English Rewind - 6 Minute English: Anında çeviri: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
900 kelime 160 kel/dk

Video özeti: BBC Learning English’in 2012 tarihli bu bölümü, telefon konuşmalarını bir sunucu üzerinden kısa bir gecikmeyle çeviren Japon uygulamasını inceliyor. Sunucular sistemin işleyişini açıklayıp anlaşılır fakat kusursuz olmayan çevirisini denedikten sonra rakip teknolojilere değiniyor ve teknolojinin yararlı olsa da dil öğrenmenin yerini alamayacağı sonucuna varıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. translated in real time. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu teknoloji teriminin, bilginin iletişim bittikten sonra çevrilmesi yerine olay gerçekleşirken neredeyse eş zamanlı olarak işlenip geri verilmesini anlattığını kavrayın; canlı aramalar, altyazılar, veriler veya medya hakkında konuşurken doğru biçimde kullanın. 2. hot on the heels — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Rakiplerin ya da sonraki gelişmelerin bir başkasını çok yakından izlediği anlamını tanıyın ve gerçek bir fiziksel takipten söz etmeden, pazar liderine hızla yetişen bir şirketi anlatmak için kullanın. 3. I know I'm biased, but — Konuşma edimbilimi ve tutum: Görüşünüzü belirtmeden önce deneyiminizin, çıkarlarınızın veya mesleğinizin yargınızı etkileyebileceğini kabul etmek için bu girişi kullanın. Böylece kendi tutumunuzu korurken bir değerlendirmeyi ya da anlaşmazlığı daha açık sözlü ve ölçülü aktarabilirsiniz.

Bu derste

Hello.

0:00

Merhaba.

Catherine here from BBC Learning English.

0:01

Ben BBC Learning English'ten Catherine.

Just so you know, Ton ve niyet

0:04

Bilginiz olsun,

Ton ve niyet

Just so you know: nazikçe önceden haber verme

Just so you know, konuşmacı devam etmeden önce dinleyenin bilmesi gerekebilecek bir bilgiyi sunar. Burada, sırada bir arka plan bilgisi olduğuna işaret ederek açıklamanın daha az ani duyulmasını sağlar. Bu ifade, bilmenin amacını sözcüğü sözcüğüne açıklamaz; konuşma içinde önceden haber verir. Ardından bir hatırlatma, sınırlama veya yararlı bir arka plan bilgisi gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi, nazikçe önceden haber veren dört kelimelik konuşma ifadesiyle tamamlayın: "____, the last bus leaves at nine."

Cevabı göster

Just so you know

this program is from the BBC Learning English archive.

0:06

bu program BBC Learning English arşivinden alınmıştır.

It was originally broadcast in October 2012 on our website. Kelime

0:10

İlk olarak Ekim 2012'de web sitemizde yayınlanmıştı.

Kelime

was originally broadcast: ilk yayını belirtme

was originally broadcast ifadesinde was + broadcast edilgen yapıyı oluşturur: Program, bir izleyici veya dinleyici kitlesine iletilme eylemine maruz kalır. Broadcast burada geçmiş zaman ortacıdır ve -ed almaz. Originally programın ilk veya daha önceki yayınını belirtir. Bu kullanım, söz konusu yayını daha sonraki bir tekrar yayından veya içeriğin günümüzde erişilebilir olmasından ayıran arşiv açıklamalarında sık görülür.

Alıştırma

Arşiv açıklamasını “ilk kez yayımlandı” anlamındaki üç kelimelik edilgen ifadeyle tamamlayın: "The radio interview ____ in 2018 and is now available online."

Cevabı göster

was originally broadcast

We hope you enjoy it.

0:15

Umarız keyif alırsınız.

This is 6 Minute English from BBC Learning English .com.

0:19

Bu, BBC Learning English .com'dan 6 Minute English.

Hello and welcome to 6 Minute English from BBC Learning English,

0:23

Merhaba ve BBC Learning English'in 6 Minute English programına hoş geldiniz,

the program in which we talk about a story in the news Dilbilgisi

0:28

haberlerdeki bir hikayeden bahsettiğimiz

Dilbilgisi

in which: resmî bir ilgi cümlesi bağlantısı

“In which”, “the program” ifadesini açıklayan bir ilgi yan cümlesi başlatır. Burada “which” programa geri gönderme yapar, “in” ise ilişkiyi gösterir: bir haber hikâyesi hakkında programın içinde konuşuruz. “In which” ifadesini iki ayrı fikir olarak değil, “o programın içinde” anlamına gelen tek bir bağlayıcı birim olarak düşünün. “Edat + which” yapısı; bir şey, yer, zaman veya durum hakkında bilgi eklemenin kısa ve nispeten resmî bir yoludur.

Alıştırma

Cümleyi “bu odada” anlamına gelen iki sözcüklü resmî bağla tamamlayın: This is the room ____ we hold our meetings.

Cevabı göster

in which

and learn some vocabulary while we're doing it. Dilbilgisi

0:31

ve bunu yaparken bazı kelimeler öğrendiğimiz program.

Dilbilgisi

while we're doing it: eş zamanlı eylemler ve gönderme

“While we're doing it”, “az önce belirtilen etkinliği yaptığımız sırada” anlamına gelir. “While”, kelime öğrenme ile haberler hakkında konuşma eylemlerinin aynı anda gerçekleştiğini gösterir. “It”, daha önceki etkinliğe geri gönderme yapar; yeni bir nesne belirtmez. main action + while we're doing it kalıbı, daha önce bahsedilen bir görev sırasında gerçekleşen ikinci bir eylem eklemenizi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “aynı etkinlik sırasında” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: Let's check the answers. We can correct any mistakes ____.

Cevabı göster

while we're doing it

I'm Neil and joining me today is Jen. Dilbilgisi

0:34

Ben Neil ve bugün bana katılan Jen.

Dilbilgisi

joining me today is Jen: sunucu tarzı bir tanıtım

Joining me today is Jen sunucuya özgü bir tanıtım sırası kullanır: etkinlik veya rolü belirten joining me today önce gelir, tanıtılan kişi Jen ise is fiilinden sonra söylenir. Böylece sunucu, dikkati sonda verilen yeni isme yöneltir. Jen is joining me today neredeyse aynı temel bilgiyi verir, ancak özgün sıra bir yayın veya etkinlikteki tanıtım gibi duyulur. Yeniden kullanılabilecek kalıp Joining me/us + zaman veya etkinlik + is/are + kişi ya da kişiler şeklindedir.

Alıştırma

Bir sunucu programın başında bugünün konuğunu tanıtıyor. Hangi cümle sunucuya özgü tanıtım yapısını kullanıyor?

  1. Dr Patel joined us yesterday.
  2. Joining us today is Dr Patel.
  3. Today belongs to Dr Patel.
Cevabı göster

Joining us today is Dr Patel.

Hi there, Jen.

0:37

Merhaba Jen.

Hi, Neil.

0:37

Merhaba Neil.

Now,

0:38

Şimdi,

this sounds like every struggling language student's dream. Kalıp ifadeler

0:39

bu her zorlanan dil öğrencisinin rüyası gibi geliyor.

Kalıp ifadeler

sounds like every ... student's dream: ideal bir şey gibi gelmesi

Sounds like + isim öbeği, duyulan veya anlatılanlara dayalı bir izlenim bildirir. Burada every struggling language student's dream, dil öğrenmekte zorlanan kişilerin çok isteyeceği ideal bir şeyi anlatır; dream uyurken görülen bir rüya değildir. İyelik biçimi student's, ideal şeyi her bir öğrenciyle ilişkilendirir. Every sonrasında sayılabilen isim tekil kalır; bu nedenle beklenen biçim every ... student's dream olur.

Alıştırma

Ücretsiz bir yemek planlama uygulaması yoğun ebeveynlere her hafta saatler kazandıracak. Hangi cümle uygulamanın onlar için ideal göründüğünü anlatır?

  1. It sounds like every busy parent's routine.
  2. It sounds like every busy parent's dream.
  3. It sounds like every busy parent's complaint.
Cevabı göster

It sounds like every busy parent's dream.

A piece of technology which could put an end to hours and hours of study. Kalıp ifadeler

0:44

Saatler süren çalışmalara son verebilecek bir teknoloji.

Kalıp ifadeler

could put an end to: bir şeyi sona erdirme olasılığı

Put an end to, “bir şeyi tamamen sona erdirmek” anlamına gelir. Burada put, kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır; “yerleştirmek” anlamında değildir. Could olası bir sonucu belirtir. Yani teknoloji uzun çalışma süresini sona erdirebilir, ancak bunun kesin olduğu söylenmez. Yapı put an end to + isim veya -ing biçimidir. Bu yapıda to bir edattır: put an end to the conflict; put an end to arguing. Bu ifade yalnızca end kullanmaktan genellikle daha güçlü ve biraz daha resmîdir.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyi tamamen sona erdirmek” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: The agreement could ____ the long conflict.

Cevabı göster

put an end to

Kalıp ifadeler

hours and hours of study: vurgulayıcı tekrar

Hours and hours of study ifadesinde hours tekrarlanarak çalışmaya çok uzun zaman harcandığı vurgulanır. Bu, kesin bir saat sayısı değildir; konuşanın miktarı çok bulduğunu gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp “çoğul isim + and + aynı çoğul isim” biçimindedir: days and days, miles and miles, pages and pages. Miktarın neyle ilgili olduğunu belirtmek için of + isim veya -ing biçimi eklenir: hours and hours of practice.

Alıştırma

Hangi cümle bekleyişin çok uzun sürdüğünü tekrarla vurgular?

  1. We waited for a short while.
  2. We waited for exactly two hours.
  3. We waited for hours and hours.
Cevabı göster

We waited for hours and hours.

It sounds like something from science fiction. Kültür

0:49

Bilim kurgudan bir şey gibi geliyor.

Kültür

like something from science fiction: geleceğe aitmiş gibi gösteren bir benzetme

Like something from science fiction, gerçek bir şeyi bilim kurgu öykülerinde sıkça hayal edilen olağanüstü icatlara veya olaylara benzetir. Bu cümlede teknolojinin şaşırtıcı derecede gelişmiş ve geleceğe aitmiş gibi geldiğini gösterir. Buradaki from gerçek bir kaynağı belirtmez. Konuşan kişi, şeyin gerçekten bir kitaptan veya filmden geldiğini söylemez; bu ifade hayal gücüne dayalı bir benzetmedir.

Alıştırma

Bu cümlede 'like something from science fiction' neyi anlatıyor?

  1. Belirli bir romandan kopyalanmış.
  2. Bir bilim insanının yazdığı bir hikâyedir.
  3. Şaşırtıcı derecede geleceğe aitmiş gibi geliyor.
Cevabı göster

Şaşırtıcı derecede geleceğe aitmiş gibi geliyor.

A machine which allows you to speak any language in the world instantly.

0:52

Dünyadaki herhangi bir dili anında konuşmanızı sağlayan bir makine.

Okay, well, not quite, Ton ve niyet

0:58

Tamam, pek sayılmaz,

Ton ve niyet

not quite: nazik bir kısmi düzeltme

Not quite, nazik bir kısmi düzeltmedir. Burada önceki açıklamanın gerçeğe yakın olduğunu, ancak tam olarak doğru olmadığını belirtir. “Tam olarak değil” veya “tamamen değil” diye anlaşılabilir. Önceki düşüncenin bir kısmının doğru olabileceğine yer bıraktığı için doğrudan No demekten daha yumuşak gelir. Tek başına kullanılabilir veya ardından düzeltilmiş bilgi verilebilir.

Alıştırma

Biri 'The shop closes at seven.' diyor. Mağaza aslında altıda kapanıyor. Hangi cevap nazik bir düzeltme yapar?

  1. Not quite. The shop closes at six, not seven.
  2. No. That is completely wrong.
  3. Not very. The shop closes at six, not seven.
Cevabı göster

Not quite. The shop closes at six, not seven.

but we are talking about an app,

0:59

ama bir uygulamadan bahsediyoruz,

a piece of software common on smartphones, Kelime

1:02

akıllı telefonlarda yaygın olan bir yazılım türü,

Kelime

a piece of software common on smartphones: akıllı telefonlarda yaygın olan bir yazılım

Bu tanımda a piece of software, tek bir yazılım programı veya ürünü anlamına gelir. İngilizcede software genellikle sayılamayan bir addır; bu nedenle piece burada bir birimi saymaya yarar, fiziksel bir parça anlamına gelmez. Common on smartphones, software sözcüğünden sonra gelir ve onu akıllı telefonlarda yaygın olan bir yazılım olarak tanımlar. İfadenin tamamı app sözcüğünün ne anlama geldiğini açıklar.

Alıştırma

Software sözcüğünü koruyarak tek bir yazılım aracını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. I installed a useful piece of software.
  2. I installed a useful piece software.
  3. I installed a useful software.
Cevabı göster

I installed a useful piece of software.

developed in Japan.

1:04

Japonya'da geliştirildi.

This app allows you to have conversations with another person Dilbilgisi

1:06

Bu uygulama, başka bir kişiyle sohbet etmenizi sağlıyor

speaking in a different language

1:10

farklı bir dilde konuşurken

Dilbilgisi

allow someone to do something: birinin bir şey yapmasını sağlamak

allow + someone + to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir şeyin bir kişiye izin verdiğini veya bir eylemi mümkün kıldığını anlatır. Burada app izin veren bir kişi değildir; uygulamanın işlevi konuşmayı mümkün kılar. allows you to have conversations ifadesinde you, bu olanağı kazanan kişiyi; to have ise mastar yapısını gösterir. allow sonrasında to korunur: allows you to have denir, allows you have denmez.

Alıştırma

Cümleyi share sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: This feature allows users ____ files securely.

Cevabı göster

to share

translated in real time. Kelime

1:12

gerçek zamanlı olarak çevriliyor.

Kelime

translated in real time: konuşma sırasında anlık çeviri

Burada translated in real time, konuşulan içeriğin sohbet devam ederken, fark edilir düzeyde çok az gecikmeyle veya hiç gecikme olmadan çevrildiğini anlatır. Translated edilgen anlam taşır: içerik çevirme eylemine maruz kalır. In real time, teknoloji ve medya alanında işlem ya da geri bildirimin bir olayla aynı hızda ilerlediğini anlatan yaygın bir ifadedir. “Gerçek zamanın içinde” anlamına gelmez ve sonradan yapılan çeviriden farklıdır.

Alıştırma

“Olaylar gerçekleşirken” anlamındaki üç kelimelik ifadeyi tamamlayın: During the live event, the captions are translated ____.

Cevabı göster

in real time

In other words, instantly. Anlatım akışı

1:15

Başka bir deyişle, anında.

Anlatım akışı

In other words: daha açık bir yeniden anlatımı belirtme

In other words, dinleyiciye sıradaki ifadenin aynı düşünceyi daha açık ya da daha basit biçimde yeniden anlattığını bildiren bir söylem belirtecidir. Mesajı yeni bir düşünce eklemek yerine, ilk ifadenin ardından daha açık bir yeniden anlatım gelecek şekilde düzenler. Burada instantly, in real time ifadesini yeniden anlatır ve gecikme olmadığını vurgular.

Alıştırma

İkinci cümlenin ilk cümleyi yeniden anlattığını gösteren bağlacı seçin: The box is empty. ___, there is nothing inside.

  1. In other words
  2. For example
  3. However
Cevabı göster

In other words

This could put us out of a job, Neil. Deyimler

1:17

Bu bizi işimizden edebilir, Neil.

Deyimler

put us out of a job: işimizi kaybetmemize neden olmak

Put someone out of a job, “birinin işini kaybetmesine neden olmak” demektir. Birini fiziksel olarak iş yerinden uzaklaştırmayı değil, işsiz kalma sonucunu anlatır. put + kişi + out of a job yapısında us, etkilenen kişilerin “biz” olduğunu gösterir. Burada could, bu sonucu bir olasılık olarak sunar. Konuşan kişi teknolojinin kendi işlerinin yerini alabileceği konusunda şaka yapıyor, ancak ifade ciddi bir işsizlik riskini anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi put + kişi + out of a job yapısıyla tamamlayın. Konuşan kişi de ekibin bir parçasıdır: If the new system replaces our whole team, it could ____.

Cevabı göster

put us out of a job

Now, come on, it must be time for a language-related quiz. Notlar

1:19

Hadi ama, şimdi dille ilgili bir testin zamanı gelmiş olmalı.

Ton ve niyet

come on: ilerlemek için hafif bir teşvik

Buradaki come on, konuşmayı veya etkinliği nazikçe ileri taşıyan bir konuşma işaretidir. Now ile birlikte yaklaşık olarak “peki, devam edelim” anlamına gelir ve konuşan kişinin bir sonraki bölüme geçmesini sağlar; karşıdaki kişiye kendisine doğru yürümesini söylemez. Başka bağlamlarda come on birini cesaretlendirebilir, acele ettirebilir, söylediği şeye karşı çıkabilir veya inanmamayı gösterebilir. Hangi işlevin kastedildiğini durum ve ses tonu belirler.

Alıştırma

Bu cümlede come on ne işe yarıyor: "Come on, let's start the next round."?

  1. Birine konuşan kişiye doğru yürümesini söyler.
  2. Herkesten etkinliği bitirmesini ister.
  3. Başlamak veya devam etmek için hafif bir teşvik verir.
Cevabı göster

Başlamak veya devam etmek için hafif bir teşvik verir.

Kalıp ifadeler

must be time for + isim

Bu cümlede must be time for + isim, ipuçlarına bakarak o etkinliğin vaktinin geldiğinden oldukça emin olmak anlamına gelir. Konuşmacı, programın sırasını izleyerek bilgi yarışmasına geçiyor. Buradaki must bir emir değil, güçlü bir çıkarım bildirir. time for ifadesinden sonra bir isim veya isim grubu gelir: time for lunch, time for a break, time for a quiz.

Alıştırma

Hangi cümlede must, programdaki etkinliğin şimdi başlaması gerektiğine dair güçlü bir çıkarım bildiriyor?

  1. You must eat lunch now.
  2. It might be lunchtime later.
  3. It must be time for lunch.
Cevabı göster

It must be time for lunch.

Yes, that's exactly what we will do now.

1:23

Evet, tam olarak şimdi bunu yapacağız.

I want to know

1:26

Bilmek istiyorum

how many languages there are in the world.

1:28

dünyada kaç dil olduğunu.

Is it A, about a hundred,

1:32

A mı, yaklaşık yüz,

B, about a thousand,

1:35

B mi, yaklaşık bin,

or C, about 6,000?

1:37

yoksa C mi, yaklaşık 6.000?

Well, I think there are a lot,

1:40

Bence çok var,

but maybe not 6,000,

1:42

ama belki 6.000 değil,

so I'll go for B, about 1,000. Öbek fiiller

1:43

bu yüzden B diyeceğim, yaklaşık 1.000.

Öbek fiiller

go for B: bir seçeneği seçmek

Go for B, “B seçeneğini seçmek” anlamına gelir. Bu kullanımda go for tek bir ifade olarak çalışır; fiziksel olarak B'ye doğru hareket etmeyi anlatmaz. Seçilen şeyi doğrudan for kelimesinden sonra getirin. Bu yapı cevap, yiyecek, renk, koltuk veya plan seçerken kullanılabilir.

Alıştırma

Bir kafede hangi cümle doğal olarak “Çorbayı seçeceğim” anlamına gelir?

  1. I'll go toward the soup.
  2. I'll go the soup.
  3. I'll go for the soup.
Cevabı göster

I'll go for the soup.

Okay, well, we will find out as ever Notlar

1:46

Tamam, peki, her zamanki gibi öğreneceğiz

Öbek fiiller

find out: bir bilgiyi daha sonra öğrenmek

Find out; kontrol ettikten, sorduktan, bekledikten veya bir duyuru dinledikten sonra bir bilgiyi öğrenmek ya da ortaya çıkarmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Buradaki will find out, cevabın şu anda bilinmediğini ancak daha sonra açıklanacağını anlatır. Find out sonrasında find out the answer örneğindeki gibi bir isim öbeği ya da find out who won ve find out whether it worked örneklerindeki gibi bir soru yan cümlesi gelebilir.

Alıştırma

'Cevabı daha sonra öğrenmek' anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: We don't know who won yet, but we'll ____ after lunch.

Cevabı göster

find out

Kalıp ifadeler

as ever: bilinen bir rutini belirtmek

As ever, her zamanki gibi ya da daha önce de düzenli olarak olduğu gibi anlamına gelir. Bu cümlede cevabı daha sonra öğrenmenin programın bilinen düzeninin bir parçası olduğunu gösterir. İfade, eylemin tamamındaki tekrarlanan düzene ilişkin yorum yapar. Burada ever kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır; herhangi bir zamanda veya bir zamanlar anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede 'her zamanki gibi' anlamına gelen bir ifade kullanılmıştır?

  1. Ever since May, the club has met in the library on Fridays.
  2. The club will meet in the library forever.
  3. As ever, the club meets in the library on Fridays.
Cevabı göster

As ever, the club meets in the library on Fridays.

at the end of the program.

1:48

programın sonunda.

Back now to our app. Anlatım akışı

1:50

Şimdi uygulamamıza geri dönelim.

Anlatım akışı

Back now to our app: ana konuya dönmek

Burada Back now to our app fiziksel bir hareketi anlatmaz. Dinleyicilere kısa bir yan konunun sona erdiğini ve dikkatin yeniden uygulamaya döndüğünü bildirir. Back now to + konu, sunucu tarzında kısa bir geçiş ifadesidir. Back daha önceki bir konuya dönüşü, now geçişin hemen yapıldığını, to ise yeniden ele alınan konuyu gösterir. Açıkça belirtilmiş bir özne ve fiil olmasa da bu söz grubu doğal durur.

Alıştırma

Sunucu Back now to our app diyerek ne yapıyor?

  1. Yan konuyu bitirip uygulama hakkında konuşmaya devam eder
  2. Uygulamanın yeniden çalışmaya başladığını söyler
  3. Dinleyicilerden cihazlarındaki uygulamayı yeniden açmalarını ister
Cevabı göster

Yan konuyu bitirip uygulama hakkında konuşmaya devam eder

Now, this, of course,

1:52

Şimdi, bu, elbette,

isn't the only instant translation technology in the world.

1:53

dünyadaki tek anında çeviri teknolojisi değil.

No, Google have something similar, Dilbilgisi

1:57

Hayır, Google'ın da benzer bir şeyi var,

Dilbilgisi

Google have: Britanya İngilizcesinde şirket adıyla çoğul uyum

Britanya İngilizcesinde bir şirket adı, konuşan kişi şirketi insanlardan oluşan bir grup olarak gördüğünde çoğul fiille kullanılabilir. Bu nedenle Google have, Google'ı şirketin arkasındaki kişiler veya ekip olarak topluca sunar ve kuruluşun benzer bir şeye sahip olduğunu söyler. Bu kullanım, bu Britanya İngilizcesi bağlamında kabul edilebilir bir uyumdur. Google has şirketi tek bir varlık olarak ele alır. Britanya İngilizcesi iki bakışa da izin verirken Amerikan İngilizcesi şirket adlarıyla genellikle tekil fiili tercih eder.

Alıştırma

Bu cümledeki Google have kullanımını en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Yalnızca tek tek Google çalışanlarını anlatır, şirketi asla anlatmaz.
  2. Her zaman bir uyum hatasıdır ve Google has olarak değiştirilmelidir.
  3. Şirketi bir grup olarak ele alan, Britanya İngilizcesinde kabul edilebilir bir uyumdur.
Cevabı göster

Şirketi bir grup olarak ele alan, Britanya İngilizcesinde kabul edilebilir bir uyumdur.

though it's less advanced than this Japanese app. Dilbilgisi

1:59

gerçi bu Japon uygulamasından daha az gelişmiş.

Dilbilgisi

though ... less advanced than: karşıtlık ve daha düşük derece

Though, ana düşünceyle karşıt olan bir gerçeği kabul eder; buna ödünleme denir. Burada konuşmacı, teknolojinin Japon uygulaması kadar gelişmiş olmadığı sınırlamasını kabul eder ama yine de ikisini karşılaştırılabilir teknolojiler olarak ele alır. Less + sıfat + than derece karşılaştırır. Less advanced than, bir şeyin başka bir şey kadar gelişmiş olmadığı anlamına gelir. İki yapı, bir dezavantajı kabul edip açık bir karşılaştırma yapmak için birlikte kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi though ve less ... than kullanarak tamamlayın: ____ this tablet is cheaper, it's ____ powerful ____ the laptop.

Cevabı göster

Though · less · than

Listen to the first part of a report

2:02

Bir haber raporunun ilk bölümünü dinleyin

from the BBC's correspondent Richard Taylor. Kelime

2:04

BBC muhabiri Richard Taylor'dan.

Kelime

the BBC's correspondent Richard: haber gazetecisini tanıtma

Haberlerde correspondent, bir haber kuruluşu için çalışan ve genellikle belirli bir yer veya konu hakkında haber yapan gazetecidir. The BBC's correspondent, yalnızca BBC ile mesajlaşan birini değil, BBC için haber yapan bir gazeteciyi ifade eder. Richard Taylor bu muhabirin adıdır. Haber sunumlarında kuruluş ve görev adı genellikle kişinin adından önce verilir; böylece dinleyici kişinin kimin için çalıştığını ve rolünü hemen anlar.

Alıştırma

Bir haber metninde the BBC's correspondent büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. BBC için haber yapan bir gazeteci
  2. BBC ile özel mektuplar paylaşan biri
  3. BBC'den yardım isteyen bir müşteri
Cevabı göster

BBC için haber yapan bir gazeteci

How does the Google technology work?

2:07

Google teknolojisi nasıl çalışıyor?

You simply talk into your smartphone. Kalıp ifadeler

2:11

Sadece akıllı telefonunuza konuşuyorsunuz.

Kalıp ifadeler

talk into your smartphone: sesinizi bir cihaza yöneltmek

Talk into your smartphone, cihazın sesinizi alabilmesi için telefonun mikrofonuna doğru konuşmak demektir. Into, sesin cihazın içine doğru gidiş yönünü gösterir; kişinin gerçekten telefonun içine girdiği anlamına gelmez. Aynı kalıp, sesi alan veya kaydeden cihazlarla da kullanılır: talk or speak into a microphone, recorder, or phone.

Alıştırma

Cümleyi speak into a device kalıbında kullanılan edatla tamamlayın: To record your answer, speak ____ the microphone.

Cevabı göster

into

That's then sent to the server Kelime

2:13

Daha sonra sunucuya gönderilir

Kelime

sent to the server: verinin edilgen biçimde aktarılması

Sent to the server, bir şeyin ağ üzerinden verileri alan veya işleyen bir bilgisayar sistemine aktarılması demektir. Buradaki server bir bilgisayar sistemidir; yemek servisi yapan bir kişi değildir. That's then sent... ifadesindeki 's, is anlamına gelir. Is sent, send fiilinin edilgen biçimidir; bu yüzden odak, veriyi kimin gönderdiğinde değil, veriye ne olduğundadır. Then, bu adımın sırada gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

Bir dosyanın sunucuya aktarıldığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The file sends to the server for processing.
  2. The file is sent to the server for processing.
  3. The file is served to the server for processing.
Cevabı göster

The file is sent to the server for processing.

from Google,

2:15

Google'dan,

which does real-time voice recognition Kelime

2:16

bu gerçek zamanlı ses tanıma yapar

Kelime

real-time voice recognition: konuşulan içeriği anında tanıma

Real-time voice recognition, bir sistemin konuşma gelirken söylenen içeriği çok az gecikmeyle tanıması demektir. Burada real-time, voice recognition ifadesini niteleyen, kısa çizgili bir birleşik sıfattır. Bu cümlede recognition, sistemin işleyebilmesi için söylenen kelimeleri belirleme aşamasıdır. Konuşan kişinin kim olduğunu belirlemek anlamına gelmez ve içeriği başka bir dile çevirmekten farklıdır.

Alıştırma

Bu cümlede real-time voice recognition ne yapar?

  1. Konuşan kişinin kimliğini sesinden belirler.
  2. Konuşma gelirken söylenen içeriği tanır.
  3. Konuşmayı önce tanımadan başka bir dile çevirir.
Cevabı göster

Konuşma gelirken söylenen içeriği tanır.

and then machine translation on it, Kelime

2:19

ve sonra üzerinde makine çevirisi,

Kelime

machine translation: yazılım tarafından yapılan otomatik çeviri

Machine translation, yazılımın içeriği bir dilden başka bir dile otomatik olarak çevirmesini anlatan standart teknik terimdir. Machine otomatik yöntemi belirtir; belirli bir fiziksel makineyi ifade etmez. Burada bu işlem voice recognition aşamasından sonra gelir: sistem önce konuşulan içeriği elde eder, ardından bu içeriği çevirir.

Alıştırma

Teknik terimi tamamlayın: Automatic translation performed by software is called ____.

Cevabı göster

machine translation

and then that data is sent back to your phone

2:21

ve sonra bu veriler telefonunuza geri gönderilir

either as a script Dilbilgisi

2:24

ya bir metin olarak

or if you pay a little bit extra Kalıp ifadeler

2:25

ya da biraz fazladan öderseniz

Kalıp ifadeler

pay a little bit extra: biraz daha fazla ödemek

Pay a little bit extra, temel fiyattan veya normal ücretten biraz daha fazla ödemek demektir. Pay ile kullanılan extra ek bir miktarı belirtir; burada 'özel' anlamına gelmez. Bu ifade çoğu zaman isteğe bağlı bir yükseltmeyi veya ek hizmeti tanıtır. A little bit, günlük konuşmada miktarı küçük gösterir ancak gerçek fiyatı belirtmez.

Alıştırma

'Temel fiyattan biraz daha fazla ödemek' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: You can add breakfast if you ____.

Cevabı göster

pay a little bit extra

in terms of data charges Kalıp ifadeler

2:26

veri ücretleri açısından

Kalıp ifadeler

in terms of data charges: ele alınan yönü belirtme

In terms of data charges, “veri kullanım ücretleri göz önüne alındığında” anlamına gelir. in terms of + isim öbeği yapısı, konuşmak veya karşılaştırmak istediğiniz belirli yönü belirtir. Burada maliyet konusu, veri kullanımı için alınan ücretlerle sınırlandırılır. Veri ücretleri bir neden olarak sunulmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede in terms of, karşılaştırmayı tek bir yönle sınırlar?

  1. Because of its battery life, the tablet was returned.
  2. In terms of battery life, this tablet is the better choice.
  3. The tablet comes with a battery-life guarantee.
Cevabı göster

In terms of battery life, this tablet is the better choice.

as a voice file.

2:28

bir ses dosyası olarak.

Dilbilgisi

either as a script ... as a voice file: iki alternatif biçim

Either...or... iki alternatifi birbirine bağlar. Buradaki paralel seçenekler as a script ve as a voice file ifadeleridir; yani konuşan kişi iki olası biçim belirtir. or ile as a voice file arasındaki if yan cümlesi yalnızca ikinci seçeneğe bir koşul ekler. Uzun bir cümlede önce either ve or sözcüklerini bulun, ardından paralel as + isim yapılarını eşleştirin.

Alıştırma

İki alternatif biçim göstermek için cümleyi either...or ile tamamlayın: The guide is available ____ as a PDF ____ as an audio file.

Cevabı göster

either · or

He says when you talk into your smartphone,

2:30

Akıllı telefonunuza konuştuğunuzda,

it's sent to the server,

2:33

sunucuya gönderildiğini söylüyor,

a central computer which other computers get their information from.

2:35

diğer bilgisayarların bilgilerini aldığı merkezi bir bilgisayar.

The server does real-time translation

2:39

Sunucu gerçek zamanlı çeviri yapar

and then sends back a text or voice file. Öbek fiiller

2:42

ve sonra bir metin veya ses dosyası gönderir.

Öbek fiiller

then sends back: sonucu sonraki adımda geri gönderme

Send back, bir şeyi geldiği kişiye, yere veya cihaza göndermek ya da iade etmek anlamına gelir. Burada sunucu, tamamlanan dosyayı istekte bulunan tarafa geri gönderir; back, “arkaya” anlamına gelmez. Then, süreçteki bir sonraki adımı gösterir: sunucu önce çeviri yapar, ardından sonucu geri gönderir. Send back ayrılabilen bir öbek fiildir; bu nedenle zamir ortaya gelir: send it back denir, send back it denmez.

Alıştırma

then ve send back kullanarak zamiri doğru yere yerleştirin: The editor checks the article and ____ to the writer.

Cevabı göster

then sends it back

So you read the translation

2:45

Böylece çeviriyi okursunuz

or if you pay a little bit more,

2:47

veya biraz daha fazla öderseniz,

listen to a translation sent as an audio recording.

2:49

ses kaydı olarak gönderilen bir çeviriyi dinlersiniz.

Amazing stuff.

2:53

İnanılmaz şeyler.

Indeed.

2:54

Kesinlikle.

But this new app in Japan,

2:55

Ama Japonya'daki bu yeni uygulama,

developed by the company NTT Docomo,

2:57

NTT Docomo şirketi tarafından geliştirilen,

goes even further. Deyimler

3:00

daha da ileri gidiyor.

Deyimler

goes even further: önceki bir düzeyin ötesine geçmek

Go even further, daha önce sözü edilen bir düzeyin, özelliğin veya eylemin ötesine geçmek demektir. Buradaki goes, fiziksel bir mesafede ilerlemeyi değil, uygulamanın yapabildiklerindeki gelişmeyi anlatır. Even karşılaştırmayı güçlendirir: uygulama önceki teknolojiden daha fazlasını yapar. Bu ifade genellikle açıkça belirtilmiş ya da bağlamdan anlaşılan bir başlangıç noktası gerektirir.

Alıştırma

Hangi cümle ikinci planın birinci plana ek olarak yararlı bir adım daha attığını söylüyor?

  1. The first plan saves water, but the second goes even further and reuses rainwater.
  2. The first plan saves water, but the second goes farther down the road.
  3. The first plan saves water, but the second goes too far and wastes rainwater.
Cevabı göster

The first plan saves water, but the second goes even further and reuses rainwater.

That's right.

3:02

Bu doğru.

With this technology,

3:02

Bu teknoloji ile,

you can have an actual conversation with someone Kalıp ifadeler

3:04

biriyle gerçek bir konuşma yapabilirsiniz

Kalıp ifadeler

have an actual conversation with someone: biriyle gerçek ve karşılıklı iletişim kurmak

Have a conversation with someone, iki tarafın da katıldığı bir konuşma yapmak için kullanılan doğal fiil-isim kalıbıdır; with diğer kişiyi tanıtır. Actual, bu iletişimin yalnızca tek yönlü bir çeviri, gösterim veya canlandırılmış konuşma değil, gerçek ve etkileşimli olduğunu vurgular. Genellikle gerçek bir deneyimi daha sınırlı bir durumla karşılaştırır.

Alıştırma

Cümleyi have an actual conversation with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After weeks of short messages, I finally ____ my new teammate.

Cevabı göster

had an actual conversation with

on the other side of the world, Deyimler

3:07

dünyanın diğer tarafındaki,

Deyimler

on the other side of the world: dünyanın çok uzağında

Bu cümlede on the other side of the world, dünyanın çok uzak bir yerinde olmak anlamına gelir. Mesafenin çok büyük olduğunu canlı bir şekilde hissettirir. Bu ifade genellikle abartılıdır; iki yerin Dünya üzerinde tam karşıt noktalarda bulunduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Dünyanın çok uzak bir yerinde olmak anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Although Nia lives ____, we talk every Saturday.

Cevabı göster

on the other side of the world

speaking a different language Kelime

3:08

farklı bir dil konuşan

to the one which is coming out of your mouth.

3:10

ağzınızdan çıkan dilden.

Kelime

Britanya İngilizcesinde different ... to the one ...

Britanya İngilizcesinde different to, different from ile aynı anlama gelebilir. Burada a different language to the one ... ifadesi, söz konusu olanla aynı olmayan bir dil anlamındadır; to doğal bir Britanya İngilizcesi kullanımıdır ve hata değildir. The one, tekrar edilecek language adının yerine geçer. Ardından which, hangi dilin kastedildiğini açıklayan ilgi cümleciğini başlatır: the one which is coming out of your mouth.

Alıştırma

Different to ile different from arasındaki seçimi en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Different to Britanya İngilizcesinde yaygınken different from hem Britanya hem de Amerikan İngilizcesinde yaygındır.
  2. Different from yalnızca Amerikan İngilizcesinde kullanılır.
  3. Different to her zaman different from ifadesinden daha büyük bir fark anlatır.
Cevabı göster

Different to Britanya İngilizcesinde yaygınken different from hem Britanya hem de Amerikan İngilizcesinde yaygındır.

Incredible.

3:12

İnanılmaz.

Now, listen to the second part of the report

3:14

Şimdi raporun ikinci bölümünü dinleyin

from the BBC's Richard Taylor.

3:16

BBC'den Richard Taylor'dan.

But they've actually taken the concept Kalıp ifadeler

3:19

Ama aslında konsepti aldılar

and applied it to normal voice calls.

3:21

ve bunu normal sesli aramalara uyguladılar.

Kalıp ifadeler

take the concept and apply it to something: bir kavramı alıp başka bir şeye uygulamak

take a concept and apply it to something yapısında take, bir şeyi fiziksel olarak almak değil, bir fikri “benimsemek veya kullanmak” anlamına gelir. Apply the concept to a new area ise bu kavramı yeni bir alanda kullanmak demektir. Örnekte they've ifadesinden sonra taken ve applied geçmiş zaman ortaçları gelir. It, the concept ifadesine gönderme yapar; böylece yapı iki bağlantılı adımı anlatır: bir fikri benimsemek ve onu normal sesli aramalarda kullanmak.

Alıştırma

Cümleyi take the concept ve apply it to ifadelerinin geçmiş zaman biçimleriyle tamamlayın: The teachers ____ from board games and ____ maths lessons.

Cevabı göster

took the concept · applied it to

So, you're making a phone call to somebody Kalıp ifadeler

3:22

Yani, birine telefon ediyorsunuz

Kalıp ifadeler

make a phone call to somebody: birini telefonla aramak

Make a phone call to somebody, birini telefonla aradığınızı söylemenin doğal bir yoludur. Burada make, make a phone call eylem ifadesinin bir parçasıdır; telefon üretmek anlamına gelmez. Aramayı alan kişi veya kurum to sözcüğünden sonra gelir. Daha kısa olan call somebody yapısında to kullanılmaz: I called the hotel.

Alıştırma

Cümleyi make a phone call to ifadesinin tamamıyla doldurun: Before we leave, I need to ____ the hotel.

Cevabı göster

make a phone call to

from Japan in Japanese,

3:24

Japonya'dan Japonca olarak,

the other side of the world, for example,

3:26

dünyanın öbür ucu, örneğin,

in Britain,

3:27

İngiltere'de,

it will take that Japanese voice, Kelime

3:28

o Japonca sesi alacak,

Kelime

take that Japanese voice: konuşmayı girdi olarak almak

Bu teknik işlemde take, “bir şeyi işlemek üzere girdi olarak kabul etmek veya almak” anlamına gelir. Özne olan it sistemi, that Japanese voice ise sistemin aldığı Japonca konuşma sesini ifade eder. Dolayısıyla bu ifade, sistemin sesi bir sonraki işlem adımına girdi olarak aldığını anlatır. Bir sesi fiziksel olarak taşıyıp götürmek veya ortadan kaldırmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu teknik cümlede take ne anlama geliyor?

  1. Konuşandan Japon aksanı kullanmasını ister.
  2. Japonca konuşmayı işlemek üzere girdi olarak kabul eder.
  3. Konuşanın sesini fiziksel olarak alıp götürür.
Cevabı göster

Japonca konuşmayı işlemek üzere girdi olarak kabul eder.

do the real-time machine translation on the server,

3:30

sunucuda gerçek zamanlı makine çevirisi yapacak,

couple of seconds later, Kalıp ifadeler

3:33

birkaç saniye sonra,

Kalıp ifadeler

couple of seconds later: kısa bir süre sonra

Bu ifade, bir sonraki olayın çok kısa bir gecikmeden sonra gerçekleştiğini belirtir. A couple of sözcüğü sözcüğü kelimesi kelimesine ikiye işaret eder; ancak günlük zaman ifadelerinde yaklaşık iki veya yalnızca birkaç saniye anlamına da gelebilir. Altyazıda a tanımlığı olmadan kullanılan daha gündelik couple of seconds later biçimi vardır. Tarafsız yazıda veya özenli konuşmada a couple of seconds later biçimini kullanın.

Alıştırma

Cümleyi couple içeren tam ve tarafsız ifadeyle tamamlayın: After I tapped the button, the page loaded ____.

Cevabı göster

a couple of seconds later

it will bring it back down to you in English, Öbek fiiller

3:34

size İngilizce olarak geri getirecek,

Öbek fiiller

will bring it back down to you: işlenmiş bilgiyi kullanıcıya geri iletmek

Bu teknoloji bağlamında will bring it back down to you, sistemin işlenmiş sonucu kullanıcıya geri ileteceği anlamına gelir. bring something back to someone kalıbı, bilgiyi alıcısına yeniden ulaştırılan bir şey olarak sunar. Buradaki down, bilginin uzaktaki bir hizmetten veya sunucudan kullanıcı tarafına doğru ilerlemesini anlatır. Fiziksel bir nesnenin daha alçak bir yere taşınması anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir çevrim içi hizmet anlatılırken kullanılan “The system will bring the result back down to your phone” İngilizce cümlesi ne anlama gelir?

  1. Hizmet, kullanıcıyı üzer.
  2. Hizmet, işlenmiş sonucu telefona geri gönderir.
  3. Hizmet, telefonu alt kata taşır.
Cevabı göster

Hizmet, işlenmiş sonucu telefona geri gönderir.

or at least that's the idea. Ton ve niyet

3:37

ya da en azından fikir bu.

Ton ve niyet

or at least that's the idea: şüpheye yer bırakmak

Or at least that's the idea, az önce söylenen iddiaya temkinli bir düzeltme ekler. Or düzeltmeyi başlatır, at least iddiayı sınırlar ve that's the idea, “planlanan ya da amaçlanan sonuç bu” anlamına gelir. İfade bir bütün olarak konuşanın daha az emin görünmesini sağlar: planın bu şekilde işlemesi beklenir, ancak gerçek sonuç kusurlu olabilir veya henüz kanıtlanmamış olabilir. Planın kesinlikle başarılı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Biri “This update should make the battery last longer, or at least that's the idea.” diyor. Sondaki ifade neyi gösteriyor?

  1. Pilin daha uzun dayanması planlanıyor, ancak sonuç kesin değil.
  2. Güncellemenin kusursuz çalıştığı zaten kanıtlandı.
  3. Konuşan kişi tamamen farklı bir plan ortaya attı.
Cevabı göster

Pilin daha uzun dayanması planlanıyor, ancak sonuç kesin değil.

So, the difference is that this app allows people Anlatım akışı

3:39

Yani, fark şu ki bu uygulama insanların

Anlatım akışı

the difference is that: Temel farkı belirtme

the difference is that kalıbı, bir karşılaştırmanın ana noktasını, yani “önemli fark şudur” mesajını verir. Dinleyiciye temel farkın that kelimesinden sonra geleceğini bildirir. Yapı, the difference is that + tam bir yan cümledir. Bu örnekte this app allows people, farkı açıklayan yan cümlenin başlangıcıdır.

Alıştırma

Bu dersteki karşılaştırma kalıbını aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: Both plans cost the same, but ____ one takes less time.

Cevabı göster

the difference is that

to speak to foreigners in real-time

3:43

gerçek zamanlı olarak yabancılarla konuşmasını sağlıyor

with a slight pause Kalıp ifadeler

3:46

hafif bir duraklama ile

Kalıp ifadeler

with a slight pause: Kısa bir gecikmeyi anlatma

with a slight pause, bir eylemin akışında kısa ve küçük bir duraklama olduğunu anlatır. with eyleme eşlik eden özelliği belirtirken slight duraklamanın çok küçük olduğunu gösterir. Bu ifade konuşmada, bir aramada veya sistem yanıtında kısa bir tereddüt ya da gecikmeyi anlatabilir. Uzun bir kesinti anlamına gelmez.

Alıştırma

Küçük bir gecikmeyi anlatmak için bu dersteki with ile başlayan ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: The voice assistant replied ____.

Cevabı göster

with a slight pause

while the real-time translation takes place. Kalıp ifadeler

3:47

gerçek zamanlı çeviri gerçekleşirken.

Kalıp ifadeler

real-time translation takes place: bir sürecin gerçekleştiğini belirtmek

Burada takes place, “gerçekleşir” ya da “yapılır” anlamına gelir. Özne olan real-time translation bir süreçtir; bu nedenle yan cümle, çevirinin o sırada gerçekleştirildiğini anlatır. Take place kalıplaşmış, geçişsiz bir ifadedir: place burada alınan bir yer değildir ve ifade doğrudan nesne almaz.

Alıştırma

Cümleyi iki sözcüklü take place ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The safety inspection ____ every Monday.

Cevabı göster

takes place

So, which languages does it convert?

3:50

Peki, hangi dilleri dönüştürüyor?

At the moment, Japanese to English, Kalıp ifadeler

3:52

Şu anda, Japonca'dan İngilizce'ye,

Kalıp ifadeler

At the moment: mevcut ve muhtemelen geçici aşama

At the moment, “şimdi” veya “şu anda” anlamına gelir. Genellikle tam bir anlık noktayı değil, içinde bulunulan dönemde geçerli olan ve daha sonra değişebilecek bir durumu çerçeveler. Cümlenin başında virgülle kullanıldığında, ardından gelen tüm bilgiler için zaman çerçevesini belirler. Burada desteklenen dillere ilişkin açıklamayı ürünün mevcut aşamasıyla sınırlar.

Alıştırma

Bu cümlede “şu anda” anlamına gelen ifadeyi seçin: The café is closed ___, but it will reopen next week.

  1. in a moment
  2. at the moment
  3. for a moment
Cevabı göster

at the moment

Mandarin, and Korean,

3:54

Mandarin'e ve Korece'ye,

but more are to follow. Kalıp ifadeler

3:56

ama daha fazlası gelecek.

Kalıp ifadeler

but more are to follow: devamı gelecek

More, daha önce konuşulan aynı türden başka şeylerin yerini tutar. Are to follow, ilave şeylerin daha sonra gelmesinin planlandığını veya beklendiğini belirtir; yani mevcut liste tamamlanmamıştır. Buradaki follow, “birinin arkasından yürümek” değil, “ardından gelmek” anlamındadır. But, şu anda sınırlı sayıda şey bulunmasıyla daha sonra yenilerinin geleceği beklentisini karşılaştırır.

Alıştırma

Daha sonra ek derslerin beklendiğini belirten hedef ifadeyle duyuruyu tamamlayın: Two lessons are available now, but ____.

Cevabı göster

more are to follow

I suppose the big question is, Anlatım akışı

3:57

Sanırım asıl büyük soru şu,

how accurate is the translation?

3:59

çeviri ne kadar doğru?

Anlatım akışı

I suppose the big question is: asıl meseleyi ortaya koymak

I suppose the big question is kalıbı konuşmayı düzenler: Dinleyiciye, konuşmacının arka plan bilgilerinden en önemli meseleye geçtiğini bildirir. Virgülden sonraki doğrudan soru bu meselenin ne olduğunu açıklar. I suppose bu geçişi yumuşatır. Burada yaklaşık olarak “bence” anlamına gelir; böylece konuşmacı fazla kesin konuşmak yerine düşünerek konuşuyormuş gibi duyulur. Big, fiziksel olarak “büyük” değil, “asıl veya en önemli” demektir.

Alıştırma

Bu cümlede I suppose the big question is ne işe yarıyor?

  1. Çevirinin kesinlikle yanlış olduğunu söyler.
  2. Dikkati yumuşak bir biçimde asıl meseleye yöneltir.
  3. Bir sorunun fiziksel olarak büyük olduğunu söyler.
Cevabı göster

Dikkati yumuşak bir biçimde asıl meseleye yöneltir.

Yes, that is the big question.

4:01

Evet, büyük soru bu.

The BBC's Richard Taylor tried it out Öbek fiiller

4:03

BBC'den Richard Taylor denedi

Öbek fiiller

tried it out: bir şeyi kullanarak denemek

Burada tried it out, try something out ifadesinin geçmiş zamanıdır. Richard'ın, ne kadar iyi çalıştığını görmek için onu gerçekten kullandığı veya test ettiği anlamına gelir; out yön bildirmez, öbek fiilin bir parçasıdır. Try out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it veya them gibi bir zamirse, zamiri try ile out arasına koyun: try it out; try out it demeyin.

Alıştırma

try out ifadesinin geçmiş zamanını kullanın ve zamiri doğru yere koyun: Nina borrowed the camera and ____ before the trip.

Cevabı göster

tried it out

with the help of a Japanese translator. Kalıp ifadeler

4:06

bir Japon çevirmen yardımıyla.

Kalıp ifadeler

with the help of: kimin veya neyin yardım ettiğini belirtmek

With the help of, “-nın yardımıyla” anlamına gelir. Bir eylemi kolaylaştıran veya mümkün kılan kişiyi, aracı ya da kaynağı belirtir. Bu ifadede help bir isimdir ve of yardımın kaynağını tanıtır: with the help of a translator, a map veya software. İfadenin tamamı ana cümleden önce ya da sonra gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “-nın yardımıyla” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: We found the campsite ____ a map.

Cevabı göster

with the help of

What did he ask

4:08

O ne sordu

and how good does the translator think the app is?

4:09

ve çevirmene göre uygulama ne kadar iyi?

Hello. How are you?

4:14

Merhaba. Nasılsınız?

Are there any good restaurants around here? Kalıp ifadeler

4:16

Buralarda iyi bir restoran var mı?

Kalıp ifadeler

Are there any ... around here?: yakındaki yerleri sorma

Are there any + çoğul isim, o türden bir veya daha fazla şeyin bulunup bulunmadığını sorar. Burada any, evet ya da hayırla yanıtlanan bir soruda kullanılır; around here ise “buralarda” veya “bu yerin yakınında” anlamına gelir. good eklendiğinde kalite de sorulur. Bu nedenle cümle, yalnızca restoran olup olmadığını sormakla kalmaz ve çoğu zaman tavsiye isteme işlevi görür. Aynı kalıbı kullanmak için good restaurants yerine başka bir çoğul yer veya hizmet adı getirebilirsiniz.

Alıştırma

Soruyu çoğul bir isimden önce kullanılan tam başlangıçla tamamlayın: ____ good cafés around here?

Cevabı göster

Are there any

How well did that do as a translation first of all? Notlar

4:27

Öncelikle bu bir çeviri olarak ne kadar iyi iş çıkardı?

Dilbilgisi

How well did ... do as ...?: bir roldeki performansı değerlendirme

How well, başarı veya performansın derecesini sorar. Bu cümlede do “performans göstermek” anlamındadır; as a translation ise değerlendirilen rolü veya ölçütü belirtir. Konuşan kişi, bu sonucun bir çeviri olarak ele alındığında ne kadar başarılı olduğunu sorar. Yeniden kullanılabilen geçmiş zaman kalıbı How well did + özne + do as + isim öbeği? şeklindedir. did geçmiş zamanı zaten gösterdiği için do yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Geçmiş zamanlı soruyu do fiilinin doğru biçimleriyle tamamlayın: After yesterday's test, how well ____ the tablet ____ as a drawing tool?

Cevabı göster

did · do

Anlatım akışı

first of all? tartışmadaki ilk noktayı belirtme

Bu soruda first of all, düzenli bir konuşmadaki ilk noktayı belirtir. Öncelikle ya da ilk nokta olarak anlamına gelir; zaman bakımından en önce gerçekleşen olayı anlatmaz. Burada soru cümlesinin sonunda yer alsa da konuşmanın sırasını düzenler: konuşan kişi, sonraki sorular veya değerlendirmelerden önce çeviriyi soruyor.

Alıştırma

Hangi cümlede first of all bir dizinin ilk adımını belirtmek için kullanılmıştır?

  1. At first, the cable looked fine.
  2. First of all, let's check the cable.
  3. For the first time, we checked the cable yesterday.
Cevabı göster

First of all, let's check the cable.

Well, it's understandable, Anlatım akışı

4:31

Şey, anlaşılabilir,

but it's not perfect.

4:33

ama mükemmel değil.

Anlatım akışı

it's understandable, but it's not perfect. dengeli bir değerlendirme

Bu cümle dengeli bir değerlendirme yapar. Understandable sınırlı bir olumlu değerlendirmedir: anlamın kavranabildiğini söyler. But bir sınırlama getirir; bu nedenle not perfect, çeviride doğruluk, doğallık veya bütünlük açısından hâlâ sorunlar olduğunu belirtir. Konuşan kişi çevirinin işe yaramadığını ya da tamamen doğru olduğunu söylemiyor. It's understandable, but... kalıbı, açık bir çekince belirtmeden önce temel başarıyı kabul eder.

Alıştırma

Bir şeyin anlaşılır olduğunu ama yine de bir eksikliği bulunduğunu söyleyerek dengeli değerlendirme yapan cümle hangisidir?

  1. It's understandable, but it still sounds unnatural.
  2. It's perfect, so nobody can understand it.
  3. It's impossible to understand, but it is completely clear.
Cevabı göster

It's understandable, but it still sounds unnatural.

The reporter asked if there is a good restaurant nearby. Dilbilgisi

4:36

Muhabir yakında iyi bir restoran olup olmadığını sordu.

Dilbilgisi

asked if there is ...: evet-hayır sorusunu dolaylı aktarmak

Asked if, evet ya da hayırla cevaplanabilen bir soruyu dolaylı olarak aktarır. Buradaki if, koşul bildiren “eğer” değil, “olup olmadığını” anlamındadır. if’ten sonra soru söz dizimi değil, there is a good restaurant gibi düz cümle söz dizimi kullanılır; is there a good restaurant denmez. asked geçmiş zamanda olsa da durum hâlâ güncelse is korunabilir. Aktarım bütünüyle geçmiş bakış açısından yapılıyorsa was da yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle, evet veya hayırla cevaplanan bir soruyu doğru biçimde dolaylı aktarıyor?

  1. She asked was there a pharmacy nearby.
  2. She asked if there was a pharmacy nearby.
  3. She asked if was there a pharmacy nearby.
Cevabı göster

She asked if there was a pharmacy nearby.

And the Japanese translator says the app was understandable,

4:40

Ve Japon çevirmen uygulamanın anlaşıldığını,

but not perfect.

4:44

ama mükemmel olmadığını söylüyor.

Is this technology going to sweep the world, Deyimler

4:46

Bu teknoloji dünyayı kasıp kavuracak mı,

I wonder? Ton ve niyet

4:48

merak ediyorum?

Deyimler

going to sweep the world: dünyaya çok hızlı yayılmak

Going to sweep the world, bir şeyin çok hızlı biçimde dünyaya yayılması, popüler olması veya dünya çapında güçlü bir etki yaratması anlamına gelir. Sweep fiili, bir şeyin büyük bir alanı güçlü biçimde kapladığı görüntüsünü oluşturur. Buradaki ifade mecazidir: teknoloji gerçekten dünyayı temizlemeyecektir. Konuşan kişi, bu teknolojinin dünyaya yayılıp büyük bir etki yaratıp yaratmayacağını merak ediyor.

Alıştırma

Hangi cümlede sweep the world, “çok hızlı biçimde dünya çapında popüler olmak” anlamında kullanılmıştır?

  1. The caretaker swept the hallway before lunch.
  2. The new card game swept the world within a few months.
  3. The card game was played by three people in one village.
Cevabı göster

The new card game swept the world within a few months.

Ton ve niyet

Soru sonundaki I wonder: daha açık ve yumuşak bir soru

Bir sorunun sonunda kullanılan I wonder, “merak ediyorum” veya “bilmiyorum” anlamına gelir. Konuşanın kesin bir tahminde bulunmak yerine cevap üzerinde düşündüğünü gösterir. Bu son ekleme soruyu yumuşatır ve sesli düşünüyormuş gibi bir hava verir. Burada wonder, “öğrenmek istemek” anlamındadır; “hayran kalmak” anlamında değildir.

Alıştırma

“Will the plan work, I wonder?” cümlesinin sonunda I wonder nasıl bir etki yaratır?

  1. Sorunun açık uçlu bir düşünce gibi duyulmasını sağlar.
  2. Soruyu emre dönüştürür.
  3. Konuşanın cevabı zaten bildiğini gösterir.
Cevabı göster

Sorunun açık uçlu bir düşünce gibi duyulmasını sağlar.

Well, there are some other companies hot on the heels Deyimler

4:49

Şey, hemen peşinde olan bazı başka şirketler de var

of the Japanese company NTT Docomo.

4:52

Japon şirketi NTT Docomo'nun.

Deyimler

hot on the heels of: çok yakından takip etmek

Hot on the heels of someone or something, özellikle bir takip veya rekabette birinin ya da bir şeyin hemen arkasında olmak demektir. Arkadan gelenin lidere yetişmekte olduğunu veya ona baskı yaptığını düşündürür. Bu cümlede diğer şirketler iş veya teknoloji alanında NTT Docomo'yu yakından takip ediyor. Yapı hot on the heels of + kişi, şirket veya olay şeklindedir. İyelik yapısıyla hot on our heels ya da hot on the company's heels denir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki beş sözcüklü deyimle tamamlayın: The new runner is ____ the champion.

Cevabı göster

hot on the heels of

For example, France's Alcatel-Lucent is developing a rival product Kelime

4:55

Örneğin, Fransa'nın Alcatel-Lucent rakip bir ürün geliştiriyor

Kelime

rival product: aynı pazarda rekabet eden ürün

rival product ifadesinde rival, product sözcüğünü niteler ve “rekabet eden” anlamına gelir. Bu ifade, benzer kullanıcılar veya aynı pazar için başka bir ürünle rekabet etmek üzere üretilen bir ürünü anlatır. Burada rival, kişisel bir düşman anlamına gelmez. İş ve teknoloji haberlerinde pazar rekabetini tarafsız biçimde anlatan bir ifadedir.

Alıştırma

Hangi cümlede rival product, aynı müşteriler için rekabet eden bir ürün anlamında kullanılmıştır?

  1. The company gave a product to a friendly person.
  2. The company repaired an old product that it no longer sells.
  3. The company released a rival product for the same group of customers.
Cevabı göster

The company released a rival product for the same group of customers.

which will operate on landlines. Kelime

4:59

sabit hatlarda çalışacak olan.

Kelime

will operate on landlines: sabit telefon hatları üzerinden çalışmak

Will gelecek zamanı gösterir. Operate on, ürünün çalışmak için hangi sistemi kullanacağını belirtir; landlines ise sabit telefon hatları veya sabit telefon ağı anlamına gelir. Yani ürün sabit telefon sistemi üzerinden çalışacaktır. Bu ifade, yerde duran çizgilerin üzerinde çalışmak anlamına gelmez. Artikelsiz çoğul landlines, genel olarak sabit telefon hatlarını anlatır.

Alıştırma

“It will operate on landlines” ne anlama gelir?

  1. Sabit telefon hatları üzerinden çalışacaktır.
  2. Yere çizilmiş çizgiler boyunca ilerleyecektir.
  3. Yalnızca mobil ağ üzerinden çalışacaktır.
Cevabı göster

Sabit telefon hatları üzerinden çalışacaktır.

And Microsoft is working on something Öbek fiiller

5:01

Ve Microsoft da bir şeyler üzerinde çalışıyor

Öbek fiiller

is working on: bir şeyi geliştirmek veya ele almak

is working on içindeki work on, bir şeyi geliştirmek, iyileştirmek ya da ele almak için zaman harcamak demektir. Burada Microsoft'un devam eden bir projesi vardır; on ifadenin bir parçasıdır ve fiziksel konum bildirmez. Yapı be + working on + proje, ürün, görev veya sorun şeklindedir. Şimdiki zaman, konuşma anında fiilen yapılmıyor olsa bile çalışmanın sürmekte olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi geliştirmek anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: The engineers are ____ a safer school bus.

Cevabı göster

working on

it's calling the translating telephone. Dilbilgisi

5:04

buna çeviri telefonu diyor.

Dilbilgisi

it's calling the translating telephone: call + nesne + ad

Bu bölüm, önceki yan cümledeki something ile birlikte okunmalıdır: something (that) it's calling the translating telephone. Atılmış olan that, calling fiilinin nesnesi olurdu; bu nedenle adlandırılan şey something'dir. Bu bağlamda it, Microsoft'u gösterir ve it's, it is demektir. Burada call, bir şeye ad vermek anlamındadır. Yapı call + nesne + ad şeklindedir: it is calling [something] [the translating telephone]. Burada telefon etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanların yeni robota Miko adını verdiği anlamına gelir?

  1. We're calling the robot shop about Miko.
  2. We're calling the new robot Miko.
  3. We're calling Miko about the new robot.
Cevabı göster

We're calling the new robot Miko.

Now, the question I want to ask you, Jen, Anlatım akışı

5:07

Şimdi sana sormak istediğim soru, Jen,

Anlatım akışı

the question I want to ask you: sıradaki soruyu tanıtmak

the question I want to ask you ifadesi, dinleyiciye sırada hangi konunun olduğunu bildirir. Konuşmacı asıl soruyu söylemeden önce dikkati toplar; ifadenin kendisi asıl soru değildir. I want to ask you, konuşmacının hangi soruyu kastettiğini açıklar. Tam biçim the question that I want to ask you olabilir; İngilizcede burada that sık sık düşürülür.

Alıştırma

Vurgulanan çerçeve konuşmada ne işe yarıyor?

  1. Konuşmacının soruyu zaten cevapladığını söyler.
  2. Dinleyiciden bütün soruları yazmasını ister.
  3. Sırada gelecek belirli soruyu tanıtır.
Cevabı göster

Sırada gelecek belirli soruyu tanıtır.

is do you think this will put an end

5:09

sence bu sonunu getirecek mi

to language learning forever?

5:11

sonsuza dek dil öğreniminin?

Well, I hope not.

5:13

Umarım getirmez.

I think these types of technologies are always helpful,

5:14

Bence bu tür teknolojiler her zaman yardımcı olur,

but nothing will ever replace learning a language. Dilbilgisi

5:18

ama hiçbir şey bir dili öğrenmenin yerini alamaz.

Dilbilgisi

nothing will ever replace: kesin bir olumsuz iddia

Nothing will ever replace ..., ardından gelen şeyin yerini şimdi veya gelecekte hiçbir şeyin alamayacağı anlamına gelir. Nothing cümleyi zaten olumsuz yapar; ever bu olumsuz anlamın içinde “herhangi bir zamanda” anlamı taşıyarak vurguyu güçlendirir. Replace fiilinden sonra doğrudan, yerine başka bir şeyin geçtiği nesne gelir. Burada learning a language, konuşmacının yerinin doldurulamayacağını söylediği etkinliktir.

Alıştırma

nothing, will, ever ve replace sözcüklerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: ____ time with family.

Cevabı göster

Nothing will ever replace

Now, I know I'm biased, Ton ve niyet

5:21

Şimdi, taraflı olduğumu biliyorum,

but speaking a foreign language is one of life's great pleasures. Kalıp ifadeler

5:22

ama yabancı bir dil konuşmak hayatın büyük zevklerinden biridir.

Ton ve niyet

I know I'm biased, but ...: olası taraflılığı kabul etmek

“I know I'm biased”, kişisel bir bağın, ilginin veya tercihin konuşanın değerlendirmesini tamamen tarafsız olmaktan çıkarabileceğini kabul eder. Bu cümlede bir dil programında çalışmak, konuşana dil öğrenimini desteklemek için kişisel bir neden verir. “But”, konuşanın buna rağmen görüşünü söyleyeceğini gösterir. Bu kalıp samimi duyulur ve iddiayı yumuşatır, ancak görüşün doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle, kişisel bir bağın görüşü etkileyebileceğini doğal biçimde kabul edip ardından görüşü ifade eder?

  1. I know my hometown well, so I can find the station.
  2. I know I'm biased, but I think my hometown has the best food.
  3. I'm interested in food, but I haven't chosen a restaurant.
Cevabı göster

I know I'm biased, but I think my hometown has the best food.

Kalıp ifadeler

is one of life's great pleasures: bir deneyimi sıcak biçimde övmek

“X is one of life's great pleasures”, X'i hayattaki en keyifli deneyimlerden biri olarak sıcak bir dille över. “One of”, bunun tek zevk değil, birkaç zevkten biri olduğunu belirtir; ifade yalnızca “X is fun” demekten daha etkileyicidir. Kalıp X + is one of + life's + çoğul sayılabilir isim şeklindedir. Bu yüzden “pleasures” çoğuldur. Burada “life's”, belirli bir kişiye ait bir şeyi değil, “hayatın” veya “hayatta” anlamını verir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki övgü ifadesiyle tamamlayın: Sitting by the fire on a cold night ____.

Cevabı göster

is one of life's great pleasures

And I agree with you, but of course,

5:25

Ve sana katılıyorum, ama elbette,

I would because it's my job. Ton ve niyet

5:27

benim işim bu olduğu için bunu söylerdim.

Ton ve niyet

I would: Tekrarlanan eylemi söylememek

Önceki konuşma eksik olan anlamı açıkça gösterdiği için would'dan sonraki sözcükler söylenmez. Burada I would, yaklaşık olarak “I would agree” veya “I would say that” anlamına gelir. Would, bu tepkinin konuşmacının durumunda doğal veya beklenen bir tepki olduğunu gösterir. because it's my job yan cümlesi bunun nedenini açıklar. Yalnızca gelecekte bir şey olacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir müze rehberi hayali bir durumda ne yapacağından söz ediyor. Hangi cümle lead the tour ifadesini tekrarlamamak için would kullanıyor?

  1. If the museum asked me to lead the tour, I will, because I know every room.
  2. If the museum asked me to lead the tour, I would, because I know every room.
  3. If the museum asked me to lead the tour, I do, because I know every room.
Cevabı göster

If the museum asked me to lead the tour, I would, because I know every room.

Before we go, Neil, Anlatım akışı

5:30

Gitmeden önce Neil,

Anlatım akışı

Before we go: Son bir konuyu sunmak

Before we go, “bitirmeden veya ayrılmadan önce” anlamına gelir. Bir programda, toplantıda, derste veya konuşmada go, mutlaka yürüyüp gitmek değil, etkinliğin sona ermesi anlamına gelebilir. Bu ifade sırada gelecek bilgiyi düzenler: Ana bölümün bitmek üzere olduğunu bildirir ve son bir hatırlatma, soru, teşekkür veya duyuruyu sunar.

Alıştırma

Bir ders bitmek üzere ve öğretmenin son bir hatırlatması var. Hangi cümle kapanışa geçiş yapar?

  1. Halfway through the class, let's take a short break.
  2. To begin today's class, please open your books to page ten.
  3. Before we go, please remember to bring your permission slip tomorrow.
Cevabı göster

Before we go, please remember to bring your permission slip tomorrow.

aren't you going to give the answer to the quiz? Ton ve niyet

5:31

testin cevabını vermeyecek misin?

Ton ve niyet

Aren't you going to give the answer...?: hatırlatma olarak kullanımı

Aren't you going to + fiil...? olumsuz bir sorudur. Burada konuşan kişi, diğer kişinin testin cevabını vermesini zaten beklemektedir; bu nedenle soru, ona bunu yapmasını hatırlatır. Konuşan kişi esas olarak “no” yanıtını beklemez. Yumuşak bir ses tonu bunu arkadaşça bir hatırlatmaya dönüştürebilir; daha sert bir ton ise şaşkınlık veya sabırsızlık gösterebilir.

Alıştırma

Sam sonuçları göstereceğini söyledi, ancak toplantı bitmek üzere. Bu beklentiye dayanarak ona hatırlatmada bulunmak için en uygun cümle hangisidir?

  1. Could the results change after the meeting?
  2. Are the results ready for tomorrow?
  3. Aren't you going to show us the results, Sam?
Cevabı göster

Aren't you going to show us the results, Sam?

Okay, yes.

5:33

Tamam, evet.

I wanted to know

5:34

Bilmek istiyordum

how many languages there are in the world.

5:35

dünyada kaç dil olduğunu.

Is it A, about a hundred,

5:38

A mı, yaklaşık yüz,

B, about a thousand,

5:41

B mi, yaklaşık bin,

or C, about 6,000?

5:43

yoksa C mi, yaklaşık 6.000?

And I said B, about a thousand.

5:45

Ve ben B dedim, yaklaşık bin.

And you are wrong.

5:48

Ve sen yanıldın.

I know you speak about a thousand languages, Jen,

5:49

Yaklaşık bin dil konuştuğunu biliyorum, Jen,

but the answer is about 6,000.

5:52

ama cevap yaklaşık 6.000.

Wow.

5:55

Vay canına.

Now, time for a recap of some of the words Anlatım akışı

5:56

Şimdi, bazı kelimelerin özetini yapma zamanı

Anlatım akışı

Time for a recap of... ile geçiş yapmak

Time for a recap of + isim, “şimdi ... konusunu kısaca gözden geçireceğiz” anlamına gelir. Burada recap bir isimdir ve of, gözden geçirilecek konuyu tanıtır. Bu, tam kalıp olan It's time for + isim yapısının kısaltılmış hâlidir. Konuşan kişiler bunu açık bir geçiş ifadesi olarak kullanır: bir bölüm biter ve kısa bir tekrar başlar.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki geçiş ifadesini aynen kullanarak tamamlayın: Now, ____ today's main points.

Cevabı göster

time for a recap of

we heard in today's program.

5:59

bugünkü programda duyduğumuz.

They are app,

6:01

Bunlar app (uygulama),

smartphone,

6:04

smartphone (akıllı telefon),

in real-time,

6:06

in real-time (gerçek zamanlı olarak),

server,

6:09

server (sunucu),

hot on the heels.

6:11

hot on the heels (hemen peşinde).

Join us again soon for more 6 Minute English from BBC Learning English .com.

6:13

BBC Learning English .com'dan daha fazla 6 Minute English için yakında tekrar bize katılın.

And don't forget to find us on Facebook and Twitter.

6:18

Ve bizi Facebook ve Twitter'da bulmayı unutmayın.

Bye for now.

6:21

Şimdilik hoşça kalın.

Bye.

6:22

Hoşça kalın.

That was 6 Minute English from BBC Learning English .com.

6:22

Bu BBC Learning English .com'dan 6 Minute English idi.