'Anne arkadaşları' edinmek ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Bu bölüm, okul kapısında diğer annelerle arkadaşlık kurmanın aidiyet duygusu yaratırken neden eski klik, dışlanma ve sosyal baskı anılarını da canlandırabildiğini inceliyor. Sonuçta, gerçekten anlaşabileceğiniz biriyle karşılaşmanın yalnızca şansa bağlı olabileceği belirtiliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. it's not just the kids who find it challenging. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: not just ifadesinin odağı beklenen grubun dışına nasıl genişlettiğini öğrenin. Bu kalıpla bir varsayımı düzeltebilir ve ebeveynlerin, iş arkadaşlarının ya da başka kişilerin de aynı güçlüğü yaşadığını açıklayabilirsiniz. 2. really, really difficult to navigate. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: navigate sözcüğünü gerçek anlamda yol bulmak yerine karmaşık bir sosyal durumu idare etmek anlamındaki mecaz olarak tanıyın. Böylece yazılı olmayan kuralları zorlayıcı olan ilişkileri, kurumları ve sorunları anlatabilirsiniz. 3. just down to luck — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bir sonucun beceriye veya çabaya değil, tesadüfe bağlı olduğunu anlayın. Bu kısa ifadeyi arkadaşlık, iş, sınav veya kontrolünüz dışındaki başka alanlarda belirsiz sonuçlardan söz ederken kullanabilirsiniz.
Bu derste
Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning Englis.
0:07Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.
I changed schools quite a lot when I was a kid, Kalıp ifadeler
0:18Çocukken oldukça fazla okul değiştirdim,
changed schools: bir okuldan başka bir okula geçmek
Change schools ifadesi, bir okuldan ayrılıp başka bir okula gitmeye başlamak demektir. Okulun kendisini değiştirmeyi değil, bir öğrencinin okul değiştirmesini anlatır. Bu cümlede çoğul schools, quite a lot ifadesiyle uyumludur: konuşan kişi birçok kez farklı okullara geçmiştir. Change schools tek bir okul değişikliğini de anlatabilir; örneğin She changed schools at age ten.
Alıştırma
Ailesi taşındıktan sonra onun başka bir okula başladığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- She changed the school after her family moved.
- She changed to schools after her family moved.
- She changed schools after her family moved.
Cevabı göster
She changed schools after her family moved.
so I had lots of first days and they were never easy.
0:20bu yüzden birçok 'ilk günüm' oldu ve hiç kolay geçmediler.
as soon as she left: bir olayın hemen ardından diğeri
As soon as bir zaman yan cümlesi başlatır ve «olur olmaz» ya da «hemen ... olduğunda» anlamına gelir. as soon as yan cümlesindeki olay önce gerçekleşir; ana cümledeki olay ise neredeyse hiç gecikmeden onu izler. Burada as soon as she left, I was quite happy sözünün zamanını belirler: önce o gider, hemen ardından mutluluk gelir. As soon as ifadesini tek bir bağlaç olarak okuyun; as ... as karşılaştırma kalıbı olarak düşünmeyin.
Alıştırma
Cümleyi «olur olmaz» anlamındaki üç sözcüklü hedef zaman bağlacıyla tamamlayın: Call me ____ you get home.
Cevabı göster
as soon as
starting school and making new friends is difficult for many children,
0:44okula başlamak ve yeni arkadaşlar edinmek birçok çocuk için zordur,
but it's not just the kids who find it challenging. Dilbilgisi
0:48ancak bunu zorlayıcı bulanlar sadece çocuklar değildir.
it's not just the kids who...: odağı çocukların ötesine genişletmek
it's not just + kişi veya grup + who... kalıbı, söylenen şeyin adı geçen kişi ya da grubun yanı sıra başkaları için de geçerli olduğunu belirtir. Fazla dar bir odağı düzeltir: Çocuklar bu durumu zor bulur, ancak zorlananlar yalnızca onlar değildir. find it challenging ifadesindeki it, okula başlamak veya arkadaş edinmek gibi konuşulan durumu belirtir. Somut bir nesneyi belirtmez.
Alıştırma
Vurgulanan cümle neyi ima ediyor?
- Bu durumu zor bulan tek kişiler çocuklardır.
- Çocukların yanı sıra başka insanlar da bu durumu zor bulmaktadır.
- Çocuklar bu durumu zor bulmamaktadır.
Cevabı göster
Çocukların yanı sıra başka insanlar da bu durumu zor bulmaktadır.
For mums and dads who drop their kids off at the school gates in the morning Öbek fiiller
0:52Sabahları çocuklarını okul kapılarına bırakan
drop their kids off: birini bir yere bırakıp ayrılmak
Drop someone off, birini genellikle araçla bir yere götürüp orada bıraktıktan sonra ayrılmak demektir. Burada ebeveynler çocuklarını okul kapısına götürür; drop, çocukları fiziksel olarak düşürmek anlamına gelmez. Bu phrasal verb ayrılabilir. Nesne bir isim olduğunda hem drop their kids off hem de drop off their kids kullanılabilir. Zamir olduğunda ise zamir ortaya gelmelidir: drop them off denir, drop off them denmez.
Alıştırma
'Beni istasyona götürüp orada bırakmak' anlamını veren hedef phrasal verb ile cümleyi tamamlayın ve zamiri doğru yere koyun: Could you ____ at the station?
Cevabı göster
drop me off
and pick them up again at the end of the school day, Öbek fiiller
0:56ve okul gününün sonunda onları tekrar alan anneler ve babalar için,
pick them up: birini bulunduğu yerden almak
Bu cümlede pick them up, okula gidip çocuklarla buluşarak onları oradan alma anlamına gelir. Up, öbek fiilin bir parçasıdır; çocukları yukarı kaldırmak anlamına gelmez. Pick up ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir isim olduğunda hem pick up the children hem de pick the children up mümkündür. Nesne bir zamirse ortaya gelmelidir: pick them up denir, pick up them denmez.
Alıştırma
pick up öbek fiilini İngilizce her zamiriyle kullanarak ulaşım planını tamamlayın: I'll ____ from the station at six.
Cevabı göster
pick her up
making friends with other mums can be just as hard. Dilbilgisi
0:59diğer annelerle arkadaş olmak da bir o kadar zor olabilir.
just as hard: aynı derecede zor
Just as hard, “aynı derecede zor” anlamına gelir. just as + sıfat yapısı, iki şeyin bir özellik bakımından aynı derecede olduğunu gösterir. Burada bu zorluk, önceki cümlede belirtilen zorlukla karşılaştırılır. Tam yapı X is just as hard as Y biçimindedir. Y zaten belliyse İngilizcede can be just as hard örneğindeki gibi ikinci as ile başlayan bölüm çıkarılabilir. Buradaki just eşitlik karşılaştırmasını güçlendirir; “yalnızca” ya da “az önce” anlamına gelmez.
Alıştırma
İki yapbozun zorluk düzeyi tamamen aynıdır. Hangi cümle bunu ifade eder?
- The second puzzle is harder than the first.
- The second puzzle is almost as hard as the first.
- The second puzzle is just as hard as the first.
Cevabı göster
The second puzzle is just as hard as the first.
Here, BBC presenter Nuala McGovern discusses this problem using the term mum friends. Kültür
1:02Burada, BBC sunucusu Nuala McGovern bu sorunu mum friends (anne arkadaşlar) terimini kullanarak tartışıyor.
mum friends: ebeveynlik sayesinde edinilen anne arkadaşlar
Bu cümlede mum friends, kişinin kendisi de ebeveyn olduğu için tanıştığı diğer anneleri anlatır; bu kişilerle çoğunlukla çocuklar, okul ya da ebeveynlik etkinlikleri aracılığıyla tanışılır. Bu ilişki sıradan bir arkadaşlık olmanın ötesinde, ortak ebeveynlik yaşamından doğar. Bu ifade kişinin kendi annesinin arkadaşları anlamına gelmez. Bu anlam için my mum's friends gibi bir iyelik yapısı gerekir.
Alıştırma
Bu bağlamda mum friends büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Anneleriyle zaman geçirmekten hoşlanan çocuklar
- Çocukları veya ebeveynlik yaşamı sayesinde arkadaş olan anneler
- Bir kişinin kendi annesinin arkadaşları
Cevabı göster
Çocukları veya ebeveynlik yaşamı sayesinde arkadaş olan anneler
So, if you are a mum dropping off or picking up the kids this week,
1:09Yani, bu hafta çocukları bırakan veya alan bir anneyseniz,
how do you feel about hanging out with other mum friends? Öbek fiiller
1:13diğer anne arkadaşlarla takılmak hakkında ne hissediyorsunuz?
hanging out with: biriyle rahatça vakit geçirmek
Hang out with someone, biriyle konuşarak ya da rahat bir etkinlik yaparak samimi ve gayriresmî biçimde zaman geçirmek demektir. Out sözcüğü mutlaka dışarı çıkmayı veya belirli bir yere gitmeyi gerektirmez; ifadenin tamamı rahat bir sosyal zamanı anlatır. Burada hanging biçimi kullanılır, çünkü ifade how do you feel about ...? yapısındaki about edatından sonra gelir ve -ing biçimini alır.
Alıştırma
Hang out with ifadesini doğru biçime getirin: How do you feel about ____ your new classmates?
Cevabı göster
hanging out with
I find that term kind of interesting as well. Kalıp ifadeler
1:16Ben de bu terimi bir bakıma ilginç buluyorum.
kind of interesting: değerlendirmeyi yumuşatmak
kind of interesting ifadesinde kind of, “biraz” veya “bir ölçüde” anlamına gelir. interesting sözcüğünün gücünü azaltarak konuşanın daha yumuşak ve daha az kesin bir değerlendirme yapmasını sağlar. Burada kind of, sıfatın önünde kullanılan gündelik bir derece belirtecidir. Bir şeyi tür olarak sınıflandıran a kind of + isim yapısı değildir.
Alıştırma
Cümlede kind of interesting nasıl bir tutum ifade ediyor?
- Terimin biraz ilginç olduğuna dair yumuşatılmış bir değerlendirme.
- Terimin büyüleyici olduğuna dair güçlü ve kesin bir değerlendirme.
- Terimi ilginç şeylerin bir türü olarak sınıflandırma.
Cevabı göster
Terimin biraz ilginç olduğuna dair yumuşatılmış bir değerlendirme.
Do you struggle to make those relationships Dilbilgisi
1:22Bu ilişkileri kurmakta zorlanıyor musunuz,
struggle to make those relationships: ilişki kurmakta zorlanmak
Struggle to + fiilin yalın hâli, gerçek bir çaba gösterilse bile bir eylemi yapmanın zor olması demektir. Bu soru, söz konusu ilişkileri kurmanın zor olup olmadığını sorar; struggle burada fiziksel bir mücadeleyi değil, sosyal bir güçlüğü anlatır. Make those relationships bu bağlamda o bağları kurmak veya geliştirmek anlamında anlaşılır. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı struggle to + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Cümleyi struggle to yapısının doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: Leo ____ remember new classmates' names.
Cevabı göster
struggles to
thrive on them: bir şeyden enerji alıp daha iyi performans göstermek
Thrive on something, bir durumun veya etkinliğin kişiye enerji verdiğini ve özellikle iyi performans göstermesine yardımcı olduğunu anlatır. Yalnızca like demekten daha güçlüdür: kişi bundan fayda görür veya bunun sayesinde en iyi hâline ulaşır. Bu soruda them, daha önce sözü edilen ilişkileri gösterir. On, thrive on kalıbının bir parçasıdır ve ardından isim, zamir ya da -ing biçimi gelebilir.
Alıştırma
Leo yoğun bir programı olduğunda daha enerjik oluyor ve daha iyi performans gösteriyor. Bu anlamı hangi cümle ifade eder?
- Leo thrives on a busy schedule.
- Leo likes having a busy schedule.
- Leo copes with a busy schedule.
Cevabı göster
Leo thrives on a busy schedule.
Mum friends are usually the mums of other children in your child's class at school.
1:27Anne arkadaşlar genellikle okulda çocuğunuzun sınıfındaki diğer çocukların anneleridir.
go for coffee: rahat bir kahve buluşması veya daveti
Go for coffee, dışarı çıkıp kahve içmek ve genellikle sohbet etmek için de zaman ayırmak demektir. Rahat bir buluşmayı anlatabilir veya hafif, baskı yaratmayan bir davet için kullanılabilir. Buradaki for, go for lunch veya go for a walk örneklerinde olduğu gibi go for + isim etkinlik kalıbının bir parçasıdır. Bir varış noktası göstermez; odak noktanız mekânsa go to a café kullanın.
Alıştırma
Kahve eşliğinde rahat bir buluşmayı anlatan hedef ifadeyle daveti tamamlayın: Would you like to ____ after the museum visit?
Cevabı göster
go for coffee
help out with babysitting or chat about being a mother. Öbek fiiller
1:34çocuk bakıcılığı konusunda yardımlaşabilir veya anne olmak hakkında sohbet edebilirler.
help out with babysitting: fiilen destek olmak
Help out with babysitting, çocuklara bakarak fiilen yardım etmek demektir. Babysitting, with ile belirtilen yardım konusudur. Yeniden kullanılabilen kalıp help out with + isim veya -ing biçimindeki etkinliktir. Help out gündelik dilde bir işe el atma anlamı taşır; out ise öbek fiilin parçasıdır ve yön bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Could you ____ the decorations for the school fair?
Cevabı göster
help out with
But, is making new mum friends really the positive experience it's often described as Kalıp ifadeler
1:38Ancak, yeni anne arkadaşlar edinmek gerçekten sıkça anlatıldığı gibi olumlu bir deneyim mi,
described as: bir etiketi veya değerlendirmeyi aktarmak
be described as + isim veya sıfat edilgen kalıbı, bir kişi ya da şeye verilen etiketi, özelliği veya değerlendirmeyi aktarır. Konuşanın buna katıldığını göstermeden yaygın bir tanımı tekrarlayabilir. the positive experience it's often described as ifadesinde, sondaki as sonrasında tanım yeniden söylenmez; çünkü as, daha önceki the positive experience ifadesine gönderme yapar. Soru, gerçeğin bu yaygın tanıma uyup uymadığını sorgular.
Alıştırma
İnsanların yeni kütüphaneye verdiği özellikleri hangi cümle doğru biçimde aktarır?
- The new library was described by bright and welcoming.
- The new library was described as bright and welcoming.
- The new library described as bright and welcoming.
Cevabı göster
The new library was described as bright and welcoming.
or an additional stress for already overworked mothers? Kelime
1:44yoksa zaten fazla çalışan anneler için ek bir stres kaynağı mı?
additional stress: mevcut bir yüke eklenen baskı
Additional stress, zaten var olan baskıya eklenen başka bir baskı kaynağı veya katmanı demektir. Burada anneler zaten aşırı çalışmaktadır; dolayısıyla ifade, başka bir şeyin onların yükünü artırıp artırmayacağını sorar. Additional, stresin sonradan eklendiğini belirtir; stresin özellikle şiddetli veya çok fazla olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve mevcut bir yüke eklenen baskı anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: A last-minute fee caused ____ for a family already worried about money.
Cevabı göster
additional stress
That's what we'll be discussing in this program, Anlatım akışı
1:49Bu programda bazı yararlı yeni kelimelerle birlikte
That's what we'll be discussing: sıradaki ana konuyu bildirmek
Baştaki That, az önce sözü edilen sorunun veya konunun tamamına gönderme yapar. What we'll be discussing, “tartışacağımız konu” demektir; dolayısıyla cümlenin bütünü önceki soruyu sıradaki ana konu olarak belirler. Bilgiyi düzenleyen bir işaret olarak bu cümle girişi tamamlar ve ana tartışmanın başlamak üzere olduğunu dinleyiciye bildirir. Gelecekte devam eden yapı we'll be discussing, tartışmayı programın planlanmış etkinliği olarak sunar.
Alıştırma
“How can our town reduce waste?” diye sorduktan sonra hangi cümle bu sorunun sıradaki ana konu olduğunu en iyi şekilde belirtir?
- That has nothing to do with today's topic.
- That's what we discussed last year.
- That's what we'll be discussing today.
Cevabı göster
That's what we'll be discussing today.
why not take a minute to read through the list of vocabulary before you listen. Notlar
1:57dinlemeden önce kelime listesini okumak için neden bir dakikanızı ayırmıyorsunuz.
why not take a minute to ... ile nazikçe öneride bulunmak
Why not + fiilin yalın hâli? çoğu zaman gerçek bir neden sormak yerine öneride bulunur. Burada konuşan kişi, dinlemeden önce bir şey yapılmasını nazikçe öneriyor; bu nedenle because ile başlayan bir cevap beklenmez. take a minute to + fiil yapısındaki a minute genellikle tam olarak altmış saniye değil, kısa bir süre anlamına gelir. Why not take a minute to ... yapısı bir bütün olarak önerinin kolay ve baskısız duyulmasını sağlar.
Alıştırma
Kısa bir süre ayırmak anlamındaki hedef ifadeyle samimi öneriyi tamamlayın: Why not ____ check your answers before you submit the quiz?
Cevabı göster
take a minute to
read through: bir metni başından sonuna kadar okumak
Read through, bir metnin tamamını ele alacak şekilde başından sonuna kadar okumak demektir. Bu cümlede dinleyiciye, dinlemeye başlamadan önce kelime listesinin tamamına bakması söyleniyor. Through, okuma sürecinin tamamlanmasını belirtir; fiziksel olarak bir yerin içinden geçmekle ilgili değildir. Read through, her kelimeyi mutlaka derinlemesine incelemek anlamına da gelmez. Temel fikir, metnin tamamını bir kez okumaktır.
Alıştırma
Hangi cümle, toplantıdan önce raporun tamamının bir kez okunmasını istiyor?
- Please skim the report for the main points before the meeting.
- Please proofread the report for errors before the meeting.
- Please read through the report before the meeting.
Cevabı göster
Please read through the report before the meeting.
It's easy to find on our website bbclearningenglish.com.
2:01bbclearningenglish.com web sitemizde bulmak çok kolay.
Another term often associated with mum friends is playdate, Notlar
2:08Anne arkadaşlarıyla sıklıkla ilişkilendirilen bir diğer terim de playdate'tir (oyun buluşması),
often associated with: neden-sonuç iddiası olmadan bağlantı kurmak
Be associated with, bir şeyin insanların düşüncelerinde, deneyimlerinde veya konuşmalarında başka bir şeyle bağlantılı olduğunu belirtir. Altyazıda often associated with mum friends, term sözcüğünü açıklar. Bu, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir; tam biçimi a term that is often associated with mum friends şeklindedir. Often, bağlantının yaygın olduğunu söyler; her zaman geçerli olduğunu söylemez. Bu yapıyı fikirler veya şeyler arasındaki ilişkiyi anlatmak için kullanın. Tek başına, birinin diğerine neden olduğunu veya bir şeyin resmen bir gruba bağlı olduğunu ifade etmez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki ‘yaygın olarak bağlantılı’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: In many cultures, white is ____ weddings.
Cevabı göster
often associated with
a time that parents arrange for their children to play together.
2:13ebeveynlerin çocuklarının birlikte oynaması için ayarladıkları bir zaman.
playdate: ebeveynlerin çocuklar için ayarladığı oyun zamanı
Playdate, çocukların birlikte oynaması için planlanmış ve genellikle bir ebeveyn veya bakıcı tarafından ayarlanmış bir zamandır. Sözcük hem planı hem de oyun buluşmasının kendisini ifade edebilir. Burada date, romantik bir buluşma değil, ayarlanmış bir etkinlik veya zaman anlamına gelir. Virgülden sonraki açıklama, aile yaşamıyla ilgili bu anlamı doğrudan verir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki aile yaşamıyla ilgili sözcükle tamamlayın: The parents arranged a ____ so the children could play together on Saturday.
Cevabı göster
playdate
But, according to the Oxford English Dictionary, Kalıp ifadeler
2:16Peki, Oxford İngilizce Sözlüğü'ne göre,
But, according to the ...: bilgi kaynağı göstermek
According to + kişi, kurum, belge veya başka bir kaynak, sonraki bilginin o kaynaktan geldiğini belirtir. Burada according to the Oxford English Dictionary, sorunun dayandığı yetkili kaynak olarak Oxford İngilizce Sözlüğü'nü gösterir. But, soruyu önceki konuşmaya bağlar ve bir karşıtlık ya da yön değişikliği gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp according to + kaynak biçimindedir; konuşanın kaynakla aynı fikirde olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi according to ile tamamlayın: ____ the school website, the library closes at six.
Cevabı göster
According to
Where does ... come from?: bir terimin kökenini sormak
Bu soruda come from, kökeni olmak veya bir yerden gelmek anlamındadır. Özne the term playdate olduğundan konuşan kişi fiziksel bir hareketi değil, sözcüğün kaynağını veya geçmişini sorar. Başka durumlarda da kullanılabilen Where does the term/word/name ... come from? kalıbı köken sormaya yarar. Tekil bir özneyle does + özne + come from kullanılır; bu nedenle come yalın fiil biçiminde kalır.
Alıştırma
Köken sorusunu come from ile tamamlayın: Where does the word robot ____?
Cevabı göster
come from
B, New Zealand or C, the United States of America?
2:26B, Yeni Zelanda veya C, Amerika Birleşik Devletleri mi?
I'm going to guess: emin olmadan cevap vermek
I'm going to guess, konuşanın vermek üzere olduğu cevabı tanıtır ve bunun yalnızca bir tahmin olduğunu açıkça gösterir. Buradaki be going to, önceden ayarlanmış bir gelecek planını anlatmaz; konuşanın o anda yapacağı tahmini başlatır. guess belirsizliği kabul ettiği için bu ifade, The answer is ... diyerek cevabı gerçekmiş gibi belirtmekten daha temkinli gelir. Tam emin olunmasa da cevap vermek istenen testlerde, sorularda ve samimi tartışmalarda kullanılabilir.
Alıştırma
Cevabı hedef ifade I'm going to guess ile tamamlayın: I am not sure, but I'm ____ this painting is from the 1920s.
Cevabı göster
going to guess
Yes. Well, we'll see at the end of the program. Anlatım akışı
2:35Evet. Peki, programın sonunda göreceğiz.
see at the end of the program: cevabı sonraya bırakmak
We'll see at the end of the program ifadesinde see, yalnızca gözlerle bakmak değil, o zaman öğrenmek veya bilmek anlamına gelir. Zaman ifadesi, cevabın ne zaman bilineceğini belirtir. Cümle bilgiyi düzenler: konuşan kişi cevabı şimdi saklar, sonunda açıklayacağını bildirir ve dinleyicilere dinlemeye devam etmeleri için bir neden verir.
Alıştırma
We'll see at the end of the program dinleyicilere ne anlatır?
- Sonunda bir ekrana bakmaları gerekir.
- Cevap zaten açıklanmıştır.
- Cevap sonunda belli olacaktır.
Cevabı göster
Cevap sonunda belli olacaktır.
For some mums, dropping their kids off at school reminds them of when they themselves were little Kalıp ifadeler
2:38Bazı anneler için çocuklarını okula bırakmak onlara kendi küçüklüklerini hatırlatır
reminds them of when: geçmiş bir deneyimi hatırlamak
remind someone of when + yan cümle yapısı, şu anda görülen veya duyulan bir şeyin, bir yerin ya da olayın bir kişiye geçmişteki bir zamanı hatırlatması demektir. Bu cümlede çocukları okula bırakmak anıyı tetikler; them ise geçmişi hatırlayan anneleri belirtir. İngilizcede of sözcüğünden sonra yalnızca isim değil, when ile başlayan bir yan cümle de gelebilir. Bu yan cümle, kişinin hatırladığı geçmiş dönemi veya deneyimi belirtir.
Alıştırma
Hatırlayan kişiyi me ile belirterek cümleyi remind someone of when yapısıyla tamamlayın: The smell of sunscreen ____ I spent every summer at my grandparents' house.
Cevabı göster
reminds me of when
under pressure to make friends: harekete geçmek zorunda hissetmek
be veya feel under pressure to + fiil yapısı, beklentilerin, taleplerin ya da kaygının kişiye bir eylemi yapmak zorunda olduğunu hissettirmesi demektir. Buradaki eylem make friends ifadesidir; baskı ise fiziksel bir kuvvet değil, sosyal veya duygusal bir baskıdır. to ile kullanılan mastar, baskıyla bağlantılı eylemi belirtir. Baskı başka insanlardan, bir durumdan veya kişinin kendi beklentilerinden kaynaklanabilir.
Alıştırma
Cümleyi under pressure to ile tamamlayın: During the final round, Maya felt ____ answer every question quickly.
Cevabı göster
under pressure to
Listen as mum Jane Cherrington-Cook describes these feelings to BBC Radio 4 program Woman's Hour.
2:45Anne Jane Cherrington-Cook'un bu duyguları BBC Radio 4 programı Woman's Hour'da nasıl anlattığını dinleyin.
The school gates take you back to being back at school. Deyimler
2:52Okul kapıları sizi tekrar okul günlerinize götürüyor.
take you back to: anılardaki geçmişe dönmek
Burada take you back to, bir şeyin geçmişteki bir zamanı hatırlatması veya insana yeniden o zamandaymış gibi hissettirmesi anlamına gelir. Okul kapıları okul günleriyle ilgili anıları ve duyguları canlandırır; kimseyi fiziksel olarak başka bir yere götürmez. Kalıp something takes someone back to + bir zaman, yer veya deneyim şeklindedir. to sonrasında bir isim öbeği ya da takes you back to being at school örneğindeki gibi -ing biçimi kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi take someone back to kalıbının doğru biçimiyle tamamlayın: The smell of sunscreen always ____ my childhood summers.
Cevabı göster
takes me back to
It is like you said, a high school clique. Kelime
2:55Dediğin gibi lisedeki bir klik (clique) gibi.
a high school clique: kapalı ve dışlayıcı bir grup
Bu cümlede a high school clique, okul ortamıyla ilişkilendirilen, üyeleri birbirine sıkı bağlı ve özellikle dışarıdan gelenleri hoş karşılamayan bir sosyal grubu anlatır. Bu etiket sosyal statüyü, dışlamayı ve gruba uyum sağlama baskısını çağrıştırır. Konuşan kişi clique sözcüğünü seçerek yalnızca bir grup insanı tanımlamaz; grubun kapalı veya dostça olmadığını eleştirir.
Alıştırma
Clique sözcüğünü en iyi hangi açıklama tanımlar?
- Dışarıdakileri dışlama eğiliminde olan, üyeleri birbirine yakın küçük sosyal grup
- Aynı yerde toplanmış herhangi bir insan grubu
- Bir öğretmenin ders verdiği resmî sınıf
Cevabı göster
Dışarıdakileri dışlama eğiliminde olan, üyeleri birbirine yakın küçük sosyal grup
and if you don't fit into one of those, Kalıp ifadeler
3:01ve eğer bunlardan birine uyum sağlayamazsanız,
it's really, really difficult to navigate. Kelime
3:03yolunuzu bulmak gerçekten, gerçekten çok zor.
fit into one of those: o sosyal gruplardan birine uyum sağlamak
Burada fit into, bir sosyal gruba ait olduğunu hissetmek ve grup üyeleri tarafından kabul edilmek anlamına gelir. Bir şeyin fiziksel olarak doğru boyutta olması anlamında kullanılmaz. One of those, daha önce sözü edilen sosyal çevrelerden birine gönderme yapar. İfadenin tamamı, bu çevrelerden hiçbirinin parçası olamamak anlamına gelir.
Alıştırma
Fit into hangi cümlede 'bir sosyal grubun parçası olarak kabul edilmek' anlamına gelir?
- All the books fit into the small bag.
- This key fits into the lock.
- Leo hopes to fit into his new class.
Cevabı göster
Leo hopes to fit into his new class.
really, really difficult to navigate: karmaşık bir durumla başa çıkmanın çok zor olması
Burada navigate mecaz anlamda kullanılmıştır. Fiziksel bir yol bulmak değil, karmaşık bir durumu anlamak ve yönetmek anlamına gelir. Söz konusu durum önceki bağlamdan belli olduğu için navigate edilen şey açıkça söylenmemiştir. Really sözcüğünün tekrarlanması konuşmada güçlü bir vurgu yaratır: bu sosyal durumla başa çıkmak son derece zordur.
Alıştırma
'New pupils may need help navigating the school system,' cümlesinde navigating ne anlama gelir?
- arabayla içinden geçmek
- haritasını çizmek
- anlamak ve başa çıkmak
Cevabı göster
anlamak ve başa çıkmak
and yet you're all there just because your children were born in the same year. Anlatım akışı
3:07oysa çocuklarınız sadece aynı yıl doğduğu için hepiniz oradasınız.
and yet: Beklenmedik bir karşıtlığı belirtmek
And yet, yeni cümleyi önceki sözlere bağlar ve önceki tabloya ya da beklentiye ters düşen bir karşıtlık belirtir. Burada anneler farklı gruplara ayrılmış gibi görünebilir, ama hepsi aynı tesadüfi nedenle oradadır: çocukları aynı yıl doğmuştur. Bu ifade çoğu zaman konuşanın karşıtlığı çarpıcı, ironik veya haklı göstermesi zor bulduğunu anlatır. Buradaki yet “ancak” anlamındadır; “hâlâ” veya “henüz değil” anlamında değildir.
Alıştırma
and yet ifadesinin beklenmedik bir karşıtlık belirttiği cümleyi seçin.
- The room was small, because everyone found a seat.
- The room was small, and yet everyone found a seat.
- The room was small, so everyone found a seat.
Cevabı göster
The room was small, and yet everyone found a seat.
just because your children were born in the same year: Nedeni sınırlamak
Just because + cümleciği, o cümleciği neden olarak sunar; just ise bu nedeni “sadece bu” ile sınırlar. Bu cümlede çocukların doğduğu yıl, herkesin orada olmasının belirtilen tek nedenidir. Bu ifade çoğu zaman nedenin dar, tesadüfi veya böyle bir durumu haklı çıkarmaya yetmeyecek kadar zayıf olduğu izlenimini verir. Buradaki just “az önce” anlamına gelmez; nedeni küçümser.
Alıştırma
just because ifadesinin nedeni tek bir dar etkenle sınırladığı cümleyi seçin.
- They invited him although he was famous.
- They invited him just after he became famous.
- They invited him just because he was famous.
Cevabı göster
They invited him just because he was famous.
Jane says that mums often form cliques, Kalıp ifadeler
3:14Jane, annelerin sıklıkla klikler (cliques) oluşturduğunu söylüyor;
form cliques: kapalı küçük gruplar oluşturmak
Form cliques, küçük ve dışa kapalı sosyal gruplar oluşturmak anlamına gelir; çoğu zaman grubun dışındaki kişilerin içeri alınmadığını ima eder. Bu cümlede mums özne, form “oluşturmak” anlamındaki fiil, cliques ise fiilin çoğul nesnesidir. Bu ifade, insanlar arasındaki sosyal düzenin zamanla oluşmasını anlatır; form burada “form doldurmak” anlamında değildir. Bu fikir için doğal eşdizim form cliques'tir; genellikle make cliques denmez.
Alıştırma
Bir toplum merkezinde insanların küçük ve kapalı sosyal gruplar oluşturmasını doğal biçimde anlatan cümleyi seçin.
- New volunteers sometimes fill cliques at the community center.
- New volunteers sometimes make cliques at the community center.
- New volunteers sometimes form cliques at the community center.
Cevabı göster
New volunteers sometimes form cliques at the community center.
and seem unfriendly towards others.
3:20ve başkalarına karşı dostça görünmeyen küçük insan grupları.
and a clique of glam mums who put on makeup and dress up. Notlar
3:27ve makyaj yapıp şık giyinen gösterişli anneler kliğine rastlanıyor.
put on makeup: kozmetik uygulama eylemini anlatmak
Put on makeup yüze kozmetik ürünleri uygulamak anlamına gelir; yani makyaj yapma eylemine odaklanır. Bu cümlede glam mums, dress up ile birlikte dış görünüşlerini hazırlamalarının bir parçası olarak makyaj yapan kişiler şeklinde anlatılıyor. Burada put on bir phrasal verb, makeup ise kozmetik ürünleri veya ortaya çıkan makyajı anlatan tek kelimelik isimdir. İsim olan makeup, yazım ve dil bilgisi açısından fiil öbeği make up'tan farklıdır; ancak akıcı konuşmada ikisi aynı duyulabilir.
Alıştırma
Bu cümlede özellikle kozmetik uygulamak anlamına gelen ifadeyi seçin: Before the interview, Maya went to the mirror to ___ and check her hair.
- wear makeup
- dress up
- put on makeup
Cevabı göster
put on makeup
dress up: özel ya da şık giyinmek
Burada dress up, normalden daha resmî, şık veya özel kıyafetler seçip giymek anlamına gelir. Bu ifade, glam mums denen annelerin görünüşleri için fark edilir bir çaba harcadığını anlatır. dress up bir öbek fiildir: up ifadenin bir parçasıdır ve yukarı yönü belirtmez. dress up for a party örneğinde olduğu gibi, hangi etkinlik için giyinildiği for ile belirtilebilir.
Alıştırma
dress ile kurulan ve "normalden daha özel kıyafetler giymek" anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: We always ____ for the school concert.
Cevabı göster
dress up
glam: gösterişli bir tarzı anlatan gündelik sıfat
Burada glam, mums sözcüğünden önce kullanılan gündelik bir sıfattır. Bakımlı, modaya uygun ve dikkat çekici bir görünümü anlatır; bu yüzden glam mums yalnızca düzenli veya güzel değil, özenle hazırlanmış ve göze çarpan anneleri ifade eder. Glam, glamour ve glamorous ile ilişkili kısaltılmış bir biçimdir. Glamour sözcüğü genellikle isim olsa da glam bu cümlede glamorous gibi sıfat görevi görür.
Alıştırma
a glam look ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?
- Fark edilmemek için seçilmiş sade bir görünüm
- Gündelik olsa bile temiz olan herhangi bir görünüm
- Dikkat çekmek için özenle hazırlanmış, modaya uygun bir görünüm
Cevabı göster
Dikkat çekmek için özenle hazırlanmış, modaya uygun bir görünüm
Problems start when someone doesn't fit into one of the cliques.
3:37Sorunlar, biri gruplardan hiçbirine uymadığında başlıyor.
you feel you belong and are accepted,
3:43oraya ait olduğunuzu ve kabul edildiğinizi hissedersiniz,
So, some mums feel rejected from cliques Kelime
3:47Bu yüzden, bazı anneler klikler tarafından reddedildiklerini hissediyor
feel rejected from cliques: kapalı gruplar tarafından kabul edilmediğini hissetmek
Bu cümlede feel rejected from cliques, küçük ve kapalı sosyal grupların sizi kabul etmediğini hissetmek anlamına gelir. Feel, bunun kişinin durumu nasıl yaşadığıyla ilgili olduğunu gösterir; birinin onu açıkça reddettiğini kanıtlamaz. Buradaki rejected, resmî bir başvurunun reddedilmesiyle değil, sosyal olarak kabul görmekle ilgilidir. Altyazıdaki kullanım anlaşılırdır ancak rejected by veya excluded from ile kurulan yaygın yapılardan daha az tipiktir.
Alıştırma
Noah'ı kabul etmiyor gibi görünen taraf kulüpse hangi cümle en doğaldır?
- Noah feels rejected from the club.
- Noah feels rejected by the club.
- Noah feels excluded to the club.
Cevabı göster
Noah feels rejected by the club.
and worry about their children being left out of playdates. Öbek fiiller
3:50ve çocuklarının oyun buluşmalarının dışında bırakılmasından endişe duyuyorlar.
be left out of playdates: oyun buluşmalarına dahil edilmemek
Be left out of + bir etkinlik, grup, konuşma veya liste, bunlara dahil edilmemek ya da davet edilmemek anlamına gelir. Burada ebeveynler çocuklarının oyun buluşmalarına davet edilmemesinden endişe ediyor; söz konusu olan sosyal dışlanmadır, kelimenin tam anlamıyla dışarıda bırakılmak değildir. Their children being left out yapısında being + left, worry about ifadesinden sonra edilgen bir -ing yan cümlesi oluşturur: çocuklar eylemi yapan değil, eyleme maruz kalan taraftır.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “dahil edilmemek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: No child should be ____ the class trip.
Cevabı göster
left out of
that's fine too: diğer sonucu da kabul etmek
Bu cümlede that's fine too, “o sonuç da kabul edilebilir” demektir. Konuşan kişi sonucu mükemmel diye övmüyor; fine sakin bir kabulleniş ifade ediyor. Too, ikinci olasılığı ilkine bağlar. İki kez kullanılan that's fine, konuşan kişinin kimseye baskı yapmak istemediğini gösterir: iki seçenek de kabul edilebilir.
Alıştırma
Örnekte that's fine too nasıl bir tutum ifade ediyor?
- Konuşan kişi iki olasılığın da mükemmel olduğunu düşünüyor.
- Konuşan kişi insanların arkadaş olmamasını kesinlikle tercih ediyor.
- Konuşan kişi iki olasılığı da kabul ediyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi iki olasılığı da kabul ediyor.
Being a mum is hard enough without adding more stress. Dilbilgisi
4:00Anne olmak daha fazla stres eklenmese de zaten yeterince zor.
is hard enough without adding...: fazladan yük eklemeden de yeterince zor
X is hard enough without Y kalıbı, X'in zaten yeterince zor olduğunu ve Y'nin gereksiz bir ek yük oluşturacağını anlatır. Burada anne olmak zaten zordur; daha fazla stres eklemek durumu yalnızca zorlaştırır. Enough yeterli bir miktarı değil, zorluğun derecesini belirtir. Without bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: without adding.
Alıştırma
Cümleyi hard enough without + add fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Planning the event is ____ last-minute changes.
Cevabı göster
hard enough without adding
as she explains to BBC Radio 4's Woman's Hour.
4:06tıpkı BBC Radio 4'teki Woman's Hour programında açıkladığı gibi.
I think I'd had um some really bad experiences at baby groups Kültür
4:10Sanırım bebek gruplarında bazı gerçekten kötü deneyimler yaşadım;
at baby groups: yüz yüze ebeveyn-bebek etkinlikleri
Baby group, bebeklerin veya çok küçük çocukların basit etkinlikler yapmak ve sosyalleşmek için bir ebeveyn ya da başka bir bakım verenle katıldığı yüz yüze bir buluşmadır. Bu ifade özellikle Britanya’daki ebeveynlik bağlamlarında yaygındır; parent-and-baby group ve baby-and-toddler group da benzer adlardır. Burada at baby groups, “bu buluşmalara katılırken” anlamına gelir. Sıradan bir çevrim içi grup sohbetini veya yetişkinlerin çocuklarını bırakıp gittiği bir bakım hizmetini zorunlu olarak ifade etmez. Bu arka plan, konuşmacının bu buluşmaları erken ebeveynlik dönemindeki tatsız deneyimlerle neden ilişkilendirdiğini anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu ebeveynlik bağlamında baby group nedir?
- Bebeklerin ve bakım verenlerin etkinliklere katıldığı yerel bir buluşma
- Yalnızca bebeklerin kullandığı çevrim içi bir sohbet odası
- Yeni doğanları tedavi eden bir sağlık ekibi
Cevabı göster
Bebeklerin ve bakım verenlerin etkinliklere katıldığı yerel bir buluşma
where you're trying to make your child do yoga or paint when they're four months old Dilbilgisi
4:14orada dört aylık çocuğunuza yoga yaptırmaya veya resim çizdirmeye çalışıyorsunuz,
make your child do...: make + kişi + fiilin yalın hâli
make your child do yoga or paint ifadesinde make ettirgen bir fiildir: bir kişi başka bir kişinin hareket etmesini sağlar veya ondan bunu yapmasını ister. Yapı make + kişi + fiilin yalın hâli şeklindedir. Your child nesnedir; do ve paint ise or ile bağlanan yalın fiillerdir. Etken bir cümlede bu fiillerden önce to kullanılmaz: make your child do denir, make your child to do denmez. Make fiilinin zorlama, talep etme, bir şeyi ayarlama veya yalnızca bir sonuca neden olma anlamlarından hangisini taşıdığını bağlam belirler; burada ebeveynin bebeğe bu etkinlikleri yaptırmaya çalıştığı anlatılır.
Alıştırma
Parantez içindeki fiili made sözcüğünden sonra gereken doğru biçimde kullanın: The coach made us ____ the drill again. (repeat)
Cevabı göster
repeat
and trying to bond with these other women Kalıp ifadeler
4:18bir de bu diğer kadınlarla bağ kurmaya çalışıyorsunuz,
bond with: duygusal bağ kurmak
Bond with someone, genellikle birlikte geçirilen zaman veya paylaşılan deneyimler sayesinde biriyle daha yakın bir duygusal bağ geliştirmek demektir. Burada trying to bond with these other women, diğer kadınlarla yakınlık ve güven oluşturmaya çalışmayı anlatır. Burada bond fiildir ve ilişkinin güçlenmesini ifade eder; yalnızca biriyle tanışmak veya konuşmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, ortak bir deneyimin konuşanın başkalarıyla daha yakın bir duygusal bağ geliştirmesine yardımcı olduğunu anlatır?
- Working on the project helped me bond with my new teammates.
- Working on the project helped me learn the names of my new teammates.
- Working on the project helped me sit beside my new teammates.
Cevabı göster
Working on the project helped me bond with my new teammates.
this is ridiculous: güçlü biçimde onaylamamak
Bu cümlede this, az önce sözü edilen durumun tamamını gösterir. This is ridiculous, konuşanın bu durumu saçma, mantıksız veya ciddiye alınmaya değmez bulduğunu ifade eder. Bu, tarafsız bir açıklama değil, güçlü ve olumsuz bir tepkidir. Burada ridiculous yalnızca komik anlamına gelmez; hayal kırıklığı, inanamama veya güçlü bir onaylamama duygusu taşır.
Alıştırma
Yargı: Resmî bir toplantıda bir iş arkadaşının önerisi hakkında doğrudan This is ridiculous demek genellikle kibar ve tarafsız bir yanıttır.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
and I pretty much straight away realized it was going to be just down to luck Notlar
4:22ve neredeyse anında, benimle aynı frekansta olan (click) birini bulmamın
pretty much straight away: neredeyse hemen
pretty much straight away bu cümlede 'neredeyse hemen' anlamına gelir. straight away zaman bakımından hemen olma anlamını verir; pretty much ise bu anlamı biraz yumuşatır. Bu nedenle konuşan kişi tepkisinin tam anlamıyla anlık olduğunu kesin biçimde söylemez. İfadenin tamamı realized fiilini niteler ve konuşan kişinin bu sonuca çok hızlı ulaştığını gösterir. Buradaki pretty, pretty much kalıbının içindeki bir zarftır; 'güzel' anlamındaki sıfat değildir.
Alıştırma
'Neredeyse hemen' anlamını vermek için cümleyi bu dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: I checked the map and ____ realized I was walking the wrong way.
Cevabı göster
pretty much straight away
just down to luck: yalnızca şansla belirlenen
Bu cümlede be just down to luck, 'yalnızca şans tarafından belirlenmek' anlamına gelir. Konuşan kişi, kafa dengi biriyle tanışıp tanışamayacağını tamamen kontrol edemez; just, şansın belirleyici etken olduğunu vurgular. Başka durumlara da aktarılabilen yapı be down to + isim veya isim öbeğidir. Bir sonuçtan sorumlu olan etkeni gösterir. Buradaki down to yön bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: A computer will pick one ticket at random, so the result is ____.
Cevabı göster
just down to luck
clicked with: hemen uyum yakalamak
Click with someone, biriyle tanıştıktan veya konuşmaya başladıktan kısa süre sonra aranızda rahat ve doğal bir uyum hissetmek demektir. Buradaki clicked with, bir düğmeye basmayı ya da tıklama sesi çıkarmayı değil, insanlar arasındaki uyumu anlatır. Somebody that I clicked with ifadesinde somebody, anlam bakımından with edatının nesnesidir. İngilizcede bu ilgi cümleciğinin sonunda with bırakmak doğaldır: I clicked with somebody yapısı somebody that I clicked with biçimine dönüşür.
Alıştırma
Cümleyi click with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: I met Lena yesterday, and I immediately ____ her.
Cevabı göster
clicked with
Jane says it's down to luck if she makes mum friends.
4:29Jane, anne arkadaşlar bulmasının şansa bağlı olduğunu söylüyor.
If you say something is down to luck,
4:32Eğer bir şeyin down to luck (şansa bağlı) olduğunu söylüyorsanız,
you mean it depends on chance rather than any skill or effort you make. Anlatım akışı
4:35bu, gösterdiğiniz herhangi bir beceri veya çabadan ziyade tesadüflere bağlı olduğu anlamına gelir.
depends on A rather than B: bir açıklamayı seçip diğerini dışlamak
Rather than, ilk açıklamanın kabul edildiği ve ikinci açıklamanın dışlandığı bir karşıtlık kurar. Burada sonucun bağlı olduğu etken olarak chance sunulur; skill or effort ise dışarıda bırakılır. Tam kalıp depend on A rather than B şeklindedir. Depend on iki tarafa da uygulanır; dolayısıyla anlam depends on chance rather than on skill or effort olur. A ve B’yi paralel biçimlerde kullanmak karşıtlığı izlemeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
The result depends on preparation rather than luck. cümlesinde rather than bilgiyi nasıl düzenler?
- Hazırlığın şanstan önce gerçekleştiğini gösterir.
- Hazırlığı açıklama olarak sunar ve şansı dışlar.
- Hazırlığın mı yoksa şansın mı daha önemli olduğunu sorar.
- Hazırlığı ve şansı eşit derecede geçerli açıklamalar olarak verir.
Cevabı göster
Hazırlığı açıklama olarak sunar ve şansı dışlar.
But, there's always the possibility you'll meet someone and click with them, Dilbilgisi
4:39Ancak, biriyle tanışıp onunla click (uyuşmak / aynı frekansta olmak) ihtimali,
there's always the possibility you'll ...: bir sonuç hâlâ mümkün
There's always the possibility you'll ... sonucu kimse kesin olarak bilmese bile o sonucun hâlâ mümkün olduğunu anlatır. Burada always, olasılığın devam ettiğini belirtir; sonucun her seferinde gerçekleştiği veya kesin olduğu anlamına gelmez. possibility sözcüğünden sonraki you'll meet someone bölümü, öznesi ve fiili olan tam bir yan cümledir. Yapı the possibility that you'll ... biçiminde genişletilebilir; özgün cümlede that atılmıştır. Olası bir umut, risk veya fırsattan söz etmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle trenin gecikmesinin hâlâ mümkün olduğunu doğru biçimde anlatır?
- There's always the possibility of the train will be delayed.
- There's always the possibility the train will be delayed.
- There's always the possibility the train to be delayed.
Cevabı göster
There's always the possibility the train will be delayed.
become friends as soon as you start talking.
4:43yani konuşmaya başlar başlamaz arkadaş olma ihtimali her zaman vardır.
Well, I know something that isn't down to luck, Neil,
4:46Şey, şansa bağlı olmayan bir şey biliyorum Neil,
playdate was first used in the Lincoln Daily Star newspaper in Nebraska, Dilbilgisi
5:06playdate ilk kez Nebraska'daki Lincoln Daily Star gazetesinde kullanılmıştır,
playdate was first used in ...: kayıtlara geçen ilk kullanım için edilgen yapı
Playdate was first used in ... basit geçmiş zamanın edilgen yapısını kullanır: özne + was/were + first + geçmiş zaman ortacı. Playdate kullanılan sözcüktür; bu nedenle was used, eylemi yapan kişiyi öne çıkarmak yerine sözcüğe ne olduğunu gösterir. Bu kalıp bir sözcüğün, adın, nesnenin veya yöntemin kayıtlara geçen ilk kullanımını bildirir. In bir yayın, yer veya yılı tanıtabilir. Önemli bilgi ilk kullanım olduğu için sözcüğü kullanan kişi çoğu zaman belirtilmez.
Alıştırma
Kayıtlara geçen ilk kullanımı belirten edilgen yapıyla cümleyi tamamlayın: The expression ____ a school newsletter in 2004.
Cevabı göster
was first used in
an arrangement that parents make for their young children to play together.
5:18ebeveynlerin küçük çocuklarının birlikte oynaması için yaptıkları bir düzenleme.
A clique is a small group of people who spend a lot of time together
5:22Bir klik (clique), birlikte çok zaman geçiren
and may seem unfriendly towards other people.
5:26ve diğer insanlara karşı dostane görünmeyebilen küçük bir insan grubudur.
Glam is short for glamorous, Kalıp ifadeler
5:29Glam, göz alıcı (glamorous) kelimesinin kısaltmasıdır,
meaning visually attractive and exciting.
5:31görsel olarak çekici ve heyecan verici anlamına gelir.
Glam is short for glamorous: X is short for Y kalıbı
X is short for Y kalıbı, X’in daha uzun olan Y sözcüğünün veya adının kısaltılmış biçimi olduğunu söyler. Burada glam, glamorous sözcüğünün kısa biçimidir. Bu kalıpta short fiziksel uzunluğu anlatmaz. is short for ifadesinin bütünü kısa biçimi tam biçimine bağlar ve kısaltılmış sözcükleri, kısaltmaları veya takma adları açıklamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Kısaltılmış bir sözcüğü açıklayan sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: Lab ____ laboratory.
Cevabı göster
is short for
you belong and feel accepted by them because you are similar to them.
5:36oraya aitsinizdir ve onlara benzediğiniz için onlar tarafından kabul edildiğinizi hissedersiniz.
If you say something is down to luck,
5:40Eğer bir şeyin down to luck (şansa bağlı) olduğunu söylüyorsanız,
you mean that it depends on chance or luck rather than any skill or effort you make.
5:42bunun beceri veya çabadan çok şans veya tesadüflere bağlı olduğunu kastediyorsunuzdur.
And finally, if you click with someone,
5:48Ve son olarak, eğer biriyle click (elektrik alırsanız / kaynaşırsanız),
you feel a friendly and positive connection when you meet them for the first time.
5:50onunla ilk tanıştığınızda samimi ve olumlu bir bağ hissedersiniz.
Why not head over to the BBC Learning English website Öbek fiiller
5:56Neden BBC Learning English web sitesine gidip
head over to: bir yere gitmenin veya birini yönlendirmenin dostça yolu
Head over to, bir hedefe «gitmek» veya «yönelmek» anlamına gelir. Burada head bir fiildir ve to hedefi belirtir. Bu cümledeki gibi hedef bir web sitesiyse ifade «web sitesini ziyaret etmek» anlamına gelir. Why not ile kullanıldığında güçlü bir talimat yerine rahat ve dostça bir öneri oluşturur. Aynı ifade fiziksel yerler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Bu gündelik eylem çağrısını hedef ifadeyle tamamlayın: For more details, ____ our website.
Cevabı göster
head over to
to find a quiz and worksheet for this program
5:59bu program için bir test ve çalışma kağıdı bulmuyorsunuz,
it's still fresh in your mind: anı hâlâ net
Burada be fresh in your mind, bir şeyin yakın zamanda gerçekleştiği ya da öğrenildiği için hâlâ açıkça hatırlanması demektir. Fresh burada mecazdır: yeni hazırlanmış yiyeceği değil, henüz silikleşmemiş bir anıyı anlatır. Still, anının şu anda açık kaldığını fakat daha sonra bulanıklaşabileceğini vurgular. When ile başlayan yan cümle; tekrar yapmak, soruları yanıtlamak veya ayrıntıları not etmek gibi bir eylem için en uygun zamanı gösterir.
Alıştırma
Talimatları birkaç dakika önce okudunuz ve ayrıntıları hâlâ açıkça hatırlıyorsunuz. Bu düşünceyi en iyi hangi cümle ifade eder?
- The instructions are still fresh in my mind.
- The instructions have been on my mind all day.
- I kept the instructions in mind when I made the decision.
Cevabı göster
The instructions are still fresh in my mind.