz cümlelerden, sorulardan veya only gibi güçlü bir sınırlama ifadesinden sonra doğaldır. Kabul edilebilir en düşük durum fikrini güçlendirir: be in any fit state to + verb.

Alıştırma

Otuz saattir uyumayan Marco için hangi cümle, mevcut durumunun araç kullanmayı tehlikeli hâle getirdiğini en doğal biçimde ifade eder?

  1. Marco was not in the mood to drive.
  2. Marco was not in any fit state to drive.
  3. Marco was not physically fit enough to be a driver.
Cevabı göster

Marco was not in any fit state to drive.

Deyimler

taken such a toll on them: üzerlerinde böylesine ağır ve birikimli bir zarar bırakmak

Take a toll on someone or something, bir kişiye ya da şeye ciddi zarar vermek veya onu yıpratmak anlamına gelir; çoğu zaman zamanla biriken baskının sonuçlarını anlatır. Burada taken, had sonrasında kullanılan geçmiş zaman ortacıdır ve such, zararın ne kadar ağır olduğunu vurgular. Bu ifade, acıyı sağlık veya güçle ödenen ağır bir bedel olarak sunar. Bu cümlede yaşadıkları deneyim hayatta kalanlara öylesine zarar vermiştir ki çoğu artık çalışabilecek durumda değildir; toll burada yol geçiş ücreti anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi “zaman içinde ciddi zarar verdi” anlamındaki deyimle tamamlayın: Years of constant stress had ____ his health.

Cevabı göster

taken a toll on

One woman, Feofila Bailina,

5:01

Feofila Bailina adlı bir kadın,

many years later recounted a Death Island story.

5:03

yıllar sonra bir Ölüm Adası hikayesi anlattı.

She had lived close to the island during the chaos.

5:06

Kaos sırasında adaya yakın yaşamıştı.

"Once a woman from the island of death was brought to our house,"

5:09

"Bir keresinde ölüm adasından bir kadın evimize getirilmişti,"

she said.

5:12

dedi.

The woman was being sent to another camp after surviving Cannibal Island.

5:12

Kadın, Yamyam Adası'nda hayatta kaldıktan sonra başka bir kampa gönderiliyordu.

She didn't exactly get off the island in one piece, Deyimler

5:16

Bailina'nın hatırladığına göre,

as Bailina remembered.

5:19

adadan tek parça halinde tam olarak çıkamadı.

Deyimler

didn't exactly ... in one piece: ağır yaralanmayı karanlık bir ölçülülükle anlatmak

In one piece, bir tehlikeden sonra güvende ve fiziksel olarak zarar görmemiş olmak anlamına gelen bir deyimdir. Bu sahnede kadının bacağının bir kısmını kaybetmiş olması nedeniyle ifadenin ürpertici bir gerçek anlam boyutu da vardır. Didn't exactly gerçek bir belirsizliği değil, örtülü ve ölçülü bir anlatımı gösterir. Anlatıcı, kadının adadan zarar görmeden ayrıldığı fikrini sakin biçimde reddederek ağır yaralandığını dolaylı yoldan doğrular; ölçülü ifade gerçeği daha da sert hissettirir.

Alıştırma

Ciddi bir kazadan sonra "She didn't exactly make it home in one piece" cümlesi en güçlü biçimde neyi ima eder?

  1. Kadın zarar görmeden kurtulmak yerine ağır yaralandı.
  2. Kadın hiçbir yara almadan güvenle eve ulaştı.
  3. Konuşan kişi kadının eve ulaşıp ulaşmadığından emin değil.
Cevabı göster

Kadın zarar görmeden kurtulmak yerine ağır yaralandı.

The woman was taken into the back room to spend the night,

5:21

Kadın geceyi geçirmek için arka odaya alındı,

and I saw that her calves had been cut off.

5:24

ve baldırlarının kesildiğini gördüm.

Shocked,

5:26

Şok içinde,

she asked what happened.

5:27

ne olduğunu sordu.

The prisoner replied,

5:28

Mahkum şöyle cevap verdi,

"They did that to me on the island of death.

5:29

"Bunu bana ölüm adasında yaptılar.

Cut them off and cooked them."

5:31

Kestiler ve pişirdiler."

You can actually find documents in the Tomsk Museum,

5:33

Aslında Tomsk Müzesi'nde belgeler bulabilirsiniz,

transcriptions of interrogations of prisoners at the gulags. Kültür

5:35

gulaglardaki mahkumların sorgulamalarının transkripsiyonları.

Kültür

the gulags: Sovyet zorunlu çalışma kampları

Gulag, zorunlu çalışma hapishane kamplarını yöneten Sovyet sistemiydi. İngilizcede gulag bu kamplardan birini adlandırabilir; çoğul biçim olan the gulags ise genellikle kampları topluca belirtir ve daha geniş sistemi çağrıştırabilir. Bu, tarihsel olarak belirli bir terimdir; herhangi bir hapishanenin genel adı değildir. Burada prisoners at the gulags ifadesi, sorgu kayıtlarındaki kişilerin bu Sovyet kamp sistemindeki mahkûmlar olduğunu belirtir ve belgeleri anlamak için gereken asgari tarihsel bağlamı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz tarihsel olarak belirli terimle tamamlayın: The archive contains letters written by prisoners in a Soviet ____.

Cevabı göster

gulag

One prisoner was asked if he ever ate human meat while on the island.

5:39

Bir mahkuma adadayken hiç insan eti yiyip yemediği soruldu.

"No,"

5:42

"Hayır,"

he replied.

5:43

diye yanıtladı.

"That's not true.

5:44

"Bu doğru değil.

I only ate the hearts and livers."

5:44

Sadece kalpleri ve karaciğerleri yedim."

The same man told his interrogators that in some cases killing people already have died from starvation was better than leaving them to suffer.

5:47

Aynı adam kendisini sorgulayanlara, bazı durumlarda zaten açlıktan ölmek üzere olan insanları öldürmenin onları acı çekmeye bırakmaktan daha iyi olduğunu söyledi.

"I picked those that were not quite living, Anlatım akışı

5:54

"Tam olarak yaşamayan,

but not quite dead,"

5:56

ama tam olarak da ölü olmayanları seçtim,"

Anlatım akışı

not quite ... but not quite ...: iki durum arasında

Tekrarlanan not quite X, but not quite Y kalıbı, karşıt iki betimlemeyi paralel biçimde düzenler. Her not quite, öznenin bir duruma bütünüyle ait olduğunu reddeder; böylece özne açıkça iki taraftan birine yerleştirilmek yerine X ile Y arasındaki belirsiz bir alana konur. Bu cümlede living ve dead iki uç noktadır. Not quite, “tamamen değil” veya “tam olarak ulaşmamış” anlamına gelir; quite burada olumsuzluğu güçlendirmez. Tekrar, bulanık sınırı kasıtlı ve rahatsız edici hâle getirir.

Alıştırma

Her iki boşluğa da not quite yazarak hedef paralel kalıbı tamamlayın: After the update, the app felt ____ new, but ____ familiar either.

Cevabı göster

not quite · not quite

he said,

5:57

dedi,

adding that once they were finished off, Öbek fiiller

5:58

ve işleri bitirildikten sonra,

they were cut up and pieces of them were cooked over an open fire.

6:00

kesildiklerini ve parçalarının açık ateşte pişirildiğini ekledi.

Öbek fiiller

Öldürücü anlamıyla “finished off” öbek fiili

Bu cümlede were finished off, edilgen yapıda kullanılan ve “öldürüldüler” anlamına gelen bir öbek fiildir; özellikle de tamamen ölmemiş hâlde bırakılan insanlara son öldürücü darbenin indirilmesini anlatır. Şiddet içeren bağlam ve insanlara yapılan gönderme bu anlamı açıkça gösterir; burada bir görevin tamamlanması kastedilmez. Finish off ifadesinin anlamı nesneye ve bağlama göre değişir. Bir şeyin son kısmını tamamlamak veya kalanı tüketmek anlamına gelebilir; ancak şiddet içeren bir durumda nesne bir insan ya da hayvansa onu öldürmek anlamına gelebilir ve çoğu zaman hedefin zaten yaralı, savunmasız veya ölmek üzere olduğunu ima eder.

Alıştırma

“Once they were finished off, their bodies were cut up” cümlesindeki “finished off” ne anlama gelir?

  1. Tamamen ölmemiş hâlde bırakıldıktan sonra öldürüldüler.
  2. Bir görevin son kısmını tamamladılar.
  3. Bitkin düştüler.
  4. Kalan yemeği yediler.
Cevabı göster

Tamamen ölmemiş hâlde bırakıldıktan sonra öldürüldüler.

Skewered kidneys like human marshmallows tickled by the tips of raging flames. Deyimler

6:03

Şiddetli alevlerin uçlarının yaladığı insan marşmelovları gibi şişlenmiş böbrekler.

Deyimler

“like human marshmallows” benzetmesi

Like edatı bir benzetme kurar: şişe geçirilmiş böbrekler, ateş üzerinde tutulan marşmelovlara görsel olarak benzetilir. Bu yaratılmış karşılaştırmada human, marshmallows sözcüğünü niteler; “human marshmallows” gerçek bir yiyeceğin adı değildir. Benzetme, korkunç bir sahneyi anlatmak için tanıdık ve normalde zararsız bir imge kullanır. Bu çatışma görüntüyü canlı ve rahatsız edici hâle getirirken tarafsız bir betimleme yerine anlatıcının dehşete düşmüş ve kınayıcı tutumunu gösterir.

Alıştırma

Özgün cümlede “like human marshmallows” ne işe yarar?

  1. Şişe geçirilmiş organları ateş üzerindeki marşmelovlara benzeten bir benzetme kurar.
  2. Marşmelov pişirmenin kesin yöntemini verir.
  3. İnsan organlarından yapılan gerçek bir yiyeceğin adını verir.
  4. Organların tadının tatlı olduğunu söyler.
Cevabı göster

Şişe geçirilmiş organları ateş üzerindeki marşmelovlara benzeten bir benzetme kurar.

Imagine doing that and peering over the fire at your friend,

6:08

Bunu yaptığınızı ve ateşin üzerinden arkadaşınıza baktığınızı hayal edin,

himself cooking a part of a dead person's organ.

6:11

o da ölü bir insanın organının bir parçasını pişiriyor.

We know what happened there only because one man called Vasily Velichko, Dilbilgisi

6:14

Orada ne olduğunu sadece Vasily Velichko adında bir adam,

a Communist himself,

6:18

kendisinin de bir Komünist olduğu,

decided it had to be investigated. Dilbilgisi

6:19

araştırılması gerektiğine karar verdiği için biliyoruz.

Dilbilgisi

We know what happened there only because: tek nedeni belirtmek

Burada only, because yan cümlesini kapsar: bir adamın araştırma kararı, insanların bugün ne olduğunu bilmesinin tek nedeni olarak sunulur. Bu, insanların yaşananların yalnızca bir kısmını bildiği anlamına gelmez. result + only because + reason kalıbı, sıradan because kullanımından daha güçlü bir neden-sonuç iddiası kurar. Bu neden olmasaydı sonucun mümkün olmayacağını ima eder.

Alıştırma

Arşiv görevlisinin eyleminin gerçeğin öğrenilmesinin tek nedeni olduğunu anlatan cümle hangisidir?

  1. We know the truth only because an archivist saved the file.
  2. We know only part of the truth because an archivist saved the file.
  3. We know the truth because only an archivist saved the file.
Cevabı göster

We know the truth only because an archivist saved the file.

Dilbilgisi

had to be investigated: edilgen yapıda geçmiş gerekliliği

Had to, gerekliliği geçmiş zamana yerleştirir. Be investigated edilgen mastardır: olay eyleme maruz kalır, araştırmayı yapacak kişi veya kurum ise belirtilmez. Yeniden kullanılabilir subject + had to be + past participle kalıbı, bir eylemin geçmişte belirli bir zamanda gerekli olduğunu anlatır. Gerekliliği bildirir; eylemin gerçekten tamamlandığını tek başına göstermez.

Alıştırma

Cümleyi investigate fiilinin geçmiş gereklilik bildiren edilgen biçimiyle tamamlayın: After the complaint was filed, the incident ____ before the case could be closed.

Cevabı göster

had to be investigated

He started his investigation shortly after the last people had been taken off the island.

6:21

Araştırmasına son insanlar adadan alındıktan kısa bir süre sonra başladı.

But his report was kept top secret until was released in 1994.

6:26

Ancak raporu 1994 yılında yayınlanana kadar çok gizli tutuldu.

For his efforts, Anlatım akışı

6:30

Çabalarından dolayı,

which embarrassed the Communist government at the time,

6:31

o zamanki Komünist hükümeti utandıran bu çabaları için,

Velichko was excommunicated from the Communist Party. Kelime

6:34

Velichko Komünist Parti'den aforoz edildi.

Anlatım akışı

For his efforts, ile ironik bir giriş

For his efforts, bir kişinin yaptığı şeyi ardından gelen sonuçla ilişkilendirir ve çoğu zaman yaptığı şey karşılığında ne aldığını belirtir. Burada efforts, takdiri hak edebilecek bir çalışmayı düşündürür; ancak sonuç Partiden atılmaktır. Beklenti ile sonuç arasındaki bu fark, girişi ironik hâle getirir ve anlatıcının hükümetin tepkisini eleştirmesine yardımcı olur. İfade tek başına her zaman ironik değildir.

Alıştırma

“For his efforts in reporting the safety problem, Leo was taken off the project,” cümlesinde başlangıçtaki ifade ne yapar?

  1. Yararlı bir çalışmayı haksız ve olumsuz bir sonuçla ilişkilendirerek ironi yaratır.
  2. Leo'nun sorunu bildirmeden önce projeden çıkarıldığını söyler.
  3. Leo'nun hiçbir şey yapmamasının normal ödülü olarak projeden çıkarıldığını anlatır.
Cevabı göster

Yararlı bir çalışmayı haksız ve olumsuz bir sonuçla ilişkilendirerek ironi yaratır.

Kelime

Belirgin bir metafor olarak excommunicated from the Communist Party

Excommunicate normalde birini bir kiliseden veya dinî topluluktan resmen dışlamak anlamına gelir. Bu fiilin Komünist Parti için kullanılması, Partiden atılmayı anlatan belirgin bir metafordur. Siyasi örgütü kiliseye benzetir ve cezayı olağan dışı derecede ciddi veya ağır gösterir; Velichko'nun kendi isteğiyle ayrıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede excommunicated, dinî olmayan bir gruptan dışlanmayı anlatan bilinçli bir metafor olarak kullanılmıştır?

  1. The church welcomed Nia as a new member of its chess club.
  2. After criticizing the club president, Nia voluntarily resigned from the chess club.
  3. After criticizing the club president, Nia joked that she had been excommunicated from the chess club.
Cevabı göster

After criticizing the club president, Nia joked that she had been excommunicated from the chess club.

He went on to write books and was a correspondent during World War II. Kalıp ifadeler

6:37

Kitaplar yazmaya devam etti ve İkinci Dünya Savaşı sırasında muhabirlik yaptı.

Kalıp ifadeler

went on to write: yeni bir aşamaya geçmek

Went on to write ifadesindeki went on to + fiilin yalın hâli, kitap yazmayı daha önce anlatılan olaylardan sonra gelen yeni bir aşama olarak sunar. Anlamı “daha sonra yazmaya geçti”dir; “yazmayı sürdürdü” değildir. Bu kalıp, biyografi ve anlatılarda tamamlanmış bir aşamadan sonraki aşamaya geçiş sağlar: özne + went on to + fiilin yalın hâli. Burada yaşam öyküsünü önceki soruşturma ve cezadan daha sonraki yazarlık ve muhabirlik çalışmalarına taşır.

Alıştırma

Önceki eylemden sonra yeni bir aşamaya geçildiğini göstermek için cümleyi went on to kalıbıyla tamamlayın: After describing her childhood, Maya ____ discuss her scientific career.

Cevabı göster

went on to

The tragedy has not been forgotten by some Russian people,

6:40

Trajedi bazı Rus halkı tarafından unutulmadı,

and each year a group of people lay a wreath on the island to commemorate that summer of blood. Kültür

6:43

ve her yıl bir grup insan o kanlı yazı anmak için adaya çelenk bırakıyor.

Kültür

lay a wreath ... to commemorate: törensel bir eylem ve amacı

Lay a wreath, anma amacıyla bir mezara, anıta veya anma alanına halka biçiminde bir çiçek düzenlemesi koymak anlamına gelir. Burada lay geçişli bir fiildir; wreath yerleştirilen nesnedir. To commemorate that summer of blood ifadesindeki to ile kurulan mastar, her yıl yapılan bu eylemin amacını belirtir. Commemorate, bir kişiyi veya geçmişteki önemli bir olayı onurlandırmak ve onun anısını yaşatmak demektir. Bu nedenle cümle, yalnızca süsleme değil, halka açık bir anma törenini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi nottaki törensel eylem ve amaç ifadesiyle tamamlayın: Every year, the town leaders ____ at the monument ____ those who died.

Cevabı göster

lay a wreath · to commemorate

Even today,

6:48

Bugün bile,

people in Russia will refer to the place as Death Island, Kalıp ifadeler

6:49

Rusya'daki insanlar oradan Ölüm Adası,

Kalıp ifadeler

refer to A as B kalıbı

Refer to A as B, B’yi A’nın adı, etiketi veya tanımı olarak kullanmak demektir. Bu cümlede A the place, B ise Death Island’dır. Kalıp refer to + A + as + B şeklindedir. to, refer to’nun bir parçasıdır; as ise adı veya kategoriyi tanıtır. to çıkarılmamalıdır.

Alıştırma

Cümleyi tam refer to A as B kalıbıyla tamamlayın: Scientists ____ this process ____ photosynthesis.

Cevabı göster

refer to · as

or Ostrov Smerti in Russian.

6:52

veya Rusça'da Ostrov Smerti olarak bahsedecekler.

How would you feel about eating a dead person?

6:55

Ölü birini yemek hakkında ne hissederdiniz?

Would you have killed to survive? Dilbilgisi

6:57

Hayatta kalmak için öldürür müydünüz?

Dilbilgisi

Would you have killed...?: gerçek dışı bir geçmişi sormak

Would you have killed, çoktan sona ermiş geçmiş bir durumda nasıl bir seçim yapılmış olacağını hayal ederek sorar. Soru yapısı would + özne + have + geçmiş ortaç şeklindedir; killed, kill fiilinin geçmiş ortacıdır. To survive amaç bildiren bir mastardır ve hayal edilen eylemin nedenini açıklar. Sorunun tamamı, geçmişteki o hayatta kalma durumunda yaşamaya devam etmek için öldürmeyi seçip seçmeyeceğinizi sorar.

Alıştırma

Geçmişe yönelik karşıt gerçeklik sorusunu üç sözcüklü koşullu tamamlanmış soru kalıbıyla tamamlayın: If you had faced the same danger, ____ stayed to save the group?

Cevabı göster

would you have

Had you been there?

6:59

Orada olsaydınız?

What would you have done?

7:00

Ne yapardınız?

Let us know in the comments.

7:01

Yorumlarda bize bildirin.

Also,

7:03

Ayrıca,

be sure to check out our other video called What to do if there's a nuclear explosion.

7:03

Nükleer patlama olursa ne yapmalı adlı diğer videomuzu izlemeyi unutmayın.

Thanks for watching.

7:08

İzlediğiniz için teşekkürler.

And as always,

7:09

Ve her zamanki gibi,

don't forget to like,

7:09

beğenmeyi,

share,

7:11

paylaşmayı,

and subscribe.

7:11

ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

7:12

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.